Orhan Kaya

Orhan Kaya

Türk düşmanları için, Osmanlı döneminde başlayan bölünme daha bitmedi, devam ediyor.

Atatürk ve O’na inananlarca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasıyla kesintiye uğrayan yok edici, bölücü hayallerin değişik yollarla devam ettirilmek istendiği bir dönemden daha geçmekteyiz.

Bağımsızlığını perçinleştirici sanayileşmesi dışa bağlanan, Köy Enstitüleri ile başlayan eğitimdeki aydınlanmasının ışığı söndürülen, NATO yoluyla silahlı kuvvetleri etki-kontrol altına alınan Türkiye, idarecileri yönüyle de yabancı ülkelerde yetiştirilen sözde lider, siyasetçilerin, teknokratların elinde yabancı çıkarlarına hizmet eder hale gelmiş durumda.

Seçim zamanları halkın nabzını elinde tutmak için sözde milli söylemler, icranın başına gelindiğinde yabancı çıkarları ile yer değişmekte, bu değişiklik bile ülke halkına bir başarı olarak sunulabilmekte.

Ülkede yaşayan aydınlar, Ergenekon, Balyoz, Ay ışığı gibi altında yine yabancı oyunlarının yattığı senaryolarla susturulmuş, geçmişte bilinmeyen pek çok araştırmacı yazar basında ortaya çıkmış, gerçeklerin üzeri örtülmüş halde.

Bağımsızlığı ile oluşturduğu devlet sistemi ile pek çok ülke düşmanının heveslerini kursaklarında bırakmış olan Atatürk’ün Türkiye’sine karşı olanlar birleşerek, dört bir koldan, kursaklarında biriktirdiklerini adeta kusuyorlar.

Ayrılık kusuyorlar,

Nefret tohumları saçıyorlar,

Tarih olarak Arap kabilelerin tarihlerini Türk topluma yerleştiriyorlar,

Osmanlı’nın son dönemlerine benzer şekilde din üzerinden siyaset yapıyorlar,

Vatansever aydınlardan nefret ediyorlar,

Yakın dönemde izlenen siyaset yolu ile etnikçilik beslenmiş, özendirilmiş, kişilere hak olarak sunulmuş, terör örgütü ile masaya oturularak istekleri yerine getirilmiş, cemaatler güçlendirilmiş, halk birleştirilecek yerde, ayrılıkçı siyaset izlenmiş, gençlik uyuşturucuya teslim edilmiş, neredeyse her ilçeye fakülte, yüksekokul açılmasına rağmen gençlik eğitimsiz, umutsuz, idealsiz, hayalsiz, işsiz bırakılmışken,

Demokrasiyi hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak görenler; zaten bozulmuş olan Türkiye’nin tüm sistemini, değer yargılarını daha da işlemez hale sokmuş oldular.

Devletin bir kurumu olan Polis Akademisinde başlatılmış olan Kürt Açılımı tam da bölücülerin istekleri doğrultusunda yürütüldüğünü görmekteyiz. Devletin tüm sistemlerinin başı olan TBMM’de etkin konumdaki iktidar partisi bölücülerden bile önde giderek bölünmeye yönelik kendine verilen görevi yerine getirmekte.

Yalnızca bu dönemki iktidarca değil, Türkiye, her iktidar döneminde bir adım daha bölünmeye gidiyor.

Hakkâri Yüksekova’da 25.10.2014 günü cadde ortasında sırtından vurularak katledilen sivil ve silahsız askerlerimizin kanlar içindeki görüntüsü Türkiye’nin içinde bulunduğu kötü yönetimi, karmaşıklığı en açık şekilde ortaya koymaktadır.

Bu görüntü; ülkeyi yöneten idare ile birlikte, idareye yetki verenlere aittir.

 

İçimizdeki Amerikancılar yolu ile Amerikan planları her daim olduğu üzere yine devrede.

Konu, BOP adı altında Türkiye de dâhil olmak üzere, Orta Doğu’yu AB-D çıkarlarına göre şekillendirmek, hem de büyük çoğunlukla Türkiye üzerinden, Türkiye’deki basın, yayı(n)m, idari kadrolardaki Amerikan hayranlarınca. Bu şekliyle, Sivas Kongresindeki mandacılar ve himayecilerin hayalleri gerçek oldu, denilebilir, nevi türünden.

Ermeni Diasporasının kurmuş olduğu ASALA Terör örgütünün uzantısı PKK, yıllardır çoluk, çocuk, bebek, genç, yaşlı demeden katliamlarına başladığı, 15 Ağustos 1984’den bu yana NATO’nun toplanıp da Türkiye’ye saldırı NATO ülkelerine saldırıdır dediğini duyan, gören oldu mu hiç?

Nasıl olsun ki; bırakın saldırıyı, NATO ülkesine saldırı olarak kabul etmeyi, dağlarda savaş veren Türk askerine rağmen, PKK’ya erzak, silah, mühimmat atıldığı Genelkurmay eski Başkanı Org.Doğan GÜREŞ tarafından açıklanmadı mı? Ya, PKK’ya eğitim veren İsrailli, Amerikalı, Yunanlı şahıslar… Türkiye’de önde gelen parti lideri, yazarlardan, akademisyenlerden ise bahsetmeye bile gerek yok. PKK’ca ilk saldırının olduğu zamanın Yunanistan’ı NATO’ya alan Kenan Evren ve cunta yönetimine denk gelmesi de manidardır. Yıllar sonra Evren “Türkiye eyaletlere bölünmelidir” demedi mi?  Türkiye’yi 8 eyalete bölmekten bahseden Evren bakın neler demişti: "Cumhurbaşkanı iken Bavyera’yı ziyarete gitmiştim. Baktım üç bayrak çekmişler. Biri Türk, öteki Alman bayrağıydı. Bu üçüncüsü ne bayrağı diye sordum. ’Burası Bavyera Eyaleti, onun bayrağı’ dediler. Birçok ülkede bu var. Amerika da böyle yönetiliyor. Pakistan da. Yönetim zorlaşınca ülkeler eyaletlere bölünüyor." (Hürriyet, 01.03.07)

Son 10 yıldır elini-kolunu sallayarak terör yapabilen, askerlerin adeta ateş açmaktan uzak tutulduğu bir terörle mücadele etmeme ile karşı karşıyayız. Terörist başını haklı gösterme, ona sayın deme, bayrak açmalarına göz yummak, askeri araçların üzerine PKK bayrağı örtmek, askerleri cadde ortasında, evlerinde katletmek, şehirlerde ayaklanmak, araçları ateşe vermek, elini-kolunu sallayarak askeri bölgede Türk bayrağını indirmek, bayrak indirmenin kutlamasını askeri birlik içinde halay çekerek kutlamak, kanunlar dayatmak, Oslo’da, İmralı’da, Kandil’de gizli-açık anlaşmalar yapmak, artık PKK için hiç sorun değil, Türkiye’de.

Sorun değil, çünkü ardında, onlar üzerinden AB-D’nin hayalleri var.

Bugün İran’da PKK’nın İran kolu olan PJAK’dan söz edilemezken, Türkiye idarecileri halen PKK ile pazarlıklar yapıp duruyor, PKK karşısında devletin elini, kolunu kendiliğinden bağlıyor.

Birleşmiş Milletler şartının 7’nci bölüm 51’inci maddesi ’Barışın tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi’ başlığı altında düzenlenmiş olan: “Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez” maddesi gereğince BM üyesi Türkiye, dışardan gelebilecek saldırılara karşı saldırının kaynağına kadar, Sınır Ötesi Operasyon düzenleyebiliyordu.

Ancak bu madde Irak’tan gelebilecek saldırılara karşı 2007 yılında kullanılamaz hale sokuldu.

Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ABD, Irak ve peşmergebaşı Mesud Barzani ile vardığı mutabakat çerçevesinde sürdürülen görüşmelerin ardından, dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın 28 Eylül 2007 tarihinde Ankara’da Irak Dışişleri Bakanı Cevad Bolani ile bir araya gelerek “Irakla Terörle Mücadele Anlaşması” nı imzalamış olması sonrasında Irak’tan gelebilecek saldırılar yönüyle Türkiye için BM’in ilgili maddesi ortadan kaldırılmış, Türkiye’nin terör yuvalarına yapacağı operasyonlar, Mesud Barzani’nin onayına bırakılmış durumda. Bu anlaşma ilk meyvesini 2008 yılı başında Kandil hedefli düzenlenen Güneş Harekâtında kendini gösterdi.

