"Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister. Hâlbuki bunlar, kuvvetlinin umurunda bile değildir." Aristoteles
Ne desem ki? Öncelikle tutuklu olan TSK mensuplarına, elbette aynı durumda olan diğer bütün vatandaşlarım için adaletin tecelli etmesini ve bir an önce durumlarının açıklığa kavuşturulmasını arzu ediyorum. Bir yakınım, 20 Kasım 2009'da tutuklandı, 12 Aralık 2010'da tam 55 hafta sonra ilk duruşmada salıverildi. Yani ilk duruşması tam 55 hafta sonra yapıldı. Ama hiç kimsenin haberi olmadı bundan. Ne gazeteler yazdı, ne Anıtkabir'e yürüyebildik, ne de eşi o TV'den o TV'ye koşturup kocasını savunabildi. Hiç kimsenin ruhu duymadı. Hiç kimse; "ne yediniz, ne içtiniz, kiranızı, elektrik faturalarınızı, su faturalarınızı kim ödedi, çocuklarınızın okul masraflarını kim karşıladı, kömürünüzü kim aldı?" diye sormadı. Bu durum Ülkemizin kanayan yarasıdı.
Ülkemizde cezaevlerinde yatan her yüz kişiden 65'i tutuklu olarak yani mahkumiyetleri kesinleşmediği halde orada yatanlardan oluşuyormuş. Yani anlayacağınız tutuklu olarak yatan "makarna yiyerek beslenen" ne baba yiğitler, ne *** kuzuları var oralarda.
"Geciken adalet adalet değildir" elbette.
1970 yılından beri çözülmeyen astsubay sorunlarının çözülmesi için çırpınıyoruz. Ta o tarihlerde hak arama eylemi yapan astsubay eşlerine bir general eşinin söylediklerini okuyorum bir kaç gündür. Olsun, biz söylemeyelim ve tutuklu eşlerinin çektiği acılara ortak olalım. "Onlar da bizim halimizden anlasınlar" diye değil. Aristo'yu haklı çıkarmak için de değil, adaletin ne demek olduğunu bildiğimiz için, haksızlıklar içinde yaşamanın ne demek olduğunu bildiğimiz için isteyelim bunu.
Anıtkabir’e yürümenin elbette çok anlamı var. Anıtkabir’de yatan Ulu Önderimiz şöyle demiş: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." Bizler de bu sözün gereğini yaparak, Atatürk'ün yolundan giderek bize verdikleri kısıtlı maaşlarımızla okullar bitirerek, "muasır medeniyetler seviyesine çıkma" arzumuzu gerçekleştirme yolunda çaba sarf ettiğimiz halde üniversiteler bitirdiğimiz halde, sırf eğitim gördüğümüz için bizi cezalandıran bir adalet anlayışı olabilir mi?
25 yıl süreyle görev yapan birisinin 5–6 yılı nöbetlerde geçmesine rağmen, mesai mefhumu gözetmeden, gece gündüz demeden, mevsim şartlarına aldırış etmeden, terör ve sınır güvenliği için kan veren, can veren bizleri "güvenlik görevlisi" saymayıp, başkalarını son 10 yıl içinde defalarca maaş iyileştirmeleriyle taltif edenler "adaletin" hangi yanındadırlar acaba?
Ben bize yapılan bu adaletsizliğe daha fazla direnemeyeceklerini ve astsubaylara yapılan bu haksızlıkların hem de çok kısa bir zaman dilimi içinde ortadan kaldırılacağına ve bu garabet duruma artık son verileceğine yürekten inanıyorum.
Siz de inanın buna.
Ankara 23°C
Açık
Ankara
23°C
Açık
Cts
24°C
Paz
26°C
Pts
25°C
Sal
23°C