EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

KOYUNLAR ve İNSANLAR

TEMAD Genel Başkanı Sayın Ahmet KESER, Ankara Merkez Şube Delege seçimi toplantısında, cümlenin başı-sonu nasıl, net değil ama astsubaylara “KOYUN” diyesiymiş! Divan Başkanı’nın uyarısı üzerine de güya sözlerini tevil (düzeltme-izah ) etmiş. Tüm siyaset erbabı gibi! Hani siyasetçi coşar, kendini kaptırır, ortam müsaittir, sallar, tepkiler gelince “sözlerim yanlış anlaşıldı” ya da “sözlerim çarpıtıldı” der ya, böyle bir şey olmalı.

Sayın Ahmet KESER de bir assubay emeklisidir ve assubay emeklisi olduğu için TEMAD başkanıdır. Bu tespiti de yapalım, bir kenarda dursun!

Koyunlarla insanlar (assubaylar) arasında benzerlikler kurulabilir.

Koyunların etinden, sütünden, derisinden yararlanılır. Assubaylardan da hem bedenen hem de zihnen yararlanılır.

Koyunlar çobana boyun eğer, assubayların %99.9’u sıvasız evlerin çaresiz, arkasız çocukları oldukları için onlar da ekmeğine boyun eğer.

O sessiz koyunun öyle bir huyu vardır ki, yukarıda tüm sayılanların tam zıddıdır. Bir buğday yığını gördüklerinde, o sessiz koyunlar öyle canavarlaşır ki, kafasına yumrukla sopayla vurun, fırlatıp atın, tekrar ve daha büyük bir azimle buğday yığınına saldırırlar. Birini fırlatıp atın o yere düşmeden diğeri saldırır. Hani insanlarda da öyle değil midir? Halim selim görünen kimi insanlar bir yere yönetici olunca saltanatı, imkânları görünce koltuğa ölümüne sarılıp, her türlü değeri ayaklar altına alıp, avantaya saldırmazlar mı? Şöyle bir bakın etrafınıza onlarca örnek görürsünüz!

Sürünün içinde bir “baş koyun” olur. Muhtemelen delege seçimi ile falan belirlenmez, diğerlerinden bir tık daha yürekli, bir tık daha akıllı bir koyun sürüye liderlik yapar. Akıllı çoban onu bilir ve onu yemler. Çoban ona bir isim koyar, azığından arta kalan ekmek kırıntılarını ona verir, verirken de onu adı ile çağırır. O çobanı izler, sürü de onu. Sürü psikolojisi denir ya, bu tam koyunlar içindir. Biri nereye ayağını basarsa diğeri de aynı yere basar. Biri uçurumdan atlayınca arkasından tüm sürünün atladığı bir ara gazetelere haber olmuştu.

Baş koyunun etrafında bir gurup oluşur,baş koyundan arta kalanı bu gurup paylaşır, ne kalırsa artık! Çoğu zaman da bu iş toslaşmaya varır. Artık gücü yeten yetene.  Toslaşma başlayınca kimi koyunlar guruptan istemeden de olsa ayrılır, yerini yenileri alır.

Hani bazı sivil toplum örgütleri yönetim kurullarını güle oynaya oluşturup, büyük hedeflerle, büyük vaatlerle, büyük umutlarla göreve gelip, her nedense (!?) bir süre sonra darmadağın olurlar ya. Tabii ister istemez insanın aklına “neyi paylaşamadılar da darmadağın oldular? “ sorusu gelir. Genelde bu soru sorulur ama sorular hep cevapsız kalır.

İroni’yi bir kenara bırakalım!

Koyun koyundur, Assubay İnsan!

Bu ayırımı herkesten çok TEMAD Başkanı’nın yapması, bu talihsiz benzetmeyi yapmaması gerekirdi.

Assubay toplumu bilinçli, eğitimli, bir çok meslek gurubu ile kıyaslanamayacak  kadar entelektüel birikimi olan bir toplumdur.

Bu hadsizliğe sessiz kalan koyunlara ve kendini çoban zannedenlere hatırlatılır .......

 

Assubaylar açık hukuk ihlallerine, ölçüsüz haksızlıklara rağmen ne vatanseverliğinden ne de ülkesine ve bayrağına sevgisinden, bağlılığından asla taviz vermemiş ve vermeyecektir.

İnanıyoruz ki, assubaylar BAŞ KOYUN değil, hedefleri olan, kanun çerçevesinde her türlü yasal hakkını kullanabilecek, kararlı, kendini toplumuna adamış, TEMAD Genel Başkanlığını atlama tahtası olarak görmeyen, inançlı, bilinçli, toplumun layık olduğu yönetimi sağlayacak bir BAŞKAN seçecektir.

Bunu görmek ve inanmak istiyoruz!

Bekliyoruz!


 

TEMAD Genel Başkanı Sayın Ahmet KESER, Ankara Merkez Şube Delege seçimi toplantısında, cümlenin başı-sonu nasıl, net değil ama astsubaylara “KOYUN” diyesiymiş! Divan Başkanı’nın uyarısı üzerine de güya sözlerini tevil (düzeltme-izah ) etmiş. Tüm siyaset erbabı gibi! Hani siyasetçi coşar, kendini kaptırır, ortam müsaittir, sallar, tepkiler gelince “sözlerim yanlış anlaşıldı” ya da “sözlerim çarpıtıldı” der ya, böyle bir şey olmalı.

Sayın Ahmet KESER de bir astsubay emeklisidir ve astsubay emeklisi olduğu için TEMAD başkanıdır. Bu tespiti de yapalım, bir kenarda dursun!

Koyunlarla insanlar (astsubaylar) arasında benzerlikler kurulabilir.

Koyunların etinden, sütünden, derisinden yararlanılır. Astsubaylardan da hem bedenen hem de zihnen yararlanılır.

Koyunlar çobana boyun eğer, astsubayların %99.9’u sıvasız evlerin çaresiz, arkasız çocukları oldukları için onlar da ekmeğine boyun eğer.

O sessiz koyunun öyle bir huyu vardır ki, yukarıda tüm sayılanların tam zıttıdır. Bir buğday yığını gördüklerinde, o sessiz koyunlar öyle canavarlaşır ki, kafasına yumrukla sopayla vurun, fırlatıp atın, tekrar ve daha büyük bir azimle buğday yığınına saldırırlar. Birini fırlatıp atın o yere düşmeden diğeri saldırır. Hani insanlarda da öyle değil midir? Halim selim görünen kimi insanlar bir yere yönetici olunca saltanatı, imkânları görünce koltuğa ölümüne sarılıp, her türlü değeri ayaklar altına alıp, avantaya saldırmazlar mı? Şöyle bir bakın etrafınıza onlarca örnek görürsünüz!

Sürünün içinde bir “baş koyun” olur. Muhtemelen delege seçimi ile falan belirlenmez, diğerlerinden bir tık daha yürekli, bir tık daha akıllı bir koyun sürüye liderlik yapar. Akıllı çoban onu bilir ve onu yemler. Çoban ona bir isim koyar, azığından arta kalan ekmek kırıntılarını ona verir, verirken de onu adı ile çağırır. O çobanı izler, sürü de onu. Sürü psikolojisi denir ya, bu tam koyunlar içindir. Biri nereye ayağını basarsa diğeri de aynı yere basar. Biri uçurumdan atlayınca arkasından tüm sürünün atladığı bir ara gazetelere haber olmuştu.

Baş koyunun etrafında bir gurup oluşur, baş koyundan arta kalanı bu gurup paylaşır, ne kalırsa artık! Çoğu zaman da bu iş toslaşmaya varır. Artık gücü yeten yetene. Toslaşma başlayınca kimi koyunlar guruptan istemeden de olsa ayrılır, yerini yenileri alır.

Hani bazı sivil toplum örgütleri yönetim kurullarını güle oynaya oluşturup, büyük hedeflerle, büyük vaatlerle, büyük umutlarla göreve gelip, her nedense (!?) bir süre sonra darmadağın olurlar ya.Tabii ister istemez insanın aklına “neyi paylaşamadılar da darmadağın oldular?“ sorusu gelir. Genelde bu soru sorulur ama sorular hep cevapsız kalır.

İroni’yi bir kenara bırakalım!

Koyun koyundur, Astsubay İnsan!

Bu ayırımı herkesten çok TEMAD Başkanı’nın yapması, bu talihsiz benzetmeyi yapmaması gerekirdi.

