Hepimiz çok iyi biliyoruz ki,
Hayat her zaman ve herkese güneşli ve gök kuşaklı değildir.
Ve ülkemizde,
Yaşamak çok zor!
Yaşam şartları çok ağır.
Hele de ayrımcılığın sınırlarının
en keskin çizildiği bir kurumda çalışıyor isen.
Ya da oradan emekli olmuşsan,
Nasıl yaşadığın,
neleri göğüslediği,
Hangi dağın başında,
hangi karakolda,
ya da ailene kaç bin millik bir uzaklıkta,
Akdeniz’in dingin sularında seyreden bir gemide,
Veyahut bir gece uçuşunu,
buz gibi hangarda uçağının dönmesini beklerken
yalnızlığını yaşadığın karanlık ayazlarda…
Bu hissettiklerin kimsenin umurunda bile değil!
Yıllarca yan yana çalıştığın, yıldızları apoletinde olanlar,
çalışırken imtiyazlı, emekli olduklarında da refah içinde iken,
Sen, onca sene sonra bile 2 paralık bir işe gereksinim duyuyorsan,
Sana verilen sözler yıllarca tutulmuyorsa,
Ve sen hâlâ susuyorsan,
Ve sen hâlâ hakkını gasp edenlere susarak izin verirsen,
Bil ki hayatında hiç bir şey değişmeyecek!
Ve Sen hep orada kalacaksın,
Hiç kimse kendisine yapılan haksızlıklara bu ülkede bu kadar suskun,
Bu kadar kayıtsız olamaz!
Sen, ben veya hiç kimse onurunun bu kadar çiğnenmesine seyirci kalamaz.
Artık neden bu hayata mahkum edildiğini,
haklarının sana neden verilmediğine ağlamak değil,
sana yaşatılan bu haksızlıklara karşı alacağın tavır
ve muhataplarına karşı nasıl bir mücadeleyle ilerleme sağlayacağına
karar vermen gereklidir.
Ne kadar yara aldığında değil,
önemli olan haksızlıklara karşı ne kadar durabildiğindir.
Ve işte ancak böyle kazanan olabilirsin.
Varsa alacağın bir hayat, hak ve hukuk
kimseden beklemeyeceksin.
Kimsenin “otur hiç bir şeyi değiştiremezsin. bunlar bir şey yapamaz” söylemlerine de kulak asmayacaksın.
Geride kaybettiklerine değil,
ileride neleri kazanacağına bakacaksın.
Artık yeni bir yaşam, yeni yarınlar istiyorsan,
direnerek, birleşip gidip sorumlusu olanlardan alacaksın…
/Levent Ulucan/