Dolar 32,9826
Euro 35,9971
Altın 2.569,38
BİST 11.064,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 31°C
Az Bulutlu
Ankara
31°C
Az Bulutlu
Sal 31°C
Çar 33°C
Per 33°C
Cum 32°C

Ben ne edeyim? Nerelere gideyim? Derdimi Kimlere anlatayım?

"Yazarların yazıları kendi düşünce ve sorumluluklarını taşır"
07/05/2011 1:41 PM | Son Güncellenme: 30/03/2024 12:45 PM
2

umutsuzadam

Dün oğlumun okuluna gittim. Kantinin yanında bir masa vardı. Masanın üstü o kadar kirliydi ki yanındaki sandalyeye oturamadım.  Kantin görevlisine sordum. Bu masayı temizlemek kimin görevi dedim. Kendisi bunun kendi görevleri olmadığını, okul idaresinin görevi olduğunu söyledi. Pekala dedim ve okul idaresine gittim. Okul müdürü bana çok yakın ilgi gösterdi. Hemen benimle ilgilendi ve benimle kantine gelip hesap sormaya yeltendi. Müdür yardımcıları müdürü  ustaca yerine oturttular ve bana;

  • “siz gidin biz gereğini yaparız.”

Dediler. Ben kantinciler ile yüzleşmek istediğimi ve kantincilerin bana söylediğini aynen müdür yardımcısına söylemesi gerektiğini söyledim. Müdür bey tekrar yerinde atıldı;

  • “hadi gidelim.”

Dedi. Ancak yardımcılar tekrar ustaca oturttular. Biri benimle geldi. Kantine gittik. Kantinciye masayı neden silmediklerini  sorusuyla birlikte, silmeleri gerektiğini söyledi. Kantinci sildiklerini söyledi. Birlikte masanın yanına doğru gittik ve katılaşmış pislikleri olan boş masanın yanına geldik. Masanın az ilerisinde altı  yedi kadın duvar taşlarına oturmuş örgülerini örüyordu. Bir tanesi bana öyle bir baktı ki… Sanki “…ya nerden çıktın. Başımızı şişirmeye.” der gibi… Ben masanın yanında görevliye dönerek;

  • “ben size sordum. Bu masayı  silmek göreviniz olmadığını söylediniz.”

dedim. Kendisi bana dönerek;

  • “burada çocuklar hep masaların üzerine çıkıyorlar o nedenle silmiyoruz.”

diye cevap verdi. Ben de burasının okul olduğunu ve dolayısıyla burada çocukların olacağını, yetmiş  yaşında insanları beklememesi gerektiğini söyledim. Sonra müdür yardımcısı silmeniz gerek diyerek kantinciye baktı. Kantinci;

  • “Ben silmem.” 

Diye cevap verdi. Ben müdür yardımcına döndüm ve;

  • “bakın gördünüz mü silmiyor ve silmeyecekmiş.”

dedim. Kantinci müdür yardımcısına dönerek;

  • “Tamam sileceğim. Gerekirse yıkayacağım.”

Dedi. Müdür yardımcısı hemen bana dönerek;

  • “Tamam siz de artık gidebilirsiniz. Bak silecekmiş.” 

dedi.  Mesele çözülmüştü ancak böyle çözülmesi karşısında bozulmuştum. Oradan uzaklaştım. Çarşıya gittim. Fakat yaşadıklarım aklımdan çıkmıyordu. Resmen kantincinin cüreti ve müdür yardımcısının  “nerden çıktın be adam?” tarzı hoşuma gitmemişti. Tekrar okula döndüm. Okul müdürünün yanına gittim. Müdür bey;

  • “Hemen dilekçe yazın ve yarın ben onlara ihtar çekeyim. Görecek onlar.”

dedi.  Sonra sitem dolu sözlerle;

  • “-Bakın ben buraya düzen getirmeye çalışıyorum. Müstahdemler ve hizmetliler öğretmenlere çay kahvaltı hazırlamaktan, bulaşık yıkamaktan okulun hiçbir yerine bakmıyorlar. Ben öğretmenlerin çayına müdahale ettim. En kötü ben oldum. Beni şikayet ettiler. Bakın bir hafta yoktum. Şu dolabın içinde yarım tepsi baklava duruyor. (gösterdiği kitap dolabı gibi bir şeydi.)  Okulun tuvaletlerinden pis su akıyordu. Okul sahipsizdi. İlgilendim. Şu an benden kötüsü yok” 

dedi. Daha çok derdi vardı. Ancak o anlatmak istemedi. Ben de sormak istemedim. Çünkü kendisine usulsüzlük nedeniyle soruşturma açılmıştı. Üstüne üstlük yerel gazetede de manşet yapılmıştı.  “Müdür neden gitti?” Kendisi “Ben ne edeyim? Nerelere gideyim? Derdimi Kimlere anlatayım?” psikolojisindeydi. (Basın devletten önce müdürü yollamıştı.)

