Uzun süredir Astsubaylar, Astsubayların sorunları, Emekli Astsubayların içinde bulunduğu durumu konu etmedim. Tabii ki ilgisiz olduğumdan değil. Sadece bir süredir taşıdığım fikirlerin içinden geçilen sürece zarar vermemesi için sustum.
Her seferinde kitabı yeniden yazmak, içine “aslındalar” sokuşturmak, yeni şeyler güzel sözler keşfetmek yazılarda çok şık dursa da, duvarda tablo gibi asılı duran resmimizi tasvir etmenin acı da olsa daha doğru olacağının kanaatindeyim.
Bundan üç yıl önceydi. Bizler bir Ekim sabahında derneğimizin bir sözüyle Ankara yollarına düşmüştük. Eylem yapmıştık. Sözde eylem… Çok kalabalık olmamıza, ateşli olmamıza rağmen kimse bizi duymamış ve duymak istememişti. Ama kendi kendimize gelin güvey olmamıza yetmişti. Ben bile bu yürüyüşün ardından “Akıncılar” diye bir yazı kaleme almıştım. Ne kadar çok övünmüştük kendimizle…
Sonra köhnemiş, kısır döngüden dışarı çıkamayan, üslup hatası yapan eski TEMAD yönetimini zor da olsa değiştirmiştik. Yeni TEMAD Başkanı sanki Türkiye’den önce bize başkanlık sistemini getirmiş gibiydi. Açık söylemek gerekirse, kıskanılacak derecede başarılı hitap gücü, toplumun her önüne çıkışında dersini çok iyi çalışmış, usta biri olduğu izlenimini hepimize vermişti. Yeni TEMAD yönetimimiz bizlere güven vermiş olsa da bu güven havasının zamanla dağıldığını görmek bizleri oldukça üzüyordu.
Bizler yeni yönetimimiz etrafında kilitlenmeye ve bir uyanışa, bir haykırışa kalkışmışken, ilginç gelişmeler yaşanmaya başlanmıştı. Ne yalan söyleyelim, geçen süre içinde hiç hesapta yokken “Dünya Assubaylar Günü”müz olmuştu. Elimize aldığımız bu çocuğumuzu büyütmek, elbette ki görevdi. Ancak ilginçtir ki soruyorum. Böyle bir gün olması ve kutlanması gerekliliği acaba hangi kitlesel bir isteğimizin sonucuydu? Benim hatırladığım kadarıyla bizim isteğimiz şöyle idi. “Bir Assubaylar günümüz olsun. Bir de ortak marşımız olsun.” Neyse fena mı oldu diyerek, çıtanın böyle yükseltilmesini birazcık kaygıyla olsa da mutlulukla kutladık. Lider olmak, daha fazlasını düşünmek gerektiriyor ya, belki de o nedenle bizden daha iyi düşünülmüştür. Ancak benim süregelen bir kaygım vardır. Tüzüğümüze de kaldır parmak, indir parmak usulünde bir madde ile koyulan bu günün eğrisini doğrusunu hiç tartışmadık. Hoş, tartışsaydık ne ile yaftalanıp, neyle üzerimize gelineceği kesindi. Kuşkusuz ben de isterim bir Dünya Assubaylar Günü olsun. Ancak sürekliliği sağlayacak gerekli organizasyon komitelerini kurmadan böyle bir günü nasıl dünyaya yayabiliriz ki… Dünyada sadece Kuzey Kıbrıs, Arnavutluk ve Bosna Hersek yok ki… Ben şimdi desem ki, ikinci Dünya Assubaylar Günü Uluslar arası düzeyde kutlanma açısından bir öncekinin gölgesinde kalmıştır. Tabii ki bu sözüme karşı bir çok sav geliştirilebilir. Ancak ben diyorum ki, gerekli planlı çalışması yıl içine yayılan, yönetimlerle eş güdümlü, ancak yönetimlerden bağımsız bir Dünya Assubaylar Günü konulu koordinasyon Komisyonu ve Başkanlığı kurulmadığı sürece maalesef bu gün bu yönetimimizle birlikte tarih olur gider. Bir başka yönetim gelir, bir Tüzük Kurultayı toplar ve acı bir değişiklik yapar. Etkisiz kalan bu maddeyi kaldırır. Gelin yol yakınken bu işin temeline el atalım.