Orhan Kaya

Orhan Kaya

Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen Demokrasi Şehidi Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR

Yıllarca yazdık, yabancı ülkelerden emsaller gösterdik, astsubayın, onbaşının rütbelerinin apolette olduğuna dair.

Fakat Amerikan usulüne öylesine yürekten bağlıydılar ki yönetenler, görmezden geldiler. Dünyanın neresinde görülmüş, astsubay rütbesinin apolette olduğu, dediler ve hep engel oldular. Amaçları belki de huzursuz astsubaylar olmasıydı. Belki de başka şeyler umuyorlardı astsubaylardan, fakat olmadı, başaramadılar.

Yönetenler kendilerini o denli kaptırmışlardı ki Amerikan sistemine, Azerbaycan’a Harp Okulu açıp, oraya el attıktan sonra Azerbaycanlı Türk AsTsubayının rütbesini de apoletten kola, maaşını yarı yarıya düşürmüşlerdi.

Halbuki Amerika dediğiniz, tabiri caizse,  72.5 milletten müteşekkil.

Bakmayın öyle, tarih bilincinden yoksun olanların; Türkiye’de 32 etnik grup var dediklerine. Bizim; örfümüz bir, geleneğimiz bir, adetlerimiz bir, sevinçlerimiz, tasalarımız bir. Biz, tek milletiz.

Taha Akgül, bir milli güreşçimiz.

Kariyerinin ilk olimpiyat altın madalyasını elde ettiği Rio 2016'da Şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in fotoğrafı önünde asker selamı vererek bizleri gururlandırdı

Asker şahsın, şayet rütbesi varsa, bakınca görülmelidir. Şehidimize ait bu ve diğer fotoğraflarda rütbe görülüyor mu? Hayır.

Çoğu, orduda etkin makamlardaki generallerden müteşekkil olduğu görülen 15 Temmuz dinci darbe girişiminde, Özel Kuvvetlerin ele geçmesini önleyerek ülkede akabilecek kardeş kanının önüne geçip, Türk ve Dünya tarihine geçmiş olan, cansız bedeninden, bir darbeci binbaşı ile üsteğmence sıkılmış 30 mermi çıkan P.Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR meslektaşımızın kamuoyuna yansıyan fotoğraflarını her gördüğümde, rütbeler ile ilgili çabalar geliyor akıllara.

AsTsubayın rütbesinin apolette olması bir yana, emekliliğinde bir tane dahi tazminat almasına tahammül edemeyenler, bu 15 Temmuz’un hazırlayıcıları değiller mi?, diyelim.

AsTsubaya tahammülü olamayanlar, onun emekleri üzerinden şatafatlı bürokratik saltanatsal yaşam sürenler asla asTsubayı anlayamazlar.

Onlar gibilerin Türk toplumunda yarattığı asTsubaya yönelik olumsuz bakış, Umur TALU gibi değerli yazarlar yıllardır yazsa da değişmiyor.

Bir insanın geçmişinde asTsubaylık, Başçavuşluk olmaya görsün.

Son olarak Yılmaz ÖZDİL, 17 Ağustos 2016 tarihinde yazmış olduğu “fetoculuğun panzehiri” yazısında “Başçavuşu MİT müsteşarı yaptılar, MİT müsteşarına başçavuş dediğim için beni mahkemeye verdiler, savcı ifademi almak için çağırdı, ‘sayın savcım, adam başçavuş, amiral mi deseydim’ dedim, savcı gülmekten boğuluyordu, başçavuş meselesinden takipsizlik aldım ama, az daha savcıyı öldürmeye teşebbüsten tutuklanıyordum” diyerek, yine Başçavuşluğu üzerinden MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’a vurmuş, Başçavuşlar ile birlikte.

Eğer Ömer Kıdemli Başçavuş olmasaydı, aldığı emri uygulamak yerine darbecilere katılsaydı, acaba kaçı bugün bu yazıları yazabilecek, kaçı koltuğunda kalabilecekti. Bir düşününüz?

Biz boşuna demiyoruz bu statüyü her yönüyle değiştiriniz, diye.

Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen, Demokrasi Şehidimiz Kıdemli Başçavuş Ömer HALİSDEMİR. O, şimdi, en yüksek rütbesiyle Türk Milletinin kalbinde yaşıyor..

Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen Demokrasi Şehidi Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR

Yıllarca yazdık, yabancı ülkelerden emsaller gösterdik, astsubayın, onbaşının rütbelerinin apolette olduğuna dair.

Fakat Amerikan usulüne öylesine yürekten bağlıydılar ki yönetenler, görmezden geldiler. Dünyanın neresinde görülmüş, astsubay rütbesinin apolette olduğu, dediler ve hep engel oldular. Amaçları belki de huzursuz astsubaylar olmasıydı. Belki de başka şeyler umuyorlardı astsubaylardan, fakat olmadı, başaramadılar.

Yönetenler kendilerini o denli kaptırmışlardı ki Amerikan sistemine, Azerbaycan’a Harp Okulu açıp, oraya el attıktan sonra Azerbaycanlı Türk AsTsubayının rütbesini de apoletten kola, maaşını yarı yarıya düşürmüşlerdi.

Halbuki Amerika dediğiniz, tabiri caizse,  72.5 milletten müteşekkil.

Bakmayın öyle, tarih bilincinden yoksun olanların; Türkiye’de 32 etnik grup var dediklerine. Bizim; örfümüz bir, geleneğimiz bir, adetlerimiz bir, sevinçlerimiz, tasalarımız bir. Biz, tek milletiz.

Taha Akgül, bir milli güreşçimiz.

