YETMİŞLİ YILLAR: GEÇTİ ZAMAN ÇILGINCA FIRTINALARLA!
Hava inadına puslu. Bir türlü güneşi göremiyorum. Sıcaklığını hissedemiyorum. Sanki şöyle aradan görebilsem bir…Bir görebilsem ah, ısınacak içim.
Fakat kararlıyım. Bu sisli, puslu havalar mahvedemeyecek beni. Yetmişli yılları yazacağım. Sokağa dökülen assubayları, eşlerini ve çocuklarını anlatacağım.
Önce iyi bir başlık bulmalıyım. Bulmalıyım ki, yazının da bir albenisi olsun. Vursun okuyanı daha ilk baştan. Mesela, o yıllara özgü nostaljik bir şarkı olabilir. Güzel ve anlamlı bir şarkı. Yoksa, Nazım’dan birkaç dizeyle mi başlasam?
Fakat Nazım da klasik oldu artık bee! Hele o amiral kendince iade-i itibar falan deyince!
O zaman Seyfi Baba’dan mı birkaç dize alsam?
Ama Seyfi Babayı kimse tanımaz bilmez ki! En iyisi yazı ilerleyince bir şeyler koyarım Seyfi Baba’dan. Evet, şarkı daha güzel bir fikir. Bir arayalım bakalım.
Buldum.Yaşasın buldum! Nil Burak söylüyor, ama ne güzel söylüyor. İşte bu şarkı, o günler için yazılmış sanki, cuk oturdu Vallahi:
O yılları yaşadık biz sonsuz heyecanla
Her aşktan bir şarkı kaldı dudağımda
Deli gönül öğrendi yalnızlığında
Dostla dönmeyi en güçlü sevdalarda
Geçti zaman çılgınca fırtınalarla
Yaşadık hiçbir şey beklemeden o yıllarda
Her aşktan bir şarkı kaldı dudağımızda
O yılları yaşayanlar, kendisini Assubay hakları için cesurca en öne atanlar, sözüm size. Bu şarkıyı o günlerin hatırına dinleyin olur mu? Yad edin o güneşe sevdalandığınız, umuda kürek mahkumu olduğunuz günleri.. Ben sevdim bu şarkıyı ve o günlerin anısına sizler için seçtim.
Şimdi sıra hikayeye başlamakta. İlk cümleyi yazdım mıydı, arkası gelir nasılsa.
Ne diyordu, Bandırma’lı Abdullah? Nasıl anlatıyordu hikayesini? Onunla başlayalım, hatırla bir:
“Esk..hava üssü kapısındayız, yani nizamiye
Korkunç bir gürültüyle uçaklar inip kalkıyor
Sağımız solumuz silahlı asker
Sen ve ben yalnız ve silahsız..
– “Bandırma’dan geldim” diyorum nöbetçiye
– “O gelmeyen sen misin?” diyor
– “Bilmem o gelmeyen herhalde benim” diyorum
Ve bakıyorum gözlerine…
Çeviriyor telefonu, bir sürü karşılıklı konuşmalar
Havada Fantomlar uçuyor, duyulmuyor bazen konuştukları
Bekliyoruz, sıkıyorsun ellerimi sevgiyle
Askerler dolaşıyor elleri tetikte..
– “Bekleyin” diyor nöbetçi, “araba bulursak göndereceğiz“
Belki bir saat sürüyor bu bekleyiş, sıkıntı basıyor,
Bir an önce içeri girmek istiyoruz,
Dostlarımıza ,arkadaşlarımıza kavuşmak istiyoruz
Öff be ne zormuş tutuklanmayı beklemek..
Rastlantı mı ne, bir avukat geliyor nizamiyeye
Altında pırıl pırıl bir otomobil.
Askeri savcılığa gidiyor..
– “Alır mısın savcılığa” diyor gidiyor , beni gösterip
Alıyor yanına beni, kurtarıyor daha fazla beklemekten
– “Ne için gidiyorsun?” diyor orta yaşlı, kıvırcık saçlı avukat
– “Astsubayım , tutuklanmağa gidiyorum..“
– “Emin misin tutuklanacağına?..“
– “Elbette, giden dönmedi, hepsi içerde..“
Susuyor bakışlar, bir an sessizlik
Şimdi hikayeyi ta en başından anlatmaya başlayabiliriz işte.
Assubaylar kendilerini nasıl farketmişler, nasıl hak arama sevdasına düşmüşler bir bir yazabiliriz. “Görmüşüm kurs, almışım amirlerimden takdir” faslından vazgeçip, nasıl onurluca sokaklara dökülmüşler anlatabiliriz. Gaspedilen hak ve onurları için nasıl yiğitçe savaşmışlar, yazabiliriz:
UYANIŞ: ALTMIŞLI YILLARIN SONUYDU
69 Subay Bildirisini hazırlayan Deniz Teğmenleri, assubayları da davalarına ortak etmeye çalışmışlar. Hani şu Sarp Kuray, Ali Kırca falan! Fakat, o dönem, Deniz Assubaylarında fazla bir ışık görememişler. Açıkçası, bizimkiler vatanı kurtarmaya pek meraklı değillermiş. Çünkü, kendi dertlerinden, sorunlarından bir türlü vatan kurtarmaya vakitleri kalmıyormuş. Yine de kurtarılacak bir şey var mı diye düşünürken, kendi mazlumluklarını farketmişler. Kafalarında bir soru işareti, o günlerden bu yana öylece kalmış durmuş!
Öte yandan Deniz Kuvvetlerinde tutmayan devrim aşısı, Hava Kuvvetlerinde ilgi görmüş; İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Afyon, Kütahya, Kayseri, Merzifon ve Diyarbakır da görev yapan havacı subay ve assubaylar ile Hava Harp Okulunda bulunan devrimci öğrenciler 69 sonu ve 70 yılı başlarından itibaren örgütlenmeye başlamışlar.
Bu dönemlerde yapılan devrimci örgüt faaliyetlerinde assubaylar fazla etkili değildir. Fakat onlar için öğrenme süreci bir daha geri dönmemek üzere başlamıştır. Ülkeyi sosyalist bir devrimle değiştirme çabası içinde olanlardan çok şey öğrenirler. Niçin mazlum olduklarını, nasıl emir-komuta yapısı altında zulüm gördüklerini düşünmeye, sorgulamaya başlarlar. Askerlik mesleğinin, insan onuruna uygun bir yaşam için engel olamayacağını keşfederler. Rütbe olarak eşit olmasalar da emek olarak eşitten bile öte olduklarını öğrenirler. Nasıl hak aranacağını, organize olunacağını, bir eylemin nasıl kusursuz ve demokratik şekilde planlanacağını, kamuoyu ile nasıl iletişim sağlanacağını yaşayarak görür ve not alırlar. Uyanış başlamıştır. Bir yandan bu örgütlerle temaslarını sürdürürken, öte yandan kendileri için de bir şeyler yapabileceklerinin hayalini kurma aşamasına gelirler.
Dönemin devrimci gençlerinden öğrendikleriyle sistemi sorgulamaya başlamışlardır artık.
DARBELER ASSUBAYLARI İKİ KERE VURMUŞTUR
Şimdi tarihe not düşmek adına, yukarda sıralanmış maddeleri bir gözden geçirelim. Şöyle bir durup düşünelim. 1970 yılının başında sorunlarımız bunlarken, şimdi neredeyiz? Bu sorunlardan hangisi çözüldü, hangisi hala yüreğimizi sızlatıyor?
Madde-1 ve Madde-9: Assubayların subaylığa geçiş süreci hala sancılıdır. Assubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanlarla kısıtlanmakta ve bu düşük kontenjan sayıları, üst kademenin bu işe pek hoş bakmadığını göstermektedir. Ordunun komuta kademesi, subay yapısının Harp Okulu kaynaklı olmasına azami özen göstermektedir. Fakat şunu da belirtmeliyiz ki, artık assubaylıktan subaylığa geçen meslektaşlarımız, dört yıllık lisans eğitimini tamamlayarak, albaylığa kadar yükselebilmektedir. Ayrıca subaylık sınavı için şart koşulan süre dokuz seneden daha aşağıya çekilmiştir.
