Orhan Kaya

Orhan Kaya

Bağımsızlığı  ile işgalcilerin iştahla akan salyalarını kursaklarında bırakan, bağımsızlığından sonra da Türk halkının peşini bırakmayan ezeli ve bugün yaptıklarıyla da ebedi olduğu perçinlenen azılı düşmanları varken, Türkiye’deki terör biter mi?

Sömürgecinin oyunlarıyla geçmişte akan Türk kanı, günümüzde de yerli işbirlikçileri yoluyla oluk oluk akmakta.

Geleceğin çınarları  olmaya aday Türk gençleri, uluslararası antlaşmalar, iç ve dış hukuk kuralları, siyasi çekişmeler, tutarsızlıklar ortamında cephesiz savaşta, vatan savunmasında her gün birer birer can veriyor.

Kimi iktidar sahibinin oğlu vatan hizmetinden kaçmanın yolunu bulurken, her birisi ciğer paresi vatan evlatları kirli oyunda vatan uğrunda can veriyor.

Siyasetçisi rahat rahat siyaset yapsın, işçi, çiftçi, köylü, kentli yatağında rahat uyusun diye, karakolda, sınırda nöbet beklerken, hainle çatışırken şehit düşen vatan evladı, memleketinde büyük topluluklarla son yolculuğuna uğurlanıyor. Böylesine büyük topluluklara bakınca; nasıl olur da böylesine duyarlı bir halk yıllardır terör altında inim inim inler, demekten geri kalamıyor insan.

Evet, nasıl oluyor da böylesine hassasiyetliği olan, vatanın bütünlüğünü  şehit cenazelerinde haykıran bir halk yıllardır terörü bertaraf edemiyor?

Üstelik de demokrasi idaresine sahip, her dört yılda bir iç ve dış siyasetini belirlemede etkili olabilen bir halk!

Halkın, son on yıldır yüzde ellilerle yakın bir oyla tek başına iktidara getirmiş olduğu siyasi irade nasıl bir iradedir ki, terörü bitir(e)miyor ve üstelik de terör her geçen gün, dünü aratıyor?

Terör, sokaklarda, caddelerde, şehrin meydanlarında toplanarak terörü lanetleyen büyük topluluklarla mı, siyasi iradeyle mi, yoksa her ikisinin işbirliği ile mi biter?

Türkiye’de, olmadık şeyler oluyor son yıllarda…

Yıllarca terörle mücadele etmiş olan insanlar kesinleşmiş hiçbir karar olmadan, yıllardır özgürlüklerinden yoksun… Teröristin, teröre destek verenlerin adeta dokunulmazlığının olduğu, teröristin ayağına mahkemenin götürüldüğü, dış ülkelerde pazarlıkların yapıldığı, genelkurmay başkanının dahi terörist lideri olarak yargılandığı, insanların seyahatleri esnasında yollardan dağa kaçırıldığı, özgürce ve güven içinde seyahat edilemeyen bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Van’ı, Hakkâri’yi, Şemdinli’yi, Şırnak’ın Cudi Dağı’nı.. sivil ve silahsız olarak ne zaman gezip, görecek Türk vatandaşı?

Geçmişte sadece terör yoluyla dışa bağımlı tutulan Türkiye’yi yaşarken, Türk halkının kafası bu denli karışık değildi. Şimdi ise; dışa bağımlığın yanı sıra, kurumlar içi-arası güvenin sarsıldığı, sayın (!) terörist liderine ev hapsinin tartışıldığı, sözde zehirlendi diye eylemler yapılarak sokakların ateşe verildiği; terörist denilerek tutuklanan, teröre karşı mücadele vermiş, devlete, millete hizmet etmiş, sağlık sorunları da yaşayan insanların hapishanelerde adeta ölüme terk edildiğini ancak onlar için sokakların ateşe verilmediğini de görmekteyiz… Hâlbuki terör örgütlerinin dış bağlantıları mutlaka vardır ve topluma zarar verici hareketlerden geri kalmaz, PKK terör Örgütü’nde olduğu üzere, varlığını sürdürmek için eylem üstüne eylem yapar.

Bu ne tezattır böyle?

Böylesine tezatlıkların olduğu, Türkiye düşmanlarının kanlı eylemlerden nemalanarak halkı borç içinde, yoksul, yoksun bırakmanın yanı sıra, milli birliği bozucu, ülkeyi bölünme riskiyle baş başa bırakabilecek gidişata; şehit cenazelerinde toplanan toplulukların temsilcisi, tarihte aldığı kararlarla Türkiye’yi bağımsızlığa kavuşturan TBMM’de dur denilmelidir.

ataturk-cicegi

İlimden, fenden uzak kalarak, Avrupalıya okul açtırıp öğretmen ithal ederek yaşamını sürdürmeye çalışırken, Rusların “Doğu Sorunu” adı altında bölünmek istendiğinden İngilizlerin haber vermesiyle haberdar olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yöneticileri; Rusların Boğazları geçmesini istemeyen İngiliz ve Fransızların oyunları neticesinde 1856 yılında bitecek olan Kırım Savaşı 3 Temmuz 1853'te başlar. Savaş başlar ancak hazinesi boş olmasına rağmen, İngiliz ve Fransızların cephanesini savaş boyunca karşılama sözü de vermiştir Osmanlı İmparatorluğu. Derken paraya ihtiyaç olur ve 1853’te İngilizlerden ilk borç para alır. Fakat alınan bu borç para savaş masraflarını karşılamaya yetmez ve 1855’te alınan ikinci borç para ile “Borç Sarmalı” da başlamış olur. Başına örülen örgüden habersiz borç sarmalına dolanan ve 1865’te bırakın anaparayı faizini dahi ödeyemez duruma düşen Osmanlı İmparatorluğu’nun borç ödemesinin yönetimi için yabancıların baskısıyla 20 Aralık 1881’de Düyun-u Umumiye İdaresi kurulur.

İngiliz, Fransız, Hollandalı, Alman, İtalyan ve Osmanlı temsilcilerden oluşan Düyun-u Umumiye İdaresi’nin  yedi kişiden oluşan “Düyun-u Umumiye Meclisi” İstanbul Lisesi’nde 20 Aralık 1881’de faaliyetine başlar.

İngilizin, Fransızın, Rusun, Almanın başına ördükleri çoraptan habersiz Osmanlı yönetimi, borç batağından sonra dünya çapında “Hasta Adam” olarak anılmaya başlar. Ekonomik çöküşün ardından başlayan ayaklanmalar yoluyla Osmanlı’nın toprak kayıpları, I’inci Dünya Savaşı ile zirveye ulaşır. Ve nihayetinde İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı General Franchet d’Esperey’in İstanbul Limanı’nda Cevat Paşa ve İngiliz General Wilson tarafından 23 Kasım 1818’de karşılanmasıyla “Hasta Adam” Osmanlı’nın ölümü gerçekleşir ama ilan edilmez, çünkü paylaşım sorunu yaşamaktadır işgalciler.

Askeri gücünü yitirmiş, ilmiyle, siyasetiyle, teknolojisiyle dünyayı  izleyemez olmuş olan Osmanlı’nın başına çorap örenlerin bugün de el ele, kol kola oldukları ve dünyayı yaşanmaz hale getirdikleri gören gözler için, gözler önündedir.

İngilizin, Rusun, Fransızın başına ördüklerinden habersizce hazinesinde parası olmadan Ruslarla savaşa tutuşan, bunun yanında İngiliz ve Fransıza cephane temin eden, Hasta Adam olarak anılan, bir zamanlar Cihan Devleti  Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde yer alan, tam da ekonomik iflasından sonra Düyun-u Umumiye İdaresi’nın kurulduğu 1881 yılında,  sarışın mavi gözlü, sağlıklı bir çocuk dünyaya gelir, Selanik’te.

Babasının vefatı, annesinin başka bir insanla evliliği ve bunların getirdiği sıkıntılarla büyüyen çocuğun askerlik mesleğini seçmesi, gündelik yaşamdan sıyrılarak o yaşlarda ülke meselelerine ilgi duyması,  ülkesindeki ticaret merkezlerine ait yabancı tabelalardan dahi ekonomik işgalin farkına varması, subay olduktan sonra da ülke meselelerine olan tutkusu ve yabancılarca devletinin başına örülen kötü  gidişin farkında oluşu; Mustafa Kemal’in işgalcilere karşı vatansever Türk insanıyla sabırla, ilmek ilmek geliştirdiği dostlukları  gün gelir yedi düvele karşı verilen savaşlar sonrası Tam Bağımsız Türkiye ile sonuçlanır.

Mustafa Kemal; bir bakmışsınız Trablusgarp’ta, bir bakmışsınız Diyarbakır’da, Şam’da, Toroslar’da, Bitlis’in dağlarında, Çanakkale’de, Samsun’da, Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta, Afyon’da, İzmir’de.. Üstün zekâsı, milletine bağlılığı, öncülüğü ve cesaretiyle hep vatan savunmasında yedi düvele karşı.

Yedi düvelin işgalinden kurtardıkları vatan toprağını tam bağımsız hale getirdikten sonra eğitimde, medeni yaşamın gelişmesinde, ekonomide, sanayide de hep öncü, Mustafa Kemal.

