Dolar 33,0413
Euro 35,9402
Altın 2.546,09
BİST 11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 32°C
Az Bulutlu
Ankara
32°C
Az Bulutlu
Cts 33°C
Paz 34°C
Pts 33°C
Sal 31°C

ÇİN İŞİ JAPON İŞİ

"Yazarların yazıları kendi düşünce ve sorumluluklarını taşır"
18/03/2014 10:33 PM | Son Güncellenme: 30/03/2024 12:45 PM
7

 

Yetmişli yılların meşhur tekerlemesidir. Pazarlamacıların ağzında meşhur oldu.

Çin işi Japon işi
Bunu yapan iki kişi
Biri erkek biri dişi.

Hey gidi günler hey… Koskoca millet yıllardır oraya buraya koşuşturup duruyor. O iki kişinin ürettiklerini kapış kapış alıyor. Halkımız sadece kendine sunulanı, sunulduğu kadarıyla almak zorunda. Soru sorarsa yukarıdaki dörtlük karşısına çıkıyor. Sen anlamazsın bu işlerden der gibi…Türkiye Cumhuriyeti son yıllarda bir “Çin işi, Japon işi sen anlamazsın bu işi… Hop hop hop, değiş tonton” uygulaması ile karşı karşıya.

Çıkmış iki yiğit meydane… İkisi de birbirinden merdane… Bir tiyatro sahnesindeyiz sanki. Ama bir türlü başrol oynayanı sahnede göremedik. Faili meçhul cinayetler, kamyonlar, derin devletler, Ergenekonlar, Helikopter kazaları, balyozlar, Ses kayıtları, ayakkabı kutuları, Paralel ortaklıklar, şartlı salıvermeler, devletin üniter yapısını hiçe saymaya cesaret edecek kadar kurumları yok sayan baskı ve sansürler…

Halkımız bir şeyler soruyor ama boş. Tıpkı Vizontele filminde Cem Yılmaz’ın sorduğu “Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?” sorusu gibi…

  • 17 Aralık Yolsuzluk operasyonu sonucu istifa etmek zorunda kalan üç bakan ve ortaya saçılan milyonlarca dolarlar ve ses kayıtları mı gerçek? Yoksa bu materyalleri ortaya sürüp devletin içinde kadrolaşan paralel bir yapılanmanın operasyonu mu? Yoksa ikisi de mi gerçek?
  • Birbiriyle mücadele eden bu iki grubun ses kayıtları nasıl oluyor da  yerden biter gibi her gün çoğalıyor? Nasıl oluyor da emniyetin ve Silahlı Kuvvetlerin istihbarat birimleri kapatılıp direkt MİT’e, yani iktidara bağlanmış iken bu kayıtlar yayınlanmaya devam ediyor? İnsan sormadan edemiyor. Deveden büyük Fil mi var? Bizim bilmediğimiz daha başka şeyler mi var?

Henüz 30’lu yaşlarda genç bir adam. Türkiye Cumhuriyeti’nde cirit atıyor.Adı Reza Zarraf. Makamını bilmiyoruz. Mesleğini bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa hükümetin bir çok bakanına hatta başbakanın yakınlarına kadar yaklaşabilmiş ,VİP bir şahsiyet. Birazcık detaylandırırsak karşımıza başka ülkelerdeki hükümetlere yakın yine benzer hüviyetli şahsiyetlere ulaşıyoruz. El Kadı, Babek Zencani… Ve ben yine soruyorum.

  • Mossad, KGB, CİA gibi örgütler, haber alma servisleri o kadar aptal mı ki, böyle adamlar İran lehine ambargo delme, Türkiye lehine bağlı kaldığı uluslar arası yapılanmalara ihanet edercesine ambargoyu fırsata çevirme örgütlenmesine sustular?
  • Paralel ismi takılan bir ortaklığın öbür yarısı nasıl oldu da düğmeye basarak diğer yarısına savaş açtı? Neden birdenbire dershanelerin kapatılması gündeme geldi? Gerçekten amaç dershanelerin kapatılması mı? Yoksa başka hesaplar mı var?  Neden ABD’ye gittiklerinde Prensilvanya’ya uğramayı bir nevi yarı hac gibi görev sayanlar böylesine koptular yine o Prensilvanyalıdan? İlk kim hangi düğmeye bastı? Ya da Sam Amca tarafından ilk kime hangi emir verildi?