“Bilindiği gibi terfi kanununda assubayların subaylığa yükselmeleri derpiş edilmiş, ancak yetişme tarzları ve bilgileri bakımından açılan imtihanlarda muvaffak olan ve terfi eden pek azdır. Assubayların durumu ve bu mesele ile meşgul bulunan Erkanı Harbiyei Umumiye Reisliği, bunların bilgilerini kuvvetlendirmek ve subaylığa hazırlamak üzere kurslar açılmasını uygun görmüş ve bu husustaki gerekli hazırlıklara başlanmıştır.”
Görüldüğü gibi, 1950’li yıllarda assubaylıktan subaylığa geçiş özendirilirken, 1960 İhtilali sonrasında, her şey tersine dönmeye başlamıştır. Bu konuda ister istemez akla şu soru geliyor: ülke için hayırlı şeyler düşünüp vatanı kurtarmaya kalkanlar acaba bu vatanın öz evladı olan assubaylar hakkında neden hep geriye doğru adımlar atmaktadır? Hürriyet ve Anayasa Bayramı diye yıllarca kutlanan bu darbe, assubaylara da taşıdığı anlam itibarıyla bir şeyler vermiş midir, yoksa var olan iyimser havayı da alıp götürmüş müdür?
Assubayların maaşları hesap kitap edilmiş, kıyas tutulmuştur. “Bir Astsubay bile benden fazla maaş alıyor” teranelerine çanak tutulmuş, assubayların o maaşları hak etmek için nelere katlandığı görmezden gelinmiştir.
Assubaylar iki kere vurulmuştur. Her darbeden sonra, onlarla ilgili olarak çıkartılan yeni kanunlar, daha önceki kazanımları ham yapmış, hak ve adalet talepleri sil baştan olmuştur. Ordunun üst kademeleri her darbe sonrası, kendileri ile ilgili özel ve güzel kanun maddeleri çıkarırken, assubayları biraz daha ötelemeye, öteki yapmaya itina göstermiştir.
Bugünkü manzaraya bakınca söylenecek tek söz şudur: Gurur duyun ey generaller, çünkü ortadaki vahim tablo, her yönüyle tam olarak sizin eserinizdir!
Madde 2 ve Madde 4: Assubayların statü sorunu kağıt üzerinde halledilmiştir. Konumu ve yeri bellidir. Ayrıca Askeri Ceza Kanunundaki durumları da çağa yakışır şekilde düzenlenmiş, erbaş statüsü kaldırılmıştır.
Madde-3: Orduevlerinin birleştirilmesi için daha çok zaman geçmesi gerektiği belli. Çünkü, ordumuzda assubay sayısı, subay sayısından epey fazladır. Bu oranlar birliklerde nasılsa, şehirlerde de o şekildedir. Orduevleri birleştirildiği takdirde, subayların ve özellikle üst subayların konforunda eksilme olacaktır. Subaylara ait salonlar, kalabalık ve kendini geliştirememiş Anadolu çocuklarıyla dolacak (!), statü kavgaları çıkacak, tartışmalar birliklere kadar yansıyacaktır. Kimi yerde bu birleşik uygulama var olsa da, sorunsuz idame ediliyor olsa da, işin asıl sebebi; subayların kendilerini farklı hissetmeleri ve başka bir boyutta yaşıyor olmalarıdır. Bu yüzden dolayı, astları ile aynı ortamda olmaları çok zordur. Eğer bir gün Türkiye Cumhuriyeti’nde insanlar, statülerine değil de, insan olma onuruna değer vermeye başlarlarsa, o gün orduevlerinin, gazinoların ve kampların birleştirilmesi de mutlak yaşanacaktır kuşkusuz!
Madde-5: Sınıf Okulu ve Meslek Yüksek Okulu eğitim süresinin emeklilikten sayılması sorunu halledilmiştir. Tabi ki, 18 yaşınızı doldurmuş olmanız şartıyla.
Madde-6: Assubayların sicil verme yetkileri konusunda kısmi iyileştirmeler yapılmıştır. Fakat bu konu tam anlamıyla çözülememiştir. Örneğin, Amerikan Ordusunda, bir üst rütbeye yükselecek assubaylar, o rütbeyi taşıyan assubaylar tarafından oluşturulan bir heyetçe uygun görülmediği takdirde terfi edememektedir.
Madde-7: Sanırım en trajik madde de bu zorunlu hizmet süresi. Muhteşem bir iyileştirme yapıldı bu konuda. O dokuz yıllık süre tamı tamına onbeş yıla çıkarıldı. Ne tuhaf değil mi?
Madde-8: Assubayları okutmamak için çok direndiler. Açık Öğretim sınav tarihlerine tatbikatlar planladılar. İzinleri kaldırdılar. Hiçbir şey yapamıyorlarsa, ikilik yaratmak için “şunlar gitsin, bunlar kalsın” diyebildiler. Astsubay Okullarının Meslek Yüksek Okulu yapılması kararı 19 Aralık 1994 tarihinde alındı, 1999 yılında kesin hüküm verildi ama uygulamaya ancak 2002 yılında girebildi. Komuta kademesinin önyargılardan kurtulması yıllarca beklendi. Artık bu adım çağın gereği bir zorunluluk olduğunda, mecburiyetten atıldı.
Madde-10: Assubayların kariyer ve emeklilik sorunu hala devam etmektedir. Kıdemli Başçavuşluğa terfi eden bir Assubay, yaş haddine kadar bu rütbeyi taşımaktadır. Çocuklarını okutan, geçim derdine düşmek istemeyen meslektaşlarımız emekliliklerini hep geciktirmektedir. Çünkü emekli olduklarında maaşları yarı yarıya azalmaktadır. Emekli olan bir Kıdemli Albay 5.000 Lira civarında maaş alırken, assubaylar; 1000-1500 Lira aralığında ve “açlık sınırında uygun adım marş” konumunda yaşamını sürdürmeye çabalamaktadır. (Bkz: Ergenokon soruşturmasında sorulan “maaşınız nedir?“‘e verilen cevaplar!)
Assubayların mevki ve görev gibi tuhaf şeylerle ilgileri olmadığından, bu tanımda tazminatları da yoktur. Danıştay dahi bu adaletsizliğe sessiz kalarak, görmezden gelmeyi seçerek cevaz vermiştir.
Ayrıca mevki ve görev tazminatını vermeyenler, son derece-kademeyi de vermemekte ısrarlılar. Hala birinci derecenin dördüncü kademesi Kaf Dağı kadar uzak! Diyorlar ki, öyle herkese verirsek, ne anlamı kalır ki, siz siz olacaksınız, biz de biz. Herkes haddini bilecek yani!
Madde-11: Sizden sonra da çoook nasıp bozdular. Bazı eylemlere katılmış bir avuç subay için bile özel kanunlar çıkarmaya çabaladılar ama söz konusu olan assubaylarsa, dönüp bakmadılar bile.