On iki milyonluk nüfusun Arap alfabesi ile okuryazar oranı 1923’de %2’ler civarında. Halkın çoğu, yerde gördüğü gazete parçasının üzerindeki yazıyı Kur-an’dan ayet zannederek yüksek bir yere koyuyor. Hal böyleyken, eğitimde açtığı çığırla okuryazar oranını 1936’da %17’lere çıkartan; Kur-an’ı Türkçeye çevirterek her Türk evladının tek başına kitabını anlamasına sunmasıyla; tekstil başta olmak üzere, tarımda, sanayide, kara, deniz, hava ulaşımında, sağlıkta, adalet sisteminde, bankacılıkta, yeniden bir ordu kurulmasında, devlet idaresinde çağdaş kurumlar meydana getirmesi ve bütün bunları milletiyle birlikte büyük bir heyecan içerisinde yapması, barıştan yana olması; her alanda güçlü, tam bağımsız bir Türkiye meydana getirerek, asırlardır Türk insanın ardından kuyu kazan, başına türlü türlü çorap ören AB-D ve Rusya’nın oyununu bozmuş olması, Dünya üzerinde sözü geçen, itibarı olan bir Devlet meydana getirmiş olması, halen o ülkelerce hazmedilmiş midir acaba?

Ekonomisi, siyaseti iflas etmiş, başkenti dâhil, toprakları işgal edilmiş, silahlarına el konularak ordusu terhis edilmiş olan bir milleti yeniden şahlandıran Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, zekâsıyla, yedi düvelin Türk milletinin başına ördüğü tüm olumsuzlukları  ortadan kaldırmış bir lider.

Günümüz siyasetçisi, siyasetçi olarak varsa şayet onu da ATATÜRK’e borçlu. Ancak gelin görün ki O’nun sayesinde siyaset yapan siyasetçi icraatlarında, konuşmalarında O’nu yermeye çalışıyor. Hâlbuki terk-i diyar eylemiş, hakkında söylenene cevap veremeyecek durumda olan bir kimsenin ardından konuşmak kültürümüzde yoktur. Kaldı  ki ardından konuşulan kişi milletimiz için çok fedakârlıklar göstermiş bir insan.

Başbakan Tayyip Erdoğan, 17 Ağustos günü 22 kilometrelik Kadıköy-Kartal Metrosu'nun açılışını yaptıktan sonra basın mensuplarının sorusu üzerine: “Türkiye'yi biz karayollarında nereden aldık, hangi ağlarla donattık, demiryolunu nereden aldık hangi ağlarla donattık, biliyorsunuz 10. Yıl Marşı'nda geçer, demir ağlarla ördük falan... Neyi ördün, hiçbir şey örmüş falan değilsin. Ortada duranlar belliydi. Demir ağlarla şimdi Türkiye'yi biz örüyoruz.” demiş.

Atatürk’ü yerme, yerden yere vurma yarışı nedendir, anlamak güç.

Geçen günler içerisinde bir camiye geçici olarak atanmış, sözleşmeli genç bir imam ile tanıştık. Kendisi sarığı, cüppesi, uzun sakalı ve kemersiz şalvarıyla devlette görev almış, cami dışında da böyle dolaşmayı tercih ediyor. Merhabadan sonra ilerleyen sohbet içerisinde o da,  “Atatürk bu kıyafetle dolaşmamızı yasakladı, din adamlarını astırdı,  Çanakkale’de asıl başarı başkasınındır” diyerek epeyce gıybet etti. Hâlbuki gıybet ettiği Atatürk, şu anda İslamiyet’in en iyi yaşandığı Türkiye’yi kuran kişi, onu bile anlamış değil. Onun yanında kendisi sözleşmeli, neden sözleşmeli olduğunun farkında bile değil.

Şimdi, hakkında gıybet edilen Gazi Mustafa Kemal’e bakınca, her şeyden önce; O’nun savaş alanlarındaki yönetme sanatından kaynaklı yenilmezliği, İngiliz himayesi, Amerikan mandası dururken, milletini bağımsızlığa kavuşturmadaki öngörüsü, başarıları TBMM’ce ATATÜRK soyadıyla taçlandırılmış.

Bugün yapılan her güzel şey onun eserlerinin geliştirilmesi, çağdaş  muasır medeniyet seviyesine ulaşılması ve üstüne çıkılması  hedeflerinin gerçekleştirilmesinden başkaca bir şey değildir. Bu nedenle gören gözler O’nu anlamakta, diğerleri ise anlamakta güçlük  çekmekte olsa gerek. 

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinden itibaren devleti idare etmiş olsa bile ki öyle değil, o halde bile, hesap bilmeyenler için yazalım: Bedenen ölüm tarihi 1938 - Samsun’a çıkış tarihi 1919= 19 yıl.  Cumhuriyetin ilanı 1923’den alırsak 17 yıllık bir devlet yöneticiliği var.

Şimdi, Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılı ile 1938-39 yıllarına ait bazı verilere bakalım: 

Eğitim:

1923 yılında 1938 yılında Artış oranı
İlkokul Sayısı 4894 6700 %36
İlkokul Öğrencisi Sayısı 341.941 764.691 %132
İlkokul Öğretmeni Sayısı 10.238 15.775 %54
Genel Lise Sayısı 23 68 %195
Fakülte ve Yüksek Okul Sayısı 2 7 %350
Bayan Öğretim Elemanı 0 99 % 10.000

Ulaşım

1923 yılında 1938 yılında Artış oranı
Demiryolu (km) 4.559 8.637 % 89,4
                        

Atatürk başka ne yapmış…

Çöken İmparatorluğun borcu: Mahfi Eğilmez’in 11.12.2011 “Osmanlı'dan Devraldığımız Borçlar”  başlıklı yazısından okuyalım:

“Osmanlı'dan devralınan borçların ödenmesi 1954 yılında bitirildi. İlk dış borçlanma 1854 yılında yapıldığına göre bu borçların tasfiyesi 100 yıl sürmüş oluyor. Osmanlı'dan devralınan borçlar 145 milyon Osmanlı  altın lirası tutarındaydı. Bu da o dönemin milli gelirinin yaklaşık yüzde 65'i ediyor.  Bugünkü koşullarla düne bakıp devralınan borç miktarının söylendiği kadar yüksek olmadığı tezini ileri sürenler bu borcu aynı mantıkla bugünkü değerlerle hayal etmeye çalışırlarsa kabaca 500 milyar dolarlık bir borç yüküne denk geldiğini göreceklerdir (Bugünkü GSYH'mız 750 milyar dolar olduğuna göre bunun yüzde 65'i 488 milyar dolar eder.)”(*)

I’inci Dünya Savaşı bitince yedi düvelin işi bitmiş mi oldu?

Hatay sorunu, nüfus mübadelesi, uluslararası anlaşma/sözleşmeler, adeta birer misyoner yetiştiren yabancı okulların durumu, sayısı  bir düzineyi bulan iç ayaklanmalar, İngiliz destekli Şeyh Said isyanı ve bu isyan nedeniyle Musul’un kaybedilmesi… Karadeniz’in sarp dağlarına yerleşen ve sayıları 25 bine ulaşan Pontus eşkiyasının F-16, Kobra, Heron, uydu teknolojisi, telefon dinlemesi olmadan ortadan kaldırılması ve daha pek çok mücadele… Bütün bunlara rağmen meydana getirilen ve yeni nesle bırakılan Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti…

Cevap veremeyeceklerin ardından konuşulmamalıdır.

Cevap veremeyecek durumda, bugün aramızda olmayan, üstelik de varlığımızı,  ülkemizin bağımsızlığını, demokrasimizi, özgür ülkemizde hür ibadetimizi yapmamıza vesile olan insanların ardından konuşmadan önce düşünmek lazım. Kaldı ki İslam inancına göre Kur'an-ı Kerim’in  Hucurat Suresi’nin  12’inci ayetinde “…Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah'a karşı takva sahibi olunuz..” buyrulduğu gibi, Hadis-i şeriflerde de “ölmüş insanın etini yemek” olduğu buyurulan “gıybet”i etmenin bir Müslüman için felaket olduğu bildirilmektedir.

Dünya üzerinde yaşamış liderlerden bir çiçeğe, bilim insanlarınca ”ATATÜRK ÇİÇEĞİ” adı verilen tek ve Ebedi Liderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ve çalışma arkadaşlarını, O’nun yolundan ilerleyenleri saygı, minnet ve şükranla anıyor, selamlıyoruz.

Milletler, tarihlerini bildiği, ders çıkardığı ve yaşanılan güne, çağa yorumlayarak uyguladığı oranda hür ve müreffeh yaşarlar.

apoletli-assubaylar

İnsan kıyafetiyle ağırlanır, davranışları, sözleriyle uğurlanırmış. Hal böyle olunca kıyafet ilk izlenim için önem kazanıyor elbette.

26.05.2005 tarihinde kuvayimiilye.net sitesindeki köşemizden “Astsubayın Kılık Kıyafeti Mustafa Kemal Atatürk’ün Kıyafet Devrimi İle Bağdaşıyor Mu?” başlığı altında Atatürk’ün Fransa’da yaşadığı bir hadiseyi yazımızda aktarmıştık.

Aktardığımız hadise şuydu:

“Osmanlı İmparatorluğu yöneticileri tarafından, 1910 yılında Fransa’da düzenlenen ‘’Pikardi Askeri Manevraları”nı izlemek üzere Mustafa Kemal görevlendirilir.

Önderimiz, manevra sonunda, kendi fikirlerini manevraya katılan, oradaki subaylara söyler. Söylemesine söyler, ancak onu dinleyen yabancı subaylar dudak bükerek yanlarından ayrılırlar.

