EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Assubay olmak meşakkat ister,özveri ister, sağlam sinir ister, bilgi ister bunlardan yoksunsanız at kıçında kelebek gibi onursuzca yaşarsınız ayakta durmak için de  birine  yaslanmanız gerekir 

 

Görevde iken zaman,zaman sustuk susturulduk evlatlarımızı düşünerek yutkunduk yoksa kim cingeneye padişahlık vermişler önce babasını asmış dedikleri gibi astlarına hakareti haksızlığı reva gören bazı zavallıların karşısında yutkunur, çaresiz kalır ,haksızlıkları kabul etmediğinden  yüreğindeki isyanın fırtınasını ya sabır diye susturmaya çalışır?

 

Emekli olunca yıllardır ön yargılarla yapılan haksızlığı hukuksuzluğu yasal mücadele ile sürdürmek için coştuk, yasal temsilcimiz TEMAD'ın şemsiyesi altına koştuk, hatta 3 yıl öncesine kadar sosyal medyada yazılı ve görsel basında fırtınalar kopardık ama  umut olarak gördüğümüz Temad genel başkanı  Ahmet KESER önce yol arkadaşlarını yolda buldukları ile değiştirip bu fırtınada ters manevra ile TEMAD gemisini kayalara çarptı umutlarımız yok oldu.

 

Bu aymazlıklara kişisel hesaplara elbette sessiz kalamazdık nasıl destek olduysak aynı şekilde bu desteğin hesabını sormak hakkımızdı; nitekim öyle yaptık ama dedik ya birine yaslanmadan ayakta duramayan görevdeki olumsuz davranışları ile bizleri zor durumda bırakan  bir avuç nemacı emekli olunca da bu kez  Ahmet KESER’e yalakalık yaparak  yönetimin yanlışlarını  eleştirenlere  insanın düşmanına söyleyemeyeceği hakaretleri sırf gündemi değiştirmek başarısızlıkları gizlemek adına assubay sevdalısı meslektaşlarına  assubay adını kullandıkları sitelerde kişisel sayfalarında   PİÇ-PAŞA YALAKASI -FÜHRER- PKK YANDAŞI -HAYSİYETSİZ - LAVUK  VB  kendi sıfatları ile  saldırdılar.

 

Birçok arkadaşımız meslektaşı ile mahkemelerde davalı olmak o çirkinliklere daha fazla bulaşmamak için şikayetçi olmadı birçok assubay sevdalısı LANET OLSUN diyerek mücadele kulvarından çekildi.

 

Elbette sabır bir yere kadar, Ahmet KESER'e biat edip saldıranları örgütleyen ne yazık ki bizi temsil etmesi gereken derneğe  başkan yardımcısı olarak alınan sonra da biat ettiği Ahmet KESER tarafından ihraç edilen Sami Başkaya bu kadar aymazlığı hakareti yaptığı için  bana göre edebi değeri olmayan bir kitabını  TEMAD adını kullanarak  pazarlamasını kabullenemediğim için farklı bir şekilde protesto ettiğimden "kitabımı yaktı "diyerek PİS YOBAZ-MECZUP SOYTARI-ONURSUZ PİÇ-SAHİBİNİN KUCAĞINDA ÇEMKİRİYOR-KANSIZ YOBAZ -NAMUSSUZ gibi hiçbir ahlaki değere sığmayan hakaretleri  sıralaması üzerine  birçok arkadaşımız gibi HERKES KİŞİLİĞİNİ ORTAYA KOYAR-KÖTÜ SÖZ SAHİBİNİNDİR diyerek bu kez susmaktan vazgeçip kendisi hakkında suç duyurusunda bulundum.

Savcılık şikayetimi yerinde görerek dava açtı.

İzmir Karşıyaka 2nci Asliye ceza mahkemesinde görülen davada mahkeme Sami başkayayı suçlu görüp önce 8 ay hapis cezasına çarptırıp bilahare sabıkası olmaması mahkemedeki iyi hali gibi nedenlerle  2.000 lira ödemesine hükmedip CMK 231/8 maddesi gereğince 5 yıllık denetime tabi tutularak hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar vermiştir.

