Orhan Kaya

Orhan Kaya

Hareket her zaman vardır.

Doğaya aykırıdır, hareketsiz kalmak.

İnsanın en doğal hali de çocukluğudur, sürekli hareketle geçer. Hele bir yürümeye başlamasın, dokunması halinde devrilerek ona zarar verebilecek etraftaki her şey odalardan, depoya kalkar.

Esasında şeklen duruyor görünse bile, yaşam süren insan bedeni, beyni, kalbi sürekli bir hareket halindedir. Bu içsel hareketlilik şeklen durağan görünen bir insanı bir şeyler yapmağa zorlar.

İnsan, “yapma, etme, öcü, korkarsın..” dış seslerini duymayıp, öğrendikçe yaşamı, kaybetmemişse hareketliliğini, kalmışsa çocuksu yanı, meydana getirebilir elbet yeni şeyleri.

Beynen, ruhen, kalben hareketli insan için en değersiz şeyler; hareketsiz, cansız, ruhsuz, duyarsız şeylerdir.

Asubay camiasının en büyük temsilcisi Türkiye Emekli AsTsubaylar Derneği (TEMAD)dir.

Uzun zamandan beri oradan bir hareket görülmemekte.

Acaba gerçekten de hareketsiz mi?

A” planını gördük, ya B,C,… planları nerede?

TEMAD Genel Merkezince yapılan ihraçların şubeler kanalıyla ilgili üyelere duyurulması ile “B” planı, bence şu an işliyor.

Yasadışıdır diyerek, tanımadığını kamuoyuna duyurmuş, başkanı ile görüşmemiş olan TEMAD Başkanı, ihraçlar yolu ile en büyük üye desteğini TAS-SEN’e sağlamış görülmektedir.

Peki “C” planı işliyor mu?

Bence o da işliyor.

TEMAD olağan üstü genel kurulunda yaşandığı iddia edilen hukuka aykırılıklardan dolayı Cavit Kayıkçı ile TEMAD Genel Merkezinin yaşadığı yasal durumların toplamı tüm partilerdeki görevli asubayların, diğer partilere verilen oyların da çekim merkezi olmasına aday, kurucu adayları ile ilk Anıtkabir ziyaretini 3 Ocak günü gerçekleştiren AS Partinin de doğuşuna sebep olmuştur, denilebilir.

Eğer, TEMAD, geçim endeksinden kaynaklı ekonomik verileri kamuoyuna açıklayıp, üyelerinin mağduriyetliğini, açlık ve yoksulluğunu, karşılaştırmalı örnekleriyle her ay düzenli olarak ortaya koysaydı, 70’li yıllarda mağdur edilen asubayları yeterince dile getirseydi; Dünya AsTsubaylar Gününü kutlamanın yanı sıra, Batılı ülkelerdeki sendikal çalışmaları takip edip, gereken yerler ile üyeliğe geçseydi ve de edindiklerini üyeleriyle, kamuoyu ile paylaşsaydı; Türkiye gündemi her gün dolu, her gün yoğun. Bu anlamda; başta hükümet olmak üzere siyasi partilerin ülke siyasi yaşamına dair açıklamalarına, uygulamalarına demokratik kuralların bir gereği olan toplum örgütü olmanın gücünden, olacaklardan üyelerinin de etkilenecek olmasından kaynaklı bir bakış açısı sunsaydı üyelerine ve kamuoyuna, bugün ne TAS-SEN olurdu, ne de AS Parti. Çünkü TEMAD kamuoyunca aktif, üyelerince yeterli görülen bir yer olurdu.

Bu kadar oluşuma vesile olmuş olan TEMAD’ın üyelikten ihraç ettiği asubaylarımızın tamamını tekrar üyeliğe katması ve meydana gelmesine katkı sağladığı yeni oluşumlar ile el ele, omuz omuza yoluna devam etmesi dileğimizle...

Asubay haklarının ha verildi ha verilecek diye, yalan dolan açıklamalarla geçmiş olan 2014 yılı da bitti.

Açlık ve yoksulluk sınırı altında bir yaşama mahkûm edilen pek çok emektar asubayımız, arzuladığı haklarına kavuşamadan, mücadeleyle dolu bir yaşam sürerek, ebediyete göçüp gittiler bu fani dünyadan. Kendilerini rahmetle, saygı ve minnet ile anıyoruz.

Galiba 2015 de aynı olacak.

63 yılda, 47 Milli Savunma Bakanının değişmesine rağmen, asubayların haklarında bir değişiklik olmadığını yazar Selçuk İçer yeterince açık yazdı.

Dolayısıyla, idare yönüyle, 2015’e pek umut bağlamaya gerek de yok.

Şimdi 2014 yılını genel bir değerlendirelim:

Asubayların 1960’lı yıllarda başlattığı ve bir domino etkisi şeklinde halen devam eden adalet arayışı değişik yollardan, değişik kollardan bu yıl da sürdü. Haklar alınamasa bile asubaylar iki yeni şeyin doğuşunu kamuoyuna duyurdular.

TAS-SEN ve AS Parti

Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, 1970’li yıllardan önce, köşe yazarları yoluyla basına yansıyan, asubayların taleplerini içte çözebilmiş olsaydı, 1970 ve 75’deki tarihi olaylar olmaz, insanlar bir arada olmaya devam ederken, farklı bir mücadeleye gerek bile duymazdı.

Geçmişte başlayıp halen bir domino etkisi şeklinde, içinde bulunduğu döneme göre yöntem değiştirerek devam eden, son on yıllık dönemdeki mücadelemizde Türkiye Emekli As(T)subaylar Derneği (TEMAD) bizler için toplanma yeriydi. Fakat önce TEMAD’ın tabandaki değişimi fark ederek kendisini değiştirmesi, yenilemesi gerekiyordu. Tüm gücümüz ile oraya yoğunlaştık. Bu değişikliğin, yenilenmenin gerekliliğine dair iddiamız şuydu: TEMAD toplumda, asubaylarca yeterince tanınmıyor, asubayların dertlerini yeterince anlatamıyor, camianın büyüklüğü oranında merkez binası yok, çözüme dair çalışmaları, projeleri istenilen seviyede değil, üye sayısını çoğaltıcı faaliyetlerinin yetersiz, olduğu idi.

Ve sonuçta ana gruptan kopan Yeni Oluşum Grubu uzantısı yolu ile bir dönem gecikmeli olarak, 2011 yılında TEMAD’da kadro değişikliği sağlandı.

