Dolar 33,0413
Euro 35,9402
Altın 2.546,09
BİST 11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 34°C
Açık
Ankara
34°C
Açık
Pts 34°C
Sal 31°C
Çar 30°C
Per 29°C

19 Mayıs’a Giden Yol…

"Yazarların yazıları kendi düşünce ve sorumluluklarını taşır"
20/05/2011 11:53 AM
3

kurtulus-savasi

Kırım Savaşı’na giden yol…

Osmanlı toprağı olan Ortadoğu ve Kudüs’te bulunan Ortodoks Hıristiyanların koruyuculuğunun 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Rus Çarına verilmesi sonucunda bu durumdan rahatsız olan İngiliz ve Fransızlar da aynı bölgede yaşayan Katolik Hıristiyanları etki altına almak istemektedirler…

Rus ve İngiliz’in Osmanlı Devleti’ni etki altına alma rekabeti…

1838 yılında imzalanan ve İngilizlere üstünlük sağlayan Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması ve 1839 Gülhane Hattı Hümayunu (Tazminat Fermanı) da Ruslarda büyük bir rahatsızlık meydana getirir.

İngilizler, bir yanda Ortadoğu ve Kudüs’te etkili olmak isterken diğer tarafta Hindistan’daki Babür Devleti’ni ortadan kaldırma faaliyetini Osmanlı ve Ruslardan gizlemek istemektedirler… Bu amaçla İngiltere çareyi Osmanlı Devleti ile Rusya’yı karşı karşıya getirmekte bulur…

Kırım Savaşı her ne kadar Osmanlı ile Rusya arasında başlamış gibi görünse de aslında Rusya bir tarafta, İngiltere ve Fransa bir tarafta Osmanlı ülkesine hükmetme savaşıdır. 3 Temmuz 1853’te başlamış, 1854’te İngiltere ve Fransa’nın Osmanlının yanında yer almasıyla üç yıl sürmüş olan Kırım Savaşı’nda Silistre Kalesi’ni savunan 10.000 Türk askerinin 80.000 Rus askerine karşı kazanmış olduğu zafer Namık KEMAL tarafından “Vatan Yahut Silistre” eseri ile ölümsüzleşmiştir…

Savaş sonunda Ruslara yenilen Osmanlı Devleti, Rusya ile yapılan Antlaşma gereğince tazminat ödemeye mahkûm olur… Fakat savaş sırasında İngiliz ve Fransızların mühimmatlarını da karşılamış olan Osmanlı Devleti’nin kasasında tazminatı ödeyecek parası yoktur… Böylece Osmanlının “borç al ve emir al” dönemi ilk olarak 1854 yılında İngiltere ile başlar… İlk borçtan sonra borcu borç ile kapatma dönemi 20 Aralık 1881’de yürürlüğe giren ve İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan ve Hollandalı heyetlerden oluşan “Duyun-u Umumiye İdaresi” vergileri ile Türk insanının sofrasına kadar uzanır…

Dokumada el işçiliğinden makineye geçmiş, uçan mekik üretmiş, buharı, elektriği sanayiye uyarlamış, 1886 yılında ürettiği içten patlamalı motorla Endüstri Devrimi’ni tamamlamış olan Batılı Devletler ürettiklerine hammadde bulmak, yeni sömürgeler elde etmek amaçlı olarak kendisini eskisinden daha iyi durumda görmektedir… Ve hammaddelerin, petrolün çoğu Osmanlı Devleti sınırları içindedir… Onu onlardan almanın yolunu arayan ilimde, fende ilerlemiş olan emperyal güçler ilim ve fenden yoksun kalmış durumda olan Osmanlı Devleti’ni ele geçirmek için ittifaklar kurmaya başlar… Bu amaçla başlatmış oldukları I.Dünya Savaşı sırasında alel acele Almanya’nın yanında savaşa girmiş olan Osmanlı askerinin gerek denizde, gerekse karada yapılan savaşlarda üstün gelmesi İngiliz ve Fransa’nın müttefiki Rusya’da Çarlık rejimin yıkılmasının yanı sıra İngiltere’de hükümetin istifa etmesine de sebep olur…