Neyse yaşandı bitti.  Ofise geldim. Bir çok konuda hemfikir olduğumuz bir abim vardır. Kendisi 12 Eylül döneminde içeri girmiş çıkmış. Halen siyasi yaklaşım olarak da sol görüşlüdür.  Durumu kendisine anlattım. Kendisi Trakya şivesiyle;

  • “- E be başçavuş sen akıllanmıcan. Nerden bulisin büle şeyleri. Kendini hedef yapisin. Aylak  adamın işleri bunlaaa.”

Yutkundum bir şey diyemedim. Ancak içimden kendi kendime konuştum. “Yahu sen de böyle düşünüyorsan ve beni haksız buluyorsan ben nerelere gideyim? Kimlere anlatayım?”

Sonra bir enstantane daha aklıma geldi. Ama nereden geldi bilmem.  Çok tanınmış, Atatürkçü, aileden Atatürk’e yakınlığı ile bilinen milliyetçi görüşlü, eski bürokrat gazeteci bir beyefendinin eşiyle kendilerine kiralık büyük ve güzel bir ev arıyoruz. Dedim ya adam milliyetçi, Atatürkçü, Atatürk’e yakın bir aileden gelme… Hanımefendiye bir daire gösterdim. Aynen dediği kelime “Leşşş….

Galiba kendi  sosyokültür seviyesinden aşağıda olan daireye yakıştırdığı “Leş” sıfatı  da bana aynı şeyleri düşündürmüştü. Nerelere gitsem. Kimlere anlatsam…

Sonra Sayın Kılınç’ın köşe yazısını okudum. Köşe yazısının takıldığım bölümü  dernekteki bazı kişilerin serzenişiydi. Bu sözler karşısında, sağduyulu, mücadelemizin sesi ve yüreği olan tüm meslektaşlarım hep bir ağızdan “… Laaa havle vela… Ben nerelere gitsem. Kimlere anlatsam…”  demişlerdir.

Sonra aklıma Türkiyeli Donkişot lakabı takılan Profesör Orhan Kural geldi. Adam toplumun görmediği ya da gözardı ettiği haklı çıkışları nedeniyle ne kadar alay konusu olmuştu. Dayak bile yemişti.

Bizler de kendi hakkımızı savunurken bile kendi meslektaşlarımız, hem de derneğimiz üyeleri tarafından bıyık altından gülünerek izleniyoruz. Türkiye’nin hali gibiyiz. Acınacak halimize gülüyoruz. Sadece seyrediyoruz. Eş dost sohbetlerinde ahkam kesiyoruz. Ancak bireysel tepkimizi koymuyoruz. Bazen hiç  sevmediğimiz biri oluyoruz. Bazen kızdığımız insanlar gibi davranıyoruz. Onların bize olan ilgisizliğine kızarken, biz kendi kendimize bile ilgi göstermiyoruz.

Bir TUNCER KÜÇÜK’ün onur yürüyüşünü  bile sahiplenemedik ya…  Kendisi yürüyüşü bitince, kendisine yapılan uygulama karşısında,  bu uygulamaya sessiz kalarak destek veren emekli astsubay toplumuna  aynen şu kelimeyi söylemiştir. “Ben ne edeyim? Nerelere gideyim? Derdimi kimlere anlatayım?

Umarım Sayın Ahmet Öztaş’a da aynı kelimeleri söyletmeyiz!

Saygılarımla…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
12/12/2015 3:40 PM
12/12/2015 3:40 PM
05/09/2015 11:04 AM
27/02/2015 5:22 PM
07/02/2015 7:04 PM
04/01/2015 6:09 PM
01/01/2015 2:00 PM
19/12/2014 9:17 AM
31/10/2014 6:24 PM
04/07/2014 7:37 PM
16/05/2014 7:49 PM
27/04/2014 8:10 PM
06/04/2014 11:02 PM
18/03/2014 10:33 PM
16/03/2014 9:43 PM
YORUMLAR