Bu, tabanın büyük bir başarısıydı.

Taban, tavanı değiştirmiş ve takipteydi.

Acaba yeni ekip yukarıda kısaca değindiğimiz hususları gerçekleştirebilecek mi, diye insanlar TEMAD faaliyetlerini yakın izlemeye aldı.

***

Başlangıç çok iyiydi.

Genelkurmay Başkanlığınca TEMAD’ın yeni yöneticilerinin ağırlanması, karşılıklı samimi sözler verilmesi iyi bir başlangıç olmuştu. Ancak ne olduysa Nisan 2012 zammından sonra Genelkurmay Başkanlığı ile TEMAD arasında bağ koptu ve halen öylece duruyor. Sonrasında ise yönetimden kopuşlar yaşandı ve TEMAD olağan üstü genel kurula gitmek zorunda kaldı. Yönetimden ayrılan asubaylarımız ile yazar Dede Ersel Aksu’nun yaptığı röportajda, yönetimsel aksaklıklar, istifa edenlerce dile getiriliyordu.

Genelkurmay Başkanlığı ile kopan diyalogdan sonra, basın ve yayında oldukça yer alan TEMAD yönetimi, belli bir süre sonra ise eskisi gibi yer almamaya başladı, basın ve yayında.

Daha sonra ise TEMAD yönetiminde, bir içe dönük mücadeleyi görüyoruz.

Kimi il başkanları istifa etti, ettirildi.

Kimi asubayların ise dernekten ihraçları söz konusu oldu, halen de devam ediyor.

Ne gariptir ki, TEMAD kimi üyelerini ihraç ederken,  Genelkurmay Başkanlığınca da kimi emekli asubayların -ki buna TEMAD Genel Başkanı Ahmet Keser dâhil olmak üzere- Orduevlerine girişlerine yasaklar getiriliyordu.

***

Asubayların mücadelesi öylesine zor ki, hem hakkın olan adaleti arayacaksın, fakat öyle arayacaksın ki, ülke güvenliğini sağlamakta olan kuruma da halel getirmeyeceksin, orası hep sağlam duracak. Mümkün olduğunca her ikisini dengede tutmak.

Esasında haklarda bir denge sağlanmaya çalışıldığı, karşılıklı duyarlılıkları ifade edildiği görünüyorken, kim bilir, belki de Nisan 2012 zammı TEMAD ve Genelkurmay görüşmelerini, dengeyi sabote etmek için özellikle uygulandı ve de birilerince yanlış yönlendirildi?

***

Zaman çok hızlı işliyordu ve bu nisan zammından sonra her şey değişti.

Biz bu değişimde şunu aradık;

TEMAD ile görüşülürken, diğer taraftan, 2011 yılı sonunda imzalanmış olan ve Nisan 2012’de yürürlüğe sokulan o zamdan sonra; TEMAD, Genelkurmay ile görüşmek için nasıl bir çaba verdi. Veya Genelkurmay Başkanlığı, 220 bin kişilik Pes Grubunun kurulmasına sebep olan bu zammı açıklamak için TEMAD ile görüştü mü?

Bazı şeyler halen gri.

***

Gelelim tabanın mücadelesine;

Tabanı oluşturan asubaylar halen intibaklarına kavuşamadı, tazminatları verilmedi.

Açlık ve yoksulluk sınırında bir yaşama mahkûm halde, yaşam mücadelesi veriyor.

Genelkurmaya ve Hükumete serzenişler had safhada.

Suskun hale gelmiş olan TEMAD’dan bir hareket göremeyen kimi emekli asubaylarımız bir araya gelerek eylemler yapmakta, bakanlara, başbakana ulaşmak için yoğun çaba sarf etmekte.

Kimi asubaylarımız, TEMAD’ın kendilerini yeterince temsil edemediğini, seslerini anlamlı şekilde duyuramadığını, harcamaları teftişe tabi olsa bile internet sayfası yolu ile kendilerine duyurulmadığı için şeffaf bir yönetime sahip olmadıklarını, gidişat hakkında yeterince bilgilendirilmediklerini, dernekten ihraçların yersiz ve gereksiz olduğunu, ifade etmektedirler.

Galiba bu serzenişlerdendir ki, ilk olarak TAS-SEN meydana geldi.

Toplumsal mücadele tıkanıklığa hiç gelmiyor.

Hele günümüz bilgi çağı toplumunda bir yere destek veren topluluğun hissiyatını çok yakın takip etmek, hızlı, etkin ve tatminkâr dönüşler yaparak ilgi odaklılığının sürdürülmesi gerekiyor. Aksi halde, gidenin dönüşü kolay olmadığı gibi beklentileri sarsan bir yer için yeniden ilgi oluşturmak hiç de kolay olmasa gerek.

***

Yılın en güzel haberi AS Partinin kuruluş duyurusu,

Asubayların eğitim seviyesinin geçmişteki –ki halen sınav zamanı eğitim, tatbikat, görev planlandığını zaman zaman duyuyoruz- yasaklara rağmen, kendi çabalarıyla yükselmiş olduğunu, ordumuzun her işinin temelinde asubayımızın olduğu, en çetin şartlar altında Mehmetçik ile omuz omuza çalıştığını, büyük yasal sorumlulukları yetkisiz olarak yerine getirdiğini, yazılarımızda ele alageldik, bugüne değin.

Bu denli sorumlulukları yerine getirmiş, toplumla iç içe bulunmuş insanların siyasi açılımlarının da olması beklenmekteydi.

Israrla sürdürülen akılcı mücadelelerin sonuçları zaman içerisinde görülmeye başlıyor.

Hedefler, idealler en büyük motive aracı, insan için.

Yazmaya ilk başladığım 2005 yılında naçizane hedef koyduğum 10 yıl sonrası, bugünlere denk gelir şekilde bir asubayımız tarafından doğal bir şekilde kuruluş çalışması duyurulan AS Parti, her şeyin üzerinde toplumsal bir çalışmadır. Ve bununla birlikte, iki yazıdır AS Partiyi yazmaya başladık.

AS Parti, kuruluş için yeter sayıya ulaşmış, kimi il ve ilçe başkanlarını duyurmuş, Ocak 2015’de kuruluş başvurusu için etkin bir yapılanma süreci içerisinde olduğu görülmekte.

