Dolar 32,8065
Euro 35,0802
Altın 2.453,88
BİST 10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 34°C
Açık
Ankara
34°C
Açık
Sal 31°C
Çar 32°C
Per 30°C
Cum 28°C

MAĞRİP Mİ YOKSA MAKBER Mİ YARAB?…

"Yazarların yazıları kendi düşünce ve sorumluluklarını taşır"
26/02/2011 11:32 PM | Son Güncellenme: 30/03/2024 12:45 PM
2

ortadogu

Mağrip kelime anlamı ile “Batı” demektir. Müslüman dünyasının batısında oldukları için Kuzey Afrika ülkelerine de Mağrip Ülkeleri diyoruz. Mağrip Ülkeleri biraz otantik biraz da ilkellik arasında bir yer tutar çoğu beyinlerde… Bazen çok görmek istediğimiz ancak bir o kadar da gitmekte çekindiğimiz ülkelerdir.  Herşeyden önce bu ülkelerin  çoğunda bedevi ve berberi kabileleri söz sahibidir. Kabilelerin egemen olduğu bu kültürde tabii ki demokrasiden söz etmek imkansızdır.

Mağrip Ülkeleri çağlar boyunca istilalara ve sömürgelere sahne olmuştur.  Güçlü temeller üstüne kurulu devlet gelenekleri olmadığı aşikardır. Şu an kurulu devletlerinde bile eski sömürgelerin ve hegomonların gücü olduğunu söylemek çok abartılı olmasa gerek.

Fas, bir zamanlar İslam medeniyetinin en üstün örneklerini vermiş  Endülüs’ün ana vatanıdır. Hatta bazen Türkiye Cumhuriyeti ile kıyaslanır. Endülüslüler Fas üzerinden İspanya’ya yerleşmiş Arap topluluklardır. İspanya’da yerleştikleri topraklarda çağımızda bile gıpta ile söz edilen hümanist bir devlet kurmuşlardır. Bu devlet Müslüman olmasına rağmen hiçbir hıristiyanı evinden köyünden sürmemiştir. Birbirleri ile kaynaşıp mutlu bir şekilde yaşamışlardır. Ancak Avrupa’dan gelen Haçlı ordularının baskılarına dayanamayarak, Kuzey Afrika’daki topraklarına geri çekilmiş olan bu devletin halkının torunları maalesef din paradigmasını aşamamışlardır.

Libya, Mısır ve Cezayir Arap kabilelerinin geleneksel hayat sürdükleri topluluklardır. Tarihte Akdeniz’den gelen korsanlar tarafından limanları ve toprakları talan edilen bu halk, Osmanlı hegemonyasına girdikten sonra Valiler aracılığıyla düzenli toplum olma yönünde adım atmışlardır. Sömürge devletlerinin Afrika hayallerinin doruğa tırmandığı 19.yüzyıl sonunda artık Mağrip Ülkeleri Almanya, Fransa ve İtalya tarafından paylaşılmıştı. O zamanda Osmanlı İmparatorluğu’ndan kurtulup özgürleşmek isteyen bu devletler ikinci dünya savaşının sonuna kadar sömürge olarak kalmışlardır.

Günümüze geldiğimizde, Mağrip toprakları üzerinde kurulan devletlerin her birinde, eski sömürge emellerinin iktidar belirleme ve ekonomik pastadan en büyüğünü alma hevesleri geçmiş değildir. Şunu unutmamak gerekir ki bugün Libya’ya bir İtalyan Başbakanı gittiğinde en büyük saygıyı görür.  Cezayir’e Fransız Cumhurbaşkanı gittiğinde en büyük saygıyı görür. Bu eski sömürge alışkanlığından kalmış şartlı reflekstir. Tıpkı bazılarımızın emekli olsak bile, bir emekli Albayla sohbet ederken bile Komutanım dediğimiz gibi…

Tarihte Magrip topraklarında egemen olmuş ülkemizin Başbakanları bu toprakları ziyaret ettiklerinde, bu ülkelerin devlet adamları tarafından hoş olmayan bir tarzda karşılandıkları olmuştur. Mısır’ın Ortadoğu da kendini lider görme çabaları ve doğal lider Türkiye’yi ekarte etme çabaları bazen komik olsa bile kendini hissettirmiştir. Libya liderinin Türk başbakanlarını azarladığı bile olmuştur.  Ancak Türkiye’nin devlet kurup birlik olma yeteneği ve tarihte yaşattıkları kenetlenme ruhu nedeniyle her zaman bu halkların gönlünde bir yeri vardır. Bu nedenle bu ülkelerdeki yönetimler de Türkiye ile ilişkilerini kendi iç politik çıkarları açısından yüksek tutmaktadırlar.