Kariyerinin ilk olimpiyat altın madalyasını elde ettiği Rio 2016'da Şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in fotoğrafı önünde asker selamı vererek bizleri gururlandırdı

Asker şahsın, şayet rütbesi varsa, bakınca görülmelidir. Şehidimize ait bu ve diğer fotoğraflarda rütbe görülüyor mu? Hayır.

Çoğu, orduda etkin makamlardaki generallerden müteşekkil olduğu görülen 15 Temmuz dinci darbe girişiminde, Özel Kuvvetlerin ele geçmesini önleyerek ülkede akabilecek kardeş kanının önüne geçip, Türk ve Dünya tarihine geçmiş olan, cansız bedeninden, bir darbeci binbaşı ile üsteğmence sıkılmış 30 mermi çıkan P.Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR meslektaşımızın kamuoyuna yansıyan fotoğraflarını her gördüğümde, rütbeler ile ilgili çabalar geliyor akıllara.

AsTsubayın rütbesinin apolette olması bir yana, emekliliğinde bir tane dahi tazminat almasına tahammül edemeyenler, bu 15 Temmuz’un hazırlayıcıları değiller mi?, diyelim.

AsTsubaya tahammülü olamayanlar, onun emekleri üzerinden şatafatlı bürokratik saltanatsal yaşam sürenler asla asTsubayı anlayamazlar.

Onlar gibilerin Türk toplumunda yarattığı asTsubaya yönelik olumsuz bakış, Umur TALU gibi değerli yazarlar yıllardır yazsa da değişmiyor.

Bir insanın geçmişinde asTsubaylık, Başçavuşluk olmaya görsün.

Son olarak Yılmaz ÖZDİL, 17 Ağustos 2016 tarihinde yazmış olduğu “fetoculuğun panzehiri” yazısında “Başçavuşu MİT müsteşarı yaptılar, MİT müsteşarına başçavuş dediğim için beni mahkemeye verdiler, savcı ifademi almak için çağırdı, ‘sayın savcım, adam başçavuş, amiral mi deseydim’ dedim, savcı gülmekten boğuluyordu, başçavuş meselesinden takipsizlik aldım ama, az daha savcıyı öldürmeye teşebbüsten tutuklanıyordum” diyerek, yine Başçavuşluğu üzerinden MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’a vurmuş, Başçavuşlar ile birlikte.

Eğer Ömer Kıdemli Başçavuş olmasaydı, aldığı emri uygulamak yerine darbecilere katılsaydı, acaba kaçı bugün bu yazıları yazabilecek, kaçı koltuğunda kalabilecekti. Bir düşününüz?

Biz boşuna demiyoruz bu statüyü her yönüyle değiştiriniz, diye.

Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen, Demokrasi Şehidimiz Kıdemli Başçavuş Ömer HALİSDEMİR. O, şimdi, en yüksek rütbesiyle Türk Milletinin kalbinde yaşıyor..

DENEME YAZISI

Temmuz 10, 2016
DENEME 

 

 

İçi boş olarak,

Öyle etrafı tehdit etmekle,

Atıp tutmakla,

Havanda su dövmekle,

Ne büyük devlet olunuyor

Ne de adalet sağlanıyor.

Özünde sağlam olunmadıkça,

İçten pazarlıklarla yürümüyor devlet gemisi.

Teröristler,

Dinciler,

Vergi kaçıranlar,

Rantçılar,

Devleti söğüşleyenler,

Neler neler koparmadı ki bu devletten.

Devlet yönetiminde biraz adap olmalı, edep olmalı, yetinmek nedir bilinmeli, utanmak olmalı, cömert olunmalı, tevazu olmalı, bilim ve kendini bilmek olmalı.

Cumhuriyet dönemiyle yeni düzenlemeler getirilmiş olan, geçmişin küçük zabiti, 2.7.1951 tarihli ve 5802 sayılı Astsubay Kanunu ile önce erbaş statüsüne sokulan sonra oradan çıkartılan, ordunun ağır yükünü omuzlarında taşıyan astsubayı, yıllardır hakları için adeta bir dilenci konumunda…

Yazılıyor, yazılıyor bitmiyor, bitirilmiyor astsubay statüsünün adaletsizlikleri.

Bu nasıl bir devlet statüsü ki insanın dokusuna ters ve bunda da ısrar ediliyor?

Assubaylar devletin koruyucu sınıfında en önemli görevleri üstlenmekte.

Ülkede dönen dolaplar onun canını ortaya koyarak sağladığı, katkı yaptığı güvenlik ortamında oluyor, hep.

Her türlü zorluklarına rağmen bu statüye dayanmış olan astsubayların hakları biran evvel teslim edilmelidir artık.

Marifet, erdemliliktedir.

Hakikatlerin üzeri uzun süre örtülemez.

Statü ayrımı yapmamak lazım,

Güven verici, güvenilir olmak lazım.

Assubaylar hâlihazır duruma razı değildir, anlamak ve sorunları gidermek lazım.

http://www.oncekultur.com/?Syf=22&;Mkl=895315

Marifet Assubayların Hakkını Teslim Etmektedir

08/07/2016

İçi boş olarak,

Öyle etrafı tehdit etmekle,

Atıp tutmakla,

Havanda su dövmekle,

Ne büyük devlet olunuyor

Ne de adalet sağlanıyor.

Özünde sağlam olunmadıkça,

İçten pazarlıklarla yürümüyor devlet gemisi.

Teröristler,

Dinciler,

Vergi kaçıranlar,

Rantçılar,

Devleti söğüşleyenler,

Neler neler koparmadı ki bu devletten.

Devlet yönetiminde biraz adap olmalı, edep olmalı, yetinmek nedir bilinmeli, utanmak olmalı, cömert olunmalı, tevazu olmalı, bilim ve kendini bilmek olmalı.