2007'nin ekim ayında Hükümet, TBMM’den aldığı yetkiye dayanarak, 21 Şubat 2008 saat 19.00’da hedefi kandil olan Güneş Harekâtını Türk Silahlı Kuvvetlerine başlattı.

İlk başlarda sınır ötesini de içerdiği duyurulan kara harekâtı 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuştu.

Harekâtın son bulmasında, 28 Şubat'ta Ankara'ya bir ziyaret gerçekleştiren ABD Savunma eski Bakanı Robert Gates’in etkisi var mıydı?

ABD Savunma eski Bakanı Robert Gates, anılarını yazdığı “Duty” adlı kitabında TSK'nın 2008'de Kuzey Irak'a düzenlediği sınır ötesi harekâta da yer veriyor ve naklettiği cümle aynen şu şekilde: “Ankara'da 'Operasyonu hemen durdurun, askerlerinizi çekin' dedim. 4 kez tekrarladım. Mesajı aldılar” diyor.

Şimdi geldiğimiz noktada ise, 23 Eylül günü Kandil'de açıklama yapan PKK sözcüsü Demhat Agit, “PKK'lıların terörist olmadığını, IŞİD'e karşı Irak ve Suriye'de mücadele veren özgürlük savaşçıları olduğunu” savunarak, IŞİD ile savaşabilmek için Avrupa'dan askeri yardım istiyor. Diğer taraftan,

PKK’nın Suriye kolu PYD’nin Siyasi Komite Başkanı Ömer Alluş’un da Türkiye’den silah takviyesi ve silahların sınırdan geçirilmesi konularında resmî yardım istediklerine dair açıklamaları 27 Eylül günü basına yansıdı.

AB-D’nin isteği doğrultusunda, PKK ve uzantılarının da savaştığı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü ile Türkiye’nin de savaşması için 02 Ekim günü TBMM’den tezkere çıkmış durumda.

  • Yoksa PKK ve uzantıları NATO’nun gizli üyesi mi?

***

Cumhurbaşkanlığı Yeni Konutu

Büyük, heybetli, anlam ifade eden yapılar hedeflenen hayallerin ürünüdür. Adalet ve Kalkınma  Parti yönetiminin, bulunduğu coğrafyaya bir Osmanlı İmparatorluğu gibi hükmetmek istemesi, eyaletler yoluyla yönetim hedeflemesi, yönetimde başkanlık sistemini arzulamasına dair kamuoyunda yeterince kanaat oluşmuş durumda.

Yapılmakta olan, kamuoyunda Ak Saray olarak da anılan Cumhurbaşkanlığı yeni yerleşkesi yukarıdaki hedeflerin bir simgesi olsa gerek.

Bir şeyi ele geçirmek, elde tutmaktan çok daha kolay. Diyelim ki çok ortaklı Büyük Ortadoğu Projesi yolu ile Türkiye pastadan payını aldı ve genişledi.

Ya sonrası?

Tek parti olarak uzunca bir süre iktidarda kalmak, iktidarını pekiştirmek için Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimince din adına pek çok tavizler verilmekte.

Vaktiyle; bugün “paralel” dedikleri Fethullah Gülen cemaatine “ne istedi de vermedik” diyerek bir cemaate fazlasıyla taviz verdiklerini dönemin Başbakanı Erdoğan açıklamıştı.

Benzer tavizlerle; oy uğruna tabandan geldiği belirtilen ve ileride cehalet, hurafe, geri kalmışlığı hortlatacak olan eğitim sistemindeki yanlış uygulamalar beraberinde sorgulamayan, mutlak itaatkâr, cahil topluluklar meydana getirecektir. Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu hazırlamış olan ”cehalet” değil de neydi?

Önlenemediği takdirde, cehaletin ileride, ülkenin birliğini de ortadan kaldırabileceği gerçeğini, Türk halkı, geçmişin Osmanlı Tebaası yakın tarihte büyük bedeller ödeyerek yaşamıştır.

Dinler, dogmaları içermesi bakımından, değişmez kurallar içermekte. Din üzerine eğitim almayanların, saçı açık bayanların hor görüldüğü yerlerde pozitif bilimlerin yerini dogmalar, kadercilik, bilim dışı inançlar alır ve nihayetinde toplumun derinliklerinde cehalet hüküm sürer. Ve sonuçta cahil demokrasi ile yönetilse ne çıkar?

Her okulun dini eğitim verecek şekle dönüştürülmeye çalışılması, daha dünyadan habersiz, oyun çağındaki sekiz, dokuz yaşındaki kız çocuklarının belli bir simge ile baskı altına alınması, ona sen saçını böyle kapatacaksın, kapatmazsan öbür dünyada yanarsın denilerek korkutulması, yetişkin muamelesi yapılmaya çalışılması, lise düzeyinde evlenmenin serbest bırakılması, çocuk gelinlerin ülke genelinde artmış olması, tüm bunlar geleceğin nasıl olacağının adeta birer habercisi.

İlerleyen dönemde, Adalet ve Kalkınma Parti yönetimi, Cumhuriyeti, Laikliği savunmaya kalksa bile, taban buna müsaade etmeyebilecek, tabandan gelen zorla sistem değişmiş olabilecektir.

Din üzerinden gündem değiştirmek, din dersi ile insan yaşamını kolaylaştırıcı buluşlar meydana getirmede aktif rol oynayan, hastalıklara şifa arayan pozitif bilimleri bir tutmak, bilimin gereklerinden tavizler vermek suretiyle iktidarda kalmak, bir siyasetçinin gündeminde olmamalı.

Bir Çin atasözü der ki;

Bir yıl sonrasını düşünüyorsan pirinç ek, on yıl sonrasını düşünüyorsan fidan dik, yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir.

Bugünü anlamak için geçmişin popülist siyasetçilerine bakılması gerektiği gibi, yarını görmek için de bugünkü eğitime, iktidarda kalmak için her yolu deneyen bugünün popülist siyasetçisine bakmak gerek.

***

TEMAD’ın Hukuki Mücadelesi

Her on yılda bir ya darbe olmuş ya da darbe gibi muhtıra verilmiş memlekette, sözde ülkenin çıkarları için. Her darbe, darbe vurmuş vatandaşa, hizaya sokmuş onlara göre yoldan çıkanları. Otoriteye itaat eden, sorgulamayan, tek tip insan özlemi içerisinde olanlarca, yabancı çıkarlarına hizmet verdiği her nedense örtbas edilememiş, darbeden sonra.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin mali konularında ve yönetimsel düzeyde icradan sorumlusu durumunda bulunan ancak vaktiyle, TSK’yı temsil etmediği düşünülerek; temsil, makam, kadrosuzluk, komutanlık, görev gibi tazminatlardan muaf tutulmuş, en kıdemlisinin çalışırken yarbay düzeyinde aldığı ücreti kıdemli üsteğmen düzeyine indirilmiş, emekliliğinde ise yoksulluk sınırında bir yaşamda tutulan; bir kere tutulduğu için, günümüzde kurtarılmak istense de kimi idarecilerce, bir oyunbozanca tutulduğu yerde tutulmak istenen assubaylar birlik ve beraberliklerinden, güç birliğinden kaynaklı olarak örgütlenme adına pek çok yatırımlara da imza atmış geçmişte.

Atmasına atmışlar ancak bir askeri darbe almış götürmüş assubayın varlıklarını bir başka askeri derneğe.

Türkiye Emekli Assubaylar Derneği Hukuk Komisyonu Başkanı Avukat Erken AKKUŞ ve eşi Avukat Meral AKKUŞ’un müracaatına ve Prof.Dr. Ali  AKYILDIZ’ın Bilirkişi Raporuna istinaden, Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesi; Türkiye Muharipler Derneği’nin 04 Mart 1984 tarihinde yaptığı 35’inci Genel Kurulunda alınan “Bu tarih (4 Mart 1984) itibari ile kasadaki tüm nakitler, gayrimenkullerinin tamamı ile tüm alacak ve borçların, Türkiye Emekli Subaylar Derneği’ne devrine karar verilmiştir” şeklindeki 2’nci maddenin iptaline karar vermiş bulunmakta.

