Dolar 49,2705
Euro 55,2972
Altın 6.644,78
BİST 12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 23°C
Açık
Ankara
23°C
Açık
Cts 24°C
Paz 26°C
Pts 25°C
Sal 23°C

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi defteri için yeni bir kayıt yazın

 
 
 
 
 
 
 
* İle işaretlenmiş alanlar zorunludur.
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
Kaydınız yalnız biz onu inceledikten sonra ziyaretçi defterinde görüntülenir.
Kayıtları düzenleme, silme veya yayınlamama hakkımız saklıdır.
6676 kayıt.
İSMAİL TURAN İSMAİL TURAN
12/04/2016 at 9:13 AM
Makaleye giremiyorum, bu mesajımı lütfen makale bölümünde yayınlayın HERŞEYİN BİR YOLU VE BİR USTASI VARDIR Emekli olmadan önce görevli olduğum birlikte akşam yemeğinden sonra bazı askerler kıvranıp fenalık geçirdiğinden zehirlenme şüphesiyle hastaneye götürüldü. Yapılan muayene sonunda zehirlenme olmadığı anlaşıldı. Komutanımız olan General bizi sinema salonunda topladı ve uzun bir konuşma yaptıktan sonra revir doktoruna “Doktor, zehirlenme nasıl anlaşılır, anlat da bundan sonra ona göre hareket edelim” dedi, Doktor Üsteğmen “Komutanım, doktor olmayanlar zehirlenme olup olmadığını anlayamaz, her şüpheli durumda hasta mutlaka doktora muayene olmalıdır” dedi. Yolda kalan otobüsümüzün şöförü telefon açtığı tamirciye “Usta, otobüs yolda kaldı, nasıl tamir edeyim” diye sorunca tamirci “Telefonla olmaz, ben geleyim mi” dedi. Ev yapmak isteyen bir tanıdığım, inşaat mühendisi akrabasına telefonla “Zeki, ev yapacağım, inşaat demirini kaçlık alayım” diye sordu. İnşaat mühendisi “Önce mimara plan proje çizdir ona göre inşaat demiri al” dedi. Karısından boşanmak isteyen adam tanıdığı avukata telefonla “Avukat hanım, boşanmak istiyorum, nasıl dava açayım” diye sorunca, avukat hanım “Büroma gelin görüşelim” dedi Bütün bunlar her işin bir ustasının ve bir yolunun olduğunu, problemleri çözme yolunun ulu orta telefon açıp sormak olmadığını gösteriyor. Hasta olan hastaneye ve doktora giderek muayene odasında doktora muayene olur. Arabasını tamir ettirmek isteyen tamirciye gider arabasını tamir ettirir. Ev yapmak isteyen mimara proje çizdirdikten sonra müteahhide ev yaptırır, İcralık ve mahkemelik işi olan avukatın bürosuna gider problemini anlatır. Son zamanlarda bankalar tarafından çeşitli isimler altında alınan paraları dava açarak geri alabileceklerini iddia eden aracıların ilanlarını medyadan öğreniyoruz. Sağlık ve hukuk konusunda maddi ve manevi çıkar karşılığında komisyonculuk, maddi ve manevi çıkar karşılığında aracılık olmaz. Siz siz olun, sağlık ve hukuk konusunda yardımcı ve aracı olacağını söyleyenlere sakın ha itibar etmeyin, para ve para ile ölçülebilen hiçbir şey vermeyin ve kaptırmayın. Sağlık ve hukuk konusunda doktor, hastane, avukat ve hukuk bürosu ihtiyacınız olursa doğrudan doktora, hastaneye, avukata ve hukuk bürosuna gidin. Doktor, hastane, avukat öğrenmek isterseniz, bu konuda hiçbir maddi ve manevi çıkar beklentisi olmayan ve sizden hiç para ve bir şey istemeyen tanıdıklarınızdan para, pul ve hiç bir şey vermeden öğreniniz.
Lütfen bekleyin...
adnan fuat özdemir adnan fuat özdemir
12/04/2016 at 5:45 AM
TAZMİNATLAR HAYIRLI OLSUN. Bir arkadaşımız üzerinden gelen “ en son müjde tarihi 07 Nisan dır , söz aldık, şimdiden hayırlı olsun “ duyurusu ve haberi hepimizi heyecanlandırdı. Öyle ki; “ Nisan ayının ilk bakanlar kurulu toplantısında iki bakan toplantı esnasında Başbakana teklif edip kurul sonrası açıklama yapacaklar “deyip heyecanımızı biraz daha uzattı. Bu gün 12 nisan. Bakanlar Kurulu dün akşam üzeri sonuçlandı. Açıklaması da yapıldı.hem de kurtuluş yıldönümünde Şanlı Urfa dan. AMA HİÇ BİR MÜJDELİ HABER VERİLMEDİ. Hükümet sözcüsü Sayın Numan Kurtulmuş Özgecanın öldürülen katili hakkında konuştu. Assubaylarl ilgili ten bir kelam etmedi. Bir sonraki Bakanlar Kurulu için herhalde şimdi yine umutla, bıkmadan , doldur boşalt istasyonuna gidip, bir doldur daha yapacağız, nöbet bitince de kahırla , sinirle boşaltacağız. Öyle ki Konya TEMAD İl Başkanımız sayın Tayyar Yıldırım dahi, “ Ben üyelerime “ Sayın Başbakanım söz verdi ise bu iş olmuş bilin dedim, şimdi çok mahçup oldum “diyerek Başbakandan tekrar rica ve arz da bulunmak zorunda kalmıştır. Bu toplum bu riyakarlıkları, döneklikleri, alçaklıkları hak etmemektedir. O kadar temiz ve masum dur. Bu gün bizlerle ilgili olarak ; Kurumsal olarak resmi ağızdan ve makamsal imza ile hazırlanıp gönderilen tek çalışma , Genel kurmay Başkanlığınca ilgili bakanlığa gönderilen; 24 yılını tamamlamış 2. Kademeli Kd. Başçavuşların 90 sicil üstü ortalaması ile yararlanabilecekleri Başarı tazminatı adı altındaki düzenlemedir. Bunun dışında ilgili komisyonlara veya başbakanlığa münferiden gönderilen tüm diğer çalışmalar, düzeltmeler, değişiklikler gündemden çıkarılmıştır. Başlangıç derecesinin 9/2 ye çıkarılması ile ilgili yasal, kurumsal bir teklif te yapılmamıştır. Bu işe odaklanırken , elmaları ,armutları iyi okumalıydık. önce iktidara bakmamız gerekirdi. Tam 14 yıldır Assubayların talepleri bu hükümetçe biliniyordu. Sayın Mustafa Erol tarafından da Sayın Erdoğ*** aynı dosya zaten verilmişti. Ergenekon ve Balyozla TSK zayıflatılmış ve komuta kademesi tamamen siyasi iktidarın tahakkümüne tabi kılınmıştı. Assubayların tüm ekmek ve adalet talepleri şimdiki Cumhurbaşkanının iki dudağı arasındaki bir cümlecikti. Kimse de hayır diyemezdi. O cümleyi Sayın Erdoğan ne hikmetse hiç söylemedi. O zaman bu konuyu detaylı olarak yazmıştım. Subaya karşı Assubay sınıfı bu hükümetin ve Başbakanın elinde tutulan bir piyon ve blöftü. Suların durulması için de bu blöf ortam yumuşamasında kullanıldı. Assubay toplumunun mali hakları ile tazminatları ve statülerindeki iyileştirmeler , Subayla temaruz ve temsil edilen TSK ile barışmada , araç olarak feda edildi. Komuta kademesindeki yerleşmiş, kökleşmiş algı , “ Assubaylara eğitimsel, öğretimsel olarak tanınacak her türlü mali statü demek Subayın, komuta katına ve makamsal üstünlükleri seviyesine yaklaşmak ; Assubayın fakülte dengi sayılması yolunda bir adım demekti.” Dönemin Başbakanına bu iyi anlatıldı. O da Assubay kozunu Komuta kademesi ile barışmada askeri vesayetin ve statükonun lehine kullandı. Bu aslında demokrasisi hep kılıçla budanmış göstermelik cumhuriyetlerde var olan sistematik bir gelenektir, Avrupa standartlarına veya gelişmiş çağdaş ülkeler düzeyine gelememiş, militarist yapılanmalardaki, derebeylik sistemidir. Bizim bu sınıfımız bunu hiç anlayamamıştır. Bu günün Başbakanı ise , zaten makamının yetki ve gücüne haiz bir şahsiyet hiç olamamıştır. Sadece sayın Cumhurbaşkanının halen sürdürdüğü yeni Başkanlık sisteminde Onun genel sekreteri görevini eksiksiz yürütmüştür. Aslında bizler Sayın Davutoğlunu gerçek bir Başbakan olarak görmeye devam ettik. Oysa mühür kimde ise padişahın da o olduğunu kavrayamadık. Yetkisiz bir makamdan ricallerde bulunduk. Bakanlara vekillere yanağımızı ve saçımızı okşattık. Gerçekler her zaman tarihseldir. Tarih sizi nereye oturtmuş, nasıl anlatmışsa, rolünüz ve işleviniz ne ise , bu döngüye müdahale edilemediği sürece böyle sürecektir. Ta ki güneş sistemi bozulana kadar. Her şeyin kaidesi, yörüngesi milimetriktir, değişmez. Sadece vaatler