Dolar 32,8065
Euro 35,0802
Altın 2.453,88
BİST 10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 34°C
Açık
Ankara
34°C
Açık
Sal 31°C
Çar 32°C
Per 30°C
Cum 28°C

Cumhuriyet Bayramına Karşı, Demokrasiyle Ters Düşen Hareketler

"Yazarların yazıları kendi düşünce ve sorumluluklarını taşır"
31/10/2012 10:08 PM
1

Milletlerce kurulan devletler hafızasını kaybederse yaşayabilir mi?

Kuruluşunda, yaşamında karşılaştıkları  hadiseler ve alınan tedbirler devletlerin, dolayısıyla milletlerin de hafızasını oluşturur.

Nasıl ki dinler, bireysel ibadetlerin dışında, sosyal yaşamda var olarak, tüm inananlarca bayram düzeyinde kutlanan; paylaşma, dayanışma, kardeşlik, birlik, beraberlik ve ibadet gibi anlamları olan günler kaynağı yoluyla ilan edilmişse; benzer şekilde, çeşitli badireler atlatarak milletlerin meydana getirmiş oldukları devletlerinin de ilan etmiş olduğu, milli bilinci açık tutan, toplumda birlik ve beraberliği pekiştiren bayramları vardır.

Türkiye’de kutlanmakta olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı TBMM’nin açılışını, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı bağımsızlığa giden yolda 19 Mayıs 1919’daki ülkenin durumunu, 30 Ağustos yedi düvelin dize getirilerek yurttan kovuluşunu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı da medeni bir yaşamın ülkede tesis edilmesini simgeliyor olması bakımından Türk ulusu için önemli günlerdendir. Bunların yanı sıra yöresel kurtuluş günlerini de unutmamak gereklidir.

***

İlim merkezleri olması gereken Osmanlı medreseleri geçmişte pek çok ilim insanının yetişmesine vesile olmuşken, Osmanlı’nın son iki yüz yılında, bulunulan günden, gelecekten, dünya siyasetinden, ilimden kopuk olarak halifelerin, Arap kabilelerinin yaşamlarına ağırlıklı olarak yer vermesi, zamanla ilmin dışına çıkması, teknoloji üretimine katkı sağlamaması, Osmanlı’nın toprak kaybetmesine ve hazin bir şekilde son bulmasına sebep olmuştur.

Osmanlı soyundan gelenler bir kısım Avrupa, Asya ve Afrika topraklarının ve insanların sahibiyken, İngilizin, Almanın, İtalyanın, Amerikalının, Rusun, İspanyalının, Hollandalının, Belçikalının…üç kıtadaki Osmanlı tebaasını menfaatleri doğrultusunda yoldan çıkartmasıyla her şey alt-üst olmuştur.

Osmanlı tebaalarının yoldan çıkartılması  için İngilizlerin bir sahte peygamber ortaya atması ve Arap kabilelerince kabulü, ardından, İslam’ın birliğini bozucu Vahabi mezhebinin İngilizlerce oluşturulması ve Hac ibadetinin yapıldığı bölgenin bu mezhep sahiplerine bırakılması, oldukça düşündürücüdür.

Bir başka peygamber gelmeyeceğine dair dini inancı  Arap tebaalarının bilmiyor olması(!), Osmanlı eğitim sisteminin yetersizliğini göstermesinin yanı sıra, çıkar uğruna nelerin yapılabileceğini de göstermektedir.

Sözün özü, bilim dışı yönetim ve eğitim sistemi Osmanlı’nın sonunu hazırlamıştır.

***

İlk evvela “Hasta Adam” olarak dünya çapında adından söz ettiren Osmanlı’nın son dönemleri kan kayıplarıyla sürmüş.

l.Dünya Savaşı sürecinde toprak kayıpları hızlanan, başkenti dâhil işgal edilen Osmanlı’dan kalan son toprak parçası üzerinde bölgesel kurtuluş çareleri arayan Türk halkını bir araya getirerek bir devlet kurmayı başarabilen Mustafa Kemal, bu birlikteliği hiç de kolay sağlamamıştır.

O günün kitlelerini etkileyebilen, yabancı hayranı sözde aydınları ille de İngiliz Himayesi, Amerikan Mandası derken, Mustafa Kemal tam bağımsız bir devlet kurmak için ikna çabalarını sürdürür ve tam bağımsız Türkiye Devleti’ni kurar.

