Hayatın farkında olunmasıyla başlayan siyasi yaşam hayata veda edinceye kadar sürüyor… Böylesine önemli bir faaliyet olan siyasetin içinde olunması hayata istenilen yönün verilebilmesi açısından bir zaruret insan için… Ancak siyaset için adım atmak gerekiyor… Bu anlamda emekliliği ile birlikte hayattan edindikleri ile siyasetin içinde girmiş olan bir meslektaşımız, bilgi ve birikimi ile kısa zamanda bir partinin yönetiminde hak ettiği mümtaz yerini aldı…
Takipçilerinin anımsayacağı gibi Yüksel BİNİCİ’yi ele alıyoruz bu yazımızda…
Demokrat Parti’nin ANAP ile birleşmesinde önemli görevler üstlenmiş, hâlihazırda Demokrat Parti Kadın Kolları Başkan Yardımcısı olan değerli meslektaşımız Yüksel BİNİCİ çalışmaları ile becerisi ile aynı zamanda bizleri de temsil ediyor olması bakımından bizim gözbebeğimizdir adeta…
Yüksel BİNİCİ ile tesadüfü olarak tanışmıştık bundan yaklaşık beş yıl önce… O günkü tanışma heyecanı daha dün gibi hafızamda… Geçen zaman içinde irtibatı hiç kesmedik, çalışmalarını yakından izledik… Kendisi, son yıllardaki As(t)subay hareketinin en anlamlısı olan Yeni Oluşum Grubu’nda da aktif görevler almış bir değerdir…
Bu değerli insan aynı zamanda köşemizde yıllar önce ele almış olduğumuz “assubaylar ya bir parti kurmalıdır, ya da yönetimsel düzeyde temsil edilebilinecek, hatta genel başkanlığında dahi yer alınılabilecek ortamı olan bir parti ile işbirliğine gitmelidir” hedefimizi gerçekleştiren bir dostumuzdur bugün itibariyle…
İnsan değerlidir…
Değerinin farkında olan insan ise daha da değerlidir… İdeolojilerinin birbirine yakın olduğu, farklı düşüncelerin bir partide buluştuğu, insan merkezli olduğu söylenen farklı bir seçim sürecine girmiş bulunmaktayız… Değerli olan insanın emeği de değerlidir… Eşinden, çocuklarından, sevdiklerinden alınarak siyasete harcanan zamanın/emeğin de karşılığının olması gereklidir… Pek çok siyasi partinin taban faaliyetlerinde emek vermiş ve halen de vermekte olan, siyasetin içindeki emekli assubaylar siyasette hak ettiği yeri almış ve etki sağlayabilmiş midir? Bunun göstergesi seçim listeleridir… Bence bu liste bir nevi değer listesidir… Bugün değer yok, yarın olur diye bir beklentiye ve değer vermeyenlere hizmet etmeye harcanacak zaman da yoktur… Değer verilen yerde olmak ise değerli insanın farkını oluşturuyor…
Emekli ve çalışan assubayın çoğunlukta olduğu yerlerdeki seçim listelerinde seçilinebilecek sıralarda emekli assubayın olmayışının değerlendirmesini camia yapmak durumundadır!
Hangi parti halkın sorunlarının yanında, assubayın sorunlarını da assubaya takip etme imkânı sağlıyorsa as(t)subay ona oy vermeli, onu tüm gücüyle desteklemelidir…
Dostum, arkadaşım, değerli meslektaşımız Sayın Yüksel BİNİCİ anlamlı ve faydalı bir şekilde çalışmaya devam ediyor… Kendisine ve emek verdiği partisine seçimde başarılar diliyoruz…
Sevgili Günşer, iyi ki varsın. Ben de eşime bu kadar yıldır mücadele ediyoruz kimse sesimizi duymak istemiyor dikkat çekmek için Genelkurmayın,meclisin önünde ya da Konak meydanında soyunup pankart açacağım diyorum 😆 Bana boşuna kendini rezil etme bu koca göbeğinle kimsenin dikkatini çekmezsin diyor, bu konuda başarılı olan biri olarak ne dersin? 😉 Eline yüreğine sağlık enfes bir yazı olmuş teşekkürler.
Hem maddi, hem manevi, hem de insan haklarına dayalı demokratik haklarımızı alana kadar mücadeleye devam.
Kaleminize teşekkür.
As(t)subaylar, Mücadele ve Sınıf Bilinci Üzerine Özeleştiri.(1)
Lümpen Proletarya; sınıf bilincine ulaşamamış olan ve emeğinin sömürülmesine karşı örgütlü tepkiler içinde yer almayı reddeden ya da sömürüldüğünün farkında olmayan emekçi grubu anlamında Fransızca bir kelime. Lümpen proletarya devletin elinde yıllardır kullandığı bir koz ve burjuvazi yıllardır emekçileri maaş karşılığı çalıştırarak diğerlerine göre onları göreceli bir refah düzeyine çıkararak, sınıf bilincini ve mücadeleyi köreltmektedir. Bu açıdan bakıldığında, “lümpen proletarya” günümüzde memur sınıfı ve daha özelinde “Astsubaylar” olarak da adlandırılabilir.