ASSUBAYLARA KİMLİK KAZANDIRMAK
1961 Anayasası ile sağlanan demokratik kazanımlar ve dışardaki sivil, devrimci örgütlerle temaslar neticesinde başlayan uyanış, gazetelere hak isteyen mektuplar olarak yansırken, birliklerde de bir bilinçlenme dönemi yaşanır. Kimliklerine, kişiliklerine, statülerine, sorumlulukları ölçüsünde yetkilerine ve çeşitli özlük haklarına sahip olamadıklarını farkeden assubaylar; kendi yüreklerinde sancılı bir devrimin sıcaklığını yaşarlar. O dönemi olayların içinde yaşayan İsmail Onarlı, Toplumsal Barış Dergisi’nde bu sıcak uyanış duygusunu şu şekilde dile getiriyor:
“Genç bir Astsubay olarak l970’li yıllarda Astsubayların ancak demokratik bir sistemle sorunlarının çözümleneceğine inanarak, söyleyerek, onların sosyalist olmalarını, getirecekleri düzeninde sosyalist bir sistem olmasını öneriyordum. Bu çalışmalarımdan dolayı beni bazı Astsubaylar; Kurmay Başkanına ispiyonlamışlardı. Kurmay Başkanı beni ikaz ederek, Astsubayları sosyalist yapmadan önce, onlara kişilik ve kimlik kazandırmamı ya da kazanmaları gerektiği yolunda telkin ve öneride bulunmuştu. 1968 yılından bugüne dek hayatımı Astsubay Davasına adadım ve mücadele ettim. Fakat mücadele yöntemimde, çeşitli dönemlerde taktiksel yanılsamalar oldu. Kurmay Başkanının beni uyarması önemli bir anekdottur, yıllar sonra algılayarak yaşam serüvenimde uygulayacaktım…”
Assubaylara kişilik ve kimlik kazandırmak hepimize biraz soğuk geliyor nedense. “Yahu biz zaten bunlara sahip değil miyiz?” diye geçiriyorsunuz aklınızdan. Elbette doğrudur ve öyledir. Fakat burada vurgu yapılan kişilik ve kimlik; assubay olma, assubaylıkla gurur duyma ve bir assubay kültürüne sahip olup onu gururla taşıyabilmedir. Toplumun herhangi bir bilinçli vatandaşı olmaktan öte bir şeydir bu. Aidiyet ve benlikle Assubay etiketini yürekte hissedebilmektir. Düşünün ki, çok uzun yıllardır subaylar tarafından da yapılan budur. Araştırmalar yapanlar, yazılar yazanlar hep devrimci, kurtarıcı, elit, seçkin ve her şeyin en iyisini bilen ve vatanını herkesten çok seven (kıyaslama götürmez biçimde) subay kimliğini topluma yazdıklarıyla empoze etme mücadelesindedirler. Harp Okullarını birer devrim ocağı olarak yutturma sevdasındadırlar. Bu ülkenin en bilge kişilerinin generaller olduğuna toplumu inandırma takıntısındadırlar. Bugünkü aydınlar, gazeteciler ve generaller işbirliğine baktığınızda, darbeye niyetlenmek suçlamasıyla tutuklananların can-ı gönülden destekçisi olanlar, onların bir an önce milletvekili olup tutukluluktan kurtulmasını savunanlar işte bu empoze sürecine tam anlamıyla kapılmış olanlardır. Elbette ki, şimdiki siyasal iktidar nedeniyle bazı tereddütler yaşayan ve bu konuda gerçekten samimi olan, her dönem ve safhada adaletin mekanizmalarının birer zulüm makinesi gibi kullanılmasına karşı çıkanları tenzih ediyorum.
Görüldüğü gibi generallerimiz ve subaylarımız bu kimlik kazandırma konusunda son derece başarılılar.
Assubaylara kişilik ve kimlik kazandırmak, assubayların kendilerini farketme sürecidir. Geçmişinde kimler vardır, neyin parçasıdır, nasıl olmalıdır, neyi savunmalıdır, hangi duruşu sergilemelidir gibi pek çok soruya cevap bulma sürecidir. Ben assubayım diyerek gururla ve onurla, başı dik bir şekilde yürüyebilme sürecidir. Maaşı sorgulanıp kıyaslanmayan, darbelerle adı anılmayan, kendi kültürünü, kendi tarihini oluşturabilen insanlar olabilme sürecidir. Yüz liralık tazminatlara muhtaç bırakıldığında dahi, onurla dik durabilme ve “ne bu hemşerim, dilenciye sadaka mı veriyorsun?” diyebilme, “ben sadece para değil, onurumu da istiyorum, Hak ettiğimi ve onuruma layık olanı bana vermelisin!” şeklinde haykırabilme sürecidir.
YENİ PERSONEL KANUNU TASARISI FİTİLİ ATEŞLİYOR
1970 yılının başlarında öyle bir Personel Kanunu piyasaya sürülür ki, tüm memurlar neye uğradığını şaşırır. Sanki birileri durduk yere “ülkeyi karıştıralım, ortalığı ateş sarsın” diye düşünerek, bilinçli bir şekilde ülkeyi sabote etmiş gibidir. Kimler yoktur ki ayağa kalkıp da hak isteyenler arasında? Öğretmenler, doktorlar, mühendisler, assubaylar, hakim ve savcılar ve hatta daha da ötesi toplum polisleri! Hani şu hak arayanlarla çatışan, güç kullanan sevgili polislerimiz. Bir de onların içindeki tezatı düşünün; çünkü meydanda çatıştıkları memurlar, onların hakkı için de oradadırlar aslında. Muhtemelen içleri yansa bile amirlerinden gelen emirler gereği o zor görevi yapmak zorunda kaldılar.
Peki ne getiriyor ve ne götürüyordu bu taslak yasa? Taslak diyoruz, çünkü, büyük olaylara sebep olan bu yasa meclise gelmiş ama henüz kabul edilmemişti. Hala tartışılıyordu. Toplumun bütün kesimlerini rahatsız ettiğinden, ortalık ayağa kalkmıştı.
Alıp götürdüğü en önemli şey, memurların yan ödemeleriydi. Tıpkı Bülent Ecevit döneminde yapıldığı gibi amirle memur arasına kalın çizgiler çekiyor, orta sınıf memurun yan ödemesini kaldırıyordu. Memurlar arasına kalın bir sınıf ve imtiyaz hattı çiziliyordu. Assubayları daha bir ayrıştırıyordu.
| Yıl | Eski Rütbeler | Yeni Rütbeler |
| 3 | Assubay Çavuş | Assubay Çavuş |
| 3 | Assubay Üstçavuş | Assubay Kıdemli Çavuş |
| 3 | Astsubay Başçavuş | Assubay Üstçavuş |
| 3 | Assubay Kıdemli Başçavuş | Assubay Kıdemli Üstçavuş |
| 6 | Assubay 1 ve 2 Kad. Kıdemli Başçavuş | Assubay Başçavuş |
| 6 | Assubay 3 ve 4 Kad. Kıdemli Başçavuş | Assubay Kıdemli Başçavuş |
Gördüğünüz gibi, getirilen bu yeni yasa, eski sistemde rütbesi Üstçavuş olan bir assubayın, yeni sisteme göre Kd.Çvş. olmasını emrediyordu. Yeni ara rütbeler ihdas ederek, benzer şekilde Başçavuş’un, Kıdemli Başçavuş’un ve Kademeli Kıdemli Başçavuşların bir nevi tenzil-i rütbeye uğramasına neden oluyor, kazanılmış hakkını geriye doğru yürütüyordu.
Yan ödemelerde adaletsizlikler dizboyuydu. En kıdemli assubayın yan ödemesi en kıdemsiz subaylara göre ayarlanıyor ve böylece subay ve assubay arasında maaş uçurumu yaratılıyordu. Yapılan şey tam anlamıyla bir sınıflaştırma, orduyu aşağıdakiler ve yukardakiler şeklinde ayrıştırmaydı. Tıpkı Ecevit ve Tansu Çiller dönemlerinde sessizce yapıldığı gibi, amirle memurun arasına tel örgüler çekiliyordu. O zamanlar buna yan ödeme deniyordu. Şimdilerde ise Makam ve Görev Tazminatı.
Bu dönemin bir özelliği daha vardı. Cumhuriyetin erken yıllarında görev yapan, o dönemin eski nesil assubayları; kazanılmış hakları gereği, şimdilerde mücadelesini verdiğimiz birinci derecenin dördüncü kademesini son kez alıyorlardı (O yıllarda emekliliğe hak kazanmış olanlar). Bu yeni taslakla birlikte, assubaylar birinci derecenin dördüncü kademesine de güle güle diyeceklerdi.
Oysa aynı yasada bu vatanın hakiki öz evlatları olan ve anadan doğdukları andan itibaren sırf lider ve komutan olmak üzere ayrıcalıklı yaratılan kesimlerin ayrıcalığı korunmuş, bir fiskelik dahi zarara uğratılmamışlardır.