Biz böyle operasyon, paralel derken kenarda duran bir mücadelemiz vardı. Sokakların karışıklığından olsa gerek iyiden iyiye unutmuştuk. İnsanlar her akşam ortaya çıkacak olan yeni ses kayıtlarına odaklanmıştı. Ancak bir Şubat günü TEMAD’ın yapmış olduğu bir açıklama ile sarsıldık. Ölüm orucu kararı almışlardı. Kendi kendime düşündüm. Hiçbir anlam veremedim. Kafamdan bir sürü soru geçti. Böyle bir eylemin gerçekçi olmadığını düşündüm. Aldatıcı olduğunu düşündüm. Hâttâ uygulanırsa güncel olaylarla ilişkilendirileceğini düşündüm. Nasıl olur da böylesi hayati bir karar TEMAD Genel Merkezi tarafından oybirliği ile alınır da başka hiçbir şubeden benzeri bir karar, oybirliğini bırakın oy çokluğu ile bile alınamaz diye düşündüm. Acaba Genel Merkezimiz diğer şubelere göre çok daha azimli, çok daha cesur ve çok daha Astsubay mücadelesine konsantre mi olmuş? Bu yönlü düşüncemizi diğer tüm düşüncelerin üstünde tutarak yolumuza devam ettik. Ama gördük ki, ölüm orucu, yerini açlık grevine bıraktı. Gördük ki açlık grevi de sürdüğü gün zarfında birkaç kişi ile sınırlı kaldı. Amaç sanki uyuyan bir devi uyandırmak imiş gibi geldi bana. On binlerce emekli astsubay ölüm orucunu da kulağının arkasıyla dinleyecek değildi ya… Seçim takviminde meclisin çalışmalarının süresi, meclisin ne zaman tatile gireceği biline biline… Hâttâ çok daha eylem gereken dönemlerde, disiplin kanununun yasalaştığı zamanlarda, eylem yapmanın hükümete karşı elimizi zayıflatacağını savunanlar, yaşlı başlı assubayların sokaklara dökülmesine gönlünün razı olmadığını söyleyenler neden ateş almaya gelmiş gibi “eylem” dediler?

İşte böylesi durumlarda çeşitli sesler yükselmeye başladı. Bazıları şöyle düşündüler. Bu eylem TEMAD Genel Merkez seçimlerine yönelik bir çalışmadır. Kimi şöyle düşündü. Seçim zamanı… Ne alırsak şimdi alırız. TEMAD akıllılık etti. Kimi de aynen şöyle düşündü. Eylem iyi de ölüm orucu demeselerdi keşke. Ama olsun. Sonuçta bizim için yapıyorlar. Evet buraya kadar her şey normal. Bizim için yapıyorlar.

Ancak 15 Mart eyleminden iki gün önce www.milliiradebirliği.org internet sitesinde Araştırmacı Gazeteci Sayın Banu Avar’ın bir video konferansına rastladım. O video konferansta maalesef bizim hak arama eylemlerimiz hakkında hiç de duymak istemediğimiz şeyleri söylüyordu. Bizlerin tıpkı Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaşananlar gibi bir sürecin bir parçası olduğumuzu ve bu eylemlerimizin dış güçler tarafından organize edildiğini söylüyordu. Kan beynime sıçramıştı. Hemen bir yazı yazdım. Sayın Banu Avar’a gönderdim. Kendimce bizim mücadelemizin nedenini anlattım. Bizim vatan hainliğinin bir parçası olmadığımızı, asıl hainlik içinde olanların TSK içindeki hiyerarşiyi subaylar lehine bozarak itaat ve sadakati zedeleyenlerin olduğunu açıklamaya çalıştım. Kendisi benden müsaade isteyerek benim görüşlerime de sayfasında yer verdi. Ama bana inandı mı bilemem.

Korkarım ki, rüzgarın yönü değişebilir. Şu an TEMAD yönetiminin ifadesiyle 120 bin kişi Ankara’da bir eylem gerçekleştirdi. TEMAD Genel Merkezinin tamamen insiyatifi ele alarak düzenlediği bu eyleme karşı bir rüzgar eserse sanırım yine bu rüzgarı Genel Merkez kendisi savuşturmak zorunda kalacaktır. Bundan sonraki eylemlerde şubelerin de görüşleri alınarak hareket edilmesi daha uygun olacaktır. En azından kendimizi daha iyi savunmak açısından.

Yok canım… O kadar da değil. Kökü bize ait olmayan organize işlere taşeron olmak bizim camiamıza yakışmaz. Değil mi? Değil mi?