Cumhuriyet dönemiyle yeni düzenlemeler getirilmiş olan, geçmişin küçük zabiti, 2.7.1951 tarihli ve 5802 sayılı Astsubay Kanunu ile önce erbaş statüsüne sokulan sonra oradan çıkartılan, ordunun ağır yükünü omuzlarında taşıyan astsubayı, yıllardır hakları için adeta bir dilenci konumunda…

Yazılıyor, yazılıyor bitmiyor, bitirilmiyor astsubay statüsünün adaletsizlikleri.

Bu nasıl bir devlet statüsü ki insanın dokusuna ters ve bunda da ısrar ediliyor?

Assubaylar devletin koruyucu sınıfında en önemli görevleri üstlenmekte.

Ülkede dönen dolaplar onun canını ortaya koyarak sağladığı, katkı yaptığı güvenlik ortamında oluyor, hep.

Her türlü zorluklarına rağmen bu statüye dayanmış olan astsubayların hakları biran evvel teslim edilmelidir artık.

Marifet, erdemliliktedir.

Hakikatlerin üzeri uzun süre örtülemez.

Statü ayrımı yapmamak lazım,

Güven verici, güvenilir olmak lazım.

Assubaylar hâlihazır duruma razı değildir, anlamak ve sorunları gidermek lazım.

http://www.oncekultur.com/?Syf=22&;Mkl=895315

Umur Talu 06.02.2015 tarihli “Kabza koltuk istikametinde, namlu masanın soluna paralel… Baş iki masa arasında, ayaklar soldaki duvar istikameti boyunca!” başlıklı yazısında Vedat Tanrıverdi Kd.Bçvş.un 11.11.2013’teki intiharına ilişkin 20.01.2015 tarihli Askeri Savcılık kararından, intihar vakasını ele almış durumda(1).

Emekli assubay, yazar Selçuk İçer de bu elim hadisenin 1 ve 2'nci günlerinde iki önemli yazı yazmıştı.

Umur Talu’nun yazısından alıntılar “tırnak içinde, yatay”, şahsımın ve Selçuk İçer’in yazıları (parantez içinde) belirtilerek, konuyu ele almaya çalışalım:

7.15: Sabah sporuna katılmak için spor kıyafetlerini giyip çıktı.

8.30: Eve döndü. Nöbetçi olduğu “işyeri”ne gitti. Evrakları Binbaşı’ya imzalattı.

(Hazırladığı yazıyı ilk amirine imza/parafe ettirdikten sonra evrakın sorumluluğu, takibi, varsa bir üst amire, arzı hazırlayandan sonraki ilk parafe parafe edene geçmeli, Binbaşımız evrakı alarak, silsileyi takip ettirmeliydi)

8.40: Evrakları Kurmay Yarbay’a götürdü. Yarbay birini imzalamadı, birinde düzeltme istedi.

(Vedat Kd.Bçvş. evrakı Kurmay Başkanına arza götürmemeliydi.)

Yarbay’ın yanından çıkınca Binbaşı’ya rastladı, “Ne oldu” sorusuna “Düzeltmeler yapıp tekrar götüreceğim” dedi.

(Özellikle de, düzeltme istenmesinden sonra amirleri devreye girip, birlikte düzeltme yapmalı, evrakı Kurmay Başkanına götürmeliydi.)

Çay ocağına Binbaşı ile gittiler. Düzeltmeler hakkında konuştular. “Akşam bölük nöbetçisiyim. Askerleri yatırıp ileriki tarihli işlerle ilgili çalışacağım” dedi.

 9.30: Yakın arkadaşı Başçavuş …’yi gördü. Arkadaşına göre “rengi soluk ve durgundu.” Arkadaşı “Kaça satıyorsun” dedi. “Neyi” diye sordu. Arkadaşı “Turşuyu” dedi. Cevap vermedi. “Arkadaşının yanağından makas alıp” gitti.

Arkadaşı onu şöyle anlattı: “22 yıllık arkadaşlığımız var. Astsubay okulunda beraber okuduk. İlk defa Kıbrıs’ta beraber çalışma imkânımız oldu. Aracımı 2 ay önce ona satmıştım. Sakin, efendi, mülayim, ağırbaşlı, beraberken konuşkandır. Birbirimize takılır, şaka yaparız. Olay sabahı normalden farklı ruh hali vardı. Şaka yapmama rağmen ruh halini değiştiremedim. Sıkıntısı var gibiydi.

Çay ocağından, görev yaptığı odaya gitti. Odada 7 personel daha görev yapıyordu ancak sadece biri odadaydı. O da çay ocağına gitti. Odada yalnız kaldı.

(Odada yalnız kaldığında muhtemelen, evrakı düzelterek tekrar Kurmay Başkanının yanına gidip- gitmemeyi, bu gitmelerin onun görevi olup olmadığını, neden sıralı amirlerinin arza gitmediğini, düşündü durdu. Ve yine muhtemelen, bu vahim sonuca göre, sıralı amirleri de uzun bir süre arzdan sakınmış da olabilirler. Kurmay Başkanı, belki de, yazıdaki düzeltme yoluyla şubesindeki sorumlu subaylarını yanına çekmek istemiş de olabilir.)

11.00: Çay ocağına giden Başçavuş döndü. Onu, sandalyesinde hafif aşağıya kaymış, başı sağ öne eğilmiş gördü. Yaklaşınca sol göğsü üstünde kırmızılık gördü. Omzuna dokunup “Vedat Abi” diye seslendi. Göğsündeki deliği ve masa üzerinde tabancayı gördü. Hemen sol çapraz odadaki kısım amiri Binbaşı ile Sağlık Binbaşı’ya bildirdi.