Çanakkale’de kazanılan zafer diğer mazlum milletlere de örnek teşkil ederek emperyalistlerin kaygılanmasına sebep olur… Türk askerinin tüm çabalarına rağmen Almanların başarısızlıkları sonucu hükmen yenik düşmüş olan Osmanlı Devleti, ülkenin anahtarını İngilize, Fransıza, İtalyana veren, asker terhis ettiren, silahları teslim ettiren, lüzum görülen yerlerin işgaline olanak sağlayan Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imza etmek durumunda kalır…

Mondros’tan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz…

Vatan savunması için canını hiçe sayan vatanseverler, paşalar, subaylar, yazarlar, bilim insanlarını zor günler beklemektedir… Her biri gece, gündüz denilmeden kimisi görev dönüşü tren garında kimisi evinde, baskınlarla tutuklanıp Bekir Ağa Bölüğünde kendilerini bekleyen hücrelere konur… Halkın can, ırz, mal güvenliği kalmaz… Emperyalistlerden yana yayın yapan gazeteler kendilerince tutuklanması gerekenlerin listelerini yayımlarlar… Eğer listelerden tutuklanmayan olursa hükümeti eleştiriler, yaygarayı kopartırlar…

Padişah ve onun atadığı  üst düzey ve üst düzeylerin atadığı diğer idareciler, kurtuluşun İngilizin her dediğini yapmaktan geçtiğini düşünen, onu asla kızdırmak istemeyenlerden oluşturulmaya çalışılır… Tutuklanması isteneler tutuklanır, asılması gerekenler asılır, işgali istenen yerin işgali uygun bulunur olur…

Hal böyleyken içinde bulunulan durumdan kurtuluşun nasıl olacağına dair, tutuklananların dışında kalan vatanseverlerin gizli gizli, farklı farklı yerlerde, uzunlu kısalı bir araya gelişleri başlar… Bir araya gelişlerin temel gayesi içinde bulunulan durumdan nasıl kurtulabiliriz?

Geçmişteki söylemleri, savaşlardaki başarıları, hükümetlere yaptığı fakat uygulamaya konmadığı için sonradan haklılığı anlaşılan önerileri, kararlılığı, vatanseverliği, bilgisi nedeniyle vatanseverlerde oluşan olumlu kanaatler “bizi bu durumdan ancak Mustafa Kemal kurtarabilir…” söylemleri Mustafa Kemal’in liderliğini perçinler…

Kurtuluş  Mustafa Kemal’in önderliğindedir…

Mustafa Kemal yabancı  basını da yakından takip eder… Emperyalist hükümetler uzun süren savaş nedeniyle kendi ülkelerinde halklarına karşı zor durumdadır, oradaki anneler de oğullarını savaşlarda kaybetmekten bıkmıştır… Bunun yanı sıra sömürgelerinde başlayan başkaldırılarla da baş etmekte güçlük çekmektedirler emperyalistler… Bütün bunlara, Anadolu’da başlayacak olan kurtuluş hareketi eklenirse emperyalistlerin bunu göğüslemesi kolay olmayacaktır, der Mustafa Kemal…

Padişah, Sadrazam ve onların atadıklarının pek çoğu Mondros’u uygulamaktan yanayken ve uygularken, Mustafa Kemal gizli gizli yapılan toplantılarda arkadaşlarına Anadolu’da toplu hareketten bahseder…

Emperyalist işgal bölgesi olan Karadeniz’de Rum ve Ermenilere karşı Topal Osman’ca başlatılan mücadele İngilizleri rahatsız eder ve hükümetten tedbir alınmasını ister… Buraya atanacak bir komutan lazım… Daha önce teklif edilen komutanlık görevlerini usulünce geri çeviren, İstanbul’da bulunduğu süre içinde gece hayatı kamuflesiyle İngilizlerin tehlikeli adam listesinden düşmüş görünen Mustafa Kemal, yine kendisini gizlemeyi başararak etkili yerlerde kalabilen tek tük idarecinin katkısıyla IX. Ordu Müfettişliği’ne atanmak üzere 30 Nisan 1919 günü Padişahın iradesi alınır… Verilen yetkiler 5 Mayısta hükümetçe onaylanır ve esas olarak “emperyaliste ve onun maşalarına karşı Türklerin kalkışmasını önlemek amaçlı” olarak Mustafa Kemal IX. Ordu Müfettişliği’ne resen atanır…