Böylesi bir medeni girişiminden dolayı meslektaşımız, As Parti Kurucu Genel Başkan adayı Cavit Kayıkcı başta olmak üzere, kurucu katılımcıları, Kurucu Başkan adaylarını, partiye gönül verenleri yürekten kutluyoruz.

***

İdareye kalırsa bir 63 sene değil, 630 yıl da geçse, 47 değil 470 bakan da değişse, beklediği adalete asubayımız, kavuşamaz. Bu nedenle asubayı yine asubayın ortaya koyduğu iradesinin başarıya ulaştıracağı görülmektedir.

Yeni yılın tüm camiamıza, milletimize birlik, beraberlik içinde dayanışmalara, başarılara, sağlık ve mutluluklara vesile olmasını diliyorum.

İlerici Emekli Asubaylar Hareketi yazarı Selçuk İçer, Asubaylığın oluşturulduğu 5802 sayılı AsTsubay Kanunu’nun 2 Temmuz 1951’de kabulünden bu yana geçen 63 yılda, 47 Milli Savunma Bakanının değişmesine rağmen, asubayların haklarında bir değişiklik olmadığını, 21.12.2014 tarihinde yayınladığı “63 yıl, 47 Bakan ve Hala Assubay  Hakları (?)” başlıklı yazısında ele almış bulunmakta.

Hakların bu denli uzun bir süre gasp edilmiş olması, içler acısı bir durum.

Seçim zamanı kapı kapı dolaşan, oy isteyen siyasetçi her nedense seçildikten sonra düzene ayak uydurarak seçim esnasında vermiş olduğu sözleri bi türlü yerine getiremiyor, teknokratların kanun tekliflerine nedense bir değişiklik yapamıyor.

Bu büyük bir sorundur.

Ülkeyi, seçilenler mi yoksa teknokratlar mı yönetiyor?

Asubayların hakları yönünden konuya baktığımızda siyasetçinin söylediği şu: “Genelkurmaydan teklif gelsin, mevzuatınız ancak öyle değiştirilebilir.

Genelkurmayın söylediği ise: “Biz hükümete teklif ediyoruz ancak yapmıyorlar” şeklinde.

Bu kısır döngü her nedense şimdiye kadar kırılamadı.

Mağdur durumda bırakılan asubayların çözüm arayışları ise etkin bir şekilde sürmekte.

TEMAD’ın dışında yeni bir oluşum olan TAS-SEN’i 21.11.2014 tarihli “Assubaylar size çok mu yük oluyor?"  Başlıklı yazımızda ele almıştık.

Şimdi ise yeni bir faaliyet daha gündeme geldi.

AS Parti,

Cavit Kayıkçı önderliğinde faaliyetini duyurmuş olan AS Parti kuruluş çalışmalarını sürdürmekte.

Resmi kuruluş başvurusunu 5 Ocak 2015’de planladığını duyuran AS Parti’nin kimi il ve ilçe başkanları:
  • Tekirdağ İl Başkanlığına Sayın Kamil DİNÇKAL
  • Antalya İli Alanya İlçe Başkanlığına Sayın Canan KIYANÇ
  • Adana İl Başkanlığına Sayın Eyyup YILDIZ
  • Trabzon İl Başkanlığına Sayın Oğuz ASLAN
  • İstanbul İli Bakırköy İlçesi As Parti Başkanlığına Sayın Özge TURAL
  • İstanbul İli Zeytinburnu İlçesi As Parti Başkanlığına Sayın Mehmet AYDIN

AS Parti hayallerin uygulanmaya sokulmasıdır, önemli bir girişimdir, asubaylar için.

Böyle bir girişimde bulunan asubaylarımız başta olmak üzere partiye destek veren her insanımızı gönülden kutluyoruz.

Şimdiye kadar vermiş oldukları oylarının hakkını alamamış olan asubay aileleri için AS Parti büyük anlamlar içeriyor.

Assubaylar size çok mu yük oluyor?” başlıklı yazımızın son bölümüne AS Partiyi de ekleyerek yazımızı bitirelim:

AsTsubaylar; bilgi, birikim, donanım, araştırma ve eyleme dönüşen hareketleri ile yeni açılımlar meydana getirerek, hak yolunda ilerlemektedir. TAS-SEN de AS Parti de bu açılımlardan birisidir.

AsTsubayların, düştüğü kuyudan topyekûn çıkabilmesi için; bize düşen, bence, kimsenin ayağını kuyuya çekmeden, hem TEMAD’ın hem TAS-SEN’in hem de AS Parti’nin yukarılara çıkmasını sağlamaktır, diye düşünmekteyim.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

 

Giresun'un Yağlıdere İlçe Jandarma Komutanlığı'nda görevli 30 yaşındaki Asubay Üstçavuş Hakan Diş’in “ailesel” nedenlerden dolayı 11.12.2014 günü saat 06.00’da intihar ettiği haberini Doğan Haber Ajansı (DHA)ndan okuduk.

Suç, ailesel nedenlerdeymiş.

İntihar soruşturmalarının bilindik duyurusu, kararı “ailesel nedenler ve borç”.

Borç nasıl başlıyor, asubay aile olduktan sonra.

O halde asubaylar, tercihleri dışında geldikleri dünyada yaşayabilmek için ne yapmalı?

Bir aile, bir yuva kurmamalı mı?

Artık yeter!

İntihar eden asubayların eşlerine ve ailelerine çok ağır sorumluluklar ve ithamlar yüklenmekte.

Mağdur ailelerin bir dernek altında toplanarak seslerini duyurma vakti geldi de geçiyor bile.

Bunu TEMAD yapsaydı, şimdiye kadar yapardı.

İş ailelerin bir adreste toplanmasından ve yaşadıkları durumu kamuoyuna açıklamasından geçiyor.

PKK ile pazarlık edenler, rant peşinde koşanlar bu sesi duyar mı? Elbet duymaz.

Ancak birlikte bir yol bulmaya çalışırlar, diye düşünmekteyim.

İntiharlarda ailesel nedenler, bir genel görüş haline gelmiş görünüyor.

Yazıktır, günahtır, intihar eden asubayların ailelerine yapılanlar büyük bir haksızlıktır.

Bu haksızlığın önüne geçecekler ise mağdur ailelerin birlikte hareket etmesidir.

Bu kadar intihar vakası var ve her nedense biri mobbingdendir, diye karar duymadık, işitmedik.

Yoksa assubaya, mobbingi ailesi mi yapıyor?

Geçen yıl Kasım ayı seri şekilde intiharlarla geçmişti.

