Dolar 49,2705
Euro 55,2972
Altın 6.644,78
BİST 12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 23°C
Açık
Ankara
23°C
Açık
Cts 24°C
Paz 25°C
Pts 25°C
Sal 23°C

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi defteri için yeni bir kayıt yazın

 
 
 
 
 
 
 
* İle işaretlenmiş alanlar zorunludur.
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
Kaydınız yalnız biz onu inceledikten sonra ziyaretçi defterinde görüntülenir.
Kayıtları düzenleme, silme veya yayınlamama hakkımız saklıdır.
İSMAİL TURAN İSMAİL TURAN
01/01/2016 at 8:26 AM
CUMHURBAŞKANI FAHRİ KORUTÜRK TARAFINDAN TALEP EDİLMESİYLE, ÜNİVERSİTE MEZUNU ASTSUBAYLARIN; 8/1 DERECEDEN BAŞLAYAN SUBAYLARDAN DA 1 DERECE YÜKSEK OLARAK 7/1. DERECEDEN GÖREVE BAŞLAMALARINI SAĞLAYAN KANUNU İPTAL EDEN ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Anayasa Mahkemesi Kararlar ı Esas Sayısı: 1975/183 Karar Sayısı: 1976/15 Karar Günü: 16/3/1976 İptal davasını açan: Cumhurbaşkanı. İptal davasının konusu: 926 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 3/7/1975 günlü ve 1923 Sayılı Kanunun 37. maddesiyle değişik 137. maddesinin (C) bendinin ikinci cümlesindeki « görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir.» kuralının Anayasa'nm 12 nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle iptali istenmiştir. İPTAL İSTEMİNİN GEREKÇESİ : Davacının ileri sürdüğü iptal istemi gerekçesi aynen şöyledir: '(Türk Silâhlı Kuvvetlerinde vazife görmekte olan astsubaylardan çalışkan ve yetenekli olanları ihtiyaç duyulan meslek ve branşlarda fakülte ve yüksek okullara gönderilmekte ve başarılı olmaları halinde 926 Sayılı Kanunun 14 ve 109 ncu maddeleri gereğince öğrenimleri ile ilgili sı¬ nıflarda kullanılmak üzere subaylığa geçirilerek kendilerine subaylık hakkındaki hükümler uygulanmaktadır. Hal böyle iken, 1923 Sayılı Kanunun Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi esnasında hükümet tasarısına uymayan ve hükümetin muhalefetine rağmen bir önerge ile ilâve edilen yukarıdaki fıkra hükmü. Silâhlı Kuvvetlerde bazı ihtilâtlara sebep olacak ve askeri düzen ve hiyerarşiya uymayacak nitelikte görülmektedir. Şöyle ki; önerge ile ilâve edilen fıkra, 657 Sayılı Devlet Memurları Yasasına paralellik yaratabilmek için konulmuş olup onun âmir hükmünü anımsatmaktadır. Buna göre yüksek öğrenim yapan astsubaylar, aynı yüksek öğ¬ renimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâvesi ile intibak ettirildiklerinde, Devlet memurlarından aynı öğrenimi görenleri bir derece geçtikleri gibi, fakülte veya yüksek okul mezunu subaylardan da bir derece ileri geçmektedirler. Örneğin, Fen Fakültesini bitirmiş bir subay, 8 nci derecenin 1 nci kademesinden aylığa hak kazanacak, fakat aynı fakülte mezunu bir astsubay ise, «aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâvesi ile intibak» ettirileceğinden 7 nci derecenin 1 nci kademesinden aylık alacaktır Dayanılan Anayasa kuralı : Eşitlik «•Madde 12 — Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetimeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.» Sonuç ve istek: Yukarıda arz edilen sebeplerle, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 137. maddesi (C) bendinin (görevde iken ) diye başlayan ikinci cümlesi Anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı bulunmakla Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 149. maddesi gere¬ ğince iptaline karar verilmesini saygılarımla rica ederim.) II. YASA METİNLERİ:' 1 — Anayasaya aykırılığı dava edilen 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 11 Temmuz 1975 günlü ve 15292 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilen 137. maddesinin (C) bendinin ikinci cümlesi aşağıdadır: «Görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir.» 2 — Dayanılan Anayasa kuralı; Dayanılan Anayasa'nm 12. maddesi de şöyledir: «Madde 12 — Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.» III, İLK İNCELEME : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 14 Ekim 1975 tarihinde Kâni Vrana, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Cebi, Şevket Müftügil, Âdil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında: 'Cumhurbaşkanının, Anayasa Mahkemesi'ne yalnız kendi imzasıyla iptal davası açma yetkisi bulunup bulunmadığı konusu üzerinde durulmuştur. Anayasa'nın 6. maddesinde «Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.» kuralı getirildikten sonra 97. maddenin birinci fıkrasında «Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyetini ve milletin birliğini temsil eder» kuralına yer verilmiş, ikinci fıkrasında da Cumhurbaşkanı¬ nın Yürütme ile ilgili görev ve yetkileri belirtilmiştir. Anayasa'nın 98. maddesinde yer alan «Cumhurbaşkanı, görevleriyle ilgili işlemlerinden sorumlu değildir. Cumhurbaşkanının bütün kararlan, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ile ilgili Bakan sorumludur» yolundaki ilkeyi bu tür görev ve yetkilerle sınırlı olarak ele almak gerekir. Öte yandan Anayasa; Cumhurbaşkanına, yürütme organının başı olması yönünden değil, Devleti ve milletin bölünmez bütünlüğünü temsil eden insan haklarına dayalı demokratik hukuk devleti ilkelerini korumak ve lâik Türkiye Cumhuriyetini yüceltmek ve kollamak görevleri- Sahife : 2 (Resmî Gazete) 9 TEMMUZ 1976 ni üstlenen tarafsız bir