Üçü odaya geldi. Sağlık Binbaşı nabzı kontrol etti.  “Nabız alamıyorum” dedi. Binbaşı Tabip Üsteğmen’i arayıp ambulansla gelmesini istedi. Kurmay Yarbay’a bildirdi. Tabip Üsteğmen ambulansla geldi. Nabzı kontrol etti, kalp masajı yaptı. Birisi kurtarıcı soluk verdi.

11.15: Ölüm saatinin bu olduğuna karar verilip müdahaleye son verildi.

17.15: Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde otopsi: Ateşli silahla akciğer ve kalp yaralanması sonucu iç kanama.

***

Şimdi imza sırasında ve sonrasında olanlara ilişkin iletilenler yoluyla, yaşandığı iddia edilen ayrıntıları yazar Selçuk İçer’den okuyalım

(O birlikte o gün olan bitenden sonra İstanbul’da bir telefon çalar. Çalan telefon her yazısının altına telefon numarasını da ekleyen emekli assubay, yazar Selçuk İçer’indir. Selçuk İçer telefonunu açar, muhtemelen “buyrunuz” der, kişi olayı anlatır, dinler, not alır ve sonra 12 Kasım 2013 tarihli “ASSUBAYIN İNTİHAR SEBEBİ KURMAY BAŞKANI(MI) ?” (2) başlıklı, olaya ilişkin ilk ayrıntıları okuduğumuz bu yazıyı kamuoyuna duyurur.

İşte o yazı:

Assubay meslektaşımız Tugay Kurmay Başkanı tarafından 20 dakika süreyle makamında araçlarla (?) ilgili konuda tahkir taciz edilir hakarete maruz kalır olaydan 15 dakika sonra çalışma odasında silahıyla intihar eder yaşamına son verir. İddiaları ve aldığım duyumlar, araştırmalarım.. Hakaret, baskı, tehdit sözlü şiddet  ve  ölüm..

* * *

Tugay Kurmay Başkanının hakaretleri intihara sebebiyet verdiği iddiaları ve yaşananlar derinlemesine araştırılmalıdır…)

(12 Kasım 2013 tarihinde cenaze sevk edilmiş,)

Emekli astsubay, yazar Selçuk İçer’in telefonu yine çalar. Birşeyler anlatılır ve O, anlatılanları not alıp, 13 Kasım 2013 tarihli “KUR.YARBAY AHMET KÖSE VE ASSUBAYIN İNTİHARI” başlıklı bir yazı daha paylaşır kamuoyu ile. O da bu yazı:

(14.Zh.Tug. Kurmay Başkanı Kur.Yarbay "Ahmet KÖSE" Makamında Assubayı 20 dakika süreyle aralıksız tahkir ve taciz eden yüksek sesle hakaretler yağdıran hizmeti psikolojik işkenceye dönüştüren yarattığı bu ortamdan 15 dakika sonra çalışma odasında intihar eden Assubay.

Yaşanalar Sebep sonuç ilşkisi ve Kur.Yarbay Ahmet KÖSE.

İntiharı müteakip tanık olan bazı Assubaylara "Kur.Yarbay Ahmet KÖSE'nin bağırmasını, hakaretlerini duymadık bilmiyoruz, haberimiz yok baskıları, telkinleri, Yarbay Ahmet KÖSE’yi kurtarma operasyonu. Yarbay KÖSE'nin avaz avaz çıkan bağıran sesi koskoca Tugay Kh.Binasını inletmiş, ortalık yıkılıyor sen duymadım de baskıları gözdağı bilmem ne ,

Bir cana mal olunmuş Assubayın kanı hala odasında çoluk, çocuk perişan sen olayı kapatmak için oyun üzerine oyun peşindesin. “Duymadık deyin ha”, olur emredersin ...!

Assubay bugün toprağa verildi ocak söndü geride ana, baba eş ve çocuklar perişan. Yarbay Ahmet KÖSE hala görevinin başında Kurmay Başkanı Koltuğunda yaylanıyor sallanıyor çoluk çocuğu rahat ölen yok kalan yok dokunan yok  Assubayı ölümüne döven  diğer Kur.Albay gibi..Subaya gelince kanun yasa mahkeme hak getire..

Çevresinde Assubay karşıtı olarak tanınan Tugay Kurmay Başkanı  Kur.Yarbay Ahmet KÖSE  "O KANIN İÇERİSİNDE BOĞULACAK" hesabı legal olarak sorulacak. Assubaylar sahipsiz değildir...)

Yazar Selçuk İçeri arayan “kişi”ler acaba başka yerleri de aramışlar, olay hakkında bilgi “vermiş”ler midir? Peki, ifadeler sırasında bu “kişi”ler buhar mı olmuşlar? Nereye gitmişler? Bilgilerine başvurulmamış mı? Veya onlar olayı aydınlatmak için müracaatta bulunmamışlar mı? Veya onları susturmuş ise kim susturmuştur?

***

Yeminli ifadeler: Uyumlu, çalışkan, sakin, mülayim bir insandı. Kötü alışkanlıkları yoktu. Sadece borsada yatırım yapıyordu. Husumetli, kavgalı olduğu biri yoktu. Ölümünden önceki haftadan itibaren tabanca taşımaya başlamıştı. Kıbrıs’a alışamamıştı. Baskı yapıldığına, mobing uygulandığına, amirlerden hakaret içerikli söz işittiğine dair beyanı yoktu.

Sonuç: Silah kendinin. El kendinin. Mermi kendinin. Bir el atışla kendini yaralayarak kendi ölümüne sebep olduğundan şüphe yok. Bir kusurlu yok. Kovuşturmaya gerek yok. Emanete kayıtlı eşyalarının mirasçılarına teslimine…

***

Askeri Savcılık, Astsubay Vedat Tanrıverdi’nin, 40 yaşının dolmasına bir ay kala, 11 Kasım 2013’te Kıbrıs’ta “kışlada intihar”ına, bir yıl sonra, 20 Ocak 2015’te böyle “açıklık” getirdi.