Bu dava sonucunda, 29 yıldır egemen güç tarafından bir karara istinaden assubaylardan gasp edilmiş olan varlıkların tekrar assubaylara dönmesi yolunda önemli bir gelişme sağlanmış oldu.

Emeği geçenler, insanlık adına, assubaylar adına, adaletin tecellisi adına büyük bir başarıya imza atmış oldular. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

Adil ve Hak olan, vicdanlarda kabul gören uygulamalar adaleti, hakkaniyeti temsil ederken,

Adaletten yoksun, yanlı, yanlış, haksız uygulamalar adaletsizlik, haksızlık olarak görülür ve tepki görür.

Adaletsizlik, haksızlık insana yapılan bir zulüm, hatta bir işkencedir.

İnsana has olan adalet, hakkaniyet duygusu kişide olumlu yönde gerçekleşmediğinde arayışlar başlar.

Adalet ve Hak’lar yoluyla oynanan oyunlar; oyun içinde oyun...

Adaletsizlik, hakkaniyetsizlik; ailede ise aile bütünlüğünü, iş yerinde ise iş yerinin devamlılığını, devlette ise, devletin bütünlüğünü sarsar.

Adalet duygusu sarsıldığında ve sarsıntı yaygınlaştığında toplumsal yaşamın sarsılmayacağını bilmemek diye bir şey yoktur, esasında.

Her yapılanın bir amacı olduğu gibi, meydana getirilen somut adaletsizliklerin, haksızlıkların bir sistematik amacının olmadığı, her halde düşünülemez. (Toplumun bütünlüğüne, çağdaşlaşmasına zarar verici sanal bir Hak olgusu planlanarak meydana getirilip, meydana getirilen ve belli bir kesimde zaman içinde kabul gördürtülen Hak üzerinden gidilerek adaletsizlik söylemleri konu dışıdır.)

Sistemli olarak “tek elden” yürütülen adaletsizlikler uygulama alanları açısından kendine özgülükler teşkil eder.

Adil, hakkaniyetli, çağdaş, sürdürülebilir toplu bir yaşam için gerekli olan ve de “tek elin” oyununu bozacak olan; bir alan içinde adaletsizlikle meşgul edilen kesimin, diğer mağdur kesimleri, karşılıklı olarak fark edebilmesindedir.

Tek el”, yarattığı ve de sürdürdüğü adaletsizliklere karşı bir de umut sunar birbirlerinden habersiz mağdur kesimlere.

Toplumdaki mağdur kesimlerin birbirlerini fark edemeden, büyük resmi gör(e)meden, adaletsizlikleri yöneten “tek elin” sunduğu toplum içinden çıkmış gibi gösterilen, hâttâ sözde mağduriyetliklerle bezendirilerek sunulmuş sözde kurtarıcıya yönelmesi adalet arayışında olan bir toplum için en büyük talihsizliği teşkil eder.

Tek elin” sunduğu sözde kurtarıcı, toplum kesimlerinde mevcut adaletsizlikleri çözecek yerde daha da derinleştirir, hâttâ başka ayrılıklar da meydana getirir.

Toplum kesimleri adaletsizlikle baş-başa olmasına, hâttâ eskisinden daha berbat halde olmasına rağmen; birbirlerinden habersiz, topluca “tek elin” yarattığı sözde mağduru yücelttiğinde kendini gerçekleştirmiş, kendisine düşman olarak tanıtılmış bir şeye karşı inadına bir şeyi başarmış olarak tatmine ulaşmış zanneder kendini. İşte bu büyük bir yanılgıdır. Toplum kesimleri yanıldığını anladığında ise iş işten çoktan geçmiş olur.

Hâlbuki çağdaş, adil, hakkaniyetli bir toplu yaşama inadına, körü-körüne değil, sorgulayan, araştırıcı akıl ve mantık ile ulaşılabilir. 

Kimisine gerçek anlamda, somut ve fark yaratan rahat bir yaşam sunulurken,

Adına ister kapitalist, ister liberal, ister demokrat, ister yeşil sermaye, ister teknokrat, ister haşhaşi, isterse rantçı, her ne denirse denilsin, kendi keyfini, rahatını düşünen yönetimi ele geçirmiş unsurların hep bana-rab bana uygulamaları sonucu yarattıkları gelir adaletsizlikleri, yaşamın fırsat rüzgârlarını hep kendilerinden yana estirip durur.

Keyfince yanlı kanun çıkartmak, yanlı uygulamalar ortaya koymak ve uymayanları, itiraz edenleri en ağır şekilde ezmek, onların mahir olduğu alanlar.

Çoğunluğun üzerinden rahat rahat geçinmek bir anlayış, bakış, inanç, ahlak meselesidir.

Ahlaktan yoksun, insani değerleri zayıf, bencil bir yapıya sahip egemen unsurların sık sık insanlara umut aşısı yaptıkları ve mutsuz, umutsuz çoğunluğun da bunlara sabır gösterdikleri bir ortamda bu döngü dönüp gider.

Umut yalanlarıyla, sihirli sözlerle, değer vermediği toplumu uyutmayı her defasında başarabilen sihirbaz kılıklı şahsiyetlere tıp bir teşhisi koymuş, Mitomani.

Yapmadığını yaptı gibi, sağlamadığını sağladı gibi gösteren algı yaratıcı, göz boyayıcı açıklamalarıyla, örnekleriyle mağduru kral gibi yaşam sürdüğüne bir anlık da olsa inandırabilen, hatta mağdurlardan taraftar toplayabilen kabiliyetli şahsiyetler, Mitomanlar.

Mitomanın başarısının altında, yalanlarıyla toplumu inandırması ve bölmesi yatıyor. Çünkü o biliyor ki, bölünmüş bir toplum asla kendisine karşı gelemez. Mitomanların egemen olduğu toplumlarda ne bir birlik ne de dirlik olur, millet unsuru dahi çözülür.

Mitomanların en fazla da; gelişmemiş,bir türlü gelişemeyen/geliştirtilmeyen ülkelerde çok oluşu, dar gelirli çoğunluğun umutlarla yaşatılması bir tesadüf değildir.

Dar gelirli, yaşam mağdurunun çıkmazı ise çoğunlukla, bir Mitomamı umut olarak görmesidir.

Yalansız, dolansız, Mitomansız bir yaşam dileğimle.

 

Kadrolarda mevcut aksaklıklardan kaynaklı olarak assubay çavuş ile kıdemli üsçavuşun, başçavuşun, kıdemli başçavuşun aynı kadroya atanabiliyor olması, aynı işi görmesinin istenmesinden dolayı mesleki kariyer çizgisi iniş çıkışlarla dolu, karmaşık bir statü haline getirilmiş, assubay statüsü.

Mesleğe başlayan bir assubayın; ilk yıllarında yapmış olduğu görevi en son rütbesinde de yapabileceğini bilmekte olması veya yapmış olması; sıradanlığı, bıkkınlığı da beraberinde getirebilmekte. Her halde bundan kaynaklı olsa ki ideallerle birlikte hitap şekilleri de değişime uğramakta. Kıdemsiz durumdaki subay, bir üstüne “komutanım” şeklinde hitap ederken, kıdemsiz assubayın üstü olan assubaya “abi” şeklinde hitabı sistemin sunmuş olduğu olumsuzluklara bir tepkinin eseri olsa gerek.

İş öyle bir hal almış ki, daha assubay çavuş rütbesinde bulunanlardan bile başçavuş, kıdemli başçavuşlara “abi” şeklinde hitapların arttığı iletilerde iddia edilmekte.

Bu durum bile; emir-komuta zinciri içerisinde sistem tarafından gri bölgede tutulan assubay statüsünün daha kariyerli, emir-komutada daha aktif, etkin ve yetkin bir meslek haline getirilmesi gerektiğini göstermekte.

Assubayların, her hâlükârda, bir üstü olan assubaya, komutasında olduğunu belirten “komutanım” şeklinde hitabı bence yerinde olacaktır. Umarız ki genelkurmay ve kuvvet assubayları konu üzerinde gerekli duyarlılığı gösterirler.