Astsubay toplumu bilinçli, eğitimli, bir çok meslek gurubu ile kıyaslanamayacak kadar entelektüel birikimi olan bir toplumdur.

Açık hukuk ihlallerine, ölçüsüz haksızlıklara rağmen ne vatanseverliğinden ne de ülkesine ve bayrağına sevgisinden, bağlılığından asla taviz vermemiş ve vermeyecektir.

İnanıyoruz ki, astsubaylar BAŞKOYUN değil, hedefleri olan, kanun çerçevesinde her türlü yasal hakkını kullanabilecek, kararlı, kendini toplumuna adamış, TEMAD Genel Başkanlığını atlama tahtası olarak görmeyen, inançlı, bilinçli, toplumun layık olduğu yönetimi sağlayacak bir BAŞKAN seçecektir.

Bunu görmek ve inanmak istiyoruz!

Bekliyoruz!

ANNELER GÜNÜ

Mayıs 10, 2017

PAZAR GÜNÜ ANNELER GÜNÜ.

 

Aslında bir gün değil;

Bir ömür elleri öpülesi o mübarek varlıkların  tek özel günü 14 MAYIS PAZAR GÜNÜ.

Onların kim olduğunu , anneliğin nasıl bir şey olduğunu yazmaya, anlatmaya gerek yok.

Annelerimiz,  allahın bu dünyadaki kanatsız melekleri.

 

Yaşamı,umudu,  ayakta tutan hala bu çirkinleşmiş dünyayı yaşanabilir kılan, evrenin  olağan dışı canlıları onlar.

Hala  hayatta olan bir anneniz  var ise onu asla bırakmayın.

Yaşantınız ve aile düzeniniz ne olursa olsun onu asla yanınızdan ayırmayın.

Hele ki yapa yalnız ise,

Size, muhtaç ise;

Yaşama bağlandığı pamuk ipliği sadece  evladı ise.

Onu asla nefesinizden uzak tutmayın.

Doyasıya sarılın.

O mübarek elleri ile kahırlı gözlerinden  doyasıya öpün.  Doyasıya sevin.

Onu asla incitmeyin. Her ne yiyorsanız yarısını bölüp ona verin.

Gülmese de  gülümsetin.


Pazar sabahı ona bir avuç fındık, bir kır çiçeği,  bir adet muz,  bir çift çorap,bir küçük gofret dahi olsa mutlaka verin.

Ona deyin ki…..

“ Annem…..Annem…..Annem….İyi ki varsın ve yanımdasın…….”

Ve ona fısıldayın…..

“ben hala senin çocuğunum, bebeğinim anne “

Anneler gözyaşından ağlamazlar, ciğerinden, yüreğinden ağlarlar….

Siz bilemezsiniz.

Onun yüreğini kırmayın, ağlatmayın.

Ona uzaklardan sarılmayın…

Hasret prangalarına bağlatmayın.

“Uzaksın, ıraksın, be anne “  demeyin.

“zamanım yok, vaktim yok, işim çok be anne “   demeyin.

Sesinizle değil, nefesinizle sevin.

Pazar günü annenizi bulup ona sarılın.

Öpün, öpün, öpün, koklayın.

 

O beyaz kefene sarmadan, kara toprağa koymadan  henüz daha zaman varken  gidip son kez ona var gücünüzle sarılın.

Uzaklara sığınmayın….

Zamanlara sığınmayın….

“ anam “ deyin. “annem” deyin. Pazar günü çocuk olup  boynuna sarılın.

Ayazlarda, yokluklarda, korkularda, yalnızlıklarda, hastalıklarda,sarıldığınız gibi;

Sarılın. kana kana sarılın.

O pamuk , o nasırlı ellerini doyasıya öpün.

 

Bilin ki zaman çok kısa.

Yaşam çok acı.

Annenizi asla kalan asudesinde evlatsız bırakmayın.

Benim bir annem yok. Onu  kaybettim.

Onsuz tüm onca zamanları hoyratça kullandım…

Çok az kucakladım.

Ona yılda bir kezcik o anneler gününde bir gofret olsun alamadım.

O son nefesini bedeninden sonsuzluğa bırakıverdiği  ayrılık günü gelip çattığında anladım ki ben artık bir  öksüzüm….

Hep sıcak bilirdim annemi, yumuşak, hele ki o nefesi ,kokusu hiç solmayacak….

Soğuktu, kaskatı idi, nefessiz di…..

İnanamadım…..

Toprağın altına bembeyaz kefeni ile kucaklayıp yatırdım.

Ağladım, ağladım…..

O sıcacık ellerini aradım, şefkatli yüzünü aradım. bulamadım.

Annem yoktu.

“ Allahım ne olursun son kez olsun “ dedim.

Yine yoktu.

Kahroldum. yıkıldım.

Ne çok zamanı hoyratça , umarsızca annesiz geçirmiştim.

Yüreğime, çöktüm kaldım.

Boğazıma düğümlenip kaldım.

 

Annenizi  asla bırakmayın.

Onu asla bir başına ayrı yaşatmayın.

Her an, her gün onun o melek yüzüne dokunun…ona sarılın…

Gözünden ve ellerinden doyasıya öpün.

Asla evladından  ayırmayın.

Kimseye, aldırmayın….

Annenizi hiç bırakmayın.

Hepinizin

 

ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

 

Toprağın altındaki o ebedi ruhlarında,

Öbür alemde bizlerin yolunu gözleyen  tüm annelerin de,

 

ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

 

Saygımla

ADNAN FUAT ÖZDEMİR.

 

ANNELER GÜNÜ

Mayıs 10, 2017

PAZAR GÜNÜ ANNELER GÜNÜ.

 

Aslında bir gün değil;

Bir ömür elleri öpülesi o mübarek varlıkların  tek özel günü 14 MAYIS PAZAR GÜNÜ.

Onların kim olduğunu , anneliğin nasıl bir şey olduğunu yazmaya, anlatmaya gerek yok.

Annelerimiz,  allahın bu dünyadaki kanatsız melekleri.

 

Yaşamı,umudu,  ayakta tutan hala bu çirkinleşmiş dünyayı yaşanabilir kılan, evrenin  olağan dışı canlıları onlar.

Hala  hayatta olan bir anneniz  var ise onu asla bırakmayın.

Yaşantınız ve aile düzeniniz ne olursa olsun onu asla yanınızdan ayırmayın.

Hele ki yapa yalnız ise,

Size, muhtaç ise;

Yaşama bağlandığı pamuk ipliği sadece  evladı ise.

Onu asla nefesinizden uzak tutmayın.

Doyasıya sarılın.

O mübarek elleri ile kahırlı gözlerinden  doyasıya öpün.  Doyasıya sevin.

Onu asla incitmeyin. Her ne yiyorsanız yarısını bölüp ona verin.

Gülmese de  gülümsetin.


Pazar sabahı ona bir avuç fındık, bir kır çiçeği,  bir adet muz,  bir çift çorap,bir küçük gofret dahi olsa mutlaka verin.

Ona deyin ki…..

“ Annem…..Annem…..Annem….İyi ki varsın ve yanımdasın…….”

Ve ona fısıldayın…..

“ben hala senin çocuğunum, bebeğinim anne “

Anneler gözyaşından ağlamazlar, ciğerinden, yüreğinden ağlarlar….

Siz bilemezsiniz.

Onun yüreğini kırmayın, ağlatmayın.

Ona uzaklardan sarılmayın…

Hasret prangalarına bağlatmayın.

“Uzaksın, ıraksın, be anne “  demeyin.

“zamanım yok, vaktim yok, işim çok be anne “   demeyin.

Sesinizle değil, nefesinizle sevin.

Pazar günü annenizi bulup ona sarılın.

Öpün, öpün, öpün, koklayın.

 

O beyaz kefene sarmadan, kara toprağa koymadan  henüz daha zaman varken  gidip son kez ona var gücünüzle sarılın.

Uzaklara sığınmayın….

Zamanlara sığınmayın….

“ anam “ deyin. “annem” deyin. Pazar günü çocuk olup  boynuna sarılın.

Ayazlarda, yokluklarda, korkularda, yalnızlıklarda, hastalıklarda,sarıldığınız gibi;

Sarılın. kana kana sarılın.

O pamuk , o nasırlı ellerini doyasıya öpün.

 

Bilin ki zaman çok kısa.

Yaşam çok acı.

Annenizi asla kalan asudesinde evlatsız bırakmayın.

Benim bir annem yok. Onu  kaybettim.