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin İç Hizmet Kanunu ve Askeri Ceza Yönetmeliğinde ceza puanı sistemi getirilmesi, maalesef yaşanan intiharların artmasına sebep olan, maalesef paradigmaları değiştiren, olumsuzluklarla doludur. TEMAD konu ile ilgili olarak kaygılarını dile getirdi. Hâttâ Genel Başkanımız muvazzafların dahi dert babası oldu. Onların sorunlarını ekranlara taşıdı. İki dudak arası mesai, kadrolaşmalardaki adaletsizlikten bahsetti. Hâttâ Assubayları zor zaptettiğini söyledi. Kendisine assubayları kışkırttığının söylendiğini ancak bunun böyle olmadığını, kendisinin assubayları zaptetmekte zorlandığını, eğer Assubaylar meydanlara inerse dünya da Türkiye’nin konuşulacağından bahsetti. Başkanımız bunları söylerken bizler koltuklarımıza karpuz sığmazken, twitter’da ve Facebook gruplarında coşarken birden kendimizi bir kavganın içinde bulduk. Davaya hizmet eden ve yıllarca fikir beyan ederken, “biz kimiz ne istiyoruz?”diyerek bizlerin sorunlarımızı bizlerle tanıştıran, “kimseden ne eksik ne de fazla, hakkımız olanı istiyoruz” , “TEMAD’a akan dereleriz”. diyen fikir sahiplerine karşı acımasız ve seviyesiz saldırılar olmaya başlamıştı. Birileri sözde TEMAD yönetimini savunuyordu. Kraldan çok kralcı olma mantığıyla ilerisi gerisi düşünülmeden yapılan bu saldırıların elbet bir kısmı hoş görülebilirdi. Nitekim mücadelemize yeni katıldıkları için ilk heyecana da verilebilirdi. Ancak öyle olmuyordu. Sanki bir el onları yönetiyordu. Seviyesizlik yaratılarak, oluşmuş bir birlikteliğe saldırılıyordu. Acıdır ki bu kişilerle mücadele edip en büyük sinerji kaynağı olan sanal ortamı tertiplemesi gereken TEMAD tavrını çok ilginç belirlemişti. Kendilerince “Belirli kişilerin, klavye kahramanlarının” seviyesine inmiyorlardı. Oysa böyle yapmak yerine sanal ortamda birlikteliği elinde tutan bir organizasyonu direkt elinde tutsaydı kötü mü olacaktı? Ama sanırım içlere düşen bir korku vardı. Dava adamı olmanın, sınırının başladığı yerden içeriye kaç kişi girebilirdi ki… Zurnanın zırt dediği yere gelmiştik. Artık yöneticilerimiz tehlikeli sularda yüzmek istemiyorlardı. Ne gerek vardı ki eylemlere… Sanal alemde bir teşkilatlanma içine girildiğinde biri kalkıp buralarda suç işlese yöneticiler yargılanır diye düşünmek, böyle bir ortamı organize etmekten daha kolaydı. Assubayların eylem yapması da TEMAD başkanının üst perdeden basın açıklamalarından sonra direkt olarak TEMAD’ın hedefe konmasını sağlardı. Maazallah biri çıkıp silahına davransa, yöneticileri daha da zorlu yargı süreçleri beklerdi… İşte böyleyken böyle…
Güvenli sularda seyretmek gerekti. Ne de olsa başlarına bir şey gelse kim sahip çıkacaktı ki… Emekli Assubaylar mı, arkadaşları mı?.. Böyle düşünmekte bir yerde haklı olsalar da, acaba neden başından beri böyle düşünülmedi de, sonradan böyle düşünülmeye başlandı, diye insan kendi kendine sorup duruyor.
Gelelim güvenli sulara… Güvenli sularda neler oluyor? Aslında hiçte iyi şeyler olmuyor. Bir soru sormak istiyorum. Etkinliklerde, Genel Kurullarda, TEMAD Başkanımızın veya yönetimin şube başkanlarına TEMAD sigorta konusunda çağrı yapıp dikte ettiğini işittiniz mi? Hayır. Neden? Oysa şuna inanıyorum ki, böylesi önemli bir araya gelişlerde en önce yapılması gereken şey şudur. “Arkadaşlar TEMAD sigortaya sahip çıkalım. Bu konuda şube Başkanlarının aktif olmasını istiyorum.” Gördüğünüz gibi, iki kelime… Ben diyorum ki, bugün yönetimimiz TEMAD sigortayı isterse çok yükseklere taşıyabilir. Tıpkı yarın başka bir yönetimin eğer isterse Dünya Assubaylar Gününü çok yükseklere taşıyabileceği gibi…
TEMAD’ı olağanüstü toplanmaya götüren sebepler her ne olursa olsun bu yönetimin bir başarısızlığıdır. Çünkü en hafif ifade ile birbirlerini tanımadan, bilmeden yola çıkmışlar. Söylenegelen usül hatalarına hiç değinmeyeceğim. Çünkü usül hatası her zaman yapılabilir. Ancak kasti davranışlar varsa tabii ki bunun hesabını verirler ve vermeliler de…