Ertesi akşam albay rütbesindeki yabancı subay Mustafa Kemal’in yanına gelerek;

-Sizin söyledikleriniz diğerlerinin düşüncelerinden daha doğru idi, der ve başındaki kalpağı göstererek:

-Başınızdaki bu tuhaf başlığı giydikçe kimse sizin fikirlerinize kıymet vermez…,” der.

İyi bir gözlemci, yeniliklere açık, teklifleri değerlendiren ve çağdaş değerleri hayata geçiren Atatürk ‘’Uygarım diyen Türkiye Cumhuriyeti, halkı ile hayatıyla, yaşayış tarzıyla uygar olduğunu göstermek zorunluluğundadır.’’ diyerek, uygarlığın sonsuzluğa değin sürecek bir yarış olduğunun mesajını da milletine vermiştir.

Kimi ülkeler uygarlık yarışı içindeyken, kimileri de ağaların, şeyhlerin, cemaat liderlerinin, dini siyasete alet edenlerin elinde kalarak, onların elinde, uygarlıktan uzaklaşırken Mustafa Kemal’in ülkesine yakışan uygarlıktan yana davranmaktır.

Konumuz Türk Assubayı ile Avrupalı Assubayların kıyafet yönüyle karşılaştırılması.

Bir gece kıyafeti olmadığı için yurt dışındaki resepsiyonlara harici kıyafeti ile katılmak durumunda bırakılan assubaya 2006 yılında mesdres verilmesiyle konu çözülmüş ancak rütbe yerleri ve şekli halen düzeltilmemiş durumda.

Assubayların rütbelerinin kullanımını kolaylaştırmak, fotoğraf çekiminde görünürlüğünü artırmak, daha zarif bir şekle sokmak için 2007 yılı sonlarında TSK’da başlatılan çalışmanın nedense bir türlü sonuçlanmadığını görmekteyiz. Normal şartlarda başlattığı projeyi sonuçlandırma geleneği olan TSK’nın, projeyi devam ettirerek sonuçlandırması gereklidir. TSK, üzerinde oynanan oyunlara rağmen nasıl ki tüm faaliyetlerini, mesaisini aksatmadan yürütüyorsa, aynı şekilde, personelin moral ve motivasyonunu da her şart altında gözetmeli, yabancı meslektaşlarından aşağı haklar vermemelidir.

Şimdiye kadar assubayın özlük haklarında istenilen düzeyde değişiklikler yapıl(a)madı. Ancak yapılan ufak şeylerin de disiplini bozmadığını hep birlikte gördük. Neydi bu yapılanlar ve disiplini bozmayanlar:

  • Mesdres, gece kıyafetinin verilmesi,
  • Pantolondaki siyah ve kırmızı şeritlerin kaldırılması,
  • Assubay şapkasındaki sakındırağının siyahtan sarıya çevrilmesi,
  • Askeri okulların harici kıyafetlerinin griden hakiye dönüştürülmesi,
  • Birinci derecenin dördüncü kademesinin verilmesi,
  • Fazlasıyla sınırlandırılmış olsa da, lisansüstü eğitime kıdem verilmesi,

***

Kıyafetle ilgili olarak, Avrupa ordularında görev yapan assubaylara ilişkin ileti adresime gelen bir fotoğrafı aşağıda paylaşıyorum.  Fotoğrafta bir kişi hariç hepsi astsubay ve her birinin rütbesi apolette.  Alman, Fransız, Belçikalı, Hollandalı, İspanyol, İtalyan assubayların rütbeleri apolette. “Dünyanın neresinde görülmüş assubay rütbesinin apolette olduğu” diyenler varsa şayet, incelemelerini öneririm.

apoletli-abd-avrupa-assubaylari

Ordular ve polis teşkilatları, kıyafet harcaması en yüksek devlet kurumları arasında. Bir eğitim, öğrenim sonucunda alınan rütbe, esasında, bir statü işaretinden öte bir şey de değildir.

Rütbe işaretleri kullanan ordu, polis gibi büyük teşkilatlarda, kıyafetler için olağanüstü harcamalar yapılmakta. Rütbe yerlerinin aynı yerde olması, aynı zamanda ekonomik yönden tasarruf sağlamakta ve personelin tadilat yapmadan, çok kolay bir şekilde işaretini takmasına olanak vermektedir. TSK, bütün bunları değerlendirerek, nasıl ki pantolon çizgilerini kaldırarak kıyafet kullanımının kolaylığını ve bunun yanı sıra muhtemel bir tasarruf sağlamışsa, rütbelerin apolete alınmasıyla personelin moral motivasyonu üzerinde olumlu etki sağlamanın yanı sıra, aynı zamanda ek bir tasarruf sağlamış olacaktır, diye düşünmekteyim.

Sonuç olarak,

Biz, milletimizin her ferdini yüceltmek durumundayız ki çağdaş olalım, medeni devletler içerisinde yer alalım.

Azeri assubayın apolette olan rütbesini kola aldırtmakla; vatan hizmeti gören üniversite mezunu genç insana,  assubaydan bir üst statüde askerlik yaptırmanın yanı sıra apolette rütbe vererek, pek çoğu üniversite mezunu assubayın rütbesini kolda tutarak; tüm dünya çift kanat uçuş brövesi takarken uçuş personeli Türk assubayına tek kanat taktırıp yurt dışında mahcubiyet yaşatarak; bir zamanlar yarbay düzeyinde maaş alan en kıdemli assubayı neredeyse kıdemli üsteğmenin altında maaşa talim ettirerek; subaya zam verilirken, assubaya gelince sadece umut verilerek, bir subay emekli olunca çalışırken aldığı maaşın % 80’ini, astsubay emekli olunca %40’ını vererek bir yere varmak ne mümkün.

“Sosyal paylaşım sitelerinde yer alan, 01 TEMMUZ 2012 tarihi itibariyle subay ve assubay emekli maaşları:

Kd.Albay ¼ 40 yıl 4.000 TL
Kd.Albay ¼ 36-yıl 3.850 TL
Albay ¼ 32 yıl 3.150 TL
Yarbay ¼ 29 yıl 2.800 TL
Kd.Bçvş. 2/6 40 yıl 1.670 TL
Kd.Bçvş. ¼ 30-yıl 1.860 TL
Kd.Bçvş. 2/3 30 yıl 1.475 TL
Kd.Bçvş. 3/2 25 yıl 1.325 TL

İlk göreve başladığımızda Astsb Çvş. 2000 TL, Teğmen 2500 TL alıyor. Yani subay maaşının % 80’ini alıyoruz. Yıllar sonra albay 5000 TL alırken Kd Bçvş. 3000 TL alıyor. Subay maaşının %60’ına düşüyor. Emekli olunca Albay, maaşının %80’i olan 4000 TL alırken, 2.Kad.Kd Bçvş. 40 yıl üzerinden emekli olsa bile aldığı maaş 1670 TL oluyor.. Yani albaya verilen emekli maaşının % 40 ı alıyor. 3/2 dereceden emekli olan Kd.Bçvş ise 1325 TL maaşla albay maaşının 3’de 1’ini bile alamıyor.”

Yazımızı Büyük Önderimizin sözüyle bitirelim:

’Uygarım diyen Türkiye Cumhuriyeti, halkı ile hayatıyla, yaşayış tarzıyla uygar olduğunu göstermek zorunluluğundadır.’’ 28.08.1925 / Mustafa Kemal ATATÜRK

Orhan KAYA

Not: Avrupa ordularında görev yapan assubaylara ilişkin iletisiyle yazımıza katkı sağlayan meslektaşımıza teşekkürlerimi sunuyor, yurt dışında görev yapan Türk evlatlarının da aynı gözlemcilik içerisinde olmasını diliyorum.
hizlanan-bop

İslam Dini’nin geliştirici, adaletli, insana değer veren, ilmi yönünü hiçe sayarak; eğitime, bilime, teknolojiye, sanayiye önem vermeyip, kendi teknolojisini üretmeyip, insanını çağ dışı yöntemlerle cezalandırıp, medeni haklardan yoksun bırakan, ülkesinde saltanat süren kralların yönettiği İslam Ülkeleri bir bir düşüyor.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)/Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi (GODKAG): “Eğitim, demokrasi, özgürlük, kadın hakları, iş, evrensel hukuk değerleri, fikir özgürlüğü, kadın ve erkek eşitliği” gibi, bu haklardan yoksun insanları hedefleyerek, hedefte bulunan toplamda 22 ülkenin insanlarını zayıf noktalarından yakalayıp, onları projeye hazırlamakta ve zamanı gelen ülkeleri darmadağın ederek yolunda ilerlemekte.

İkiz kulelerin 11 Eylül 2001’de kuşkulu bir şekilde yıkılmasından sonra su yüzüne çıkan BOP’un Türkiye’yi de kapsadığına dair harita, tesadüf eseri ABD’deki bir düşünce kuruluşunda perdeye yansıyınca Türk kamuoyunca da öğrenildi.

İkiz kulelerin yıkılışından sonra, sözde, dünya çapında kendi güvenliğini sağlamak isteyen ABD, önce Afganistan’ı, ardından Bakanlar Kurulu Kararıyla, Türk Hava Sahası’nı da kullanarak, denizden ve karadan on binlerce bomba yağdırdığı Irak’ı ele geçirdi. Bu işgal sonucunda Milyonlarca Müslüman hayatını kaybetti, tecavüze uğradı. Fakat ne acıdır ki Müslümanlığı rehber edinerek siyaset yapan uç noktadaki hiç kimsenin sesi çık(a)madı bu katliamlara, işgallere, tecavüzlere, camilerin yıkılmasına…

Türkiye’nin eş  başkanlığında yoluna devam eden BOP, ülkelerin karışıklığa sürüklenerek, devrilen iktidarların yerine getirilen BOP uygulayıcıları yoluyla, kaynakları yabancılarca işletilecek şekilde idare edilmeye başlanmakta. Ancak “eğitim, demokrasi, özgürlük, kadın hakları, iş, evrensel hukuk değerleri, fikir özgürlüğü, kadın ve erkek eşitliği” gibi uygulamaların hayata geçirildiğine dair duyulan bir haber henüz yok.