Onsuz tüm onca zamanları hoyratça kullandım…

Çok az kucakladım.

Ona yılda bir kezcik o anneler gününde bir gofret olsun alamadım.

O son nefesini bedeninden sonsuzluğa bırakıverdiği  ayrılık günü gelip çattığında anladım ki ben artık bir  öksüzüm….

Hep sıcak bilirdim annemi, yumuşak, hele ki o nefesi ,kokusu hiç solmayacak….

Soğuktu, kaskatı idi, nefessiz di…..

İnanamadım…..

Toprağın altına bembeyaz kefeni ile kucaklayıp yatırdım.

Ağladım, ağladım…..

O sıcacık ellerini aradım, şefkatli yüzünü aradım. bulamadım.

Annem yoktu.

“ Allahım ne olursun son kez olsun “ dedim.

Yine yoktu.

Kahroldum. yıkıldım.

Ne çok zamanı hoyratça , umarsızca annesiz geçirmiştim.

Yüreğime, çöktüm kaldım.

Boğazıma düğümlenip kaldım.

 

Annenizi  asla bırakmayın.

Onu asla bir başına ayrı yaşatmayın.

Her an, her gün onun o melek yüzüne dokunun…ona sarılın…

Gözünden ve ellerinden doyasıya öpün.

Asla evladından  ayırmayın.

Kimseye, aldırmayın….

Annenizi hiç bırakmayın.

Hepinizin

 

ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

 

Toprağın altındaki o ebedi ruhlarında,

Öbür alemde bizlerin yolunu gözleyen  tüm annelerin de,

 

ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

 

Saygımla

ADNAN FUAT ÖZDEMİR.


 

Önce yasaya hukuka uyalım.

Ne diyor Tüzüğün 46. Maddesinde,

“ Bir kişi en fazla üç defa Genel Başkan seçilebilir”.

 

Yani her üç yılda bir  olmak üzere  9 yıl üst üste üç defa seçilebilir demiyor.

Hepsi  hepsi  Üç defa diyor.

Mevcut  Başkan da üç defalık hakkını kullandı bitirdi.

2011- 2012- 2014

Hala kendisine resimli şövalye tanıtım pulları bastırıp altına da reis biatı ile methiye düzdürmenin alemi yok.

Hiç tüzük bilmez cahillerimiz çıkmış şimdiden  ortalık karıştırmaya soyunmuşlar.

“  Ahmet Keserle haklarımızı almaya devam. Ahmet yeniden başkan deyip “

Memlekette  işsize güçsüze iş çok.

İnsanda azıcık utanma olsa, ar damarı çatlar.

“ben 6 yıl üç dönem bu topluma ne verdim, vermeyi bırak nelerini aldım  “  diye.

 

Buradan söyleyeyim, boşuna zahmet etmeyin.

Bu seçim tanıtımlı yeni Ahmet KESER pulları olsa olsa bu saatten sonra hatıra pulu olur.

Koleksiyon yapanlar alsın pul koleksiyonlarındaki münasip yerlere yapıştırsınlar derim…

 

Gelelim seçim mi geçim mi meselesine…

 

2011 de yazdım, 2012 de yazdım, 2014 te yazdım.

2015-16 da tekrar tekrar  yazdım.

Balık  hafızalı  yaşayanlarımız için her yıl yazdım.

Genel Başkan şakşakçılığı değil meselemiz.

Değişen her yeni konjoktüre göre strateji.

Hızlı değişime ve sisteme karşı çok güçlü, kararlı bir tepki.

Haklı  ve doğru  bir stratejisi yürütecek akli bir ekip, kadro, çalışma gurubu,

Saraya külliyeye, kapısına  dayanan bir irade.

Bakanlarla kavga veren bir inat.

Biat ve yalakalık değil.

2017 de , Böyle inançlı, teşkilat yapılı bir TEMAD olmalı diye yazıp çizdim.

Bu yüzden genel kurulun ilk günü ihraçları kaldırın, dava insanlarını yönetimde görev alabilecek yasal özgürlüğe kavuşturun.

İlk gün davayı konuşun, tartışın ,,,

 

ÖZELEŞTİRİ YAPIN….

 

Meseleleri, çözümü, masaya yatırın, bir ortak akıl ve karara varın. Bir muhtıra gibi bildiri yayımlayın.

İkinci gün de seçime geçin.

Duvara, panoya, divanın önüne, delegenin kucağına her isteyenin adaylığını özgürce açıklayabildiği tek bir liste koyun.

Oradan inançla,  17 dava adamını seçin.

Gerekiyorsa da bir tanesini de bu adam da benim  başkan adayımdır deyip işaretleyin.

Kahramanlar bire bir orada meydana çıksın.

Kimse bir adamın listesinde ,dost, ahbap, kanka, devre, kanka, tertip, hemşeri falan olmasın.

Ne disiplin ,ne de denetim için aday olan arkadaşın,  

“ beni başkan adayım seçti….” Borcum var, diyetim var korkusu olmasın.

Bunlar 1951 den beri İç Hizmetin acımasız tahakkümünden ezilen Assubaylara yakışmaz.

Bu topluma zul ve utançtır.

Bizi insanlık onurumuz adına bu yola çıktık.

Üç yılda bir ortaya çıkıp da birilerinin listesinden ekmek ve adalet savaşçısı olmayız… olamayız.

Bu mazlumluk davasıdır. Fakirlik davasıdır. Ekmeksizlik davasıdır. Okey partisi değil…..

 

Parası ,altında siyah arabası, yedirip içirecek, il il gezdirecek havası olamayanlar da temada  bağımsızca aday olmalıdırlar.

 

Kimsenin 17 adamlık bir liste yapıp getirme saçmalığı ve ilkelliği olmamalıdır.

Bunu her yıl yazdım. Her  seçim dönemi sonunda da bu soytarıca seçim usulü yüzünden bu toplumun ne yıllar kaybettiğini siz de ben de gördük…..

 

2014 te olanlar aynı sahne aynı tuluat aynı replikte yine  yaşanmaya başladı.

Şimdiden 3 gurup çıktı  “Biz talibiz  “  dedi.

Ne acı ki bu gurupların da üçünün de mayası, mecrası, yine  Ankaralı,  Ankaradan.

Saçma bir tüzük maddesi yüzünden başka yerden kimsenin yönetimde olma şansı ne acı ki yok.

O yüzden elimizdeki adaylar hep aynı.

Dön gel ali, dön gel veli,

Böyle dava kulübü olmaz.

Yıllardır 17 milyonluk İstanbuldan, 16 şubeli İzmirden bir tek dava insanı oraya gidemez.

Böyle antidemokratik temsil olamaz.

Bu davaya 11 ay turist olanların 12. Ay gelince nurtopu gibi veya dolunay gibi ortaya çıkıvermesi ile bu dava yürütülmez, ilerlemez.

İddia  ediyorum ki, çoğu adayların gelinen şu son noktadaki yasal ve kanuni mevzuatlardan dahi haberleri yok.

OHAL kararnamesi ile neler değişti, ve değişiyor dünyada haberleri yok.

İşin içine girmek gibi bir gayretleri de yok.

Çünkü o kısımın seçim kazanmakla zaten alakası da yok..

“ Olduğunda Fahrettin BAĞRI dan  gidip hazır emek dökülmüş bir zımbalı dava dosyası  alırız….”

 

Haziran sıcağı yakıp kavurunca elmanın içinden kafasını uzatan elma kurdu olan bademe meraklı ademler değildir ihtiyacımız olan.

Hamdım, Yandım, Piştim diyebilenlerindir, yananlardır, pişenlerdir, her gününü, hayatını, kafasını, beynini bu davaya verenlerdir seçilmesi gerekenler…

Temsilde adalet denen  o makamın içinde olması gerekenler. 

 

Bu gün benim dava ekibi kurgumdaki gerçek akli insanların hemen hepsi de Temaddan kanunsuzca ihraç edilenlerdir.

Diğerleri üç yılda bir ortaya çıkarken onlar gece gündüz bu davanın beklentisiz kullarıdır.

 

Acı ve trajik olan da  hepsi  ekmek ve adalet davamız için mücadele vermek suçundan ihraç edilmişlerdir. 

 

ÖNCELİK TEMAD'A YENİ YÖNETİM SEÇMEKTE DEĞİL,

Yönetecek donanımlı insanları bulmakta.

 

Temad'ı ekmek ve adalet davası için yapısal olarak yeniden organize etmekte.