değişir. Bunu bu gün bilmem kaçıncı kez yaşayarak yine öğrendik. Hepimiz de biliyoruz ki, Bizler bu filmi yıllarca çok kereler seyrettik. Pohpohlandık, sıvazlandık, her dönemde en çok ta seçim zamanları, destek zamanları tam ortamızdan bıngıldağımızdan öpüldük. Çünkü bizler iktidarların , hele ki hamaset kovalayan riyakarların hiç büyümeyen bebekleri idik. Öyle kaldık. Onbinler halinde aktığımız Ankara caddelerinde dahi hükümete; Gen Kur a gık ses çıkaramadık. Müsamere çocukları gibi el ele, bayraklarla yürüdük. Hep mazlumu oynayıp, masumluk karinesi ile bezendik. Ağladı mı ver ağzına emziği, vur poposuna şaplağı, Gazını al anında sesini keser. Eski bir Türk filminin adıdır. “ Sazlı damın kahpesi “ Hani filmdeki fakir oğlan, hep yetim ve öksüz büyür, itelenir, dövülür, Ama hep masumdur, hep doğrudur, hep karakterlidir. Adına şanına, arına asla leke sürdürmez, şeref ve haysiyetinden asla ödün vermez. Yokluğa , kıtlığa, garibanlığa alışıktır, ama Anadolu delikanlılığına laf edildi mi bıçkındır, kabadayıdır. Hep iftiraya uğrar. Hep hapiste haksız yere o yatar. Düzene her gün isyan eder. Arabesk şarkıları hep o söyler. Ama sonuç hiç değişmez. Mazlum ve masumluğu hiç bitmez. Bu senaryo bizlere, ezilmişlere, haksızlığa uğramışlara, ekmeği ve adaleti elinden alınmışlara öğretilen bir çaresizlik sendromu psikolojisi dir. Aslında Türk toplumunun mayasıdır yıllarca işlenen bu karakter senaryolar. Küçücük hayatlarımızı da alacaklar hiçbir şeyimiz kalmayacak zannederiz, Vazgeçtik insan adaletinden , elimizde kalanı bari almasınlar korkusu yaşayıp, Kabuğumuza iyice sıkışıp ,büzüşüp, hayatın en bodrum katlarına saklanırız. Hiç gücümüzü varsaymayız. Orada, adam localarında, o kibirli ademlerin arasında, bizimde hayat haklarımız olduğunu asla düşünmeyiz. Başımızı asla arşı alaya kaldırmayız. Sabırla, tevekkülle, dua , secde , saygı ile, hayatlarımızın yükseleceği zamanları bekleriz. Boynumuza, kahpe Bizansın halice serdiği zincir takılmışçasına tarumar biçimde ışığını kaybetmiş köle biatını sergileriz. Kükremeyi dahi, sirk kafesinin dünyasında, bakıcının bize öğrettiği bir gösteri numarası zannederiz. Oysa çaresizlik, umutsuzluk, sistemle öğretilmiş bir algı dır. Biz bunu tanrı yasası gibi beynimize işleriz. Bekleriz, dövünürüz, bekleriz, ölürüz. İnsanlığa doğru başkaldırmayı hiç düşünmeyiz. Saygımla. Adnan Fuat ÖZDEMİR NOT: Yazı başlığı değerli bir meslektaşımızın tavsiyesi olup, “bu başlıkla herkes okur “tavsiyesidir. Başlıkla sizleri aldattığım için özür dilerim.
Lütfen bekleyin...
A.ÖZTÜRK A.ÖZTÜRK
11/04/2016 at 4:48 PM
Adnan Fuat Özdemir bey, beni lütfen yanlış anlamayın yazdıklarınıza imzamı atarım, kime yazıyorsunuz kim anlayacak, anlar mı? Anlamaz. Anlayacak olsa Temad'ı, mücadeleyi birlik beraberliği bu hale getirmezdi. Demişler ki anlayana sivrisinek saz anlamazsa sazı yutturmak az, tek çare duyarsızlığı bırakmak bu yönetimden kurtulmak olmalıdır, bunun çaresi özellikle yalakalık yapanların varsa vicdanlarının sesini dinlemesidir. Ayrıca çok uzun yazıyorsunuz, aşağısını okurken yukarısını unutuyoruz. Hayırlı günler esenlikler dilerim.
Lütfen bekleyin...
adnan fuat özdemir adnan fuat özdemir
11/04/2016 at 9:57 AM
SAYIN TEMAD GENEL BAŞKANI Asker sendikası kuruluşunda görev almam sebebi ile tüzükte yeri olmadığı halde kin duygunuza esir olup şahsımı TEMAD dan yasa dışı olarak ihraç ettiniz. İlk genel kurulda tüzük gereği ihracım oylanacak ve ben biliyorum ki, ASSUBAY onur ve ruhuna ait tüm delegelerin oy birliği ile şahsım üyeliğe geri döneceğim. Hemen akabinde de bu sınıfın ekmek ve adalet davası başta olmak üzere , bu güne kadar yönetim kurulunu hiçe sayarak, Sadece yanınızdaki sır ortağınız olan sayın Başkaya ile yapmış olduğunuz tüm hukuksuzlukların, ekmek davasına olan ihanetlerinizin, 30 bin üyenin yetki ve onayı olmadan kurmaya kalktığınız tüm hukuksuz girişim ve yatırımların hesabını o genel kurulda şahsınızdan soracağım. Bu güne değin çevirdiğiniz entrikalardan , sağladığınız şahsi ikbal ve menfaatlerden , 4.5 yıldır yarattığınız enkaz ve çöküntüden bu derneğin temizlenmesi, yeniden sendikal bir güce yönlendirilmesi, yüzünü ekmek davasına dönmesi uğrunda elimi taşın altına koyacağım. Bu anlamda, bilgili, donanımlı, hedef ve stratejileri assubayların onur ve adaleti olan idealist , ve inançlı bir yeni yönetimle inşallah çalışacağım. Bu gün o büyük hesaplaşma günü adına buradan size soruyorum ve yanıt bekliyorum. Geldiğimiz noktada; 50 yıllık ekmek ve adalet taleplerimize; Başbakanın Kasım 2015 te verdiği sözlerden sadece intibaklar kısmı gerçekleşmiş olup, sadece 2. dereceden 1. dereceye çıkanlarımız 380 tl lik bir iyileştirme ile yararlanmışlardır. Asıl beklentilerimiz olarak, Genelkurmay ve Hükümet sözü olan başlangıç derecesinin 9/2 ye çıkarılması ile en az 2 kalem (görev ve makam ) tazminat ne yazık ki, verilmemiş, iyileştirmenin bununla sınırlı olduğu ve verilen sözlerin hepsinin yapıldığı ilgili devlet bakanlığınca ve hükümet sözcüsünce açıklanmıştır. Ne acı ki hala ortada “cek cak “ la uyutulmaya, avutulmaya razı edilmiş zavallı, biçare başsız, yönetimsiz bir aslan ordusu kalıntısı mevcuttur. Bu süreçte, toplamda 100 şubesi , 30 bin aktifte, 50 bin pasifte üyesi olan ,ülke genelinde ise çalışan ve emeklisi toplamı olarak 230 bin ,aileleri ile tam 800 bin kişilik bir camianın tek yasal ve hukuki temsilcisi konumundaki TEMAD Yönetim Kurulu ve Başkanı olarak; Genelkurmayda muhatap değilsiniz ve yoksunuz.. Başbakanlıkta muhatap olarak yoksunuz … MSB. da muhatap olarak yoksunuz… Komisyonlarda muhatap olarak yoksunuz. Sadece bireysel anlamda komisyon üyeleriyle koridorlarda gayri resmi pozlardasınız. Sizin olmadığınız ama olmanız gereken makamlarda sayın Yüksel Binici var. Sizin görüşemediğiniz bakanlıklarda muhatap olarak kendisini sorumlu ve yetkin hisseden sayın Yılmaz Demir Özçelik kardeşimiz var. Yukarıdaki anayasal muhatap kurum ve kuruluşlar; TSK nın % 65 nin temsilcisi olan , anayasa da özel kanunla kurulan ve kamu yararına dernek statüsü sıfatı taşıyan devasa bir organın resmi ve tüzel yapısı olan seçilmiş bir yönetim kurulu ile görüşmeyi reddedip sade bir emekli ASSUBAY ile görüştüğünde; Bu derneğin haysiyeti, onuru, ne oluyor ? Bu devasa toplumun duruşu ne oluyor ? TEMAD ile görüşmeyip, mesaj ve ilişkiyi, gelişmeyi, sözü, sazı sayın Yılmaz Demir Özçelik üzerinden yürüten onunla görüşen, yılların dava duayenlerinin randevularına, görüşme taleplerine dahi sırt çeviren, siyasetin , hükümetin, genelkurmayın bu tavırları ve davranışları size bir mesaj ve uyarı gibi gelmiyor mu ? Sizde en ufak bir yüz kızarması, haysiyet kırıcılığı, rencide oluşumu yaratmıyor mu ? Sayın Özçelik le resmi muhatap gibi görüşerek, sözler veren, bilgilendirme ve çalışma yürüten bir ülkenin hükümetinin bu tavrı, bu toplumla alay geçercesine hukukuna tecavüz edercesine sürdürdüğü bu davranışı ; 100 şubeli, 30 bin üyeli TEMAD a hakaret ve aşağılama olmuyor mu ? Siz bu devasa toplumun, onurlu derneğinin , bir emekli asker örgütünün yönetim kurulusunuz ; onlar ise birer emekli ASSUBAY, yani birey. Bir Milli Eğitim Bakanı, Bir Savunma Bakanı, bir Sosyal Güvenlik Bakanı, sizi değil, o ferdi, bireyi, hiç bir tüzel temsil yetkisi olmayan bir kardeşimizi arayıp onun üzerinden bu toluma bakıyor, mesaj gönderiyor ise, Size ne gerek var ? Yönetim kurulunuza ne gerek var ? TEMAD a üye olmaya, aidat yatırıp davasına katkı sağlamaya, bağışa, yardıma, ondan umut beslemeye ne gerek var ? 