
Asubay Tefrikası-15
Bunda hiç şüphe yok!
Hattâ, dünyâ hukuk târihinde bile ilk olabilir…
Fakat; kara hukuk lekesi olarak bir ilk!..
İdâre etdikleri Orduyu babalarının çiftliği zanneden subayların,
O ordunun mensubu bir asubaya yapdığı bu zulüm, dünyâ hukuk târihinde görülmüş değil!
Muhbir Genelkurmay Başkanlığının yapdığı suç ihbârı ile;
Mahkemenin 1.124 gün sonra verdiği karâr ile;
* * *
Millî Savunma Bakanlığı,
Genelkurmay Başkanlığı,
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…
Dokuz ay içinde, hakkımda peş peşe tam 4 kere suç ihbâr etdiler!
Bu 4 suç ihbârından;
Üç ihbâr hakkında;
Cumhuriyet Savcısı “kovuşturmaya yer olmadığına” karâr verdi… Bu dosyalar kapandı.
Genelkurmay Başkanlığının ihbârı ise;
Soruşturma, kovuşturma ve karâra kadar gitdi.
Dâva tam 3 sene (1.124 gün) ve 6 celse devâm etdi.
Mağdur/Müştekiler:
Sanık:
Suç:
* * *
Atı alan Üsküdar’a geçmiş,
Fakat, dereyi henüz geçmemiş idi…
Çünkü iyi biliyor idi;
Dereyi geçer iken at değiştirilmez!
Dereyi geçer iken at değişdirilmez diyen,
Dereyi geçdi ve atı değişdirdi…
* * *
Dereyi geçenenin atı değişdirdiği gün,
Kendisi de gözden düşdü!
Lâkin, üfürüzmaları kaldı yâdigâr!..
5 senelik Bakanlığı döneminde astsubaylara en çok “müjde” veren, O!
Fakat astsubaylar için hiçbir şey yapmayan, O!
(https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/bakan-akardan-astsubaylara-mujde/1374672)
(https://twitter.com/tcsavunma/status/1517801534620418049?lang=en)
Dost, acı söyler!
emekliassubaylar.org → Eski Tüfek‘de yayımladığım makâlelerimdeki acı hakikâtleri hazmedemediği için
9 ay içinde hakkımda peş peşe 4 kere suç ihbâr eden gene O!
O, Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR…
* * *
Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR’ın Hakkımda Yapdığı/Yapdırdığı 4 Suç İhbârına Dâir Bilgiler;
emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek isimli köşemde neşretdiğim Asubay Tefrikası-8 isimli makâlem hakkında,
Millî Savunma Bakanlığı 20 Eylül 2021 târihinde;
Ankara Barosundan talep etdiğim avukat ile Ankara Emniyet Müdürlüğü, Güvenlik Şube Müdürlüğüne gitdim ve ifâdemi verdim. Verdiğim ifâdemde; Asubay Tefrikası-8 isimli makâlenin bana ait olduğunu ve benim yayımladığımı ikrâr etdim. Anayasa’dan neşet eden “düşünce ve kanaatı açıklama ve yayma özgürlüğü” hakkımı kullandığımı söyledim. Muhbir Millî Savunma Bakanlığının hakkımda yapdığı suç ihbârındaki isnâdın tamamını reddeddim.
KARȂR-1:
TCK Madde-301/4’e göre soruşturulması Bakan izinine bağlı olan bu ihbâr hakkında Adâlet Bakanı soruşturma izini vermedi.
Hakkımda muhbirlik yapmak için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına koşan Millî Savunma Bakanlığı,
Savcılığın bu red karârına itirâz edemedi.
Ve karâr kesinleşdi; “Kovuşturma yapılmasına yer yoktur!”
* * *
Hakkımda yapdığı bu suç ihbârında muhbir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı;
“Yaman hırsız ev sahibini basıdırır” vecizindeki “yaman hırsızı” oynadı.
Deniz Harp Okulunun “kuruluş târihi” konusunda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının, devletimizin resmî târihine karşı yapdığı hile ve ahlâksızlık dünyâ târihine geçecek kadar büyük bir rezâletdir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının yapdığı bu hile ve ahlâksızlığı târihimizde gündeme ilk getiren ve isbatlayan kişi ise Şükrü IRBIK’dır. Benim sözde tek suçum da Deniz Harp Okulunun “kuruluş târihi” konusunda bugüne kadar yapdığı hile ve ahlâksızlığı telâfi etmesini Deniz Kuvvetleri Komutanlığından lisan-ı münasip ile isdemek oldu.
Yakında neşredeceğim Asubay Tefrikası-16 isimli makâlemizde; Deniz Harp Okulunun “kuruluş târihi” konusunda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bu konudaki kirli çamaşırlarını inşallah, Türk kamuoyunun gözlerinin önüne dökeceğim.
Deniz Harp Okulu târihcesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığının yapdığı hileyi ifşâ etmek için;
Millî Savunma Bakanlığına uzun bir CİMER dilekcesi gönderdim.
Bu dilekceme Millî Savunma Bakanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı işlem yapmadı.
Fakat bu CİMER dilekcem hakkında muhbir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı;
TCK Madde-301/2’den Ankara Cumhuriyet Savcılığına hakkımda suç ihbâr etdi. e-devlet vasıtası ile gönderdiğim CİMER dilekcemde TCK Madde-125/1 mucibince “ihtilât sübut etmediği için” suç ihbâr etmek hukuken mümkün değil.
Fakat bunu bildiği hâlde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı;
Yanlış hesap, evvel Allah, Bağdat’dan döndü tabii ki…
Ankara Barosundan talep etdiğim avukatım ile Ankara Emniyet Müdürlüğü, Güvenlik Şube Müdürlüğünde ifâdemi verdim. Verdiğim ifâdemde; 2105829134 Sayılı CİMER dilekcesinin şahsıma ait olduğunu ikrâr etdim. Anayasa’dan neşet eden “düşünce ve kanaatı açıklama ve yayma özgürlüğü” hakkımı kullandığımı söyledim. Muhbir Deniz Kuvvetleri Komutanlığının hakkımda yapdığı suç ihbârındaki isnâdın tamamını reddeddim.