  1. Ali AKKAŞ dedi ki:

    Bu ülkenin bölünmezliği, sadece halkın ve ast durumundaki biz astsubay zümresinin umurundadır. Diğerleri ise ne kadar ekmek o kadar köfte anlayışıyla çalışmaktadır. Biz halkımızdan ayrılmadığımız gibi ülkemizden de ayrılamayız. Bizi yönetenler ise halk ile aralarında bizleri köprü gibi koyup kast sistemini inşa ederek kastlarını daha da yükseltmektedirler. Generaller (kendi aralarında da kast var) Kurmay üst subaylar, üst subaylar (Kendi aralarındaki kast ise harp okulu mezunu, yedekten geçme, astsubaylıktan geçme, sivil kaynaktan geçme) subaylar, üst subaylardaki kast sistemine sözleşmeliler eklenmektedir. En kastın en son zinciri ise olmazsa olmazlardan asteğmenler. Bu kastın haklarının takibi için onların gözündeki serfler assubaylar. Anlayamadıkları tek şey ise dünyanın her yerinde kast sistemi çökmüş hatta ve hatta köle olan zencilerden Devlet başkanı bile çıkmış. Bizimkiler ise bu düzenin bekası için hala altın varaklı kapıların arkasında zevki sefa içindeler. Uyanın efendiler uyanın bu memleketin garibanlarına çok ama çok borcumuz var. Gün geldi akşam yemeği dahi yemeden evlatlarına da yediremeden karnı guruldaya guruldaya yatırdığı evladının tam verimli çağında Bu Vatan için gözünü dahi kırpmadan şehadet mertebesine uğurlayan Vatandaşıma borcunu ödeme vakti geldi. Ter kokan gariban çocuğunu değil biraz da parfüm kokan uzaktan sosyal devleti savunan ve kesesini her türlü siyasi akımla doldurmaya çalışan adamların çocuklarını da o adını dahi bilmedikleri memleketin dağlarındaki karakollara gönderin de Türkiye’nin gerçeğini anlasınlar. O beyaz Kürtlerin çocuklarını da oralara gönderin. BİZLER BU VATANI ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUZ İSPATI DA AYDA ASGARİ BİR ASTSUBAY, BİR UZMAN ÇAVUŞ, ERBAŞ VE ER KANIYLA SULUYORUZ AZİZ VATANI. BAKIN KAÇ YILDA BİR GENERAL KANIYLA SULANMIŞ BU TOPRAKLAR. BİR MİLLETVEKİLİ AYAĞIYLA GİTTİ DAĞA KAÇIRILDI HAYATINDAN ENDİŞE EDİYORUZ YAYGARASI İLE TÜRKİYE SALLANDI. HER GÜN ASSUBAY KARDEŞİM AYNI STRESİ YAŞAMAKTA NE KADARA ÜÇ KURUŞA BEYLER O KAFALARINIZI ELLERİNİZİN ARASINA ALIP BİR KERE DAHA DÜŞÜNÜN BU ARKADAŞLARIMIZIN HAKKINI NASIL VEREBİLİRİZ DİYE.

    EMSALİ SADECE KENDİ SINIFI OLAN ASSUBAYLARA BU DEVLETİN BORCU ÇOK EN AZINDAN VEFA BORCUNU ÖDEYİNİZ…

  2. orhan DERELİ dedi ki:

    Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde terör örgütü PKK mensuplarıyla çıkan çatışmada şehit olan düşen 26 yaşındaki Piyade Uzman Çavuş İsmail Zengin,in sabah selasını duyunca yorum yazmayı düşünmüyordum moralim çok bozuldu gene yazayım dedim.Allah rahmet eylesin,Allah ailesine sabır versin.Bu değerli kardeşimizin maddi durumu iyi olsaydı garibim bile bile ölüme gidermiydi hiç.Bugüne kadar general çocuğu veya milletvekili çocuğu pkk.la çarpışıp şehit düştümü . Hayır çünkü babalarının saltanatı ömürboyu devam ediyor işsiz kalan varmı? hep gariban kesim mi olecek bu ülke hepimizin değilmi.Bizler Gemilerle,tankla topla gelip ÇANAKKALE GEÇİLMEZ diyen Ataların torunlarıyız.Şimdi emperyalist güçler yıllarca birlikte bu ülke toprakları için mücadele verdiğimiz Türkü,kürdü,lazı hepimizi birbirimize düşürdüler Kendilerine uygun Hükümetleri, generalleri yönetime getirip ellerini suya sabuna dokunmadan tanksız,topsuz ülkemizi ele geçiriyorlar .Güneydoğuya karakola yirmi yaşında bir Assubayı atayıp emirinede yirmi yaşında 30-40 gariban mehmetçiğimizi verip kümes gibi karakolda git ülkeyi koru diyorsun. Benim gözümde kahraman yiğitlerim, cengaverlerimiz on altı şehit veriyor ama vatanımızı teslim etmiyor,Öbür tarafta emrinde Alaylar,taburlar tecrübeli personeli olan komutan oraya gitmiyor.Size göre kahraman kim?Uzman arkadaşlarımızda bizden daha kötü durumda kullanılıp belli bir yaşa geldiğinde müsvette kağıdı gibi git dışarda üç dört yıl çalış emekliliği hak et deniyor adaletmi bu.Öbür tarafta milletvekiline,subaya geldiğinde mecliste bir gecede toplanıp zam yapıyorsun bu ülke sadece sizin değil bana göre hepimizin eğer o pastadan pay alacaksa bende ,benim uzman arkadaşımada alacak hakkını.On altı şehidimiz de hani sözün bittiği yerdi ne oldu daha fazla şehit vermekmiş sözün bittiği yer.Bize Hükümete el sıvazlayacak salon paşası lazım değil,bize silahını alıp bu vatan topraklarımız uğruna garibanıyla , subayı, assubayı,uzmanı, Mehmetçiğimizle omuz omuza çarpışacak komutan lazım.

  3. Orhan ORHUN dedi ki:

    Assubaylara karşı adaleti rafa kaldıran ve haksızlığı hakim kılan militer vesayetin ders alması gereken ayet:

    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla(bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir. (Nisa suresi 58.ayet)