En son katıldığım Tüzük Kurultayına sadece Basın Açıklaması yapılacağı için Ankara’da olmak istediğimden katıldım. Çünkü Tüzük Kurultayının toplanması her ne kadar güncelleme adına gerekli ise de başından beri işleyişinde bir özümseme olmadığına inanıyorum. Çünkü en basitinden Tüzük Genel Kuruluna gidilmesinin sebebi, özellikle üyelerin Tüzükten kaynaklanan bazı sorunlarına sırf tüzük nedeniyle yardımcı olunamaması idi. Oysa Tüzükte üyelik ile ilgili olarak kayda değer bir değişiklik yapılmadı. Zaten Tüzük komisyonu da sadece bir kez ve ilginçtir Tüzük Genel Kurul çoğunluğun sağlanamadığı yapılması gereken birinci toplantısının tarihinden sonra toplanmıştır. İl ve ilçe yapılanmaları Dernekler Kanunu gerekçe gösterilerek istenildiği şekilde sonuçlandırılamamıştır. Oysa ki illerin kendi aralarında, kendilerini ilgili ilde temsile taşıyacakları bir organizasyonu oluşturmalarına müsaade edilmeli idi. Tüzük Genel Kurulunda Divan Başkanının yönetim tarzını da şöyle eleştirebilirim. Genel kurula donanımlı gelmiş, sözleri ve görüşlerine itibar edilmesi gereken bireysel ve grupsal çalışmalar karşısında Tüzük komisyonunun çalışmalarını üstün tutan bir tutum sergilemiştir. Maalesef ki, sanki Tüzüğü Sayın Genel Başkan hazırlamış gibi, devamlı olarak Tüzük komisyonu savunuculuğu hakkında söz Sayın Genel Başkana verilmiştir. Oysa ki TEMAD Hukuk komisyonu ve Tüzük Komisyonu bu konuda söz sahibi olması gerekirdi. Komisyon nasıl olur da Genel Başkanın Başkanlığında çalışır? Komisyon, yönetimin yüzde yüz sözünden dışarı çıkamaz ise neden böyle bir komisyona gerek duyuldu? Sayın Genel Başkanımızın Ankara şubelerinin tepkilerini ve taleplerini komisyonda dile getirmelerini Divan Başkanı olmadığı halde nasıl olur da iç mesele diye kestirip atar. Bunun yerinin Tüzük Genel Kurulu olmadığını söyler. Böylesi bir tutum altında nasıl demokratik bir ortamda toplantı gerçekleştirdiğimizi varın siz değerlendirin. Aldığım intiba şudur. Yeni tüzüğümüz bağımsız Tüzük komisyonu tarafından değil, bizzat TEMAD Yönetimi tarafından hazırlanmıştır. Sonuç olarak yeni tüzüğümüz iyi mi olmuştur, yoksa kötü mü? Elbette bir çok madde güncelleştirilmiştir. Bu yönüyle iyi olmuştur. Ancak tarz ve tavır yanlışlıkları içinde, dayatıcı bir tutum sergilenmesi asabiyle hoş olmamıştır. Aslında tabii ki tüzüklerin de çok önemi yok. Maalesef iktidarlar ellerindeki argümanları kullanırken bu tür üst yasaları bazen atlayabiliyorlar. Tıpkı Başbakanımızın Ülkemizin bir bölgesine Kürt Bölgesi derken ilgili yasaları çiğnemesi gibi… Tıpkı bazı derneklerin tüzüklerinde Atatürk ilke ve inkılaplarına sürekli bağlılıktan söz edilmesine rağmen, muhtaç oldukları kudretleri damarlarındaki asil kandan başka yerlerde arayıp bu maddeleri es geçtikleri gibi…
Neyse Kıbrıs’taki bir densize haddini bildirmiştik sanırım. O da üzüldü mü sevindi mi bilinmez. Ne de olsa kendisi için epey bir kalabalık toplandı. TEMAD şahin oldu. Hukukçularımız işi takip ediyor. Münferit olaylara hukuk desteğini sık sık sağlarsak güvenli sulardan çıkmaz mıyız. Çıkmayız herhalde…Hem dostlar iş başında görür. Münferit uğranılan haksızlıklara destek sağlamak, bir tek TEMAD’ın icraatı değil. Aileden sorumlu bakan da öyle yapıyor. Alo şikayet hattı kurmuş. Bayanlardan telefon bekliyor. Barolar da öyle yapıyor. Gezi olaylarında tutuklananlara bedava savunma hizmeti veriyor. Aynı hükümetin yaptığı gibi… Aç ve yoksul biri bulunuyor. Evine ansızın gidilip yardım ediliyor. Aaaa… Kameralarda ordaymış.
Ey TEMAD!… Türkiye’nin en büyük Sivil Toplum Örgütü… Birbirimize daha sıkı sarılsak, güvensek ve güven versek keşke…
Bu gece kalemimden çok acı şeyler damlıyor. Şimdilik hoşçakalın…