Şimdi yine başladı.

Asubay zaten uzun yaşamıyor. Her gün bir genç emeklimizin vefat haberini alıyoruz.

İntihar vakasından sonra, ailelerin ifadesi alınması esnasında aile içindeki durumlardan bir sonuç çıkartılmaya çalışılıyor ve eğer gelin kaynana anlaşmazlığı varsa, anne baba oğluna başka bir kişiyi düşünürken, asubay sevdiği ile evlenmişse şayet, intihar eden asubayın geride kalanlarından en fazla töhmet altında kalanı, savunmasız kalanı, mağdur kişisi eşi oluyor ne yazık ki. Ve sistem buradan içeri girerek kendine destek bulmakta, mobbingi, geçim endeksini, çalışma koşullarının güçlüğünü görmeden geçebilmektedir. 

Her aile için elbette geçerli olmamakla birlikte,  oğlunun eş seçimine soğuk bakmış ailelere naçizane tavsiyem, her ailede olabilecek günlük geçici anlaşmazlıkları sorun olarak algılamamaları, oğullarının gönülden seçimlerine saygı duymalarıdır.

Mesaisi, ek görevleri, tatbikatları, denetlemeleri, yoğun iş sorumlulukları hiç eksik olmayan asubayların eşleri ile birlikte büyük zorluklara göğüs gerdikleri unutulmamalıdır.

Asubay işinden geç gelirken, hafta sonu çalışırken, görevlerdeyken onu tek başına, kimi zaman yemek dahi yemeden evinde bekleyen eşine sistemce daha fazla yüklenilmemelidir.

Almanya’yı bilen biliyor,

Dünyanın en iyi, en sağlam otomobilleri Alman yapımıdır, otomobilde pek çok dünya markası var,

İki Dünya Savaşına girmiş,

Savaş sonrası pek çok ülkeden, Türkiye’den de işçi almış

Sanayisinin, madenlerin, hizmetlerin en ağır işlerinde onları kullanmış,

Ama kendi insanını el üstünde tutmuş.

Avrupa’nın en çok altın rezervi olan ülkesi Almanya aynı zamanda Avrupa Birliğinin karar verici ülkesi konumunda,

Biz ne yapmışız;

Alman komutanların emrinde yönetilen Osmanlı Ordusu,

Çanakkale’de Alman generalin emrinde, savaş uzatılıp durur, Alman-Rus Cephesi lehine,

Alman General ile anlaşamayınca, Mustafa Kemal İstanbul’a döner,

Güney’de, İngilizler Mekke’yi teslim alınca Alman askerleri de sevinip durur, dindaşları aldı diye.

***

Gazi Mustafa Kemal önderliğinde kurtuluşa eren Türk halkı da bağımsızlığından sonra boş durmamış.

İçerideki savaş kalıntısı kişilerin çıkardığı ayaklanmaların yanında, hâkimiyetleri elden giden şeyhlerin, şıhların, gericilerin, feodal toprak ağalarının hamleleriyle mücadelenin yanı sıra, yurdun dört bir yanındaki demir yolları onarılmış, yeni hatlar açılmış, okullar inşa edilmiş, en önemlisi de sanayi hamlesi başlatılmış.

Pek çok tekstil fabrikası, ağır sanayi tesisi hizmete girmiş.

Türk insanı üretmeye başlamış,

Uçak yapmış, otomobil yapmış, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda pek çok yenilikler meydana getirmiş.

Ama bu defa kravatlı, şık giyimli, ağzı laf yapan, cebi para dolu yabancı iş bitiriciler, devletin kimi kravatlı memurlarını satın almış,

Satın alınan memurlar, Türk sanayisinin önüne bin bir engel koymuş. Yabancıdan istenmeyen testler istenmiş. O dönem, MSB’de dönen dolapları Vecihi Hürkuş’un anılarından okumak gerek.

Rahmetli Asubay Vecihi Hürkuş’un başta olmak üzere, Kayseri’de İstanbul’da üretilen uçak fabrikaları Eskişehir’deki uçak bakım merkezi bir bir kapanmış.

Şimdilere geldiğimizde,

Gelişememiş, işbirlikçileri sayesinde geliştirtilmemiş, hizmetleri, sanayi ürünlerini hep yabancıdan kullanan, öğrenen ülkemde, Mercedes’e binen kimi yöneticiler bakış açılarını halen bir türlü değiştirememişler.

Bu değişir mi?

Umut var mı?

Bunu, gelişmemiş ülkelerde yaşayan insanların en büyük ilacı zaman gösterecek.

***

Havac  alman yzb  ve anbAlmanya ile başladık, onunla bitirelim,

Almanya niye Almanya olmuş?

İnsanına verdiği değerden olmasın.

Şu fotoğrafa bakınca bu değer belli olmuyor mu?

Fotoğraftakiler Alman ordusunun yüzbaşısı ve onbaşısı. Her birinin rütbesi apolette. Kimse kimsenin işini de yapmıyor. Her birisi profesyonelce kendinden beklenen işlerini yapıyorlar. Ve onların ülkesinde yapılan sanayi ürünleri; başta yönetim kadroları olmak üzere gelişmemiş ülkelerin insanlarınca kapış kapış satın alınıyor.

Mercedes-BenzBu da onların Mercedes’i

Mevziden çıkan toprağı sağ tarafa mı atmak sünnettir, yoksa sol tarafa mı,

Melekler erkek midir, yoksa dişi mi

Asubay rütbeleri apolete alınmalı mıdır, alınmamalı mıdır….

Derken yönetimden birileri çıktı Astsb.yın kısaltmasındaki “t”yi çıkartıp attı.

Her şeyin düzelmesi, uygun hale gelmesi dileğimizle, sağlıcakla kalın…

Son zamanlarda sık sık ve tek tek asubayların orduevlerine girişine yasaklar getirildiğine dair haberleri basından, sosyal medyadan büyük bir üzüntü ile okumaktayız.

Bilim dışı olarak tesis edilmiş bir statüye sınavla, mülakatla, sağlık raporu ile kabul edilen Türk vatandaşlarının, muvazzaflığına başladıktan sonra fark ettikleri statüye yönelik eksikliklerin giderilmesi için insani olarak beyanları idare tarafından ağır, aksak şekilde yerine getirilmeye çalışılırken; hem idarenin hem de talep edenlerin sinirleri gergin hale gelmiş görünüyor.