100 şubeye ve 30 bin aktif,50 bin pasif üyeye ne gerek var ? oldu olacak Yılmaz Demir Özçelik kardeşimize bir temsil ofisi açalım. bu işleri o yapsın . (bu kardeşimizin onurlu bireysel mücadelesine saygı duyuyorum.) Buradan herkese sesleniyorum. Mücadelenin logaritması da, algoritması da çökmüştür. Bu dava mücadelesinde artık at izi it izine karışmıştır. Devletin hiç bir makamı tarihinde TESUD u aşıp ta , üyesi emekli bir subayla problem çözmemiştir. TEMAD 1984 yılında rahmetli KEMAL KERİM KALKAN ve dava arkadaşları ile birlikte sınıf mücadelesi için kurulmuştur. ZİNHAR TEMAD ÜSTÜNDE DEVLET ORGANLARINA MUHATAP HİÇ BİR HÜVİYET ,MAKAM VE TEMSİL KABİLİYETİ OLMAMIŞTIR, OLMAMALIDIR DA. Bu sınıf ekmek onuru ve insan adaleti derken, sadece ekmeğini değil, ASSUBAYIN ,statüsüne ve temsiline olan onurunu da baş davası yapmıştır. Kurumunun, yönetiminin, temsil organının, seçilmişlerinin dışlandığı, aşağılandığı, hiçe sayılıp içeriden gedikler açılarak ,kişilerle yüz göz olunduğu, şahsi hüviyetlere ,bireylere , temsil hakkı olmayanlara kapıların açıldığı, açıkçası; TEMAD IN AŞAĞILANDIĞI BİR HAK VE HUKUK MÜCADELESİ OLMAZ OLSUN DİYORUM. Sayın Ahmet Keser ve Sayın Sami Başkaya , kendi algı ve mesnetsiz, gereksiz, general ve subay ile; GenelKurmay düşmanlığı tavırları ve hakaretleri sebebiyle hem GenelKurmay hem de Hükümet katında kırmızı yasaklılar listesindedir. Üstelik te mahkemeliklerdir. Bu iki şahıs bu toplumun ekmek ve adalet hakkı için açılan umut kapısının tesisi ve devamı adına onurlu bir istifayı göze almak yerine, kendi nam ve hesaplarını fütursuzca öne alıp, meseleyi davanın önüne atıp , inatla orada oturmayı seçmişler ve bu gün tüm emekli ASSUBAY toplumunun kendi içinde iyice ekonomik ve sosyal ayrışımına, sebep olmuşlardır. HAK VE ADALET ADINA DA BİR GRAMLIK KAZANIM SAĞLAYAMAMIŞLARDIR. Oysa ülke genelinde yaratılan algı ve imaj öylesi boyuttadır ki, tüm ASSUBAYLAR ve emeklileri tonlarca hak ve kazanç elde etmiş, adeta istediklerinin hepsini almışlardır. BU GÜN SINIFIMIZ VE TOPLUMUMUZ , ÇALIŞANI VE EMEKLİSİ İLE TAM BİR KARMAŞANIN İÇİNE DÜŞMÜŞTÜR. Gelinen noktada rütbece kendisinden büyük ve kıdemli olan abisinden veya emsalinden daha fazla maaş alan, yasaklı üniversite yıllarının gizli saklı diplomaları ile 1. dereceye çıkarılan, karşılığı ise ödenmeyen ; oysa otobüs şoförlerinin bile fakülte eğitimi ve lisans diploması zorunluluğuna tabi olduğu bir Anaysal Cumhuriyette, bırakın ASSUBAY harp okulu veya fakülte yasasını; Hala 2016 da 2 yıllık yüksek okulu diploması ile üstelikte bir kademe kaybı ile tanımı yapılan acziyet içinde bırakılmış orta statüdeki eğitim seviyeli zavallı bir meslek örgütüyüz. Bu utanç dururken üyenin üç kuruşu ile il il gezip zeytincilik vizyonunu anlatan sığ bir Genel Başkanın da hala sahibiyiz. BURADAN GENEL MERKEZDEKİ DİĞER ON DEĞERLİ KARDEŞİME, DOSTUMA, ARKADAŞIMA SESLENİYORUM Gelinen noktada görüyoruz ki, hala Bakanlar, Hükümet, TEMAD ı bırakıp içimizden bazı arkadaşlarla muhatap olmaktadırlar. Koca bir toplumun getirildiği, muhataplık ,temsiliyet utancı bu kadar büyük ve içler acısıdır. Lütfen, derneğimizi en kısa sürede, tek gündem seçim gerekçesi ve ihraçların affı olmak kaydı ile OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULA taşıyınız. İçine düştüğünüz temsildeki onursuz muameleye derhal bir son verdirtiniz. TEMADI; tüm devletin organları ile barışık, muhatap, sözü dinlenir, çekinilir, ciddi bir kurumu haline getirtiniz. TEMADIN dışında hiç kimseye temsilde, muhataplıkta, söz ve yetki hakkı tanıtmayınız. İhraçları temizleyiniz, yeni bir sayfa açtırınız. Dava kadrosu kurulması için adım atınız. BU TOPLUMU YENİDEN ABDİ İPEKÇİ PARKI RUHUNA KAVUŞTURUNUZ. Genel kurulun yetki ve onay vermediği hiç bir yatırımı, şirketleşmeyi, sözde vizyonlaşmayı onaylamayınız. Hukukla ters düşmeyiniz Bakanlığa sunduğunuz en son mali beyannamelerinizi topluma ve şubelere ibraz ediniz, açıklayınız. Kişilerin, davanın önünü tıkamalarına asla müsaade etmeyiniz. İskender düğümünü gerekirse kesip atınız. Bu toplumun tek bir temsil gücü vardır o da TEMAD DIR. Bunu daha önce de yazdım, uyardım. her kafadan ayrı telden, ayrı kulvardan mücadeleye, ve arapsaçı görünümüne derhal son verdirtiniz. SAYIN KESER İLE SAYIN BAŞKAYAYI en kısa sürede oradan gönderecek yasal ve hukuki girişimi başlatınız. Onurlarımıza onurlu on adam olarak acilen sahip çıkınız. Saygımla, Adnan Fuat ÖZDEMİR. 11 NİSAN 2016
Lütfen bekleyin...
Murathan SİPAHİOĞLU Murathan SİPAHİOĞLU
11/04/2016 at 9:18 AM
VATANDAŞIN AHI… Birkaç hafta önce günübirlik kısa bir yolculuğum oldu. Hemen arka taraflarda birbiriyle tanıdık olduğu anlaşılan iki kişi, son günlerde yoğun şekilde devam eden terör operasyonları hakkında konuşuyordu. Bu iki kişiden birinin bu olaylardan canının çok yandığı, anlattıklarından anlaşılıyordu. Anlattıkları çok can acıtıcıydı. Vatandaş olarak haklı idi. Son söylediklerinden çok etkilendim. “Milletten maaş alıp, terörün bu boyutlara çıkmasına sebep olanların en küçüğünden en, büyüğüne kadar Allah cezasını verir, inşallah.” diye beddua etti.Tutar mı, tutar?. Ben, ne diyebilirdim ki? “Amin”… dedim. Kabul olur mu, olur!. İçimden...
Lütfen bekleyin...
Ahmet CAN Ahmet CAN
11/04/2016 at 7:33 AM
Orhan Kaya bey "halen Assubaylar için en faydalı kurum Oyak'tır"diyerek sitede bir makale yazmış.Hiç katılmadığımı belirterek aşağıdaki yorumu ekledim.Makaleyi okumayanlar,yorumumu ve bu konudaki fikrimide okuyamayacakları için yorumumu mesaj panosundan da paylaşıyorum. 1993'de 20 yıl 6 ay Oyak üyeliğinden sonra,246 maaşımdan %10 kesen Oyak'tan bunun karşılığı olarak 2950 dolar aldım.Türk lirasının yıllar içinde yaşadığı inanılmaz aşınma ve paramızdan altı sıfır atıldığından,paramızla karşılaştırma yapmak doğru olamayacağından aldığım parayı dolar olarak belirttim.Yani bu SÖZDE yardımlaşma kurumu,bana 246 ayın karşılığı olarak 2950X2850=8.400 TL.yardım yapmış.(Benim paramla bana yardım,nasıl ama?)Daha sonraki yıllardaki meslektaşlarımız iyi getiriler elde etmiş olabilir ama ben ve benim durumumda olanların günahı ne?Yani Oyak birilerinden alıp,başkalarına mı verdi?1998'de Oyak'a 1/4 oranında tekrar üye oldum.Ve bu kurum emekli maaş sisteminden ayda 58 lira 91 kuruş,üç ayda 176 lira 73 kuruş ödemektedir.BU MU YARDIMLAŞMA KURUMU?Hepimiz duymuşuzdur,bazı bankaların yardım sandıkları var,bu sandıklar emeklilerine SGK.verdiğinden başka ikinci bir emekli aylığı veriyor ve SGK+banka yardım sandığı=4700 lira emekli aylığı alan banka emeklisi yakınım var.Bunun çok fevkinde mensuplarına inanılmaz mali imkanlar sunduğunu duyduğum merkez bankasının sosyal yardım sandığını saymıyorum bile.Hal ve realite böyleyken sevgili kardeşim Orhan Kaya,Oyak'a olan sevgi ve muhabbetinizi ben anlayabilmiş değilim.Anayasamıza da aykırı olarak inanılmaz imtiyaz ve muafiyetlerle mücehhez bu kurum,göz doymaz bir hırs ve iştah ile büyümekte,mal,mülk ve menkul değeri kime ve niçin biriktirmektedir?