baş olması yönünden de kimi görevler vermiştir. Bunlardan biri de Anayasa'nın 149. maddesinde belirtilen iptal davası aç¬ ma yetkisidir. Bu yetkinin kullanılmasını 98. madde çerçevesi içinde görmek olanaksızdır. Çünkü böyle bir durumda, bu yetki, ancak Başbakan veya ilgili Bakanca uygun görülmesi halinde kullanılabilecektir. Başka bir deyimle, siyasal iktidarca yasalaştırılan bir metin hakkında Cumhurbaş¬ kanının iptal davası açma yetkisini, Başbakana veya ilgili Bakana devreden veya onları bu yetkiye ortak eden ters bir sonuç ortaya çıkar ki, Anayasanın böyle bir sonucu kabul ettiği düşünülemez. Hemen eklemek gerekir ki, Anayasa'nın 149. maddesi iptal davası açacakları göstermiş ve bunlar arasında yürütme organına yer vermemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhurbaşkanının, Anayasanın 149. maddesine göre, Başbakanla herhangi bir bakanın imzalamasına gerek olmaksızın, yalnız kendi imzasiyle iptal davası açma yetkisi bulunduğu kabul edilmelidir. Dosyada başkaca bir eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir IV. ESASIN İNCELENMESİ i 1 — Sözü Açıklama : Davanın esasım incelemek üzere Kani Vrana, Şevket Müftügü, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Cebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'- nun katılmalariyle toplanan Anayasa Mahkemesi; 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 29. maddesi gereğince ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesini uygun görmüştür. Bu amaçla Cumhurbaşkanınca tensip edile cek kişi ile Millî Savunma Bakanlığı temsilcisinin 3/2/1976 günü saat 10.00 da Anayasa Mahkemesi'nde hazır bulundurulması için ilgili yerlere aynı kanunun 30. maddesi uyarınca çağın kâğıdı çıkarılmasına oybirli¬ ğiyle karar verilmiştir. Bu karar üzerine Cumhurbaşkanlığına, kanunun öngördüğü biçimde ve yöntemine uygun olarak tebligat yapılmış, belirlenen günde bir temsilci gönderilmediği gibi, gönderilmeme nedenleri de Anayasa Mahkemesine bildirilmemiştir. 22/4/1962 günlü, 44 Sayılı Yasarım 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan: «Anayasa Mahkemesi 29. madde uyarınca ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesine karar verdiği takdirde, ilgililere, tayin edilecek günde Mahkemede hazır bulunmalarını veya temsilci göndermeleri lüzumunu ve hazır bulunmaz veya temsilci göndermezlerse, gerekli incelemenin dosya üzerinde yapılacağı meşruhatım havi davetiye gönderilir» hükmü göz önünde tutularak, Millî Savunma Bakanlı¬ ğınca gönderilen temsilci dinlendikten sonra inceleme evrak üzerinde sürdürülmüştür. Millî Savunma Bakanlığınca gönderilen temsilcinin sözlü açıklamasında ve 3 Şubat 1976 günlü yazısında: «Bu hükümle, yüksek öğrenim gören astsubaylar, yüksek öğrenim görmeyen astsubaylar şeklinde iki zümre teşekkül ettirilmiştir. Ve bu iki zümreden görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylar lehine bir imtiyaz tanınmıştır. Bunlar bu öğrenimleri kendileri yapmaktadırlar. Silahlı Kuvvetler hizmet ihtiyacı gerektiği vakit astsubaylardan fakülte veya yüksek okullarda okutma durumundadır. Üniversitelerin çeşitli fakültelerini veya yüksek okulları bitiren ve 30 yaşından büyük olmayan astsubaylar ihtiyaç varsa öğrenimlerinin ilgilendirdiği sınıflarda teğmen rütbesiyle muvazzaf subaylığa geçirilebilirler. Bundan başka; başçavuşluğun ilk 3 yılında bulunan, sicil not ortalaması sicil tam notunun % 85 ve daha fazla olan, genel kültür, karakter ve ahlâk yönünden subay olmaya lâyık bulunan ve yapılacak meslek sınavlarım kazanan mümtaz astsubaylar teğmen nasbedilebilirler. Bunların aylıkları Ek 7 sayılı cetvelde gösterilmiştir. Teğmen 6 ncı derece 485 gösterge ile başlamakta, 2 nci derece 830-935'e kadar devam etmektedir. Dava konusu edilen hüküm, tasarının Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında 7 mületvekilinin ortaklaşa önergeleriyle maddeye üave edilmiştir. Bütçe Plân Komisyonu bu önergeye katılmamıştır. 1450 sayılı Harp Okulları Kanununa göre; Harp Okullarının öğrenim süresi Genelkurmay Başkanlığınca görülen lüzum üzerine 4 yıldır. Harp Okulu mezunları teğmen nasbedilirler. Fakülte ve yüksek okulu bitirenler de teğmen nasbedilirler. Teğmenlik bekleme süresi 3 yıldır. (Fakülte ve yüksek okulların fazla öğrenim süreleri kadar teğmenlik sü¬ releri kısaltılır.) Aylık başlangıcı teğmen rütbesiyle 8 nci derecedir. Harp Okulu öğrenim süresinden yü olarak fazla öğrenim görenler fakülte ve yüksek okullardan yetişenler o kadar ileri kademeden göreve başlarlar. Örneğin 5 yıllık fakülteden yetişenler 8 nci derecenin 2 nci, 6 yıllık fakültede yetişenler 8 nci derecenin 3 ncü kademesinden göreve başlarlar. Dava konusu ©dilen madde yüksek öğrenimi bitiren astsubayların aynı öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilave edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış olmayı kabul etmektedir. Buna göre 5 yıllık öğrenimi bitiren astsubay 7 nci derecenin 2 nci kademesinden hizmete başlamış kabul edilerek aylığı buna göre bulunacaktır. Burada hemen göze çarpan bir husus fakülteden yetişen bir subay ile aynı fakülteyi görevde iken bitiren astsubay arasında ikinciler yararına bir ileri derece ayrıcalığı bulunmaktadır. Bu tüm hizmet boyunca devam edecektir. 