Hepimiz belirli bir yaşın üzerindeyiz. Bu nedenle attığım başlığın sizde neler çağrıştırdığını çok iyi biliyorum. Rahmetli Kemal Sunal’ın filmlerindeki bir çok söz gibi bu söz de klişeleşmiştir. Faşo Ağa…
…. Ağanın pohunun üstüne poh olmaz… Ağaya beleş… faşo ağa… Onlar sendikalıysa ben de Harran’lıyam…
Gelin Kemal Sunal’ın hicvettiği, eleştirdiği toplum yapısını otuz yıl sonra yeniden inceleyelim.
Önce şu “sendika” kelimesinden başlayalım. Maalesef çalışma hayatının en önemli parçası olması gereken sendika faaliyeti yapılamamaktadır. Sendikalaşma devlet tarafından engellenmektedir. İşverenler sendika faaliyetlerine iştirak eden işçilerinin işlerine son vermektedirler. İşveren dernekleri birlikte hareket ederek işgücü fiyatlarını ve çalışma saatlerini ayarlamaktadır. Haber bültenlerinde işsizlik oranları açıklanmaktadır. İşsizlik rakamları en son olarak 9,9 olarak sevinçle bildirildi. Acaba bu işçilerin yüzde kaçı sendikalı? İşe girenlerin yüzde kaçı taraf olduğumuz ILO şartlarına uygun çalıştırılıyor? Ülkemizde işgücünü ezen hükümet destekli bir kartelleşme mevcuttur. Bu bir tespittir. Ülkemizde sadece turizm ve hizmet sektöründe en az iki milyon insan çalışmaktadır. Bu kişilerin kaç tanesi sendikalıdır? Turizm okullarında meslek öğrenmiş çocuklarımızın yetenekleri göz ardı edilerek köyünden yeni çıkmış, bikinili insanı bile ömründe yeni görmüş bir kişinin tercih edildiğini görüyorum. Otel meslek odalarının ara eleman yetiştirme bahanesiyle binlerce kişiyi stajyer yapıp ucuz mevsimlik işgücü sağladığını iğrenerek ve tiksinerek bildiriyorum. İçkinin fiyatları ortadayken otellerin her şey dahil modelinde bedava içki dağıtması manidardır. Yolculuk dahil haftalık 600TL’ye otellerimizde tatil yapanların yediği içtiği şeylerin sağlığa uygun olduğunu söylemek sanırım aşırı saflıktır. Ama biz yaparız. Biz sihirbazız. İşçiden çalarız, hammaddeden çalarız yaparız. Kimse de sormaz. Ancak kızdırırsan “sorarım haaaa…” der.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı diye bir bakanlık varmış. Bu bakanlığın iş teftiş grup başkanlıkları varmış. Teftiş demek denetleme demektir. Yani denetleyicilermiş. Peki bu kurul denetleme yapıyor mu? Yoksa görevi, davet edildiği konferanslarda pembe konuşmalar yapmak mı? Aslındaları ve olması gerekenleri seslendiren bir günah çıkarma makinesi mi bu kuruluş?
Köleleştirilmiş bir emek gücünün olduğu bu ülke daha ne kadar vatansever çıkarabilecek?
Türkiye Cumhuriyeti hepimizin. Bu nedenle üstümüzde duran güvenlik, sağlık ve eğitim şemsiyeleri batılı demokratik ülkelerde olduğu gibi, bu kelimeyi ısrarla söylüyorum BATILI DEMOKRATİK ÜLKELERDE OLDUĞU GİBİ tüm yurttaşları eşit kapsamalı, kapsattırılmalı, talep edilmeli. Oysa geldiğimiz duruma bak heyhat…
En sondan başlayalım. Eğitim… Geldiğimiz noktaya bakın ki yeteri kadar parası olan çocuğunu hemen özel okula veriyor. Yıllık ücretleri on bin TL den başlayan bu okullardan her yıl o kadar çok açılıyor ki… Dershaneler zaten eğitimin olmazsa olmazı olmuş. Milli eğitim okullarını küçük görmek istemiyorum ama 24 Kasım’larda anlatılan öğretmenlik ruhunun ve anlayışının örneklerini bulmak iyice zorlaştı. Peki biz ne talep ediyoruz yeni bir özel okul yaptırmaktan başka? Eğitimde kalite talep ediyor muyuz? Eğitimde fırsat eşitliği talep ediyor muyuz?