Lütfen bekleyin...
adnan fuat özdemir adnan fuat özdemir
10/04/2016 at 8:01 AM
FİKRİMİN İNCE GÜLÜ Saatlerce kafa patlatıp, araştırıp, veri ve bilgi toplayıp önce müsveddesini oluşturuyorsun. Sonra zararlı ve rencide edici sözcükleri ve başını belaya sokacak anlam içeren veya o anlama çekilebilecek ifadeleri orta sahaya alıp savunma pozisyonuna geçiriyorsun. Anlatmak istediğini , siklet merkezli konumda tutup objektif ve realitel hale getiriyorsun. Yanına belgesini ekliyorsun. Kimseyi kırıp üzmemek adına, toplumu bölmemek adına hassaslaştırıyorsun. Sonra bir daha, bir daha okuyup düzeltiyorsun. Dilbilgisi imlalarını kontrol ediyorsun Sonra da dostlarına gönderip yayımlatıyorsun. Bir fikri ve düşünsel yazıyı böyle yazıyorsun. Emek harcayıp uğraşıyorsun, toplumunu ve okur kitlesini fikri hür vicdanı hür nesiller zannediyorsun. Ama öyle değiller ne yazık ki, Rahmetli büyük ustayı, Uğur MUMCU yu kaç kişi okuyordu sizce, Onu köşesinden her gün okuyanlar bu gün onun adı ile yatıp kalkanların sadece yüzde biri kadardı. Türk toplumu fikirsel, düşünsel okumuyor. HELE Kİ SÜREKLİ BEYİN JİMNASTİĞİ YAPACAĞI BİR ZİHİNSEL BESLENMEYİ ASLA SÜRDÜRMÜYOR. Yazılı basın olsun görsel basın olsun, bakın bakalım kaç kişi köşe yazarlarını açıp okuyor.hayata, olaylara, dünyaya bakışını, algısını genişletiyor, fikrini yeni boyutlara taşıyor. Kaçımız her gün daha bilinçli hale geliyor. Aradığımız, sayfasını çevirip baktığımız, okuyoruz diye çevremize caka sattığımız, kendimizi yetişmiş, bilgiye aç ve açık insan gibi pazarladığımız, aklımız ve fikrimizi doldurduğumuz şeyler aslında hep küçük, basit, magazinel dedikoduya, gündeliğe, turp ve havuç muhabbeti ile bol abartmalı asparagas haberlere konu olan yazılar görseller, paylaşımlar. Dünyayı, geleceği, yaşamı, sorumluluğu rakı şişesinde balık olarak gören aynı akşamcı kafalar. Hepsi bu. Başkası üretsin, ben yüzdüreyim, işleteyim, zihiniyeti. Bu günün toplumu için,o kadar emeğe, araştırmaya, soruşturmaya, bilgiyi ortaya çıkarmaya, kitleleri uyandırmaya, ne gerek var ki, yaz bir regaip günü kutlaması yazısı, yap bir ortalık karıştırma yorumu, eleştirisi, kapıştır iki adamı da sosyal medyada, seyret köşenden . istiyorsan da gir altına, iki de söv,say, bak o zaman şenliğe, şöhrete; yüzlerce beğen , bütün eller havada bolca gülücüklü smailler tavada. Ne yazarların o değerli kitapları, eserleri ne de her gün yazanların kendinden menkul günlük yazıları; hiç kimse tarafından ne acı ki okunmuyor, kimseler beğenip ,paylaşmıyor. Kimse fikir ve bilgiyi üretene saygı duymuyor. Bu gün bu ülkede kimse ciddi anlamda kitap, gazete, köşe yazısı, makale, tarzı düz metni yazı okumuyor. Resim yoksa yüzüne dahi bakmıyor. “ Ben okuyorum be kardeşim “ diyenlerin ise çoğunluğu, Önce yazının başına, sonra da boyutuna bir bakıyorlar. Fıkradan, atasözünden az fazla uzun ise hemen orayı atlıyorlar. Nasıl okusun ki, zaman bulamıyorlar. Kalanların bir kısmı da yazı cinsel ve seksepal içerikli değilse, “ al gülüm ver canım “ tarzı paparazzilik barındırmıyorsa, lak lak veya geyik muhabbeti bulundurmuyorsa, hele ki; azıcık sosyal ve toplumsal; birazda bilimsel ve mantıksal yani beyinsel ise o yazıyı hiç mi hiç okumuyorlar. Gerinin gerisine kalanların çokça birazı da şöyle bir bakıyorlar, yazının altında kenarında köşesinde ,veya yorumunda kavga, kapışma, atışma sırnaşma,sataşma varsa hemen balıklama dalıyorlar. Oluyorlar hemen en uzman. Başlıyorlar sallamaya. Yok eğer ki kafa koparılacak kadar türden bir şeylerin seceresi yok ise , basıyorlar gaza. Okumadan doğrudan es geçiyorlar. Hele bazıları da var ki, yazana , paylaş*** şöyle bir bakıyorlar, göz ucu ile bir profil taraması yapıyorlar, sayfa veya köşe bir hakeza bir bayanın ise, hele de o bayanın çakma resmi Cindy Crafford ise Aman Allah, gör bak, ne kibarlıklar, ne iltifatlar, hemen anında yıldırım olup yağıyorlar. En sona kalanlar da biçare piyadeler oluyor. En masum, en dürüst, en sadık olanlar. Savaş alanından hiç çıkamayan, orada sipere yatıp orada yazarına, çizenine kalkan olan,hep en önce bedel ödeyen, önce vurulan. Ülkesini, vatanını, başkalarının yaşamını gerçekten düşünen, üzülen, sorumluluk hisseden. Onlar ülkelerinden, toplumun ve sınıfının meselelerinden haberdar insanlar. Vicdani ve akli sorumluluk duyarak okuyorlar ,fikirlerini medenice , cesurca ifade ediyorlar. Sizi onurla beğenip paylaşıyorlar veya cesurca eleştiriyorlar. Kardeşlerinizin , yakın çevrenizin dahi göstermediği vefa ile saygıyı sonuna kadar sabırla, sizi okuyarak , paylaşarak, hissederek, yanınızda durarak vefasızlara gösteriyorlar. Ben ile kendimce yazılarımda o vefakar insanları görünce çok ama çok mutlu oluyorum. Birkaç kadim insan, vefalı okur, size yüreği ile dayanan küçük bir toplum. O çokça yetiyor da artıyor Terinize, emeğinize saygı gösteren birilerinden gerçek anlamda bir karşılık aldığınız zaman, o gururla rahatça başınızı yastığa koyabiliyorsunuz. Her sabah “ Günaydın canlarım, sizleri güzel bir sabahın ilk ışıkları ile selamlıyor ve kalbimden sonsuz öpücüklerimi dağıtıyorum “diyen dayanılmaz hafiflikteki o tutkulu paylaşıma gelen yüzlerce beğeniyi görünce de asla moralinizi bozmuyorsunuz. Çünkü siz biliyorsunuz ki, sizin okurlarınız beyinler, akıllar, fikirler. Bir de bu gün gelinen eğitim noktasında sızlanarak görüyoruz ki, bu ülkenin artık kütüphanelere, kitaplara, düşünsel ve bilimsel, yazılara, entelektüel , sosyal , araştırmacı yazarlara, köşesinden haykıran her gün yazmak zorunda olan kalemlere artık ihtiyacı kalmamış. İnsanlar yazılı basından veya çokça sosyal medyadan, internetten anlık olarak üstelik bedavadan önlerine gelen ,fikirsel, mantıksal, ciddi, sosyal, insani, eğitsel ve özgür fikirleri, düşünceleri dahi artık zinhar görmüyorlar, okumuyorlar, paylaşmıyorlar. Ne yazana saygı duyuyorlar, ne de fikri değerlere, emeğe, esere. Her şeyin sadece başlığına bakıyorlar. Özgür fikir ve düşüncenin, öğretisel çabanın gereksiz, boş işler ve hatta günah ile fitne olarak görüldüğü bir ucuz ve kestirme hayatlar memleketinde yaşıyoruz bu gün artık. Biatçı boş beyinler saplantılı,zincirli fikirler ve köle zihinlerle. Daha dün , İktidarın “ yargıda bizim, yasama da, yürütme de, kanun da” dediği , Arkasından da “oğlan da bizim kız da nasılsa “ diye sözünü sürdürdüğü yeni bir vahabi muz cumhuriyetindeyiz artık. “ ASLA DÜŞÜNME, OKUMA, FİKİR SEL OLMA, BEN SENİN YERİNE HEPSİNİ DE YAPARIM “ denilen bir sistemle yaşıyoruz artık. “Hiçbir şeyi sorgulama, asla da düşünme. sadece din oku “ diye emredilip, “ Fikrimin ince gülü değil, zikrimin dergahçı müridi ol “ denilen bir otorite ile. “Hiçbir şey yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz. “ diyen fiziğin *** yasasını dahi “Nasılsa Hatice de netice de aynı, öğrenip yaratmaya, çabalayıp üretmeye ne gerek var ki, nasılsa toprak olup yeniden dirileceğiz ya “ dedirtilen garabet ilkel kavim fikrine dönüştürüveriyoruz. “DÜŞÜNÜYORUM O HALDE VARIM “ diyenine değil . Descartesi, Diyojeni, Eflatunu değil, Sayın Erdoğanı, Orhan babayı, Cübbeli Ahmet hocayı, filozof kabul ediyoruz Nasıl olsa teknolojide, cihazda, Her şeyin bir kısa yol tuşu var ya, Kısasını okursun, kısasından yol bulursun, kestirmeden sonuca gidersin algoritmasını yürütüyoruz. “kıssadan hisse kapmanın “ kitabını yazıyoruz. Okumuyoruz. Okuyor gibi yapıyoruz. Aydınlanmıyoruz, kararıyoruz, bilinçlenmiyoruz, köreliyoruz. Düşünce toplumu değil, biat ve dedikodu toplumu olmaya hızla devam ediyoruz. Hepinize umutlu yarınlar gelsin istiyorum. Hepinize de, aydınlık ve bilinçli beyinlere doğru bir yaşam ile dolu iyi bir Pazar günü dileyerek. Saygımla. Adnan Fuat ÖZDEMİR
Lütfen bekleyin...
