22 OCAK 2015
Sükûnet çağrılarına rağmen Güneydoğu’daki gerilim bir türlü yatıştırılamıyor…
Çocuklar öldürülüyor, yüzü maskeli gruplar yol kesiyor, binalar-araçlar kundaklanıyor…
Yaşananların nedenleri konusunda da “karanlık el”ler ya da şucu bucu tezgâhı olduğuna dönük birçok komplo teorisi gündemde.
Dahası, polis aracından patlayıcı torpil atıldığı iddiaları ve bu nedenle başlatılan soruşturmalar bile söz konusu.
Nitekim bunlar Beştepe’de yapılan ilk kabine toplantısında da ele alındı…
Bölgenin kanayan bir başka yarası ise faili meçhuller…
Yani sivil, asker, polis farkı gözetmeden işlenen karanlık cinayetler.
Çünkü hâlâ aydınlığa kavuşmamış binlerce olay var ve bunlara yenilerinin eklenme olasılığı hayli yüksek.
Nedeni de olay yeri tespit tutanağı, defin ruhsatı ve otopsi raporundan öteye gidemeyen soruşturma dosyaları. Bugünkü örnekler asker ve polisle ilgili:
Diyarbakır’da görevli polis memurları Osman Bal ve Ali Kızıloğlu 2014 Ağustos’unun son haftasında birer gün arayla evlerinin önünde öldürüldü.
Katil ya da katiller kaçtı…
Bu olaydan iki ay sonra(29 Ekim 2014) Hava Astsubay Üstçavuş Nejdet Aydoğdu, hamile eşiyle birlikte pazarda dolaşırken katledildi ve saldırganlar yine kayıplara karıştı…
Açıkçası, her üç cinayet de Diyarbakır’ın göbeğinde işlendi ama doğru dürüst bir ipucu bulunamadı.
Cinayetler arasındaki ilginç bağlantılar ya da tesadüflerle(!) ilgili sorular da yanıtsız kaldı. Şöyle ki;
İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde görevli polis Ali Kızıloğlu’nu öldüren silah olay yerinden 2 kilometre uzaklıktaki mezarlıkta bulunan bir çantanın içinden çıktı.
Yapılan araştırmada da bu kanlı silahın 2010 yılında Adana’dan bir astsubaydan çalındığı tespit edildi.
Tesadüf bu ya, iki ay sonra Aydoğdu’yu katleden silahın da yine 2010 yılında Adana’da bir astsubaydan çalındığı bilgisine ulaşıldı…
Ama hâlâ ‘her iki olayda kullanılan silah aynı mı’ ya da ‘o astsubayın ifadesi alındı mı’ gibi soruların yanıtı gelmedi.
Bunun üzerine biz de Aydoğdu cinayeti davasına müdahil olmak amacıyla soruşturma dosyasını inceleyen Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Erkan Akkuş ile polisler adına olayı izleyen Emniyet-Sen’e sorduk.
Akkuş, “O astsubayın ifadesi alınmamış, dosyada böyle bir belge yok”dedi.
Emniyet-Sen’in yanıtı ise “Bu konuda bize ve ailelere bilgi verilmedi. Herhalde almışlardır” oldu…
Özetle, dememiz o ki; aradan geçen beş aya rağmen bu cinayetlerle ilgili sahip olduğumuz en önemli bilgi(!) katil ya da katillerin yüzlerinin kapalı olduğu ve kaçtığı…
Üstlenen olmadığı için de devletin dahi “Bunlar terör saldırısıdır” diyemediği.