24 Mayıs 1970 tarihinde gazeteler Maliye Bakanı Mesut Erez’in basın toplantısını yazıyordu. Maliye Bakanı Mesut Erez, 2.5 saat süren basın toplantısında Yeni Personel Kanunu’nun esaslarını açıklıyordu. 1 Temmuz 1970′te yürürlüğe girecek yasaya göre alt kademedeki memurların aylıkları önemli ölçüde artırılıyordu(!) Memura yeni haklar geliyordu:
- Memurun tahsili arttıkça alacağı zam da yükseliyor,
- Haftalık çalışma süresi 36.5 saatten 40 saate çıkarılıyor,
- Cumartesi günleri de tatil oluyor,
- Tasarı memurları sekiz sınıfa ayırıyor. Sınıflar 16 derece. Her memur her yıl yatay, üç yılda bir de dikey olarak terfi edecek,
- Tasarı ayrıca Memur Yardımlaşma Kurulu kurulmasını da sağlıyor.
- Maaş artışlarından emekliler de yararlanacak.
Alt kademedeki memurun hakkının korunduğu vurgulanıyordu ama bu tasarıya en çok alt ve orta kademedeki memurlar karşı çıkıyor, sokaklarda direniyordu. Polis eşleri dahi sokaktaydı.
Bakan Efendi, her ne kadar uzun bir basın toplantısı yapmış olsa da, tasarı çoktan basına sızmış, haksızlıklar görülmüş ve adaletsizliğe başkaldıranlar sokak yürüyüşleri için valiliklerden randevu kuyruğuna girmişti. Güçlü olanı, makamı ve mevkisi olanı koruyup kayırmanın çeşitli yolları vardır, araya gayet makul bir madde sokuşturursunuz ve kimse de bir şeycikler diyemez. İşte bu tasarıdaki militan madde de şuydu: “Memurun tahsili arttıkça, alacağı zam da yükseliyor.” Elbette ki, amirlerimiz (tüm memurlar için geçerli), okumuşlar, tahsiller yapmışlar ve yüce devletimizin bir numaralı koruyucuları olarak, bürokrasi ve elit düzen çarkında yerlerini almışlardı. Onların yüce hakları korunmayacaktı da, 10-12 sene eğitim görmüş, orta ve alt kademedeki memurların mı hakkı korunacaktı yani? Dışarda o kadar işsiz, aç arık varken neyine güvenip sokaklara taşıyorlardı ki, bu vatan ve millet düşmanları? Hak denilen şey düzenin belirlediği kadar olmalıydı. Gerisi anarşistlikti, komünistlikti. Hepsi el birliği etmiş, vatanı bölmeye uğraşıyorlardı netekim!






Değerli meslektaşım,
Hiç merak etmeyin şayet bu hukuksuzluklar,haksızlıkları devam ettirebilirlerse yarın bir yasa değişikliği yaparlar “Üyelik isteğe bağlıdır” derler; çünkü atı alan üsküdarı geçti OYAK dev bir holding oldu artık assubayların aidatları eskisi kadar hayati değil.
Kurum varlıklarında hepimizin hakkı var, benim zamanımda OYAK RENAULT satılmadıysa ben kendimi şanssız mı hissedeceğim? Tüm üyelere katılımları nispetinde hisse senedi verilmeli yönetim ve denetimde üye sayıları ile doğru orantılı görevlendirmeler olmalı, dileyenler yine birikimlerini kurumda değerlendirmelidir. Başka türlü adalet sağlanamaz, biz de bu adaletsizliğe sonuna kadar karşıyız.
“OYAK ASSUBAYLARI NEDEN MAĞDUR ETMEKTEDİR?” sorusunun yanıtı basittir. Görevde iken bizimle hiçbir şeyi paylaşmayan irade, emekliliğinde de bizimle aynı ortamda yaşamak, karşılaşmak istememektedir. Bunun zemin hazırlığı görevde iken başlamakta, emekli şartlarında devam etmekte, bunun için tüm olanaklar kullanılmaktadır.
Çevrenize bir bakının, kaç tanesiyle aynı ortamda denk geliyorsunuz.
Vatan, millet, Sakarya…
Sevgili devrem Çam,”Oyak’tan 10 yılını doldurmadan ayrılan üye sadece ana parasını alabilir.”tespitine itirazım var.Oyak bırak 10 yılda ayrılan üyesini,emeklilik süresini dahi doldurarak ayrılan benim gibi on binlerce üyesine dahi,ana parasını bile vermemiştir. Şöyle ki;ben 1993’de 247 ay üyelik süresi sonunda ayrıldım.Astsubaylığımın ilk yılından itibaren bu kuruma her ay artmadan 100 dolar ödediğimi var sayıyorum (Bu günkü kurla yaklaşık 180 TL.eder)247 ayda 24.700 dolar birikimim olması gerekir.Nemayı ve dolar bazında ödediğim primimin her yıl arttığını falan geçtim.Oyak 1993 Mart’ında bana 26.610.000 TL.ödedi.İsteyen internetten çok kolay ulaşabilir o tarihteki dolar kuru 9000 TL.idi.Yani Oyak bana 2950 dolar verdi.Hadi birikimimin nemasını onlara helal edeyim,ama bana iade etmedikleri 21.750 dolar,bu günkü kurla 39.150 TL. ana param onlara haram zıkkım olsun.Bu hesabıma itirazı olan varsa da çıksın beni ikna etsin.Saygılarımla.
Sayın ÇAM,teşekkür ederim duygularımıza tercüman olmuşsunuz, düşünün; şirketin ortağısınız şirketinizin iştiraklerinde kimler çalışıyor, ne kadar maaş alıyor,kimlere ne ödeniyor haberiniz yok,hükümet de herşeyi biliyor ama işine geldiği gibi davranıyor. Saygılarımla.
Zorunlu askerlik görevini yedek subay olarak yapanların geçici oyak üyelikleri, “sigorta kapsamında” değerlendirildiğinden, maaşlarından kesilen % 5’lik aidatları iade edilmiyormuş.
Çok güzel de;
Zorunlu askerlik görevini “er” olarak yapanlar sigorta kapsamına niçin alınmıyor?
“Mehmetçiklere” de maaş veriliyor.
> > Hatırlatma
– Bak evladım sesini çıkarma senin maaşından %5 OYAK kesintisi yapıyoruz. Ancak bunun karşılığında bir nevi hayat sigortalı olmuş oluyorsun.
-Yahu bu ne biçim sigorta,yıllık 1000 TL Hayat sigorta primi ödenir mi?
-Valla seni Asteğmen yapmasaydık o maaşı da bulamayacaktın. Hem de bak ne güzel, tüm Assubayların üstüsün. Yani komutansın. Uyma sen böyle laflara…
-Ama ben üniversite mezunuyum. Assubaylar lise mezunu. Tabii ki onların üstü olacağım.
– Oğlum geç o ayakları sen. Assubayların büyük bölümü lisans mezunu. Ama yıllardır yutturup duruyoruz senin dediğini… Allah’tan adamlar kuzu gibi… Gerçi olmasalar ne olacak ki… Sıkarız biraz iplerini hizaya getiririz.
– Valla komutanım laf aramızda ben de asteğmen olunca sevinçten göbek atmıştım. Hem para kazanıp, hem rütbe takıp bir de askerlik görevimi yapmış oluyorum.
– Hah işte yola gel. Sen şöyle düşün ve içini rahat ettir. Bu aidat da senin bir nevi rüşvetin oluyor.
– O halde şöyle de diyebiliriz. Ben size şükran için bu parayı ödüyorum. Assubaylardan da bu para karşılığı selam alıyorum.
– Bir nevi öyle de diyebiliriz. Yoksa bu devirde biz asteğmeni ne yapalım? Çoğunuz gidip bir yerde tim komutanı oluyorsunuz. Tim komutanı aslında asteğmen olacak diye bir şey yok. Ya da doktor olarak geliyorsunuz. Elimizdeki rütbeli doktor ve sağlık personeli de zaten yeteri kadar var. Zaten doktorlar asteğmenlik sırasında genelde uzmanlık sınavına hazırlanırlar. Yani bir nevi kamp.
– Yani
– Yani alan razı… Veren razı…
Sayın Çam, yazınız için teşekkür ederim. Ben de bir anektod ile katılmak istedim. Saygılarımla…
Bu anlatım için, engin hoşgörünüzü diliyorum.