Murathan SİPAHİOĞLU Murathan SİPAHİOĞLU
08/04/2016 at 9:14 AM
Sayın ÖZDEMİR, Ne kadar çok kaybetmişiz veya unutmuşuz. Çok etkilendim ve ikinci kez okumak istedim. Kendimi toplayınca bir daha okuyacağım. Eskiden GDO’lu biberler, domatesler yoktu. Komşuda kızartılan domates, biber, patlıcan ve patates kokusu tüm mahalleyi kaplardı ve karşılıklı ikramlar yapılırdı. Şimdi insanlar da ilişkiler de GDO’lu, mutsuzluk ve samimiyetsizlik dağları aştı. Aklınıza sağlık, teşekkür ediyorum.
Lütfen bekleyin...
DURYOLCU15 DURYOLCU15
08/04/2016 at 8:00 AM
Sn.ÖZDEMİR kaleminize sağlık. Çok güzel bir yazı olmuş. Ne diyebilirim, sadece gözlerim doldu...
Lütfen bekleyin...
Murathan SİPAHİOĞLU Murathan SİPAHİOĞLU
07/04/2016 at 7:20 AM
“KARI BOŞAMAK” Sınıfımızın adını taşıyan bu sitede; sınıfımızın ortak sorunları dile getirilmekte, öneriler sunulmakta, çözümler aranmaktadır. Ülkemizin güncel konuları da olabildiği kadar sunulmakta, kişisel görüşlerimiz aktarılmaktadır. Tartışma zemininden çok, paylaşmaya yönelik olmaktadır. Polemiklerden ve yanlı tartışmalardan kaçınılmaktadır. Bu böyle olmak zorundadır. Hiç kimse, bir diğer sunumu hele yaşanılan gerçeklerden ise; fetva vermek, saptırmak hakkına sahip değildir. Hele tuzu kuru cinsinden, bir soruna ortaklığı ya da ilintisi, beklentisi yok ise, asla. Bir halk deyişinde vurgulandığı gibi; “bekâra karı boşamak kolaydır.”
Lütfen bekleyin...
adnan fuat özdemir adnan fuat özdemir
07/04/2016 at 7:06 AM
YA KAYBETTİKLERİMİZ…….. Eskiden bu kadar büyük Cumhurbaşkanlığı sarayımız yoktu, Ama gönlü ve ahlakı mükemmel, medeniyeti ve insanlığı çok büyük bir milletimiz vardı. Her olayı, yaşananı, haberi öyle şipşak nereden duyacaksınız ki; Ülkede o gün ne olup bittiğini ancak radyonun akşam ajansından dinlerdik. İki gün sonra da gazetelerden. Çünkü baskı tekniği ve gazete dağıtımı o kadar zordu ki, bir gün sonra gazete hazır olur, ikinci günde de o şehre ulaşırdı. Her mahalleye bir bekçi, her üç mahalleye de bir polis bakardı. yeter de artardı. Eskiden hiç birimizde, bilgisayar, cep telefonu , tablet, internet, facebook, twitter, watsup, instagram, gibi cihazlar ve mobil hatlar yoktu. Telefonlar sadece postanelerde, bir de müdürlerin evlerinde vardı. Merak edenlerce , merak edilenlere postaneden telgraf çekilir, karşı taraftaki postanenin postacısı ile de evine gönderilirdi. Merak edilen de “merak etmeyin ben iyiyim “ diye oradaki postaneye gidip karşı telgraf veya cevaplı telgraf çekerdi. Sonra büyük bir devrim oldu. Telefon kulübeleri ile jetonlar icat edildi. Mektup kağıdı beş kuruş, zarf on kuruştu. Gönderme ücreti de 25 kuruş. “Beni soracak olursanız” diye selam ve sabahtan sonra başlayan o mis gibi saflık ve masumiyet kokan mektup dizesi sağlık ve iş güçle devam eder, cümle sülalenin selamı ile biterdi. Parasızlıktan ikinci kağıt yazılmaz, dertler, çileler, özlemler, sevgiler arka sayfaya sıkıştırılırdı. En erken mektup 5 günde karşı postaneye, yedinci günde de alıcıya giderdi. Eğer ki o alıcı da bir hastalık var ise mektup gidene kadar da çoktan kara toprağa girmiş olurdu. O yüzden de mektuplar hep bir ay ötesinin ölüm haberleri ile dolu olurdu. Yani Dünyanın, Türkiyenin yüzölçümü fiziki olarak hep aynı olmasına rağmen ; çok değil 40 yıl öncesinin hayatlarında insanlar birbirlerinden şimdikinden tam beş kat daha uzak ve ıraktı. Tam 4 günde Kars ilinden İstanbula gidilirdi. Bir Çankırıdan 120 kilometre ötesindeki Başkente gitmek olay olur, gidene hayırlı yolculuk dilemek ve uğurlamak için akşamları ailecek misafirliğe gidilirdi. Oradan kartpostallar ısmarlanır, Ulus meydanını gezmesi, gelince anlatması istenirdi. Otobüsün başına kadar yolcu edilir, arkadan el sallanır, göz yaşı dökülürdü. Ne google maps vardı, ne de navigasyon. O 100 kilometrelik yolda çileli, uzun 4 saatlik yolculuk yapılır tam iki kerede mola verilirdi. Herkes o yüzden yaşadığı şehrini çok iyi bilirdi. Karış karış her kaldırımı, köşesi, duvarı ezberlenir, kestirmesi, uzunu, kısası, anası, talisi üç yaşındaki salya sümük çocuklarca dahi bilinirdi. Çünkü mahalle denilen dünyalarımız vardı. Camisi, Hocası belli, Bakkalı, esnafı belli. Mahallenin bir ucundan sokağa giren, eskicisi, kalaycısı, sütçüsü, leblebicisi, belli olur, bilinmedik, kılıksız bir yabancı olursa, oradan def edilir, kovulurdu. Kimse kimseden habersiz, olmazdı. O mahalleli herkes birbirini, adı ile ,sanı ile işi ile, hastalığı ile, yoksulluğu ile bilir ve tanırdı. Kimse bebeğine, çocuğuna, kızına, oğlanına endişe duymazdı. En namlı hırsız dahi neye ihtiyacı varsa sadece onu alıp gider, genellikle de yoksul olan mahallelinin haline acır, aç karnını doyursun yeter deyip, evin avlusundan bir tane tavuk çalardı. Cana ırza , namusa asla dokunmazdı. Ne pedofil hastası sapıklar vardı, ne de dindar geçinen nefsi aç yobazlar. O zamanlar kadın erkek arasında ne aç ve doyumsuz ,fütursuz bir cinsellik vardı nede onun istismarı. Ne tarikat veya vakıf adı altında dergah vardı, ne de mahalleden, kızdan ayrı ve saklı yetişmiş, sapkın müridi. Başörtü ile namaz kılınır, takım elbise ile camiye gidilirdi. Ne körü körüne icazet vardı, ne de vatansız, bayraksız, arap aşığı İmam ile mürit. Bir Hoca vardı, bir de mahalleli ile ahali . Komşunun komşuya emaneti vardı, Komşunun komşuya bir tas çorbası vardı. Paylaşması vardı. Komşunun komşuya “gözün aydın Allah bize de nasip etsin “ sevinci vardı. Ne kıza sarkıntılık, ne çocuğa “bademleme “ denilen sapkınlık vardı. Kadınlar hamamına annelerinin yanında giren 6-7 yaşında küçük erkek ilk okul çocukları vardı. Ama asla, kötü bir niyet, ahlaksızlık ve dinen yasak yoktu. ATATÜRK E aşık, hayran, ona zinhar söz söyletmeyen, sevgili bir ulus halk; mahallesine, şehrine saygılı, hoşgörülü, komşusuna itimatlı, içten ve samimi çekirdek, ataerkil aile ve sülale toplumu vardı. Ama asla biatçı, yalaka, cahil ve kör bir tarikat toplumu yoktu. Tecavüzlere uğrayan çocuklar da, onlara bu alçaklığı yapan hocalarda yoktu. Bunları yapanları koruyan ,besleyen, saklayan ahlaksız kurumlarda yoktu. Bu kurumları mecliste aklayan hükümetlerde.Bu kurumlara sahip çıkan sözde Bakanlarda, vekillerde, valilerde, Polislerde asla yoktu. Neyimiz mi vardı… Kısa kollu, pileli elbiseler giyip akşam ailecek, eşinin kolunda açık hava sinemasına giden, Ayhan Işık ve Belgin Doruk un öpüşme sahnesini hazla ve saygı ile tertemiz duygularla seyredip mutlu bir şekilde ay ışığında ,taş kaldırımlarda topuklu ayakkabılarını tıkırdatarak evlerine dönen modern ev kadını annelerimiz , kravatlı, janti yüz traşlı, kolonya kokulu yakışıklı babalarımız ve ailelerimiz vardı. Ama asla, arsızlık ve hayasızlık yoktu. Bulüğe erdiğimizde ise sadece “AYIP “vardı. Yasak yoktu. Hele ki kızı erkekten, kadını adamdan ayırmak diye bir şey hiç yoktu. Mahallelerde kızlı erkekli oynanan saklambaçlar, dalyalar, uzun eşekler ,vardı. Okullarda, cıvıl cıvıl şen şakrak çığlıklar ve muziplikler vardı. Öyle de güzel ve anlamlı ramazanlarımız, diğer güzel adı şeker olan bayramlarımız vardı. Rengarenk 23 