Bu hakaretlerin altına beğeni ve destek yorumları yazan başta Turgay İyialkan olmak üzere diğer küfürbaz destekçileri ve bu kişinin karşısında çıkar ilişkisi nedeniyle ceket ilikleyip başkanım diyen riyakarlar da bu kararla maddi olarak mahkum olmasa da astsubay kamuoyu vicdanında manen mahkum olmuşlardır.

 

Bu kişi hakaret suçundan daha başka cezalar da almıştır bunların kesinleşmesi durumunda ceza ertelemeleri kaldırılacaktır.

Her ne kadar cezayı fazlası ile hak etmiş olsa da bir meslektaş olarak üzüldüm, diğer üzüldüğüm husus bizlere yapılan hakaretler sırasında  susan tepkisiz kalan Karşıyaka TEMAD şubesinin duruşmaya kadın kollarından iki temsilci göndererek  kendilerinin açtığı davayı unutarak meslektaşlar birbiri ile mahkemelik olmamalıdır diyerek davadan vazgeçmemi istemeleridir.

Benim hırsızım iyidir mantığı ile hareket edersek adaleti gerçekleştirmemiz mümkün değildir...

 

DİLERİM BU DURUM BAZILARINA VE BİZİ TEMSİL ETMEKLE GÖREVLİ OLUP OLUMSUZLUKLARININ BAŞARISIZLIKLARININ ELEŞTİRİLMESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİĞİ İÇİN  TOPLUMUN BÖLÜNMESİNE NEDEN OLAN TEMAD YÖNETİMİNE DERS OLUR VE  BU KABUL EDİLEMEZ TAVRINDAN  VAZGEÇİP TÜZÜKTEKİ GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRİRLER;ÇÜNKÜ ONLAR SALTANAT SÜRERKEN TÜM EMEKLERİMİZ BEKLENTİLERİMİZ YOK EDİLEREK ASSUBAYLAR KAYBETMEKTEDİR .

SAYGILARIMLA.

Atilla ABAYLI 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, güneş gözlüğü, selfie ve yakın çekim


Adını, Türk Havacılık tarihine altın harflerle yazdıran kahramanımızı sizlere tekrar tanıtmak için bu başlığı atmadım. Yeri geldiğince yazılarımızda, Türk Hava Kuvvetleri'nde  bıçağın kemiğe dayanma noktasına geldiği pilot açığından ve gündemdeki çözüm önerilerine yer veriyorum.

Bilmem!..  Bilir misiniz?.. Bir zamanlar Astsubay Pilotlarımız  vardı. Bu Astsubay pilotlar sadece uçaklarımızı uçurmamışlar, pilot adaylarını eğitmişler, öğretmenlik yapmışlar, uluslararası havacılık yarışmalarında Hava Kuvvetlerimize bir çok ödül  kazandırmışlar, pek çok kahramanlık destanını arkalarında bırakmışlardır.

Günümüzde, bir savaş uçağını uçurup, operasyonu tamamlayıp tekrar sağ salim  üsse dönmesindeki hayati başarıda en az pilot kadar teknik hazırlıklarını  yapan havacı Astsubaylarımızın da payı vardır. Bu, tam bir ekip işidir. Bu kahraman ekiplerde yer alan Astsubaylarımızın da bir çoğunun savaş uçaklarında uçacak bilgi ve donanıma sahip olduğu askeri çevrelerde de kabul edilen bir gerçektir. Ve bunun Türk Hava Kuvvetlerimizde sağlam bir de temeli vardır. www.havacilar.com sitesinde, "Pilot Astsubaylar" bölümünü tıkladığınızda, "tarihçe" başlığı altında karşınıza şu bilgiler dökülüyor:

"Kuvva-i Havaiye Müfettişliği tarafından 1. Dünya Savaşında pilot ihtiyacının karşılanması amacı ile Astsubayların pilot olarak yetiştirilmesine karar verilmiştir. Astsubay pilotlar, Osmanlı Devletinin 1.Dünya savaşında değişik cephelerde, Irak, Filistin cephelerinde ve İstanbul'un savunmasında görev almışlardır.

Pilot astsubay yetiştirilmesine her nedense 1949 yılında son verilmiştir. Bir çok Hava Kuvvetleri Komutanının da öğretmenliğini yapan pilot astsubayların bir çoğu uçuştan ayrılıp başka yer hizmetlerinde görevlendirilmiştir. Astsubaylardan pilot yetiştirilmesine 1958-1959 yıllarında tekrar başlanmış, bizce bilinmeyen nedenlerle tekrar vazgeçilmiştir. Türk Hava Kuvvetlerinde 600 Pilot Astsubay yetişmiştir.