***

Diğer bir konu ise; son zamanlarda assubay rütbelerinin yazışında İç Hizmet Kanunu’ndaki şeklin uygulamaya geçtiği belirtilmekte. Yani üsçavuş rütbesinde bulunan bir assubay, rütbesini, Topçu Üçvş. şeklinde yazarken, şimdi kanunda yazdığı şekliyle Topçu Astsb.Üçvş. şeklinde yazması aranır olmuş –ki “Astsubay”ın Türk Dil Kurumu’ndaki kısaltması “Asb.” olmasına rağmen-. Konuya maddi yönden bakarsak kanuna uygun ancak şekil olarak hiç de uygun görünmemekte.

O halde tüm statü sahipleri, statülerini unvanlarının önüne eklemeli: General Tuğgeneral, Topçu Subay Albay, Tabip Subay Üsteğmen, Deniz Subay Asteğmen, Hâkim Subay Albay… gibi.

Hiç olur mu?

Olur, deniliyorsa diğer statüler için de kanunla oldurulmalı, uygulanmalı.

Eğer olmazsa,

O halde assubaya da olmamalı,

Yakın geçmişte gündemde, şimdilerde ise hasıraltı olmuş olan assubay rütbelerinin apolete alınması ve assubay yeni rütbe adları tekrar gündeme alınarak, yönetmelikte, kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılmalı.

Diğer memurlarından bağımsız, emsal gösterilmesi imkânsız bir konu olan bunlar için ek bütçeye, Maliye Bakanlığı onayına gerek duyulmasa gerek.

Kaf dağının ötesinde, uzak diyarlardaki bir ülkede yaşayan, kendinden olmayanı kendine muhtaç bırakan, sömüren, çalan-çırpan, yeni marabalar yaratan, adaletsiz, hukuksuz, acımasız ağa ile marabanın demokrasiye dair kısa hikâyesi…

Ağanın, köyleri vardır, içinde binlerce marabası,
Koyunu, keçisi, devesi, nahırı,
Maraba da onundur, arazi de, mal da mülk de,
İstediğini istediği gibi yapar,
Yasama da Yürütme de Yargı da o'dur,
Validir, kaymakamdır, jandarmadır, imamdır, öğretmendir, muhtardır, alanında,

İş kollarını o ayarlar,
Ücreti o ayarlar,
Çalışma koşullarını, şartlarını o belirler,
Marabalardan kimin kiminle evleneceğini o belirler,
Kimin nereye kadar okuyacağını o belirler,
Kaç eşi olacağı kendi elindedir,

Ağanın demokrasisi ağa kadardır,

Aslında ağanın demokrasisi yoktur. O’na göre; demokrasi de hukuk da, adalet de kendisidir,.
Eğer biri çıkıp onun alanını da kapsar şekilde demokrasi getirmişse memlekete,
O, o demokrasiyi ortadan kaldırmak için elinden geleni ardına komaz,

Ağaya rağmen, demokratik sistem yaygınlaşamazsa,
Demokrasiyle yönetilen Cumhuriyetlerde,

Seçme seçilme hakkını o belirler,
Toprak reformunu o belirler,
Ülkedeki eğitim sistemini, o belirler,

Özgürlük, ağanın uygun gördüğü kadardır,
Marabanın, hoşuna gitmeyen çıkışlarını zınk diye keser-atar, yasaklar,
Koyduğu yasağı mahkeme bile kaldıramaz, çünkü ağa kanun yapıcıdır,
Kanunları anlık değişir,

O ülkede siyasiler de ağa gibidir,

Halk onlar için marabadan öte bir şey değildir,
Hep ağa olmak, öyle de kalmak isterler,
Ağalığının yolunun marabayı, maraba tutmaktan geçtiğini bilirler,

Onların gözünde maraba maraba olduğu için,
Marabanın da köleleri olduğunu bildikleri için,
Marabaya maraba gibi davranırlar,

Marabalar, bize göre; emirlerindeki kölelerdir,
Ama maraba bunun farkında bile değildir,
Ağa bir yem attı mı ortaya, maraba koşar kuşlar gibi,
Kafayı kaldırmadan yemleri midesine indirmeye bakar ve
Sonra yeni yemleri beklemeye başlar,
İyi bir maraba bilir ki ağa yem atmadı mı açlıktan ölür,

Marabanın kafası hep yerdedir,
Sadece ayak uçlarını görür, yasaktır başını kaldırması, etrafa bakması,

Hâlbuki kaldırsa kafayı, yem atan, onları iliğine kadar sömüren ağayı görecek,
Baksa etrafına, diğer eğilmiş yemlenen zavallı insanları görecek, belki de kendine gelecek,
Ancak bir türlü kaldır(a)maz kafayı,
Alıştırmıştır ağa siyasetçi onları, onlar da alışmıştır böyle yaşamaya,

Dinmiş, ahlakmış, adaletmiş, hukukmuş, okumakmış, yorumlamakmış, sorgulamakmış hak getire; marabanın derdi, midesidir, onu yemleriyle dolduran da ağasıdır, ağa ne derse onu bilir onu söyler marabalar, gerisi yalandır onun için,

Yeter ki kutsal ağa, velinimet ağa gitmesin başlarından diye, her yolu mubah sayar bizim hikâyemizdeki maraba, ezer geçer demokratik kuralları. Çünkü bilmez demokrasinin, cumhuriyetin faziletini.

Günler günleri, seneler seneleri kovalar ardı sıra ve gün gelir yem karşılığı satacak oy hakkını da alır ağa, marabanın elinden,

Maraba da; zaten ben sendeyim ağam, der ve hikâyemiz de böylece biter.

Hikâye bu ya, iyi uykular, diyerek bitirelim.

Assubayların çözüm bekleyen ekonomik ve sosyal sorunları sanki sorun uluslararasıymış gibi halen gündemde.

Assubayların temsilcisi durumundaki Türkiye Emekli As(T)subaylar Derneği (TEMAD)nin çözüm arayışları sürmekteyken, assubayların sesini duyurmak için sonunda Ölüm Orucu’na karar verdiğini 1 Mart günü İstanbul Galatasaray Lisesi önünden kamuoyuna duyurdu ve 5 Mart’ta da eyleme başladılar.

Ölüm Orucundan bir hafta önce CHP ve MHP’nin meclise sunmuş olduğu TBMM İntiharları Araştırma Komisyonu kurulması teklifi Ak Parti (AKP) oylarıyla mecliste ne yazık ki red edilmiştir.

27 Şubat günkü “Assubay İntiharları” konulu TBMM görüşmesinde;

CHP İstanbul Milletvekili Celal Dinçer;

1999'dan bu yana 76, son 3 ayda 9 assubayın intihar etti, 39 yıldır hiçbir iyileştirme yapılmadı, 5 Mart'ta ölüm orucuna başlayacaklar. Seslerini duyurmak için son çare olarak ölüm orucunu görüyorlar. Temsil tazminatı, görev tazminatı, makam tazminatı, kadrosuzluk tazminatı, komutanlık tazminatı, subaylara var astsubaylara yok

derken, MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı;

Astsubaylar imtiyaz değil, adalet ve eşitlik istemektedir, Meclis olarak duruma el koymamızı istemektedir. Ordunun bel kemiği olan astsubaylar kaderiyle baş başa bırakılmamalıdır. Savaşta ve barışta aynı kaderi paylaşan subay ve astsubayların, külfette beraber olduğu gibi nimette de beraber olmaları sağlanmalıdır

dedi.

Milletvekillerinin oyuyla red olan AKP’nin ne dediğini ise yazmaya bile gerek yok. AKP isteseydi zaten hiç bir assubay sorunu kalmazdı!

***

Ülke genelinde yürütülmekte olan mahalli idareler genel seçimine rağmen, assubay sorunlarını partiler üstü olarak gören,  Ak Parti (AKP) hariç olmak üzere; CHP, MHP, DP, BBP gibi partilere ait milletvekili ve belediye başkanı adaylarının yanısıra sivil toplum örgütleri, sendikalar, TEMAD’ın ölüm orucu çadırını ziyaret edip, desteklerini sundular.

Türkiye’nin her daim yoğun olan gündeminde yerini bulan ölüm orucu eylemi sonrası 15 Mart günü düzenlenen Büyük Ankara Mitingine gece demeden, yorgunluk demeden binlerce kilometre yol kateden assubay aileleri Ankara’da buluştular.

Büyük bir organizasyon olduğunu her haliyle gösteren miting, yazılı ve görsel basının yanı sıra sosyal medyanın önde gelen sosyal gruplarında da yer aldı. Miting öylesine etkileyiciydi ki, mazeretlerinden dolayı katılamayan kimi assubaylar, üzüntülerini sosyal medya üzerinden yazarak ifade ediyorlardı.