Yeniden örgütlemekte.

Yeniden tüzüklendirmekte.

Yeniden görev ve çalışma alanları oluşturmakta.

Yani sil baştan STK yapmakta.

Cenaze levazım işleri gördürmekte değil,

Tur operatörlüğü yapmakta değil.

Zeytin ve gayrimenkul işletmesi yapmakta değil.

Ezilen astsubay toplumuna layık bir kuruluş yapmaktır.

 

Sorun bakalım, kendi adına yeniden seçim amaçlı reis pulları bastırtan başkanınıza.

Aylık geliri nedir….?

 

Dava kulübü ve toplumu olmak farklı,

Temad'a başkan ve yönetici olmak farklıdır.

 

Bu işin içinde, merkezinde, ne istediğini, hangi kanunla ne yapmak istediğini, hangi yoldan istediğini bilen eli dosyalı bilginler,gezginler,alimler lazımdır.

Yok mu?….

O kadar çok var…

2017 de artık bu insanlara ihtiyaç var.

Hele ki 15 Temmuzdan sonra….

Bize, aklını Assubayın ekmek ve peyniri ile bozmuş sadece davamız ile yatıp kalkan,  adamlar gerekli.

Bu yüzden de en önce içimize yönelik ihanet kafalı sinsi ve alçakça  ihraçları dava kahramanlarının üzerinden hemen kaldırılmalıyız.

 

Bu davanın merkezinde donanımlı, bu işin ehli insanların artık olmazsa  olması şarttır .

Bu Genel Başkanın da bu anlamda Assubay ekmek ve adalet davasına yaptığı bu ihanet asla unutulmayacaktır.

 

Bir kere,

Üç yılda bir;  çayırlarda yağmurun ardından yeşeren yemlik otu gibi ortaya çıkan benim adına “çakma başkanlık “ dediğim niyet, heves  ve  algıdan herkes vazgeçmelidir.

 

Bu davaya ahdetmiş herkes Başkanlık sevdasından şöyle  bir uzaklaşmalıdır.

Kendini değil, donanımlı ekibini ve davaya dair hedef projesini ve vereceği mücadeleyi anlatıp açıklamalıdır.

 

Kendi resmi ve fotoğrafı ile sayfalarda adaylık açıklayan herkes biliniz ki kendi egosuna ve bencil yapısına hizmet için ortaya çıkmıştır.

 

Assubayların  Başkana da, Genel başkana da ihtiyacı yoktur.

 

Donanıma, stratejiye, akla,

mevcut oluşmuş statüye, yapıya karşı dosyalanmış yepyeni teklife,

yasal çare ve çözüme, ihtiyacı vardır.


GÖRDÜĞÜM DE O Kİ TAM OLMASA DA TÜM ÇALIŞMA VE ORGANİZASYON GAYRETİ İLE, İDEAL BİR EKİP VE ÇALIŞMA GURUBU HAVASINDA BU İŞE İNANARAK SOYUNAN TEK ÇALIŞMA VE ADAY GURUBU DA SAYIN HAMZA DÜRGEN  GURUBUDUR.


Kendilerine doğru yolda , sadece dava adına yürümelerini diliyorum.


Bu türden yapılacak bir seçimde de tüm delegeyi bu gurubu desteklemeye çağırıyorum.


Tek adam parlatması bize yakışmayan bir temsil biçimidir.

 

2011 de parlattığımız, 35 kere Tv kanallarına çıkarttığımız, 60 kere gazetelerde manşet yaptığımız Ahmet KESER kaç kez sayın Erdoğan'a gidebilmiştir?

Kaç kez görüşmüştür?

Kaç kere ağırlığını hissettirmiştir?

Var mı bir kare görüşme resmi?…

 

2011-2017 ……

Tam 40 bin muhtar yedinci tavafını yapmış , bizim ulu beyzademiz yok.

Genelkurmay ile Sayın Civan,  Sayın Kayıkçı dahi özel görüşme yapmış,  bizim haşmetlimiz yok.

 

Dosyan var mı?….

Dosyasında 137 tane meselesi  var….

Öncelik yok…

Yeni ve değişen şartların alternatifi bir teklif yok….

 

4 YILLIK ASSUBAY FAKÜLTESİ DAHİ YOK.

 

MESELE TEK ADAM SEÇMEKTE DEĞİL…

SONUÇ ALACAK İRADELİ, HIRSLI, GÖZÜ KARA ADAMLAR SEÇMEKTE.

 

Bu yüzdendir ki…

Assubayların mücadelesi,  her 3 yılda bir ortaya çıkan bir tane emeklinin sarığındaki kerametten menkul değildir.

 

Bu güne kadar gidilen yol ve rota tutmamıştır. Bu mazlum ve mukaddes toplum alaya alınıp, dalga geçilmiştir.

Hala da seviyesizce alay edilmekte, dalga geçilmektedir.

Savunma bakanı, Maliyeye, Maliye bakanı da   tonton bakanımız Sayın Nabi Avcı'ya  havale etmektedir.

 

Görüntümüz utanç ve kepazeliktir.

 

Her kafadan, her adamı olandan kabadayıvari, iş bitirici, sihirbaz  açıklamaları ve yalanları gelip durmaktadır.

Ortalık;  Kimin eli kimin cebinde belli olmayan  ,  haddini ve kendini aşmış yetkisiz, sorumsuz açıklamalarla doludur.

 

Kimse de ; birkaç  insanın dışında ne meseleyi, nasıl ve nereden ne şekilde çözülebileceğini asla araştırmamakta ve bilmemektedir.


Bu sürdürülemez bir cehalet karmaşasıdır.

 

Bu derneğin aynı bildik usülden , tüm teşkilatların temsilden muaf olduğu, " ben"  merkezli  çağdışı, metodla seçim yapmasının da 2018 adına hiçbir getirisi olmayacaktır.

 

Oraya oturan da bu tüzük ve bu teşkilat yapısı içinde,sayın keserin yolundan gitmeye mahkum olacaktır.

Şahsi ikballer yine günü gelip kapıya dizilecektir.

Çünkü bu dernek dava kulübü değildir, hiç de olamamıştır.

 

Çare;

 

Tüm aklı , fikri, enerjiyi, cesareti göz karartmayı Assubayın ekmek ve adalet davasına verebilmektir.

Her rutin, kedi sarması faaliyeti iptal ve durdurmaktır.

Her zırva etkinliği ve dosyalarını kaldırıp çöpe atmaktır.

 

Tatlı hayattan vazgeçmektir.

 

Yeni, farklı, kök söktüren ,radikal bir yol izleyebilmektir.

Bu toplumun hep birden intihar edebileceğini, saraya, bakana, hissettirmektir.

 

Kişiye biatlı, cahil kalabalık sürüsü görüntüsünü atıp,

Yeni ruh ve şekli bilinçli, kararlı, korkmayan, gemisini yakmış,  1 MAYIS dava kalabalığına çevirtmektir.

Mutlu mesut gülümseyen pozlar vermemektir.

Bu toplumun öfkesini aynen yansıtabilmektir.


Delegeye ve malumun ilanlarına her yıl anımsattım... yazdım... uyardım...

 

Başkan ile adamlarını seçmeyin.

Dava adamlarını seçin.

 

Çünkü o 16 adamı siz seçmiyorsunuz.

Başkan adayı seçmiş,  sadece size onaylatıyor.

Bu komediye gelmeyin.

Listenizi önünüze alıp 17 adamı da , siz seçin.

Ahmetten de, aliden de, veliden de alarak….

Arı gibi  her çiçeği ve iyi balı bulup koklayarak.

Cımbızla ayıklayıp ekip seçin.  17 deli dolu, diyojen seçin. İşe erbap adamlar  seçin.

Onlar da oturup başkanlarını  kendi  içinden seçsinler.

Bu toplum dava temsilcisi seçmelidir. Dernek işletmecisi değil.

Dolabı, kalemi, defteri, dosyası ;

Çalışması , teklifi , kanunu, kararnamesi, mevzuatı olan….

çare, çözüm dolu koşuşturan ,

Bakanları, Başbakanı, Cumhuru didikleyen,

Çözüm için çırpınan,yapışan,

deli dolu kahramanları siz bulun, cezalı ise siz affedin, siz bu davanın başına oturtun…..

Bu toplumun bolu beyine değil,

Deli Dumrullara ihtiyacı var….

Bu realiteyi artık bilin……. 