İfâdemi aldıkdan sonra polis memurları bana şu suâli sordular;
“Abi, seni ihbâr etmelerinin sebebi gerçekden bu mu yahu?”
Ben evet, bu, dedim. “Başka işleri güçleri yok mu imiş bu o… …..larının” dedikden sonra söylediklerini buraya yazsam; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı maazallah, bu polis memurları hakkında da hemen suç ihbâr eder.
KARȂR-2:
TCK Madde-125/1 mucibince “ihtilât sübut etmediği” gerekcesi ile
Cumhuriyet Savcısı kovuşturmaya yer olmadığına karâr verdi.
Hakkımda muhbirlik yapmak için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına koşan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı,
Savcılığın bu red karârına itirâz edemedi.
Ve karâr kesinleşdi; “Kovuşturma yapılmasına yer yoktur!”
* * *
Mensubu olduğum Deniz Astsubay sınıfının târihi hakkında yazdığım
Ve
emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek isimli köşemde yayımladığım,
Asubay Tefrikası 6-8 ve çeşitli makâlelerim hakkında;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na hakkımda suç ihbâr etdiler.
Avukat talep etmedim. Polis Karakolunda ifâdemi kendim verdim. Suç ihbârında söz edilen makâlelerin tamamını teşhis edemedim. Sâdece Asubay Tefrikası 6-8 isimli makâlemi teşhis edebildim. Bu makâlemi benim yazdığımı ve yayımladığımı da ikrâr etdim. Verdiğim ifâdemde; Anayasa’dan neşet eden “düşünce ve kanaatı açıklama ve yayma özgürlüğü” hakkımı kullandığımı söyledim. Muhbir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve muhbir Millî Savunma Bakanlığının hakkımda yapdığı suç isnâdının tamamını reddeddim.
Cumhuriyet Savcısı;
Her iki iddiânâmenin hazırlandığı târihler arasında sâdece bir gün olduğuna dikkat buyurunuz…
Suç duyurusunda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, ihbâr etdiği makâlelerimizin isimlerini dahi belirtmemiş! Hazırladığı suç ihbârı dosyasına makâlelerimizin ekran görüntülerini rastgele kesip kesip yapışdırmış!
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Asubay Tefrikas 6-8 isimli makâlem için aynı zamânda yayın yasağı da talep etdi. Fakat Cumhuriyet savcısı bu talebi dikkate almadı. ACK Madde-95/4’den de soruşturma açmadı.
Asubay Tefrikası 6-8 isimli makâlemi ben 02 Mart 2019 târihinde yayımladım. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ise bu makâlem hakkında 28 Aralık 2021 târihinde suç ihbâr etdi. İki fiil arasında tam 2 sene, 9 ay, 26 gün (1.033 gün) var. Velev ki, ben Şükrü IRBIK devletin Deniz Kuvvetleri Komutanlığını alenen tahkir ve tezyif etdim. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Asubay Tefrikası 6-8 isimli bu makâlemi ihbâr etmek için 28 Aralık 2021 târihine kadar hangi sâik ile, 1.033 gün pusuda bekledi?
İşde, bu suâlin biricik cevâbı var;
KARȂR-3:
TCK Madde-301/4’e göre soruşturulması Bakan izinine bağlı olan bu ihbâr hakkında
Adâlet Bakanı soruşturma izini vermedi.
Hakkımda muhbirlik yapmak için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına koşan Millî Savunma Bakanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı,
Savcılığın bu red karârına itirâz edemedi.
Ve karâr kesinleşdi; “Kovuşturma yapılmasına yer yoktur!”
Hakkımda yapdığı suç ihbârında muhbir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı;
İhbârı soruşturan savcıyı kendi aklınca tesir altına almak için “muhtelif zamânlarda hakkımda suç duyurusu yapıldığını” beyân etmiş.
Muhbir Deniz Kuvvetleri Komutanlığının zımmen ağzından kaçırdığı bu itirâf aslında;
Hakkımda suç ihbâr etmek için Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının ortak hareket etdiklerinin de açık bir itirâfı oluyor. Yazıklar olsun, hepinize…
Üçüncü soruşturmadan Türk hukukunun alması gereken ders şudur;
Millî Savunma Bakanlığının suç var dediği makâle hakkında Adâlet Bakanlığı suç unsuru yok dedi.
Aynı makâleyi devletin iki Bakanlığı farklı mütalaa ediyor.
Şu hâlde, bu iki Bakanlıkdan birisi kesin olarak hukuka aykırı işlem tesis ediyor.
Hangi Bakanlıkdır, bu? Bu suâlin cevâbını bulmak elbetde Türk hukukunun görevidir.
Vicdân sâhibi hukukcuları bu dosyayı tetkik etmeye ve gereken düzenlemeyi gündeme getirmeye dâvet ediyorum.
* * *
İhbâr sarmalına icâbet eden ilk devlet kurumu Genelkurmay Başkanlığı oldu. Burada dördüncü sırada okuduğunuz ihbâr; târih itibârı ile hakkımda yapılan ilk ihbârdır. Açıklaması uzun yer tutacağı için bu makâlede dördüncü sıraya aldım.
emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek isimli köşemde neşretdiğim 6 makâlem hakkında,
Genelkurmay Başkanlığı 21 Ekim 2021 târihinde;
Ve
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na hakkımda suç ihbâr etdi.
Ankara Barosundan talep etdiğim avukat ile Polis Karakoluna gitdim ve ifâdemi verdim. Verdiğim ifâdemde; suç ihbârı yapılan ekran görüntülerinin tamamının yayımladığım makâlelerime ait olduğunu ikrâr etdim. Anayasa’dan neşet eden “düşünce ve kanaatı açıklama ve yayma özgürlüğü” hakkımı kullandığımı söyledim. Muhbir Genelkurmay Başkanlığının hakkımda yapdığı suç ihbârındaki isnâdın tamamını reddeddim.
KARȂR-4:
Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT, Hulusi AKAR ve Yaşar GÜLER’in
Şahsıma isnâd etdikleri bütün iftirâlardan ve isnâdlardan beraat.