Bir ineğe, başka bir canlı:
“İnek kardeş, sen neden hep bön bön bakıyorsun?” diye sormuş.
İnek:
Her gün memelerini çekiştirerek sadece sütünü sağıp, yılda bir kez doğal ihtiyacını görseler, sen de benim gibi bön bön bakardın.” demiş.
Bu fabldan, “oyak’a niçin bön bön baktığımız” anlaşılır, herhalde.
Affınıza..
Sayın büyüğüm; Yazınızı aklımın erdiğince yorumlayayım;
1.OYAK’a ZORUNLU üye olmak en büyük faydayı getirmiştir. Eğer zorunlu olunmasa hesabını yapmasını bilmeyen bir çok üye emelilikteki rahatı hayal bile edemezdi.
2.10 yılı doldurmadan personel TSK’dan ayrılırsa, Neması ise OYAK’ın cebine kalmaz, üyelelerin cebine kalır.
3. 10 YILI DOLDURUP HER NE SEBEPLE AYRILANLAR DA KÂR PAYLI ÖDEMEYİ ALIYOR OLMALILAR. BURADA BİR BİLGİ EKSİĞİ VAR SANIRIM!
4.Geçici üye olan YEDEK SUBAYLAR vardır ki, asteğmen maaşı almaya başladıkları günden itibaren onlar da OYAK’ın üyesi sayılırlar. BU KONUDA DETAYLI AÇIKLAMAYI AŞAĞIYA YAZDIM.
5.OYAK’ın yaklaşık 260.000 üyesi vardır. Bu üyelerden her ay maaşın %10’u kesilerek SICAK para temin edilerek, KURUMA gelir sağlanmaktadır. OYAK büyüdükçe büyümekte ancak bu büyüme üyelere MADDİ olarak YANSITILMAMAKTADIR. İTİRAZ EDİYORUM, BUNLAR ÜYELERE YANSITILMAKTADIR. 1983 YILINDA EMEKLİ OLAN BİR KD.BÇVŞ’A OYAK 200 BİN TL İKRAMİYE VERİRKEN EMEKLİ SANDIĞI 800 BİN TL VERMİŞTİ. ŞU AN AYNI SÜRE HİZMET EDEN KD.BÇVŞ.A OYAK 120 BİN (MİLYAR),54 BİNİ ZOR VERDİ. BU MUDUR OYAK’IN ÜYESİNE YANSITMADIĞI? 1983’TE İKİ İKRAMİYEYLE EV ALINAMAZKEN ŞU AN SADECE OYAK İKRAMİYESİ İLE EV ALINABİLMEKTEDİR.(örnek gerçektir)
6.OYAK büyüdükçe DİYORSUNUZ ERDEMİRİN ALINMASI SÜRECİNDE YÜKLENDİĞİ SORUMLULUKLAR NEDENİYLE YÜKSEK KÂR BİLE ELDE ETSE ÜYELERE YANSITMADIĞI DOĞRUDUR.Çünkü o yüklenim gerekleri yapılmak zorundadır.Fırınlar açılmakta,revizyonlar,yatırımlar gerçekleştirmek zorunda kalınmıştır.Yani ölü yatırım değil sonrasında yüksek debili bir kâr payı gelebilecektir. Bir de her türlü karalamalara rağmen oyak üyeliğinin çok büyük bir şekilde artması da ilginçtir.
7.OYAK Üyelik gönüllülük esasına bağlı olsa Astsubayların büyük çoğunluğu derhal kurumdan ayrılacaklardır.BU KONU NET DEĞİLDİR. GENÇLERİN GİRMELERİ AZALIR. AYNI BİZE KÖBF ‘NU VE BDGS’NE ÜYELİK İÇİN BAZI BÜYÜKLERİMİZİN YANLIŞ YÖNLENDİRMELERİ SONUCU BİRÇOK ÜYENİN BU SİSTEMLERE GİRİLMEMESİ SONRASINDAKİ PİŞMANLIKLAR GİBİ ONLAR DA PİŞMAN OLURLAR.
8. “OYAK üyelerinin % 10’luk tasarruflarını ben toplayayım emekliliklerinde her üyeye EVİNİ ARABASINI tasarruflarını da değerlendirerek kendilerine vereyim” SÖYLEMİ TARİHTE KALSA DA OYAK ZATEN BUNU GERÇEKLEŞTİRDİ. ÖRNEĞİN BENİM BU YILIN NEMASI HARİÇ 122 BİN TL OYAK İKRAMİYESİNE KÂR PAYLI 66 BİN TL İLE EV DE ARABA DA GARANTİ. 23 YILIN KARŞILIĞI BUNU SAĞLADI.BU YIL NEMA FAİZİ %12 BİLE OLSA 122 BİN TL’DE 14 BİN TL YAPAR Kİ TOPLAMDA 200 BİN TL’DEN SÖZ EDİYORUZ.SÖYLEMLERİ GERÇEK ORANLARI BİLEREK YAPMAK DOĞRU HAK TALEBİNİ YAPMAMIZA YARAYACAKTIR.
9.OYAK BÜYÜDÜKÇE ÜYESİ DE KAZANACAKTIR,ŞİRKETLERİN, MALLARIN SAHİBİ DE TABİİ Kİ OYAK ÜYELERİ OLACAKTIR.
BURAYA KADAR SİZİN DE YAZDIĞINIZ HERKESİN BİLDİĞİ SORULARA, İTHAMLARA BEN DE YANIT VERMİŞ OLDUM.
ELBETTE OYAK’TA BİZLERİN AMACI SADECE VE SADECE ÜYELERİNE HER ZAMAN DAHA İYİ HİZMET,KEYFİ UYGULAMALARLA BAZILARINA HAKSIZ DESTEK,HAK TANIMAMASI,GEÇMİŞTE EMEKLİ OLAN AMA ÇOK DÜŞÜK İKRAMİYE VERDİĞİ BÜYÜKLERİMİZİN GERÇEK HAKKINI TESLİM ETMESİ VE ŞEFFAF OLMASI(Kİ BU BİR SÜREDİR YAPILMAKTADIR) V.B.OLUMLU TALEPLERDİR.
‘’OYAK’ın verdikleri ve vermesi gerekenler bizlerden KESİLENLERİN karşılığıdır ve ANAMIZIN AK SÜTÜ gibi de HELALDİR ve HAKKIMIZDIR.’’ Elbette katılıyorum. Ancak polislerin de tamamen OYAK’ı örnek alarak hızlı adımlarla yoluna devam ettiğini de düşünürsek OYAK’I DA ELEŞTİRİDE HAKKANİYETLİ OLARAK ZARAR VERMEMEYİ DE USUL ADDETMELİYİZ.
‘’’Unutmamalı ve hakkımızı sonuna kadar aramalıyız ki, halen OYAK ve şirketlerinde ÇALIŞANLAR vasıfları ve MAKAMLARI ne olursa olsun en büyük FİNANSÖR olan biz ASSUBAYLARIN çalışanları konumundadırlar. Bizler hakkımızı arıyoruz diye yönetim kurulu bşk da olsa AĞIZLARINI BOZMAYA, HAKARET derecesine varacak sözleri söylemeye HAKLARI yoktur. HAKLARIMIZI aramamızdan RAHATSIZ oluyorlarsa KİMSE ONLARI ZORLA TUTMUYOR, GİDEBİLİRLER, YERLERİNİN DOLDURULAMAYACAĞINI DA ZANNETMESİNLER. Daha adil davranacak,daha ölçülü konuşmayı bilerek oralarda görev yapacak çok kaliteli ve nitelikli insanlar bulunur. ‘’ BU SÖYLEME KESİNLİKLE KATILAMIYORUM.O ŞAHSIN SÖYLEMİ SİZ VE BEN DEĞİLİZ.HER SİTEDE HER GÜN ,HER SAAT ,DAKİKA OYAK YÖNETİMİNE EN AĞIR HAKARETLERİ YAPANLAR,İFTİRA,YALANLARLA SADECE ONLARI KÜÇÜLTTÜKLERİNİ SANAN,(AYAK VE İŞTİRAKLERİNE BİLE ZARAR VEREN)CAMİANIN YÜZKARASI BAZI MESLEKTAŞLARIMDIR Kİ BU İNSANLAR BANA DA HER FIRSATTA HAKARETİ,İFTİRAYI,TEHDİTİ(BENİ DE TEHDİT ETTİLER) GÖREV SAYANLARDIR. BİZZAT MÜCADELE EDEREK TANIDIĞIM BU ZEVATLAR ŞU AN MAHKEMELİK OLMUŞ,BENİM DEĞERLİ BÜYÜKLERİMLE ALAKALARI YOKTUR. O YAŞITIMLARIMIN O ÇİRKİNLİKLERİNE, DONKİŞOTLUKLARINA DA TEK BAŞIMA DA OLSA ASLANLAR GİBİ OYAK LEHİNDE MÜCADELEDE BENİM OLMAZSA OLMAZIMDIR.