 

Saygımla

Adnan Fuat ÖZDEMİR

 

 

BEN'LİK

Mayıs 04, 2017

Benim beynimin,aklımın ,bilincimin inandığı temeller biraz farklıdır. Din temelli değildir. Yani Cumayı diğer günlerden üstün ve farklı görmem.

 

Tanrıya, Allaha yakın olabilmek, onu ruhumda ve benliğimde hissedebilmek, onun benden ne istediğini öğrenmek için kutsal kitaplara veya araya girmiş, din adamlarına çocukluğumdan bu yana hiç ihtiyaç duymadım.

 

Biliyordum ki, benim bilincim  evrenin yaratıcısı ile bağını sadece ;

Sevmek üzerine;

Yaşamlara, yaratılanlara saygı duymak üzerine;

Her şeyle ,herkesle adilce paylaşmak üzerine;

Hiçbir  canlının canını yakmamak, kötülük yapmamak adına;

Yaşadığımız bu gezegeni sonraki canlılara en doğal ve canlı hali ile bırakma sorumluluğu adına

kuruyordu .

 

Bu yüzden bir dini öğretinin tüm kurallarını, şartlarını harfiyen yerine getirmek gibi bir zorlama ibadeti aklım hiçbir zaman kabullenmedi.

Mesela hiçbir zaman bir canlıyı kurban olarak yok etmedim. Canını o sebepten almadım.

İstiyorsa Allahım alsın dedim.

 

Benim  beslendiğim değerler, formüller, kaynaklar bu yüzden hep daha farklı idi.

Çünkü bana yaratılışta yüklenen beyin buna milyonlarca yıldan beri zaten hazırdı.

 

Benim örnek idollerim,kahramanlarım çocukluğumdan beri de hep farklı isimler olmuştu.

İlk kitabım Jules wern in Aya Yolculuk adlı romanı idi. Sonra Natilus ve Kaptan Nemo.

 

Askeri lisedeki 5 liralık aylık harçlığımın yarısına her ay gidip Tübitakın çıkardığı, Bilim ve teknik dergisini alırdım.

O yıllarda, büyük bir merakla  dünyanın kaderini değiştiren dahilerin, bilim insanlarının, mucitlerin yaşamlarını merak edip incelerdim.

 

Gördüm ki, hemen hepsi istisnasız çok fakir ve yetimdi.

Ama en istisnasız tek ortak yanları bir dini görüşün, batıl inancın, veya dinsel inanışın tamamen dışında ve laik yapıda olmalarıydı.dönemlerinin ateisti ve inançsızları idiler.

Oysa bu gün elimizdeki son model cep telefonundan, otomobile kadar tüm teknolojinin veli nimetleri o zamanın toplumlarında kafir ve şeytan ilan edilen bu insanlık kahramanlarıdır.

 

Hiç birisinin de beyinleri, düşünceleri bir yasakla, korkuyla örtülü değildi, sınırsız hayal edip, en aykırı ve yasak bölgeleri, fikirleri, problemleri dahi kurgulayabiliyorlardı.

Yani beyinlerinin düşüncelerinin önünde hiçbir yasak yoktu.

Hayal edip tasarladılar.

Yaşamı, maddeyi, var olanı evrenin sonsuzluğu ile kıyasladılar.

Maddeyi, atomunu, izotopunu,enerjiyi, dalga boyunu,  keşfettiler.

Fikirleri kağıtlara ,enerjiyi makinelere, evreni ve renkli dünyayı resimlere, kameralara döktüler.

 

İnsan bilincini uzay gemilerinden tam 400 yıl önce samanyolunun dışına andromedalara gönderdiler.

 

Hiçbir varoluşun, başarının tanrı mucizesi olmadığını, tam tersine sadece tanrının insan aklını mucizevi yarattığını çözerek, aklın bilincini serbest bıraktılar.

 

İlkel dünyayı  baştan sona  değiştirdiler.

 

jack London,  İsaac Newton, Albert Einstein, Sokrates, Stephen  Hawkins, Konfiçyus, Yunus Emre, Mevlana, Mustafa Kemal Atatürk,  Bill Gates, Thomas Edison, Keppler, Edwin Hubble, Carl Sagan, Leonardo da vinci,Galileo Galilei, Jules Werne,Kepler, Marie Curi, Nicolas Copernic, Ömer Hayyam, Pascal, Pisagor, Stewe Jobs, Nikolai Tesla, Piri Reis, Evliya Çelebi, Graham bell, Ali Kuşçu, Arşimed, Benjamin Franklin, Batlamyus, Biruni, Beethoven, Nazım Hikmet, Mahatma Gandhi, bunlardan sadece bu gün aklımda kalanlar….

Daha binlercesi var…..

 

Sizi çocukluğunuzda neler etkiliyorsa, kimler hayallerinizde idol oluyorsa, yaşam ve evrene bakışınız ile bilinciniz de o insanların ortak enerjisinden oluşuyor.

 

Çok isteseniz de, uyanık tüccar, üç kağıtçı erbab, biatkar kul, kaderci adem olamıyorsunuz.

Genleriniz soyunuza ihanet ediyor.

Evren kapınız yaşınızdan ve çevrenizden çok önceden açılmış oluyor.

İnsanın bilinen evrende neden farklı seçildiğini, görevini, sorumluluğunu, hedefini, inanılmaz yaratıcı beyin enerjisini hemen kavrıyorsunuz….

Uzayın, yıldızların , galaksilerin ötesini merak ediyorsunuz,

 

Aklın sınırlarını zorluyorsunuz…..

Toplumdan hep beş insan boyu ileride oluveriyorsunuz…..

Onların geçmişten gelen, atadan ezberletilen kavmi, yöresel, ezberletilmiş kuralları size ilkel ve anlamsız geliyor.

 

Yukarıdaki tüm aykırı dahiler ,insanlar bu kopuşu yaşamışlar, kendi varoluş boyutlarında, cadı avına maruz kalmışlar, engizisyonla yargılanmışlar, ihanetlere uğramışlar.

 

Çok zamanları daha var iken yok edilmişler.

Ama sadece onlar insanlık ve Allahın mükemmel evrenine sahip çıkmışlar.

Hiç öldürmemişler, krallara hizmet etmemişler, yıkımlara el vermemişler. İnsanlık dışı hastalıklı ruhlara hizmet etmemişler,

Aklı ve bilinci seçmişler, bağnazlığı ve kavmi milliyetçiliği değil….

Evrenin ışıklarını dünya ile buluşturmuşlar.

İnsanlığın mazlumluk ve akıl barışı ile korunabileceğini kanıtlamışlar.

Kağıdı, kalemi, ışığı, bilgiyi, adaleti, sevgiyi, çoğaltmışlar.

 

Bu gün kaçımız, yaşamlarımız  boyunca bu insanları hiç anımsamıştır. Aklına getirmiş, merak etmiştir.

Onlara bir teşekkür duası olsun yapmıştır.

İsimlerini boşluğa fısıldamıştır.

Kaçımız onların bilincini, cesaretini, çabasını, hırsını özlemiş, istemiştir.

Çocuklarımıza dilemiştir.

 

Hiç birimiz…..

 

O yüzdendir ki,,,,

Hala makinelerimiz yok, uzayda antenlerimiz, manyetik dalgalarımız, cihazlarımız…..

Robotlarımız, bilişimimiz…..

Gökyüzümüz, biyolojik tabiatımız, uygar toplumumuz…..

Hala bazı ülkeler gibi yok.

 

Bu insanları çocuklarımıza anlatmayı bilmediğimizden dir ki,,,,

Geleceğin yeni vampir canlılarını durmadan çoğaltıp durmaktayız…..

Yaşanan dünyayı yok etmeye, yaşanmayan başka bir alemi de karşılığında hediye etmeye çalışmaktayız.

Oysa  sadece bir mavi gezegen var…

O da bitti bitiyor.

 

Bilinçleri körelten, araştırmayı, icat etmeyi, maddeden cisim yapmayı yasaklayan vahabi beyinleri dünyaya musallat eden,

Dünyayı hızla yok oluşa götüren, kaynakları kurutan, durmadan doğuran, virüs gibi çoğalan….

Çareyi, çözümü  her isteğimize, ihtirasımıza kurtarıcı yaptığımız Allah ta arayan ……

Haris ve iflah olmaz nesiller olmaktayız.

 

İnsanlık idealinin kahramanları hızla azalırken, linç edilirken………

 

“ TÜM DÜNYAYI VE HÜKÜMETLERİ ACİLEN UYARIYORUM.