Asubayların gerilen sinirlerine benzer şekilde muhtemelen idarede de gerilimli tartışmaların yaşanmış olabileceği sadece bir tahmindir.

İşin idare yönüne bakıldığında; asubayı haklı görenlerin eskisine göre azımsanamayacak şekilde kendilerini ifade etmeye, otoritedeki katı tutumları yıkmaya başladıkları az, yetersiz olsa da görülmeye başlamıştır.

İdare bir konuyu iyileştirmek için; iyileştirmenin gerekliliğine dair gerekçesini yazarak, bağlılarından görüş ister.  Eğer bağlılarından gelecek olan görüşler, idarenin yapmak istediğini teyit eder şekildeyse, değişimi anında uygulamaya koyar. Ancak kritik bir yerden gelecek bir olumsuz görüş, diğer olumluları ne yazık ki olumsuza çevirir.

Mesdres kıyafetin asubaylara tahsisi, pantolonlardaki şeritlerin tamamen kaldırılması, sakındırağa sarı şeridin uygulanmasını kolaylıkla gerçekleştiren silahlı kuvvetler, rütbelerin apolete alınmasındaki süreçte bir yerde takı kaldı. Bilerek ya da bilmeyerek bir yer bu değişimi engelledi.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yazım kurallarına çok dikkat ettiğini, Türkçenin doğru kullanılmasına, Türkçesi varsa asla yabancı kelimeyi kullanmadığına TSK’da görev yapan her insan şahit olmuştur.

Ancak asubay statüsü ile ilgili olarak ise; ne yazık ki aynı duyarlılığı kişilerin daima ast olduğunu hatırlaması, durumunu psikolojik olarak da hissetmesi istenmiş olsa gerek ki, dil bilimcilerin Astsubayın “Asubay” olarak yazılması, kısaltmasının da “Asb.” olması gerektiğine dair kaynaklarını daha düne kadar dikkate almamıştı.

Kurumlarda değişim güçtür, ağır olur. Bu ağırlık mağdurları adeta isyan ettirir.

  • Bildirilene göre, geçen hafta içerisinde, şimdiye kadar “Astsb.” olarak yazılan kısaltmanın “Asb.” olarak uygulanmaya başlandığı öğrenildi.

Küçük gibi görülen bu değişim bizler için, TSK için büyük değişimlerin habercisi adeta.

Kurumlardaki ast birimlerin başında bulunan yöneticiler, üst idarecinin niyet ve maksadını kavradığında ise değişimler daha hızlı olur. Bu ise bir kavrayış meselesidir. Asubay rütbelerinin apolete alınamamış olması, bu kavrayışa bir örnektir.

Bilimsel olarak değişmesi gereken şeyler şimdiye değin değiştirilmiş olsaydı, ne Sami Başkaya adeta isyan eden duygularını ifade ederdi, mahkemelik olurdu, ne de bugün orduevi yasağı konulan meslektaşlarımız olmazdı.

Muhtemeldir ki, bir asubayı isyan eden duyguya götüren etmenler, duygu ve düşünceler, acılar, yaşanmışlıklar devletin kayıtlarına geçecek, Sami Başkaya vesilesi ile, mahkeme salonunda.

İnsanlar, sevdiği, ilgi duyduğu şeyi eleştirir. TSK’yı bilimsel, yapıcı yönde eleştiren kişiler aslında onu en çok sevenlerdir.

Not: Bundan böyle, kanunlarda, yönetmeliklerde dil bilimine aykırı olarak yazılan Astsubayın doğru yazışı olan Asubay kelimesi yazılarımda kullanılacaktır.

Sizce, nedir bu assubay statüsü, anlatın da bilinsin...

Niye alırsınız orduya?

Hadi aldınız, neden benzer işlerin ötesinde, ağır sorumlulukları, ağır iş koşullarını hep assubaylara yüklersiniz?

Yüklemeye yüklersiniz de, niye karşılığını vermezsiniz göz göre göre?

Devlet, Subay statüsünde olana emekliliğinde dahi 6 tane ek tazminat yansıtırken, assubaya 1 tane dahi yansıtmak size zor mu geliyor?

Niçin zor geliyor?

Bu zorluk ağır koşullara girmenize mi sebep oluyor?

Çocuklarınızın eğitiminden kısılmasına mı sebep olacak?

Yaşam kalitenizi mi eksiltecek?

Niçin zor geliyor?

Assubayın çoluğu çocuğu, emekliliğinde de tazminat verilen statülerden daha farklı mı yaratılıyor?

Neden zor geliyor?

Bir ay içinde çoğu icra ile sorumluklarla geçen en az 4 nöbet, eder yılda 48 gün; tatbikat, gece eğitimleri, dış görevler, hafta sonu mesailer, bitmeyen işlerden dolayı eve geç gidişler hesaba dâhil değil.

Bir asTsubay olmadan yaprağı kımıldatmıyorsa yerinden, bu sistem.

Hakların verilmesine gelince niçin kılını dahi kımıldatmıyor?

Yok, asTsubay olmalıdır, onsuz hareket olmaz deniliyorsa, o halde hakları artık teslim edilmelidir.

Artık yeter, boş vaatler...

Yıllardır açıklama yapılıyor “asTsubaylara yönelik iyileştirme yapıyoruz”, denilerek.

Ömrünü asTsubaylığa vermiş, diyar diyar memleketin dağında, taşında, ovasında, şehrinde, kasabasında, köyünde görev yapmış, denizlerde aylarca kalmış, çoğu yüksek kirada oturmuş, kimi zaman gittiği yere ailesini bile götürememiş, ordusunun idari işlerini, bakım işlerini, eğitim işlerini icra eden/etmiş astsubayları, devleti idare edenler nedense bi türlü anlamıyor ve haklarını teslim etmiyorlar.

On yıllardır, iyileştirme denilip de emeklisine 1 tane dahi tazminat verilmemiş olması, bir dalga geçme durumu değil de nedir?

Yine aynı şekilde, bir zamanlar subay statüsünde yapıldığı üzere; emekli asTsubaylara öğrenim intibakı yapılacak, denilip de yıllardır yapılmamış olması bir dalga geçme durumu değil de nedir?

AsTsubayları anlıyoruz, demekle işler çözülmüyor.

Anlamak, uygulamadan anlaşılır.

AsTsubaylara, bilgisayar oyunlarındaki sanal karakter muamelesi yapmayın.