926 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa herhangi bir şekilde yollama yapılmamaktadır. Ayrıca 657 sayılı Kanunun 1 nci maddesinde subay ve astsubayların özel kanunlan hükümlerine tâbi olacakları açıklıkla belirtilmiş olmasına rağmen dava konusu hükümde 657 sayılı Kanuna paralellik sağlandığı bir an için kabul edilse yukarıda belirtilen eşitsizlik bir derece düşmek suretiyle daima iki derece ileride devam edecektir. Kaldı ki 657 sayılı Kanunun 36. maddesinin (B) bendinin 12/d fıkrasında üst öğrenim bitiren bir öğrenimin giriş derece ve kademesinden başlamakta memuriyette ge¬ çirdiği başarılı hizmet sürelerinin her yılı bir kademe, her üç yıl bir derece hesabiyle ilâve edilmekte ve üst öğrenime ara vermeden başlayan ve normal süresinde tamamlayan emsalini aşmamaktadrr. Dava konusu hüküm, hizmette başarıyı, her derece için ne kadar bekleneceği ve emsalini aşmamak koşullarından hiç birisini öngörmemektedir. Kamu yararı ve hizmeti gözetmeyen tamamen imtiyaz tanıyan bir hüküm niteliğindedir.» denilmiş, sözlü açıklama sırasında bir soru üzerine: — «Astsubay olarak göreve devam eden şahıs, yüksek öğrenimi bitirmiş olması nedeniyle rütbesinde herhangi bir değişiklik olmaz. Aynı rütbeyi muhafaza eder. Astsubay Kıdemli Başçavuş iken okumuş ise yine Astsubay Kıdemli Başçavuş olarak göreve devam edecektir. Fakat bizde rütbe karşılığı aylık verilmesine karşın getirilen bu hükümle ilgilinin aylığı bu hükme göre yapılma durumunda kalınca, rütbe Başçavuş olmasına rağmen üç üst dereceden aylık alma durumuna gelecektir. Rütbe aynı, aylık değişik.» karşılığım vermiştir. Millî Savunma Bakanlığı temsilcisi, kendisine yöneltilen: — Dava konusu (C) bendinde intibak şu dereceden başlatılır değil de bir üst dereceye terfi ettirilir ibaresi kullanılmış olsaydı yine müsavatsızlık söz konusu olur mu idi? Sorusunu da : — «Kendisine bir üst derece verilmesi demek normal olarak askerlikte rütbe esası söz konusudur. Yani bir üst derece verdiğimiz vakit çavuş, üstçavuş; üstçavuş, kıdemli üstçavuş, bu şekilde anlar isek bunda eşitsizlik olmazdı. Şu bakımdan olmazdı : Çünkü astsubay çavuştan üstçavuş olmuştur. Üstçavuşlarla aynı işlemi görecektir.» biçiminde yanıtlamıştır. 2 — İnceleme : Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, Millî Savunma Bakanlığı temsilcisinin yazılı ve sözlü açıklamaları, iptali istenen yasa kuralı. Anayasaya aykırılık iddiasına dayanak tutulan Anayasa hükmü, konu ile ilgili öteki yasa metinleri ve gerekçeleri okunduktan sonra gereği gö¬ rüşülüp düşünüldü : Konunun geniş biçimde ve yerinde değerlendirilebilmesinin yapılabilmesi için : a) İptali istenen kuralın yasaya ne suretle ve hangi gerekçe ile girmiş olduğu; b) Anayasanın 12. maddesindeki eşitlik ilkesiyle «imtiyaz kavramı», astsubayların aylık derece ve kademelerinin subay veya devlet memurlarınınkilerle karşılaştırılalbilip karşılaştırılamıyacağı; c) 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 14. ve 109. maddelerinin astsubay iken yüksek öğrenim görmüş olanlara dava konusu (C) bendindeki hükmün sağladığı derece ve kademe ilerlemesini sağlayıp sağlamadığı ve dolayısiyle dava konusu hükmün sözü edilen maddeler karşısında tamamen gereksiz kalıp kalmadığı; d) Anayasa ve diğer yasalarda özelikle 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunuyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda öğrenimin nasıl ve ne yolda değerlendirilmiş olduğu, yüksek öğrenim gö- renlere ne gibi haklar tanındığı; Dava konusu (C) bendindeki kuralın astsubaylardan görevde iken yüksek öğrenimi bitirmiş olanlar yararına böyle bir öğrenim yapmamış olanlara göre eşitsizlik ve imtiyaz yaratıp yaratmadığı; Dava konusu kuralın Anayasanın 12. maddesine aykırı düşüyorsa bu aykırılığın ne bakımdan ileri geldiği; yönderinin incelenmesi gerekmiştir. aa) İptali istenen 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değişik 137. maddesinin (C) bendinin ikinci 9 TEMMUZ 1976 (Resmî Gazete) Sahife : 3 cümlesindeki hüküm, hükümet tasarısında ve Millet Meclisi komisyonlarının hazırladıkları metinlerde yok iken tasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında 7 milletvekili tarafından verilen ortak bir önerge ile yasa metnine girmiş, Millet Meclisi Plân Komisyonu sözcüsü, «önerge ayrı bir astsubay sınıfı ihdas eder nitelikte, cetvele aykırı düştüğü için Komisyon katılmıyor» demiş, önergede imzası bulunan bir milletvekili ise Millet Meclisi Genel Kurulunda önergeyi şu sözlerle savunmuştur : (Ordu statüleri son derece rijit, katı statülerdir. Şüphesiz kendi bünyesi içinde bu surjeneris statüleri mazur görmek mümkündür. Ancak, bu katı statüler içinde bazı yanlışlıkları veya noksanlıkları, zühulleri telâfi etmek lâzımdır. Önergemiz bunu temine matuf bir önergedir. Şöyleki : Bir astsubay Eczacılık Fakültesine gitti, eczacı oldu. Orduya müracaat ediyor, «benim eczacı diplomam var. Siz eczacı arıyorsunuz. Ben Eczacı alır mısınız?» diyor. Cevap : «Hayır» ve eczacı dışardan almıyor. «Eczacılık fakültesini bitirdim terfi verin» diyor, terfi verilmiyor. «Zam verin, takdir verin» diyor, verilmiyor ve astsubaylıkta mecburî hizmeti dolana kadar çalışıyor. İnsanların yükselme ihtirası, yükselme arzusu, yükselme dilekleri tabiatında vardır ve bu teşvik edilmelidir. Daha evvel, 657 sayılı Kanunun tâdili olan 12 sayılı