Saygıdeğer Meslektaşlarımız
Bir önceki yazımızda ülkemize olan sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettiğimizi, talebimizin hiç bir zaman imtiyaz ve ayrıcalık olmadığını, ama bize anayasa ve AİHS’ de belirtilen haklarımızın esirgendiğini, ön yargılarla tahakküme varan sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğratıldığımızı, kurumumuza olan saygımız nedeniyle “kol kırılır yen içinde kalır” dediğimizde de bu kez kanadımızın kırıldığını, bu haksızlıklar karşısında artık susmayıp yasal haklarımızın savunucusu olacağımızı belirtmiş, yapılan çalışmalar sonucu gasp edilen bazı haklarımızın iadesi yönünde olumlu bilgiler aldığımızı size duyurmuştuk.
Bizim tek yasal temsilcimiz olan TEMAD’ın eski yöneticileri ne yazık ki bizim bu rüzgarımızdan faydalanamadılır. Üstelik, sayıları bir elin parmakları kadar olan yandaşları ve statükodan vazgeçmeyen, postal zihniyetinden kurtulamayan şube yönetimleri ile sürekli umutlarımızı istismar ettiler! Mücadeleye katkıdan ziyade engel oldular. Lokal işletmeciğini topluma hizmet sananlara rağmen, özverili arkadaşlarımızla amatör bir ruhla ama kararlılıkla sesimizi duyurduk. Bir çok taşın yerinden oynamasını sağladık.
TEMAD seçimlerinde bu zihniyetin değişmesi bizim kararlılığımızın bir başarısıdır. Sn.Ahmet KESER başkanlığındaki yönetim göreve gelir gelmez özverili bir şekilde çalışmaya başladığını “az laf çok iş” prensibi ve kararlılıkla haklı taleplerimizi Genelkurmay ve siyasiler nezninde savunmaya ve sonuç almaya devam ettiğini biliyoruz.
(Bu sitenin üyelerini tenzih ediyoruz. Sizler zaten bu sitenin üyesi olarak mücadeleye destek çalışmalarına katıldınız. Bu konuda kararlılığınızı belli ettiniz. Sağ olun, var olun…) Ne yazık ki, kişisel kavgaları ve hesapları olanlar, yeni seçilen bu yönetimi daha işin başında mesnetsiz eleştirmeye devam ettiklerini üzüntü ile izliyoruz! Mücadele, hislerle değil akıl, mantık ve kararlılıkla yapılır. Lütfen, bu tür olumsuzluklarda bulunanları ciddiye almayıp, yasal temsilcimiz TEMAD Gn.Merkezine her türlü maddi ve manevi desteği sunarak çalışmalarına katkı sağlayalım. Eleştirilmesi gereken konular olursa, hiç kimse merak etmesin en acımasız ama yapıcı eleştirilerimizi de yapmaktan çekinmeyiz.
Değerli Meslektaşlarımız,
Bizim yıllardır süre gelen sosyal ve ekonomik haksızlıklarımızın kısa sürede giderilmesini beklemek fazla iyimserlik olur ama biz kararlıyız. Çünkü, taleplerimiz imtiyaz değil adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdır.
Personelin subay, assubay, uzman jandarma, uzman erbaş statüsünde olması, görevin ve sorumluluğun farklılığını gerektirir. Göreve başlangıç derecesinin ünvana göre değil, aynı tahsile tabi personeli aynı dereceden göreve başlatılması ile sağlanır. Bizler yıllarca diğer kamu personeli için uygulanan bu eşitliği savunduk. 657 sayılı devlet memurları yasasına tabi, görev koşulları ve sorumlulukları ile bizlerle kıyaslanamayan MYO mezunu emniyet hizmetleri sınıfı, meclis setenoğrafları, ziraat ev ekonomistleri, teknik hizmetler gibi memurlar 9/2 kademeden göreve başlarken assubaylar 9/1 dereceden başlamaktadır. Bunlar ve daha bir çok sınıfa mensup lisans mezunu memurlar ise 8/1′ den göreve başlarken, assubaylar 9/3 kademeden göreve başlar. Ayrıca, kendi hesabına görevde iken bu okulları bitirenler ise ‘adeta cezalandırılarak!‘ bir derece alt göstergeden göreve başlatılmaktadır. Bu adaletsizlikleri belirtmiş, bu konuda sağduyu sahibi askeri ve siyasi yetkililerin haksızlığın giderilmesine yönelik yeşil ışık yaktıklarını sizlere müjdelemiştik.
Yıllardır, başta genelkurmay başkanları, siyasi parti liderleri ve hükümet yetkilileri tarafından verilen sözlerin yerine getirilmemesinin bizde yarattığı hayal kırıklığı nedeniyle, arkadaşlarımızın kimisi bu bilgileri ‘haklı olarak!‘ yine asparagas haber olarak değerlendirmiştir.
