Bu kadar çok kahramanlık destanı yazan, ağıt yakan memlekette böyle kesif ikiyüzlülük olması inanılmaz.
PKK’nın (ya da TAK’ın) Ankara askeri servis araçları saldırısında paramparça olanları, assubay, uzman çavuş, en çok da “sivil memur” olarak teşhis etmiştiniz.
Bravo!
Orada “birlikte şehit” olmuşlardı; zamda devlet ve TSK onları ayırdı!
Sonra dönüp bakmadınız bile, bu insanlar kimdir, hayattaki yerleri, hayatiyetleri nedir, diye.
“Askeri sivil memurlar” Ankara’da bir eylem yaptı. “Sivilleşmiş rejim“ görmedi bile.
Genelkurmay “Tüm askeri personele yüzde 5 zam ve diğer artışlar yapılmıştır.” diyor; oysa binlerce “personel”, yani askeri-sivil memurlara tek kuruş çıkmıyor.
Amirlerin işine gelince asker, işine gelmeyince “Sivil” olan kadınlar ve erkekler,“En Cumhuriyetçi Kurum” ile “En Sivil İktidar” tarafından ayrımcılığa mahkum ediliyor.
Size bir de davadan bahsedeyim, yer ve isim vermeden.
Sanırım bir lojman mahallinde, çocuklar top için kavga ediyor. Belki de hırpalanmış bir çocuğun subay babası gelip “Sivil memur anne”nin çocuğunu tartaklıyor.
Anne bunu kaldıramıyor, dava açıyor. Fakat annenin işyerindeki “komutan”ı da davalık olduğu “komutan”ın devre arkadaşı. “Sivil memur anne” cendere içinde kalıyor.
Kadın olarak, anne olarak, ama esas, “Sivil” dense de, askeri hiyerarşi altında ezilen, yıpranma tazminatsız, zamsız memur olarak.
Madem laf lafı açtı. Size bir hikaye daha.
Ankara’da bir askeri huzurevi.
Subay da var, assubay da. 80 yaşında bir emekli assubay huzurevinde çeşitli uygulamalardan şikayetçi oluyor.
Sen misin yakınan! Antetli kağıdında Genelkurmay Başkanlığı yazan “TSK Özel Bakım Merkezi” komutanlığı, rakamla tam 80 yaşında olan bir insanı “ifade vermeye” çağırıyor.
Duyunca dedim ki, ”Demek ki huzurevinde de huzur yok!”