Kararnamede, memuriyette iken yüksek tahsil yapanlara teşvik hükümleri, terfi hükümleri getirilmişti. Şimdi 926 saydı Kanunun bu tadilinde astsubaylar için de böyle yüksek tahsil yapmış olanları, hukuku bitirenleri, eczacılığı, diş- çüiği, bir diğer mühendislik okulunu bitirenleri subaylığa alamıyorsunuz. Branşında, iktisap ettiği branşında çalıştıramıyorsunuz, hiç olmazsa bu ilmî çalışmalarını teşvik etmek-bilginin zararı olmaz, bir gün ummadık bir yerde Ordumuza o öğrendiği bilginin faydalan olabilir- bakımından terfi ettirmek, takdir etmekle sosyal adalet ve hakkaniyet bakımından büyük fayda mülahaza ediyoruz. Bu bakımdan muhterem arkadaşları- mızın ittifak halinde bendenizin bu izahatından sonra önergemize iltifat edeceğine inanıyorum.) Başkan önergeyi oya sunmuş, kabul edildiğini açıklamıştır. (T.B.M.M. Tutanak Dergisi dönem 4, cilt 13, toplantı 2, 30/6/1975 günlü, 96. birleşim, sayfa : 393-394). Cumhuriyet Senatosu Millî Savunma ve Bütçe Plân Komisyonları, metni Millet Meclisinden geldiği biçimde kabul etmişlerdir. Cumhuriyet Senetosu Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bu konu ile ilgili bir konuşma yapılmamış ve madde Meclisten geldiği gibi yasalaşmıştır. bb) Anayasa'nın 12. maddesinde; «Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.» denmektedir. Görülüyor ki bu maddede eylemli eşitlik değil hukuksal eşitlik söz konusu edilmektedir. Bu maddeye göre; herkes Yasa karşısında dillerine, ırklarına, cinsiyetlerine, siyasal düşüncelerine, felsefî inançlarına, dinlerine ve mezheplerine göre değişik işlem görmeyecekler ve aralarında bir ayrıcalık yapılmayacaktır. Bunların dışında ancak niteliklerde benzerlik ve yasaların koyduğu kurallara uyarlık oranında eşitlik söz konusu olacaktır. Bu nedenlerle yüksek öğrenim gören bir memurun aylık ve ödeneğinin yalnız orta veya lise öğrenimi görmüş bir memurun aylık ve ödeneği ile bir tutulması söz konusu olamadığı gibi yüksek öğrenim görmüş bir astsubayın aylığının bu nedenle bir ölçüde artırılmasının yüksek öğrenim görmemiş astsubaylara nazaran eşitsizlik yarattığı ve ayrıcalığa yol açtığı da öne sürülemez. Öğrenim durumları, nitelikleri Devlet örgütündeki görevleri farklı ve bu nedenle kanunlarda aylık derece ve miktarları da değişik tutulmuş olan personelin aylıklarını birbirleriyle karşılaştırmak suretiyle isabetli bir sonuca varma olanağı da yoktur. Lise üstü bir yıl meslek okulunu bitirip astsubay çavuş rütbesiyle Ordu hizmetine giren kimsenin, lise üstü dört yıllık harp okulunu bitirdikten sonra teğmen rütbesi ile orduya katılan subayların aylık derece ve kademe yükselmeleri bakımlarından da olsa bir tutulması öne sürülemez. Nitekim, astsubay çavuşun, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvveleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla de¬ ğişik 137. maddesine bağlı Ek VIII sayılı cetveldeki derecesi 10, aylığı¬ nın ilk kademesinin göstergesi 275 iken, teğmenin Ek VI sayılı başka bir cetveldeki derecesi 8 ve ilk kademesinin göstergesi de, 345 olarak saptanmıştır. Bu örnekteki subaylarla astsubayların öğrenim durumları, kaynakları, Ordu içindeki görevleri gözönüne alınırsa aylık derece ve kademelerde birinciler yararına bir ayırım gözetilmesi yerinde ve doğaldır. Böyle olduğu gibi subay ve astsubayların aylık derece ve kademelerinin, 657 sayılı Kanuna bağlı memurların aylık derece ve kademeleriyle karşılaş- tırılması da doğru olamaz. Şöyleki Lise üstü 4 yıllık harp okulunu bitirerek teğmen rütbesiyle Orduya katılan bir subayın aylığı, yukarda açıklandığı üzere, kendi gösterge cetvelinde 8 inci derecenin ilk kademesinin göstergesi olan 345 üzerinden hesaplanmasına karşılık, 657 sayılı Kanuna bağlı olup da lise üstü 4 yıllık yüksek öğrenimi bitiren bir memur kendi gösterge tablosunun 9 uncu derecesinin 1 inci kademesi olan (310) üzerinden aylık almaktadır. Bunun gibi lise üstü bir yıllık meslek okulunu bitirip Ordu hizmetine katılan bir astsubay çavuş kendi gösterge tablosunun 10 uncu derecesinin ilk kademesi olan 275 üzerinden aylıkla göreve başlarken, 657 sayılı Kanuna bağlı lise veya dengi okullar üstü bir yıllık meslekî öğrenimi bitiren memur ise, kendi gösterge tablosunun 11 inci derecesinin 1 inci kademesinin göstergesi olan 250 üzerinden aylıkla göreve başlatılmaktadır. Demek oluyor ki: Subaylar ve astsubaylarla 657 sayılı Kanuna bağlı Devlet memurlarının aylık gösterge tablolarında eşitlik ve hatta benzerlik bulunmadığı, aylık derece ve kademeleriyle bu derece ve kademelerdeki gösterge miktarları başka başka ve değişik bulunduğu cihetle bunlan birbirleriyle karşılaştırmak ve bu yoldan dava konusu Yasa kuralı¬ nın Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine uygun düşüp düşmediğini saptamak olanaksızdır. Ancak, genel olarak, görevde iken yüksek öğrenimi bitirenlerin aylık derece ve kademelerinde yasalarda bir yükselme kabul edilmiş olup olmadığının, kabul edilmişse niceliğinin araştırılıp saptanması suretiyle doğru bir sonuca varılabilecektir. cc) 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 14. ve 109. maddelerinin, astsubay iken yüksek öğrenim görmüş olanlara, dava konusu (C) bendindeki hükmün sağladığı hakkı karşılayıp karşılamadığı sorununa gelince: Sözü edilen kanunun 1323 sayılı kanunla değişik 14. maddesinin ikinci