* * *
Geriye saralım ve
Millî Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığındaki figüranların tezgâhladığı
6 celselik bu iftirâlar kumpanyasının ibret dolu folimini
Başdan sona doğru, kare kare şöyle bir seyredelim…
* * *
İhbâr, soruşturma, kovuşturmadan sonra
Beraat karârına kadar giden mahkeme süreci şöyle başladı ve bitdi.
15 Temmuzdan iki sene sonra gazeteler “YAŞ’ta ilginç karar” isimli bir haber yayımladı.
Bu “ilginç” haberde;
“Çavuşlukdan generalliğe” yükselen “ilginç” bir subay var idi.
(https://www.habervitrini.com/cavusluktan-generallige-yukseldi/938879)
Hakkımda yapdıkları iftirâlar dolu ihbâr silsilesinin birincisini Genelkurmay Başkanlığı yapdı.
“Çavuşlukdan generalliğe” yükselen bu “ilginç” subay Genelkurmay Başkanlığında “ilginç” bir rapor hazırladı.
16 Ekim 2020 târihli raporunda “uygunsuz paylaşımlar” yapdığıma hükmeden bu “ilginç” subay;
Ben Şükrü IRBIK’ın “Deniz (Dz.)” Astsubayı olduğum yalanını söyledi.
Bu subay Genelkurmay Personel Başkanı olmuş!
Fakat ben Şükrü IRBIK’ın “Sâhil Güvenlik Astsubayı” olduğumu bilmiyor!
Aferim sana, Orhan Paşa…
Seni Paşa yapanlara da bravo!
Dâva konusu etdikleri 6 makâlemde ben Şükrü IRBIK;
İthâm etdiğim subayların isimlerini tek tek ve açık olarak yazdım.
Fakat
Hazırladığı ihbâr raporunda Genelkurmay Personel Başkanı Orhan Paşa;
İsim vermeden “Millî Savunma Bakanı ve emekli olmuş Genelkurmay Başkanları” diyerek lafı buğulamış!
Millî Savunma Bakanının adı belli; Hulusi AKAR
Fakat
Adama sormazlar mı? “Emekli olmuş Genelkurmay Başkanları” kimdir, isimleri nedir, diye!
Bu hilekâr tutumu ile Orhan Paşa aslında;
Dâva konusu etdiği 6 makâlemde isimlerini açık olarak yazdığım emekli subayların benim hakkımda şikâyetci olması için kendi aklınca bir “ihbâr kapısı” araladı.
Orhan Paşanın araladığı “ihbâr kapısının” açılmasını bekleyen kimileri de,
Bu emekli subayların kapısını çaldılar ve beni dâva etmeleri için onları ayartmaya çalışdılar.
Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’ın vârisi ne yazık ki bu tuzağa düşdü!
Fakat diğer emekli subaylar bu aracıları sikdir etdiler…
* * *
“Çavuşlukdan generalliğe” yükselen subayın hazırladığı
Ve
Şahsıma karşı iftirâlar ile dolu ihbâr raporuna,
Genelkurmay Hukuk Hizmetleri Başkanı Dr. Hâkim Albay Esat Mahmut YILMAZ balıklama atladı…
Hakkımda hazırladığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği 21 Ekim 2020 târihli suç ihbârında
Dr. Hâkim Albay YILMAZ, bana şu suçları isnâd etdi;
5237 Sayılı Türk Cezâ Kânunu;
1632 Sayılı Askerî Cezâ Kânunu;
Yukarıda gördüğünüz suç ihbârında Genelkurmay Başkanlığı,
Yayımladığım makâlelerimde isimlerini söylemediği subaylara “iftirâ” etdiğimi de iddiâ etmiş!
Fakat Genelkurmay Başkanlığının bu “iftirâ” isnâdına Cumhuriyet Savcısı hiç itibâr etmedi.
Celselerde de hâkim “iftirâ” konusunu hiç gündem etmedi.
Ve böylece
Hazırladığı suç ihbârındaki “iftirâ” iddiâsı Dr. Hâkim Albay Esat Mahmut YILMAZ’ın elinde patladı…
Daha da önemli husus şudur;
Dâva etdikleri 6 makâlemde emekli subaylara hamletdiğim ithâmlarımı savcı ve hâkim ibrâ etmiş oldu.
* * *
Cumhuriyet Başsavcısının İddiânâmesi
Hazırladığı 21 Haziran 2021 târihli iddiânâmesinde Cumhuriyet Savcılığı
Aşağıda gördüğünüz kânûn ve maddelerine muhalefetden cezâlandırılmamı talep eti.
5237 Sayılı Türk Cezâ Kânunu;
1632 Sayılı Askerî Cezâ Kânunu;
Muhbir Genelkurmay Başkanlığının talep etdiği cezâlara ilâve olarak
Cumhuriyet Savcısı ayrıca TCK Madde-53’den cezâlandırılmamı talep etdi.
Yukarıda gördüğünüz 2021/3699 sayılı savcılık iddiânâmesi hakkında üç hususu tavzih etmeliyim;
Benim Askerî Cezâ Kânununa göre muhâkeme edilemeyeceğini bildirdi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Askerî Suçlar Soruşturma Bürosu’nun bu karârına rağmen Cumhuriyet savcısı ilk dört celsede Askerî Cezâ Kânununa göre muhâkeme edilmemde ısrar etdi.
3. Üçüncü husus da şudur; savcı bu iddiânâmesinde, Askerî Cezâ Kânununa göre cezâlandırılmamı talep ediyor. Savcının iddiânâmesinde isnâd var fakat müşteki yok! Savcının bu gafını da hukukcuların takdirine bırakıyorum.
* * *
Yukarıda gördüğünüz Genelkurmay Başkanlığına ait 21 Ekim 2020 târihli evrağın Ek’inde 15 sayfalık sözde suç delilleri var. Karakolda ifâde verdiğim polis arkadaşlar bana gösderdiğinde göz ucu ile şöyle bir bakmış idim. Birer sûretini isdedim. Fakat polisler nâzik bir ifâde ile; savcılık evrağının sûretini şüpheliye vermelerinin mümkün olmadığını söylediler.
