Sayın, MEHMET ALİ KILINÇ,
“Şayet askerlik üste para verilip bulaşılmayacak ve kaçılacak kadar zor bir görev ve iş ise, bizim bir ömür boyu yaptığımız bu işin çalışanları niçin klimalı odalarda çalışan memurlarla bir tutulur, emeklileri açlık sınırında, KİT emeklisinden daha düşük emekli maaşı alır...
Bu işte bir ikiyüzlülük ve vicdansızlık yok mu?” Diyorsunuz.
Hem de nasıl var!
Ama kimin umurunda ki! … Sözüm ona her fırsatta vesayet çığırtkanlığını yaparak bu işin iyice cılkını çıkaranları görünce: (Fırsat bu fırsat “Vurun Abalıya” hesabı…)
Yıllarca en zor şartlarda, ayazın; dağın taşını çatlattığı, güneşin; yakıp kavurduğu, dağın-bayırın tozunu/toprağını yutmuş olan cefakâr Emekli Astsubayımla, Uzman Çavuşumun iyiden iyiye fukaralığa terk edilmiş olmasının sebebini anlamak için kâhin olmaya gerek var mıdır Allah aşkına ?.. Birileri o kadar kin ve nefretle ikmale teçhiz etmiş ki kendilerini; açıkçası ölsek de, tükensek de, umurlarında olmayacağı vakadır! Ve ne yazık ki, bu duyarsızlık tam anlamıyla kaderimiz haline dönüşmüştür…
Buradan ÜLKEYİ YÖNETENLER’e sesleniyoruz… Yıllardır Emekli askerlerin (Astsubay/Uzman) özlük haklarında bir iyileştirmeye neden gidilmiyor? Hoş, yalnızca onların aylıkları yavan ve mütevazıdır! Yalnızca onların aylıkları tazminat ve benzeri iltimastan yoksundur! Yalnızca onların yaşamsal ihtiyaçlar temelinde söz hakları başkalarının iki dudağı arasındadır! Ve ne yazıktır ki, aşağıdaysan “haddini bil sana verilenle yetin” diyenlerin de camia apartmanımızın üst katında oturduklarını aslında bilir de gibiyiz… Şayet aksi olmuş olsaydı; yıllardır rafların tozlu tereklerinde neredeyse dosyası fosil haline dönüşecek 100 Liracık bir kırıntıyı bile bizlere çok görürler miydi? Veya bunun adeta darağacı ipine bağlandığıyla ilgili bir çaba sarf etmiş olurlardı da üst kattaki komşular, belki bizler de mahcup olurduk, dilimizi ısırırdık! Yanlış anlaşılmasın! Bu cenahın müritleri olan bizler; Yüz Liracığın devşirilmesi derdinde değiliz! Yalnızca, onu dahi esirgeyerekten bizlerden; aslında birilerinin gönül ve vicdanlarından ne denli “taç”a atılmış olmamızla ilgilidir bu teessüf-i isyan! Sanki tahakkuk edilmesi için Mars’ın Dünya'ya yaklaşmasını filan bekliyorlar! Tövbe estağfurullah! Selefleri Sayın GÖNÜL’ün tükürdüğü kurudu diyelim; halefini de göreceğiz inşallah…
Bu kadar mı iptidaidir bu Astsubaylar? Milletin çocuklarına yıllar yılı Komutanlık yapmış, öncülük yapmış, kılavuz olmuş, sorumluluk yüklenmiş, vazifesini vatan ve millet temelinde kutsamış Astsubayım bu kadar mı sahipsizdir? Bizler şimdi hangi kadirşinas vefa bilir kapıya gidip derdimizi dile getirsek acaba?… Nasıl da güzel söylemiş Fuzuli ya… Sussak(m) gönül razı değil; söylesek(m) tesiri yok!