Sağlık Bakanlığının adını tedavi bakanlığı olarak söyleyen bir çok aydın vardır. Ne kadar yerinde bir tespit.Toplumu koruyucu sağlık tedbirlerini saymak ve söylemek sanırım kimseyi inandırmaz. Sularımız bile temiz değil. Düşünün bir kez. Hayatımızın her alanına girmiş olan kimyasal ve hormonlu ürünler acaba hangi amaçla girdi? Kimler tarafından korunuyor? Tabii ki tek kelimeyle… Devlet… Bir sporcu mantığıyla düşünürsek, doping kullanarak başarılı olma mantığı… Ya sonrası?…
Tuzumuzun kuru olduğu yerlerde tam bir kapitalistiz. Tuzumuz yaş ise isyankar, sosyal demokrat, muhalefet. Aynı bünyede iki ruh barındırır hale geldik. Ağayı görünce el etek öpüp ağanın şerrinden sakınırken, ağayı yağmalamayı da hiç düşünmüyor değiliz.
Paramız varsa hukuki süreci lehimize çevirmek için her şeyi yaparız. Paramız varsa aç komşumuza nispet yapar gibi son model arabaya bineriz. Paramız varsa işsizlerin acıları aklımıza gelmediği gibi birkaç tane daha ucuz çalışacak adam bulup fırsattan faydalanmak isteriz. Paramız varsa tüketici mahkemelerine tenezzül etmeyiz. Paramız varsa ahkam keseriz ve bizden parasızlar susar bizi dinler. Paramız varsa cemiyette aranan oluruz. Paramız varsa Nasrettin Hoca gibi “ye kürküm ye” deriz. Paramız varsa bankalar zaten bizden ücret falan almazlar. Paramız varsa ağaya beleş…
İmar planlarımızda park yeri konmamış. Sonra da belediyeler sokağa konan arabalar için bizden park parası istiyorlar. Dede Korkut masalındaki Deli Dumrul’un köprüleri gibi olmuş bu ülke. Bir tarafta GSM şirketlerinin üçkağıtları, diğer taraftan bankaların soygunları…
Biz ABD’nin on yıl güvercin, on yıl şahin politikalarının yörüngesinde dönen basit bir devlet isek kurumlarımız işte yukarıdaki gibi işler. Bizler Pavlov’un Köpekleri olmamalıyız. Toplum bilimcilerin laboratuarı olabiliriz ancak gönüllülük esastır.
En son olarak da; ağayla güreş tutarsan yenileceksin. Yoksa marabalar seni taşa tutar.
Bu durumu düzeltmek için muhtaç olduğumuz kudret, insan haklarına değer veren, insani değerlerle paradigma üreten, empati yapabilen asil kanlı insanlarda mevcuttur. Aksi taktirde; ne camiler kışladır, ne süngüler minare…
Saygılarımla…
[b]Bu olay içimizde bir yaradır.Bu konuda yazılar yazdık çağrılarda bulunduk, cılız bir ses olsa da bazı arkadaşlarımızı basın açıklaması yaptılar,basında meslektaşımızın eşinin serzenişleri oldu sağır sultan duydu ama yetkililerimiz duymadılar.
Sn.Kaya’ya tekrar gündeme getirdiği için teşekkürlerimi sunuyorum ve ben de (“Arkadaşlarımızda yararına inanır ve arzu ederlerse”)site yönetimimize bu konunun bir kez daha Cumhurbaşkanlığı,Başbakanlık,Genelkurmay,Siyasi parti gruplarına ve basına duyurulması için sitemizde bir mail kampanyası yapılmasını öneriyorum. [/b]
Bşçvş A.Söpçeler,kaymakam adayı,uzman çavuş ve sağlık memuru ne yazık ki 1 yıldan fazla bir süredir pkk’nın elinde ve 1 tane hükümet ve genkur yetkilisinden ya da bu tür faaliyetlerde hep ön planda olan bdp’den katkı/girişim yok ,aile perişan ya çocukları…