nisanlarımız, inanılmaz gösterileriyle 19 mayıslarımız, 29 Ekimlerimiz vardı. Asıl en güzeli de tüm bayramlara özenle hazırladığımız, aldığımız yepyeni, elbiselerimiz, ayakkabılarımız vardı. Bu günün on katı kadar da vakur ve saygı ile büyük Ataya, al bayrağımıza, İstiklal marşına sevgi , bağlılık vardı. O mahalle kültürümüz ki; Geceleri ay en tepeye gelene kadar mahallelerde kapı önlerinde büyüklerimizin ellerinde Türkan Şoray göbekli cam bardaklarda mis gibi çay ile yapılan kapı önü gece oturmaları ve ev ziyaretleri vardı. Kimse yalnız değildi, kimse de sahipsiz. Ne kaybolan çocuk, ne kaçırılan kız vardı. Polis te, savcı da, jandarma da komşu idi, mahalleli idi. Kimse kimseye yan gözle, iffetsizlikle bakmazdı. Kimse nesbine, akrabasına sulanmazdı. Aşklar ,sevdalar, tutkunluklar o kadar masumane idi. O kadar uzaktan sadece gözlerle , bakışlarla yaşanan idi. Neşe Karaböcek le ağlanır, Erol Evginle gülümsenirdi. İlk sevmeler,ilk aşklar, geceleri sabahlamalar, ismini sayıklamalar hep masumiyetti, saflıktı, dürüstlüktü. AŞK asıl o zamanlar Aşk tı. O bulüğ çağının ilk dokunuşları, ilk bakışları , zapt edilmez heyecanları , üç gün sonrasının gizlice buluşmasını cepten mesaj ile, face ile değil, kara sevdadan iple çeken o hasret ayrılıkları ,o ilk şiirler, ilk sözcükler, bizi o masumiyetle sınayan adamlıklarımız, karakterlerimiz vardı. Gerçek ve dürüst insanlığımız vardı. Allaha olan inancımız, dinimize olan saygımız, sevgidendi. Korkudan değil. Başkasına, bir canlıya zarar vermek, öldürmek, işkence etmek bize romanlardaki, filmlerdeki kadar gerçek ve uzak gelirdi. Kötülüğü, azgınlığı, duymazdık, bilmezdik. Ne sapkınlık yaşar, ne de yaşıtımız dışındakilere yan gözle ve gizlice heves duyardık. Her şeyi zamanı geldiğinde anlardık, hissederdik, bırakın erkeğe, çocuğa ahlaksızlığı, sapkınlığı, yaşıtımız bir kızın elini bile tutmaya korkardık. Konuşurken başımıza bir hal gelecek diye eveleyip geveler, saçmalardık. Nasıl da değişti ve inanılmaz çirkinleşti hayatlar. Ne çabuk bozulduk, pislendik, hayasızlaştık. Ne girdi içimize, o masum çocuk ruhlarımıza. Neleri ararken Neyimizi kaybettik. Üç yaşındaki sabiye tecavüz eden , öldüren vahşilerin ülkesi oluverdik Bir seferden ne çıkar diyen zihniyetlerin Cumhuriyetine dönüşüverdik. Nasıl temizlenir ki artık bu arsızlık, namussuzluk. Nasıl temizleriz ki artık bu ahlaksız Mecusiliği. Yedi yaşındaki minicik bedenlere salyalanan köpeklerin, din emridir diyen sarıklı kafirlerin cemaati haline geliverdik. Neydik ne oluverdik. Üç bin yıl Oğuzun, Altayın , soyuna ,töresine, ahlakına, sadık kalıp, Kırk yılda şeytanı bile utandıran soysuzların kavmine , seceresine dönüştük. Nasıl yaşayacağız şimdi, Ne söyleyeceğiz gelecek nesillere, evlatlara, çocuklara. Ne bırakacağız bunca hayasızlıktan, ahlaksızlıktan, soysuzluktan, vicdansızlıktan sonra hala. Hangi yüzle, hangi ar ile. Hangi temiz ruhları, hangi masum kalpleri …….? Saygımla. Adnan Fuat ÖZDEMİR.
Lütfen bekleyin...
ABDULLAH KAYA ABDULLAH KAYA
05/04/2016 at 8:17 AM
Kıymetli Kardeşlerim Yüce mesleğimiz Assubaylık için gerek görevdeyken gerekse emekli olduktan sonra çeşitli birimlerde mücadele verdim, veriyorum. En son bir CHP milletvekilinden bilgi aldım; başlangıç dereceleri ve görev tazminatları konusunda MSB komisyonu çalışacak diye. Dün İlerici Assubaylar sitesinde Sn Selçuk İçer' in bu konuyla alakalı paylaşımının altına bu bilgiyi yazdım. Bizi yoruma kapatmış. Bu konuyu kendisine yakıştıramadım. Kıymetli Kardeşlerim; Bizim ne drc ne tazminat sorunumuz var. Ama sorunlara değinmeyelim ve vicdanımıza danışmayalım mı? Arkadaş ben bu mesleği ve meslektaşlarımı seviyorum. Biz muhafazakar ve milliyetçiyiz, en ilericiyiz. Ama bağnaz değiliz. Yüce Allah Kuran-ı Kerimde hep adaleti emreder. Biz de zor durumda olan kardeşlerimiz için her platformda çaba içersindeyiz.Milletvekilliğini severiz ve saygı duyarız; ancak tepside verseniz almayız. Hepinizi en kalbiduygularla tekrar tekrar selamlıyorum. Ya Hafız Ya Rafi Ya Aziz Cellecelalüh. Not; İlgili birimlerle kavga yerine diyalog. Makul süreden sonra ki inşallah hepsi çözülecek, çözülmezse sitemizin alacağı karara saygılıyım.
Lütfen bekleyin...
ABDULLAH KAYA ABDULLAH KAYA
05/04/2016 at 8:08 AM
Askerlik mesleği bütün onurlu mesleklerin lideridir. Ülkemizde zeki, vatanperver ve orta halli aile çocukları bu mesleğe yönelmektedir. Devletimiz ihtiyaç duydukça yeni sistemde uzmanlaşmaya gitmekte ve imtihanla personel almaktadır. Şehitlik öyle yüce makamdır ki bu dünyayı versen kahramanlar kabul etmez ve şehitliği tercih eder. Bu konuyu böyle manevi duygularla izhar etmeli ve zahir planla karşılaştırılmamalıdır. En kalbi hislerle sevgi ve saygılarımı sunarım.
Lütfen bekleyin...
A.ÖZTÜRK A.ÖZTÜRK
05/04/2016 at 7:40 AM
Sayın İsmail Turan bey, Bizleri umutlandıran haberler veriyorsunuz lakin hepsi sır gibi sınıf okulu süresi dereceden sayılacaktı arkası gelmedi yüksek okul mezunlarına 1/4 dereceye yükselmek müjdesi verdiniz arkası gelmedi şimdi ise *HASRETLİK BİTİYOR Emekli ve muvazzaf astsubaylar değerli aileleriyle birlikte yakında güneş kadar parlak günlere kavuşacaklar* demektesiniz sizi yakından izliyorum çalışmalarınıza destek verdik illaki bir gerekçeniz vardır paylaşın lütfen Hayırlı günler diliyorum
Lütfen bekleyin...
Murathan SİPAHİOĞLU Murathan SİPAHİOĞLU
05/04/2016 at 4:42 AM
DÜNYADA MEKÂN, AHIRETTE İMAN TV Haberlerinde bir terör şehidi haberi veriliyor. Şehidin evine bayrak asılmak istenmiş. Ev dere içi bir yerde. Bayrak asacak yer, hiç yok. Yamaçtan aşağı doğru sarkıtılmış, evin üstüne doğru. Evden ziyade; gecekondu dense uymaz. İnsan barınağı dense; belki.? Yıkılsa, altında kalanlar ölür mü, sağ mı kalır, belirsiz.? Görüntünün arka plânında, çok katlı blok apartmanlar apaçık belli. Yüksekte, tepede, ferah mı.? Ferah… Aşağıdaki, yukarıda yaşayanlar için şehit olmuş, gencecik yaşında; Dünyasını görmeden hiç yaşamadan… Sonra; Ben doğayı çok severim. Toprağı, dereleri, suyu, ağaçları, kır çiçeklerini, bitkileri, dikenli çalıları da. Burada yaşayan canlıları, canımızı yakan sinekleri, böcekleri, her canlıyı, çok severim. Dinlenir, yenilenirim. Fırsat buldukça, kendimi doğaya atarım. Doyasıya yaşarım, onunla bütünleşerek. Bir dere içine; bir binanın tadilât molozları yamaçtan aşağıya boşaltılmış, rastgele, belli ki acelece. Yaşadığı yeri yenilemiş birileri, zevkine, kesesine göre; daha rahat ve keyifli yaşamak için, mutlulukla… Bir yamaç, deniz manzaralı, yemyeşil canlı ve sahipsiz. Aslında hazine malı, yani hepimizin. Üstündeki çalılık, bitkiler yolunmuş, yok edilmiş, toprak düzeltilmiş, sürülmüş, tımar edilmiş. Sınırları belirlenmiş. Fidanlar dikilmiş sıra sıra, çepeçevre. Birisi sahiplenmiş apaçık belli. Dikenli teller çekilmiş gelip geçilen tarafa, kimseler girmesin içeriye…Talan var belli, apaçık. Yarına hazırlık var, lansman fiyatına satışlar için, parası olana… Bir şehit evi, dere yamacında, kuytuda, bayrak asacak yeri yok. Öylesine bir mekân, öylesine… Bağlasalar, durulmaz…
Lütfen bekleyin...