***

TAS-SEN ve Emekli AsTsubaylar

Bir kere, şu tespiti yapmalıyız ki, emeklisiyle, çalışanıyla asTsubayların ekonomik, sosyal, sosyolojik sorunları hep aynıdır.

Şimdiye değin, sorunlarına çözüm arayan asTsubayların tamamı, Türkiye Emekli AsTsubaylar Derneği (TEMAD) çatısı altında mücadele vermekteydi.

Mücadelecilerin gücü sayesinde son yıllarda pek çok gelişmeler de oldu. Genelkurmay ve Kuvvet AsTsubaylığı müessesesi durduk yerde oluşmamıştır.

Gelinen noktada, mücadelede yeni girişimler, başlangıçlar, açılımlar olduğu görülmektedir.

Bu açılım; emekli asTsubaylar tarafından meydana getirilmiş ve Avrupa ülkelerindeki meslektaşları ile bağlantılı olan Türkiye Assubaylar Sendikası (TAS-SEN)dır.

TAS-SEN ile ilgili olarak “16/18 Ekim 2014 tarihinde İtalya Roma’da yapılan 110’uncu Avrupa Asker Organizasyonu (Euromil) yönetim kurulu toplantısında; Genel Başkan Ahmet Zengin ve yönetimde görevli Suat Telkesve Mehmet Afacan ile temsil edilen Türkiye Astsubay Sendikası (TAS-SEN),Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın itirazlarına rağmen Euromil’e üye oldu” haberini basından, internetten okuduk.

Haberin devamında ise “Toplantıda konferans veren, Avrupa Parlamentosu üyesi Ana Gomes ile görüşen Genel Başkan Ahmet Zengin, Assubayların sorunlarının Euromil tarafından AB’de gündeme geleceğini ve yakında NATO ve Avrupa Komisyonu’nun dikkatlerinin bu alana çekileceğini söyledi” yer alıyordu.

Yine basında 2 Ekim 2014’de yer alan başka bir haberde ise “Jandarma Jean-Hugues Matelly tarafından AİHM'e taşınan davada kararını açıklayan mahkeme, Fransa'nın orduda sendika kurulmasını yasaklamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin sendikalaşma hakkını garanti altına alan 11'inci maddesine aykırı olduğuna hükmetti” şeklindeydi.

AsTsubaylar; bilgi, birikim, donanım, araştırma ve eyleme dönüşen hareketleri ile yeni açılımlar meydana getirerek, hak yolunda ilerlemektedir. TAS-SEN de bu açılımlardan birisidir.

AsTsubayların, düştüğü kuyudan topyekûn çıkabilmesi için; bize düşen, bence, kimsenin ayağını kuyuya çekmeden, hem TEMAD’ın hem de TAS-SEN’in yukarılara çıkmasını sağlamaktır, diye düşünmekteyim.

Çıkmak isteyene destek verilmelidir.

TAS-SEN’e üye olan asTsubayların TEMAD ile ilişiklerinin kesilmesi yanlış bir uygulamadır.

Dünya AsTsubaylar gününün ilan edilerek kutlandığı bir yerde, TAS-SEN’e kanunsuzdur, demek de yanlıştır.

Meseleler, anlaşılarak, anlayarak, birlikte olarak ve dayanışma ile çözülür.

Dayanışma olmazsa;  birine 5 tazminat verilirken, diğeri “sıfır” tazminatla yoluna devam eder, birine intibak yapılırken, diğerine yapılmadan, bu yaşam böyle süreer gider.

Türk asTsubayın sesini Avrupa’da duyurmaya çalışan TAS-SEN Yönetimine teşekkür ederiz.

Bu gidişle, yakında, “Mondros, Sevr ve İşgal, Resmi Tarihin Uydurmasıdır” derlerse şaşmayalım.

Bu Atatürk düşmanları, Atatürk’e sosyal medyada öyle acımasızca ve de cahilce saldırıyorlar ki, insanı hayretler içinde bırakıyorlar.

Neymiş, Atatürk olmasaymış, Osmanlı İmparatorluğu sınırları Rusya dâhil, Orta Doğu ve Afrika’yı da içine alacakmış.

Bunu yayanlar elbette yaydıklarına kendileri de inanmıyor. Ama gelin görün ki, maksatlı yaymaca inanıp da paylaşan, onların peşine takılan, zaman içinde inandırılmış insanlar da az değil.

Bir ülke üzerinde ancak bu denli oyunlar oynanır, gerçekler karartılabilir.

Bunlar bu gidişle, yakın zamanda tıpkı, Haçlı Seferlerinin, İslam inancına sahip insanların çoğunlukta olduğu coğrafyaya “kültür yaydığını” iddia ettiklerine benzer şekilde; "Mondros yoktu, Sevr yaşanmadı, işgal olmadı, hepsi resmi tarihin uydurmasıdır", derlerse hiç şaşmayalım.

***

Türkiye’de hiçbir şey anlamlı, yapıcı, doğru şekilde sunulmuyor kamuoyuna, onu ele geçirenlerce.

Türk, uçak yapar, ihraç bile eder ama biri düşmeye görsün. Basında, karalama kampanyaları başlar, üretimi kestirirler.

Türk, otomobil yapsın, benzini bittiği için yolda kalsın Devrim gibi, yine karalama kampanyaları başlar, seri üretime geçirtmezler.

Türk, dünya ülkelerine örnek ilan edilecek düzeyde bir eğitim kurumu meydana getirsin, Köy Enstitüsü gibi; hemen, birileri çıkar oradan yetişecek öğrencileri kastederek “Bunlar yetiştiklerinde bizim kafamızı keserler” şeklinde söylemler ortaya atar, okuldan rahatsız olan şeyh, yabancı yandaşı, ağanın her biri bir olumsuz şey ekler söylenenin üstüne ve iktidarca okullar kapatırlar.

Dersim’de feodalite, şeyhler egemenliğini kaptırmamak için başkaldırır, birey özgürlüğünden yana olan devlete. Karakolu basar, keser askerleri, savaş açar devlete, devlet tedbir alınca, olur devlet suçlu. Nedense isyanın altındaki, toprakları vatandaşa gidecek ağalıktan, birey üzerindeki etkisi zayıflayacak şeyh baskısından, birey özgürlüğünden hiç dem vurulmaz.

Ve her ne hikmetse, söyleyenler başarılı da olurlar, söylemlerinde.

Tekrar tekrar seçilip meclislerden ülke yönetirler, bürokrat atarlar, seçenler sayesinde.