Buraya kadar anlattıklarım masal ya da bilgilendirme tarzı hepimizin fazla veya eksik bildiğimiz konulardır. Ben şunu sormadan edemiyorum. Ne oldu da bu ülkelerin halkları liderlerinden bıktılar? Meydanlara toplanan milyonlar liderlerinin sadece liderlerinin gitmesini mi istiyorlar, yoksa demokrasiye geçmek mi? Bu ülkelerin birbiri ardına bir özgürlük rüzgarını andıran görüntüleri filmini biz daha önce başka bir coğrafyada izlemedik mi?

Bu ülkelerin insanlarını kendi hallerine bıraksan bin yıl daha kabile hayatı  yaşar. Bin yıl daha kendilerine sunulana şükür ederler. Özgür bir devlet kurma fikrini bir tarafa bırakalım, özgürlüğün tanımı  onlar için farklıdır. Bu devletler tıpkı bir zamanlar ABD güdümünde renkli devrimlerin yaşandığı eski Sovyet ülkeleri görünümünde bir gerçekle karşı karşıyalar. Türkmenistan, Kırgızistan, Ukrayna, Gürcistan, Özbekistan gibi ülkelerde de halk sokaklara çıkmıştı. Sonra bunun uluslar arası bir güç savaşı olduğu anlaşılmıştı. Bu ülkeler daha sonra doğasına dönmüşlerdi. Ancak emperyalist güçler alacaklarını almışlardı. Askeri üslerin yanı sıra dev petrol şirketleriyle çok uzun yıllara varan petrol anlaşmaları yapılmış, yeni boru hatları onaylanmıştı. Bu devletler Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra özgürlüğüne kavuşan ama daha sonra hayat şartları nedeniyle tekrar tabiri caiz ise Rusya’nın kucağına düşen devletlerdi. Batılı güçler Rusya’nın doğal kaynaklar üzerinde önlenemez bir hegemonya kurmasına engel olmak istiyorlardı. Bu maksatla Türk Cumhuriyetlerinde Türkiye’ye verilmiş olan ağabeylik görevinin başarısızlıkla sonuçlandığını görerek böyle bir devrim geliştirmişlerdi. Şu an itibarıyla kopardıkları yanlarına kar kalmıştır. Bugün Avrupa’nın hâlâ büyük bölümü Rusya üzerinden gelen doğal Gaz ve Petrole bağımlıdır. Bu durumun zamanla siyasi bir yaptırım olarak kullanılmasından korkan Avrupa ve Avrupa Medeniyetini küçük parçalar halinde Rusya’ya yedirmek istemeyen ABD için tehlike çanları olduğunu stratejistler biliyordu.

Bugün yaşadığımız Mağrip Ülkelerindeki başkaldırının da bir ABD ve Avrupa eksenli oyun olduğunu hepimiz biliyoruz. Aslında çok da merak etmiyoruz. Sadece haber bültenleri heyecanlı o kadar.  Halka bıraksan gündemimizde bile yoklar. İşin komik tarafı şu sıralar model ülkeymişiz. Demokrasimiz sanki o ülkelere ışık kaynağı oluyormuş.  Kullanılan tabirlerin Türkçesi şudur. Kötünün iyisiyiz.  Ancak acaba o ülkelerden kötü olan tarafımız yok mu? Daha on beş yirmi gün önce basın özgürlüğünde dünyanın 135. Ülkesi değil miydik?