DEVAMI VAR.
‘’HAK ve TALEPLERİMİZE DAYATMA ve KAST sistemine göre değil, YASALARA, İNSANİ DEĞERLERE, EŞİTLİK İLKELERİNE göre HAREKET EDİLDİĞİNİ GÖRENE KADAR HAKLI MÜCADELEMİZ YÜKSELEN BİR İVMEYLE devam edecektir’’ ELBETTE BÖYLE DEVAM EDECEKTİR.
‘’Gerçeklerin üstü örtülemez, güneş balçıkla sıvanamaz. Bu iş ya bitecek, ya da bitecektir. Başka yolu yok.’’
DEĞERLİ BÜYÜKLERİM
OYAK KONUSUNDA KİMSE ÇOĞUNLUK OYAK’A KARŞIDIR VEYA OYAK ÖYLE YAPMASINCIDIR DİYEMEZ.ÇOK FARKLI DÜŞÜNCE OLUP KİMSE DE GENELİN ADINA KONUŞTUĞUNU DA KESİNLİKLE SÖYLEMEMELİDİR.BU SİTEDEN KİMSE ÜSTÜNE ALINMASIN.ONLAR KENDİLERİNİ BİLİYORLAR…..
Erdal büyüğüm; kusura bakmayın yorumunuzun alaycılığı gerçekleri örtme çabası halini almış.
Ben bir çok ortamda yazdım Asteğmenlerin de şehidi,gazisi, malulü,vefatı ,adi ve vazife malulleri vardır ve bunlara albay maaşının 20 katı ve daha oranlarda yardımlar yapılmaktadır. Yani %5′ e verilen çok yüksek bedeller.Bu % 5’ler kesilmemiş olsa vefat yardımları,maluliyet yardımları verilebilir mi? Peki verilirse nereden verilir? Tabii benim gibi üye olanlardan.Asteğmenler terhis olurken %5’leri geri alacak,üyeliği esnasındaki maluliyet ve vefat yardımlarını da ben ödüyorum. %5 ile en azından bir kısım yd.sb. için çok yüksek risk altında diğer sigortalardan daha yüksek sigorta sağlanmasına neden neden yanlış geliyor.Sağ salim terhis olanları acaba %5’leri şehit olan,vefat eden,malul olanlara ödenen miktarları karşılayabiliyor mu acaba? Karşılamazsa bizim cepten.Ne güzel.
Unutmayın ki 3 yılını doldurmayan sb.da,asb.,Uzm.J.ya da %10 kesintiler verilmiyor.1 yılını bitirmeden istifa hakkı olan asb.lara da verilmiyor,atılanlara da. Tutturmuşsunuz asteğmenlerden kesilen %5’ler bayrağı ile OYAK’a yüklenmeye. Ben bir günde 2 şehit asteğmeni helikopterle selamlayarak uğurladım. Gerçeklerle göre hareket etmek gerekiyor.Bana faydası olmayan OYAK’ı tu kaka bizlere,yıllardır yaptığımız mücadeleye yakışmaz.
SAYIN MURAT ; Mehmetçik için AXA Ferdi kaza ve maluliyet sigortası yapılıyor.HEM DE EN AZ 10 YILDIR.
HAK VE ONUR MÜCADELESİ, YANLIŞ BİLGİ VE KÜÇÜK AYRINTILARIN BÜYÜTÜLMESİ İLE ZARAR GÖRMEMELİDİR.
Takipteyim.(İNŞALLAH BU SEFER DOĞRU KONUDUR.
Aşağıdaki yorumu ile birleştirildiği için yayınlanmadı (M.E.A.)
–
Unutmayın ki 3 yılını doldurmayan sb.da,asb.,Uzm.J.ya da %10 kesintiler verilmiyor.1 yılını bitirmeden istifa hakkı olan asb.lara da verilmiyor,atılanlara da. Tutturmuşsunuz asteğmenlerden kesilen %5 ler bayrağı ile OYAK’a yüklenmeye. Ben bir günde 2 şehit asteğmeni helikopterle selamlayarak uğurladım. Gerçeklerle hareket etmek gerekiyor.Bana faydası olmayan OYAK’ı tu kaka bizlere,yıllardır yaptığımız mücadeleye yakışmaz.
SAYIN MURAT ; Mehmetçik için AXA Ferdi kaza ve maluliyet sigortası yapılıyor.HEM DE EN AZ 10 YILDIR.
HAK VE ONUR MÜCADELESİ, YANLIŞ BİLGİ VE KÜÇÜK AYRINTILARIN BÜYÜTÜLMESİ İLE ZARAR GÖRMEMELİDİR.
Takipteyim.(İNŞALLAH BU SEFER DOĞRU KONUDUR.)
DEVAMI ŞİMDİLİK YOK.
Sevgili meslektaşlarım.
1904 yılında Almanya’nın Güneybatı Afrika’daki sömürgesi olan günümüzün bağımsız NAMBİYA’sındaki;işgalci ve sömürgeci Alman’lar ile yerli HERERO ve HOTANTO’lar arasında kıyasıya bir mücadele başlar.Ön saflarda halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı için savaşan eski bir maden işçisi vardır:Jakob MORENGA!
Uwe TİMM,işte bu MORENGA isimli yapıtında; bu Alman sömürgesinde süregelen Alman vahşetini etkili bir biçimde belgelendirerek anlatır.Bu kitapta köleyi ve köleliği tanımladığı bir bölüm vardır.Bu bölümde şöyle der:”İLK ÖNCE ZİNCİR BOYNA TAKILIR,SONRA KAFANIN İÇİNE.NİHAİ AMAÇ;KÖLE OLUŞUNU ONAYLAYAN KÖLE YARATMAKTIR.”
Osmanlı döneminde Alman ekolünü benimseyen Osmanlı Ordusu,ne yazık ki faşist İtalyan ve Alman Askerlik yasalarını Türkiye Cumhuriyetine de taşımıştır.Bu sistemi bilinçli olarak;Ülke insanı oldukça iyi haklarla donatılırken,ülkemizin en gözde kurumu olan TSK As(T)subaylar üzerinde acımasızca uygulamışlardır. Bunun sonucunda ne yazık ki bazı meslektaşlarımız emekli olsalar da halen daha bu zincirin etkisinden kurtulamamaktadırlar…
Ben, her arkadaşımın görüşüne sonuna kadar saygılı bir insanım.Ancak 1989 yılında emekli olduğumda beni günümüzün bir gazoz parasına OYAK’tan ilişiğimi keserek kapı önüne koyanlara hakkımı helal etmeyeceğim gibi asla saygı da duymayacağım. OYAK’ın faziletlerinden sürekli bahsedilmesini de içime sindiremiyorum. Hak arayan ve OYAK’ın durumundan haklı olarak şikayet eden meslektaşlarımı;PADİŞAHLIK SİSTEMİNİN OYAK’ın başına atadığı, terbiyesizlik ve bilgisizlikle suçlayarak,KÖLESİNİZ SİZ ve KÖLE OLARAK KALACAKSINIZ mantığı ile saldırmasını içime sindiremiyor ve kabullenemiyorum…
Sayın Nas,
Sizinle OYAK konusunda ikili polemik yaşamak istemiyorum. Ancak kendi yorumunuzun sekizinci maddesi hakkında konuşalım. Siz bu maddeye göre ortalama olarak 1988 yılında mesleğe başladınız. OYAK’ın size verdiği 122.000 TL’yi güle güle harcayın. Bir de demişsiniz ki yüzde on iki nema verse bile yeter. Yani bu parayı rüyamızda bile görememekten bahsetmişsiniz.