İNSANOĞLU 100 YIL İÇİNDE BU DÜNYAYI MUTLAKA TERK ETMELİDİR. KALAN SÜRE BU KADAR DIR. BU VARSAYIM DEĞİL, GERÇEK BİR DURUMDUR.”

 

STEPHAN HAWKİNS

YAŞAMIŞ VE YAŞAYAN EN BÜYÜK ASTROFİZİK DEHASI.

01.MAYIS 2017

Saygımla.

Adnan Fuat ÖZDEMİR

Türkiye tarihinin en  karanlık, sıkıntılı, bunalımlı bir  dönemini yaşıyor.

Mustafa Kemal ATATÜRK ün 1924 kurucu anayasasına göre yaşatılan Cumhuriyet  hızla tasviye ediliyor.

Diğer taraftan  bilim, çağdaş eğitim rafa kaldırılıyor. Ümmet ve din esaslı Suudi eğitim sistemine dönülüyor.

TSK. nın önüne;

yetki ve sorumluluğundan,   çalınan 18 ada ile Kıbrıs, meselesi alınıp yerine 33 yılda bitiremediğimiz gibi daha da çoğalan ve  şimdi en az onun kadar azılı tam 4 örgütün daha başımıza bela edildiği çok uluslu bir terör belası daha  konuluyor..

Devlet hızla, öğretmenlerden başlanarak  hakimler ile savcılarla devam eden önce fetö,sonra da menzil, nur, ismailağa, gibi radikal, tarikat ve dini örgütlerin her yeri ele geçirip cirit attığı bir Ortadoğu ümmet kafasına doğru planlı bir şekilde dönüştürülüyor.

Ekonomi sarsılıyor, enflasyon azmış durdurulamıyor, seçimler hileli, AB kapısı kapanmış, ABD ve Rusya Kürdistanı tanımış, sözde ordu ile ortak harekat ve operasyon düzenliyor.  Kürdistanın ordusunu silahlandırıyor.

Türkiye ise AKP nin içinde çoğunluğu ele geçiren  cemaatler tarafından hızla batıdan ve medeni dünyadan uzaklaştırılıyor.

Geleceğimiz oldukça belirsiz.  İşssizlik artık fenomen olmuş, toplumla adeta alay ediliyor.

Ohal hiç bitmeyecek ve gitmeyecek haliyle ülke olağanüstü hal kararnameleri ile yönetiliyor.

Oratalık, yağdanlık, yalaka, rezil, alçak, sünepe insandan geçilmiyor.

Kini, öfkesi, sinsice niyet ve rant beklentisi olan, diğerini Fetöcülükle itham edip, ihbar ediyor.

Bu tiksindirici ortam ve ruh hali sonunda gelip bizi de buluyor….


Başımıza temsilci olarak atadığımız sözde bir emekli Assubay… iktidardan vekillik payesi kaparım kafası ile Astsubay camiasının yarısını fetöcü ilan ediyor.

Yetmiyor bunu il ve ilçe delege seçimlerinde de kullanıyor.

Daha da yetmiyor, bayan delegesine de Assubayların % 100 ü fetöcüdür dedirtiyor.

Bir ikbalin, bir rant makamının hırsı uğruna;

savcıların, mahkemelerin yapacağı işi kendine görev biçiyor.

 

Bi de utanmadan çıkıp yanındaki üç beç biatçısı ile yeniden adaylık açıklıyor.

Biliyor ki.. bu şube başkanları, bu delegeler hem saf ,hem de kek.

“ Ben ne dersem uymak ve biat etmek zorundalar…”

Derneği yardımcısı olan sayın Yüksel Binici ile küçük AKP ye çevirmiş sözüm ona ortada meydan boş..fındık kırıyor.

Bu arada da  her yerde Temad ın il ve ilçe teşkilatlarının olağan genel kurulları yapılıyor.

Yönetimler kah yenileniyor, kah aynı müzmin ekip sanki çok bir dava yolu katetmiş te, sonunu bağlayacakmış gibi ekabir bir hava içinde o kürsüye çıkıp aday olup yeniden seçiliyor.

Ne diyelim…..

İnsanlar ve toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirmiş….

Temad ın  seçimleri  ve sonuçları  davamıza hayırlı olsun.

 

Gelelim asıl mevzuya……

Bu derneğin asli amacı ve görevi olan hak ve emek mücadelemizde;

İl ve ilçe şubelerimiz kendi bölgelerinde , kendi yetki ve insiyatiflerini kullanamadıklarından ve bu yetki kendilerine asla sunulmadığından, lokal anlamda basın, tanıtım, eylem, söylem,

STK. larla istişare ve dayanışma şeklinde bir hedef yapılanması ile çalışması ne acı ki yürütmüyorlar.

 Hal böyle olunca da üç yılda bir yapılan bu seçimli kurullarda asli davamızla ilgili tek bir kelam edilmiyor, konuşulmuyor.

Çay-gazoz –kek ikramı ile ve saygı duruşu ile başlayıp fotoğraf karesi ile biten olağan genel kurullarımız da bu yüzden sıradan saçma sapan mahalli bir dernek kurulu şeklinde başlayıp bitiyor.

Çünkü hala sivilleşemeyen bu toplumun yönetim kademelerinin yönetme algısında hala aynı bencil anlayış yatıyor.

 

“ BU ADAM ÇOK AKILLI…YA ADAY  OLUVERİR DE..  BİR DE SEÇİLİRSE.”

 “ya benim yapmadığımı yapıp benden daha çok bu davaya verimli olursa.”

“YA BU KOLTUĞU KAPIVERİRSE..”

Bu bakış ile yaklaşım , doğal olarak il ve ilçe teşkilatlarını da , buradaki cesur ve kararlı dava insanlarını da, heveslileri de, hatta seçilmiş olan yöneticileri de köreltiyor azmini tırpanlıyor.

 

“BU GÜN TEMAD DA YÜRÜTÜLEN HİÇ BİR SEÇİM MANTIĞI, ALGISI, NE ACI Kİ;  ASSUBAY  DAVASINA,EKMEK MÜCADELESİNE, ONUR SAVAŞINA  DAİR DEĞİL,

KOLTUĞA, MAKAMA, VE MERKEZE BİATA ODAKLI YÜRÜTÜLÜYOR”

“Benim müsaadem olmadan dava güdemezsin, ben ol demeden hiç bir yerde olamazsın “  tavrı.

İSTANBUL İL BAŞKANLIĞININ BAŞINA GELENLER GİBİ.

YILLARCA ,ZORLUKLARLA KURULAN BİN BİR YOKLUKLA AYAKTA TUTULAN  30 YILLIK TARİHİ BİR DERNEĞİ VE TÜZEL MAKAMI  BİR BENCİLİN ŞAHSİ EGOSU VE KAPRİSİ İLE HIRSI VE TUTKUSU UĞRUNA KAPATMAK GİBİ.

Temad ın şubelerine il ve ilçe başkanlıklarına merkeze biatçı bir sınırlama getirmek sadece karşımızdakilere yarar getirir. bizlere değil.

Oysa;

Assubay davasının gelinen aşamasında artık,

Her şube başkanı müstakil ve bağımsız eylem ve faaliyet yürütebilmelidir.

Demokratik ve yasal zeminde olmak kaydı ile ve sadece bilgi vermek şartı ile bölgesinde bağımsız bir STK gibi davranabilmeli, teşkilatını kullanabilmelidir.

Bir sivil toplum dayanışması etkinliğine, gösterisine, toplantısına, fütursuzca gidebilmelidir.

Bölgesindeki her türlü medyayı kullanabilmeli,

Cumhurbaşkanına mesaj ,fax, mektup, dilekçe gönderebilmelidir.

Demeç beyanat  verebilmelidir.

Başkanı olduğu Temad binasına en azından dev bir hak ve adalet talebi içeren bir yazı veya görsel bir dev poster asabilmelidir.

İlinde, ilçesinde bulunan belediye bilboardlarına dava adına  reklamlar verebilmelidir.

Haftalık bülten ve dergi çıkarıp yayımlayabilmeli, broşür ve tanıtım bildirileri bastırıp bunları küçük bir stand kurarak halka dağıtabilmelidir. Kamuya,esnafa, halka, sesimizi duyurabilmelidir.

O standlarda bağış toplayabilmelidir.

Gönüllü kadınlarla, kadın kolları ile esnaf ve işyerlerini dolaşıp davaya insan hakları adına, milli şuur ve dayanışma adına destek isteyebilmelidir.

