Dolar 33,0955
Euro 36,0911
Altın 2.601,29
BİST 11.139,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 32°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
32°C
Parçalı Bulutlu
Cum 32°C
Cts 33°C
Paz 34°C
Pts 34°C

İSMAİL’İMİ YILLARCA SIRTIMDA TAŞIDIM. (E) ASTSB. İSMAİL PAMUKÇU’NUN HİKAYETİ.

İSMAİL’İMİ YILLARCA SIRTIMDA TAŞIDIM. (E) ASTSB. İSMAİL PAMUKÇU’NUN HİKAYETİ.
08/07/2014 2:40 PM
1

 06 Temmuz 2014

‘İsmail’imi yıllarca sırtımda taşıdım’

Evinin önünde ASALA üyesi bir terörist tarafından sırtından ve başından vurulan Emekli Astsubay İsmail Pamukçu’nun hikayesi…

İsmail Pamukçu, 30 yıl önce İran’da Tahran Askeri Ataşe Yardımcılığı yaparken evinin önünde ASALA üyesi bir terörist tarafından sırtından ve başından vuruldu. “Öldü” diye bakılıyordu, hayatta kaldı. Sol tarafı felçli, zor konuşuyor, büyük görme kaybı vardı.

Ancak Pamukçu’ya gazi ûnvanı 20 yıl sonra verildi. Pamukçu en büyük destekçisi eşi Kezban Pamukçu ile yaşadıklarını anlattı.

30 yıl önce, 28 Mart 1984 tarihinde, Tahran Büyükelçiliği’nde görevli Askeri Ataşe Yardımcısı İsmail Pamukçu, ASALA terör örgütü üyesi bir terörist tarafından evinin önünde silahlı saldırıya uğradı.

Mermilerden biri ciğerini delip geçerken, diğer kurşun başına isabet etmişti. Tüm bu vahşet eşi Kezban Pamukçu’nun gözleri önünde yaşandı. Pamukçu’nun hayatı artık pamuk ipliğine bağlıydı, hayatından ümit kesilmişti.

Umudunu kaybetmeyen tek kişi, iki çocuğuyla yanından bir an olsun ayrılmayan eşiydi. “Öldü” diye bakılan İsmail Pamukçu, 6 ay komada kaldı; ölümle pençeleşti ve Azrail’le oynadığı yaşam savaşını kazandı. Ama bu iki merminin bıraktığı hasar ağır olmuştu.

Peki Tahran’ın en karışık günlerinde ülkesini temsil etmek için görev yaparken ölümden dönen İsmail Pamukçu bugün ne yapıyor? Kapısını çalan, ‘‘Nasılsın’’ diye soran birileri var mı? Hayat 30 yıldır Pamukçu ailesi için nasıl geçti, geçiyor?

İşte tüm bu soruların yanıtını bulmak için Ankara Dikmen’de mütevazı bir yaşam süren İsmail-Kezban Pamukçu çiftinin kapısını çaldık. Tahran’da yaşananları ve sonrasını konuştuk, bir dokunduk bin ah işittik.

HUMEYNİ TAHRAN’INA TAYİN

İsmail Pamukçu’nun vücudunun sol tarafı felç. Konuşurken de, yürürken de çok zorlanıyor, en küçük işlerini bile yardımsız yapamıyor. 30 yıl öncesini konuştuğumuzda zaman zaman sinirlendi, yaşadıklarına isyan etti; zaman zamansa gözyaşlarına engel olamadı, kısa süreliğine de olsa bir başka odaya gitti.

40 yıl boyunca bir an olsun eşinin yanından ayrılmayan, hayatı hastane koridorlarında geçen Kezban Hanım hikâyelerini anlatmaya şöyle başlıyor: ‘’İkimiz de Çankırı’nın Ilgaz İlçesi Yerkuyu Köyü’ndendik. Evlendiğimde 18 yaşındaydım. Allah bize dünya tatlısı 2 çocuk verdi; Mehtap ve Melih.