Geçenlerde ATV’de yayınlanan gerçek gündem programını hepimiz, basın özgürlüğü adına, kalemşörlük ve iğrençlik olarak izlemedik mi? Halkından ve gündeminden uzak bir basın ve hükümet görüntüsü çizmediler mi? Gazeteci soruyor. Dikkatinizi çekerim. Astsubay Uzman çavuşlar üniversiteyi bitirseler de birin dördüne düşemiyorlar cümlesi bir soru bukletinin ilk paragrafını süslüyordu. Gelen binlerce telefondan Sayın gazeteci yeni bir meslek icat etmişti. Gazeteci zavallı idi o pozisyonda. Çünkü amacı kimin ne derdi olduğunu yansıtmak değildi? Araştırıp öğrenmesine bile gerek olmayan bir konuda cümlesini bu denli bozuk kuran gazetecinin amacı konu geçiştirmekti. Başbakan’a ne dersiniz. Başbakan da, haklılar dedi ve geçti. Siz Başbakanım; 8 yıldır iktidardasınız. Bize bekarın karı boşama muhabbeti yapmaya hakkınız yok. Makamınız uygun değil. Sorumlusunuz. Lütfen ülkenin gerçeklerine biraz sorumlu yaklaşın. Şovlarınızı izlemekten usanmamış olanlar olabilir ancak ben usandım artık. Fakir fukara garip guraba kelimelerinin sihiri, sizin için benim köylüm, benim dulum, benim yetimim diyen adamla aynı. Gecekondu ziyaretleriyle aslında umutları kırılmış kesimleri şovunuza malzeme yapıyorsunuz. Taksi duraklarını ziyaret ile halk adamı olunmaz.  Öncelikle size her türlü soruyu sorabilecek Gazetecilerin karşısına geçmeniz gerekirdi. O programdaki Gazeteci ……..ları pişmiş kelle gibi sırıtıcağına azıcık konularına çalışmaları gerekirdi. “-Başbakanım, adamların birinci derecenin dördüncü kademesine yükselmesine hükümetiniz hayır dedi. Hem de demokrasi tarihinde görülmemiş antidemokratik bir yöntemle. Milletvekillerinin oylarıyla alınan bir hak, ancak aynı oylarla geri alınırdı. Ama kalemle düzeltildi.” Demeleri lazımdı. Bu televizyon rezaletini görünce insanın aklına çok daha değişik rezaletler geliyor. Polislerin televizyonda bir kadına acımasızca yumruk sallaması acaba bir askerlikten muaf tutulma diyeti olmasın. Milli Eğitimde, belediyelerde, yargıda yaşanan kadrolaşmalar profesyonel ordu adı altında TSK’lerinde yaşanmayacak mı? Ergenekon, Balyoz davaları ile boşalan onlarca Amiral ve General kadroları var. Bu kadroların kadrolaşmadan etkilenemeyeceğini söyleyebilir misiniz? Kamu kurum ve kuruluşlarının üst kadrolarına değişik birimlerden atama yapılmasını öngören yasa din görevlilerinin bu kurumların başına getirilebilmesi için bir kapı olamaz mı? Torba yasaya yüz bin kişiyi ilgilendiren haklılar dediğiniz bir konuyu yetiştiremezken, Sayın Erbakan’ın kayıp trilyon davasında affedilmesini sağlarken demokrasi neredeydi? Biz şimdi model ülke miyiz? Biz şimdi İslam ile demokrasiyi bir arada yaşatan tek ülke miyiz? Hadi oradan. İslam adı altında Teokratik destekli kolay idarenin yolu bulunmuş, şimdilik Cumhuriyetle de kamufle edilmiş, zavallı insanlar ülkesiyiz.  Yakın gelecekte yüzde 70 ve 80 gibi oylarla tek partinin iktidarda uzun süre kalacağı post modern Mağrip ülkesi, Azerbaycan’ın ikizi bir ülke olacağız.

 

Mağrip ülkelerinde yönetim değişince sesler kesildi. Yeni yöneticiler bir süre halkın genelini kucaklar görünse de, posası çıkmış devrik liderlerden koparılamayanların koparılacağı yeni devir başlamış oluyor. Mağrip mi yoksa Makber mi yarab… Şarkı sözündeki Makber’in kelime anlamı Mezar’dır. Mağrip ülkeleri belki on yıllar sürecek bir işgali de beraberinde yaşayabilir. Belki de gerçekten Makber olacaklar. Stratejistler tabii ki uluslar arası menfaatleri ve yapılan pazarlıkları araştırıyorlardır.

