Dolar 49,2705
Euro 55,2972
Altın 6.644,78
BİST 12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 22°C
Hafif Yağmurlu
Ankara
22°C
Hafif Yağmurlu
Cum 23°C
Cts 24°C
Paz 25°C
Pts 25°C

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi defteri için yeni bir kayıt yazın

 
 
 
 
 
 
 
* İle işaretlenmiş alanlar zorunludur.
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
Kaydınız yalnız biz onu inceledikten sonra ziyaretçi defterinde görüntülenir.
Kayıtları düzenleme, silme veya yayınlamama hakkımız saklıdır.
Murathan SİPAHİOĞLU Murathan SİPAHİOĞLU
17/05/2015 at 1:01 PM
HAKKIMI HELÂL ETMİYORUM? Tarih: 11 Eylül 1980 Saat: 23:59 Polisimiz; pol-der veya pol-bir gibi bir yere üye idi. Siyaset; sağcı-solcu, devrimci-yobaz, ülkücü-faşist, sosyalist-komünist gibi kutuplara ayrılarak, vatandaş birbirine düşman edilmişti. Reşit olmamış bir anarşist; “Rus askerine selâm dur, Türk askerini enseden vur.” diyerek şehrin gün ortasında, masum bir *** kuzusunun canını aldı. Eğitimcilerimiz, siyasi bir grupta olmak zorunda kalmıştı. Bir anarşist, kendi deyişine göre; “bankadaki parayı kamulaştırırken” faşist devletin polisiyle çatışmış, devrim şehidi olmuştu. Milletin polisi, mesai servisini, şapkasını koltuk altında gizlemiş olarak, yakındaki kahvehanede bekliyordu. Katledilme korkusundan, mahalle kahvehanesinde bir çay içip, muhabbet edemezdiniz. Herhangi bir yerde, ilgisiz olarak, kim-vurduya gitme riskiniz vardı. Elinize tutuşturulan siyasi propaganda yazısını okumaz, atarsanız, hastanelik olasıya dövülürdünüz. Evinizin duvarına yazılı siyasi sloganın üstüne badana yaparsanız, başınıza gelecekleri, bir Allah, bir de yazıyı yazan anarşist bilirdi. Sadece isminizin anlamı nedeninden dövülür, uzun zaman komada kalır, şansınız varsa ölmezdiniz. Bir yerde üst yönetici iseniz; kendinizi korumak için evinizin kapı ziline adınızı yazmamak gerekirdi. Birini korkutmak, yıldırmak, caydırmak isteniyorsa “örgüt üyeliğinden” bahsetmek bir yöntem olmuştu. Yabancı ülke ajanları, büyük kentlerin varoşlarında cirit atıyordu. Milletin meclisinde; ses sanatçılarına, rakkaselere oy verildiğinden; hiçbir aday cumhurbaşkanı seçilemiyordu. Okulda kurulan devrim mahkemesinde idam cezası veriliyor, infaz ediliyordu. Kapınıza gelen militanlara halk devrimine yardım için para bağışında bulunmanız gerekiyordu. Aksi halde, nöbetteki Azrail ile hesaplaşırdınız. Her gün yirmiye yakın kişinin öldürülmesinden hiç kimse kendini sorumlu görmüyordu. Siyasi otorite memleket ekonomisini “beş-on cent’e muhtaç” olarak özetliyordu. Vatandaş, mutfak tüpü, margarin yağı, elektrik ampulü gibi ihtiyaçlarını gideremiyordu. İşçi hakkını arama bahanesiyle işyerleri silahlı militanlarca ablukaya alınmıştı. Sendikalar, sendikacılık dışında; militan eğitme, kollama, kargaşa yaratma merkezine dönüşmüştü. Siyasi düşmanlık; aynı sokakta doğup, büyümüş iki arkadaşı birbirine kıyacak boyutlara çıkmıştı. Birileri, gece yarısı, şimdi meydanlarda görülen bir bayrak altında, silahlı olarak gövde gösterileri yapıyordu. Bu şartlar altında “sahaya inip, düdük çalma, oyunu durdurma zamanı geçmiş, çok geç kalınmıştı. Apandisit, safra kesesi, kangren, çürük diş, mide ülseri gibi bir nedenle acil bir ameliyat kaçınılmazdı. Baş Tabibin kabahati ne? Cerrahın suçu ne? Tarih: 11 Eylül 1980 Saat 23:59 Seçilmiş olanlar; Siz, ayağa kalkın. İnsanlığınızdan utanın. Siz,“Sütten çıkmış ak kaşık mısınız?” Hakkımı helâl etmiyorum? Varsa, etme! Yoksa…..
Lütfen bekleyin...