Pilot Bçvş. Ahmet Vecihi HÜRKUŞ ve arkadaşlarının bütün zorluk ve imkansızlara rağmen Kurtuluş Savaşında gösterdikleri çaba ve fedakarlıklar tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

Pilot Astsubaylar uluslararası ve milli müsabakalara katılmışlar, başarılı olmuşlar, derecelere girmişler, birincilik ödülleri almışlardır.

Örnek verecek olursak; Kurtuluş Savaşına katılan, birçok başarılı görevlere imza atan Vecihi HÜRKUŞ istiklal madalyası sahibi olmuş, Türk Havacılığına bir çok alanda ilkler kazandırmıştır.

NATO Atış yarışmalarında; Sabahattin MISTIKOĞLU dereceye girmiş, Ahmet ÖZSEYHAN ikincilik ve Ali İhsan UZAKMAN birincilik ödülleri almışlardır."

***

Gazetecilik hayatımın ilk yıllarında patlak veren İran-Irak savaşındaki  bir  gazete manşeti hiç aklımdan çıkmaz. "Tahran'dan son sefer". Gazete haberleri, "Yüzyılın Kurtarma Operasyonu"nun ardından uçağın kaptanı emekli Hava Pilot Kd.Bçvş. Ali Özdemir ve ekibinin kahramanlığını yazıyordu. Yine aynı siteden:

"Olay 1985 yılında İran- Irak Savaşında geçiyor. Savaşın en şiddetli olduğu zamanlarda Saddam Hüseyin 18 Mart 1985'te, bir gün sonra İran'a hava saldırısı başlatacağını ve sivil yolcu uçaklarını da vuracağını açıklıyor. Bir çok devlet öncelikle mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde vatandaşlarını İran'dan tahliye etmeye başlamış fakat Tahran'daki Nissan Otomobil Fabrikası'nda çalışan Başmühendis Janichi Numato'nun sorumluluğundaki 215 Japon mühendis ve teknik eleman grubu  ise Tahran'dan çıkmayı başaramamış ve mahsur kalmışlardı.Bunun üzerine Japonya'nın Tahran Büyükelçisi Yutaka Nomura, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla özel bir uçak istedi. Fakat Japon havayolu şirketleri İran ve Irak'ın garantisi olmadan uçmayı reddediyorlardı.Nomura, yakın dostu Tahran'daki Türk Büyükelçisi İsmet Birsel'le görüşerek Türkiye'nin yardımını istedi.'Türk Hava Yolları, Tahran'a özel sefer yapabilir mi?'

 Büyükelçi Birsel, konuyu dönemin Başbakanı Turgut Özal'a iletti. Özal tehlike nedeniyle tereddüt yaşadı. Ancak eski dostu olan İtoçu firmasının Türkiye şubesinde çalışan Takaşi Morinaga da aynı ricayı tekrarlayınca, Özal kararını verdi ve kurtarma operasyonu için düğmeye basıldı. Saldırıya 25.5 saat kala Nomura'yı arayan Birsel, Özal'ın da onayıyla ertesi gün THY'nin Japonlar için özel bir sefer düzenleyeceğini bildirdi.

Ankara'dan Tahran'a gidecek ve Japonlar'ı alıp Ankara'ya getirecek kurtarma operasyonunun kaptanlığına Pilot Ali Özdemir seçildi. Özdemir'e, THY'nin özel seferinde Pilot Koray Gökberk ile 8 kişilik uçuş ekibi eşlik edecekti. Uçak, gece yarısı tüm hazırlıklarını tamamlayan ekip, 15 Mart 1985'te, günün ilk ışıklarıyla,TC-JAY İzmir DC 10 Tipi uçakla yola çıktı. Van'ı geçtikten kısa süre sonra Tahran Havalimanı'nın kapatıldığı bildirildi. Kaptan Pilot Özdemir, geri dönmek için harekete geçerken ikinci bir haberle havalimanının açıldığı bildirildi. Tahran'a yönelen uçak, Saddam'ın 'sivil uçakları vurma' tehdidine rağmen Tahran Havalimanı'na ulaştı. Kapısı açılır açılmaz, çocuk çocuk 215 Japon uçağa doluştular. İran Kulesi'nin yönlendirmesiyle, THY uçağı 15 dakika sonra kalktı ve  Saddam'ın açıkladığı saldırı saatinden sadece 3 saat önce İran'dan havalandı ve 9.5 saat süren yolculuğun ardından kaptan pilot Ali Özdemir'in yaptığı 'Welcome to Turkey' (Türkiye'ye hoş geldiniz) anonsu uçaktaki yolcuları büyük bir sevince boğdu. "