Biz komşularımızla sıfır sorun saçmalığını uygulamaya çalışıyoruz. Oysa Churchill’in meşhur bir lafı vardır. “İngiltere’nin dostu yoktur. İngiltere’nin çıkarları vardır.” Bu sözün doğruluğunu herkes kabul ediyor. Şu ahvalde ülkemizin günü birlik dış politika popülasyonlarına ihtiyacı yoktur. Yok efendim en çabuk tahliyeyi biz yapmışız. Yok efendim İngiliz gazeteleri bile bizim başarımızı konuşuyormuş. Efendiler kendinize gelin. İngiltere, Fransa, ABD gibi ülkelerin büyük şirketleri hangi ihaleleri alacaklarını konuşuyorlar. Belki ülkeleri bile kağıt üzerinde paylaşıyorlar. Biz aynaya bakıp “nasılım” diyeceğimize Konvansiyonel güç dengelerinde yediğimiz, ya da yemek üzere olduğumuz kazığa bakalım. Rusya şu an hiç kuşkusuz bunun hesabını yapıyor. Rusya şu an kuşkusuz bizden daha çok atakta. Mısır’da radikallerin işbaşına gelmesi an meselesi. Bundan kim nemalanacak? Elbette ABD ve Batılı ülkeler. Olası bir İsrail arap gerginliğinde araya girecek İran ve Türkiye gibi ülkelerin boğazı nasıl sıkılacak? Tabii ki Mağrip bir Müslüman Makberi ve Batı medeniyetinin yeni toprakları olarak.

Mesleğimizi fazla ilgilendirmeyen böyle bir konuda fikir beyan ederek bazı  arkadaşlarımın beklentisine uzak yazdığım için şimdiden özür dilerim. Umarım her şey benim düşündüğümden daha doğru analiz ediliyordur. Umarım ben yanılmışımdır. Saygılarımla…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
12/12/2015 3:40 PM
12/12/2015 3:40 PM
05/09/2015 11:04 AM
27/02/2015 5:22 PM
07/02/2015 7:04 PM
04/01/2015 6:09 PM
01/01/2015 2:00 PM
19/12/2014 9:17 AM
31/10/2014 6:24 PM
04/07/2014 7:37 PM
16/05/2014 7:49 PM
27/04/2014 8:10 PM
06/04/2014 11:02 PM
18/03/2014 10:33 PM
16/03/2014 9:43 PM
YORUMLAR

  1. bekir sitki guvemli dedi ki:

    Güzel yardim yapalimda nereye yatirmamiz lazim bir bilgimiz yok

    ————————————————————
    Sn.Güvemli bu yardım değil hepimizi ilgilendiren bir davanın giderlerine gönüllü katkıdır.
    Sitemizde Sn.Turan’ın CEZA’MI YOKSA MÜKAFAT’MI Sn.Gürpınar’ın ÇORBADA TUZUMUZ OLSUN yazısında gerekli açıklamada bulunulmuş yukarıdaki yazıya da not olarak eklenmiştir.

  2. Ersen Gürpınar dedi ki:

    [b]Sn.Şanlı yüreğindeki haksızlıklara isyan fırtınasını onurlu yasal mücadelemize kanalize eden arkadaşlarımız bu mücadelenin umutlarıdır.
    Hiçbir beklentisi olmadan mücadele edenler ve onlara destek verenlerin yanı sıra ne yazık ki birçok arkadaşımız BENCİLLİK-UMUTSUZLUK-BOŞVERMİŞLİK duygusundan kurtulamamışlar.
    Ünlü düşünürün “Gölge etme başka ihsan istemez” dediği gibi biz bunlardan birşey beklemiyoruz yeterki gölge etmesinler biz mücadele ederiz, onlar kazanılanları almak için en ön sırada koşacaklardır.
    Adam şube başkanı olmuş tüm yaptığı sadece lokal işletmeciliği,kendini dev aynasında görmüş mücadeleye tek tuğla koymamış oysa yaptığı işi kahveci Ahmet efendinin daha iyi ve küstahlaşmadan yaptığının farkında değil;
    Kendi başaramadıklarını başaranlara karşı psikolojik bir eziklik içinde bulunanlar; Ben zaten 1nci derecedeyim, bu yasa bana ne verir? Bana ne kardeşim bu dava kişiseldir; Ben katkıda bulunmam, bulundurmam zihniyetindeler; Ok yaydan çıktı bu zihniyetten kurtulup onurlu,özverili,kendine ve mesleğine saygılı yönetici ve arkadaşlarımızla bu bayrak yarışını birlikte başaracağız. [/b]

