Dolar 32,8206
Euro 35,0916
Altın 2.453,32
BİST 10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 34°C
Açık
Ankara
34°C
Açık
Sal 31°C
Çar 32°C
Per 30°C
Cum 28°C

Avrupa, Amerika, Rusya, Osmanlı, Atatürk ve Örmek

"Yazarların yazıları kendi düşünce ve sorumluluklarını taşır"
21/08/2012 8:54 PM
3

ataturk-cicegi

İlimden, fenden uzak kalarak, Avrupalıya okul açtırıp öğretmen ithal ederek yaşamını sürdürmeye çalışırken, Rusların “Doğu Sorunu” adı altında bölünmek istendiğinden İngilizlerin haber vermesiyle haberdar olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yöneticileri; Rusların Boğazları geçmesini istemeyen İngiliz ve Fransızların oyunları neticesinde 1856 yılında bitecek olan Kırım Savaşı 3 Temmuz 1853’te başlar. Savaş başlar ancak hazinesi boş olmasına rağmen, İngiliz ve Fransızların cephanesini savaş boyunca karşılama sözü de vermiştir Osmanlı İmparatorluğu. Derken paraya ihtiyaç olur ve 1853’te İngilizlerden ilk borç para alır. Fakat alınan bu borç para savaş masraflarını karşılamaya yetmez ve 1855’te alınan ikinci borç para ile “Borç Sarmalı” da başlamış olur. Başına örülen örgüden habersiz borç sarmalına dolanan ve 1865’te bırakın anaparayı faizini dahi ödeyemez duruma düşen Osmanlı İmparatorluğu’nun borç ödemesinin yönetimi için yabancıların baskısıyla 20 Aralık 1881’de Düyun-u Umumiye İdaresi kurulur.

İngiliz, Fransız, Hollandalı, Alman, İtalyan ve Osmanlı temsilcilerden oluşan Düyun-u Umumiye İdaresi’nin  yedi kişiden oluşan “Düyun-u Umumiye Meclisi” İstanbul Lisesi’nde 20 Aralık 1881’de faaliyetine başlar.

İngilizin, Fransızın, Rusun, Almanın başına ördükleri çoraptan habersiz Osmanlı yönetimi, borç batağından sonra dünya çapında “Hasta Adam” olarak anılmaya başlar. Ekonomik çöküşün ardından başlayan ayaklanmalar yoluyla Osmanlı’nın toprak kayıpları, I’inci Dünya Savaşı ile zirveye ulaşır. Ve nihayetinde İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı General Franchet d’Esperey’in İstanbul Limanı’nda Cevat Paşa ve İngiliz General Wilson tarafından 23 Kasım 1818’de karşılanmasıyla “Hasta Adam” Osmanlı’nın ölümü gerçekleşir ama ilan edilmez, çünkü paylaşım sorunu yaşamaktadır işgalciler.

Askeri gücünü yitirmiş, ilmiyle, siyasetiyle, teknolojisiyle dünyayı  izleyemez olmuş olan Osmanlı’nın başına çorap örenlerin bugün de el ele, kol kola oldukları ve dünyayı yaşanmaz hale getirdikleri gören gözler için, gözler önündedir.

İngilizin, Rusun, Fransızın başına ördüklerinden habersizce hazinesinde parası olmadan Ruslarla savaşa tutuşan, bunun yanında İngiliz ve Fransıza cephane temin eden, Hasta Adam olarak anılan, bir zamanlar Cihan Devleti  Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde yer alan, tam da ekonomik iflasından sonra Düyun-u Umumiye İdaresi’nın kurulduğu 1881 yılında,  sarışın mavi gözlü, sağlıklı bir çocuk dünyaya gelir, Selanik’te.

Babasının vefatı, annesinin başka bir insanla evliliği ve bunların getirdiği sıkıntılarla büyüyen çocuğun askerlik mesleğini seçmesi, gündelik yaşamdan sıyrılarak o yaşlarda ülke meselelerine ilgi duyması,  ülkesindeki ticaret merkezlerine ait yabancı tabelalardan dahi ekonomik işgalin farkına varması, subay olduktan sonra da ülke meselelerine olan tutkusu ve yabancılarca devletinin başına örülen kötü  gidişin farkında oluşu; Mustafa Kemal’in işgalcilere karşı vatansever Türk insanıyla sabırla, ilmek ilmek geliştirdiği dostlukları  gün gelir yedi düvele karşı verilen savaşlar sonrası Tam Bağımsız Türkiye ile sonuçlanır.