15 Mayıs günü sabah 07:00’da İzmir işgal edilmiş… 16 Mayıs günü Samsun’a hareket edilecek… Başkenti işgal edilmiş bir devletin Padişahı olan Vahdettin ile Mustafa Kemal sarayda baş başa görüşür… Görüşmenin ardından 14:40’da 18 askeri personeli olmak üzere toplam 35 Türk evladı Bandırma Vapuru ile Galata Rıhtımından demir alır… Hemen yakındaki Kız Kulesinde içinde silah mühimmat ve kaçak var mı diye sıkı bir aramadan geçer… Temiz çıkınca, bir milletin kaderini değiştirecek olan Samsun’a doğru kutsal yolculuk başlar…

Kırım Savaşı ile başlayan kötü talih, Mondros ile tam teslimiyete dönüşmüşken Türk insanının Mustafa Kemal’in önderliğinde emperyaliste ve onların yerli işbirlikçilerine, yandaşlarına karşı göstermiş oldukları üstün çabaları 19 Mayıs’a giden süreci adeta ilmek ilmek işlemiş ve sonrasında milletçe yapılan her faaliyet başarıya ulaşarak; ilimle, fenle, kültürle Türk milletince ilelebet korunması gereken tam bağımsızlık, gelecek nesillere armağan edilmiştir…

Türk milletini yok edilmekten kurtaran, özgür ve bağımsız bir devlet kuran, kazandığı  zaferleri ilimle, fenle, sanatla, kültürle buluşturan, sağlam bir altyapı meydana getiren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, silah arkadaşlarını ve kurtuluş mücadelesine katkı veren ecdadımızı saygı ve rahmetle anıyoruz…

YORUMLAR

  1. ancestor363 dedi ki:

    Saygıdeğer büyüğüm;
    Şehitlerimize Allah’tan rahmet geride kalanlara ve Türk Milletine başsağlığı diliyorum. Maalesef yıllardır ordumuzun yanlış işleyen çarklarını haykırıp durmanıza rağmen fazla bir mesafe katedemedik ve maalesef böyle üzücü bir olayla iki dudak arası emirin kanuna baskın olduğunu, bazı iş bilmez amirlerin ikinci emre kadar devam emrinin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüş oluyoruz. Giden 25 cana ve geride kalanlara mı yanarsınız yoksa hâlâ görülmeyen gerçeklere mi yanarsınız. Ama bu mücadele azmiyle ve siz değerli büyüklerimizin yürekli yazılarıyla bu görmezlikten gelinen gerçekleri gözlerine soka soka bu yanlış uygulamaları bitireceğiz. Ağzınıza yüreğinize sağlık.

  2. TEKİNAY 1977 dedi ki:

    Denetlemelere hazıralıkta;
    Komutanım, günlük işlerimiz ve nöbetlerden uyumaya bile zaman kalmıyor dediğimizde ,bize “iyi ya işte : – akşam 17’den sabah 08’e kadar zamanınız var” diyorlardı !

  3. Osman Ada dedi ki:

    SİTEMİZ FORUM BÖLÜMÜNDEN ALINTIDIR, FAZLA SÖZE GEREK YOK SAĞ OLASIN SN UMUR TALU
    [b]Yok bir asker merakla pim çekti yok top mermisi yere düştü gibi bilinmeyen şahitsiz mazeretleri boşverin Sn.Umur TALU son noktayı koymuştur, Olay Baskıdır,dayatmadır,tahakkümdür keyfi emirdir http://www.haberturk.com/yazarlar/umur-talu/776…mbiz-bir-elinde-ayna Eline yüreğine kalemine sağlık cesur yürek bu gerçeği görmezlerse daha nice facialar mutsuzluklar yaşanır[/b]