  3. MEHMET ALİ KILINÇ dedi ki:

    Bu yaşımdan sonra bir şey daha öğrendim ki, toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarının önüne koyabilme özelliği, yani toplumculuk bir kişi için meğer büyük bir özellikmiş. Böyle olanları çok seviyorum.
    İSMAİL TURAN
    İNGBANK DENİZLİ ŞUBESİ
    HESAP NUMARASI: 116-C-3069649-MT-1
    İBAN NO: TR100009900306964900100001

  4. yasarcakan dedi ki:

    Bu durumda kişisel çıkarlarını ön planda tutmak demek,silik olmaya,duvar dibinde yürümeye mahkum olmak demektir.Biri yapsın biz de yararlanalım demek,doğru bir davranış değildir.Karamsar da olmak istemiyorum.Bizler büyük bir camianın mensuplarıyız.El ele verirsen üstesinden gelemeyeceğimiz bir sorunumuz olamaz. Biraz gayret,hepsi o kadar. Saygılar bizden.

  5. ibrahim dedi ki:

    Değerli arkadaşım ŞANLI,görüş ve düşüncelerinize ilave edecek bir şey bulamamakla birlikte,üye sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen,camiasının sorunlarına en ufak bir katkı sağlamayan,üye sayısını artırmak için çaba göstermeyen,varlığı ile yokluğu belli olmayan tabela şubelerinin tez zamanda revize edilmesi ,edilemeyenlerin tasfiye edilmesi gerektiği kanaatindeyim.Hiçbir beklentim olmadığı halde, geçmişten bugüne “ASSUBAY” adının geçtiği her platformda bulundum,gereken katkıyı sağladım, onurumuz için katkı sağlamaya devam edeceğim. Saygılarımla.

  6. Erol SARAÇ dedi ki:

    Bu mücadelede benim de payım olsun diye çorbaya ben de tuz ektim.Mücadeleci tüm meslektaşlarıma sevgi ve saygılarımla.

  7. mert dedi ki:

    Sayın Şanlı, İsmail Turan abinin dışında, İstanbul ve İzmir’den de dava açan Emekli assubaylar var onların davaları da ret oldu, onlar da SGK Avukatlık ücreti ve Dava ret ücretleri ödediler, hâttâ beş altı dava da Danıştay’da devam ediyor. Hiç bir sesleri çıkmıyor, onların davaları da assubayların intibakları ile ilgili. Acaba bunlar için ne düşünülür. Ki bu arkadaşlarımız İsmail TURAN abimizin hukuk mücadelesi çağrısına uyarak 2009 yılında dava açtılar. Ben dava açmaya katılamadım ama hatırlatmada yarar var sanırım.
    ————————————————————————–
    YÖNETİCİ NOTU
    Sn.Mert Kokler, rüzgarda ıslık çalanın ıslığı duyulmazmış. Biz, destek talebinde bulunan her meslektaşımızın yanında olduk,olmaya da devam edeceğiz.
    Bu arkadaşlarımızın desteğe ihtiyaçları ve talepleri olursa yanlarında oluruz. Birimizin derdi hepimizin derdi olduğu zaman birliktelik ve başarı sağlanır! Ancak destek konusunda kılını kıpırdatmayanların bu konuda eleştiri ve öneri hakkına sahip olmadıklarını da düşünüyoruz…

  8. HÜSNÜ ÖZBEK dedi ki:

    Haklı mücadeleye ben de destek olmaya çalıştım. Bir destek hep destek parolasıyla bu haklı mücadelemiz başarıya ulaşıncaya kadar,lütfen çorbayı tuzsuz içmek olmaz bir tutam tuz atalım, az çok karınca kararınca.

  9. salim ÖZDEM dedi ki:

    Bu davada benim de payım olsun diye katkıda bulundum.Davamıza sahip çıkan her meslektaşıma selamlar olsun.Saygılarımla.Salim ÖZDEM.