İsmail, çocuklarına daha iyi bir hayat yaşatmak için Hava Lisan Okulu’na gidip İngilizce öğrendi. Yurtdışında görev yapmak istiyordu. Sınavlara girdi, 300 kişi arasından 12 kişi alınacaktı. Onlardan biri de kocam oldu. Nasıl sevinmiştik…’’

İsmail Pamukçu’nun ilk tayin yeri belli olmuştu: Tahran. Humeyni yönetimindeki İran’da çalkantılı günler yaşanıyordu.

İsmail Bey, Kıdemli Başçavuş rütbesiyle Tahran Büyükelçiği’ne Askeri Ataşe Yardımcısı olarak atanmıştı.

Kezban Hanım, çoluk çocuk toparlanıp 20 Ağustos 1983’te Tahran yollarına düştüklerini söylüyor: ‘’O tarihte Mehtap 8, Melih 5 yaşındaydı. Gittik, ne lojman var ne kalacak bir yer. 1.5 ay otelde kaldık.

Sonra THY Müdürü ile askeri ataşemizin de oturduğu apartmanda bir ev bulduk. İsmail elçiliğe gidip geliyor, biz de çocuklarla birlikte hapis hayatı yaşıyorduk.’’

‘BAŞINA BİR EL DAHA ATEŞ ETTİ’

Ve o gün… 29 Mart sabahı. ‘‘Oturmuş kahvaltımızı yapıyorduk, kapı çaldı. Gelen Askeri Ataşe Osman Albay. İsmail’e ‘Elçiliğe birlikte, tek arabayla gidelim’ dedi. İsmail, çayını yarım bırakıp, ‘Ben arabayı hazır edeyim Kezban, hadi Allah’a ısmarladık’ deyip aşağı indi.

Ben de uğurlamak için balkona çıktım. Sokak bomboştu. İsmail, her sabah yaptığı gibi önce arabasının kaputunu açtı, bomba var mı diye ona baktı. Sonra bagaja yönelmişti ki… Bir ses geldi. Ne olduğunu bile anlayamadan İsmail yere yığıldı. Meğer, bizim arabanın üç dört araba arkasında yere yatıp saklanmış bir ASALA teröristi varmış. İsmail’i sırtından vurmuş.

Ben çığlık atarak sokağa fırladım. İsmail’in yanına varmıştım ki, bir motosiklet belirdi, terörist motosikletin arkasına atladı.

Üstünde lacivert bir mont, başında bir bere vardı. Yüzünü göremedim. Motosiklet, etrafında bir tur attı, aynı adam yerde yatan İsmail’imin başına bir el daha ateş etti. Şok içindeydim. Çığlık çığlığa bağırıp yardım istiyordum.’’

İsmail Pamukçu sinirlenip araya giriyor: “Bir gün önce ASALA teröristlerinden biri ticari ataşemizin arabasına bomba koymaya çalışmış. Bomba da elinde patlamış.

Tahran Büyükelçimiz gazeteci Murat Birsel’in babası İsmet Birsel, geceden askeri ataşemiz olan albaya ‘Dikkatli olun, tek arabayla gelin’ diye telefon açmış. O dönem tek telefon vardı. Benim bombalamadan haberim olmadı.

Oysa bana söyleseydi albay… O gece uyumam, nöbet tutar, pencerede beklerdim onları. Onlar beni değil ben onları vururdum…’’

Öldü sanılan İsmail Pamukçu hâlâ hayattaydı. Hastaneye kaldırıldı. Dile kolay 6 ay komada kaldı. 1.5 ay Tahran’da 4.5 ay da Ankara GATA’da… Kezban Hanım, 68 kilo olan eşinin 6 ay sonunda 32 kiloya düştüğünü söylüyor. ‘‘Sık sık bağırıyordu İsmail, ‘Bomba var patlayacak’ diye. Sese çok duyarlıydı.

Duvar saatini bile kaldırtmıştı. Sürekli ‘Kezban’ diyor, sonraki kelimeleri yuvarlıyordu. ‘Allah’a ısmarladık’ gibi bir şey diyordu. Doktora sordum, ‘Çok normal’ dedi, ‘İsmail hâlâ saldırıya uğradığı günü yaşıyor. Sana son sözlerini tekrarlıyor.’’