Bakın bu çok yanlış bir bakış açısı. Ben bir kez daha yazmıştım. Azlık, çokluk, veya şu an kendi alacağınız para ile ortaya çıkıp yorum yapıyorsunuz. Biz gibi OYAK’ı eleştirenlere ise ateş püskürüyorsunuz. Ayrıca kendinizi de bu konuya adamışsınız. Yanlış anlamayın OYAK’ın avukatları OYAK’ı sizin gibi savunsalar OYAK bir günde kapatılır.
Bir ev, bir araba modeli 30 yıl önce söylenmiş bir vaattir ki, OYAK o tarihte üyelerinin eline neredeyse bozuk para diyebileceğimiz kadar küçük bir para verip kapının önüne koymuştur. Aldığınız paranın miktarını şu an siz buraya yazınca, birikimleriyle sizin nema aldığınız büyükleriniz sizin bu savunuculuğunuza üzülüyorlar. Çünkü OYAK’ın iştiraklerine bakın hangi yıllarda nasıl edinilmiş? Ya da sıcak paralar üyelere verilmeden nasıl iki binli yıllara doğru aktarılmış? OYAK hakkında çok yazdım. Yıllara göre grafikler çıkardım. Sizin deyiminizle de çok yıprattım. Ama inanın böyle devam ettiği sürece bizler de yazmaya devam edeceğiz.
Seksenli yıllarda araba markaları veya ev kaliteleri çok çeşitli değildi. İnsanlar kooperatife girer yirmi yıl boyunca ev öder ve ihtiyarlayıp giderlerdi. Araba dendiğinde de aklımıza şahin, serçe gibi arabalar gelirdi. Şimdi böyle bir örnekleme olamaz; çünkü halkın yaygın olarak kullandığı arabalar ortalama 20 ile 80 bin TL arasında. Oturulan evler ise 60 ile 200 bin TL arasında. Yani nitel ve nicel olarak bu söylem o zamana aittir. Bunu yazar yazıda da belirtmiştir. Ancak günümüze getirip “hepimiz çok rahat bir ev bir de araba alıyoruz şükür” demeniz yanlıştır.
Okuduğumuz yıllardan aklımda kalan bir çan eğrisi vardır. Yani şekil olarak bir çana benzer grafiklere denir. Biz diyoruz ki böyle bir grafik söz konusudur. Yani eski yıllarda aşırı birikimle az nema verilmiştir. Doksanlı yılların ortalarında bu durum OYAK genel kurulunda sivil üyelerin tepkisine yol açmıştır. Hâttâ bir öğretim görevlisi bayan üye Genel Kurulda söz alarak üyelere nema verilmemesini yerden yere vurmuştur. OYAK, üyelerine gerçek anlamda nemayı 1996’dan sonra vermeye başlamıştır. Sonraki yıllarda üyelere yansıyan nema oranlarının özellikle 2005’den sonra enflasyonun 9-10 katı üzerinde olmasıyla bu dönem üyeleri yüksek kâr payı almışlardır. Ancak son üç yıldır OYAK çok az nema vermeye dönmüştür. Bu durum sizin gibi belirli bir birikime ulaşanları çok etkilemez. Zaten yorumunuzda da belirtmişsiniz. Benim kesinleşmiş param 122.000 TL diyerek yüzde 12 nemaya da eyvallah diyorsunuz. Oysa 2008 mezunu bir astsubay üç yıldır ortalama yüzde 12 nema aldı. Bu da demektir ki bu astsubayın ana parası 5.000 TL ise birleşik faize göre üç yılda yüzde kırk beş nema almıştır. Yani parası 7.000 TL olmuştur. Yani bu kişi parasını bankaya yatırsaydı bankadan da hemen hemen aynı paraya yakın bir faiz geliri elde ederdi. Oysa siz sadece OYAKBANK’ın satışından bu üç yıl aidat ödeyen assubayın parasının beş katını bir günde habersizken aldığınızı duydunuz.
Kısacası Sayın Nas çok konjüktürel bakıyorsunuz. Benim yorumum hakkında yaptığınız yorum isabetli değildir. Ben gerçekleri örtmek için neden çaba harcayayım ki!… Sizin yaptığınız gibi ben de kendi bildiklerimi söylüyorum. Ben sizi OYAK’ı savunduğunuz için hiç yaftaladım mı? Bir de şu 122.000 TL olan ana paranızı madem söylediniz birazcık bu konuda ekleme yapayım. Bu paranın yaklaşık 35.000 TL’sini Oyakbank’ın satışından ve ondan sonraki yıllar bunun faizinden elde ettiniz. İyi işti. Hayırlı alışverişler…
TSK’de ortalama altı bin yedek subay vardır. Aylıklarından ortalama 60 TL OYAK kesintisi yapılıyor. Toplamda bu rakam 360.000 TL eder. Yıllık olarak da 4.200.000 TL eder. Bu yabana atılmayacak bir paradır. Bu paraların Asteğmenlere malüliyet veya ölüm tazminatı olarak yüzde kaçı dönmüştür? OYAK asteğmenlerden gelir elde ederken maalesef iştirakleri 2009 yılını büyük zararla kapatmıştır. Yani bu durumda Asteğmen aidatı beceriksiz ve zarar eden OYAK işletmelerinin zararını üyelere yansıtmaması adına iyi bir şey. OYAK’a ve insaf sahiplerine önemle duyurulur. OYAK işletmelerinin kâr durumuna bakarsanız bu paranın hiç de küçümsenmeyeceğini anlarsınız.
En son olarak kendi görüşümü bir kez daha sıralamak istiyorum.
OYAK üyeliği serbest bırakılmalıdır.
OYAK Türk Ticaret Kanunları ile ve imtiyazsız bir şekilde yoluna devam etmelidir. Tüm gücünü üyelerinin aidatları ve onları doğru yönlendiren yöneticilerinden almalıdır.
OYAK bünyesinde ve şirketlerinde haksız, kayırıcı kadrolaşma yapılmamalıdır.
Asteğmen aidatları hiç olmazsa kâr payı verilmeden geri ödenmelidir.
Üç yılı dolmadan ayrılan üyelere ana paraları verilmelidir.
On yılı dolmadan ayrılan üyelere Konut ön biriktirim fonu nemasını ödüyor. Ancak OYAK ana parasını ödüyor. OYAK da nema ödemelidir.
Genel Kurulda üyeler daha adil temsil edilmelidir.
OYAK’tan nema alamamış ancak bugünkü büyüklükte hakkı olduğu kesin olan eski üyelere hisse senedi veya yeniden değerlendirme yöntemiyle hakları ödenmelidir.
Saygılarımla…
Sayın NAS,
Yukarıdaki yazının asıl konusu doğrultusunda eklediğim yorumuma verdiğiniz yanıttan; Mehmetçiğe, sigortanın oyak tarafından yapıldığını anlıyorum.
Mehmetçiğe, ferdi kaza ve maluliyet sigortası oyak tarafından mı yapılıyor? 205 Sayılı kanununda ve web sitesinde böyle bir konu göremedim. Var ise primi nasıl ödeniyor?
Bahsettiğiniz sigorta, kişisel isteğe bağlı olarak yapılan “Mehmetçik Vakfı” sigortası olabilir mi?
Yanlış anlama veya bilgilendirme olmamalı.
Saygıdeğer arkadaşlarımız
Yazarlarımızın yazılarına yaptığınız yorumlar, önemli bilgiler içeren fikirleriniz hayli değerlidir,teşekkürler. Polemiğe girmeden, birbirine saygılı önceki yorumlar üzerinde de yapılan bazı yorumların da yayınlanmasına emeğinize saygı gereği yayınlıyoruz.