BOP haritasında yer alan Türkiye’de yaşanan uzun tutukluluk süreleri, yedi yüz civarında üniversite öğrencisinin tutuklu olması, gazetecilerin uzun süre tutuklu yargılanmasının ardından bir kısmının serbest kalması, işsizlik oranındaki yükseklik, gizli işsizlik ve iş sahibi olanın asgari ücretle iyi bir geleceğe dair umudunun olamaması; insanların, evleri yerine çadırlarda yapılan yardımlar yoluyla iftar açması, yoksulluk nedeniyle seçim döneminde yapılan yardımları bekliyor olması, aynı meclis altında çalışan hizmetlilerin (Parti gruplarında çalışan ilkokul mezunu hizmetlinin maaşı net 3.890 TL , Meclis'te diğer birimlerde aynı işi yapan hizmetliler ise 2.637 TL alıyor. 23.07.2012/VATAN) gelir adaletsizliğine maruz kalmasının dışında, benzer işi yapanlar arasındaki özlük haklarında, sosyal haklardaki uçurumlar, her alanda dışa bağımlılık vs. insanların devletine, idarecisine olan güvenini sarsabilecek, üzerinde bıkkınlık yaratabilecek hususlar.

Arap ülkelerinde yaşayan bir kısım halk, üzerindeki bıkkınlığı AB-D Projeleriyle atmaya meyletti. Karşılığında yeraltı zenginliklerini vermek kaydıyla.

Türk insanının üzerinde meydana getirilmiş olan bıkkınlık verici ve bilinçli bir şekilde sürdürüldüğü izlenimi veren her türlü adaletsizliği, güvensizliği, yolsuzluğu, yoksunluğu, hırsızlığı, hak gaspını, demokrasi istismarını; çözülmeden, birlikte çözmesi, daha güzel bir gelecek inşa etmesi her şeyin üzerinde…

gelecek-yuzyil

Dünya üzerinde hiçbir birey, topluluk, toplum yoktur ki yaşamına katkı sunmasın. Her topluluğun kendince bir katkısı vardır yaşama…

Her bir insanın yaradılıştan gelen farklı özellikleri mevcut.

İnsan, birey olarak yaşamını şekillendirirken, farklı yaradılışıyla, çevresine de katkı sunabilmekte. Yaşam, bireysellikten çıkıp bireyler bir araya geldikten sonra oluşan aile, topluluk, bir sonraki aşamasında toplum halinde yaşarken de işleri kolay eden, yaşamı yaşanılır kılabilen bireysel katkılar devam edebilmekte.

İnsanın yaşam alanı olan Dünya üzerinde değişik toplumlar mevcut. Belli bir yaşam düzeyine ulaşabilen toplumlar arasında başlayan etkileşimler, toplumların kültürel hayatına renk katabildiği gibi, üstün gelen, saldırgan özellikteki toplumun her alanda söz sahibi olabilme durumu, etki altında kalan toplumun yok olma tehlikesini de beraberinde getirebilmekte. Bugün dünya hayatında olmayan, yok edilen, yaşam alanları, hakları elinden alınan Aborjinler, Kızılderililer, İnkalar, Aztekler gibi topluluklar buna bir örnektir.

Bu anlamda; devlet haline gelmiş olan bir toplumun, yaşam şekli, diğer devletlerin, toplumların yaşamına kastedecek düzeydeyse şayet; doğada var olma mücadelesi veren, bir nevi vahşi yaşam şekli söz konusudur, denilebilir.

Ne devlet olarak, ne birey olarak, ne de topluluk olarak, yaşam içerisinde geride kalmamak gerek!

Toplumun meydana getirmiş olduğu Devlet halinde yaşamdan kaynaklı, toplumun bir arada yaşamasına katkı sağlayan, değer yaratan iş bölümlerinin içerisinde bir araya gelen ve toplulukların/statülerin, diğer topluluklarla/statülerle bir arada hayatı sürdürmelerinde Devlet İdaresinin sergilemiş olduğu; eşitlik, hoş görü, adilane v.b. tutumlar, sürdürülebilir birlikte yaşamın temel taşları.

Daha düne kadar birlikte var olma savaşı veren toplulukların, devlet haline geldikten bir süre sonra çıkar çekişmelerine düşmeyerek huzurlu bir yaşam ile yoluna devam etmesi, özünü kaybetmemesine bağlı.

Bu öz, bir devletin kuruluş aşamasındaki özdür ve bu öz; geçmişte, bütünü kapsayan, bütüne değer veren bir özdür.

Fakat zaman içerisinde, daha çok diğer devletlere karşı bilimde, teknolojide geride kalma durumdan kaynaklı olarak; devletin kuruluş özünden, toplumun kültüründen uzak, başka devletlerden alınan bilimsel yardımlar, alan devletin özünde de tahribatları beraberinde getirmektedir.

Bu anlamda, Osmanlı Devleti’nin bilimde geri kalması ve Batılı Devletlerden eğitim kurumları oluşturması için yardım alınması, buradan yetişen kimi öğrencilerin Batılı değerleri benimseyerek özünden kopması, yüzyıllar sonra kendi sonunu da hazırlamış görünmektedir.

Batılı Devletlerin meydana getirmiş olduğu eğitim kurularından mezun olan Türk gençlerinin icabında kendi insanını hor görmesi, aşağılaması, Batılı hayranı olması tesadüfü değil, bir eğitim sonucudur. Bu okullardan yetişen, devletin önemli mevkilerine gelen ve nesilden nesile güçlenen içimizdeki Avrupai eğitimle yetişmiş insanın, her alanda ülkesini oraya bağımlı tutması onun için adeta bir Batıya hizmet.

Osmanlı Devleti’nin parça parça bölüşülmesinden sonra Türk evladı Mustafa Kemal’in önderliğinde öz kültürüyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, O’nun vefatından kısa bir süre sonra halen Batı hayranlarının elinde, Batılıya hizmet etmeye devam etmekte olduğu; bilimsel, teknolojik, sanayi ve hizmet sektörü açısından bakıldığında gün gibi ak pak bir şekilde görünmektedir.

Bir toplumun yaşaması, kendi ayakları üzerinde durması öz benliğini muhafaza etmesine bağlı. Bu ise toplumsal dayanışma ile olabilmekte. Toplumsal dayanışma ve işbirliği ise paylaşımlarla sağlanabilmekte.

Öz kültüründen uzak, değer yargıları topluma yabancı yapılar içerisinde yaşama mücadelesi veren insanların bir araya gelmesi, bilinçlenmesi ve varlıklarını sürdürebilmeleri için çaba göstermeleri şart. Bu çabalar dernekler, siyaset kurumları, dergiler, basın ve yayı(n)m yoluyla toplumla buluşturulduğunda anlam kazanmaktadır.

İşte, assubaylar da yaşamın kendisine sunduklarından kendi payına düşeni yaşayan bir topluluk/statü mensuplarıdır. Yıllardır hak, hukuk arayışı içinde olan ve bu uğurda icabında ekmeklerinden olan ve kendini topluma anlatmanın peşinde olan bir topluluktur, assubaylar.

Assubaylar, yıllardır internet üzerinden yayın yapan sitelerinin yanı sıra, sosyal medyada organize olmayı başararak, 200 binin üzerindeki bir “Bu Kadarına Da Pes” grubuyla Türkiye’deki mesleki ve sosyal örgütlerin yanı sıra Dünya ülkelerinde de izlenilir bir çalışma ortaya koymuştur. Sosyal medyadaki bu bir araya gelişe Umur Talu gibi, toplumumuzun önde gelen, önemli yazar ve düşünürleri de önemli katkılar sağlamış ve bu katkı sağlama hali halen de devam etmektedir.

Sitelerde, gruplarda, gazetelerde yer alan ve çözülmesi istenen assubay sorunlarının kurumsal anlamda yönetilmesi, sahip çıkılması ve süreç çözüm makamlarıyla istişare edilirken, bunun yanı sıra sıkıntıların dile getirildiği site, gazete yazarları ve gruplarla karşılıklı, teklifsiz ve gerektiğinde istişare hali, bilgi alış verişinin ilgili kişilerce yönetilebilmesi çözüme giden yoldaki en önemli basamak. Bu basamaklardan kurumsal olanın, Kasım 2011 ayında, seçimle işbaşına getirilen Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD)nin yeni yönetimi ile tamamlanmış olduğu görülmekte.

Yeni yönetim, gerek içinden çıktığı tabanın, gerekse sosyal medyada bir araya gelen insanların taleplerini kamuoyuna doğru anlatma yolunda önemli bir vazifeyi yerine getirerek, assubay mücadelesini bir üst seviyeye taşımış ve televizyon, radyo ve gazetelerin dışında da bu durumunu sürdürmekte olduğunu dergisiyle de ortaya koymaktadır.