‘KAPIMIZI ÇALAN, YARDIM EDEN OLMADI’

Kezban Hanım yutkunuyor ve devam ediyor: ‘‘Ateş düştüğü yeri yakıyor… O zor günlerimizde kapımızı çalan, yardım eden kimse olmadı.

Çok yokluk çektik yavrum… Kalacak yerimiz olmadığı için çocukları akrabalarımızın yanına göndermiştik. Her gün hastaneydim.

GATA’nın 6. katında, sabah gün ağarırken Allah’a ‘Bir gün biz de ailece kahvaltı masasının etrafında oturabilecek miyiz’ diye dua ederdim. Vurulduktan hemen sonra tüm bunlar yetmezmiş gibi yurtdışı maaşı kesildi İsmail’in.

Sonra astsubay maaşı bağlandı ama bir yetkili gelip de ‘Haliniz nedir’ diye sormadı. İsmail’im felç olmuştu, sol gözü hemen hemen görmüyordu. Kafatası parçalanmıştı. Desteksiz yürüyemiyordu.

Hâlâ ben evde olmayayım, kendine bir çay bile koyamaz, çorabını, pantolonunu giyemez. Bir keresinde düştü, kalça kemiği kırıldı. Onu yalnız bırakamadığım için bir gün olsun çocuklarımın elinden tutup onları okula götüremedim. (Ağlıyor) Bir gün parka götüremedim.

Çok zor günler yaşadık. Bir taraftan İsmail’in durumu, diğer taraftan yoksulluk. Taburcu olduk, sırtıma yaslayıp hastaneye taşıdım yıllarca İsmail’imi. Ama hepsi bir tarafa hiç arayanımız soranımızın olmaması daha ağır geldi. Terk edilmişlik çok ağırmış.

İşte onu kaldıramıyorum. İsmail yolda yürürken kaza geçirmedi.’’ Kezban Hanım sözünü bitirmeden İsmail Bey’in gözleri dolu, yerinden kalktı, aksaya aksaya diğer odaya gitti…

 ‘20 sene sonra Ecevit durumumuza el attı’

Pamukçu çiftinin yaşadıkları bunlarla da sınırlı değil. Taburcu olduktan 3 ay sonra evlerine bir görev kâğıdı geldi. Yürüyemeyen, konuşamayan İsmail Pamukçu’nun Diyarbakır’a tayini çıkmıştı.

Devamını İsmail Bey şöyle anlatıyor: “Doktorumuz güldü ‘Sen görev yapamazsın’ diye. Yazdığı raporla malulen emekli oldum.’’

Peki gazilik? Acı acı tebessüm ediyor: ‘’Vurulduktan 20 sene sonra rahmetli Ecevit bizim durumumuza el attı, gazilik unvanı verdi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Dışişleri Bakanlığı Övünç Madalyası verdi.’’

Araya Kezban Hanım giriyor gülerek: ‘‘İsmail’imin kulağına eğilip ‘Sizin gibi vatan evlatları olmasa biz olamazdık’ demiş. O sözü bile yetti bize.’’

Dışişleri Bakanlığı’ndan sonra Genelkurmay Başkanlığı da ‘Devlet Övünç Madalyası’yla onurlandırdı İsmail Pamukçu’yu…

2 yıl önce akciğer kanserine yakalandı İsmail Pamukçu, yaşadıkları yetmezmiş gibi 2 yıl önce de akciğer kanserine yakalanmış.

Ameliyatla akciğerinden 6.5 cm. kitle alınmış. 6 ay süren kemoterapi tedavisinden sonra şimdi kendini daha iyi hissettiğini söylüyor.

Yaşadıkları bunca zorluğa rağmen çocuklarının okuyup meslek sahibi olması İsmail- Kezban Pamukçu çiftinin en büyük gurur kaynağı.

Kızları Mehtap TRT’de çalışıyor, oğulları Melih ise doktor. İsmail Pamukçu’nun torunu Ahmetcan’ın adını duyması bile gülümsemesine yetiyor.

Bülent Günal / AHT

 

Ek Bilgi

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.