Savcılık soruşturması kovuşturmaya tahavvül edince öğrendim. Meğer ise bu 15 sayfalık belge; emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek isimli köşemde o güne kadar farklı târihlerde yayımladığım 6 makâlemden Orhan Paşa’nın “kes-yapışdır” yöntemi ile hileli olarak aldığı ekran görüntüleri imiş… Bunu yapar iken astsubay menşeli Orhan Paşa kurmay bir subay gibi kurnaz davranmış! Ve makâlelerimizin ekran görüntülerini kendi işine yarayacak fakat savcı ve hâkimi yanıltacak şekilde kesip biçmiş!
![]() ![]()
|
* * *
Esnafın birbirini dızladığı sazan sarmalı değil, bu!
Subayların bir astsubaya topyekûn hücüm etdiği mağdur, müşteki, sanık, vekil sarmalı…
Muhbir Genelkurmay Başkanlığının yapdığı suç ihbârı ile;
16 Ekim 2020 Cuma günü başladı…
Mahkemenin verdiği beraat karârı ile;
13 Kasım 2023 Pazartesi günü bitdi…
İhbâr, soruşturma, kovuşturma ve karâra kadar giden dâva,
Tam 3 sene (1.124 gün) ve 6 celse devâm etdi.
Katılan, mağdur/müştekiler:
Sanık:
Suç:
Başsavcılığın 2021/3699 sayılı iddiânâmesinde görüldüğü üzere;
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar GÜLER dâvaya “müşteki” sıfatı ile dâhil oldu.
Fakat karakolda doğru söyleyen Yaşar Mahkemede şaşdı! Ve “katılan” sıfatı ile dâvaya devâm etdi.
Katılan, mağdur, müşteki, sanık, vekil sarmalı da şöyle idi;
Yukarıda gördüğünüz üzere Hulusi AKAR ve Yaşar GÜLER;
“Kişi” olarak dâvacı olmalarındaki maksad; TCK Madde-125’e göre cezâ verdirmek,
“Kurum” olarak davacı olmalarındaki maksad ise; TCK Madde-301’e göre cezâ verdirmek idi.
* * *
Beşinci celsede yapdığım kısa savunma, dâvanın neticesini tâyin etdi.
Şöyle ki;
Beşinci Celsedeki Savunmam;
Cumhuriyet Başsavcısının Beşinci Celsedeki İddianâmesi;
Yukarıda gördüğünüz iddiânâmesinde savcı;
Yayımladığım makâlelerimde Yaşar GÜLER’e “farklı târihlerde sövdüğümü ve fiil isnâd etdiğimi” iddiâ etdi.
Fakat;
Dâva etdiği makâlelerimin hiçbirisinde Yaşar GÜLER’in adı yok!
Astsubaylar hakkında dişe dokunur iki sözü olsa idi şâyet; dâva etdiği makâlelerime Yaşar GÜLER’i de malzeme etmekden geri durmaz idim!
Bu iddiâsı ile savcı, aslında makâlelerimi okumadığını da zımmen itirâf etmiş oldu.
* * *
Karâr veren mahkemede görülen bu dâva hakkında,
Türk Milletinin bilmesi gereken önemli hususlar şunlar.
Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT Hakkında;
Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’ın vârisi benden şikâyetci oldu. Müştekinin şikâyeti üzerine hazırladığı iddiânâmede savcı; 11 Ekim 2017 târihinde yayımladığım Asubay Tefrikası 6-2 isimli makâlemizde müştekiye “kambur Yaşar” dediğim için ilk celsede hakkımda TCK-125’e göre “hakâret” dâvası açdı.
İkinci celsede;
Dördüncü duruşmada aynı savcı;
Hakkımdaki suç ihbârını yapanların Kuvvet Komutanlıklarına haber gönderip onların da dâvacı olmalarını isdediğini işitdim.
Bu da yetmemiş!
Makâlelerimizde isimi geçen emekli subaylara da aracı gönderip beni dâva etmeleri için ayartmaya çalışmışlar. Bu emekli subaylar, kendilerini tetikci olarak kullanmak isdeyen o şerefsiz aracıları sikdir etmişler!
Fakat Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’ın vârisi ne yazık ki bu tuzağa düşmüş!
Şikâyetci olmak yetmiyor tabii ki! İfâdesini almak için bu vârisi, mahkeme huzûruna dâvet etdiler. Fakat gitmedi…
Sonra aynı mahkeme, şikâyetci vârisin mahkemeye polis nezâretinde zorla getirilmesine karâr verdi. Ayakları suya eren bu vâris, şikâyetinden caydı.
Mağdur Fikriye Bengü BÜYÜKANIT CAYMAZ’ın Dâvadan Feragât Dilekcesi
Müşteki vâris şikâyetinden ferâgat etmese isi şâyet;
Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’ın TCK Madde-127’ye göre “tercüme hırsızı” olduğunu mahkemede isbat edecek idim. Asubay Tefrikası-8 isimli makâlemizde; Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’a niçin “tercüme hırsızı” dediğimi belgeleri ile anlatmış ve isbât etmiş idim. Savcı zahmet edip de bu makâlemizi okusa idi şâyet; Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’a isnâd etdiğim “tercüme hırsızı” nitelemesinin hukuken yerinde olduğunu kendisi de anlayacak idi.
* *
Sâdece muvazzaf askerler 1632 Sayılı Askerî Cezâ Kânununa göre yargılanabilir. Muvazzaf askerin yargılanması da bu Kânun Madde-95/6’ya göre Millî Savunma Bakanının izin vermesine bağlıdır. Her asker de bu hakikâti bilir.
Ben Şükrü IRBIK emekli asker olduğumdan dolayı Askerî Cezâ Kânununa göre muhakeme edilmemin hukûken mümkün olmadığını mahkemede ilk celseden itibâren söyledim. Bu buna rağmen mahkeme; hukûka aykırı olarak beni Askerî Cezâ Kânununa göre yargılamak için Millî Savunma Bakanından izin isdedi. Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR da hukûka aykırı olarak izin verdi. İlgili mahkeme ve Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR’ın şahsıma karşı yapdığı bu hukuksuzluk konusunda her türlü hakkım mahfuzdur.
* *
Hazırladığı 21 Haziran 2021 târih ve 2021/2699 sayılı iddiânâmesinde savcının
05 Nisan 2019 târihinde yayımladığım Asubay Tefrikası 6-9 isimli makâlemde
Hulusi AKAR’a hakâret etdiğimi iddiâ etdiği cümlelerim şunlar;
Şeklinde sözler ile sövmek, somut bir fiil ve olgu isnat etmek sûretiyle müştekinin şeref, onur ve saygınlığına saldırıda bulunmak.