TEMAD’ın Haziran-Temmuz 1’inci sayısıyla yayım hayatına sunduğu “Gelecek Yüzyıl” adlı dergisi şimdiden kültür hayatımıza önemli katkılar sunmaya başladı bile.

Dergide gördüğüm şudur ki, bir öz hali mevcut. Özünü bulan, kendisi olmak isteyenlere hitap eden bir dergi.

Kapağındaki, ak bir “Gelecek Yüzyıl” adı, Maruf ŞİNİK’in “mavinin huzuru, güveni, ayın karanlıktaki yol göstericiliği, geçmişi ve ilerisi mücadele ile dolu bir yolun, yola çıkan neferinin siluetini” gösteren resmi, çok anlamlı mesajlar vermekte. O nefer ki, mücadeledeki her bir bireyi temsil etmekte.

İçerik olarak, ilk sayfasında Pes Grubu’nun sloganlarından birisi olan “Artık Söz Vermeyin, Hakkımız Olanı Verin” ile birlikte en zor şartlarda görev yapan assubaylardan birer kesit fotoğraftan sonra TEMAD Başkanı Ahmet KESER’in içeriği dopdolu ve “unutmayın TEMAD TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK AİLESİDİR” ile biten Başkandan, başlıklı yazısı ve ilerleyen sayfalardaki söyleşi; Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Müdürü Yüksel BİNİCİ’nin diğer önemli günleri de ele aldığı “17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü” başlıklı makalesi; Bu Kadarına Da Pes’e nasıl gelindiği; E.Asb.Prof.Dr. İrfan Ünver NASRATTİNOĞLU’nun “Tarih Türklerle Başlar” başlıklı araştırma yazısı; yaşama dair başarı öyküleri; Genel Başkan Yardımcısı Ayhan YILDIRIM’ın kaynak niteliğindeki araştırması “Astsubaylığın Tarihçesi”; E.Hv.Uçak Bkm.Asb. İsmail YAVUZ’un ilk Türk Uçağını yapan rahmetli Vecihi Hürkuş’u tanıttığı  “İlk Türk Uçağını Kim Yaptı” araştırma yazısı; İsveç Kralının eşit olarak dağıtılması için ödediği fakat Türkiye’de statülere göre dağıtılan, şehit tazminatında da ayrımcılığın ulaştığı boyutu gösteren bir olaydır Dumlupınar Denizaltısı kazası. Gazeteci yazar, E.Dz.Kd.Bçvş. İlhan AKBULUT’un Dumlupınar faciasının ele alındığı “Dumlupınar Denizaltısı” yazısı; Fotoğraf sanatçısı, yönetmen, E.Asb.Maruf ŞİNİK’in yazı ve görsel yayı(n)mları ele aldığı “Görsel Okuryazarlık” araştırması; Yrd.Doç.Dr. Mithat ATABAY’ın “Çanakkale 1915’i Hatırlamak” konulu makalesi; Atilla İLHAN’ın hayatının anlatıldığı bölüm; E.Asb.eşi Av. İlkay Uyar KABA’nın “Hukuka Askeri Bakış” başlıklı, yol gösterici makalesi; Emekli Bandocu Assubaylardan oluşan “Nefesli Show Band" grubu ile yapılan söyleşi; kasko ve zorunlu sigortalı olup da sigorta şirketinden mağdur olanlara yönelik destek sağlayıcı, alanında Türkiye’de bir ilk olan “Grup Merkez Hasar Yönetim ve Danışmanlık Şirketi”nin kurucusu E. Asb. İbrahim Türkeş KOCABEY’ile yapılan söyleşi; Eşekli Kütüphaneci Mustafa GÜZELGÖZ’ün hayatı; İkmalci com şirketi ile ticarete atılan E.Asb. Zeynel Abidin KANDEMİR ile yapılan söyleşi; NLP Uzman Eğitmeni E.Asb.eşi Ayten TEKECİ’nin iletişimin inceliklerinin anlatıldığı “Aslında Hepimiz Büyücüyüz” başlıklı yazısı; sağlıkla ilgili olarak “Koah” rahatsızlığının anlatıldığı bölüm; Beyaz Spor başlığı altında, Ulusal Tenis Hakemi E.Asb.Mehmet Duran DAL’ın kaleme aldığı “Tenis” sporu ele alınmış.

Konularıyla dopdolu, anlatımıyla akıcı, bilgilendirici, araştırmacı ve yazarlar için kaynak olarak kullanılabilecek bir dergiye kavuşmuş olmak assubaylar için, toplumumuz için bir övünç kaynağı..

Basımında, yayıma hazırlanmasında emeği geçen yazar, araştırmacı, akademisyenlerine, TEMAD Başkanına, Yönetimine ve Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Müdürü Yüksel BİNİCİ meslektaşımıza, tek tek adreslere postalayan kişilere teşekkür ediyor, ilerleyen sayılarını da heyecanla beklemekte olduğumuzu belirtiyoruz.

askin-son-nefesi

İnsana yakışan hoşgörüdür elbet. Ancak ölmeyecekmiş gibi bir hiç olan dünyanın tüm malına mülküne sahip olmak adına; insanlığa ait soy ağacının en tepesindeki Adem’in Babası, Havva’nın Anası olduğunu unutup kendinden başkasının yaşamasına, soluk almasına mani olmaya çalışan insanlıktan çıkmış ve artık bir zavallı olmuş olan insan! Dünya senin olsa ne yazar, bak sonunda ölüm seni de bekliyor.

Ama bu zavallı  insan bunların farkında olmayacak kadar gözünü öylesine karartmıştır ki; elinden gelse tüm insanları kendine köle etmek, istediğini asmak, istediğini satmak ister. Öylesine kibirlidir ki kendinden başka hiç kimseyi beğenmez ve yanına yaklaştırmazken, bir taraftan da kendi benzerlerini yaratmayı da ihmal etmez.

O kadar açgözlüdür ki nefsine bir türlü hâkim olamaz. Midesi, beyni yoluyla “doydum yeme artık” dese bile, tokluğuna rağmen götürmek ister hamuduyla…

Şems ve Mevlana’nın anlatıldığı “Şems-i Tebrizi, Aşkın Son Nefesi” adlı kitabında Hasan Arif :

 “Kimseden kendini küçük görmek niye? Kimseye karşı kendisiyle büyüklenmek niye?

Hep şaşırmışımdır insanın insana kibirlenmesine… Sen kimsin de kime kibirleniyorsun, diye… Yemeden duramazsın, içmeden duramazsın, karnın ağrıdığında iki büklüm olursun… Sen de kurnasını altından da yaptırsan içindekini dışarı çıkartmak için o kokuyu solumak zorundasın… Çıkartamazsan iki büklüm olursun… Öyleyse nesin de sen bir başkasına kibirlenirsin be hey ahmak… Sen de doğmadın mı apış arasından… Niçin apış arasından doğduğunu hiç merak etmedin mi?

Allah insanları  ileride büyüklenmemeleri, kibirlenmemeleri için geldikleri yeri bilmeleri için böyle murat buyurmuştur…”

diyerek kibirlileri yerden yere vuruyor, anlayana… (s.128-129)

Komşusu aç-açıkta, geçim sıkıntısı yaşarken altın kurna peşinde koşan, menfaati yoksa şayet insana el vermekten kaçınan, gösteriş meraklısı, bir giydiğini bir daha giymeyen, verdiği sözde durmayan, dünya malını deniz, kendinden başkasını kul-köle, tebaa, hizmetkâr gören, inançtan yoksun, insanların sırtına basarak yükselen ve dönüp ardına bakmayan, insan kullanmayı seven, çıkarcı, menfaat düşkünü kibirli insanın hâkim olduğu bir dünyada huzuru ve hoş görüyü hâkim kılmak, insani değerler için çaba göstermek kadar insana huzur veren başkaca bir duygu olmasa gerek.

İnsanlığın en büyük sorunu olan kendini beğenmişlik, bulunmaz Hint Kumaşı olma hali, hukuk temelinde geliştirilmiş bir idare şekli olan demokrasiye de aykırı olarak başkalarına da zarar verebilmekte. O halde kibre karşı mücadele aynı zamanda bir demokrasiyi gerçekleştirme mücadelesidir de, denilebilir.

İnsanın ve dolayısıyla insanlığın en büyük düşmanıdır kibir.

Kolay ve aynı zamanda hoş olan; hoşgörülü, adaletli bir yaşamdır insana en yakışan…

sosyal-haklar

Genelkurmay Başkanlığı’nca, Emekli Astsubaylar Derneği’ne yönelik 04 Mayıs 2012 tarihinde e-muhtıra ile başlayan astsubay özlük haklarıyla ilgili süreç; 14 Mayıs 2012’de, assubayların özlük hakkında yapılan iyileştirme ve hükümete sunulan önerilerin Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yayınlanmasıyla devam etmişti.

Genelkurmay Başkanlığı’nın; assubayların yanı sıra subayları, uzman jandarma ve uzman erbaşları da kapsayacak şekilde yürütülmekte olan çalışmalarını elektronik postama gelen mektuptan öğrendik.

Okuduğumuz kadarıyla, astsubay özlük haklarına yönelik çalışma “Mali konular, Mesleki gelişim ve Sosyal hakların iyileştirilmesi” şeklinde üç başlık altında yapılmakta. Dolayısıyla biz de yazımızı  üç bölümde yayınlamayı planladık.

İlk bölümde birinci madde başlığını oluşturan “Mali konularda yapılan çalışmalar”ı, ikinci bölümde ikinci madde olan “Mesleki gelişime yönelik çalışmalar”ı yayınladık.