Milletin gaye birliği darmadağın edilmiş, sorgulayanların gücü yetersiz kılınmış, yabancılarla paralel hareket edenler ezelden köşeleri tutmuş, eğitimde, sanayide, çağdaşlaşmada ulusal hedefler rayından çıkarılmış, halde.

***

On yılı aşan iktidarı süresince bir yerli otomobili dahi hayata geçiremeyen, iş kazalarıyla, gelir adaletsizliğiyle, işsizleriyle dünya gündeminde olan iktidar, bir de, bölgesinde lider ülke olmaktan bahsetmez mi?

Kim istemez ülkesinin teknolojide, bilimde, sanatta, ihracatta bölgesinde lider olmasını. Ama burada durum farklı.

Bir iktidarın milliliği, ülke menfaatlerine yönelik olarak diğer ülkelerden bağımsız, devlete muktedirliği; kamuoyunda yayılan yalan yaymaçları önleyici çabalarıyla, gelir adaletini sağlamasıyla, insan haklarında dünya ülkelerine örnek oluşuyla, yüzde yüz yerli üretebildiğiyle, refah artışını vatandaşının hissetmesiyle doğru orantılı.

Dışa bağımlı ürünlerin her kurumda bolca kullanıldığı bir ülkenin diğer ülkeler nazarındaki liderliği, bağımlı olduğu ülkelerin istedikleri kadar değil de nedir?

Köy Enstitülerinden yetişmiş insan sayımız çok olsaydı, bugün olanlar olur muydu?

Aziz Atatürk

Kasım 10, 2014

Kereste tüccarı babanın oğlu olarak dünyaya geldin.

Çok küçük yaşta babasızlığı, sonrasında ise doğduğun vatan toprağının elden çıkış acısını yaşadın.

Acılarla doluyken bile daima çareler aradın.

O küçük yaşlarda, arkadaşlarına devlet idaresinde görevler tevcih ettin.

Kimin görevlendireceğini sorduklarında ise “ben atayacağım” dedin.

Ve gün geldi, şartlar, tarihi olaylar, size atama görevini verdi.

***

Kırım savaşı ile başlayan dış borçların Duyun-i Umumiye yoluyla Osmanlı’dan tahsil edilmesi, yokluk, yoksulluk, açlık, gıda sıkıntısı, hastalıklar kol geziyor, yaşı kırka varana, uzun yaşamış, diyorlardı, yaşadığınız dönemde,

Ömrünüz, insanların acımasızca katledildiği, vatansızlaştırıldığı kanlı savaşların, salgın hastalıkların bulunduğu bir yüz yılda geçti.

Avrupalı kendi içinde savaşıyor, kendi içinde savaşın dışında Osmanlı üzerinde planlar yapıyor, ittifaklar kuruyordu ileride çıkacak dünya paylaşım savaşı için.

Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü olarak dünya üzerinde var olabilmesi için bir Türk subayı olarak 1905 yılından itibaren Şam’da, Makedonya’da, Trablusgarp’da, Gelibolu’da, Bolayır’da, Edirne’de Sofya’da Çanakkale’de, Diyarbakır’da, Muş’da, Bitlis’de, Halep’de, İstanbul’da, şahsınıza verilen görevleri layıkıyla yaptınız,

Olan biteni izlemektense, bir vatansever olarak olanları yorumlayıp, çıkış yollarını sunadurdunuz devlet idaresine.

Savaşa girmekte aceleci davranmayın, dediniz ama onlar alelacele, Almanya’nın yanında olarak l.Dünya Savaşı’na girdi.

Savaş sonrası ise hüsrandı Osmanlı için.

Bütün mücadelelere rağmen, yanlış idari kararlarının sonuçlarından kendini kurtaramayan ve yedinci maddesi gereğince “Osmanlı İmparatorluğu'nun herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile İtilaf Devletlerine işgal hakkını da tanıyan” Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918 tarihinde imzaladı.

Ateşkesten sonra silahlarını teslim edip, birliklerini terhis etmeye başlamıştı, Osmanlı İmparatorluğu.

Hâlbuki büyük araştırmalar sonucu elde ettiğiniz bilgileri yorumlayarak, daha savaş başlamadan Sofya’dan göndermiş olduğunuz, içeriği önerilerle dolu mektupları veya Trablusgarp’taki tekliflerinizi dikkate almış olsaydı idare, muhtemeldir ki Mondros diye bir şey olmayacak, düşmana tavizler verilmeyecek, devlet idaresi ve topraklar işgal edilemeyecekti.

***

Devlet Yönetiminden gelen emirlere olan geçmiş itaatkâr tutumunuz gözetilerek, yoğun görüşmeler sonucunda, Osmanlı İmparatorluğu’nun düşman tarafından sıkı sıkıya kontrol altında tutulduğu bir dönemde,  Mondros aleyhine uygulamaların bulunduğu bölgeleri bastırmak, düşman devletlerin istediği şekle sokmak, Türklerin Karadeniz Bölgesinde Pontusçulara karşı geliştirmiş oldukları direnişi kırmak, silah ve cephaneleri toplamak, vatandaşlara silah dağıtılmasını engellemek ve dağıtım yapan kuruluşları ortadan kaldırmak üzere 30 Nisan 1919'da 9’uncu Ordu Müfettişi olarak Samsun'a görevlendirildiniz. Ve ilk kez, tevdi edilen görevi yapmadığınız için görevden alınmanız gündeme gelince onlardan önce davranarak istifa ettiniz. Sonrasında ise düşman devletlerin baskısıyla idam fetvanız verilmesine rağmen gönülden üstlendiğiniz ulvi görevinizden vazgeçmediniz.

***

Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıkışınızdan bir gün önce son olarak 15 Mayıs 1919 günü İzmir Yunanlılarca işgal edilmiş, sessiz kalarak işgale göz yuman İzmir valisi İzzet Bey Yunan askerince tokatlanmış, Türk askeri kışla nizamiyesinden dışarı çıkamazken, limandan şehre doğru giriş yapan Yunan askerine ilk kurşunu Osman Nevres (Hasan Tahsin) sıkmış, Yunan tecavüzleri başlamıştı…

Samsun’a çıktığınızdaki genel durumu kaleminizden okuyalım:

1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım.

Genel durum ve manzara: Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı'na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar.

Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da

Adana vilayeti Fransızlar,

Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş.

Antalya ve Konya'da İtalya askeri birlikleri,

Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor.

Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919'da itilaf Devletleri'nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir'e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.

***

Samsun’a çıktığınızda yalnız değildiniz.

Düşman çizmesi altında çiğnenen vatan toprağında yakılarak, vurularak, kurşuna dizilerek, asılarak, süngülenerek, kesilerek, işkence görerek, tecavüz edilerek katledilen insanlarımızın ruhlarının dışında, okul yıllarından başlayarak, daha sonraki yıllarda da devam eden kurtuluş çarelerine dair sohbetlerinizden, önerilerinizden, savaş alanlarındaki kararlarınızdan sizin ne denli vatansever ve zeki bir insan olduğunuzu bilenler biliyordu ve her biri gönülden sizinleydi.

İşgal kuvvetlerince adeta esir alınmış, onlardan medet bekleyen, yabancının talimatlarını uygulayan idarenin verdiği görevi ifa etmeyerek Samsun’dan yaktığınız kurtuluş meşalesiyle yurt çapındaki bütün vatanseverler aydınlandı. O kurtuluş meşalesinden kuvvet buldu, güç aldı, yüreği acı dolu vatansever insanımız.

Yurt genelinde kurtuluş çaresi arayan küçük kuvvetler, analar, bacılar, gardaşlar o meşale etrafında birleşti ve Mondros’tan sonra, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması ile aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan emperyalist devletler dize getirilip, İngiliz Heyeti Başkanı Lord Curzon’un “Şimdi bu masada verdiklerimizi, yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde geri alacağız” tehditleri altında 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Antlaşması sonrası bugünkü fikri hür, vicdanı hür bireylerden oluşan, kültür, bilim, eğitim, sanat, yerli sanayii esasına dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti meydana getirildi.

***

Aziz Atatürk, bir fani olarak ebediyete intikal edip, naçiz vücudunuz elbet toprak olmuştur.

Ancak ilim esaslı meydana getirdiğiniz düşünceleriniz halen yolumuzu aydınlatmaktadır.

Yaşam bulduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığından rahatsız olan düşmanlarımız geçmişte ortaya koymuş oldukları çirkin emellerini günümüzde de gerçekleştirmek üzere var güçleri ile gerektiğinde geçmişten gelen hayranlarından iç destek alarak kahpece milletimizin birliğini bozmaya, devletimizi ortadan kaldırmaya yönelik, halen, maddi ve manevi nafile bir uğraş vermektedirler.

Meydana getirmiş olduğunuz en büyük eseriniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti; tarihini bilen, okuyan, araştıran, okuduğunu yorumlayabilen, bilime inanan, fikri hür, vicdanı hür vatansever olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni meydana getirmiş olan Türk Milletinin evlatlarınca ebediyete dek yaşatılacaktır.

 

Bir yüksek kültürün eseri olan Atatürk’ün meydana getirdiği Cumhuriyet rejimi Demokrasi ile birlikte her türlü şartta, en ağır koşullarda bile kendini geliştirme imkânı bulan insanlar sayesinde ebediyen yoluna devam edecektir.

Meydana getirilmiş olan eser öylesine kapsamlı ve kavrayıcı ki, yaşamın farkında olan fikri hür, vicdanı hür, bilimi rehber edinen her insan tarafından daha yükseklere taşınmakta.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi badirelerden, kara senaryolardan geçilerek doğduğunun farkındayız.

İnsana yaşama sevinci veren, mücadele azmini güçlü kılan Cumhuriyetin kurucusu, savaş alanlarının kahramanı, barışın, insanlığın, adil paylaşımın, çağdaş yaşamın mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk insanın yanısıra pek çok mazlum milletlere de yaşam kaynağı, özgürlük ve bağımsızlık vesilesi olmuştur.

Yabancıdan talimat almayan,

Bağımsızlığı karakteri olan,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milletine kendini sürekli yenileyebilen, kültür ve bilim temelli öylesine sağlam temelli bir eser bırakmıştır ki, takipçilerince sonsuza dek yaşanacak ve yaşatılacaktır.

Eğer, Türkiye, Batı hariç, çevresindeki ülkelerden gelişmiş ve çağdaşlık yolunda kararlılıkla ilerliyorsa, etnikçilik, mezhepçilik devleti yönetenlerce körüklense de bir arada yaşamayı başarıyorsak bunu yüksek kültür temelli Cumhuriyete borçluyuz.

En değerli şey olan insanca yaşama hakkını Cumhuriyetin Türk halkına nasıl sunduğunu anlamak için Afganistan, İran, Pakistan gibi ülkeler bir yana, koca bir coğrafya olan Orta Doğu’ya bakmak dahi yeterlidir.

Dış güçler tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne “Yeşil Kuşak”, “Ilımlı İslam”, İslam ağırlıklı “Model Ülke” gibi hedef saptırıcı değişik roller biçilip, kendi ülkelerinde amaçları doğrultusunda yetiştirdikleri kişileri milliymiş gibi Devletin başına getirseler de, Cumhuriyet fikriyle yetişmiş Türk insanı muasır medeniyetler hedefini kararlılıkla gerçekleştirecektir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 30 Ağustos 1924 tarihinde Dumlupınar’da dile getirdiği: “Uygarlık yolunda yürümek ve başarı göstermek, yaşamını sürdürmenin şartıdır. Bu yol üzerinde durakalanlar, yahut da bu yol üzerinde ileriye değil de geriye bakmak bilgisizlik ve kavrayışsızlığı içinde bulunanlar, genel uygarlığın coşarak ilerleyen selinin içinde boğulma durumuna düşmekten kendilerini kurtaramazlar" sözü Türk Milleti için ebedi bir yaşamsal hedeftir.

Kimileri için Demokratik Cumhuriyet bir araç iken; okuyan, araştıran, yorumlayan, sorgulayan, pozitif bilimi rehber edinen Türk insanı için Demokratik Cumhuriyet bir araç değil, ebedi bir amaçtır.

Cumhuriyeti bize armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve O’na desteğini esirgemeyen Türk halkına sonsuz saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin, adaletin, huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Perşembe, 24 Kasım 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, EBEDİ ÖNDERİMİZ VE BAȘKOMUTANIMIZ BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü BEDENEN ARAMIZDAN AYRILIȘININ 84. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca y...
Perşembe, 10 Kasım 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 99. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, ıșıklar içinde uyusunlar. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cumartesi, 29 Ekim 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