İlk 4 celsede savcı bu iddiâsını hep savundu.
Fakat beşinci celsede ayakları suya eren savcı;
Hulusi AKAR hakkındaki hakâret iddiâsından çark etdi ve beraatimi talep etmek zorunda kaldı…
Yayımladığım makâlelerimde kendisine hakâret etmediğimi Hulusi AKAR biliyor idi.
Hakkımdaki şikâyetinden kendi lehine bir netice elde edemeyeceğini de gâyet iyi biliyor idi.
Fakat yeni makâle yazmak konusunda beni caydırmak, hattâ korkutmak için;
Kaybedeceğini başdan bildiği bu dâvaya müdâhil oldu. Ve kendi kazdığı fitne kuyusuna kendisi düşdü.
Başından beri bildiği bu neticeye Hulusi AKAR’ın kendisi herhâlde hiç şaşırmamışdır!..
* *
Genelkurmay Başkanlığının hakkımda yapdığı 16 Ekim 2020 târihli suç ihbârında Yaşar GÜLER;
Prof.Dr. unvânı olan bir avukatı da kendisine müdafii tâyin etdi; İsmet SAYHAN.
Savcının hazırladığı iddiânâmeyi görünce, benim gözlerim yuvasından uğradı…
Müdafii de savcının hazırladığı iddiânâmesindeki talebi aynen tekrarladı…
Çünkü;
Şaka bile olamayacak kadar bayağı ve ucuz iddiâlar olduğunu hemen anladım.
Yaşar GÜLER’in şahsıma atdığı iftirâlar da cabası…
Hukuk fakültesi birinci sınıf talebesinin ilk dersde öğrendiğini;
Yaşar GÜLER’in Prof.Dr. unvânlı avukatı öğrenememiş!
Çünkü;
Ben Şükrü IRBIK emekli asubayım. Askerlik ile hiçbir alâkam yok!
Bu hakikâtden dolayı Askerî Cezâ Kânununa göre muhakeme edilmemi isdeyenler akıllarını yemiş olmalı… Tabii, akılları var ise…
Türk Cezâ Kânununa göre cezâlandırmaya gelince…
Yaşar GÜLER 6 makâlemizi dâva konusu etdi.
Fakat dâva konusu etdiği bu 6 makâlemizin hiçbirisinde Yaşar GÜLER’in adı yok!
Yapdığı bu hile ile Yaşar GÜLER kânunun kendisine verdiği şikâyet hakkını suistimâl etdi.
Farkına varmadan da bize, karşı dâva açma fırsatı verdi.
Yaşar GÜLER’in Prof.Dr. unvânlı avukatı da dâva konusu edilen makâlelerimizi okumamış!
Fakat Prof.Dr. unvânlı avukat İsmet SAYHAN müvekkili Yaşar GÜLER’e hakâret etdiğim iftirâsını atıyor bana…
Mağdur değilsin, müşteki de olamazsın!
Şikâyet hakkını ancak suçdan zarar gören kullanabilir.
Senin adın yok! Şikâyet etme hakkın da yok, Yaşar GÜLER…
Fakat sen Yaşar GÜLER bütün bunları bilerek, kânuna karşı hile yapmaya teşebbüs etdin!
Hevesin de, evvel Allah, gursağında kaldı…
Hakkımda yapdığı suç ihbârında Genelkurmay Başkanlığının topladığı delillere bakdığımda şunları gördüm;
Birisinden tutduramazsak, diğerlerinden yakalar ve cezâ verdiririz diye düşünmüş olmalılar!
Fakat;
Astsubay çocuğu olan Yaşar GÜLER’in intikam hırsı gözlerini o kadar kör etmiş ki;
Dâvanın %95’ini yükledikleri makâlelerimizin hiçbirisinde Yaşar GÜLER kendi adının geçmediğini göremiş!..
Ben bu hakikâtı anladığımda; dâvayı %95 oranında kazandığımı en başından anlamış idim.
* * *
“Düşmân cezâ hukuku“ kavramına göre; düşmâna aşırı ve orantısız cezâ verilmelidir.
Emekli subay Prof.Dr. Mesut UYAR “subay-astsubay arasında düşmânlık var” demiş idi.
Suç ihbâr eden subaylar Mesut UYAR’ı haklı çıkarırcasına hakkımda resmen düşmân cezâ hukuku uyguladılar.
Kendisi de astsubay çocuğu olan
Ve dahi
12 Ocak 2022 târihinde yayımladığı “Astsubay Sorununun İhmal Edilen Boyutu” isimli makâlesinde Mesut UYAR;
“Astsubaylar arasında subay düşmanlığı doğdu!” demiş idi.
(https://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3440-prof-dr-mesut-uyar-a-mektup-1)
Şimdi, Mesut UYAR Hocamız;
Ve
Görevde iken “biz bir aileyiz” üfürüzması ile astsubayları narkozlayan,
Genelkurmay Bakanlığı yapmış ikisi emekli üç subay amaç birliği yapdılar.
Maksatlarının hak aramak olmadığını en iyi kendileri biliyor!
Yayımladığım makâlelerimdeki hakikâtleri hazmedemedikleri için
Emekli asubay ben Şükrü IRBIK’ı işde, böyle iftirâ dolu ihbârlar ile dâva etdiler…
Bu hâli ile bu dâva, Türk hukuk târihinde eşi-menendi görülmemiş bir dâva oldu…
Dosdun, dosda tavsiyesidir;
Şerefsiz dostun olacağına, şerefli düşmânın olsun derler!
Düşmânın bile düşmânına yapmayacağı bu zulümü,
İşde, bu subaylar, emekli asubay olan ben Şükrü IRBIK‘a yapdılar…
Yazıklar olsun üçünüze de…
* * *
Genelkurmay Başkanlığının dâva konusu etdiği ilk makâlemiz Bir Var İmiş Bir Yok İmiş!
Bu makâlemizi emekliassubaylar.org’da ben, 28 Haziran 2017 târihinde yayımladım.