 (tabi ki yönetimine kadın üye seçebilme erdemini gösterebilmiş ise)

Mülki makamları, sivil toplum örgütleri ile sendikaları, sanat ve spor camiasını, düşünce kuruluşlarını , okulları, kamuyu ve özel sektörü davaya destek için ziyaret edebilmelidir.

Bu yüzden de  İl ve ilçe örgütleri ve tabandaki teşkilatlar bölgelerinde sorumlu, bağımsız ve serbest iradeli olmalıdır.


Bu özgür irade olmayınca da,

Kurullarda ne dava konuşulabiliyor, ne tartışılabiliyor.

Ne öz eleştiri yapılıp doğru kanala yönelim sağlanabiliyor.

Ne de davaya odaklanma ciddiyeti hasıl olabiliyor.

Bu kurullarda dava konuşulamayınca, tartışılamayınca da,

akli ve fikri yetisi olan donanımlı ve bilgili üyeler kurullara gelmiyor, katılmıyor, yönetimlerde görev almıyor, almak istemiyor.

Çünkü benim gibiler;    davanın ruhunu o salonda hissedemiyor.

Hele ki olması elzem olan sendikal yönetim anlayışı da olmayınca,

Olağan genel kurullar doldur boşalt istasyonuna dönüşüyor.

Doksan küsur şubenin hemen hepsinin genel kurulunda hep konuşulan üç kelam da,

Şubesini yaşatma telaşına düşmüş bir başkanın,

nasıl aidat artırırım, nasıl üyeliği büyütürüm, kiramı nasıl öderim ,nasıl ayakta kalırım kaygısı ile,

malum hasbihal üyelerin üç önemli olmazı olan; aidat, hastalık ve , mezarlık konuları oluyor.

Doğal olarak ta bu tip kurulların toplantısından davanın tepesindeki genel merkeze bir kazanım çıkarmak mümkün olmuyor.

İl ve ilçe başkanı olan  yönetim kurulundaki bir avuç arkadaşın fedakarlığı ve sabrı sayesinde dernek şubeleri bu metazori yapı ile zoraki ayakta duruyor.

Yönetim, kanunen her yıl TÜİK in belirlediği yıllık enflasyon puanı kadar artırılması zorunlu olan ve üç yıldır artırılamayan yıllık üye aidatlarının artışı için üyelerden yetki istiyor. anlayış istiyor.

Üyeler de ; patatesin 3 lira ,domatesin 8 lira olduğu bu ülkede;

“ üç yıllığını yok beş lira artıralım, olmadı on lira artıralım çok geldi hiç artırmayalım ” deli saçması gündeminin hararetle tartışmasını yapıyor.

Emekli kurulda yönetime ,   “ beni neden hastaneye ziyarete gelmedin “  diyerek hesap soruyor.

Davayı sorup sorgulamıyor.

Bu zihniyet ve algı ile bu dava asla yürümez.

Önce içinize sinmese de kemik yaşı değil; akıl yaşı yüksek, akli ve fikri donanımlı iş bilen insanları yönetim kademelerine teklif etmelisiniz.

Dava odaklı yönetimsel ekipler kurmalısınız

Şubeleri de , dava güden , eylem üreten binalar olarak düzenlemelisiniz.

Her sosyal platformda bulunmalı ve temsil edilmelisiniz.

Yayınlarınız olmalı ve insanlar okumalı.

Açlık ve yoksulluk talebinizi bu toplumun yaşamından örnekle göstermelisiniz.

Bodrumdan ,Karpuzkaldırandan, Akçaydan el sallayarak değil.

OLAĞAN GENEL KURULLAR BİZİM HAMAM VE SAUNAMIZ DIR.

TERLEMELİ VE SONRA RAHATLAMALIYIZ.

RAHATLATMALIYIZ.

BU KURULLARDA DAVAMIZI KONUŞUP TARTIŞMALIYIZ.

YÖNETİME, GENEL MERKEZE NE VERİLEBİLİR, NE SÖYLENEBİLİR İN MATEMATİĞİNİ YAPMALIYIZ.

Üç yılda bir toplanıp orada sadece usulen bir seçim ile iştigal edip; üyenin , aidatını, meftanın cenazesini konuşuyorsak;

Açlık, yoksulluk davamızla nasıl olsa sayın genel başkan ilgileniyormuş, hallediyormuş deyip elimizi kaşımızın üstüne koyup ufuktaki treni gözlüyorsak;

Bu dernek işinin bir mantalitesi artık kalmamış demektir.

Gelin öncelikle,

Olağan genel kurullardaki sadece seçime odaklı kurul anlayışını kaldıralım.

Assubay davasının ağırlıklı konuşulup tartışıldığı, bir kurultay havasına sokalım.

Günler öncesinden sosyal medyalara boy boy ekip aday listeleri konuluyor.

 SORUYORUM………?

Yönetim kurullarının belirlediği bir denetim kurulunun bağımsız çalışabilmesi mümkünmü dür ?

Devlet başkanının  Anayasa mahkemesini, Yargıtayı   ataması gibi bir mantık ne kadar ters ise yönetimin de denetim,disiplin  kurulu belirlemesi de o kadar terstir.

En azından bu kurullar olsun bu blok listelerden çıkarılmalı, salonun içinden talep edilmelidir.

bunları yapamıyor isek,

ya……

Dernek şubelerini devlet bürokrasisi şekline çevirip 657 ye tabi atama yönetmeliğine göre düzenleyelim ;

Ya da üç yılda bir üç beş garibin çocuğuna bir sünnet şöleni tertip edip olağan genel kurulları oldu bitti kurullarına çevirelim, oturup bir güzel de pilavını yiyelim.

Her zaman yazdım.

Her zaman uyardım.

90 şubenizi çay ile, aidat ile, üye ile, bina ile , cenaze ile iştigal ettirirseniz,

Yoklukla ayakta kalmaya ve çaresizliğe muhtaç ederseniz;

Aidatını üç koca yılda 10 lira artırabilmenin çırpınışını yaşatırsanız,

Derneğin gücüne, asaletine olan güven erir gider.

Bu algı ile yürümediği içinde bazı arkadaşlarımız kopmaya başlayıp sendika kurmanın arayışına girer.

Peki bu derneği kuranlara 90 şube haline getirenlere, bunca yıla ve yapılana yazık değil mi?

Kapatalım o zaman bu derneği, sendikaya çevirelim. Maksat  Ekmek ve adalet  davamız değil mi?

Ha dernek ha sendika . bizim için nasılsa hepsi araç. amaç insanca, onurla, geçimle yaşamak değil mi ?

En azından nasıl mücadele edileceğini öğrenir,

işçi sınıfı dayanışması ve ruhunu kavrayıp,

Birbirimize kavga, küfür, ihanet, mahkeme adliye, adalet ;

Ayrışmamış oluruz.

 

SAYGILARIMLA.

ADNAN FUAT ÖZDEMİR.


 

İlk kez bu yıl sayfamda işçinin emekçinin 1 mayıs emek ve dayanışma bayramını kutlamadım.

 

Kutlama neden yapılır….?

 

Bayram olunca….?

 

Bayram neden kutlanır…?

 

Kazanılmış bir hak veya insanlıkla donanmış bir adalet zaferi olunca….

Var mı….?

Yok.

Emek ve alınteri ile çalışan  emekçi adına bu güne kadar hiç bir kazanım var mı….?

Yok.

Hep kim veya kimler kazanmış….?

Patronlar, hırsızlar, rantçılar, sermayenin yandaşları….

Bir de liboşlar.

Hiç alınteri ile kazanıp ta mutlu olan ve rahat yaşayan var mı….?

Yok.

Kredi kartı borcu, senet, icra, mahkeme, ipotek, ceza, borç, faiz, tebligat, kimlere…

Fakire, fukaraya…

En ufak bir zaman aşımında, süre bitiminde, tarih gecikmesinde evine, işine, ücretine, mobilyasına, haciz gelen kim….

Emekçi, emekli, işsiz, asgari ücretli, taşeron biatlı gariban…

 

Hep ,

Geliri, varlığı, her yıl ikiye katlanan, en son çıkan arabayı alan, iki mübarek bayram , bir de  yılbaşında  alplere, singapura, rioya  uçan ,kaçan kim…?

 

Liboş, odoş tayfası, yiyiciler, sömürücüler,babası, evladı, rantla yatıp kalkan haramiler.