   

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
12/12/2015 3:40 PM
12/12/2015 3:40 PM
05/09/2015 11:04 AM
27/02/2015 5:22 PM
07/02/2015 7:04 PM
04/01/2015 6:09 PM
01/01/2015 2:00 PM
19/12/2014 9:17 AM
31/10/2014 6:24 PM
04/07/2014 7:37 PM
16/05/2014 7:49 PM
27/04/2014 8:10 PM
06/04/2014 11:02 PM
16/03/2014 9:43 PM
13/03/2014 1:35 AM
YORUMLAR

  1. EMEKLİ ASSUBAYLAR dedi ki:

    Her görev kutsaldır, ancak assubaylık çok daha kutsal ve farklıdır. Bir üniforması da kefen olan, ülkeye ve ordusuna sadakatini teri,canı ve kanı ile ispatlamış, adalet dışında hiçbir talebi olmamış buna rağmen bizzat kendi kurumu tarafından ön yargı ile haksızlığa hukuksuzluğa uğratılmış, sahip çıkılmamış, bunun sonucu doğal olarak bu ön yargı her kesime bir virüs gibi bulaşınca da vur abalıya demesi kaçınılmaz oluyor.
    TSK itibarını zedeleyen Anıtkabir’de üniformalı askerlerin aranmasında bile ASSUBAYLAR vurgusu yapılmış, sanki aramayı assubay değil binbaşı albay hâttâ general yapsa bu ayıp bu aymazlık yok sayılacak…
    Tüm bunlardan ders alınarak ordunun yeniden yapılanmasında assubay fobisi ön yargısı terk edilip ADALET sağlanmalıdır.

  2. MEHMET KAYALI dedi ki:

    BU GÜNE KADAR,
    HAKLARI KISITLANAN.
    ÜZERİ ARANAN,İTİLEN.
    ALT STATÜ UYDURMASI İLE,
    ALT SINIF,
    TANIMLAMASI İÇERİĞİNDE.
    İKİ YILLIK MESLEK OKULLULARIN,
    TAHAKKÜMÜNE UĞRAYAN.
    LİSANSLI ASSUBAYLAR
    EZİYET YAŞAYAN, ASSUBAYLAR.
    VE 6413 LE KURUMSAL KABAHATLAR,
    KARINE ALINARAK.
    DİSİPLİN MAHKEMELERİNDE BİLE .
    OLMAYAN YETKİLER İLE,
    İDARİ KURUMLARIN YAPTIRIM UYGULAMASI SONUCU.
    İHRAÇ.
    YAPTIRIMI, MAĞDURU.
    KURALLARIN, GENEL UYGULAMASI,
    GENELLEMESİ GÜNDEME, GELİNCE.
    GAZETECİ KİMLİĞİNİ, TARAFLI KULLANANLAR.
    ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLADI.
    KİMİSİ.
    ( MİT MÜŞTEŞARI*ÇAVUŞ*DER OLDU)
    KİMİSİ.
    -*BOL YILDIZLI PAŞALAR, ÜSTLERİNİN ARANMASINI KABUL ETTİLER*-
    “ORGENERALİNDEN İTİBAREN BÜTÜN, KOMUTANLARIN ÜSTÜ ARANIYOR”
    FİKİRSEL, DÜRTÜ YAPIYOR.
    ASSUBAYLARA , YAPILAN HAKSIZLIKLAR,
    MEYDANLARDA CİRİT ATARKEN,
    NEREDE, İDİNİZ.
    EY… BASIN KAHRAMANLARI.
    NEREDE İDİNİZ?????????????.

  3. Ersen Gürpınar dedi ki:

    [b]Basında yer alan haberlere göre Genelkurmay başkanımız askerlerin üstlerinin aranmasına üzülmüş. Merak ettim bu arama emrini kim verdi ? Ayrıca, bir emirle ölüme gönderdiği assubayları klimalı ofislerdeki memurlardan alt kademeden göreve başlıyor hak ettikleri tazminatı alamıyor, Genelkurmay başkanının esas buna üzülmesi gerekmiyor mu?[/b]

  4. Mehmet ÖZTÜRK dedi ki:

    Gazetecinin derdi Demokrasi değilki , öyle olsaydı , Assubay tarafından kelepçelenen albayın;” kelepçeyi Assubaya yaptırmayın ” sözüne de iki çift sözü olurdu.

  5. TEKİNAY 1977 dedi ki:

    Gazeteci Can Ataklı; Bol yıldızlı paşalara çok mu üzüldün?
    TV den izlediğim kadarı ile aramayı yapan ve dedektörleri kullananlar uzmanlardı.Uzman erbaşlar tarafından arandılar demek çok daha mı küçük düşürürdü? Neden astsubayları seçtin? Orada verilen bir emri uygulayanlar var ve herkes buna itaat etmek zorunda…Sen de eğer askerlik yaptıysan bilirsin…Bu hallere düşen bol yıldızlılar vaktinde elini taşın altına soksalardı bu hallere düşmezlerdi sen de üzülmezdin. Bir de şu paşa lafını bırakın artık paşalık Osmanlıda vardı. Atatürkçülükte mangalda kül bırakmazsınız ama Atatürk’ün kaldırmış olduğu rütbeleri kullanıyorsunuz…..Astsubaylar da bu milletin bağrından gelen kahramanlardır. Astsubay verilen emri yerine getirip, canı pahasına fetocu generali öldürünce kahraman,arama yaparken değil öyle mi?..Siz hangi kafanın adamısınız?…