Böylesine büyük mitinglerden sonra beklenen etki, taleplerle ilgili olarak, gerekli kurumlardan bir cevap bulmasıdır.

Hal böyleyken, Genelkurmay Başkanlığı, eylemden sonra TEMAD yerine, iki emekli assubay ile görüşmeyi tercih etmiştir. Gerisini e-postama gelen, gündeme dair mektuplardan seçtiğim “İçimizden Biri”nden okuyalım.

***

Sn. Orhan KAYA,

Gündeme dair bir değerlendirmemi sizinle paylaşmak istedim.

TEMAD tarafından, 15 Mart 2014 günü gerçekleştirilen görkemli Anıtkabir ziyareti, yürüyüş ve Mitingin üzerinden neredeyse iki hafta geçti. Özellikle sosyal medya’da Genelkurmay II. Başkanı ile iki meslektaşımızın yaptığı görüşme üzerine yapılan tartışmalar gerçek gündemin önüne geçti.

Bu durumu birçok açıdan inceleyebiliriz;

1. Bu görüşmeler daha önce gerçekleştirilen ve 270 Muvazzaf Assubayın katıldığı görüşme de dâhil olmak üzere bir proje kapsamındadır.

2. Özellikle son 3 yıldır yükselerek devam etmekte olan özlük hakları ve adalet mücadelesinin neticeleri alınmaya başlamış ancak bunun TEMAD önderliğinde gerçekleşen mücadeleye endekslenmesi özellikle Genelkurmay karargâhında rahatsızlık yaratmıştır.

3. Görüldüğü kadarı ile Genelkurmay’ın asıl endişesi emeklilerin TEMAD etrafında daha güçlü kenetlenmesi değil, muvazzafların da emekli büyüklerine ilgilerinin ve desteklerinin artması nedeniyle kurum içinde de hak arama mücadelesinin güçlenmesidir.

4. 15 Mart sonrası görüşülen iki meslektaşımızın özelliklerine bakacak olursak;

  • a. Her ikisi de sosyal medyayı etkin kullanmaktadır,
  • b. Her ikisinin de TEMAD Genel Merkez yöneticileri ile hukuka yansımış ve yansımamış sorunları bulunmaktadır.
  • c. Bu meslektaşlarımızdan birisi açıkça TEMAD’ın kapatılmasını talep etmekte ve buna gerekçe olarak derneğin muvazzaflarla ilişkisini öne sürmektedir. Paylaştığı yazılarda bunu kanun, yönetmelik ve tüzüğe dayandırmaktadır. Oysa TEMAD Tüzüğünün Üyelikleri tanımlayan 8. Maddesinde;
  1. TABİİ ÜYE: Tabii Üyeler; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli Astsubayların eş ve çocukları ile Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emeklilik veya maluliyet nedeniyle ayrılan Astsubaylar, bu Astsubayların eş ve çocukları, ölenlerin dul ve yetimleri derneğin tabii üyesidir.
  2. ASİL ÜYE: Asil Üyeler; Tabii üyelerden, usulüne uygun başvurarak, tüzük hükümlerine uymayı taahhüt edenler, ilgili Yönetim Kurulu kararı ile asil üyeliğe alınırlar, demektedir.

Buna göre de derneğin üyesi olan Muvazzaf Assubay Eş ve Çocukları mevcuttur. Üye olan eş ve çocukların yaşam şartları, bu muvazzafların yaşamı ile doğrudan alakalıdır. İşyerinde mobbing uygulanıyorsa bunun yarattığı psikolojik olumsuzluklar eve yansıyacaktır. Özlük hakları, sosyal tesislerdeki adaletsizlikler vs. üye olan eş ve çocukları direkt ilgilendirmektedir. TEMAD, ben bunlarla ilgilenmem deme lüksüne sahip değildir. Bir diğer husus da Emekliler de özlük haklarını 926 sayılı kanuna göre almaktadır. Eğer Muvazzafla ilgili düzenleme yapılmazsa, Örneğin göreve başlangıç dereceleri değişmezse bunun emekliye yansıması mümkün olmaz.

  • d. Görüşmeye katılan diğer meslektaşımız 2012 Yılında “PES Grubu”nu kuran muvazzaflardan devralmış, kısa sürede, Meclisi kuşatmak, Genelkurmay’a yürümek gibi agresif paylaşımlarla özellikle muvazzafları galeyana getirmiş, TEMAD Genel Merkezi gidişatın tehlikesini görmüş ve bu meslektaşımızın PES Grubu yöneticiliğinden ayrılması sürecine müdahil olmak zorunda kalmıştır.

Bu meslektaşımız halen kendi özel profilinde “220.000 Kişilik ESKİ PES Grubu Yöneticisi” şeklinde bir ünvan kullanmaktadır. Oysa PES Grubunda Yönetici iken kurmuş olduğu Yedek grubu aynı adla faaliyete geçirmiş ve halen yönetici olmasına rağmen sayısal durum nedeniyle bunu kullanmamaktadır.1Bu meslektaşımız geçmiş dönemde; bir TEMAD Yöneticisi, PES grubuna kendisinden sonra yönetici olan meslektaşımız ve birisi devre arkadaşı olan iki TEMAD İl Başkanı ile yaşadığı sorunları kan davasına döndürmüştür. TEMAD’ın kurumsal kimliğine karşı saldırgan tavırları nedeniyle de dernek’ten ihraç edilmiştir.

Bugün İNTİKAM alma, PES Grubunu yeniden ele geçirme, EGO tatmini sevdası ile her türlü tezgahın içinde olmayı göze almış görünmektedir. 16 Mart günü kendi profilinde yayınladığı 30.000 Astsubay Ankara’yı titretti başlıklı paylaşımından 2 gün sonra vazgeçmesini başka türlü izah etmek mümkün değildir.

2

Yukarıdaki paylaşımda (*) özellikle MUVAZZAFLARLA ilgili bölümler, kimin muvazzaflarla kışkırtıcı ilişki içinde olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Umarım Genelkurmay görüşmesinde bu meslektaşımızın partneri olan kişi ve TEMAD’ı pasifize etmek için bu görüşmelere dört elle sarılan Genelkurmay yetkilileri bu paylaşımları doğru okur.

5. Yıllardır mücadele edenlerin sıraladığı taleplerimiz birer birer karşılanmakta ancak aşama aşama gerçekleşen bu kazanımlar ne hikmetse meslektaşlarımızı da mutlu etmemektedir. Oysa ilki 2008 yılında Sabah gazetesinde yayınlanarak mücadelenin önceliklerine ışık tutan ve mevcut TEMAD Yönetimince göreve geldiği andan itibaren güncellenerek önceliklerimiz olarak sunulan taleplerin iki madde de olsa eksilmesi memnuniyet vericidir. Yani geçmiş günlerin moda günümüzün söyleyenler tarafından bile sahiplenilmeyen deyimiyle “yetmez ama evet” demek durumundayız.

1/4 Derece kademeyi ve 8 yıldır gasp edilen 100 TL ek ödemeyi almış olmayı sürekli küçümseyerek dile getirmek en basit deyimiyle emeğe saygısızlıktır. Bunu bizler istedik mücadelesini verdik ve aldık. Gerisi laf-u güzaftır.

Saygılarımla.

İçimizden Biri

(*)https://www.facebook.com/photo.php?fbid=437981826304802&set=pb.100002789667077.-2207520000.1396019014.&type=3&theater 

TEMAD’ın 5 Mart günü başlatmış olduğu Ölüm Orucu ile ülke gündemindeki yerini koruyan assubay hak arayışı olanca ciddiyetiyle sürmekteyken, gündemle ilgili olarak Meçhul Asker’den bir e-mektup aldım. Mektubu aynen aşağıda sunuyorum.

Orhan Kaya

***

İşte o mektup:

Milli Savunma Bakanı Sn. İsmet YILMAZ'ın Assubayların “ÖLÜM ORUCU” eylemi ile ilgili bir medya mensubunun sorduğu soruya yanıt verdiği açıklamayı hayretler içinde okudum.

TSK'nın genelini ilgilendiren bazı iyileştirmelerin yalnızca Assubaylar için yapılmış gibi anlatılmasını anlamak ve iyi niyetli bir açıklama olarak yorumlamak mümkün değildir.