 

Cephede,askerde ölen, şehit olan kim….?

Emekçi, gariban, çalışan, işsiz,yoksul askerde ekmeğe muhtaçlar.

Bedelliyi ödeyip,  22 sinde patron olan kim….

Rantçının, sermayedarın okumamış prensleri…

Tam 8 yıldır taksimde emeği, alınteri ile buluşmak için bekleyen kim…..?

1400 TL. asgari ücretle, açlıkla, yoklukla, sefillikle sınananlar…

Orayı yasak edenler, ettirenler kim…?

İşçinin emekçinin sırtından yağma hasan böreği yiyenler.

 

Memleketin üstündeki güzellikler baronlara, patronlara saray,

Altındaki kara torak garibana, emekçiye, vatandaşa mezar.

Vatan, din, kitap, kuran, namus ve ahlak ile dürüstlük, ve de Allah korkusu  fakire  aliye veliye….

Mal, mülk, hazine, servet, imansızlık, dinsizlik, vicdansızlık ise, daha 22 sinde bey olmuş, ağa olmuş, prens olmuş mirasyediye,  babadan oğula, patronluk sultanlıkla tanışmış, siyasetçiye, ticaretçiye, ranta, rantiyeciye…..

 

Dededen toruna yoksulluk, hastalık, yokluk, açlık ta hala vatan mukaddes, can ona feda dır.. diye ezberletilen  zavallı millete.

Cennetin, hurinin, meyvenin, şarabın alası , bu dünyada sultana, şaha, sonradan olma padişaha, efendiye….

 

Cehennemin alası da, 1 mayıs işçinin emekçinin bayramı diye bağıran taşeron da ücreti çalınan yoksul işçi bayrama…….

 

Daha nice 1 Mayıslara.

Saygımla

Adnan Fuat ÖZDEMİR

 

 

 

 

  

deneme

Nisan 25, 2017

 

 

Burası laik, demokratik,çağdaş, batı uygarlığı ve medeniyetini benimsemiş, fikri hür vicdanı hür,

 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK NESLİNİN YAŞADIĞI TÜRKİYE CUMHURİYETİDİR.

 

Bu topraklar tam 5000 yıl istilalar, uygarlıklar, yokluklar, esaretler, açlıklar ve zulüm görmüştür.

Türk te, Kürt te, Laz da,Çerkez de , Yörükte, Rum da, Ermeni de,

Dinen Alevi de, Sünni de ,İslam da, Hristiyanda, Musevi de...

Kendi öz topraklarında, yurtlarında köylerinde, vatanlarında,

Hırs ve azametle ihtişama sahip olmak isteyen zalim kral ve hükümdarların, paşaların, sultanların sayısız katliamlarına, kıyımlarına uğramış;

Ölümlere, esaretlere, köleliklere maruz kalmışlardır.

 

Bu coğrafya;

 

Dinlerin amansızca çarpıştırıldığı, emperyalizmin de bunun üzerinden yer altını ve yer üstünü soyup soğana çevirdiği ,

Binlerce yıl;   sadece fakirin, mazlumun, yoksulun, yetimin, kadının, bebek ve çocukların her türlü vahşete, tecavüze, esarete, işkenceye ve hayvani aşağılamaya maruz bırakıldığı günahlar coğrafyasıdır.

 

Kimilerine göre bu topraklar,

Mukaddes topraklar,dır

Kimilerine göre de kıyametin armageddonu.

Kimilerine göre de emperyalizmin cenneti.

 

Bizler ulus olarak orta doğudaki iki ulus devletten birisi olan Türk ulusuyuz.

Diğeri de perslerin devamı olan iran ulus devletidir.

Bu günkü hali de acı ile ortadadır.

 

Biz türkler ,

 

Altaylardan gelen 3000 yıllık bir kavmin en sonuyuz.

Bu yurt yani anadolu; Türkün kılıcı ve kanı ile bu güne kadar korunarak gelmiştir.

İslamiyet dahil kabe dahil suudilere karşı bile, bu güne kadar biz Türklerce savunula gelmiştir. 

Bu yüzdendir ki,

 

Anadolu;

Yani büyük mezopotamya içinde yaşayan her din ve kavim de türkün türke mukaddes emaneti dir.

 

Bu coğrafyada tek adil'lik barıştır.

Kardeşliktir.

Yaşamlara ve medeniyete saygıdır.

Karanlığa ve irticaya, meydan vermemektir.

Bu ülkede kimsenin burnu dahi kanatılamaz.

Kimseye fikrinden, zikrinden, insanlığından ötürü zulmedilemez.

Kimse bu topraklarda kendi tarikatını, nesbini, tebasını, hükümdarlığını, inancını , soyunu ve sülalesini hakim ve üstün kılamaz.

 

Bu ülkenin anayasası kan ve can kardeşliği üzerine yazılmıştır.

Ümmet ve ve dini kavmiyet üzerine değil.

 

BU ÜLKE MİLLETLERİN, KAVİMLERİN, İNANÇLARIN ORTAK TEK BİR PAYDADA BULUŞTUĞU TÜRKİYE CUMHURİYETİDİR.

 

KURUCULARI DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İLE MÜBAREK SİLAH ARKADAŞLARIDIR.

 

Mührü de; çanakkale, sakarya, dumlupınar, kıbrıs, ve misakı millinin vatan şehitleridir.

Kimse onların adını, kanını, milliyetini, vatanını, bayrağını, cumhuriyetini,hele ki MUSTAFA KEMAL ATATÜRK kimliğini,onlardan alıp silemez.

Kafasına göre kendi mezhep devletini kuramaz.

Çağdaş eğitimi, bilimi, okulları, üniversiteleri arab nesbine ve kavmine uygun softalıkla, karanlıkla bulayamaz, yönetemez.

Hiç bir arap rejimi, sistemi, yönetimi asla muhasır çağdaş cumhuriyete örnek, ikbal ve umut olamaz.

Hiç bir densiz ve alçak ta kanla, vatan şehadeti ile yazılan bu cumhuriyetin değerlerine saldıramaz, onu değiştiremez.

 

Kimse bu vatana ihanet edemez.

Onu hile, desise, darbe, din, ümmet, islam, arab kafası ile değiştiremez.

Bu ülkenin yönetim şekli 1923 te belirlenmiştir. hedefler gösterilmiştir.

Herkes inancında özgür ve serbesttir.

Kimseye,  eğitimde, öğretimde dinde baskı ve zorlamada bulunamaz.

Bu ülkenin islamı aydınlıktır. karanlık değil.

İmamı, hocası, din adamı, akılcıdır, şeytani ve yobaz değil.

 

Bu ülkenin eğitimi, öğretimi, çağdaş batı bilimidir.

Temel eğitimi ve eğitimdeki ruhu ise, sadece insan aklı ve hayali dir.

Bu da evrensel teknolojidir. matematiktir, fiziktir, biyolojidir...

Kimse bunu alıp yerine din eğitimi dayatması yapamaz,üniversiteye külliye, medrese, ilk eğitime sübyan mektebi diyemez.

 

Bu suçtur, bu ülkenin geleceğine, büyümesine ihanettir.

 

Cumhuriyet, şeyhler, şıhlar, tarikatlar, yobazlar ve meczuplar la değil...

 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN EMANET ETTİĞİ GİBİ, ÇAĞDAŞ BİLİM, EĞİTİM, SANAT, SPOR, KÜLTÜR, VE SOSYAL YAŞAMLA YOLUNA DEVAM EDECEKTİR.

 

Burası Türkün kurduğu ,içinde her türlü ezilmiş mazlum milletin türklükten insanlık ruhu bulduğu, insan olma onuruna kavuştuğu TÜRKİYE CUMHURİYETİDİR.

Yolumuz batı bilim ve çağdaşlığı dır.

 

Yerimiz tam bağımsız, bloksuz, tarafsızlıktır.

Yönümüz de, dünyanın mazlum milletlerine örnek olacak büyük Türk birleşmesi ve yurdu olan Türkistandır.

Arabistan değil.

 

Saygımla.

 ADNAN FUAT ÖZDEMİR



genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin, adaletin, huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Perşembe, 24 Kasım 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, EBEDİ ÖNDERİMİZ VE BAȘKOMUTANIMIZ BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü BEDENEN ARAMIZDAN AYRILIȘININ 84. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca y...
Perşembe, 10 Kasım 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 99. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, ıșıklar içinde uyusunlar. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cumartesi, 29 Ekim 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