Ancak bazı yorumcular yazarımızın yazısını değil de yorum yapan bir başkasının yorumunu hedef alıyorsa,en hafif deyim ile polemiğe açık,maksadı aşan ifadeler ve dayatma içeriyorsa yayın ilkelerimiz gereği ne yazık ki yayınlayamıyoruz.
Bu şekilde yapılan yorumları tasvip etmesek de gerekirse site içinden muhatabının özeline yazılmasını, yorumların yazarın yazısına yapılmasını,bir başkasının yorumu için yorum yapılacaksa da polemiğe meydan vermeden,bilgi ve varsa olabilecek hataları düzeltmeyi amaçlamasını önemle rica ederim.Saygılarımla.
Bölüm Yöneticisi
KENDİSİNE ÖZEL YAZDIM AYRILMAKTA ISRAR EDERSE AŞAĞIDAKİ YORUMLA YAYINLARIZ E.G
BU BİR VEDA METNİDİR.O GÖZLE DEĞERLENDİRİLEREK YAYINLAMANIZI ARZ EDİYORUM.
ÇOK DEĞERLİ BÜYÜKLERİM
BURADA YAZILAN YORUMLARIM, ELBETTEKİ YANLIŞ GÖRDÜĞÜM YORUMA VEYA YAZIYA, YANIT OLARAK YAPILMAK ZORUNDAYDI.AKSİ HALDE YAZILAN HER YORUM DOĞRU KABUL EDİLECEKTİ.PEKİ HER YORUM DOĞRU OLABİLİR Mİ?
EVET ŞU AN KİMSENİN YORUMUNA YANIT OLARAK YAZMIYORUM.
3 KURUŞ İKRAMİYE İLE ÜYELİĞİ SONA ERDİRİLEN BÜYÜKLERİME BENİM REZERVİMDEN PAY VERİLMESİNİ (YANİ HİSSE VERİLECEKSE) DAHA ÖNCE BEYAN ETMİŞ BİRİ OLARAK KABUL ETMİŞ BİRİYİM.KİMSE BENİ ÇIKARI İÇİN KONUŞUYOR DURUMUNA DÜŞÜRMEYE KALKMASIN.SON YAZILARDA DA ELEŞTİRİLECEK ÇOK KONU VAR AMA VETO YEMİŞ BİRİ OLARAK YAZMAYACAĞIM.
OYAK GİBİ BİR KURUMA 3 SENEDİR HER TÜRLÜ SALDIRIYI YAPANLAR, HİÇ AĞLAMASINLAR ŞİMDİKİ %12’LERDE EN BÜYÜK PAY SAHİPLERİ ONLARDIR.. MÜCADELE DOĞRULARLA VE HUKUKLA YAPILIR.
YORUMLARDAN ANLADIĞIM KADARIYLA SORUN ÇIKARAN ÜYE BENİM. BEN BU SİTE KURULDUĞUNDA DA BURADA OLAN,ONDAN YILLAR ÖNCE DE HAK VE ONUR MÜCADELESİNDE ÜZERİME DÜŞEN GÖREVİ YAPAN BİR KARDEŞİNİZ(TABİ KABUL EDERSENİZ) OLARAK ” EMEKLİSİNE SAYGI GÖSTERMEYEN KENDİSİ DE SAYGI BEKLEMESİN” VE ”HER ŞEY EMEKLİLER İÇİN” PAROLASIYLA VAR OLAN ASSUBAY ÇOCUĞU ASSUBAY OLARAK ELBETTEKİ BASKI ALTINDA OLMAYI,YORUMLARDA YÖNLENDİRMEYİ ASLA KABULLENMEYEN BİR YAPIM GEREĞİ(Kİ HALEN GÖREVDE DE BU HAREKET TARZINI UYGULUYORUM)İSTENMEDİĞİM YERDE DE DURMAM.
EMEKLİ OLMAYAN BİRİ OLARAK,EMEKLİLERİN ARASINDA UZUN SÜRE DURABİLMEK İMKANSIZMIŞ.NE YAPALIM BİZ DE EMEKLİ OLUNCA GELMEK ÜZERE SİZ ÇOK DEĞERLİ BÜYÜKLERİME SAYGI VE SELAMLARIMI SUNARKEN,İNŞALLAH TÜM TALEPLERİNİZE KAVUŞURSUNUZ.
SAYGILAR.
TAKİPTE DEĞİLİM.
JANAS*ALİ NAS*TANER HAYDAR KOÇAK
SAYIN BÖLÜM YÖNETİCİM;POLEMİK sayılmazsa 2 düzeltme yaparak sizlere veda edeyim.
1.Ben 23 yıllık değilim.24 ncü yılın karpayı açıklanmadı ve 122.000′ nin içinde kar payı yoktur ve bulunduğumuz yılla birlikte de 25 yıllık bir asb.ım.
2.Hiç bir zaman ohhh ben bukara alıyorum,gerisi beni ilgilendirmez tarzı düşüncem olmadı.
3.Benim yazdığımdan ”Mehmetçiğe, sigortanın oyak tarafından yapıldığını anlıyorum.” diyorsa bir kişi daha ne diyeyim.Er’i ne diye OYAK sigortalayacak.Hayır “Mehmetçik Vakfı” sigortası olabilir mi?” olamaz.Onun adı AXA Ferdi kaza ve maluliyet sigortasıdır.
——————————————————————
YÖNETİCİ NOTU .
Sn.Nas, sizin assubay mücadelesine maddi ve manevi katkılarınızı her zaman takdirle karşıladık, fikirler elbette farklı olacaktır birbirimize saygı içerisinde katlanmak durumundayız, burada farklı fikirler tartışılabilir ama kimse ne dayatmada bulunabilir ne de fikir sahibine hakaret edebilir, buna kesinlikle izin vermediğimiz gibi hiçbir kurumun TÜZEL kişiliğine da saldırıda bulunulamaz. Dikkat ederseniz bazı platformlarda yapılan ahlak dışı saldırı yazılarına kesinlikle itibar etmiyoruz. Kimse sizi suçlamıyor, size verilen yanıtlar farklı ise sizin yazdıklarınız da o arkadaşlara göre farklı, bunu fikir teatisi olarak yorumlayacağız, sizi veya bir başkasını kıran olabilir ama kimse bunu ileriye sürerek buradan ayrılmamalı; çünkü biz burada birileri için değil kendimize ve mesleğimize saygımız gereği bulunuyoruz. Vedanızı duygusal bir anda yazdığınızı düşünüyor sizin ayrılmanızı kesinlikle onaylamıyoruz. İyi günler.
OYAK hakkında son günlerde güzel gelişmelere oluyor. Vesayete son vermek isteyen karar vericiler ve siyasi irade şu anda OYAK’ın mağdur ettiği Assubayların hakkını teslim etme hususunda bir nevi sınav vermektedir. Dileğimiz; bu sınavın sonunda mağdur edilen mazlumların mağduriyetlerinin telafisi ile yüzlerinin gülmesidir.
Ülkemizde elli yıldır devam eden vesayetin son bulması demokrasinin galibiyetine bağlıdır.
Canı yananlar sabretsin, can yakanlar canının yanacağı günü beklesin(s.a.v)
RENKLİ TV
Emekli olurken oyak’tan verilen para ile iki TV alabilmek için yarım TV parası eklemem gerekiyordu.
Enflasyon, develüasyon, reel artış, martış, döviz kuru, dolar molar anlamam…
Hesap ortada; 1+1/2 TV…
Benim hakkımın üstünde gladyatörcülüğe soyunanların bilgisine.
Allah hepsinin belâsını versin. 1997 yılında Oyak denen müptezel kurum bana 1.500.000 tl ödedi 27 yıl karşılığı. Emekli sandığı 1.400.000 ödedi. Tasarruf tesvikten 200.000 aldım. 3.500.000 tl.ye kaynanamdan 300.000 tl .borç alarak zor bir ev alabildim. O oyaktaki bedavacilara hakkım haram zıkkım olsun. Evmiş arabaymış. 27 yıl maasımın yüzde onunu indira gandi yaptılar.