Bin lira (1000,00) skalasında aylık alan bizler nasıl ve ne şekilde mutlu ve şad olacağız? Nasıl yere bakmadan gardroptaki yıllanmış üniformamızın hatırasına halel getirmeden toplumda saygınlığımızı muhafaza edeceğiz? Yoksa onu yerinden çıkarıp üzerimize giydikten sonra yollara mı düşsek? Acaba fillerin muvaffak ve mutlu olduğu, karıncaların da ayak altında dolaşmadıkları bir çimenlik mi (Türkiye mi) istenmektedir?
Dün “bedelli askerlik”le ilgili 32.Gün Programında “bedelli”yi savunan heyecanlı ve kendi dünyasının cengâveri genç bir insan vardı… Oradaki eski bir uzman arkadaşa: “ …Canım siz de kendi derdinizdesiniz (sanki kendi ne derdindeyse tefekkür etmez), özlük haklarınızın peşindesiniz, aslında yalnızca lise mezunu; ama haddinden fazla şey isteyenlerdensiniz” demiştir… Herkesin bir dünyası ve o dünyanın bir figüranı var… Hangi aktör daha kurnaz ve şahbaz ise; ne yazık ki kendi namına bir getirisi ve edinimi var… Herif cin gibi! O değil de bizim köylü Ahmet Efendi’nin oğlu kara yağız mütereddit ve kalender Mehmet(çik) mi isteyecek bedelliyi?
Nesine lazım bedelli canım, ona en önde göğsünü siper etmek yaraşır! Hele çok meraklısı varsa bir koşu baksınlar Anadolu’nun kabristanlarında onlardan haylice yatıyor çelişkiler memleketimin yozlaşmaya yüz tuttuğu ananelerinin şehit kanlarıyla haşir olmuş topraklarının bağrında…
Uzman arkadaş ne cevap vereceğini şaşırdı bir an. Çok okuyaraktan askerliğe kem gözle baktığınızı ve ağız bükerekten bu illet mecradan ne yapsakta kurtulsak dediğinize de tanık oluyoruz. Ne olacak peki şimdi? Tabii gencin çetin ceviz olduğunu görünce Armağan PAŞA’mız; dominant olduklarının farkındalığıyla müdahale etmek gereği duydular… Ve “…çok konuşmak haklı kılmaz sizi, yapılan kara propagandadır M. Ali Bey…” diyerek, "…bedelliyle, Ordu ve Millet’in bağını koparmış olursunuz” demiştir. Demiştir de Sayın KULOĞLU… Astsubaylarımızla, Uzmanlar bu Milletin evlatları değiller midir? Acaba hangi bir gün TV Kanallarında bizlerin bu hayıfsanacak ücretlerine dair olumlu bir cümle sarf ettiniz hamilik ettiniz? Sizler damara basıldığı vakit mi Milletin hassasiyetlerini hatırlıyorsunuz? Diye de sormak gerekiyor…
Binlerce insanımız canıyla, kanıyla, gözüyle, özüyle diyet ödedi bu ülke için… Boynu bükük onlarca mahzun yetimler bıraktılar arkalarında… O halde onların aziz hatıralarıyla veballerini hangi kefeye koyacağız “bedelli”ci arkadaş? Ağzında gümüş kaşıkla doğanların istek ve taleplerini dikkate alırken, Aziz Vatan’ın hatt-ı müdafaasında diyet ödemişlerin de hassasiyetlerine kör olmamak lazımdır…
Ey Astsubayımla Uzman Kardeşim… Eğer yakın zamanda emekliye ayrılacaksınız! Biliniz ki “O” gün çektiğiniz sıkıntıların acısını çıkartmak şöyleye dursun (en azından bu konjonktür de) “…ben, bana reva görülen bu sonu hak edecek yanlışı ve kabahati nerede yaptım/işledim” diye, kendinize sormaktan bitap düşeceksiniz… Dileyelim ki yanılan biz olalım…
Emekli Küçük Rütbede Bir Asker! Saygılarımla.
Ankara 23°C
Açık
Ankara
23°C
Açık
Cts
24°C
Paz
25°C
Pts
25°C
Sal
23°C