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra  kahraman astsubay pilot Özdemir o günü şöyle anlatıyordu:

"Uçaksavar füzeleri uçağın 5 metre yakınından geçiyordu. Yine de görevi kabul etmemek aklımızdan bile geçmedi. Orada kalsalardı roket yada bombayla havaya uçacaklardı..."


Kaynak:   Ahmet TAKAN - YENİÇAĞ GAZETESİ    

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/e-teknisyenpilot-astsubay-muhendis-vecihi-hurkus-43618yy.htm

 
Yavuz Sultan Selim'in Şah İsmail ile savaşı ve Kölemenlerden Halifeliği alarak Sünni bir Devlet
inşa edilmesinin,bugüne gelişinin ne büyük bir kırılma noktası olduğunu bilmeliyiz 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

 

 
Aslında yazının başlığı “Neden Cumhuriyetçiyiz?” ya da “Hangi Osmanlı?” olabilirdi…
Çünkü gerçekte iki farklı Osmanlı vardı.

Halifeliğe kadar olan Osmanlı, namı-ı diğer Türk İmparatorluğu ile Halifelikten sonra Araplaşan İmparatorluğumuz…
Ve Araplaştıkça daha çok batan koca İmparatorluğumuz…


Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar…O günkü şartlarda Halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler, bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerindir.

 

(1517) Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler. İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarında seçilecek iki bin civarında ulemanın, mollanın, Ebu Suud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmelerini sağlayarak imparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir değişle Türk İslam’ı terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini, dönüştürülmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!” “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.

 

 

(Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm!” “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.)

Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur, 1603 yılına gelindiğinde artık Ehli Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır kapatılır, yerine Halid-i Nakşi Kürt-i Tekkeleri kurulur.

Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir, 1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…) Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilir…

Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, kırdırılır, ganimeti bile toplatmazlar…

Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…

Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak içinde Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.

Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır…

Buna tarihimizde “Ekrad Türkmanlar” denir…

Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)

Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve Alevilik bu politikalar sonucu gelişir ve büyür. Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir. Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmıştır, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…

Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler… Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar… (Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur ve 1563’te ise Rumların matbaası vardır. Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler, ta ki Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz ama bilgiye sahip olmak için çok geçtir artık…)

 1 Eylül 1683

Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır; 1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan bir ‘’Türk imparatorluğu’’ Osmanlı varken; neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?!… (Osmanlı bu dönem; 1683 Viyana Bozgunu’ndan, 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşı’na kadar tüm savaşları kaybetmiştir.)

Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap tipi-mezhepçi politikalara dönülmeseydi koca bir imparatorluk batar mıydı?

Ve yine; Mevlanaların, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşilerin, Seyit Gazilerin, Ahmet Yesevilerin… İslam’ı, İslam değil miydi?

Osmanlıyı kuran Şeyh Edebalilerin İslam’ı, Akşemseddinlerin İslam’ı İslam değil miydi de Ebu Suudlara teslim edip batırdık koca İmparatorluğu…!

Bugün de aynı sürecin devam etmesi tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir.

Pir-i Türkistanlı Ahmet Yesevi der ki: “Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!” İşte bu yüzden ‘’Arap sevici mezhepçi” değil “Cumhuriyetçiyiz!

 

Bahtiyar Aydın

YENİ TEMAD, YENİ VİZYON, BÜYÜK DEĞİŞİM, ASSUBAYLARIN EN GÜÇLÜ DAYANIŞMA DÖNEMİNE  HIZLI DÖNÜŞÜM ÇAĞRISIDIR.

 

Başlık bu.

Yeni resim de bu.

Bundan sonraki olması gereken tanımda, kimlik te bu.

TEMAD profili  bu.

 

Böyle olmalı. Artık kafalar ve akıllar değişmeli, böyle sürdürülmeli diyorum.