O odalarda, o imzalarda ne olduğunu bilmiyoruz! Kıbrıs’ta bir süre önce bir astsubayın komutanı tarafından hakarete, darba uğradığını ama kendisi sürülürken komutanın paşa olduğunu, birkaç gün önce bir başka astsubayın daha intihar ettiğini biliyoruz.

İktidarın, asker intiharlarının araştırılmasını Meclis’te reddettiğini biliyoruz.

 “Mirasçılar” bir eşi, bir de küçük ikizleri!

Bu tebligat oğullarının neden intihar ettiğini sorgulayan “müştekiler”e, anne ve babasına!

Sabah sporu yapan, komutanların “çok şefkat, anlayış, nezaket” gösterdiği, çayını içip odasına giden bir insanın intiharını nasıl da açıklayıcı! “Kalp yaralanması” hariç!

Göreve başladıktan üç ay sonra intihar ile sonuçlanan bu elim hadise şunu da göstermiş oldu ki, assubay, karargâh çalışması dâhilinde hazırladığı yazısının imzasını da sıralı amiri yerine, son imzaya kadar kendisi arz etmekte. Günümüzde her şey uzmanlık dallarına ayrılmış halde. Konunun mobbing uzmanlarınca incelenip incelenmediğini ise bilmiyoruz.

Ortak yaşam seviyesine ulaşabilen insanların meydana getirebildiği bir kültür ürünü olan Devletin, kurucularına; adalet, güvenlik, sağlık, eğitim gibi hizmetleri sunma görevleri vardır.

Devletler, sorumluluklarını yerine getirirken; ortak yaşamı düzenleyici yasaların çıkarılması Yasama, çıkan yasaları uygulayan Yürütme, uyuşmazlıkları, hukuksuzlukları denetleyici ve hüküm verici Yargı kolları ile işlevlerini yerine getirmeye çalışır.

Yasama, Yürütme ve Yargı kollarında görev yapan, liyakat sistemi ile Devlette yer alan her kişi; Devletin kutsal amacı olan kurucularına eşit mesafede “hizmet”e uygun olarak davranmasıyla, Devlet Adamlığı vasfını kazanmış olur.

Devlet Adamlığı; tarafsızlığı, yeniliklere açıklığı, saygınlığı, insana eşit mesafede oluşu içerir. Statükocular, devlet adamı değildir, asla olamazlar.

Liyakat esasına göre seçilen her kişinin asıl hedefi Devlet Adamı olmak olmalıdır.

Ancak, milletten uzak, geçmişte dış ülkelerden alınan eğitim desteği ile devlet adamı yetiştiren yerlere emanet edilen devletin kurucularının çocukları, milletine yabancılaşarak, bu yabancılaşma hali göreve başladıkları kurumda, kendinden olmayan statüleri dışlayıcı, aşağılayıcı, doku uyuşmazlığı gibi ölümüne ısrarlı tutumlarını sürdürmeleri ile devam edebilmekte.

Konuyu assubaylar yönüyle ele aldığımızda;

Bir üst statüde yer alan ve devlette assubaya nazaran etkin konumda bulunan kimi kişilerin bıkmadan, usanmadan yaydıkları “assubaylardan bir şey olmaz, güvenmeyeceksin, üçü bir araya gelmez…” (bunlar en basitinden yaymaçları) yaymaçları toplumda yer bulabilmekte ve bu yer bulma hali tıpkı “Ermeni Soykırımı vardır” diyenlerin umulmadık anda, her yerden çıkabildiği gibi, kimi zaman ortaya çıkabilmekte.

Bir gün bakmışsınız bir spor eleştirmeni, başka bir gün bir cinsel sorunlar danışmanı, başka bir gün bakmışsınız bir densiz asker kişi assubay statüsünü genelleyerek yerden yere vuruyor toplum önünde.

Artık yeter...

İnsanı, statüden kaynaklı dışlayıcı bu kirlenmişlik haline, eğer bir devlet isek herkesin dur demesi, dur deyici tedbirleri almasının vakti çoktan geçiyor.

Halen devam ettiği üzüntü ile görülmekte olan bu süreçte Assubaylara da çok büyük sorumluluklar düşmektedir.

Mesleğin büyüğü küçüğü, önemlisi, önemsizi olmaz. Her meslek, her statü kutsaldır, her statü şereflidir. Statünün şerefsizi olamaz.

Her bir assubayımız aynı zamanda bir devlet adamıdır. Devlet adamlığı sorumluluğu isteseler de istemeseler de, temsil tazminatı verilse de verilmese de, assubaylarımızın üzerindedir. İyi bir assubay; her yerde, her daim ve her koşulda bu sorumluluğunun bilince olandır.

Son olarak bir genç gazetecimiz Barış Yarkadaş 05.02.2015 tarihinde Halk Tv’de Uğur Dündar’ın sunduğu Halkın Arenası Programına katılarak “Astsubaydan MİT Başkanı” diyerek assubaylar ile ilgili bilinç altında oluşturulan/oluşan aşağılayıcı ön yargıların tuzağına düşmüş olduğu görülüyor.

Toplumca takip edilen kişiler, meseleyi genelleyerek bir yere varamaz.

PKK ile yürütülen sürece biz de karşıyız.

AS Parti kurucusu olan Cavit Kayıkçı, MİT Müsteşarı ile farklı Assubay Hazırlama Okulu mezunu olsalar bile, aynı devreler. Ve Cavit Kayıkcı da sürece karşı.