Kamuoyu ve ilgililere şunu bir kez daha belirtmek istiyoruz: Sitemizde yayınlanan “BİZ KİMİZ, NE İSTİYORUZ?” yazımızda talep ettiğimiz hususlar ile mutabakata varılan başlangıç ve yükseleceğimiz dereceler bize tanınan bir ayrıcalık değildir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, 30’uncu maddesinin ortak hükümlerinde, tahsil durumuna göre memuriyete başlangıç dereceleri tespit edilmiştir. Bu derecelerde ‘görevin özelliği nedeniyle‘ bazı hizmet sınıfları personeline üst derece ve kademeler verilmiştir. Daha ağır görev koşullarında ve sorumlulukları bulunan subay ve assubaylara aynı haklar tanınmışken Assubay okullarının yüksek okul seviyesine çıkarılması ve kendi hesabına yüksek okul bitirenlerden bu hakkın esirgenmesi adalete olan inancımızı ve kurumumuza olan aidiyet duygusunu zedelemişti. Bu hakkın iadesini büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz.
Bugüne kadar süren haksızlıkların giderilmesinde katkıları olan siz değerli meslektaşlarımıza, TEMAD Gn.Mrk. yönetimine, genelkurmay ve hükümet yetkililerine minnettarlığımızı sunar, diğer haklarımız konusunda da aynı hassasiyetin gösterilmesini dileriz.
Saygılarımızla.
[b]KAMUSAL KİMLİK[/b]
Özellikle demokratik kuralları yerleşmiş devletlerde “kurumsal kimlği” incelersek bu hususu daha iyi anlayacağımızı tahmin ediyorum. Yani millet iradesinin egemen olduğu, fakat azınlık haklarına da saygı gösterildiği devletler. Tabi ki demokrasi, hak, hukuk …. millet iradesini belli bir kalıba sokmamız mümkün değildir. Yukarıda saydığım hususları, aşağıda açıklamaya çalışacağım zihniyetliler de yok değil.
KK demokrasiye geçen-geçmeye çalışan ülkelerde sancılı olmuştur.
Özellikle önderimiz M.K. ATATÜRT’ün ölümünden sonraki hususları bakarsak daha iyi anlaşılacağını tahmin ediyorum. Bazı kurum ve kuruluşlar içerisinde yetki sahibi kişiler ile geri planda olup asıl yetki sahibi kişileri yönledirme gücünde olan kişilerin hareketlerini göz önünde bulundurmakta fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Maaşını aldıkları kurumun yetkileri dahilinde olmadığı halde toplum mühendisliğine soyunmuşlardır. Yani millet iradesini askıya alma yetkisine kendinde bulmuşlardır. Belki farkında olarak veya olmadan hem dış güç-düşmanların ekmeğine yağ sürülmüş, hemde kendilerini geri plandan destekleyen fakat asıl nemacıların da ekmeklerine yağ sürülmüş oldu. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla ortaya çıkabilecek millet tepkisini en aza indirebilmek için arka plandan destekli veya planlı olayların olmasın sağlamış veya desteklemiş olabilirler.
Neticede ise millet iradesini askıya alıp, tüm organları kendi yönetimine geçirirler. Milletin gene örf adetlerine uymayan yasalar çıkararak, kendi dikimi olan ZENCİ rengindeki gömleği giydirirler. Fakat işin ilginci şudur ki; Bu gömleği giyenler hep çoğunlukta olmalarına rağmen “Refah Pastasından” hep en azına layık görülür. Yapmış oldukları işlerin devamını sağlamak için ” İsimler değişse de, düşünceleri aynı” olan kişilerin başa geçmesini sağlayıcı kanunlar çıkarırlar. Ayrıca istemeyerek ve değiştirmeye cesaret edemediklerini( geri planda destek verenlerin izin vermemesinden de olabilir), hukuki kısıtlamalardan dolayı,o kurum-kuruluştan ayrıldıktan-emekli olduktan sonra da pastadan pay almanın devamını sağlayan düzenlemeleri de yürürlüğe koymuşlardır. İşin ilginci ise bütün bunları yapmalarını sağlayan, ötekileştirdikleri-maşa olarak kullandıkları daha alt konumdakileri de zenci olarak gördüklerinden, sayıca fazla olmalarına rağmen pastadan pay aldırmazlar. Yetkiler ellerinde iken kanunlar çerçevesinde kurdukları başkaca ekonomik amaçlı kuruluşları da evrensel hukuk kuralların aykırı olmasına rağmen azınlığın yönetimine verirler.
Halbuki devlet içerisindeki kurumlarda görev yapanlar. Kendilerini millet iradesinden üstün görmeyip, yönetimde siyasi görüş veya şakşakçıların düşüncelerin ön planda tutmadıklarında yukarıda yazılı olan hususlar olmaz-dı. Diye düşünüyorum. İktidarda olamadığında ise siyaset kurumu içerisinde mücadele etmek yerine, şakşakçılık yaparak başkaca kurumların (içerindeki yöneticileri) siyaset içerisine çekmeye çalışmamalıdır. Çünkü kurum ve kuruluşlar aynı-farklı siyasi düşüncede olan tüm milletindir. Tabi ki bunları yazarken şu anda her şey güllük gülistanlık değil diye düşünüyorum.
[b]KK ( bence kısaca)[/b]: Kamusal görevi icra eden kişi, siyasi düşüncesi ne olursa olsun, günlük siyasi çekişmelere ” KK ” gereği kurumu dışında tutulmasıdır. Olarak Düşünüyorum.