Mustafa Kemal; bir bakmışsınız Trablusgarp’ta, bir bakmışsınız Diyarbakır’da, Şam’da, Toroslar’da, Bitlis’in dağlarında, Çanakkale’de, Samsun’da, Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta, Afyon’da, İzmir’de.. Üstün zekâsı, milletine bağlılığı, öncülüğü ve cesaretiyle hep vatan savunmasında yedi düvele karşı.

Yedi düvelin işgalinden kurtardıkları vatan toprağını tam bağımsız hale getirdikten sonra eğitimde, medeni yaşamın gelişmesinde, ekonomide, sanayide de hep öncü, Mustafa Kemal.

On iki milyonluk nüfusun Arap alfabesi ile okuryazar oranı 1923’de %2’ler civarında. Halkın çoğu, yerde gördüğü gazete parçasının üzerindeki yazıyı Kur-an’dan ayet zannederek yüksek bir yere koyuyor. Hal böyleyken, eğitimde açtığı çığırla okuryazar oranını 1936’da %17’lere çıkartan; Kur-an’ı Türkçeye çevirterek her Türk evladının tek başına kitabını anlamasına sunmasıyla; tekstil başta olmak üzere, tarımda, sanayide, kara, deniz, hava ulaşımında, sağlıkta, adalet sisteminde, bankacılıkta, yeniden bir ordu kurulmasında, devlet idaresinde çağdaş kurumlar meydana getirmesi ve bütün bunları milletiyle birlikte büyük bir heyecan içerisinde yapması, barıştan yana olması; her alanda güçlü, tam bağımsız bir Türkiye meydana getirerek, asırlardır Türk insanın ardından kuyu kazan, başına türlü türlü çorap ören AB-D ve Rusya’nın oyununu bozmuş olması, Dünya üzerinde sözü geçen, itibarı olan bir Devlet meydana getirmiş olması, halen o ülkelerce hazmedilmiş midir acaba?

Ekonomisi, siyaseti iflas etmiş, başkenti dâhil, toprakları işgal edilmiş, silahlarına el konularak ordusu terhis edilmiş olan bir milleti yeniden şahlandıran Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, zekâsıyla, yedi düvelin Türk milletinin başına ördüğü tüm olumsuzlukları  ortadan kaldırmış bir lider.

Günümüz siyasetçisi, siyasetçi olarak varsa şayet onu da ATATÜRK’e borçlu. Ancak gelin görün ki O’nun sayesinde siyaset yapan siyasetçi icraatlarında, konuşmalarında O’nu yermeye çalışıyor. Hâlbuki terk-i diyar eylemiş, hakkında söylenene cevap veremeyecek durumda olan bir kimsenin ardından konuşmak kültürümüzde yoktur. Kaldı  ki ardından konuşulan kişi milletimiz için çok fedakârlıklar göstermiş bir insan.

Başbakan Tayyip Erdoğan, 17 Ağustos günü 22 kilometrelik Kadıköy-Kartal Metrosu’nun açılışını yaptıktan sonra basın mensuplarının sorusu üzerine: “Türkiye’yi biz karayollarında nereden aldık, hangi ağlarla donattık, demiryolunu nereden aldık hangi ağlarla donattık, biliyorsunuz 10. Yıl Marşı’nda geçer, demir ağlarla ördük falan… Neyi ördün, hiçbir şey örmüş falan değilsin. Ortada duranlar belliydi. Demir ağlarla şimdi Türkiye’yi biz örüyoruz.” demiş.

Atatürk’ü yerme, yerden yere vurma yarışı nedendir, anlamak güç.

Geçen günler içerisinde bir camiye geçici olarak atanmış, sözleşmeli genç bir imam ile tanıştık. Kendisi sarığı, cüppesi, uzun sakalı ve kemersiz şalvarıyla devlette görev almış, cami dışında da böyle dolaşmayı tercih ediyor. Merhabadan sonra ilerleyen sohbet içerisinde o da,  “Atatürk bu kıyafetle dolaşmamızı yasakladı, din adamlarını astırdı,  Çanakkale’de asıl başarı başkasınındır” diyerek epeyce gıybet etti. Hâlbuki gıybet ettiği Atatürk, şu anda İslamiyet’in en iyi yaşandığı Türkiye’yi kuran kişi, onu bile anlamış değil. Onun yanında kendisi sözleşmeli, neden sözleşmeli olduğunun farkında bile değil.

Şimdi, hakkında gıybet edilen Gazi Mustafa Kemal’e bakınca, her şeyden önce; O’nun savaş alanlarındaki yönetme sanatından kaynaklı yenilmezliği, İngiliz himayesi, Amerikan mandası dururken, milletini bağımsızlığa kavuşturmadaki öngörüsü, başarıları TBMM’ce ATATÜRK soyadıyla taçlandırılmış.