İSMAİL TURAN İSMAİL TURAN
05/04/2016 at 3:53 AM
HASRETLİK BİTİYOR Emekli ve muvazzaf astsubaylar çok değerli aileleriyle birlikte yakında güneş kadar parlak günlere kavuşacaklardır.
Lütfen bekleyin...
ABDULLAH KAYA ABDULLAH KAYA
04/04/2016 at 12:48 PM
DÜZELTME VE BİLGİ İslam ( teslimiyet / barış ) demektir. Kuran ( doğruyu yanlıştan ) ayıran. Hiç bir günahkar başkasının günahını yüklenemez.
Lütfen bekleyin...
adnan fuat özdemir adnan fuat özdemir
03/04/2016 at 3:14 PM
NE YAZAYIM ? Haziran 2015 ten bu yana şehit olan yüzlerce genç bedenlerin hesabını yazsam; “ne mutlu ki o aileye , ne mutlu ki bu vilayete, şehidi hiç eksik olmuyor Allah herkese nasip etsin “ denildiği için ve herkes te bu duaya amin dediği için kimsenin umurunda olmayacak. Yazım da en tabi okunmayacak. Karaman, Sivas , Çorum, Çankırı da , basına yansıyabilen, çocuk tecavüzlerini yazsam, “İslam ve Kuran da buna bademleme denilir zaten de çok ta müsaittir sevilir, hiçbir sakıncası da yoktur, ateistler akılsızdır böyle şeylerden anlamaz “ denildiği ve diyanetin de sağolsunlar hiç sesi çıkmadığı için yine kimsenin umurunda olmaz yazım okunmaz. Sosyal medyadaki sapıkları, sapkınlıkları yazsam; Hakim, Savcı, bunlara zinhar dokunmadığı için sadece <<cumhuriyetçiler ve paralelciler potansiyel suçlu olduğu için her türlü yedi yaş ve altı sapkınlıklar normal kabul göreceğinden dünya okur , bu memleket ile millet zinhar okumaz. Yeni Anayasada parlamenter sistemin olmayacağı, okul kitaplarını din alimlerinin yazacağı, yeni Tarih kitaplarında Mustafa Kemal ATATÜRK ile İstiklal harbinin asla yer almayacağını yazsam; Bir tek tarih var, bir tek te Tayyip , biri ümmet tarihi diğeri de ümmet peygamberidir denilip üç gulhü bir elham okunup üzerimize gelinecek, kimse de fitratına sallamayacak, okumayacak. Reza Zarrabı, bilinen en büyük hırsız bu İranlı sarraf deyip; “ ABD ile işbirliğine gitmiş, Türkiyedeki tüm pis işleri açıklamış, 4 dalda soruşturması devam ediyormuş, her şeyi açıklıyormuş gözün aydın dürüst ülkem ,yurdum insanım, bir çok kişi de panikte imiş ” diye yazsam; Ebru Gündeş nasılsa memleketin vedarı iftiharı, Acuna bir proğram yaptırıp ekrana çıkar, gözyaşlarını boncuk boncuk döker, boğazdaki yalısından pardon çifte yalısından dindar vatandaşlarımıza bir de öpücük yollar,halkımızın gönlünü fetheder, herkeste onunla ağlar, bana da söver sayar yine kimse okumaz. “ Halkın ekonomisi, battı. İnsanlar çarşı pazara çıkmaz oldu. Hükümet enflasyonu , merkez bankası faizi düşürürken, pırasanın, patatesin, ekmeğin, etin çivisi çıktı desem; yalan ekonomi ile sahte büyüme, atmasyon işsizlik oranı tavan yaptı” desem; “ Olsun kendisi ne güzel yiyor ama kimselere de yedirmiyor,, Ecevit yiyebildi mi, çocuğu akrabası da yoktu. Ne saray yaptırabildi, ne de ihtişam, Altından su bardağı bilem yoktu. Memleketi elaleme fukara gösterip durdu, zengin televizyon dizisi bilem yoktu. Bunun her şeyi,aslan gibi boy boy maşallah, helali hoş olsun ” deyip, bir de yüzüme sövecekler, yine okumayacaklar. Assubay hakları adına, çalınan ekmeklerimiz adına usanmadan yine yazıp çizmeye devam etsem, “ Ordu demek harbiye demektir, Assubaya hak demek ise , batıl demek tir. AKP geldi batıl zail oldu “ deyip yazdığımızı da, yazacağımızı da bin pişman edecekler. Aslan Harbiyelinin sırtını sıvazlayıp, teşekkür edecekler, Bize yine saman ile ot yedirecekler. Tam 55 yıldır okumadıkları gibi , Her seferinde “siz kimsiniz, ne istiyorsunuz? Yok ya, vay anasını ya, tüh tüh, Siz bu ülkeden misiniz ? nasıl da görmemişiz, Sizi aha şimdi gördük, Vallahi duyduk, Bakacağız, Göreceğiz, Doya doya da öpeceğiz.” Deyip; Nasılsa yine okumayacaklar. Bitmeyen şarkımızı çalmaya devam edecekler “ Ne kadar ağlasan boş, ne kadar yalvarsan boş sana dönmeyeceğim. Nihavendi ile . Vallahi de okumayacaklar. Sosyal yaşama dair çürümeleri, bozulmaları yazsam, Bu ülkede olmayan, yaşanmayan, hiçbir sosyal facia kalmadığından , hayal edilemeyecek kadar dahi inanılmaz sosyal facialar bu ülkede yaşandığından herkeste bunlara çoktan alıştığından, sapıklıkla, ahlaksızlıkla, hırsızlıkla, cinayetle, kanka olunduğundan; “kardeş sen daha hala oralarda mısın “ deyip kızıp, zerrece yazdığımı okumayacaklardır. Uzayı, uzaylıyı yazsam, Türk millet zaten olmuş Marslı, Merihli, asla da valalhi de bilahi de okumayacaklardır. Guiness in yeni rekorlarını yazsam, bütün garip ve pis rekorlar ülkemize ait olduğundan zinhar okumayacak pis pis sırıtıp geçeceklerdir. Hiç yorulmasam, tembel tembel gerinip, oturup iyi bir Gazel okusam, gazellerin mevsimi sonbahar , zamanı devri geçti deyip yine kimse okumayacak ve dinlemeyecektir. Orta doğuyu yazsam, Irak ı , Suriye yi yazsam, artık iş ve aş ortağımız olduklarından , önüm arkam,sağım solum hep bunlarla dolu bulunduğundan vatandaş canlısını 7/24 gördüğünden , ben yazınca, “höst ulan önüne baksana “ diyeceklerdir. Ne yazmalı yarabbim, neden bahsetmeli ? Oysa bu gün Pazar, güzel bir yazı yazmalı. Ne yazsam Allahım , ne yazsam.? Veya şöyle bir başlık atıp ta mı bıraksam. Bu gün artık Sözün değil, yazının bittiği noktadayız ……. Desem. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana bu memleket az. Saygımla.
Lütfen bekleyin...
Murathan SİPAHİOĞLU Murathan SİPAHİOĞLU
03/04/2016 at 12:51 PM
BAŞKENT’e… BAŞKENT’e… Otuz yıl kadar önce, Anadolu’nun göbeğinde, (eski ve güncel deyişle) Diyar-ı Bekir’e giden otobüslere yolcu toplayan çığırtkanlar “Başkente, Başkente” diyerek bağırırlardı. Başkent’e (?) girişte de kocaman bir; “Başkente Hoş Geldiniz” yazısı sizi karşılardı. Tabi ki bunları sade vatandaşlar yaşadığından, o günün ve bugünlerin sorumsuz yetkilileri hendekleri, barikatları ve cephaneliğe dönen evleri göremedi, görmezden geldi. Hatta askere alım dairelerini, vergi dairelerini de ondan-bundan duymuş olmalılar ki ayakları yere basıp, ayıldılar. Şimdi de gölgeli def-i hacet eylemiş gibi şakıttırıyorlar. Bu milletin, şehitlerin ah’ı birilerini boğacak. Göreceğiz, ilâhi hak vaki bulmazsa…
Lütfen bekleyin...