Genelkurmay Başkanlığının hakkımda suç ihbâr etdiği târih ise 16 Ekim 2020.
Bir Var İmiş Bir Yok İmiş! isimli bu makâlemizi yayımladığım 28 Haziran 2017 târihi ile
Genelkurmay Başkanlığının hakkımda suç ihbâr etdiği 16 Ekim 2020 târihi arasında
Tam 3 sene, 3 ay, 18 gün var.
Bu makâlenin en önemli suâli şudur;
Hakkımda suç ihbâr etmek için
Genelkurmay Başkanlığı niye 3 sene, 3 ay, 18 gün bekledi?
Bu suâlin cevâbını bulmak için târihde geriye doğru kısa gezi yapmamız gerekecek.
Sene 2014.
emekliassubaylar.org’da Zihniyet Sürgünü isimli makâlemizi 13 Mart 2014 Perşembe günü yayımladım.
Aynı günün gecesinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL;
Bu dâvada,
Ankara 24. Asliye Cezâ Mahkemesi 19 Ekim 2016 târihinde karâr verdi. 2016/367 Esas, 2016/1510 Sayılı Karâr;
1 sene 2 ay 17 gün hapis cezâsı.
Cezâ dâvası devâm eder iken Necdet ÖZEL şikâyetinden ferâgat etdi.
Kuyrukcusu Yaşar GÜLER de şikâyetinden ferâgat etdi…
Fakat Hulusi AKAR dâvayı Danıştay’a kadar götürdü. Mahkemenin hakkımda verdiği “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” karârının iptâlini bile isdedi. Bir başka ifâde ile Hulusi AKAR, benim kânûnî hakkımı iptâl etdirmeye bile çalışdı. Aldığım 14,5 ay hapis cezâsının hemen infaz edilmesini talep etdi. Avucunu yaladı tabii ki…
3 milyon liraya câmi yapdırdığı söylenen,
13 bin lira maaş alan Hulusi AKAR,
Asgarî ücrete yakın maaş alan emekli astsubay ben Şükrü IRBIK’dan 20 bin lira mânevî tazminât isdedi.
*** Haberin yazıldığı Aralık 2017 senesinde;
1 ABD Doları: 3.77 TL idi.
3 milyon lira o gün 795.955 ABD doları ediyor idi.
795.955 ABD doları bugün kaç TL ediyor, onu da siz hesaplayın!
Benden 20.000 (yirmibin) TL mânevî tazminât isdeyen Hulusi AKAR’a mahkeme, sâdece 250 (ikiyüzelli) TL mânevî tazminâta hükmetti.
Bu karârı da İstinafa götürdü. Fakat karâr değişmedi elbetde…
Dâvanın görüldüğü günlerde istinafa gitmek için 6100 Sayılı Kânun göre tazminât mikdarının en az 41.530 TL olması icap ediyor idi. Hulusi AKAR ise benden 20 bin TL tazminât talep etmiş idi. Biraz utanması olan bir insanın, bu hakikâtler mucibince istinafa “gitmemesi” gerekiyor idi.
Fakat ilk derece mahkemenin aleyhinde verdiği karârı hazmedemeyen ve gözünü intikam hırsı bürüyen Hulusi AKAR Kânunun bu hükümüne kör bakdı. Dâvasını hiç utanmadan istinafa götürdü.
İstinaf mahkemesinin oybirliği ile aleyhinde verdiği karâr ile Hulusi AKAR bu Kânun tanımazlığının bedelini şedit bir hukuk tokadı yiyerek ödedi.
“Subay ve astsubay et ile tırnak gibidir; biz bir aileyiz” diyerek astsubayları narkozladığı günlerde Hulusi AKAR;
Ben Şükrü IRBIK’dan intikam almak için işde, böyle onulmaz bir hırs ile yandı, tutuşdu!..
Hulusi AKAR’ın emekli bir astsubaya karşı beslediği bu ne kin, bu ne hırs, bu ne öfke, bu ne biçim nefret böyle?
Hulusi AKAR’ın avukatı Dursun KARACA idi. Mahkemenin hükmetdiği 250 (ikiyüzelli) TL mânevî tazminâtı 2018 senesinde avukat Dursun KARACA’ya göndermiş idim.
Emekli astsubay ben Şükrü IRBIK;
Genelkurmay Başkanı iken Hulusi AKAR’a 2018 senesinde 250 lira “mȃnevȋ” tazminȃt ödedim.
Emekli subay Hulusi AKAR;
Millȋ Savunma Bakanı iken 2022 senesinde umreye gitdi…
Hem şu fȃnȋ dünyȃda “mȃnevȋ” huzur bulmak için
Hem de “ahiretini sağlama almak için” Hulusi AKAR’ın yapdığı umre ziyȃretine
Ben Şükrü IRBIK da emekli maaşımdan 250 lira “maddȋ” destek verdim.
Allah kabul etsin!
* *
Aynı mahkeme;
Hulusi AKAR ve Abdullah ARSLAN’a hakâret etdiğime hükmetdi. 14,5 ay hapis cezâsı verdi bana. Ve hükmün açıklanmasını 5 sene geri bırakdı.
19 Ekim 2016 târihinde başlayan bu 5 senelik hüküm, 19 Ekim 2021 târihinde sona erecek idi.
Hükmün açıklamasının geri bırakılması karârı şu demek;
5 sene içinde bir suç işlersen, önceki cezâ kesinleşiyor. Bir başka ifâde ile; 2020 ve 2022 senelerinde hakkımda yapdıkları 4 suç ihbârının herhangi birisinden bana cezâ verdirebilseler idi şâyet; ben, bu yeni dâvaya 14,5 ay kesinleşmiş hapis cezâsı ile başlayacak idim.
Gelelim şimdi, bu makâlenin en önemli suâlinin cevâbına…
Mahkemenin 2016 senesinde hakkımda verdiği 5 senelik “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” karârını bozdurmak için Hulusi AKAR;
Tam 3 sene, 3 ay, 18 gün pusuda beklemiş!
Pusuda beklemiş diyorum!
Çünkü; Hulusi AKAR’ın bu yapdığı düşmân cezâ hukûku değil de nedir, Allah aşkına?..