Şimdi, süreç, izlenen politik yöntemler yoluyla eleştirmeye kalktığı MİT müsteşarı ile aynı düşüncede olmayan assubayların olduğunu bilmeyen sayın gazeteci nasıl bir ön yargı tuzağına düştüğünün farkında mı acaba?

En kutsal ocaklarda Assubaya karşı ön yargı yaymacı yayanlar, bir insan sırf assubay oldu diye, insana ait her şeyini yok sayanlar, ülkemizin en büyük düşmanlarıdır.

Bu olumsuz kişiler; ellerinden gelse, yaptığı işleri kendileri yapabilse belki de assubayları bir deliğe süpürecekler.

***

asparti-kurulus-ilaniAS Parti Resmen Kuruldu

Her insan önce vatandaşıdır devletinin. Devletin bir vatandaşı, geçmişte assubaylık mesleğini ifa ederek emekli olmuş olan Cavit Kayıkcı, otuz kişiyi bir araya getirerek AS Partiyi kurmuş, Türkiye’de bir ilki ön yargıcıların gözünün içine sokmuş, vatandaş olmaktan kaynaklı olarak, vatandaşlar olarak bir araya gelmiş durumdalar.

Bu da belgesi:

AS Partiye başarılar diliyoruz.

***

Kd.Bçvş.Vedat Tanrıverdi

Vedat Kıdemli Başçavuşumuza ait soruşturma, tarafların hâkim önüne çıkmasına gerek duyulmadan, intiharından 14 ay 9 gün sonra sonuçlanmış.

Sonuç, intiharı için hiçbir belirgin unsura rastlanılamamış. Durup dururken intihar etmiş galiba.

Nerede kaldı yazar Selçuk İçer’e telefon edip de dert anlatmış olan “kişi”ler. 

Demek ki onlar da yalanmış (!).

Zaten dünya yalan, anlatanlar yalan olsa ne yazar...

Her şey insani,

Sevmek, sevilmek,

Değer vermek, değer görmek,

Saygı duymak, saygı görmek,

İlgi duymak, ilgi odağı olmak,

Birlikte, el birliği ile el ele, gönül gönüle yükselmek, yücelmek

Üstesinden gelinen zorluklardan sonra başarıyı birlikte kutlamak,

Tüm bunlar insani,

İnsani olmayan şeyler ise en güç şeylerdir.

İnsani olmayan şeylerin başarılmış olması asla başarı değildir, övünç duyulacak bir durum değildir, insan için.

Sevmek kolayken, sevmemek “zoru” zorlamaktır..

Zor, bir yere kadar zorlanılır, sonrası bir yerden patlak verir…

Patlayan şeylerin onarım maliyeti yüksektir,

Onarılsa bile izleri kalır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde kimi kendini bilmezlerce bir assubay için yapılan olumsuz yaymaçların (propagandaların) neler olduğunu burada yazmayalım, gerek yok, sayfamız temiz kalsın.

Bu yaymaçları yayanlar hiç de masum değiller,

Onlar, o denli cesur adamlar da değiller,

Gördüklerinde bir zoru, zoru devredecek bir assubay bakınmışlardır, her daim,

Meydan boş mu diye bir sağa, bir de sola bakıp işkembe-i kübradan atıp durular, assubay hakkında, yerse misali,

Yiyenler de olur,

Yemiş halde çıkarlar sahaya, davranırlar önyargılı olarak assubaya, sonra geriye dönüşler çoğunu mahcup eder,

Başlarlar “bize böyle anlatılmadı” diye,

Doğrudur, size öyle anlatılmamıştır, vaktiyle değer verdiklerinizce,

Geçen hafta gelen bir e-postada bundan iki ay önce bir kıtada göreve başlayan (karacı) tankçı asteğmen düşmüş önyargı tuzağına. Sınıf okulunda O’na bir densiz kendince anlatmış “assubaydan zimmet alırken dikkat edin, sizi yanıltırlar, kandırırlar…” diye.

Be arkadaş, eğer zimmete vurgu yapmak istiyorsan, bir statüyü yererek yapma bunu.

O’na zimmetin nasıl alınması gerektiğinin dersini, 40 dk. anlat, yetmiyorsa 80 dk. anlat. Ordumuzun bir statüsünü kötüleme emi,

Demek ki halen başladığımız yerdeyiz, yazık, çok yazık…

***

İntiharlar halen devam ediyor!

TSK, iki yılın ortalaması her ay bir personel üzeri can kaybetmeye devam ediyor.

Geçen hafta;

Hava Kuvvetleri Komutanlığı bir can,

Jandarma Genel Komutanlığı bir can,

Kara Kuvvetleri Komutanlığı bir can, kaybetti.

Bir insanın canına kıymış olması bizi derinden üzmektedir.

Silahlı Kuvvetlerimizde görev yapan insanımızın canına kıyması büyük bir üzüntü ile görülmektedir.

Bu büyük sistem içerisinde personel ile daha yakın ilişkiler kurucu sistemler ivedilikle uygulamaya sokularak personel ile meslekten/meslektaş olmaktan kaynaklı yakınlaşmanın arttırılması, personeli geleceğe yönlendirici, motive edici, yaşama, mesleğe bağlayıcı etkili yönetimsel yetkilerle donatılı yeni kadrolar açılması, yoksulluk sınırında bile olsa her personele yoksulluk sınırının altında kalmayacak bir ücret verilmesi, sosyal dayanışmayı artırıcı gerçekçi faaliyetlerin geliştirilmesi yolu ile bu tür acı hadiselerin önüne geçilmesi biran evvel gerçekleştirilmeli, mevcut olduğu görülen çalışmalar gece gündüz demeden hızlandırılmalı, yeni kayıplar yaşanmaması için zaman çok iyi değerlendirilmeli.