Astsubayların Özlük Haklarına Yönelik Çalışmalar” ana başlığı altında; subay, uzman jandarma ve uzman erbaş özlük haklarına da atıfta bulunulan, yapılan ve yapılması hükümete teklif edilenleri de içeren konulardan üçüncü alt madde başlığında açıklanan “Sosyal hakların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar”ı geldiği gibi aşağıda sunuyorum:

ASTSUBAY ÖZLÜK HAKLARINA YÖNELİK ÇALIŞMALAR

Madde-3: Sosyal hakların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar:

  • a. Yaş haddinden emekli olmuş astsubaylara, 2009 yılından itibaren, üstsubayların istifade edebildiği GATA B polikliniğinden faydalanma imkânı sağlanmıştır.
  • b. Tanınmış kişilerin orduevi ve askeri gazinolara girişde, subayların referansı ile verilen Tanınmış Kişi Kartının, astsubayların referansı ile de verilmesi uygulamasına 20 Nisan 2012 tarihinden itibaren başlanmıştır.
  • c.  TBMM Genel Kurulunda 22 Mayıs 2012 tarihinde kabul edilen yasa ile;

(1) Eşi doğum yapan,

(2) Kendisi veya çocuğu evlenen,

(3) Eşi, anne, baba veya kardeşi vefat eden,

(4) Bakmakla yükümlü olduğu yakını kaza geçiren veya önemli bir hastalığa yakalanan, personele verilecek izin süreleri, Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan iyileştirmelere paralel hale getirilmiştir.

  • ç. Yine 22 Mayıs 2012’de yapılan düzenleme ile; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında aylık bağlanan TSK personelinin ünvanı ve rütbelerinin emsalleri gibi yükseltilmesi ve haklarında yapılacak her türlü işlemde yükseltilen unvan ve rütbelerin esas alınması sağlanmıştır.
  • d. 20 Nisan 2012 tarihinde “Sanık Asker Kişiler İçin Avukatlık Ücretinin Ödenme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”te yapılan değişiklik ile asker kişilerin karakol, karakol nöbetçisi, devriye, nakliyat muhafazası hizmetlerinde veya asayişi temin ve kaçakçılığın men, takip ve tahkiki için görevlendirildiklerinde ya da önleyici, caydırıcı, düzenleyici, koruyucu ve adil görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında veya bu görevlerinden dolayı sanık durumuna düşmeleri halinde avukatlık ücretlerinin ödenmesine imkan sağlanmıştır.
  • e. Halen, TSK’ya ait vakıflarda istihdam edilen 444 emekli personelin 308’i emekli astsubaydır.
  • f. OYAK Genel Kurulunda, Temsilciler Kurulu tarafından seçilen 20 üyenin 8’i astsubaydır. Ayrıca; Milli Savunma Bakanı, Maliye Bakanı, Sayıştay Bakanı, TOBB Bşk. Ve Türkiye Bankalar Birliği Başkanından oluşan seçim komitesi tarafından OYAK Ynt. Krl.na bir astsubay seçilmiştir.
  • g. Hali hazırda emekli personel de OYAK iştiraklerinde yönetim ve denetim kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır. Bahse konu emekli personelin seçimi, Türk Ticaret Kanunu gereği şirketlerin genel kurulları tarafından yapılmaktadır. Halen, iştiraklerde çalışan 58 emekli personelden 6’sı emekli astsubaydır.
  • ğ. OYAK tarafından ödenen emeklilik yardımı, üyelik süresi boyunca maaşları üzerinden kesilen aidatlarına göre, tüm OYAK üyeleri için rütbe ve statü farkı gözetilmeksizin aynı yöntemle hesaplanmaktadır. Aynı aidat ödeme süresine sahip personele yapılan emeklilik yardımları arasındaki fark; yıllara sari kesilen aidat miktarlarının farklılığından kaynaklanmaktadır. (Örnek olarak; 01.01.2012 tarihinde emekli olan ve 31 yıl hizmet etmiş bir albayın OYAK Emekli Yardımı 271.500 TL iken, aynı süre hizmeti olan bir astsubay 214.170 TL almaktadır.)
  • h. Belirli görevlere atanan Başçavuş ve daha üst rütbedeki astsubaylara, 12 Kasım 2008 tarihinden itibaren birinci sicil üstü olduğu personele sicil verme yetkisi verilmiştir.
  • ı. Sicil amirliği yetkisi bulunan astsubaylara, ceza yetkisinin verilmesine yönelik düzenlemelere devam edilmektedir. Bu kapsamda hazırlanan taslak Disiplin Kanunu, yasalaşması için Başbakanlığa gönderilmiştir.
4. sonuç olarak; vatanın dört bir yanında canını esirgemeden görev yapan fedakâr personelimizin moral ve motivasyonunun artırılması, görev şartlarının iyileştirilmesi, mesleki gelişimini sağlayacak imkânların sunulması, sosyal imkânlarının artırılması, aidiyet duygusunun kazandırılması/geliştirilmesi ve diğer kamu personeline sağlanan haklar ile paralel haklara sahip kılınması maksadıyla yürütülen çalışmalar aralıksız devam etmekte ve titizlikle takip edilmektedir. 28.5.2012

Genelkurmay Başkanlığınca “Astsubayların Özlük Haklarına Yönelik Çalışmalar”  ana başlığı altında, üç alt başlık altında toplanan ve yürütülmekte olduğu belirtilen çalışmaların son maddesi olan “Sosyal hakların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar”ı yorum katmadan okuyucu ile paylaştık.

Üç başlık altında yayınladığımız çalışmaya yönelik genel bir değerlendirme yaparsak; çalışma, Genelkurmayın ve Hükümetin yapacakları olarak iki kısma ayrılıyor. Hükümet ile ilgili olan kısımda, çalışmanın kimi yerlerinde statülerin bir arada anılmasına imkan tanıyan hususlara bağlı olarak ve dolayısıyla biri olmadan diğerinin olamayacağı gibi bir durum söz konusu edilmiş ki bu da hükümeti zorlayacak bir yöntem.

Bu çalışma, Amerikalıların bir devlete karşı kullandıkları, olmazsa olmaz veya çıkarların karşılıklı masaya konularak ABD’nin çıkarlarını  gözeten “At Pazarlığı” deyimini hatırlatıyor.

At Pazarlığı: Siyasi literatüre göre, müzakere edilen bir mevzu hakkında en basit, en kolay çözülebilecek detaylar için bile günler süren, sinir bozucu, kıran kırana yapılan pazarlığı ifade etmek için söylenen deyim.
mesleki-bag

Genelkurmay Başkanlığı’nca, Emekli Astsubaylar Derneği’ne yönelik 04 Mayıs 2012 tarihinde e-muhtıra ile başlayan astsubay özlük haklarıyla ilgili süreç; 14 Mayıs 2012’de, assubayların özlük hakkında yapılan iyileştirme ve hükümete sunulan önerilerin Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yayınlanmasıyla devam etmişti.

Genelkurmay Başkanlığı’nın; assubayların yanı sıra subayları, uzman jandarma ve uzman erbaşları da kapsayacak şekilde yürütülmekte olan çalışmalarını elektronik postama gelen mektuptan öğrendik.

Okuduğumuz kadarıyla, astsubay özlük haklarına yönelik çalışma “Mali konular, Mesleki gelişim ve Sosyal hakların iyileştirilmesi” şeklinde üç başlık altında yapılmakta. Dolayısıyla biz de yazımızı üç bölümde yayınlamayı planladık.

İlk bölümde birinci madde başlığını oluşturan “Mali konularda yapılan çalışmaları” yayımladık.

Astsubayların Özlük Haklarına Yönelik Çalışmalar” ana başlığı altında; subay, uzman jandarma ve uzman erbaş özlük haklarına da atıfta bulunulan, yapılan ve yapılması hükümete teklif edilenleri de içeren konulardan ikinci madde başlığında açıklanan “Mesleki gelişime yönelik çalışmalar”ı geldiği gibi aşağıda sunuyorum:

ASTSUBAY ÖZLÜK HAKLARINA YÖNELİK ÇALIŞMALAR

Madde-2: Mesleki gelişime yönelik çalışmalar:

Astsubayların mesleki motivasyonlarını artırmak ve eğitim seviyelerini yükseltmek maksadıyla;

  • a.  Mecburi hizmet süresi 15 yıldan 10 yıla düşürülmüş ve ek yükümlülük süreleri yeniden düzenlenmiştir.
  • b. 4757 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nda yapılan değişiklikle 2005 yılından itibaren muvazzaf astsubayların eğitim seviyesi, lise seviyesinden iki yıllık yüksek okul seviyesine çıkarılmıştır.
  • c. Anadolu Üniversitesi ile yapılan protokol sonucunda, 2005 yılından itibaren lise mezunu astsubaylara ön lisans eğitimine devam etme imkanı sağlanmıştır.
  • ç. 05 Nisan 2010 tarihinden itibaren, TSK Astsubay Üst Karargah Hizmetleri Eğitimi (AÜKHE) verilmeye başlanmıştır (Bugüne kadar 176 personel bu eğitimi başarıyla bitirmiş, halen 64 astsubay eğitime devam etmektedir). Bu kapsamda;

(1) Eğitimi başarıyla bitiren astsubaylara bir yıl kıdem ve Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Şerit Rozeti verilmesi sağlanmış,

(2) Ayrıca; 20 Mart 2012’den itibaren AÜKHE programına yurt dışı tetkik gezisi ilave edilmiştir.