Sayın Bakının sözlerine “yıllardır hakları gasp edilmiş bir Emekli Astsubay gözü ile bakışımız” aşağıdadır:

"Allah için bir geçmiştekine bakın bir de şimdikine bakın!”, “Astsubaylardan 4 yıllık okulu bitirenler birin dördüncü derecesine çıksın' dediler, yaptık” demişler.

Assubaylara verdik denilen 1. Derecenin 4. Kademesi yalnızca Assubaylara değil yıllarca 926 sayılı TSK Personel Kanununda olmamasına rağmen yıllardır kanunsuz olarak verilen Yarbaylara ayrıca Uzman Çavuşlara da verilmiştir.

Bu düzenlemenin yalnızca assubaylarla ilgili olduğu algısını yaratmak doğru bir yaklaşım değildir.

Sayın Bakan diyor ki:

Astsubaylardan emekli olanlar daha önce istihbarat elemanlarıyla güvenlik elemanlarının almış olduğu 100 lira ödemeyi aldılar, yeni çıktı, Resmi Gazete'de yeni yayımlandı.

Evet, Sayın Bakan doğru söylüyor ama eksik söylüyor. Bahsedilen 100 TL'yi açıklamasında bahsedilen meslek gruplarının emeklileri 8 yıldır almaktadır, yani yasaya yeni eklenen TSK mensuplarının bu güne kadar alması gereken 96 Ay*100 TL= 9600 TL. Bu 8 yıllık gecikme nedeniyle hiçbir haklı gerekçeye dayanmadan gasp edilmiştir. Ayrıca yeni düzenleme ile yalnızca Assubaylar değil makam tazminatı almayan Binbaşı ve altındaki Subaylarla Uzman Jandarmalar da bu ödemeye hak kazanmıştır.

Yoksulluk sınırı altında maaş aldığı için emekliliğinde çalışmak zorunda kalan Assubaylar ilgili kanunun, SGDP destek primi ödeyenler ve sigortalı olarak çalışanlara bu ödeme yapılmaz hükmü gereği bu ek ödemeyi alamayacaktır. Bu ödemeyi alamayacak olanların oranı neredeyse emekli assubayların %50'sidir. Oysa Yarbay ve üstü rütbelerden emekli olan ve Makam Tazminatı alanlarla ilgili böyle bir kriter yoktur.

Sayın Bakan konuşmasının ilerleyen bölümünde de diyor ki:

Önce şunu diyelim; biz bir aileyiz. Bu ailenin, sizin de evladınız var, birini diğerinden ayırt edebilme imkânınız yok. Eğer ailenizden birinde huzursuzluk varsa o huzursuzluk herkese yansır.

Dolayısıyla gerek Genelkurmay Başkanımın gerekse bizim bu kardeşlerimizin ne üzülmesini ne de Mali haklarının kötüye gitmesini isteriz ancak tüm kamu görevlilerimizi ülkemizin genel ekonomik yapısı içerisinde geçmişle kıyaslanamayacak derecede iyi bir noktaya götürmeye çalışıyoruz.

Bu astsubay kardeşlerimi de bu ailenin bütünlüğü içerisinde daha iyi bir noktaya götürmek için çalışmalarımız devam ediyor.

Biz bir aile isek Yarbaylara verilen Makam Tazminatı Kıdemli Başçavuşlardan neden esirgenmektedir. Genelkurmay Başkanlığınca uzun zamandır sürdürülen TSK Personel Kanunu taslağında bu husus yer almasına rağmen neden hayata geçirilmemektedir.

Ülkemizin ekonomik yapısı bu adaletsizliğin kılıfı olabilir mi?

Ülkenin ekonomik yapısı veya Mali Kaynak gerekçeleriyle hiçbir bağlantısı olmayan aşağıdaki adaletsizlikler niçin giderilmemektedir? Kısaca özetlersek;

Polis MYO Mezunları 9/2 derece kademeden göreve başlatılırken Astsubay MYO Mezunları niçin 9/1 Derece kademeden göreve başlatılmaktadır? Göreve başlangıç derecelerindeki bu adaletsizliğin ülkenin ekonomik durumuyla veya mali kaynakla ne ilgisi vardır?

Assubay MYO Yasası ile 2003 yılından sonra mezun olan assubaylar, 9/1 dereceden göreve başlatılırken 2003 yılından önce mezun olan assubayların intibakları niçin yapılmamaktadır? Oysa Harp Okulları 2 yıldan 3 yıla daha sonra 4 yıla çıkarıldığında emeklileri dâhil tüm subayların intibakları buna göre yapılmıştır. Bu aile arasında ayrımcılık ve adaletsizlik değil midir? Bu adaletsizliği gidermek için Maliye Bakanlığına kaynak sorulmasına gerek var mıdır?

Özellikle ülkenin ekonomik durumu, mali kaynak vs. gibi bahanelerle geçiştirilemeyecek, göreve başlangıç derecesi ve intibaklarla ilgili taleplerin yıllardır karşılanmaması aile bütünlüğü anlayışına sığmayan, ailenin fertleri arasında farklı uygulamalar nedeniyle huzursuzluk yaratan konulardır.

Özellikle bu iki konunun çözümü için Genelkurmay Başkanlığı ve Hükümetin, Maliye Bakanlığının kaynak yok gerekçesinden bağımsız olarak, çözüm iradesi göstermesi, emekli assubayların son çare olarak başvurduğu ÖLÜM ORUCU eyleminin sonlandırılması için önemli adımlar olacaktır.

Birçoğunun ciddi sağlık sorunları bulunan Emekli Assubayların Sokakta ölüme terk edilmesi karar merciinde olan herkese tarihi bir sorumluluk ve vebal yüklemektedir. Bugün yalnızca emeklileri ilgilendiriyor gibi görülen bu sorunlar, çözüm makamlarının sorun algılama ve çözüm yönündeki isteksiz tavrı nedeniyle yarının emeklileri olan muvazzaf assubayların gelecek endişesi taşımasına yol açacağından istenmeyen sonuçlara gebedir.

Saygılarımla.

Meçhul Asker

Bir devlet statüsü olan astsubay statüsünün içini dolduran insanlar, yıllardır insanca yaşam koşullarına erişmek için haklı taleplerini, idare edenlere iletmekte olmalarına rağmen ne yazık ki hakları her geçen gün elinden alınmaktadır.

Bundan on beş yıl öncesine kadar yarbay düzeyinde olan maaşları için öngörülen düşürme hedefine hemen hemen yaklaşılmış görünüyor.

İçinde bulunduğumuz yılda bir iki kademeli kıdemli başçavuşun çalışırken aldığı maaşı kıdemli üsteğmen seviyesindedir.

Yarbay maaşı nere kıdemli üsteğmen maaşı nere...

Maaşlarda hedef, kıdemsiz personel kıdemliden fazla maaş alamaz mantıksız mantığına dayandırılıyor.

Bunun dışında teğmen maaşı ile astsubay çavuş maaşı arasında çok büyük fark oluşturulmakta.

İdarenin bundaki mantığı ise; teğmen, teğmen oluncaya kadar, astsubay astsubay oluyor, iki yıl önceden maaş alıyor.

Bunu düşünenler, teğmen teğmen oluncaya kadar, devlet eliyle harcamaları karşılanırken, astsubay, astsubay olduktan sonra tüm giderlerini aldığı maaşından karşılamakta ve devlet işlerinin sorumluluğunu taşımaya başlamaktadır, nedense kimse bunu hesaba katmıyor.

2014 yılı Ocak ayı muvazzaf maaşları (TL);
Teğmenin ast rütbesi olan As(T)teğmen : 2.750


Asb.Çvş. : 2.644
Teğmen : 3.176 Başçavuş : 3.162
Kd.Ütğm. : 3.414 ll.Kad.Kd.Bçvş. : 3.640
Kd.Bnb. : 3.824
Yarbay : 4.489
Kd.Albay : 5.627
2014 yılı Ocak ayı emekli maaşları (TL);
Kd.Bnb. : 1.947


Kd.Bçvş. 1.494
Yarbay : 2.833 Kad.kd.Bçvş. 1.614
Kd.Alb. : 4.356 ll.kad.Kd.Bçvş. 2.251

***

Şimdi gelelim Türkiye Kamu-Sen'in 2014 Şubat ayında ait Geçim Endeksi Verilerine:

Türkiye Kamu-Sen'in asgari geçim endeksi araştırmasına göre, 2014 Şubat ayında 4 kişilik ailenin asgari geçim sınırı 3 bin 818 lira 19 kuruşa yükseldi.