adnan fuat özdemir adnan fuat özdemir
03/04/2016 at 9:44 AM
PAZAR BULMACASI, KİMDİR BUNLAR ? 1951 YILINDA 5802 SAYILI KANUNLA “A……………” İSMİNİ ALAN, 1967 YILINDA 926 SAYILI PERSONEL KANUNU İLE SUBAY YARDIMCISI OLARAK TANIMLANAN, DIŞARIDAN ÜNİVERSİTEYİ GİZLİ SAKLI BİTİRDİKLERİ İÇİN 1. DERECEYE ÇIKMASI VE O DERECENİN MAAŞINI ALMASI , 1976 DA CUMHURBAŞKANININ MÜRACAATI İLE ANAYASA MAHKEMESİNCE YASAKLANAN; 2002 YILINDA 4752 SAYILI KANUNLA 2 YILLIK MESLEK YÜKSEK OKULU STATÜSÜNE YÜKSELTİLEN, 2002 YILINDAN BERİ 2016 YILI DAHİL HALA MESLEK YÜKSEK OKULU STATÜSÜ KARŞILIĞI OLAN DERECE VE KADEMESİNDEN GÖREVE BAŞLATILMAYAN, BAŞLANGIÇ DERECE KADEMESİ VE KARŞILIĞI PARASI TAM 14 YILDIR GASP EDİLEN, AYNI AMAÇLA, VATAN MÜDAFAASI İÇİN YETİŞTİRİLEN VE KENDİSİNDEN 2 YIL DAHA FAZLA ÖĞRENİM STATÜSÜ TAŞIYAN HARP OKULU MEZUNLARINA TAM 6 TAZMİNAT VERİLİRKEN , KENDİSİNE 2016 YILINDA “ BAŞARI TAZMİNATI “ ADI ALTINDA İÇİNDE YİNE SUBAYIN DA (BİNBAŞILAR ) OLDUĞU BİR UYDURUK TAZMİNATIN ZORLA, İSTEMEYEREK, KILI KIRK YARARAK O BİNBAŞILARIN HATIRINA DÜZENLENİP, SÖZDE KOMİSYONLARDA BEKLETİLEN , KENDİSİNDEN İKİ YIL FAZLA OKUYAN SUBAYININ EMEKLİSİ, KENDİSİNİN EMEKLİSİNDEN TAM 2.4 KAT DAHA FAZLA MAAŞ ALAN, O SUBAY EMEKLİSİ ÜTÜLÜ PANTOLON GİYERKEN KENDİSİ YAMALI PANTOLONLA UTANARAK DOLAŞAN, YOKSULLUK MÜCADELESİNDE YÜZÜ TANINMASIN DİYEREK OTOBÜS YOLCU MOLA ALANLARINDA TUVALETÇİLİK YAPAN, 1000 LİRAYA SİTELERDE, İNŞAATLARDA BEKÇİLİK EDEN, HABİL OLANINA “YILDIRIMLAR YARATAN BİR IRKIN AHVADI” DEDİRTİLİP, KENDİSİNE AFRİKALI ZULU KÖLE KABİLESİNİN UNVANI VERİLEN, DEVRANIN GELDİĞİ TAM 2016 YILINDA, TSK NIN % 65 İNİ TEŞKİL EDEN KENDİLERİ DIŞARIDAN SINAVLA 4 YILLIK FAKÜLTELERİN SEÇME BÖLÜMLERİNDEN YGS- LYS PUAN SIRALAMASINA GÖRE ALINIRKEN, BU KARİYERE LAYIK BULUNUR İKEN; PERSONEL KANUNUNDA STATÜSÜ HALA 2 YILLIK MESLEK YÜKSEK OKULU OLARAK KABUL GÖREN, MESLEKLERDE VE DÜNYANIN GELDİĞİ TEKNOLOJİK DEVİNİMDE, BELEDİYE OTOBÜS ŞOFÖRLERİNE DAHİ FAKÜLTE DENKLİĞİ DİPLOMA ŞARTI GETİRİLİRKEN, TEKNOLOJİSİNİN VE TEKNİK SİSTEMLERİN HEPSİNİ KENDİSİNİN KULLANDIĞI İŞLETİP FAAL TUTTUĞUBİR ÇALIŞMA YAŞAMINDA , HALA 4 YILLIK YÜKSEK ÖĞRENİM STATÜSÜ KENDİSİNE HOR GÖRÜLEN; SON ON YILDA, 1500 TANESİ TERÖR ŞEHİDİ , 985 TANESİ İSE , TSK DAN BUNALIM VE CİNNET ŞEHİDİ OLARAK ARAMIZDAN AYRILAN, 1975 TE, İNSAN OLMA, EMEĞİNE SAHİP ÇIKMA, EKMEK VE İNSAN ONURU ADALETİNİ TALEP ETME ADINA SADECE EŞLERİ YÜRÜDÜĞÜ İÇİN TAM 2335 TANESİ BİR GÜNDE ORDUDAN İHRAÇ EDİLEN, 1951 DEN BU YANA TÜM BU İNSANLIK HAKLARI ADINA YÜRÜTTÜKLERİ MÜCADELE SONUNDA ANCAK 2016 DA YARISINA YAKININA İNTİBAK DÜZENLEMESİ NETİCESİNDE İLK KEZ 380 LİRALIK BİR EK ÜCRET ÇOK ŞÜKÜR Kİ VERİLEBİLEN, KENDİ İÇİNDE EMSAL OLARAK YİNE BÖLÜNEN, BÖLDÜRÜLEN, DERNEKLERİ DAVA DERNEĞİ OLMASIN, BAŞKA ŞEYLERLE UĞRAŞSIN DENİLEREK HİLTONLARDA, DÜNYA GÜNÜ DÜZENLETTİRİLEN, GELECEĞİZ, SİZE DEĞER KATACAĞIZ DEYİP SIRTI SIVAZLANAN, BİÇARE EMEKLİLERİ ELLERİNDE BAYRAKLARLA BOŞ VE ISSIZ ANKARA ARKA SOKAKLARINDA VE ANITKABİRDE GEZDİRİLEN, BU İŞ İÇİNDE BOLCA TANITIM ÖDENEĞİ TAHSİS EDİLEN , SONRA DA PARASININ DA SUSYU ÇEKTİRİLEN, YİNE BU DERNEK ASLA SENDİKA FALAN OLMASIN, DAVA FİLAN GÜTMESİN, ONUN YERİNE BAKIN BİZ YAPIYORUZ “ DEYİP, 3 TANE KIDEMLİSİ KUVVET OMBUDSMANI YAPILIP TELEVİZYONLARDAN DÜNYAYA GÖSTERTİLEN, BAZILARININ GÖZLERİ BOYATILAN, 1984 YILINDAN BERİ YÜRÜTTÜKLERİ ÜÇ KURUŞLUK İNSANİ YAŞAMA TALEBİ VE NAFAKA İSTEĞİNE KARŞIN ; TAM 32 YIL İNANILMAZ BİR DİRENÇ GÖSTEREN BİR GENELKURMAY İLE; HEP SUBAYINI, DARBECİSİNİ SEVEN ÇOK BİR ADİL İKTİDARLARIN KARŞISINDA AZİMLE ,YILMADAN , TAM 32 SENEDİR SUSMAYAN DİRENEN, MÜCADELE VEREN; TONLARCA KAĞIT, YAZI, MİLYONA VARAN DİLEKÇE, BİNLERCE GÖRÜŞME, YÜZLERCE KANUN TEKLİFİ, BİNLERCE GAZETE, DERGİ, TV RÖPORTAJ, ONLARCA BASIN BİLDİRİSİ, YÜRÜYÜŞ, MİTİNG, MİLYONLARCA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI, YÜZ BİN LERCE TWİTTER, FAKS, MESAJ, TEKLİF, HUKUKİ KAVGA YI BABADAN OĞULA DEVREDEREK ROTATİF MİSALİ SÜRDÜREN; BUNCA EMEĞİN VE GAYRETİN HÜCUMUNA RAĞMEN HEPSİ DE İKTİDARLAR VE GENELKURMAYLARCA KAHRAMANCA SAVUŞTURULAN, VATAN VE CUMHURİYET İÇİN EN ÇOK KAN DÖKEN, EN ÖNCE ÖLÜME GİDEN, BU ÜLKEDE , ATATÜRK TEN VE DEVRİMLERİNDEN BİR NEBZE ŞAŞMADAN, ONA VE HERŞEYE RAĞMEN BU YİĞİT ORDUSUNA , TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE ASLA ZARAR VERMEDEN, SIRTINI DÖNMEDEN, İHANET ETMEDEN, LOKMASINA RİYA GÖSTERMEDEN , EŞ VE EVLATLARI İÇİN EN ÇOK ONUR SAVAŞI VEREN, EN ÇOK RIZIK KAVGASI SÜRDÜREN, 25 YIL ÇALIŞIP TA BİR GÜN DAHİ GÜLMEDEN, MUTLU OLMADAN, KALBİ MUTLU EDİLMEDEN, KAÇARAK MESLEĞİNİ TERK EDEN, NEFRETLE İKİNCİ BİR YAŞAM İÇİN EKMEK MÜCADELESİ VEREN, GARDROBUNDA, ÇEKMECESİNDE, VİTRİNİNDE BİR TEK ÜNİFORMA, BİR TEK PLAKET, BİR TEK MESLEK RESMİ BULUNDURMAYAN, HEPSİNİ ÇÖPE ATAN, KIRAN, PARÇALAYAN, TARİHTE BU KADAR OYALANAN, ŞAHSİYETİ İLE DALGA GEÇİLEN , 50 YAŞINDA 22 LİK TEĞMENLERE, ASTEĞMENLERE, HATTA SUBAY TALEBELERİNE DAHİ OYUNCAK EDİLEN, GÖREVE GELİNCE ALBAYIN Kİ İLE BİR TUTULAN, ONUN ŞARKINA VE ORADAKİ GÖREVLERİNE GÖNDERİLEN, MAKA MA GELİNCE BERBER KOLTUĞU BİLE ÇOK GÖRÜLEN, MAAŞA VE İTİBARA GELİNCE DE ” TAMTAKIR MEMLEKET MALİYESİ “ EDEBİYATI YAPILAN, PAŞALARA TERFİ, SUBAYA, HİZMETÇİ, HER GELENE BASAMAK, HER ÇIKANA MERDİVEN, OLAN, HER MAKUS OLAYDA TEK KABAHATLİ, HER BAŞARISIZLIKTA TEK SUÇLU, HER MÜKAFATTA TEK CEZALI OLAN, ŞARKTA, MEMED DE, NÖBETTE, HİZMETTE, HEP İKİ KATINI HAK EDİP ALAN, BİR ACAİP VE GARİP MESLEK SINIFI DIR? ADI NEDİR ? KİMDİR BUNLAR ? VE DE HALA NASIL YAŞARLAR ? VAR MI BİLEN ?
Lütfen bekleyin...