  • d. Yurt dışında yabancı dil eğitimi imkanları arttırılarak 2007 yılından itibaren 115 astsubay yurt dışına (ABD, İngiltere vb.) yabancı dil eğitimine gönderilmiştir.
  • e. Yurtdışı sürekli görev kontenjanları arttırılarak 57’den 111’e çıkartılmıştır.
  • f. Üstün başarı kıdemi verilen personel oranları 2005 yılından itibaren, muharip sınıflarda %4’den %8’e, yardımcı sınıflarda ise %2’den %4’e çıkarılmıştır.
  • g. Kuvvet K.lıklarının yetiştirme planlarında yer alan bölümlerde kendi nam ve hesabına yüksek lisans öğrenimi yapan astsubaylara, 2009 yılından itibaren subaylara uygulanan esaslar dahilinde bir yıl kıdem verilmeye başlanmıştır.
  • ğ. Mesleğe başlangıçtan itibaren 12’nci yıl sonunda Başçavuş rütbesinin alınması ve emekli oluncaya kadar bu rütbede kalınması sonucu oluşan motivasyon düşüklüğünü gidermek maksadıyla, 2009 yılından itibaren üstçavuş ve kıdemli üstçavuş rütbelerindeki bekleme süreleri üç yıldan altı yıla çıkarılmıştır. Rütbe bekleme süresinin arttırılması sonucu özlük haklarında meydana gelen kayıpların önemli bir bölümü giderilmiş, diğerleri ile ilgili çalışmalara devam edilmektedir.
  • h. astsubayların daha genç yaşta subay olabilmelerini sağlamak, motivasyonunu arttırmak ve statüler arasındaki geçişi kolaylaştırmak maksadıyla subaylığa geçiş; 2009 yılından itibaren 7-9’uncu hizmet yılından, 5-7’nci hizmet yılına alınmıştır.
  • ı. Astsubayların mesleki motivasyonlarını artırmak maksadıyla, azami %15 olan astsubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanı, 2012 yılından itibaren %25’e çıkarılmıştır.
  • i. ll Kademeli kıdemli başçavuş rütbesindeki astsubaylara 2003 yılından itibaren tanınan nöbet muafiyetinin, 44 yaşından büyük tüm personele uygulanması yönünde çalışmalar devam etmektedir. 28.5.2012”

Mesleki gelişime yönelik konularda yapılan çalışmalar başlığı altında sunulan bilgiler bu şekilde. Bir sonraki yazımızda üçüncü bölümü oluşturan “Sosyal hakların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar”ı paylaşmak üzere…

tsk

Genelkurmay Başkanlığı’nca, Emekli Astsubaylar Derneği’ne yönelik 04 Mayıs 2012 tarihinde e-muhtıra ile başlayan astsubay özlük haklarıyla ilgili süreç; 14 Mayıs 2012’de, assubayların özlük hakkında yapılan iyileştirme ve hükümete sunulan önerilerin Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yayınlanmasıyla devam etmişti.

Genelkurmay Başkanlığı’nın; assubayların yanı sıra subayları, uzman jandarma ve uzman erbaşları da kapsayacak şekilde yürütülmekte olan çalışmalarını elektronik postama gelen mektuptan öğrendik.

Okuduğumuz kadarıyla, astsubay özlük haklarına yönelik çalışma “Mali konular, Mesleki gelişim ve Sosyal hakların iyileştirilmesi” şeklinde üç başlık altında yapılmakta.

Astsubayların Özlük Haklarına Yönelik Çalışmalar” ana başlığı altında; subay, uzman jandarma ve uzman erbaş özlük haklarına da atıfta bulunulan, yapılan ve yapılması hükümete teklif edilenleri de içeren konulardan “Mali konularda yapılan çalışmalar”ı geldiği gibi aşağıda sunuyorum:

ASTSUBAY ÖZLÜK HAKLARINA YÖNELİK ÇALIŞMALAR

Zor şartlarda mesai mefhumu gözetilmeksizin görevlerini yapmakta olan TSK personelinin özlük haklarına yönelik çalışmalar, askerlik mesleğinin kendine özgü kuralları, ülkemizin şartları ve çağdaş uygulamalar dikkate alınarak, bir sistem bütünlüğü içerisinde incelenmekte; Genelkurmay Başkanlığı yetkisindeki düzenlemeler hayata geçirilmekte, diğer konular ise ilgili makamlara teklif edilmektedir.

Bu kapsamda; bütünün ayrılmaz bir parçası olan astsubaylarımızın özlük hakları, eğitim seviyeleri, sosyal hakları, sahip oldukları  yetkiler ile ilgili olarak bugüne kadar yapılan çalışmalarla ilgili ayrıntılı bilgi müteakip maddelerde belirtilmiştir.

1. Mali konularda yapılan çalışmalar:

  • a. Maaş ve tazminat artışı teklifleri, TSK personelinin tamamını kapsayacak şekilde hazırlanmakta, ancak imkanlar ölçüsünde sınırlı kalmaktadır.
  • b. Son dokuz aylık dönemde; iç güvenlik harekatı (İGH) bölgesindeki personelin tamamı ile diğer bölgelerden makam ve rütbesi itibarıyla taşıdığı sorumluluğu, eğitimi, üstlendiği görevin riski/zorluk derecesi ve personelin ihtisası gibi hususlar da göz önünde bulundurularak seçilen personelin tazminatlarında kısmi artışlar sağlanabilmiştir. Bu kapsamda yapılan iyileştirmeler aşağıda belirtilmiştir.
  • c. İç güvenlik faaliyeti icra edilen bölgelerde görevli personele verilmekte olan operasyon tazminatı (aylık 524 TL) ile ilgili olarak tazminat verilen personel ve birlik sayısında artış yapılmıştır.

Bu kapsamda;

  1. Hatay, birinci derece kritik iller grubuna dâhil edilerek, bu ilde görev yapan personelin daha yüksek operasyon tazminatı alması sağlanmış,
  2. Sözleşmeli erlerin operasyon tazminatı alması sağlanmış,

    Erbaş ve erlerin operasyon tazminatı 148 TL’den 200 TL’ye yükseltilmiş,

    Jandarma koruma birlikleri, K.K.K.lığı İHA birlikleri ve dört ildeki hava radar birliklerinin erbaş ve erleri dahil tüm personeli ile Hv.K.K.lığı seyrüsefer subayları,, operasyon tazminatı kapsamına dahil edilmiştir.

  • ç. Ayrıca, birinci derece kritik illerde (Hakkari, Şırnak,Hatay vb.) görev yapan personele halen ödenmekte olan 524 TL operasyon tazminatına ilave olarak tüm subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erleri de kapsayacak şekilde;
  1. Tabur ve aşağı seviyedeki hudut birlikleri, operasyon icra eden tabur ve aşağı seviyedeki birlikler ile ilçe jandarma komutanlıkları ve bağlı kadrolarındaki personele aylık sabit 626 TL,
  2. Kritik illerde operasyon icra eden diğer birlikler ile havacılık unsurlarına, operasyona iştirak edilen gün ile orantılı  olarak günlük 10-40 TL ilave operasyon tazminatı ödenmesine başlanmıştır.

  • d. Muharip sınıf personeli komutanlık görevlerine özendirmek, emsallerine göre daha zorlu şartlarda görev yapanları ve mesleki gelişim için teşvik etmek, mahrumiyet bölgelerinde görev yapanlar ile risk seviyesi yüksek görevlerde bulunanları motive etmek maksadıyla;
  1. Harp akademileri Eğitimi, Komutanlık ve karargah Subaylığı Eğitimi ve Astsubay Üst karargah Hizmetleri Eğitimi alan personele (subay/astsubay),
  2. Belediye sınırları dışındaki jandarma karakol komutanlıklarında görevli personele (subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erlere),
  3. Patlayıcı madde imhası görevinde çalışan personele (subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erlere) ilave tazminat verilmesi sağlanmıştır.

  • e. 2629 sayılı Kanun kapsamında; uçucu, paraşütçü, dalgıç, kurbağaadam gibi niteliklere sahip personelin tazminatlarında ortalama %5-20 oranında artış yapılmıştır.
  • f. TBMM Genel Kurulunda 22 Mayıs 2012 tarihinde kabul edilen yasa ile; diğer Devlet memurlarında olduğu gibi iki veya daha fazla süreli yüksek öğrenimi bitiren astsubayların 1’inci derecenin 4’üncü kademesine kadar yükselebilmeleri sağlanmıştır.
  • g. Özlük haklarının iyileştirilmesi çalışmalarına; subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli er ayrımı yapılmadan, özellikle küçük rütbeli personelin lehine olacak şekilde aralıksız devam edilmektedir. Bu kapsamda devam eden çalışmalar;
  1. Yarbay ve üzeri rütbedeki subaylara verilen görev tazminatını 1’inci dereceye gelmiş muvazzaf ve emekli subay ve astsubayların da alabilmesini (yaklaşık 385 TL artış) öngören kanun tasarısı taslağı, 17 Ocak 2012 tarihinde MSB.lığına gönderilmiş, MSB tarafından da 13 Şubat 2012’de ilgili Bakanlıkların görüşüne sunulmuştur.
  2. Halen, MİT ve Emniyet Hizmetleri sınıfından emekli olan personele verilen 100 TL ilave ödemenin kıdemli binbaşı ve altındaki emekli subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlara da verilmesidir. Kanun Tasarısı Taslağı, 24 ağustos 2011 tarihinde MSB.lığına gönderilmiş, MSB tarafından da 09 Eylül 2011 tarihinde Başbakanlığa gönderilmiştir.
  3. 2 ve 3’üncü dereceden emekli olmuş personele ödenen emekli maaşını 1’inci dereceden emekli olmuş personelin maaşına yaklaştıracak şekilde hazırlanan Kanun Tasarısı Taslağı 09 Eylül 2011 tarihinde Başbakanlığa gönderilmiştir.
  4. Gelir seviyesi kısmen düşük olan binbaşı ve daha alt rütbedeki subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşların maaşlarına %20 oranında artış yapılması teklifi 24 ağustos 2011 ve 18 Kasım 2011 tarihlerinde, ayrıca binbaşı ve daha alt rütbedeki subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşların maaşlarına %20 artış sağlanması için TSK Hizmet Tazminatında artış yapılmasına ilişkin teklif ise 15 Mayıs 2012 tarihinde MSB’ye gönderilmiştir.
  5. TSK personelinin özlük haklarını eğitim düzeyine göre düzenleyen tek gösterge tablosunun kullanılmasını öngören teklif, 23 Ocak 2012 tarihinde MSB’ye gönderilmiştir. Bu teklifte;