fıkrasına göre; «Üniversitelerin çeşitli fakültelerini veya yüksek okulları bitirerek muvazzaf subay olmak İçin başvuran astsubaylar da, 30 yaşından büyük olmamak ve diğer nitelikleri de haiz bulunmak şartiyle, ihtiyaç da varsa, öğrenimlerinin ilgilendirdiği sınıflarda teğmen rütbesiyle muvazzaf subaylığa nakledilabilirler.» Görülüyor ki, üniversitelerin fakültelerini veya bir yüksek okulu bitirip de muvazzaf subay olmak için başvuran astsubayların, subaylığa kabul edilebilmeleri için, Kanunun öngördüğü koşul ve nitelikler aranmaktadır. Bu koşulların ger¬ çekleşmesi halide muvazzaf subaylığa alınıp alınmamaları da idarenin takdirine bırakılmıştır. Bir astsubayın, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun deği¬ şik 109. maddesi yoluyla subaylığa geçebilmesi de: 1 — Silâhlı Kuvvetlerin ihtiyacı gözönüne alınarak tespit edilen kontenjanda açık bulunmak, 2 — Emsali arasında temayüz etmiş olmak, 3 — Başçavuşluğun ilk üç yılında bulunmak, 4 — Başçavuşluğa terfiindeki sicil notu ortalaması ile, varsa Baş¬ çavuşlukta almış olduğu sicil notu veya notlarının ortalaması sicil tam notunun % 85 ve daha fazlası olmak, 5 — Yapılacak meslek sınavlarını kazanmak ve ondan sonra gönderilecekleri okul ve kurslarda başarı göstermek ve kanunda yazılı öteki şart ve nitekleri de haiz olmak, 6 — Genel Kültür, meslekî bilgi, karakter ve ahlâk bakımından subaylığa lâyık bulunduğu, sıralı sicil üstlerince onanmış olmak, gerekmektedir. Millî Savunma Bakanlığı temsilcisi, Anayasa Mahkemesindeki sözlü açıklaması sırasında bu yollardan subay nasbedilmiş astsubay mevcut olup olmadığı sorusuna «Benim bildiğim kadariyle yok» cevabını vermiştir. Demek oluyor ki; sözü edilen 14. ve 109. maddeler, Silâhlı Kuvvet ler içinde astsubaylık hizmet ve görevini yaparken yüksek öğrenimlerini bitirmiş olanların bu çalışmalarını karşılamaktan uzaktır. Burada şu konuya da değinmek yerinde olacaktır: 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda asker kişilerin rütbeleri: 1 — Erbaşlar, 2 — Astsubaylar, 3 — Askerî memurlar, 4 — Subaylar, için ayrı ayrı gösterilmiştir. Silâhlı Kuvvetlerde «üst» tabiri rütbe ve kıdem yüksekliğini gösterir. Orduya yeni katılmış bir teğmen birli¬ ğindeki astsubayın (aylık derece ve kademesi ne olursa olsun) üstü ve yerine göre de âmiri durumundadır. Böyle olunca, görevde iken yüksek öğrenimi bitirmiş olan astsubaylara makul görülebilecek bir ölçüde derece ve kademe ilerlemesi verilmesinin ordudaki hiyerarşiyi bozduğu yolundaki gerekçeye katılmak da olanaksızdır. dd) Anayasa, kültürel kalkınmayı, öğrenimi özendirici hükümler getirmiş ve bu konularda Devlete önemli görevler yüklemiştir Örne- ğin, 41. maddedeki, «Kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleş- tirmek Devletin ödevidir.», 42. maddedeki «Devlet çalışanları iktisadi ve Sahife : 4 (Resmî Gazete) 9 TEMMUZ 1976 mali tedbirlerle korur.», 51. maddenin birinci fıkrasındaki «halkın öğ¬ renim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlamak Devletin başta gelen ödevlerindendir.» gibi hükümler bunlar arasındadır. Bundan başka, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, memurların aylık gösterge tablosundaki aylık derece ve kademeleri ile yükselmeleri öğrenim durumlarına göre düzenlenmiştir. İlkokulu bitirenler 15. derecenin ilk kademesinden göreve başladıkları halde ortaokulu veya liseyi bitirenlerin aylık dereceleri bunlara oranla daha yüksek tutulmuş, lise üstü bir yıllık, iki yıllık öğrenim görenlerin aylık derece ve kademeleri de o oranda değerlendirilmiş, yüksek öğrenim görenlerin aylık dereceleri ise Ötekilere oranla daha da artırılmış ve bunlar arasında da yüksek öğrenimin süreleri bakımından önemli sayılacak farklar da kabul edilmiştir. Öte yandan memurluğa girmeden önce veya memurlukları sırasında yüksek öğrenim üstü (master) derecesi almış olanların, doktora üstü üniversite doçentliği unvanını kazananların ve memuriyette iken üst öğrenimi bitirenlerin aylık derece ve kademelerinin yükseltilmesi de öngörülmüştür. Bütün bunlar ve ilk kez Devlet memurluğuna atanacakların yarışma veya yeterlik sınavı geçirmelerinin ilke olarak benimsenmiş olması da Devlet hizmetinin kültürlü, bilgili, yetenekli personel tarafından en iyi biçimde yürütülmesini sağlamak amacına matuf olduğu kuskusuzdur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda kabul edilmiş olan bu özendirme hükümlerinin benzerlerine 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda da gereğince ve yeterince yer verildiği görülmüştür. Subayların, astsubayların ve diğer askeri personelin sınıflarında yetiş¬ tirilmeleri ve yeterliklerinin geliştirilmesi konusu ön planda düşünülmüş¬ tür. Bunların sınıflarına göre belirli bir öğrenim ve stajdan geçtikten sonra göreve alınmaları, yükselmelerinde diğer koşulların yanı sıra yeterliğe ve mesleksel değere de önem verilmiş olması, askerî personelin ayrıca fakülte ve yüksek okullarda yetiştirilmelerini sağlayan hükümlere yer verilmesi bunlar arasında gösterilebilir. Anayasa'nın ve öteki yasaların, öğrenim ve eğitime bu kadar önem verip özdendirmede bulunmalarına, memurken yüksek öğrenim görenlere master veya doktora yapanlara derece ve kademe ilerlemesi sağlamalarına karşılık, Ordudaki hizmet ve görevlerini sürdürürken olağanüstü