Tam bağımsız devlet meydana getirildikten sonra, Türkiye’de çıkartılan sayıları bir düzineyi bulan ve Osmanlı  meclisinde son olarak kabul edilen Misak-ı Milli sınırları  dâhilinde olan Musul ve Kerkük’ün kaybedilmesiyle de sonuçlanan iç isyanlar, ülkede yaşayan yabancı hayranlarının adeta birer eseridir.

Günümüzde “ne örmüş, ne yapmış” denilerek yerilmek, halkın gözünde küçük düşürülmek istenen Mustafa Kemal, yabancının yerli hayranlarına rağmen, meydana getirmiş olduğu düşünce çerçevesinde halkıyla birlikte kurduğu Türkiye’nin hızla ilimde, fende, medeniyette gelişmiş toplumları yakalaması ve muasır medeniyetlerin önüne geçmesi, Batı’nın yüzyıllar önce yakalamış olduğu aydınlanmayı Türk halkına sunmak için “en büyük eserim” dediği Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’de ilk meclise sunmuş ve ilanını sağlamıştır.

Ve Batı halklarının düzene isyanlarıyla kavuştuğu haklar Cumhuriyet ile birlikte Türk halkına sunulmaya başlanmıştır. Cumhuriyet idaresinin başlatmış olduğu eğitim, sanayi, sağlık, tarım alanındaki her çalışmasının adeta bir seferberlik hızında gerçekleştirildiğini görmekteyiz. Fakat ülkede yaşayan yabancı hayranları da bu gelişmelere kayıtsız kalmaz, her yeniliğe bir kulp takmada epeyce üretken olurlar.

***

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in 10’uncu yılı kuutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

Milli bayramların coşkuyla kutlanmasını arzu eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bayramlara hasta olmasına rağmen katılmış bir lider. Her halde katılmadığı tek bayram 19 Mayıs 1938’daki Gençlik ve Spor Bayramı’dır. Vefatından 174 gün önceye denk gelen o gün ise Hatay sorunuyla ilgili olarak Mersin ve Adana’ya gitmek üzere hasta olmasına rağmen trenle yola çıkmış ve sonuçta da Fransızlarla olan Hatay sorunu, Atatürk’ün istediği şekilde sonuçlanmıştır.

***

Milli bayramlar bir toplumun varoluşuyla yakından ilgili olmasına rağmen gelin görün ki 29 Ekim 2012 tarihinde büyük bir coşkuyla kutlaması gereken Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara’da olmak isteyenler hükümet genelgesiyle yollarda alıkonulmuş, seyahat özgürlükleri ellerinden alınmış, devletin jandarmasıyla, polisiyle halk karşı karşıya getirilmiştir.

Bayramı coşku ve kardeşlik duygusu içinde kutlamak için Cumhuriyetin ilan edildiği Ankara, Ulus, İlk Meclis önünde, ellerinde Türk bayrağı ve bağlı oldukları, demokrasinin vazgeçilmez unsuru sivil toplum örgütlerinin flaması olduğu halde toplanan halkın çevresinde hükümet genelgesi gereği yerini alan polis ile halk arasında, Anıtkabir’e yürüyüş ve meydanda birbirine yakın halk topluluklarının polis barikatını aşarak bir araya gelmesi konusunda yaşananlar tarihe kara bir gün olarak geçecek hadiseleri meydana getirdi.

Bayram sevinciyle alanda toplanan halkın üzerine tazyikli su ve biber gazı sıkılması, yaşlı, genç pek çok insanın jop darbeleriyle yaralanması, tekmelenmesi, sanki bir ayaklanmaya müdahale ediliyor izleniminin verilmiş olması Türk demokrasisi, üstelik de hükümet yetkililerince ileri olduğu dile getirilen demokrasisi adına kara bir leke olarak tarihteki yerini aldı.

Caddelerde, meydanlarda kutlanan bayram, hipodromlardaki resmi geçitlerde yer alan Türk çocuklarının üstün bir yetenekle kullandığı yabancı silahların geçidini izlemekten binlerce kat daha heyecan vericidir.

Coşkuyla kutlanacak nice bayramlara…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.