    (a) Subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşların öğrenim durumlarına göre göreve giriş derece ve kademeleri yeniden düzenlenerek, 4 yıllık fakülte ve yüksek okul mezunu olanların 8/1’inden, 2 yıllık fakülte ve yüksek okullardan mezun olanların 9/2’sinden, lise ve dengi okul mezunlarının 10/1’inden göreve başlamalarının sağlanması,

    (b) Subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşların durumlarına göre yükselebilecekleri en son derece ve kademelerinin yeniden düzenlenerek; iki yıl ve daha fazla yüksek öğrenimi bitirenlerin ¼’üne, lise ve dengi okulları bitirenlerin 2/6’sına, ortaokul ve dengi okulları bitirenlerin 3/8’ine kadar ilerlemesi,

    (c) Lise ve dengi okul mezunu olup 2/6’sına kadar ilerleyen personelden sonra 6 yıllık sicil notu ortalaması %90 ve üzeri olanların  ¼’üne yükselmesi amaçlanmıştır.

  6. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun kapsamında görevlendirilen subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erlere görev yaptıkları her gün için en yüksek devlet memuru aylığının brüt tutarının 1/10’u tutarında (63 TL) ödeme yapılması maksadıyla hazırlanan Kanun Tasarısı Taslağı, 10 Nisan 2012 tarihinde MSB’ye gönderilmiştir.
  7. Mevcut durumda lojman tahsis edilmeyen personele herhangi bir tazminat ödenmemektedir. Lojman tahsis edilmeyen TSK personeline, yaklaşık 400 TL artış getirilmesini öngören teklif 18 Haziran 2008 tarihinde MSB’ye gönderilmiştir. Ancak 23’üncü yasama döneminde yasalaşmamıştır. Bunun üzerine söz konusu Kanun Tasarısının 242üncü yasama döneminde yenilenmesi ve yasalaşması faaliyetlerine devam edilmesi hususunu içeren Gnkur.Bşk.lığının yazısı 06 Nisan 2012 tarihinde MSB’ye gönderilmiştir.
  8. 2’nci dereceden emekli olmuş astsubayların 1’inci dereceye intibak işlemlerinin yapılması yönündeki teklif 28 Mayıs 2012’de MSB’ye gönderilmiştir.
  9. TSK personeline fazla mesai ücreti ödenmesi konusundaki teklif 28 Mayıs 20122de MSB’ye gönderilmiştir. 28.5.2012

Mali konularda yapılan çalışmalar başlığı altında sunulan bilgiler bu şekilde. Bir sonraki yazımızda ikinci bölümü oluşturan “Mesleki gelişime yönelik çalışmalar”ı ve akabinde üçüncü bölümü oluşturan “Sosyal hakların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar”ı paylaşmak üzere…

emekli-uzmanlar-eylem

Bir kurumda bu kadar statüye ne gerek varsa, bu bir tarafa; Askerlikte işlerin yürütülmesi için binlerce insanın başvurduğu müracaatlar içinden; sınavla, mülakatla, sağlık kurulu raporuyla seçilerek istihdam edilir uzman erbaşlar…

Kimisi bedel öder, kimisi çürük raporu alıp adeta kaçarken askerlikten, kimisi de işsizlikten dolayı meslek olarak benimsemek zorunda kalır askerliği.

Nasıl benimsemesin ki insan, eğer bir ülkede askerlik, polislik, devlet memurluğundan başkaca iş alanı yoksa!

Bugün polislere, sözleşmeli subaylığa/assubaylığa, uzman erbaşlığa, uzman jandarmalığa müracaat edenlere baktığımızda pek çoğunun hayallerinde başka işler yapmak vardır amma onu gerçekleştirecek ekonomik güç yoktur ailelerinde.

Devlette çalışmak zorunda kalanlar, insani ihtiyaçlarının temeli olan ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir gelire kavuştuktan sonra her anını huzur içinde yaşamak ve güvenli bir geleceğini de işinden elde etmek ister ama nerde…

Kişi, ömrünün en güzel çağlarını mesleğinde geçirirken, her anını huzur içerisinde yaşamak, güvenli ve mutlu bir gelecek için gerekli tatmin edici ücreti bulamadığı gibi kanunların üstlere/amirlere verdiği tek yanlı aşırı yetkilerden kaynaklı olarak, uygulanan tarifsiz baskılar, sözlü-sözsüz şiddetler, aşağılamaları oluşturan mobbingler ve haksızlıklar nedeniyle kendisini farklı bir mücadele içerisinde bulur.

İşte uzman erbaşlar…

Bugün (26.5.2012) keplerini Ankara Kızılay’daki Abdi ipekçi Parkında bıraktılar! Devleti yöneten yetkililerin alıp önlerine koyup düşünmeleri için.

Artık yetkililer bu durumu ne denli dikkate alırlar, düşünürler bunu zaman gösterecek.

Mesleki örgütlenmenin olmadığı, olanın da içine siyaset girdiği veya yetersiz olduğu Türkiye’de daha çok kep bırakacak meslekler arkada bekliyor gibi.

Bir uzaman erbaş  belki de hayalinde olmayan bir işi yapmak üzere askerliği meslek olarak seçtiğinde lise mezunuysa şayet, 10’uncu derecenin 1’inci kademesinden göreve başlıyor. Yaptığı işi nedeniyle performansının yaşa bağlı olarak düşmesinden dolayı artık kurumda çalışamayacağı değerlendirilerek sivil kurumlardan emekli olması sağlanıyor. Ancak sivil kuruma geçen uzman erbaş, sivilde işe başlayan memurun derecesi olan 13’üncü derecenin 1’inci kademesinden özlük hakkı değerlendirilerek 2 derece geriye götürülerek sivilde işe başlatılıyor. Yani altı yıl geriye gidiyor özlük hakkı. Örnek vermek gerekirse; 18 yıl TSK’da görev yapıp 45 yaşında 3’üncü derecenin 1’inci kademesine ulaşmış bir uzman erbaş, sivil memurluğa geçtiğinde 5’inci derecenin 1’inci kademesine düşürülerek, bir yıl sivil memurluktan sonra 5’inci derecenin 2’nci kademesinde zorunlu olarak emekli edilmekte.

Hâlbuki uzman erbaş ile aynı yıl göreve başlayan bir sivil memur operasyonlar, şark görevleri, tayinlerle uğraşmamakta olduğu gibi, zaman içerisinde yükseköğrenim görerek derece ve kademesini yükseltmekte ve uzman erbaş gibi, genç sayılabilecek bir yaşta zorunlu olarak emekli edilememekte.

Şimdi, yetkililer, uzman erbaşların parka bıraktığı şapkalarını önlerine alıp düşünüler mi bunu bilemeyiz!

Eğer yetkililer, kendilerini uzman erbaşların yerine koyup, bugünkü koşullarda; 45-46 yaşından sonra, üstelik zorunlu olarak emekli edildikten sonra 900 lira ile çocuklarını okutabileceklerini, güvenli ve mutlu bir yaşamı sürebileceklerini, uzak kaldıkları sivil yaşamın koşullarına adapte olabileceklerini, düşünüyorlarsa, şimdiki koşullar aynen devam edecek demektir. Yok, yürütemem, yapamam diyorlarsa çözüm için adım atacaktır.

Düşünün,

Uzman erbaşlarla birlikte, uzman jandarmaları, assubayları, polisleri, öğretmenleri, hemşireleri de düşünün. Kısacası haksızlığa uğrayan, örgütsüz ve dolayısıyla özlük haklarında söz sahibi olamayanları düşünün!
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği; sağlık, başarı ve mutluluk dolu nice yıllar diliyoruz. SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ YÖNETİMİ
Cumartesi, 31 Aralık 2022
Turan
Bu temad başkanı bu güne kadar bol gezi yaptı ve bol bol fotoğraf çektirdi, iktidarın verdiği haklarına kendi almış gibi lanse etmeye çalıştı.bu ek gösterge verilirken 3600 den emekli olan astsubaylara neden 5400 ü istemedi.eylül ekim gibi tazminatları alıyoruz dedi yıl bitti.eğer seçimden öncede alamazsak bir 5 yıl daha bekleriz.gerçi iktidar partisine astsubayları gör...
Perşembe, 22 Aralık 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin, adaletin, huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Perşembe, 24 Kasım 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