çalışmaları sonucu yüksek öğrenimi tamamlayan astsubayların bu ba¬ şarı ve yüksek öğrenimlerini değerlendirmekte Anayasa ile bağdaşmayan bir yön yoktur. Dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değiştirilen 137. maddesinin (C) bendindeki «görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir.» hükmünün tümüyle iptali halinde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara aylık derece ve kademesi bakımından hiç¬ bir hak tanınmamış, böylece Anayasa ve öteki yasaların açıklanan ilkelerine ters düşen yeni bir durum meydana gelmiş ve bu kez de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa bağlı memurlar, aynı durumdaki astsubaylara göre ayrıcaklı bir duruma getirilmiş olacaktır. Yukarıda yazılı nedenlere göre; dava konusu (C) bendinin Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen yönü, görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara her halde derece ve kademe ilerlemesi verilmiş olması değil, verilmiş olan derece ve kademe ilerlemesinin aynı durumdakilerden üstün tutulmuş olmasıdır. Bu halde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğre nimi bitirenler için tespit edilecek derece ve kademelerden hizmete baş- lamış olarak kabul edilirse Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen ve ayrıcalık yaratan bölümü ortadan kalkmış olacaktır. Yukarıda yazılı nedenlerle; dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değişik 137. maddesinin (C) (bendinin tümünün değil yalnız (görevde iken ) diye başlayan ikinci cümlesindeki (giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak) deyiminin iptaline karar verilmelidir. Kâni Vrana, Şevket Müftügil, Ziya Önel, Sekip Çopuroğlu, Hasan Gürsel ve Ahmet H. Boyacıoğlu sözkonusu cümlenin tümünün iptali gerektiği yolundaki görüş¬ leriyle iptal hükmüne katılmışlardır. Muhittin Gürün ile Âdil Esmer ise dava konusu cümlenin tümünün Anayasaya aykırı olmadığı görüşünde bulunmuşlardır. VI. SONUÇ : 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 3/7/1975 günlü, 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değişik 137. maddesinin dördüncü fıkrasının (C) bendinin (görevde iken. . . .) diye başlayan ikinci cümlesindeki (giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek su- ı etiyle bulunacak) deyiminin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline K⬠ni Vrana, Şevket Müftügil, Ziya Önel, Sekip Çopuroğlu, Hasan Gürsel v Ahmet H. Boyacıoğlu'mm söz konusu cümlenin tümünün iptali gerektiğ Muhittin Gürün ve Âdil Esmer'in dava konusu cümlenin tümünün Anayı saya aykırı olmadığı yolundaki karşıoylariyle ve oyçokluğu ile; 16/3/1976 gününde karar verildi, Başkan1 Kâni Vrana Üye Ziya Önel Üye i ahrettin Uluç Üye Âdil Esmer Başkanvekili Şevket Müftügil Üye Abdullah Üner Üye Muhittin Gürün Üye Üye Ahmet Akar Üye Ahmet Koçak Üye Lûtfi Ömerbaş Nihat O. Akçakayalıoğlu Uye Halit Zarbu Üye Sekip Çopuroğl Üye Hasan Gürst Üye Ahmet H. Boyacıoğl KARŞIOY YAZISI Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hükümleri ciddi bir biçimde ince lendiğinde, askerî hizmetlerin gereklerine verdiği önem ve ağırlık açıl olarak ortaya çıkar. Gerçi Anayasa kuralları arasında, askerî hizmetleri gereklerinin nelerden ibaret olduğu belirtilmemiş ve bunun bir tanımıdı yapılmamış ise de, Anayasanın, askerî yargıyı düzenleyen 138. maddede 140. maddenin son fıkrasında ve 141. maddesinde mahkemelerin bağım sizliği ve hâkimlik güvencesine ilişkin ilkelerin yanında adalet hizmetle rinde bile askerlik hizmetlerinin gereklerine de yer vermiş olması, bu sonuncuya gösterdiği önemi başlı başına ortaya koymaya yeterlidir. Askerî yargı alanında dahi askerî hizmetlerin gereklerini gözönünde tutan Anayasanın, salt askerî kuruluşlarda ve hizmetlerde bu öğeye n< derecede ağırlık verdiği bir açıklama gerektirmeyecek biçimde ortada dır. Diğer yandan askerî hizmetlerin gereklerini; disiplin, rütbe ve kıdem öğelerinin oluşturduğu bilinen bir gerçektir ve dava dilekçesinde iptal istenilen fıkra hükmünün, «Silahlı Kuvvetlerde bazı ihtilâtlara Sebep olacak ve askerî düzen ve hiyerarşiye uymayacak nitelikte görülmektedir) denilmek suretiyle askerî hizmetlerin gereklerine de ters düştüğü ifadt edilmek istenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 10/1/1974 günlü, E. 1972/49 K. 1974/1 sayılı kararında (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi Say 12, sayfa 25) «Askerlik hizmetleri gereklerinin en basında bir disiplin astlık-Ustlük, buyurma-buyruğa uyma ilişkileri, rütbe ile sınırlanmış yet kiler düzeni gelir» denilmek suretiyle askerî hizmetlerin gerekleri ayrı doğrultuda tanımlanmış bulunmaktadır. 0 halde dava konusu kuralın önce bu açıdan ele alınarak Anayasaya uygun olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. 