Hayatlarımızın bir amacı olmalı.
Bir şeyler yapmalıyız.
Yoksa sadece öldüğümüz gün, morgtan mezara kadar olan süreçte önemli oluruz.
Minik bir törende kısa bir biyografi ile esamemiz okunur,o kadar.
Sonra ertesi gün yeni bir sabah doğar ve biz olmayız. Anımsanmayız. Işıklı tarafta hükümette olur, temad da, sosyal sayfada, facebook ta.
Her şey aynen devam eder.
Bir tek biz olmayız.
Geçmişimizde hepimiz uzun ve acı dolu bir kaderi paylaştık.
Hiç birimize de adaletsizliklerle mesleğimizi sevdirmediler. Astsubay olmakla da övünmemizi engellediler.
Önyargı,adaletsizlik ve amir keyfiyeti ile sarmallanan meslekte övünülecek bir şey yoktu çünkü;
Övünenimiz oldu ise sadece kendini avutmaya çalıştı o kadar.
Hep aşağılandık. Müteahhitin gözünde inşaat çavuşu ne ise biz de hep oyduk.
Bize ne zaman “siz çok kıymetlisiniz deyip, parlatsalar, biliyorduk ki, bir iş daha icat oldu, onu gördüreceklerdi.
O yüzden biz hiç kendimize, eşimize önemli olmadık.
Vatan mevzusu dışında ……
Yanımızdan, içimizden nicelerini öbür aleme gönderdik, asude kalanlarımız ise görmemiz gerekenleri değil de hiç görmememiz gerekenleri gördük.
Emekli hayatımızda da hep yokluklara, sıkıntılara ve acılara şahit olduk.
Kayıp giden yıldızlara, yalnızlıklara,
Bir türlü değerlendiremediğimiz hayatlarımıza,
Çocuklarımıza, torunlarımıza, eşlerimize;
Sahte tebessümler sunmaya devam ettik.
Aklımızı da eskittik, solgun yüreğimizi de tükettik.
Mücadele denilen bilinci ve bunu hazırlayacak doğru zihni asla kurgulayamadık.
Örgütlenmeyi, sendikal bir akılla yönetilmeyi, yönetmeyi, hele ki bu yaşımıza geldik hala öğrenemedik.
“Neden” sorusunu sormasını iyi becerdik ama, soruyu kime soracağımızı bilmedik.
Hedef sapıttık.
15 yıldır bir tane merkezi otorite vardı,bir tane reis vardı, kapısına dahi yanaşamadık.
Çünkü gücümüzün farkında değildik.Ona da hissettirmedik.
Sadece kimsenin umursamadığı o adımızı çok ağır bir kartvizit gibi sağa sola gösterip durduk.
“ASTSUBAY ”
Her birimiz diğerini bekledi. O da diğerini.
“ Biri harekete geçse de, beni de peşinden sürüklese” diyerek.
Kendi başımıza ortaya çıkacak hiç cesaretimiz olmadı. İrademiz de.
100 şube ile hep desti izdivaç güzeli taze gelin gibi eşikte bekledik.
Vizyon ne olmalı diye de düşünmedik ?
Kim senede elimize bir 50 lira verse , çocuklar gibi sevindik.
“İtilmiş “ gibi bir kenardan acziyetle ,bir dirhem et bekleyip ayıbımızı örtmek istedik.
Sıkıldığımızda birbirimizi daladık.
Büyüklerimize dahi saygıyı bırakıp ,
kendi birliğimizi, dirliğimizi bitirdik.
Ne yarını ne de yarından sonra yaşanacak kölelikleri, ezilmişlikleri, kahrolasıca biçimde kapı eşiğimizde bekleyen yokluğu, yoksulluğu görmedik.
Assubaylığı sadece kendimizle kaim, kendimizden menkul değerde bildik.Tiran efendilerin bize hangi gözle baktıklarını anlamadık.
Sessiz bir gemi edası ile o kızılaylı meydanlara, o aslanlı yollara,gidip geldik.
Haykırmadık, yüksek sesle öfkelenmedik.
Sözde hak arama derneğimizin o kıytırık koltuğunda,yayılıp diğer ak saçlılardan ayrı bir odada oturmayı onlara haşmetmeap kral olmayı dünyanın en zevkli işi sandık.
Assubayken bulamadığımız o konforlu makamı, son hazanımızda bu kıytırık biçare makamlarda bulduğumuzu sandık,
Bizi oralara getirip oturtanları da utanmazca astımız, emir assubaylarımız yerine koyduk.
Beğenmediğimizi, bize itaat etmeyeni, yaşı bizden 20 yıl büyük te olsa saymadık, yüzüne hain diye bağırıp, işimize gelmeyenleri de sorgusuz savunmasız içimizden kovduk.
Oysa koltuk denen ne menem oturak berberde de vardı, anlamadık.
Hababamın Kel Mahmutu misali bulunmaz hint kumaşı olduğumuzu sanıp vatan kurtaran şaban gibi 6 yıl profil görüntüleme çalışması yapıp sırıttık durduk.
Görmemişin oğlu idik, tutup saygımızı, töremizi, düsturumuzu kopardık.
“ Bu gün de kazasız, sıkıntısız geçse, hele, akşam olup ta bir mekana gitsek, iki tek atıp kafa dağıtsak, “ diye o kıymetli zamanları, gündüzleri alel acele yedik bitirdik.
En iyi bildiğimiz ve yapabildiğimiz işimiz ;
Daha bu gün karşı masadan anlamsızca, çizgili kahır gözleri ile yüzümüze bakan yaşlı 78 lik jandarmadan emekli İhsan abimizin ertesi sabah olduğunda, umuduna toprak ektiği biçare son nefesinin kefene sarılı bedenini yeşil cenaze aracına koydurmak ve uyduruk bir sözde törenle de kabristanına defnetmek ti ki o işleri çok iyi becerdik.
“ Ne büyük ve anlamlı görevlerdeyiz yarabbim, ne faydalı işler yapıyoruz “diye böbürlenip 7/24 kıçımızı kaşıdık, odanın kapısını kapatıp,oturduğumuz yerden başbakanı, bakanı azarladık. Resimlerine bakıp nanik yaptık.
Hele bir de artık halkın hiç katılmadığı, o yavan milli bayramlar öncesinde Atamızın anıtkabirine, meydanlardaki Atatürk heykellerine konulan çelenk merasimleri ve törenleri yok mu…
o protokol işi yok mu, o devletle bir araya gelme zevat işi yok mu…..
“ Ne ihtişamlı bir şeydir ki, bilmeyen bilmez, tadını almayan yaşamaz.” Deyip 6 ay öncesinden oradan poz ve görüntü vermenin her gece hayaline yattık.
Yattık kalktık, yattık kalktık.
Gittik geldik, gittik geldik.
Bir sabah gözümüzü açıp bir de baktık ki,
Gökten hakikaten üç değil tam 333 elma düşmüş.
Düşmüş te hep başkalarının kafasına kafasına.
Muhtarına kadar, fetö mağduru vatandaşa kadar ,polisine, imamına, paşa olacak veya olamayacak albayına Suriyelisine kadar,bilumum ,
Yiyen yemiş.
Eşeleği ile sapı da bize kalmış.
Saygımla
Adnan Fuat ÖZDEMİR