Yıllar önce televizyonda görüntülerini izlemiştim.
Bir assubayımız patlayan PKK mayını ile ağır yaralanmış, tedavi için GATA’ya yatırılmıştı.
Kollarını, bacaklarını ve ayrıca gözlerini yitirmiş bir külçe idi.
Dönemin Genelkurmay Başkanı hastanede onu ziyarete gitmişti.
Kameralar önünde assubayımıza sordu:
“Evladım bizden bir isteğin var mı?”
Gazimizin çaresiz yanıtını duyduğum anda, artık kendimi tutamayıp ağlamaya başlamıştım.
“Bana gözlerimi verin yeter komutanım.”
İsmini ne yazık ki bilmediğim o astsubayı daha sonra tedavi için İngiltere’ye gönderdiklerini, ancak orada vefat ettiğini duymuştum.
Yazının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
Hazırlayan : Mete Yanıkçı
Yıllar önce televizyonda görüntülerini izlemiştim.
Bir assubayımız patlayan PKK mayını ile ağır yaralanmış, tedavi için GATA’ya yatırılmıştı.
Kollarını, bacaklarını ve ayrıca gözlerini yitirmiş bir külçe idi.
Dönemin Genelkurmay Başkanı hastanede onu ziyarete gitmişti.
Kameralar önünde assubayımıza sordu:
“Evladım bizden bir isteğin var mı?”
Gazimizin çaresiz yanıtını duyduğum anda, artık kendimi tutamayıp ağlamaya başlamıştım.
“Bana gözlerimi verin yeter komutanım.”
İsmini ne yazık ki bilmediğim o astsubayı daha sonra tedavi için İngiltere’ye gönderdiklerini, ancak orada vefat ettiğini duymuştum.
Yazının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
Hazırlayan : Mete Yanıkçı