 

TEMAY ile başlayan, TEMAD ile yeniden canlandırılan, uzun ve soluksuz mücadele yıllarının bu güne geldiği maceralı yolculuk ta artık şu anki mevcut yapı ve bakış ortadan kalkmalıdır.

Bu bölük pörçük guruplu, ekipli, “ site yönetimine aday hizipçi gurup zihniyetli “ seçim ekibi anlayışı bu davadan def edilmelidir.

 

Davayı üstlenip taşıyacak bir güçlü yönetim kurulu    yerine “ BEN “   merkezli bir sözde liderle kafa bulan bu ucube  yönetim tarzı bu dernekte ebediyen  sona erdirilmelidir

 

Seçime girerken guruplaşmış, bloklaşmış adeta toplama bir ekip tarzı kadrolaşma  ile,

 

Üyesinin % 70 i muhalif olmuş at izi it izine karışmış bir zoraki sosyal toplumla,

İş bilenleri ve teknokratları dışarıda kalmış,  yönetim kurulları ve genel merkez anlayışı davadan uzaklaşmış,  ekseninden kaymış bir yapı  ile;

Gelin…………..

Yine o bildik  daha seçimin ertesinde pişman olacağımız, kafamıza kafamıza vuracağımız “ laf olsun da torbamız dolsun “tarzı bir seçim kurultayı daha yapmayalım.

 

Üç beş senede bir ortaya  çıkan ,

sözde dava  kovalayan,

ekmek adaletine yedi  yirmi dört  zaman yerine   sadece rüyasında soyunan,

gerçekte esamesi okunmayan ,

yeni çizgi roman kahramanlarına umut bağlayıp ta yüreğimizi Ahmet Keser gibi  Vandal krallara yeniden dağlatmayalım.

 

Meydanı boş bulan yalancı pehlivanlara  yine yeniden Kırkpınar ağası kıspeti giydirip te  tefrikalar  yazdırtmayalım.

 

Değerli toplumumuz;

TEMAD;  zayıf irade ve silik bir STK. varlığını  hak etmiyor.

TEMAD ; kısır döngü ve beklentiler ile bezenmiş anlayış ve kafa yapılarını hak etmiyor.

TEMAD ; vizyonu ve hedefi büyük olmayan, projeleri ve çözümleri, bulunmayan, teknik çalışma ve donanımı olmayan, “hepimiz bir kişi gibi çalışacağız “demeyen,toplumunu anlamayan, kucaklamayan, olmazsa olmazımız açlık ve yoksulluk altı yaşam  adaletsizliği demeyen ruh ve anlayışları artık görmek istemiyor.

 

TEMAD;  beni büyütün, beni çoğaltın, beni vizyonla donatın çağrısına cevap veremeyenlerle zaman kaybetmek istemiyor.

TEMAD ;  içinde kişisel oluşumlar, bölüşümler, muhaliflikler, guruplar,benciler, senciler olsun istemiyor.

TEMAD;   tek bir mutlak hedefe  kilitlenmiş, sadece Assubayların adalet davasına odaklanmış , azimli , kararlı, güçlü , geniş katılımlı, vizyonu ve misyonu ülkeye ve dünyaya göre biçimlenmiş yepyeni bir yönetim anlayışı istiyor.

 

DEĞERLİ ASSUBAY DOSTLARI…..

 

YILLARCA; ne isimler, ne ekipler, ne adamlar, bu kurumun içinden Ankara ya genel merkeze akıp gitti.

YILLARCA; en idealistinden, en vatanseverine, en dava adamı ve yönetiminden, en iş bilenine kadar sayısız genel merkez yönetimleri bu diyardan geldi geçti.

Sayın Keser belki de buraya kadar olanların en iyisi ve en  vizyonel , donanımlı insanı idi.

Ne varki, davasına gelince Milli bir STK;

tüzüğüne gelince basit bir köy derneği yapısına sahip Temad ,

Bu farkındalığını sürdürecek bir dava ve  adalet ekibini, kadrosunu, çalışma gurubunu, takım ruhunu hiçbir zaman kuramadı.

Bilinçten, sınıf davasından eksik, hele birde meslek yaşamı kıyak karargahlarda subay goygoyculuğu ve yalamacılığı ile geçmiş, kolaydan beslenen tipler başkan oluverirse,

O takım ruhu ile oraya gelen biçare  oyuncular da; çobanın kavalından çıkan melodiye göre yayladaki  bir  ağaç gölgesinde kestiren o tembel sürünün psikolojisine dönüşüverirler.