Özeleştiri yapmamız gerekirse, bu zamana kadar gerek korkularımızdan, gerekse göreceli refahımızdan dolayı ne kendimizle ilgili ne de diğer emekçi sınıfların sorunları ile ilgili bir mücadele ve sınıf bilincine ulaşamadık, özellikle ülkede yaşayan diğer emekçilerin sorunları, hiç umurumuzda olmadı. Oysa ki mücadele bir bütündü ve gözümüzün önündeydi, çeşitli konularda (işçi, memur, öğrenci, öğretmen, kadınlar vs.) mücadele edenleri belki de hergün televizyon kanallarında izleyip, polisler copladığında “Oh olsun” ne işleri var oralarda diyenler bile oldu içimizden. Kendimizi hep o emekçi kesimin dışında tuttuk, lümpenleştik, ötekileştik, dışarıdan bakıldığında kan tükürdüğümüz halde, kızılcık şerbeti içiyormuş gibi göründük. Bir profesör kendi maaşlarının azlığını vurguladığında; “Bir Başçavuştan bile az maaş alıyoruz” derken, biz de kendimizi ülkenin diğer emekçileri ile kıyasladık ve “ Bekçilerden bile, astımız durumda olan memurlardan bile az maaş alıyoruz” diyerek ezberi tersinden okuduk, oysa ki ezberi bozmamız gerekirdi. İnsanca yaşamanın ekonomik ölçütlerini sendikalar sık sık açıklıyorlar, herhangi bir emekçi grubunu hedef almadan, bilimsel rakamlardan yola çıkarak taleplerimizi dile getirebilirdik. Bu lafı kullanmayı sevmiyorum ama biz “empati” yapmadan herkesin bizle “hemhal” olmasını bekledik. Örgütlenmedik, örgüt lafı bile hem bizi hem ailemizi ürpertti, korkuttu. Oysa çalışırken zaten bir örgütlülüğümüz söz konusu değilken (askerlerinde sendikal anlamda örgütlüğü, toplu iş sözleşmesi gibi hakları ayrı bir yazı konusu ve elbette olması gerekiyor) tamamen yasal olan TEMAD’ a hem üye olmayıp (emekliler için) hem de eleştirdik, çalışanlarımızda maddi ve manevi olarak çeşitli şekillerde desteklerini gösterebilirdi oysa. Neyse ki yeni TEMAD yönetimi ile birlikte hemen hemen her şey değişti, şimdi artık örgütlülüğümüzü, dayanışmamızı gösterme zamanı geldi. Gündeme gelmesi gereken sadece özlük hakları, ekonomik iyileştirme ve uygulamalar değildir, insan onurunu yok sayan iç hizmet kanununun ve personel kanunundaki maddelerin bir an önce değiştirilmesi gerekmektedir.
Sıcağı sıcağına bir gelişmeyle devam edeyim, hükümet memurlara 2012 için yıllık 3+3, 2013 yılı içinde 2+3 zam teklif ederek ülkenin tüm emekçileriyle dalga geçti. (akaryakıta sistemli olarak sürekli zam yapılırken, elektriğe ve doğalgaza % 20’leri bulan zamlar utanmadan yapılıp savunulurken, enflasyon oranı daha şimdiden % 10’u bulmuşken -ki bu açıklama devletin resmi açıklamasıdır- gerçek rakam bu oranın üzerindedir) Toplu iş sözleşmesi pazarlığı denilen komedi devam ediyor. Grevsiz ve sendikal örgütlülüğün hiçbir dönemde olmadığı kadar engellenmek istendiği (sarı sendikalar hariç) bir toplu iş sözleşmesinde sendikaların eli ne kadar güçlü olabilir ki. Yazacak ve ortak mücadele ve dayanışma içinde olunması gereken o kadar çok emek ihlali varken, oportünist bir yaklaşımla sadece kendi çıkarlarımızı düşünerek yapılacak girişimleri ülke gerçeğinden ve mücadele açısından çok samimi olarak görmüyorum ve sürekliliğinden de endişelerim olduğunu belirtmek istiyorum. Diyebilirsiniz ki bu zamana kadar kimse bizim sesimizi duymadı diye, ama bu da bizim suçumuz olmadı mı? Genelleme yapmadan hak aramanın sadece özlük hakları ve ekonomik iyileştirmeden ibaret olarak gören ve bunu yeterli bulanlar meslektaşlarımızın çoğunlukta olduğunu yazınızın başlığında zaten belirtiyorsunuz ve korkularımız her şeyin önüne geçmedi mi? Haddim olmayarak mücadelenin bir prensibi olması ve tutarlı bir ideolojiyi içermesi gerektiğini düşünüyorum, oysa oportünizmin ilkeleri yoktur, çıkarlarına göre hareket eder, ilkelerini çıkarları belirler. Eğer burada yazılı olanlara bundan önce olduğu gibi bundan sonra da kayıtsız kalırsak ülke ve mücadele gerçeğinin çok uzağında olacağımızı ve almamız gereken diğer emekçilerin desteğini alamayacağımızı, kimliğimizi bulamayacağımızı düşünüyorum.