Bugün yapılan her güzel şey onun eserlerinin geliştirilmesi, çağdaş  muasır medeniyet seviyesine ulaşılması ve üstüne çıkılması  hedeflerinin gerçekleştirilmesinden başkaca bir şey değildir. Bu nedenle gören gözler O’nu anlamakta, diğerleri ise anlamakta güçlük  çekmekte olsa gerek. 

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinden itibaren devleti idare etmiş olsa bile ki öyle değil, o halde bile, hesap bilmeyenler için yazalım: Bedenen ölüm tarihi 1938 – Samsun’a çıkış tarihi 1919= 19 yıl.  Cumhuriyetin ilanı 1923’den alırsak 17 yıllık bir devlet yöneticiliği var.

Şimdi, Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılı ile 1938-39 yıllarına ait bazı verilere bakalım: 

Eğitim:

1923 yılında 1938 yılında Artış oranı
İlkokul Sayısı 4894 6700 %36
İlkokul Öğrencisi Sayısı 341.941 764.691 %132
İlkokul Öğretmeni Sayısı 10.238 15.775 %54
Genel Lise Sayısı 23 68 %195
Fakülte ve Yüksek Okul Sayısı 2 7 %350
Bayan Öğretim Elemanı 0 99 % 10.000

Ulaşım

1923 yılında 1938 yılında Artış oranı
Demiryolu (km) 4.559 8.637 % 89,4

                        

Atatürk başka ne yapmış…

Çöken İmparatorluğun borcu: Mahfi Eğilmez’in 11.12.2011 “Osmanlı’dan Devraldığımız Borçlar”  başlıklı yazısından okuyalım:

“Osmanlı’dan devralınan borçların ödenmesi 1954 yılında bitirildi. İlk dış borçlanma 1854 yılında yapıldığına göre bu borçların tasfiyesi 100 yıl sürmüş oluyor. Osmanlı’dan devralınan borçlar 145 milyon Osmanlı  altın lirası tutarındaydı. Bu da o dönemin milli gelirinin yaklaşık yüzde 65’i ediyor.  Bugünkü koşullarla düne bakıp devralınan borç miktarının söylendiği kadar yüksek olmadığı tezini ileri sürenler bu borcu aynı mantıkla bugünkü değerlerle hayal etmeye çalışırlarsa kabaca 500 milyar dolarlık bir borç yüküne denk geldiğini göreceklerdir (Bugünkü GSYH’mız 750 milyar dolar olduğuna göre bunun yüzde 65’i 488 milyar dolar eder.)”(*)

I’inci Dünya Savaşı bitince yedi düvelin işi bitmiş mi oldu?

Hatay sorunu, nüfus mübadelesi, uluslararası anlaşma/sözleşmeler, adeta birer misyoner yetiştiren yabancı okulların durumu, sayısı  bir düzineyi bulan iç ayaklanmalar, İngiliz destekli Şeyh Said isyanı ve bu isyan nedeniyle Musul’un kaybedilmesi… Karadeniz’in sarp dağlarına yerleşen ve sayıları 25 bine ulaşan Pontus eşkiyasının F-16, Kobra, Heron, uydu teknolojisi, telefon dinlemesi olmadan ortadan kaldırılması ve daha pek çok mücadele… Bütün bunlara rağmen meydana getirilen ve yeni nesle bırakılan Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti…

Cevap veremeyeceklerin ardından konuşulmamalıdır.

Cevap veremeyecek durumda, bugün aramızda olmayan, üstelik de varlığımızı,  ülkemizin bağımsızlığını, demokrasimizi, özgür ülkemizde hür ibadetimizi yapmamıza vesile olan insanların ardından konuşmadan önce düşünmek lazım. Kaldı ki İslam inancına göre Kur’an-ı Kerim’in  Hucurat Suresi’nin  12’inci ayetinde “…Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah’a karşı takva sahibi olunuz..” buyrulduğu gibi, Hadis-i şeriflerde de “ölmüş insanın etini yemek” olduğu buyurulan “gıybet”i etmenin bir Müslüman için felaket olduğu bildirilmektedir.

Dünya üzerinde yaşamış liderlerden bir çiçeğe, bilim insanlarınca ”ATATÜRK ÇİÇEĞİ” adı verilen tek ve Ebedi Liderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ve çalışma arkadaşlarını, O’nun yolundan ilerleyenleri saygı, minnet ve şükranla anıyor, selamlıyoruz.

Milletler, tarihlerini bildiği, ders çıkardığı ve yaşanılan güne, çağa yorumlayarak uyguladığı oranda hür ve müreffeh yaşarlar.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.