Hâlihazırda, TSK'nın en önemli işi bence budur.

İnsanı yaşatın,

Yaşatıcı tedbirler alın,

İnsan yaşasın ki her şey yaşasın.

Ayrıca, canlarını kaybeden kuvvetlerin yöneticileri, emrindeki görev jetleri ile “canların yitirildiği yerleri” biran evvel ziyaret ederek, konuya dikkatleri çekmeli, soruşturmaların en şeffaf şekilde yürütülmesi için gerekli takipleri yapması, mevcut canlara sahip çıkmak için, bence gereklidir.

Son on yıl içerisinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli personellere yönelik iyileştirmeler 2006 yılından itibaren ivme kazanmıştır. Asubaylara mesdres elbise tahsis edilmiş, harici pantolonlardaki siyah şeritler kaldırılmış, şapka sakındırağındaki siyah plastik sarıya çevrilmiş, Bando Asb.Hzl.Okl. öğrencilerinin gri renk harici elbiseleri hakiye çevrilmiş, rütbeler ve diğer düzenlemelere geçiş noktasında ise bugün bir tertip olduğu açıklığa kavuşmuş olan Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı gibi davalar nedeniyle askıya alınmış olduğu tahmin edilen değişimlerin tekrar başlamış olduğu görülmekte.

Genelkurmay Asubaylığı, Kuvvet Asubaylıkları atamalarını yaparak asubaylarla ilgili her konuda görüşüne önem verilen, dinlenen bir yapı meydana getirilmesinden sonra şimdi nihai hedefi tabur seviyesine kadar her birlikte Ordu Asubayı, Kolordu Asubayı, Tümen Asubayı, Tugay Asubayı kadrolarının 2015 Atama Dönemine yetiştirilmeye çalışıldığı, atamalarda rütbeleri esas alacak şekilde düzenlemeler yapıldığı, atamaların otomasyon üzerinden yapılabilmesi için çalışıldığı, Asubay rütbeleriyle ilgili olarak apoletin benimsendiği, geçmişte pek çok sıkıntılara sebep olmuş olan personelin görüş ve önerilerini bir silsileye gerek duyulmaksızın Jandarma dâhil olmak üzere tüm Kuvvetlerde, Genelkurmay Başkanlığı intranet sayfasında “Görüş Öneri” sayfası oluşturulduğu, binlerce görüşün tek tek incelenerek, her görüşün değerlendirilmeye alındığı, personel ile yoğun bilgi, anket alışverişine önem verildiği, bilgileri artan bir şekilde iletilmekte.

kkk-asubay-gorusmesiBu güzellikleri de duyurmak bizlerin görevi.

Son olarak 22 Ocak günü ileti adresime gelen fotoğraflı yazılı bildirime göre 19-20 Ocak 2015 tarihlerinde Gnkur. Asb., K.K.Asb. ve Yardımcıları ile Ordu ve Kolordu Asubaylarının (18 Asb.) katılımıyla, K.K.Kh.nda K.K. Komutanlık Asubayları Bilgilendirme Toplantısı icra edilmiş. K.K.K. Org.Hulusi AKAR 20 Ocak tarihindeki toplantıya katılarak asubaylarımız ile görüşmüşler. Görüşmeye ait küçük fotoğraf karesinden samimiyetin içtenliği görülmekte. Konuyu http://www.kkk.tsk.tr/ adresinden de görmek istedik ancak sayfalarında böyle bir paylaşımları yoktu. Türk Silahlı Kuvvetleri personellerine yönelik bu tür buluşmalar, çalışmalar kısa, öz olarak TSK’nın sivil kapısı olan internet adresinden paylaşılmasının yararlı olacağını düşünmekteyim.

Diğer bir olumlu gelişme ise TEMAD İzmir İl Başkanlığından geldi.

O da, daha önce TEMAD İzmir İl Başkanı Hüseyin AKBAŞ’ın önderliğinde yapılmış olan ziyarete mukabelede bulunan Ege Ordusu komutanı Org. Galip MENDİ ve Ordu Kurmay Başkanının TEMAD İzmir İl Başkanlığı ve Şube Başkanlarına yapmış oldukları iadeyi ziyaret.

Meslektaşımız Özkan ACAR’ın ziyarete dair yapmış olduğu bilgilendirme şu şekilde:

görüşmemizde İzmir Varyant assubay ordu evine asansör isteğimize olumlu cevap verdi. Çalışma başladı. Alsancak ordu evi için beraber kullanmamız isteğimize de olumlu bakıp çalışmalara başladığını belirtti. Foça kampları ile taleplerimiz için de olumlu ve inandırıcı yaklaşımlarda bulundu saygıyı hak etti bizlerle yaklaşımlarında gerçekten samimi idi. Saygılar saygıyı hak edenler için. SAYGILAR.

1 2 3

TEMAD İzmir İl Başkanı Hüseyin AKBAŞ’ın 22 Ocak 2015 tarihinde facebook sayfasından duyurmuş olduğu haberine eklenen birkaç yorum şu şekilde:

  • Hayri Gedik: Teşekkürler Sayın Başkan çalışmalarınızın başarı ile devamını diliyorum.
  • Atila Asil: Göğsümüzü kabarttınız Sayın Başkanım. Bu resmi oldu sana saygımı ve sevgimi belirtmek için abi diye hitap etmek istiyorum. Saygıdeğer ağabeyciğim başarıların daim olsun.
  • Hadi Eryılmaz: Camiamızın onurunu yükseltiniz helal olsun sizleri kutluyorum.
  • TC Orhan Kaya: Ege Ordu K.lığının assubay sorunlarına olan olumlu yaklaşımı diğer ordulara örnek olur inşallah.
  • Yasar Özel: Böyle saygılı bir birliktelik gerçekleştirdiğiniz ve yaptığınız değerli bulduğum açıklamalarınız için sizleri kutluyor ve başarılar diliyorum.
  • Rüştü Selek: Elbette ki her şey karşılıklı olmalı, sevgi ve saygı gibi. Ancak hiç bir zaman sapla samanı karıştırmamak gerekir.