* * *
Türk Ordusunda 1951 senesinden beri mevcut olan “astsubay meselesi” hakkında,
2012 senesinden bugüne kadar yazıp yayınladığım makâleler ile ben Şükrü IRBIK;
Subayından, astsubayından, profesöründen muhataplarımı
Türk Milletinin huzûrunda alenen düelloya dâvet etdim.
Fakat hiçbirisi karşıma çıkmaya cesâret edemedi…
Şimdi anlıyorum ki;
Hesaplaşmak için düelloya dâvet etdiğim Hulusi AKAR
Mahkeme yolunda ben Şükrü IRBIK’a pusu kurmuş!
Ne diyelim! Herkes kendine yakışanı yapar!
* * *
2014 senesinde başlayıp 2016 senesinde biten ilk dâvada;
Genekurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL beni dâva etmiş idi.
Necdet ÖZEL’in kuyruğuna takılan II. Başkan Orgeneral Yaşar GÜLER de beni dâva etmiş idi…
Akabinde, ayakları suya eren Necdet ÖZEL şikâyetinden caymış idi.
Kuyruğuna takılan Yaşar GÜLER de şikâyetinden caymış idi.
2020 senesinde bu kez Hulusi AKAR benden dâvacı oldu.
Kuyrukcusu Yaşar GÜLER de gene kendine yakışanı yapdı! Bu kez de Hulusi AKAR’ın kuyruğuna takıldı ve benden dâvacı oldu..
Sarı yayımın bendi,
Ne tez unuttun andı.
Düşmânlar bile etmez,
Bana etdiğin fendi.
* * *
Sakın ha, bu subaylara pabuç bırakma! Valizin hazır! Kaç sene ise cezân, git yat! Görevde iken ben seni 25 sene bekledim! Gene beklerim! diyerek,
Mahkeme vetiresinde bana en büyük mânevî desdeği veren eşim Serpil Hanıma minnet borcum var.
Hukuk desdeği verilmesine öncülük eden meslek büyüğümüz Sayın Ersen GÜRPINAR’a,
Meslek çınarımız Jandarma Emekli Astsubay Sayın Mehmet KAYALI‘ya
Teşekkür ediyorum.
* * *
Mahkemeden elleri boş dönen Hulusi AKAR ve Yaşar GÜLER’in istinâfa gideceklerinden ben şüphe etmiyorum!
İstinâfdan sonra temyize gitmekde de tereddüt etmeyecekler…
Halep orada ise arşın burada!
Şu aşamadan sonra ortaya çıkacak yeni kararları da buraya yazacağım, inşallah.
* * *
Hemen yukarıdaki satırda gördüğünüz üzere;
İstinâf mahkemesinin kararını gene burada ilân edeceğimi söylemiş idim.
İşde, gün, bugündür. Bugün 25 Mart 2025 Salı.
İstinâf Mahkemesinin aşağıda gördüğünüz kararını postacı bugün teslim etdi. Asubay Tefrikası-15 isimli bu makâlemizin mütemmüm cüzü mahiyetinde olduğu için bu yazıyı bugün buraya ilâve etmek ihtiyâcı hâsıl oldu.
Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT, Hulusi AKAR ve Yaşar GÜLER;
Askerî Cezâ Kânunu ve Türk Cezâ Kânunu kapsamında emekli astsubay ben Şükrü IRBIK hakkında açdıkları dâvayı kaybetmişler idi.
Bunlardan Yaşar GÜLER;
Ankara 51. Asliye Cezâ Mahkemesinin aleyhinde verdiği karâra itiraz etmiş ve dâvayı istinâf mahkemesine götürmüş idi.
Dosyayı tetkik eden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Cezâ Dairesi;
Ve böylece;
Ankara 51. Asliye Cezâ Mahkemesinin hakkımda verdiği “beraât” kararını
Yaşar GÜLER’in istinâfa götürmesi bizim için evvel Allah, hayırlara vesile oldu…
İstinâf Mahkemesinin verdiği bu karar aşağıda görülen neticeleri ortaya çıkartdı.
Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT hakkındaki netice;
Kimi fincancı katırları gizliden elçi gönderdiler. Yaşar BÜYÜKANIT’ın kızını hakkımda dâvacı olması için ayartmaya teşebbüs etdiler. Kovuşturma esnâsında bu tuzağı fark eden Yaşar BÜYÜKANIT’ın kızı dilekce verdi ve dâvadan feragat etdi.
Hulusi AKAR hakkındaki netice; Bu makâlemizin yukarıdaki sayfalarında tafsil etdim. Hulusi AKAR’ın hakkımda açdığı bir dâvada Ankara 24. Asliye Cezâ Mahkemesi 2016 senesinde bana 1 sene 2 ay 17 gün hapis cezâsı vermiş idi. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hakkımı kullandığım için bu hapis cezâsını mahkeme 5 sene tecil edilmiş idi. İşde, hakkımda devâm eden bu 5 senelik tecil süresinin bitmesine aylar kala Hulusi AKAR bana karşı yeni bir dâva daha başlatdı. Bu böylece Hulusi AKAR beni iki kere cezâlandırmak isdedi. Bu sinsi tavırı ile Hulusi AKAR kendi aklınca bana HAGB tuzağı kurdu. Fakat istinâfın verdiği beraât kararı ile bu tuzak Hulusi AKAR’ın elinde patladı.
Yaşar GÜLER hakkındaki netice; Hulusi AKAR ve Yaşar BÜYÜKANIT’ın kızının dâva etdiği makâlelerimizin hiçbirinde Yaşar GÜLER’in adı yokmuş. Ben de farkında değil idim. Dâva konusu edilince öğrendim. Harmanda izin yok, yemeye yüzün yok! Vaziyet böyle olduğu hâlde Millî Savunma Bakanı sıfatı ile Yaşar GÜLER dâvaya müdâhil olmak için üsdünü başını yırtdı. Kendisi de astsubay çocuğu olan Yaşar GÜLER’in emekli bir astsubaya karşı beslediği bu ne kin, bu ne hırs, bu ne biçim nefret, bu ne öfke böyle? İlk duruşmadan son duruşmaya kadar Yaşar GÜLER’in bu dâvaya müdâhil olamayacağını hâkime söyledim. Fakat Yaşar GÜLER’in bu tuhaf talebini mahkeme kabul etdi.