1 — İptali dava edilen yasa kuralı, 3/7/1975 günlü, 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilen 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 137. maddesinin (C) bendi hükmüdür. Sözü edilen bent hükmünün tamamı şöyledir: «C Astsubaylar hakkındaki gösterge tablosu Ek - VIII sayılı cetvelde gösterilmiştir. Görevde iken yüksek öğrenimini bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir» Hemen açıklamak gerekir ki, Silâhlı Kuvvetlerde dahi yüksek öğ- rerıimi teşvik ve yüksek öğrenim yapanları askerî hizmetlerin gerekleri ilkesine bağlı kalınarak tatif etmek hukukun da istediği bir sonuç olur. Eğer yüksek öğrenim görenlerin terfihi yöntemi, askeri hizmetlerin gereklerine ters düşüyor ve onu bozuyorsa bu kuralı Anayasaya aykırı saymak gerekir. Çünkü Anayasa, Askerî Hizmet gereklerinin korunmasını ve bunun bozulmadan sürdürülmesini öngören buyruğunu belli etmiş ve yönergesini vermiştir. II — Dava edilen kuralın, askerî hizmetlerin gereklerini bozup bozmadığı konusuna gelince, yukarıda da değindiğimiz gibi askerî hizmetlerin gereklerini başta disiplin, rütbe ve kıdem öğeleri oluşturmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak silahlı kuvvetlerde aylıkla rütbe birbirinden ayrılmaz iki unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iki unsuru birbirinden ayıran düzenlemelerin askerî hizmetlerin gereklerine de ters düşeceği kuşkusuzdur. Örneğin bir astsubaya, kendisine rütbesi ve kıdemi yönünden emir verme durumunda olan amirinden daha üstün aylık ödenmesinin askeri hizmetlerin gereklerine ve bunun doğal sonucu olan disipline aykırı düştüğü acıktır. Çünkü yasarım getirdiği hükümle, astsubay iken yüksek öğrenimini tamamlamış ve fakat astsubay sınıfında kalmış olanlar, aynı öğrenimi yapan subayların bir derece önüne geçtikleri gibi kendi sınıflarında da eski rütbelerini muhafaza etmekle birlikte daha 9 TEMMUZ 1976 (Resmî Gazete) Sahife : 5 üst rütbelerde bulunan astsubaylardan daha fazla aylık alır duruma getirilmektedir. Bu sonucu Silâhlı Kuvvetlerin yapısı ile bağdaştırma olanağı yoktur. Belirtmek gerekir ki, yüksek öğrenimlerini tamamlayan astsubayların terfihleri askerî hizmetlerin gereklerini bozmadan ve örneğin kıdem tanıma yolu ile de gerçekleştirilebilirdi. Bu nedenlerle kuralın tümü, askerî hizmetlerin gereklerine ters düş- tüğünden Anayasaya aykırıdır ve tümünün iptali gerekir. III — Çoğunluk dava edilen kuralın bir bölüğünü Anayasaya aykırı bulmuş ve onun iptali ile yetinmiştir. Anayasa Mahkemesinin yasanın içeriğini değiştirecek biçimde başka bir deyimle yeni bir düzenleme yapı- yormuşcasına karar verme yetkisinin olmadığı ortadadır. O halde ço¬ ğunluğun dayandığı gerekçelerle kuralın bütününün iptaline karar verilmesi ve yeni bir düzenleme yapılmasını teminen Anayasanın 152. maddesinde öngörülen yetkinin kullanılması gerekmektedir. Kaldı ki kuralın bir kısmının iptaline karar verilmesiyle Anayasaya aykırılık- ortadan kalkmış da olmamaktadır. Bu nedenle de dava edilen kuralın tümünün iptaline karar verilmek gerekir. SONUÇ : Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın bütününün iptaline karar verilmesi gerektiği halde, dava konusu kuralı kısmen iptal ederek Anayasaya uygunluk sağladığını düşünen, başka bir deyimle Anayasaya aykırı olan bu kuralın bir bölüğü hakkında davayı reddeden biçimde karar veren çoğunluk görüşüne karşıyız. Başkan Başkanvekili Üye Kani Vrana Şevket Müftügil Ziya Önel Üye Üye Üye Sekip Çopuroğlu , Hasan Gürsel Ahmet H. Boyacıoğlu KARŞI OY YAZISI Yukarıki kararda (1975/183 - 1976/15), 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 3/7/1975 günlü ve 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilmiş bulunan 137. maddesinin (C) bendinin ikinci cümlesinde yer alan ve görevde iken bir yüksek öğrenimi bitirmiş bulunan astsubayların intibakının, aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle yapılmasını öngören hüküm, Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı görülmüş, buna karşı, intibakın, aynı derece ve kademeden başlatılmasının uygun olacağı sonucuna varılarak cümlenin sadece bir üst dereceden intibak yapılacağına ilişkin bölümünün iptaline karar verilmiş bulunmaktadır. Bir hükmün Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı düştüğü öne sürü¬ tebilmek için, her bakımdan benzer olan nitelikteki ilki veya daha çok durumları düzenleyen değişik hükümlerin var olması ve bunlardan birisinin ötekilerden farklı ve imtiyaz sayılabilecek nitelikte bir düzenlenme yapmış bulunması zorunludur. Birbiriyle kıyaslanması mümkün olmayan düzenlemelerin değişik nitelikte olmalarına bakılarak Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemiyeceği gibi birbirine benzeyen konuların bile, haklı bir nedene dayandırılmak şartıyla değişik biçimde düzelnlenmelerinde de Anayasa'ya aykırılık ileri sürülemez. Nitekim sivil statüdeki kamu görevlileri ile subayların ve astsubayların aylık ve ödenekleri ve öteki özlük haklan, ayrı kanunlarla de¬ ğişik biçimde ve birbirinden farklı haklan sağlar nitelikte düzenlenmiş¬ lerdir. Kanunlarla tanınan çeşitli hakların farklılıkları arasındaki denge, haklı bir nedene ve Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan (Adalet) ilkesine dayandığı ölçüde Anayasa'ya uygun olur. Şayet değişik hak ve yararlar arasındaki denge, haklı bir nedene dayandırılmaksızın ve Adalet ilkesini saklı tutmaksızın bir imtiyaz ve kayırma sonucu bozulursa, *** yasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesinin" zedelendiği öne sürülebilir. 926 sayılı Kanunun değişik 137. maddesinin C bendindeki astsubayların intibakına ilişkin hükmün, bu açıklamanın ışığı altında incelenmesi şu sonuçları ortaya koyar : 1 — Yukarıki kararda belirtildiği gibi, astsubaylar, kamu görevli- İeri arasında, kendi özellikleriyle tamamen ayrı bir grup teşkil ederler. Hizmete alınış biçimleri, aylık statüleri, hizmet şartları diğer gruplardan hiçbirine benzemediğinden, bunların, öteki gruplarla, özellikle kamu görevlilerinin sivil kesimi ile mukayese edilmeleri mümkün değildir. 