***

Kesilmiş olan diyalog yolunu açan TEMAD İzmir İl Başkanlığını, Şubelerini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Biz şunu biliyoruz ki, bugünkü mevcut adaletsizliklerin, gelişmiş ülkelere göre geri kalmış özlük haklarının sorumlusu hâlihazır idareciler değildir. Ancak bugünkü durumu düzeltecek, değişimi kararlılık ile sürdürecek olanlar ise bugünkü idarecilerdir.

Alanı sınırsız olan siyaset; belli bir grubu, topluluğu ve nihayetinde devlet yönetmede insanlara alternatifler sunma sanatıdır.

Türkiye açısından konuyu ele aldığımızda; Sivas Kongresinde “İngiliz Himayesi”, “Amerikan Mandası” gibi kolaycı alternatifler dururken, Gazi Mustafa Kemal’in kabul gören alternatifleri şunlardı:

  1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
  2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.
  3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
  4. Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır.
  5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
  6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir.
  7. Aynı gaye ile “milli vicdan”dan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
  8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

Eğer Gazi Mustafa Kemal’in bu alternatifi kabul görmeseydi, bugün Türkiye ya İngiliz Himayesinde, ya da Amerikan Mandasında olarak belki yaşıyor olacaktık ve mesela bugün bölücü Kürtlerin dile getirdiği “dil” sorunu olmayacaktı, çünkü çoğunluk İngilizce konuşuyor olacaktı. Ve bu duruma kimse ses bile çıkaramayacaktı!

Hevesleri kursaklarında kalmış olan dış mihrakların çıkarttığı, desteklediği iç ayaklanmaların, elde kalan yurt topraklarında ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni madden ve manen nasıl yıprattığını ve halen de siyaset yoluyla devleti yıpratma aracı olarak konu edildiğini de görmekteyiz.

Günümüzde Türk halkına yönetim alternatifi sunan siyasi partilerin öncelikle dünya ve de Türkiye’nin kuruluşuna giden yoldaki “siyasi tarihi” tarafsızca iyi değerlendirmesi gerekir.

Yabancıların emellerine hizmet edercesine söylemlerle yola çıkmak, dışarıdan büyük ekonomik, siyasi destekler görebilir. Ve bu yolla ülkede iktidar da olunabilir. Ancak ilelebet muktedir olunamaz!

Seçmenin kafasını bulandırarak, hassas duyguları yakalanıp istismar edilerek alınan oylar yoluyla iktidar olduktan sonra, seçmenin tarihi ile uyuşmayan uygulamalar eninde sonunda, son bulur.

Son buldurma işini ise seçmenin “vicdan”ı yerine getirir.

***

Bugün Türkiye’nin Güneydoğusu içler acısı durumda.

Güneydoğu’nun kimi yerleşim yerlerindeki caddelerinde, sokaklarında, mahallelerinde yüzü kapalı, dış desteğin farkında olmayan eğitimsiz, mutsuz, gelecek beklentisi olmayan, belki de çoğu bir madde bağımlısı, geleceğini bir örgütün emrine bağlamış, elinde silah, Molotof kokteyli, taş olan insanlar görmekteyiz.

Okula, işe, pazara, hastaneye gitmek için evden dışarı çıkmak, günlük yaşama güven içerisinde katılmak, normal insani bir yaşam sürmek, bölgede yaşayanlar için zorluklarla dolu.

En zor yaşamı ise devletine bağlı olan insanlar ile birlikte, kamu görevliler, asker, polis eş ve çocukları yaşamakta.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan 1993 yılında Bursa’da yapmış olduğu bir salon konuşmasında: "Ne yazık ki terörün ucu meclis ve bakanlar kurulu arasına kadar girdi", "Bunlar terörün de önünü alamayacaklar" diyor.

Gelinen noktada terörün ucu ve önü acaba ne durumda? Bir dönüp bakmak gerekiyor.

HDP İstanbul İl Kongresi’nde 4 Ocak günü konuşan Demirtaş’ın "Geldiğimiz nokta artık bu mücadelede dananın kuyruğunun kopacağı noktadır. Dananın kuyruğu kopacaksa bugün, 100 yıl önceki gibi, kuyruk değil dana bizde kalacak" sözleri ne kadar da yabancı emelleriyle uyum içerisinde, değil mi?

Korucu ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözen ile görüşmekten kaçan, yıllardır İmralı ile görüştüğü sonradan ortaya çıkan son 12 yıldır ülkeye hâkim olmuş olan siyasetin (yönetim alternatifinin), ülkeyi bir çıkmaza sokmaya aday olduğu görünüyor.

Ülkeyi yöneten, yönetmeye aday hiçbir siyasi alternatifin; ülkenin, insanların geleceğini eğitimsiz, cahil bırakılmış, mutsuzluk içinde yaşayarak, can almaya aday, dış desteğin farkında bile olamayan yüzleri kapalı, kuyruk değil de “dana” beklentisi içinde olan kişilere bırakmaya hakkı yoktur.

Hangi vicdan buna razı olur.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin, adaletin, huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Perşembe, 24 Kasım 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, EBEDİ ÖNDERİMİZ VE BAȘKOMUTANIMIZ BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü BEDENEN ARAMIZDAN AYRILIȘININ 84. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca y...
Perşembe, 10 Kasım 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 99. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, ıșıklar içinde uyusunlar. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cumartesi, 29 Ekim 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