Subaylar emekli olup da kışlanın yüksek duvarlarının dışına salındıklarında bile emekli astsubayları kendilerinin emir eri gibi görmek huyundan bir türlü vazgeçemiyorlar. Sokakda emekli bir astsubay görseler handiyse “niye selâm vermedin çavuş” diyecekler. Bu zihniyet ile hareket eden Yaşar GÜLER de “astlık-üstlük münasebetlerini bozmak” fiilinden benim Askerî Cezâ Kânununa göre cezâlandırılmamı talep etdi. Duruşmaların hepsinde ben; emekli olduğum için Yaşar GÜLER ile aramda “astlık-üstlük münasebetinin” söz konusu olmadığını, bu sebepden dolayı da Askerî Cezâ Kânununa göre muhakeme edilmemin mümkün olmadığını hâkime söyledim. Talebimi sessiz kalarak reddeden mahkeme beni Askerî Cezâ Kânununa göre de muhakeme etdi. Bu suçlamadan da beraât etdim. Fakat mahkemenin beni Askerî Cezâ Kânununa göre yargılaması da yanlış idi.
Duruşmada Yaşar GÜLER’i Prof.Dr. İsmet SAYHAN isimli esrârengiz bir avukat temsil etdi. Bu avukat benim Askerî Cezâ Kânununa göre “astlık-üstlük münasebetlerini bozmak” fiilinden cezâlandırılmamı talep etdi. İlk duruşmadan son duruşmaya kadar mahkemenin beni Askerî Cezâ Kânununa göre muhakeme edemeyeceğini söyledim. Fakat mahkeme, emekli askerin bile Askerî Cezâ Kânununa göre yargılanabileceğine hükmetdi. İstinâf Mahkemesi Yaşar GÜLER’in avukatının talebi üzerine ilk derece mahkemesinin verdiği iki kararı da bozdu.
İki iddia ile hakkımda dâva açan Yaşar GÜLER’in avukatının her iki talebi de çöp oldu. Avukatlık mesleğinin de bir şânı, şerefi, hasiyeti vardır, değil mi? Avukatlar da şerefli, haysiyetli insanlardır. Kaybedeceğini başından bildiği bir dâvayı şerefli, haysiyetli bir avukat alır mı? Avukat İsmet SAYHAN bu kararı okuyunca besmele görmüş şeytana dönmüşdür herhâlde. Ben şahsen Prof.Dr. İsmet SAYHAN’ın yerinde olsam, istinâf mahkemesinin verdiği bu iki kararını okudukdan sonra avukatlık mesleğini bırakırım. İstinâf mahkemesinin “oybirliği” ile verdiği bu iki karardan sonra Prof.Dr. İsmet SAYHAN utanıp da avukatlık mesleğini bırakacak mı?
Ankara 51. Asliye Cezâ Mahkemesi hakkındaki netice;
İlk derece mahkemesinin Askerî Cezâ Kânununa ve Türk Cezâ Kânununa aykırı olarak verdiği bu iki kararı ben Şükrü IRBIK istinâfa zâten götürecek idim. Fakat müştekiler heyecanlı davranıp istinâfa bizden önce gitdiler. Bize de oturup istinafın bu iki mükemmel kararı vermesini beklemek kaldı.
İstinâf mahkemesinin verdiği her iki kararın da gerekceleri öylesine sağlam ki! Hakkı olduğu hâlde Yaşar GÜLER’in temyize gitmeye cesâreti kalmadı…
İstinâf Mahkemesinin verdiği bu iki mükemmel karar ile hukuk tecelli etdi, âdâlet yerini buldu.
İstinâf Mahkemesinin verdiği bu iki mükemmel karar ile;
Üçünün de Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı ve
Bunlardan ikisinin bu makâmlara ilâve olarak Millî Savunma Bakanlığı da yapmış bu emekli subayların
Emekli bir astsubaya karşı yargı sopasını kullanma tezgahları ellerinde patladı.
6 sene devâm eden bu beyhude dâvanın devlete mâliyetini bilenler hesaplasınlar.
Hâkimler, savcılar, kâtipler ve Adliye memurları, kağıt, mürekkep…
Devletin ve milletin bunca emeğini ve zamânının isrâf edilmesine sebep oldular.
Ve kaybedecekleri başından belli olan bu dâva Türk hukuk târihinin karanlık sayfalarında yerini aldı…
|
Emekli 3 subayın emekli bir astsubay hakkında 2020 senesinde başlatdığı Ve bugüne kadar 6 sene devâm eden bu dâvalar silsilesinden Her Türk vatandaşının anlaması gerek en önemli hakikât şudur; Anayasa’nın “fikir özgürlüğü” dediğini subaylar “hakâret” telakki ediyor… Subayların içine düşdüğü bu “zihniyet dalâleti” mutlaka tahlil edilmelidir. |
Kuvvet Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı yapmış,
Resmî kıyâfetlerini çıkartmadan Millî Savunma Bakanlığı makâmına zembil ile indirilmiş emekli subaylar;
Kaybedeceklerini başından bildikleri dâvayı emekli bir astsubay hakkında niye açarlar?
Bu suâlin cevâbını sosyologlar, psikologlar mutlaka vermelidir.
Netice itibârı ile;
Ya da
Bu makâlemizi okumaya dâvet ediyorum.
* * *
|
Ankara 51. Asliye Cezâ Mahkemesinin 13 Kasım 2023 târihinde verdiği 2022/120 Esas Sayılı karârı ile Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK;
|
Peş peşe karakol ifâdeleri, soruşturmalar, kovuşturmalar, duruşmalar devâm eder iken de boş durmadım!
Asubay Tefrikası-12, Asubay Tefrikası-13 ve Asubay Tefrikası-14 isimli makâlelerimizi bu arada yazdım ve târihe emânet etdim.
Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK;
Vicdânı hür, firki hür, irfânı hür bir Türk vatandaşıyım!
Haklı isem korkmam; haksızlığa uğramış isem susmam!..
Medenî olmak şartı ile fikirimi söylememe bu dünyâda hiç kimse mâni olamadı, olamaz!
Yazmaya devâm edeceğim.
Türk Milletine saygılarım ile ilân ederim.
Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.
|
Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız
|