Bu nedenle de öldürülen astsubay ve polislerin ailelerine hâlâ şehit tazminatı ödenmediği, maaş bağlanmadığı…
Tunca BENGİN
Konu ile ilgili Hava Kuvvetleri Komutanlığından yayımlanan ve Anadolu Ajansı tarafından duyurulan haber linki:
http://assubayhaberleri.tk/component/k2/item/593-teroer-sehidi-sayilmadi-mi
22 OCAK 2015
Sükûnet çağrılarına rağmen Güneydoğu’daki gerilim bir türlü yatıştırılamıyor…
Çocuklar öldürülüyor, yüzü maskeli gruplar yol kesiyor, binalar-araçlar kundaklanıyor…
Yaşananların nedenleri konusunda da “karanlık el”ler ya da şucu bucu tezgâhı olduğuna dönük birçok komplo teorisi gündemde.
Dahası, polis aracından patlayıcı torpil atıldığı iddiaları ve bu nedenle başlatılan soruşturmalar bile söz konusu.
Nitekim bunlar Beştepe’de yapılan ilk kabine toplantısında da ele alındı…
Bölgenin kanayan bir başka yarası ise faili meçhuller…
Yani sivil, asker, polis farkı gözetmeden işlenen karanlık cinayetler.
Çünkü hâlâ aydınlığa kavuşmamış binlerce olay var ve bunlara yenilerinin eklenme olasılığı hayli yüksek.
Nedeni de olay yeri tespit tutanağı, defin ruhsatı ve otopsi raporundan öteye gidemeyen soruşturma dosyaları. Bugünkü örnekler asker ve polisle ilgili:
Diyarbakır’da görevli polis memurları Osman Bal ve Ali Kızıloğlu 2014 Ağustos’unun son haftasında birer gün arayla evlerinin önünde öldürüldü.
Katil ya da katiller kaçtı…
Bu olaydan iki ay sonra(29 Ekim 2014) Hava Astsubay Üstçavuş Nejdet Aydoğdu, hamile eşiyle birlikte pazarda dolaşırken katledildi ve saldırganlar yine kayıplara karıştı…
Açıkçası, her üç cinayet de Diyarbakır’ın göbeğinde işlendi ama doğru dürüst bir ipucu bulunamadı.
Cinayetler arasındaki ilginç bağlantılar ya da tesadüflerle(!) ilgili sorular da yanıtsız kaldı. Şöyle ki;
İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde görevli polis Ali Kızıloğlu’nu öldüren silah olay yerinden 2 kilometre uzaklıktaki mezarlıkta bulunan bir çantanın içinden çıktı.
Yapılan araştırmada da bu kanlı silahın 2010 yılında Adana’dan bir astsubaydan çalındığı tespit edildi.
Tesadüf bu ya, iki ay sonra Aydoğdu’yu katleden silahın da yine 2010 yılında Adana’da bir astsubaydan çalındığı bilgisine ulaşıldı…
Ama hâlâ ‘her iki olayda kullanılan silah aynı mı’ ya da ‘o astsubayın ifadesi alındı mı’ gibi soruların yanıtı gelmedi.
Bunun üzerine biz de Aydoğdu cinayeti davasına müdahil olmak amacıyla soruşturma dosyasını inceleyen Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Erkan Akkuş ile polisler adına olayı izleyen Emniyet-Sen’e sorduk.
Akkuş, “O astsubayın ifadesi alınmamış, dosyada böyle bir belge yok”dedi.
Emniyet-Sen’in yanıtı ise “Bu konuda bize ve ailelere bilgi verilmedi. Herhalde almışlardır” oldu…
Özetle, dememiz o ki; aradan geçen beş aya rağmen bu cinayetlerle ilgili sahip olduğumuz en önemli bilgi(!) katil ya da katillerin yüzlerinin kapalı olduğu ve kaçtığı…
Üstlenen olmadığı için de devletin dahi “Bunlar terör saldırısıdır” diyemediği.
Bu nedenle de öldürülen astsubay ve polislerin ailelerine hâlâ şehit tazminatı ödenmediği, maaş bağlanmadığı…
Tunca BENGİN
Konu ile ilgili Hava Kuvvetleri Komutanlığından yayımlanan ve Anadolu Ajansı tarafından duyurulan haber linki:
http://assubayhaberleri.tk/component/k2/item/593-teroer-sehidi-sayilmadi-mi