Araştırma sonuçlarına göre, çalışan tek kişinin yoksulluk sınırının bin 894 lira 89 kuruş olarak hesaplandığı belirtildi.

Yapılan araştırmada 4 kişilik bir ailenin kimseden yardım almadan insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesi için gerekli tutar olarak ifade edilen refah sınırının ise 3 bin 818 lira 19 kuruşa yükseldiği kaydedildi.

Araştırmaya göre, bir kişinin sosyal yaşam içerisinde hayatını sürdürebilmesi için gerekli en düşük miktar olan "açlık sınırı" ise bin 460 lira 43 kuruş oldu.

***

Milli Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, 8 Mart 2014 günü ziyaret etmiş olduğu TSK Güçlendirme Vakfı’na ait jeneratör fabrikasında, basın mensubunun assubayların ölüm orucu sorusu üzerine, adeta assubayları basın yoluyla halka, kamuoyuna şikâyet edercesine "Allah için bir geçmiştekine bakın bir şimdikine bakın" diyor.

Güncel veriler yukarıda sayın bakan. Devletin arşivi de elinizin altında. Bir zahmet siz bakınız geçmişe ve bu güne...

Astsubay camiası okumasını, yorumlamasını bilen insanlardan müteşekkildir.

Çok şükür hemen hemen hepsi, hâlihazırda sizlerin devamı olduğunuz idarenin yasaklarına rağmen üniversite bitirmiştir. Eğer assubayın okuması geçmişte yasaklanmışsa bundan geçmişin sivil idaresi de sorumludur.

Hiçbir hükümetin, vatandaşını ezdirme, haklarından mahrum bırakma hakkı yoktur. Hükümetler, bahanelere sığınamaz. Sığınan, hükümet ediyor sayılmaz. Sayılmayan şey, mağdurlarca tanınmazsa yeridir.

Bir de konuşmanızda aileden, anadan babadan bahsediyorsunuz.

Bizim bildiğimiz, gördüğümüz, yaşadığımız, yaşattığımız baba; yemez, yedirir, giymez giydirir, aç yatar eşini, çocuklarını aç sefil, namerde muhtaç bırakmaz!

Assubaya görevi esnasında uygun gördüklerinizi artırarak emekliliklerinde de sürdürmekten artık vazgeçiniz.

Türkiye Emekli As(T)subaylar Derneği (TEMAD)nin, geçimin bittiği yerde almış olduğu Ölüm Orucu kararını uygulamaya sokmasının üzerinden beş gün geçti.

Bugün altıncı gün.

Sizlerin bir saat dahi kalamayacağınız yerlerde yıllarca kalarak görev yapan ve insanca yaşam için ölüme yatan emekli assubayınızı ziyaret edebildiniz mi?

Daha çalışırken birikim yapma hakkı elinden alınmış olan assubaylar, emekliliklerinde açlık sınırında bir maaşla ölüme terk edilmiştir. Bu terk ediliş hali, idarenin, ölüm orucundaki assubayları ziyaret etmemelerinden de çok iyi anlaşılmaktadır.

Maaş çizelgeleri ayrıntı adresleri:
  1. http://kamuemekcileri.org/index.php?option=com_content&view=article&id=940:2014-yl-assubay-subay-sivil-memur-uzman-erba-maa-kepazelii-&catid=1:manset&Itemid=105
  2. http://www.haberartiturk.com/emekli-maas-kepazeligi-899yy.htm
Milli Savunma Bakanının Ölüm Orucu Açıklaması:

Kurtuluş mücadelesini bir düşünün,

Dünya devi Osmanlı İmparatorluğu her alanda kaybetmeye başlamış son iki yüz yılında,

Kaybedişinin altında yatan pek çok nedenden en önemlisi ve anası; Arap yaşam tarzını benimseyip yaymaya çalışan tarikat ve mezheplerin eğitim sistemini ele geçirerek meydana getirmiş oldukları cehalet ve ilim yaratamama durumu sonrası toplumca içe kapanıklık, dünyadan uzaklaşma ve yok olmaya başlayış...

Yeri gelmiş, dinsiz ilan edilme endişesi taşıyan Padişah dahi eğitim sistemine etki edemez olmuş...

O dönemden kalma sözde öğretim görevlilerinin 1924 yılında, bugün adı İstanbul Üniversitesi olan Darülfünun’un bahçesinde fotoğraf çektiren öğrencileri cezalandırmaları eğitimi ele geçiren cahil, yobaz, gerici yapıyı anlatması bakımından son merhaledir...

Ele geçirmek istedikleri toplumların cahil bırakılmasından hoşnut kalan Batı, Osmanlı’nın içine düştüğü cehalet durumdan elbette ki memnundu...

Sonuç malum, üç kıtada toprakları olan Dünya devi Osmanlı İmparatorluğu dağılmış, hükmettiği bölgelerden günümüzde pek çoğu Amerika ve Avrupa’ya bağımlı kırk sekiz devlet çıkmış.

Kaybedecek bir şeyi kalmayan Osmanlı tebaası; içinden çıkan, belki de bir daha eşi-benzeri dünya üzerine gelmeyecek olan lideriyle son toprak parçasında yaşam bulmuş, birey olmuş, kimi Batı ülkesinde bile olmayan medeni haklara kavuşmuş.

***

Ölüm, kaybedecek bir şeyi kalmayanların seçtikleri varoluş yoludur.

Türk milleti yedi düvele karşı mücadelesinde, liderinin öncülüğünde bir ve beraber olarak ölümü göze aldığı için muzaffer olmuştur.

Mustafa Kemal’in ölüm emri kurtuluşun başlangıcıdır.

Çanakkale Savaşı sırasında, cephaneleri bittiği için Conkbayırı’na kadar çekilen ve düşman tarafından kovalanan bir gözetleme bölüğüne rastlar.

Bundan sonrasını Mustafa Kemal şöyle aktarmaktadır (1).

  • Niçin kaçıyorsunuz? dedim.
  • Efendim düşman…
  • Nerede düşman?
  • İşte… diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşman bana, benim askerlerimden de yakın. Düşman bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek. O zaman bir mantıkla mıdır, yoksa bir iç güdü ile mi, bilmiyorum, kaçan erlere:

  • Düşmandan kaçılmaz, dedim.
  • Cephanemiz kalmadı, dediler.
  • Cephanemiz yoksa süngümüz var, dedim ve bağırarak:
  • Süngü tak, dedim. Yere yatırdım. Erler yere yatınca düşman da yere yattı.

Kazandığım an, bu andır. Düşman ne yapacağına karar verinceye kadar 57. Alay da Conkbayırı’ na yetişti.

Daha sonra 19. Tümenin öteki alaylarını da emrine alan Mustafa Kemal, düşmana karşı daha etkili bir taarruz başlattı. Kocaçimen platosunun düşmanın eline geçmesi önlendi ve Çanakkale savunmasının temeli atıldı.

Mustafa Kemal, o gün Arıburnu kuvvetleri komutanı olarak verdiği emirde şöyle diyordu:

  • Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zamanda yerimizi başka kuvvetler alabilir.

***

Mustafa Kemal’in 23 Nisan 1920 Yemini’de ölümü göze almışlığın ifadesidir.

Emperyalistlerin işgali altındayken 23 Nisan 1920‘de 115 temsilci ile Ankara’da İttihat ve Terakki‘nin binasında ilk Büyük Millet Meclisi toplanır ancak elde avuçta ne para, ne kalacak otel, ne ordu, hiçbir şey yoktur.  Bunun üzerine bir grup yurtsever çaresizliğe düşerek memleketlerine geri dönmek ister. Bunu duyan Büyük Önder Mustafa Kemal kürsüye çıkar ve şu konuşmayı yapar:

  • İşittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Milli Meclise davet etmedim. Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu kutsal davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır, bu şekilde Elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı müdafaa ederim. Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim

diye konuşunca herkesi bir heyecan dalgası sardı. Hiçbiri gözyaşlarını zaptedemiyordu. (2)

***

Şimdi gelelim Emekli As(T)subaylar Derneği Genel Merkezi (TEMAD) Yönetim Kurulunun 13 Şubat 2014 tarihinde “TEMAD'DAN TARİHİ EYLEM KARARI” başlığı altında kurumsal internet sayfasından Genel Başkan (E) Kd.Bçvş. Ahmet KESER’ce imzalı olarak kamuoyuna duyurduğu “Ölüm Orucu” genelgesine.

