Öğretmen…
Müderris…
Eğitmen…
Hoca…
Asıl temelden başlamak lazım… Onun için ilk öğretmenden, ANA’dan başlamak gerek galiba! İlk öğretmenin, Ana’nın bakışlarından karşılıksız ve sonsuz sevgiyi, şefkati, korumayı öğreniriz. Annenin evladına bakarken yüzündeki ifadeyi başka hiçbir yerde görmeniz mümkün değildir. İster evlat 70, Ana 90 yaşında olsun, o ifade değişmez. O ifadede her zaman sevgi, şefkat vardır…
Babadan güven duygusunu öğreniriz… Gölgesinde huzur bulunan bir ulu çınar gibidir baba! Her zora düştüğümüzde baba vardır geride… Yaşımız kaç olursa olsun!
Sonra, erken okul yaşları başlar…
İlk öğretmenimiz, ya annemizden sonra gördüğümüz en yakın kadın, ya da babamızdan sonra gördüğümüz en yakın erkektir.
Öğretmenlik gerçekten sabır işi… Okulla, eğitimle, kursla, dersle olacak iş değil, yürekle, içten gelerek, severek yapılacak bir meslek…
Daha çişini tutmayı yeni öğrenmiş bir sınıf dolusu çocuğa, sabırla, şefkatle, büyümeyi öğreteceksiniz. Yemek yemeyi, toplu hareket etmeyi, başkalarına saygıyı, tertibi, düzeni, tuvalet adabını öğreteceksiniz. Tek yaptırımınız sevgi… Elinizde göstereceğiniz sevgiden başka bir yaptırım gücü yok… En büyük dayanağınız sabrınız!
Biraz büyüyecekler, büyüdükçe yaramazlıkları, büyüdükçe sorunları artacak…
Ergenlik çağına girecekler, farklı problemler yaşayacak öğretmen…
İsyanlar, kişiliğini bulma çabaları, hırçınlıklar, ilk sevda ateşleri, ilk hayal kırıklıkları, ilk göz yaşları, her yıl değişen müfredat, geçim sıkıntıları, toplumsal sorunlar, herkesin zaten kendine yetecek kadar sorunu varken, herkes kendi çocuğu ile uğraşırken siz herkesin yaşadığı sorunlardan başka yine bir sınıf dolusu deli fişeğin sorunları ile uğraşacaksınız. Elinizdeki tek güç sevginiz, meslek aşkınız ve sabrınız! Kendini düşün/e/meyen öğrencinin geleceğini siz düşüneceksiniz. Ne yazık ki her bir öğrencideki her olumsuzluk için ailelerle uğraşacaksınız! Çünkü SİZ suçlanacaksınız!
İktidar değişecek, sırf bir önceki iktidar döneminde atandığınız için sürüleceksiniz!
Devletin çoktan unuttuğu ücra dağ köylerinde, doğunun unutulmuş, haritalarda bile görünmeyen, terörle iç içe mezralarında, soba yakmayı, okuma yazma öğretmeden önce Türkçeyi öğretmeyi öğreneceksiniz.
Yaşınız kaç olursa olsun, öğretmen, öğreten ellerinizden öpüyoruz!
Okulu badana edecek, tuvalet temizleyecek, öğrenci gelmeden sobayı yakacaksınız… Ayakkabıları yırtık, sırtlarında doğru dürüst giysi olmayan öğrencilerinizin soğuktan kızarmış ellerini sobada ısıtırken yüzlerine yayılan mutluluğa sevecenlikle bakacaksınız!
Siz öğretmensiniz!
Yılda bir gün sırtınızın sıvazlanmasına, ikiyüzlü politikacıların sahte nutuklarına prim vermezsiniz. Sizin tek ödülünüz, başbakan, bakan, doktor, şu ya da bu olmuş öğrencileriniz değil, sosyal statüsü ne olursa olsun, adam gibi adam olmuş oğullarınız, çağdaş kızlarınızı görmektir.
Bir dileğimiz var;
Okuttuğunuz her şey unutulacak, tarih, coğrafya, trigonometri, biyoloji, her ne öğrettiyseniz unutulacak. Öğrencilere insan olmayı, pozitif düşünmeyi, pozitif bilim felsefesini, hurafelerden arındırılmış gerçek dini, toplumsal sorumluluğu, toplum bilincini, onurlu olmayı, sürüden biri değil BİREY olmayı, kısaca İNSAN olmayı öğretirseniz, işte bunlar hiç unutulmayacak!
Bir de, Atatürk’ün temel ve gerçek felsefesini öğretirseniz, gelecekte bin odalı saray yaptıran din taciri Receplerimiz, lastik ayakkabısı yırtık Receplerimiz olmaz.
Ata’nın ders niteliğindeki sözüyle bitirelim;
Öğretmenler, gelecek nesiller sizin eseriniz olacaktır.