As(t)subaylar, Mücadele ve Sınıf Bilinci Üzerine Özeleştiri (2)
Yine de yaklaşık 50 yıldır süregelen özlük haklarımızla ilgili bu son gelişen olaylar umutludur, Genelkurmay Başkanlığı sanki bu sorunların kaynağının en büyük sorumlusu kendisi değilmiş gibi bir işveren edasıyla her zamanki buyurgan tavrıyla davrandı ve aslında suçun kendisinde olduğunu da itiraf etmiş oldu. Çalışan astsubayları tahrik ediyor suçlamasıyla da çalışan astsubayların TEMAD ile bağlarını kesmek için çalışıyor. Bu tahrik edilmeyi milat sayarak dayanışma içinde olmamız gerekmektedir, bunun yolu da örgütlülüğümüzü geliştirmek ve hareketin ivme kazanması için TEMAD’a desteğimizin sürekliliği ve artması demektir. Temad il ve ilçe örgütleri kendilerine gelerek (gördüğüm bir iki ilçe örgütünün durumundan sonra bu ifadeleri kullandım, genelleme değildir) sınıf bilincine uygun davranması ve üye sayısının artırılması çerçevesinde iktidarların siyasi çıkarları dışında, belirlenecek prensiplere uygun hareket etmelidir, belki de TEMAD’ın yayınlayacağı bir bildirinin yararı olur.
TSK’nde birlikte görev yaptığımız her silah arkadaşımızın, özellikle uzman çavuşların (durumları bizden daha kötüdür ve çalışma şartları, özlük hakları, emeklilik şartları hala bir düzene kavuşamamıştır) şahsi olarak bu zamana kadar orduevlerine, sosyal tesislere, kamplara girememesi kendi adıma beni hep üzmüş ve utandırmıştır. Ayrımcılığın, ötekileştirmenin her türlüsü içimize sinmemelidir. (Zorunlu askerlik ve erbaş ve erlerin sorunları ile ilgili de birkaç kelimeyi sonraya bırakıyorum)
Başlıkta da belirttiğim gibi bu bir özeleştiridir, kimseye bilmişlik yapmak, ahkam kesmek haddim değildir ve bu yazıyı kaleme alanın hala korkuları olduğundan otosansür yapmaktadır, bu nedenle en başta kendimi eleştiriyorum ve zaman ayırıp okuyan ağabeylerime, arkadaşlarıma, dostlarıma, meslektaşlarıma teşekkür ediyorum.
Selinay Polat
Sayın Selinay Polat, görüşleriniz makalenin başlığıyla çok uyumlu. Biz lümpen sınıfız demeye dilim varmıyor ancak sanırım istatistikler bunu çağrıştırıyor. Çünkü Sayın TEMAD Başkanının haklı ve ses getiren çıkışından çok eldeki paraya bakan bir görüş hakim.
En basitinden bu yazımı kaleme aldığımın üçüncü gününde okunma sayısı üç binin üzerinde. Bu site yazarları bunun ne demek olduğunu iyi bilir.
Maalesef haklısınız. Biz zaman zaman aramızda hak arayışı için saman alevi gibi çıkan seslerin dışında lümpen sınıfız. Ve çok büyük bir maalesef ki tüm bu gerçeklere rağmen Sayın TEMAD Başkanımız da bizler gibi saman alevi olarak kalacak. Çünkü tabanımızın istediği sizin de bahsettiğiniz gibi onursal bir mücadele değil. Tamamen kabullenilmiş bir durum sözkonusu. Sadece kabullenilmeyen ve daha çok istenen …. PARA….
Sevgili Günşer
100 Tl’ler verildi diye bir başlık daha atın,bakın okunma sayısı nasıl tavan yapıyor.Etkili kaleminizle olayları can damarından yakalıyorsunuz.Ancak şu brifink konusundaki muhteşem ironiniz;Eğitim-öğretim seviyesinin haklı olarak çok arttığını dile getiren meslektaşlarımız arasında;özellikle facedeki gurupta nasıl gerçekmiş gibi algılandığını ve yine gerçekmiş gibi yorumlar yapıldığını görünce ve bunun hiçte azımsanmıyacak sayıya ulaştığını gözlemleyince inanın bana umutlarım tükendi ve olmaz böyle şey dedim kendi kendime.Ama toplumumuz benimde dilim varmıyor ama ne yazıkki aynen tesbit ettiğiniz gibi.Sevgi ve saygılar.Kaleminiz hiç susmasın.