Genelge şu şekilde:

  1. Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu 13.02.2014 günü toplanmıştır.
  2. Meslektaşlarımıza uygulanan ayrımcılık ve adaletsizliklere karşı durmak için TEMAD Yönetim Kurulu oy birliği ile ÖLÜM ORUCU eylemine başlama kararı almıştır.
  3. Eylemin yer ve başlama zamanı bilahare paylaşılacaktır.
  4. Kamuoyuna saygıyla sunulur.

***

Genelgenin özü ve eylemin gerekçesi: “Meslektaşlarımıza uygulanan ayrımcılık ve adaletsizliklere karşı durmak.

Konu hakkında pek çok görüş mevcut.

Alınan kararı destekleyen büyük çoğunluğun yanı sıra; illerde toplantılar yapılmalıydı, yürüyüşler düzenlenmeliydi, açlık grevi yapılmadan böyle bir eyleme geçilmemeliydi, ölüm orucu kanunen yasaktır, diye görüş bildirenleri okuyoruz.

2006 yılından bu yana Assubayların Düşünce Merkezi niteliği kazanmış olan ve bunu kararlılıkla sürdüren  www.emekliassubaylar.org  internet sitesinde yayınlanmış olan “TEMAD'IN ÖLÜM ORUCU KARARI...” haberinin altına eklenen 14.02.2014 tarihli, “EMEKLİ ASSUBAYLAR” başlığı altındaki şu mesaj oldukça dikkat çekici:

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Eylemlerin en büyüğü AÇLIK GREVİ ve ÖLÜM ORUCUDUR, ikisinin arasındaki farkı yazımızda belirttik, muhtemelen eylemin en uç noktası olan Ölüm orucu yerine süreyi biraz daha uzatan Açlık grevi olabileceğini düşünerek tashih edilebileceğini belirtmiştik. Sitemiz sözcüsü Sn.Gürpınar TEMAD Gn.Bşk.Yrdc Sn.Yüksel BİNİCİ ile yaptığı görüşmede ÖLÜM ORUCU KARARININ SONUÇLARI DÜŞÜNÜLEREK ALINDIĞINI VE KARARLILIKLA GENEL MERKEZ'DEN BAŞLAYIP GELİŞMELERE GÖRE YURDA YAYILACAĞI BİLGİSİNİ ALMIŞTIR. ASSUBAY TOPLUMUNA HAYIRLI OLMASINI DİLİYORUZ.(3)

Konuya ilişkin olarak, 1965 yılında üniversite öğrenimi görmüş, okullarda ders vermiş, günümüzde pek çok konuda ve bir asra yakın süredir çözülmeyen assubay sorunları üzerine makaleleri bulunan (E) Kd.Bçvş. Mehmet KAYALI’nın “TEMAD'IN ÖLÜM ORUCU KARARI...” haberine eklemiş olduğu, insan onurunu bir cam ile ifade ettiği mesajı oldukça anlamlı, düşündürücü mesajlar içermekte.

İşte o mesajdan bir bölüm:

ÇAĞDAŞ YAŞAMDA İNSANLARIN HAKLARI GEREK BİRLEŞMİŞ MİLLER İNSAN HAKLARI BİLGİRGESİNDE, GEREKSE AVRUPA HAKLARI SÖZLEŞMELERİNDE, YAZILI STATÜ HALİNE GETİRİLMİŞ.
ÜLKEMİZ DE, BU OLGULARI KABULLENİP YASALAŞTIRMIŞ OLUP, MEVZUATI İÇİNE DÂHİL ETMİŞTİR.
TÜM BU OLGULARIN, EŞİTLİK KAVRAMINDA UYGULAMA OLANAĞINI, BEKLEMEKTEDİR.
CAM, ÇOK HASSAS BİR MADENDİR.
İNSAN ONURU İLE CAM BENZERLİK KONUMUNDADIR.
CAM NASIL, ELDEN VE İTİBARDAN DÜŞER DE KIRILIRSA...
İNSAN ONURU DA. HAK ETTİĞİ İTİBARDAN, DÜŞERSE,
HAK ETTİKLERİNİN, VERİLMEDİĞİNE KIRILIR VE KÜSKÜNLÜK BELİRTİLERİNİ SUNMA İÇİN YÖNTEM ARAR VE SONUÇTA MUTLAKA BULUR.
ÇAĞDAŞ DÜŞÜNCENİN, TEMEL GAYESİ:
CAM BENZELİĞİNDEKİ İNSAN ONURUNU KIRMAMAKTIR.
BEKLENTİ BUDUR.
ASTSUBAY HAKLARINI KAZANILMASI DOĞRULTUSUNDA GENEL MERKEZİMİZİN SAYIN YÖNETİCİLERİNİN ALMIŞ OLDUKLARI TÜM KARARLARINI DESTEKLEMEKTEYİ Z.
TÜM OLGULARIN EMEKLİ ARKADAŞLARIMIZI N SIKINTILARINDAN SOYUTLANMA İÇİN YAPILDIĞI GERÇEKTİR.
ALINAN EYLEM KARARLARI, ETKİNLİK ETKİSİ BAKIMINDAN SIRALAMALI OLMASI, UYGULAMANIN TAKİP EDİLEREK ETKİ TEPKİ PRENSİPLERİ İÇERİĞNDE OLMASI İSTENEN SONUÇLARA ULAŞIM GAYELİDİR...

Sonuç;
  • Bir toplumun veya topluluğun çağdaş, medeni değerlere kavuşmasını engelleyen kişiler en nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirenler gibidir.
  • Toplum veya toplum içerisindeki bir statü adıyla anılan topluluklar, uğramış oldukları gözle görülür çağ dışı, üstelik yasama organınca kabul edilmiş insani değerlere aykırı hususları dillendirmelerine rağmen çözüme ulaşamıyorsa; insani değerlerin ve adaletin tecellisi için, kırılan onurunu, gururunu yeniden kazanması için canını ortaya koymuşsa şayet, bu durum toplum veya topluluğun kararlığını, ilerlemesini göstermesi açısından önemli bir adımdır.
  • Türk toplumuna medeniyeti altın tepside sunan medeniyet aşığı, bilim aşığı ve uygulayıcısı Lider Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi düşünenler artık idarede yok veya etkin konumda değiller. Türk toplumu ve belli statü adıyla anılan topluluklar kendisine yakışan medeniyetini kendisi takdir edecek düzeydedir.
  • Toplumu, bireyleri çağdaş değerlerden uzak tutmak isteyenlerin başvurduğu bir yol; adaletten uzak kanunlarla kurallar meydana getirmek ve gerektiğinde elinde bulundurduğu devlet gücünü bu yolda kullanmaktır. Ancak her türlü engellemelere rağmen gelişen toplumlarda bununda bir sonu olduğu görülmektedir.
  • Topluma yabancıların koymuş olduğu, toplum veya statüleri yükselme basamağı gören zihniyetlerin meydana getirdiği gözle görülür adaletsizlikleri ortadan kaldırıcı gelişmeleri hiçbir yasa, dini kural, dogmalar engelleyememiştir. Çağdaş değerleri içinde barındıran Avrupa medeniyet tarihi bunların örnekleriyle dolu...

 

 

Kaynak:

(1) ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, İstanbul, 1984, s.87-88

(2) TERZİOĞLU, Sait Arif, İnsancıl Atatürk, Ak Kitabevi, İstanbul 1964, s. 37.

(3) http://www.emekliassubaylar.org/haberler/item/733-temadin-olum-orucu-karari#comment-3982

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin, adaletin, huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Perşembe, 24 Kasım 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, EBEDİ ÖNDERİMİZ VE BAȘKOMUTANIMIZ BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü BEDENEN ARAMIZDAN AYRILIȘININ 84. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca y...
Perşembe, 10 Kasım 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 99. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, ıșıklar içinde uyusunlar. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cumartesi, 29 Ekim 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