Sana, Türkiye’yi bırak dünyanın her yerinde rahatça dolaşmak serbest. Ayağına mahkeme dahi getirtebiliyorsun. Kıyafetini değiştirip Antalya’da, Bodrum’da tatil de yapabilirsin. Kimse senin yolunu esaslı bir ihbar olmaksızın kesmez.
Fakat sen istediğin zaman yol kesersin, kimlik kontrolü yaparsın, eşinin yanından askeri, polisi alıp bir kenarda hayatına son verirsin. Mesela, karşında İsrail gibi bir devlet olsa, ona karşı bunları yapamayacağını da bilirsin.
Gerek Türkiye’de gerekse uluslararası sahnede siyasi anlamda istediğini yaptırabilen, pazarlıklar yapabilen, şehir eylemlerinde taşkınlıklarına rağmen emniyet güçlerini kenardan izlettirebilen, malî ve siyasî yönden belli güce ulaşan senin, elindeki gariban insanların ardına sığınarak bir şey yapmaya ihtiyacın olmasa gerek.
Şeriatla yönetilen ülkelerde idama mahkûm edilen yabancılar, Suriye’de yaratılan iç savaşta tutuklanan gazeteciler serbest bırakılırken sen, rehin aldığın o insanları elinde tutmaya daha ne kadar devam edeceksin?
Basının büyük bölümü çeyrek asıra varan süredir hemen hemen her an sizden bahsediyor. Sözcünüz diyebileceğimiz kişiler, kimi basın yayı(n)m durmadan sizin politikalarınızı halka yayıyor. BM’nin ülkede karışıklık halinde, yardım isteyenlere destek olunmasına olanak verebilen İkiz yasalar yıllar önce meclisten geçti. Eyalet sistemine altyapı olabilecek pek çok yasa da meclisten geçmiş halde. Vergi alınamayan, elektriğin kaçak kullanım oranı en yüksek olan sözde sizin bölgenizde sokak ortasında askerler vurulabilmekte olmasına rağmen, canlar bir güvercin ürkekliğinde yaşam sürmeye, bölgeye hizmet götürmeye devam etmekte.
Bak, devlet, seni vurmamak için ne yapmış: “BM Sözleşmesi’nin 51. maddesine göre komşu ülkeden gelen terör tehdidine müdahale hakkı bulunan Türkiye, AKP iktidarının 28 Eylül 2007’de “Türkiye ile Irak Arasında Terörle Mücadele Anlaşması” nı imzalamasıyla uluslararası anlaşmadan doğan hakkını kaybetti ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) terörle mücadele konusunda elini kolunu bağladı. Kandil’deki terör yuvalarını zırhlandıracak “Irak’la Terörle Mücadele Anlaşması” nı imzaladı. ABD ve Irak’ın çabalarıyla devreye Irak’ın kuzeyindeki kukla devlet de katıldı ve Türkiye’nin terör yuvalarına yapacağı operasyonlar, uluslararası meşru müdafa hakkımıza rağmen PKK hamisi peşmergebaşı Mesud Barzani’nin onayına bırakıldı. (*)”
Fransa’da, Fransız Polisinin ilk bulgulara göre bir iç hesaplaşması sonucu öldürülen üç kadın PKK’lı hadisesinde, Fransa’dan çok Türk kamuoyunun gerginleştirildiğine şahit olduk. Sanki olay Fransa’da değil de Türkiye’de olmuş havası yaratıldı. Oradaki ölümlerden yola çıkarak; Türkiye’de, halka yönelik olarak durup dururken barış mesajları verilip durdu. Sonra, devletin de imkânlarıyla, öldürülen kişiler Türkiye’ye getirildi. Belki de bir milyon insan toplanıp cenaze töreni yaptılar. Ölülerine sahip çıktılar. Türk Bayrağı’nın yakıldığı cenaze töreninde barış mesajları verdiler, güvercin uçurdular.
Ve aynı gün Mardin’de bir polisimizi şehir merkezinde, hastane önünde şehit etmekten de geri durmadılar.
Fransa’da öldürülen üç kadın PKK’lı için bunlar olurken;
Peki, Ey Türk Halkı, Ey Sivil Toplum Örgütleri, Ey Basın, Ey Yayın, Ey Yayım; bir yılı aşan bir süredir PKK’nın elinde rehin tutulanlar için sen ne yaptın?
Orhan Kaya
HER YAKLAŞIM VE YAPILANMA ANAYASAL VE EVRENSEL HUKUK ÇİZGİSİNDEDİR.
Örgütlenme, kelime anlamı ile; ortak bir amacı veya isi gerçeklestirmek için bir araya gelmis kurumların veya kisilerin olusturdugu birliktelik, tesekkül olusturma anlamına gelmektedir. Gerek ülke bazında, gerekse küresel anlamda örgütsüz bir yapılanma ile gerçekçi ve amaca yönelik hiçbir etkinlik saglanamayacagı açıktır.
Tas-sen sendikamızın izledigi yol her anlamda hukuk çizgilerindedir.
HAZIRLANIYORUZ.
Eğer mevcut sistem bir çok yönden başarısızlıkla sonuçlanırsa,arayışa geçilir.
Başarıya ulaşmak için yenilgileri kabul etmek,onlardan ders çıkarmak lazımdır.Bu çok güzel bir şeydir.Bir yerde strateji değiştirmek gerekir.
STRATEJİ”,bir çare bulma,en zor şartlar altında icraatta bulunma sanatıdır diyor” BAUFRE.
İçtenlikle destekliyorum,yalnız bir şey paylaşacağım. Bakıyoruz, görüyoruz TEMAD yönetiminin icraata geçtiği günden beri bir sendika başkanı gibi çalıştığını,ataklarını sürdüğünü,medyayı kullandığını, yürüyüşleri kusursuz yaptığını,siyasi otoritenin defalarca ayağına giderek meseleleri aktardığını,TV.konuşmalarında keza dile getirdiğini,haklar için yapılması gereken her şeyi yaptığını,hatta TEMAD’ı güclü STK.ların arasına soktuğunu,şube sayısının çogalttığını, görüyoruz.İyi bir bütcesini biliyoruz.Ama gene KOPARAMADIĞINI görüyoruz.Demek yanlış giden bir şeylerin olduğu sanıyoruz.
Peki,kurulacak sendikanın mücadele yöntemi yukarıda yazdıklarımın dışında daha etkili bir şey mi olacak,yoksa aynı yol mu izlenecek?Yani sendikanın aleyhinde değilim.Merakımdan yazıyorum.
Gene de desteklediğimi söylemek istiyorum.Hayırlı olmasını diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.Böyle güçlü LİDERLER ZOR ZAMANLARDA ÇIKAR…………Zor zamanlar yaşıyoruz…………