DEDİKODU DER Kİ…
Bu oyak, kurulduğundan beri pek sevilmemiş.!.
Ne zaman kurulmuş; 01 Mart 1961
Yani; 27 Mayıs 1960 Anayasa ve Hürriyet İnkılâbı döneminde..
Ne önce, ne de sonra.?.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
(Aşağının, yukarı ile alâkası ( ? ) hiç yok. Zaten (X) işareti yeterince ayırıyor. ( ! )
Derken, on yıl kadar sonrası hukukçu olduğu rivayet edilen bir yedek zabit; sağlam dayanak, tutamak ve çelişkiler sunarak, oyak üyeliği ve kesintisine karşı itiraz davası açmış-mış ki. ..
Teskere ve duruşma gününü aynı anda birbirine karıştırmadan sayan ve “gel teskere gel” şarkısını efkârla her gün söyleyen yedek zabit, gecelerden bir gece, tavşan uykusunda iken; aksakalsız, bıyıksız, çarıkları boyasız, birinin sırtında şişkince bir torba olan, iki emmi rüyasına girmiş.
“Evlât akıllı ol, kafanı çalıştır. Hiç zannetmiyoruz amma kadı efendi seni çok haklı bulsa, alacağın 100 akçe, elimi torbama daldırıp, bir tutam çeksem; “al sana 250 akçe.” Şurada yıldızını omzuna ve vitesini iki’ye takmana dakikalar kalmış. Arabanın tekerine çomak sokma. Evlât akıllı ol, kafanı çalıştır.” nasihatini verirler.
Ol rivayet ki; “Okusun da, büyük adam olsun.” ninnileriyle büyümüş, küçük bir köşeden dönerek evine gelen yedek zabiti, annesi; “Benim oğlum akıllıdır, kafası çalışır.” diye överek, konu komşunun dedikodusuna karşı hava atar olmuş-muş..
Dedikodu canım, öyle bizim paramızı sağa-sola ulufe gibi dağıtacak babayiğitleri analar henüz doğurmadı. (?)
Nah dağıtırlar, sıkar biraz.!.?.
OLUR-OLMAZ İŞLER..
Yanıtı bulunamayan birçok soruya ek yeni bir soru:
OYAK yönetim kurulunda ezelden beri emekli subay var da; emekli astsubay niçin yok? Ya da emekli astsubay üye var da temsilcisi neden yok?
Yanıtı;
“O güne kadar “arpalınan’ın” ; “arpalayan” olarak, “arpalık’ta” bulunması fizik kanunlarına aykırıdır.!.” gibi olabilir mi?
Bu, (rası) Türkü (i) YE ; olmaz, olmaz deme. Olmaz, olur.
Durum zannettiğimden daha vahim…
Sayın GÜNŞER;
Yazılarınızı zevkle ve biraz da tebessümle okuyordum. Bu sefer, hem başlığı okuyunca, hem de son yorumunuzdan sonra kahkaha ile gülmekten kendimi alamadım. Çoğu gerçeği herkes bilir ama kırmadan, dökmeden açıklayamaz. Siz bunu zekanızla ve yeteneğinizle birçok kez başardınız. Oltanızı çok akıllı kullanıyorsunuz. Gülmem onadır. İhtiyacımız vardı. Sağol.
ÖNCEDEN DE BENZER ŞEKİLDE SUNULMUŞTU…
Başlığının, konusuyla ilgisi olmayan bu yazıyı, sonuna kadar ilgiyle okudum ve anladım. Okurken bazı yerlerinde durup, kısaca düşündüm de.
Yazı başlığının, yazı konusuyla ilgisi olmayışına benzer şekilde; aşağıdaki iki yorumumun, yazı konusuyla bağlantısı olmayışına karşın, aktarmak istediğimin anlaşıldığını sanıyorum.
Yorumlar, asıl yazının gölgesinde kalabilir, önemsiz olabilir. Hatta yorumu yazanın, yazının tamamını okumadığı, yanlış algıladığı, başlığına göre yazdığı düşünülerek eğlendirici de bulunabilir.
Fakat ilgiyi çekmek için alışılmamış bir sunum tarzının, okuyanı yoracağı, kaçırtacağı ve yararının ne olacağı düşünülmelidir. Başlık ve yazı girişi, asıl konuyu gizleyecektir.
Konu, başlıktaki ve girişteki olduğu için, okumama kararı verilebilir.
Sayın GÜNŞER
Her zamanki gibi bu da çok güzel olmuş,
Teşekkürler, iyi ki varsın.