2 — Astsubayların, hizmet yerleri itibariyle Silâhlı Kuvvetler Personeli arasında sayılmalarına dayanılarak subaylarla kıyaslanabilecekleri hatıra gelirse de aşağıdaki nedenlerle bu da olanak dışıdır : 1 — Kaynakları ve geçirdikleri öğretim ve eğitim durumları birbiinden tamamiyle değişiktir. 2 — Hizmet şartları ve sorumluluk durumları farklıdır. 3 — Aylık statüleri ayrıdır. Nitekim subay dereceleri 9 dan başlayıp 1. derecede, gösterge rakamları da (birinci kademeler) 300 den baş- layıp 1000 de bitmekte iken astsubay dereceleri 10 dan başlayıp 2 nci derecede ve gösterge rakamları da (birinci kademeler) 275 den başlayıp 760 da bitmektedir. Ek göstergeler bakımından da aralarında buna benzer farklılıklar vardır. Nitelikleri bu derece birbirine benzemeyen ve bu düzenlemelerde, (eşit) likleri hatıra bile getirilmeyen iki ayrı grup kamu görevlisinin, sadece bir konuda, yani sözü geçen intibak işinde, eşit sayılarak aynı iş¬ leme tabi tutulmaları halinde, ve asıl o zaman, açık bir eşitsizlik yaratılmış olacağını düşünmemek mümkün değildir. Bunların hepsinin de ötesinde, söz konusu (C) fıkrasında adı geçen ve kendi imkâlarıyla bir yüksek öğrenim dalını, esas görevlerini de aksatmadan, başarı ile bitirmiş olan astsulbayların tabi tutuldukları statü¬ nün sonucunda şöyle bir durum meydana gelmektedir: 1 — İhtiyaç bulunmadığı için Silâhlı Kuvvetler Kadrolarına subay olarak alınmamaktadırlar. 2 — Yükümlülükleri bitmediği için istifa etmelerine imkân verilmediği gibi yeni öğrenim derecelerinin sağladığı bilgi ve becerilerinden, kamu veya özel kesimin öteki alanlarında yararlanma olanağı da kendilerine tanınmamaktadır. 3 — Astsubaylar açısından yapılan bu kısıtlamalara ve uğratılan zararlara karşı savunma hizmetleri, karşılığını ödemeden aşağıdaki bi¬ çimde ve ölçüde bir yarar sağlamaktadır: Görülen yüksek öğrenim, astsubayın esasen görmekte olduğu hizmet dalma ilişkin ise, yüksek öğrenim derecesine göre düzenlenmemiş olan bir astsubay kadrosu ve statüsü ile yüksek öğrenimin bilgi ve becerisinden savunma hizmetleri yararlandırılmaktadır. Görülen yüksek öğ¬ renim, astsubayın yaptığı hizmet dalı ile doğrudan doğruya ilişkili olmasa bile, yüksek öğrenimin sağladığı genel nitelikteki bilgi ve beceri sayesinde hizmetin daha bir üstün düzeyde görülmesi doğal olup savunma hizmetleri yine karşılıksız olarak bu durumdan faydalanmaktadır. Şu halde yasa koyucu, sözügeçen değişik 137. maddenin C bendine koyduğu hükümle, yüksek öğrenim görmüş astsubayın, bu konudaki emeğini değerlendirmek, kendisini, öğrenim derecesinden daha alt kademedeki öğrenimi gerektiren bir kamu görevinde hizmete zorlamak suretiyle yapılan kısıtlamayı telâfi edebilmek ve devletin sağlamış olduğu yaran karşılıksız bırakmamak amacı ile bunların intibaklarını normal hizmete girenlerin bir üst derecesinden başlatma hakşinaslığını göstermiştir. Çoğunluk düşüncesine uyularak, bunların intibaklarının, aynı yüksek öğrenimi görmüş olupta normal olarak hizmete girenlerin derecesiyle yapılması halinde, yukarıda açıklanan kısıtlama ve yararların eksiksiz karşılanmış olacağı ileri sürülemez. Zira normal koşullar İçinde subay olarak hizmete başlayışta, açıklanan durumların hiç birisi söz konusu olmayıp, yüksek öğrenime göre düzenlenmiş bulunan bir statü içinde herkes yerini almakta ve o statüdeki bütün haklardan sonuna kadar faydalanma kapıları ilgililere açılmaktadır. Halbuki aynı derece yüksek öğrenimini yapan, fakat subay sınıfına geçirilmeyen bir astsubaya bu imkânların hiç birisi tanınmamaktadır. Bu bakımdan bunların intibaklarının bir üst dereceden başlatılmasının çok açık bir haklı nedene dayandığı ortadadır. Kaldıki astsubayların aylık statüsünü, subay aylık statüsü ile kıyaslamak ve bunda (eşitlik) ilkesi için bir uygulama alanı aramak da doğru değildir. Çünkü 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunundaki düzenlemeye göre, subayların aylık cetvelleri, hizmete başlayış ve ilerleyiş şart ve dereceleri, yükselebilecekleri en yukarı aylık derece ve kademeleri, astsubaylarınkinden tamamiyle değişiktir. Bu konuların hiç birisinde bir kıyaslamaya gidilmezken ve Anayasa'nın eşitlik ilkesinden sözedilmezken, ve esasen sözedilmesi de doğru değilken, yüksek öğrenim görmüş astsubayların intibakında uygulanan hüküm tek başına ele alı¬ narak sadece bunun üzerinde Anayasa'nın (eşitlik) ilkesinin öne sürülmesinde, bu yapılırken de Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan ve iktisadî ve sosyal hayatın adalete uygun biçimde düzenlenmesini emreden ilkesinin hiç kale alınmamasında isabet bulunmadığı meydandadır. Çünkü yukarıda yapılan açıklamalar da göstermektedir ki yasa koyucu, (eşitlik) ilkesini zedeler bir yönü bulunmayan söz konusu hükmü, adalet kurallarının bir gereği olmak üzere kabul etmiş bulunmaktadır ve Anayasa'nın adalete ilişkin kuralları da haklıya hakkını vermeyi zorunlu kılmaktadır. SONUÇ: 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilen 137. maddesinin C bendi hükmü tüm olarak Anayasa'ya uygundur.
Lütfen bekleyin...