Ekim 2017 de hala  bu  yapıdan , bu mayadan, bu malzemeden çıkabilecek olanlar da mevcut  Ahmet Keser den daha iyi olmayacaktır.

 

BU BÜYÜK KİTLENİN BİR O KADAR BÜYÜK OLAN MİLLİ DAVASINA ;

 

DAVAYA TER VE BEDEL DÖKMEDEN SOYUNAN BAŞTAN KENDİNİ ŞAH  GÖRÜP TE ORTAYA LİDER PORSİYONU İLE SOYUNAN HER İNSANIN YANINA SEÇECEĞİ 16 İNSAN DA SADECE SOFRADAKİ SALATA TABAĞI OLMAYA MAHKUMDUR “

 

Bu beyzadelerin kendilerine reva gördükleri sultan vari yaşamın var oluş  yasasıdır.

Hiçbir kişi yoktur ki… kendisini lider ilan edip, kendinden daha değerli ve donanımlı insanları takımında bulundursun….

Kendinden daha bilge ve akli akılları heybesinde tutsun.

Olsaydı Sayın Keserin 2011 listesindeki değerli kadro şu anda davanın başında hala var olurdu.

Firavun yasasıdır…..

En baştan   “Lider de, şef te, başkan da benim  “ deyip, hep kendi egosu ve inadı ile ortaya çıkanlar bu sınıfın davasına sadece nal toplatırlar.

Asla da listelerinde  donanımlı, bilgili, teknik, davaya hakim, takım ve ekip ruhu barındırmazlar.

Bir kişinin seçtiği, onadığı, 17 kişiden de olsa olsa ancak bol  tuzlu cacık olur.

Bu siyaseten de, dernek olarak ta, sendikal olarak ta, tüzel olarak ta böyledir.

 

Değişmez.


Yokluktan, çaresizlikten, zayıflıktan nemalanma çabasıdır sadece.

Üç yılda bir ortaya çıkıp ta, dava adamı gömleği giymek.

Bu günkü Temad yönetim kurulunun yapısına baktığınızda gördüğünüz tek benzetme AKP nin ve yeni başkanlık sisteminin mikro kopyasıdır o kadar.

Keser varsa Temad da vardır sonucudur ortaya çıkan.

Zayıf, zayıf, zayıf yönetimler.

Güçlü, kudretli, tiran olmuş firavunumsu tipler.

Temadın seçimlerinden ortaya çıkan hep bu olmuştur.

 

ÇARE mi..?

 

EKİM 17 SİNDE bu davaya terini, canını, emeğini, yıllarını, birikimini, bilgisini, cesaretini, yüreğini vermiş tüm küskünler, muhalif ilan edilenler, ihraçlılar, kırgınlar, o salona davet edilsinler…..

Divan ,o saçma tüzüğü elinin tersi ile bir kenara itsin…..

Tüm ihraçların affını ve üyeliklerine yeniden sahip olmayı  onaylatsın.

Onay çıkar ise,de isteyenlerin o salondan yönetim denetim disiplin kuruluna adaylık talebini buyursun kabul etsin.

Abuk sabuk, hukuksuz,ihraçları görmeyip te, bir o kadar saçma tüzüğü mesele ve mazeret olarak kimse görmesin.

 

BEN O GÜN ORADA ELİMİ BU TAŞIN ALTINA KOYMAYA ,

BU MAZLUM TOPLUMUNUN  KANAYAN GÖZ YAŞINI  DİNDİRMEYE HAZIRIM.

Daha ne diyeyim, ne söyleyeyim.

 

Saygımla.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yakın çekim

Adnan Fuat ÖZDEMİR

 

 

SIRALADIĞIMIZ AMA KONUŞMADIĞIMIZ TAZMİNATLAR
** Makam Tazminatı
** Görev Tazminatı
** Temsil Tazminatı
** Kadrosuzluk Tazminatı
** Komutanlık Tazminatı
** KOMKARSU Tazminatı
Adı geçen toplam 6 (Altı) tazminatı çeşitli platformlarda konuşuyor ve alt alta sıralıyoruz. Gelgelelim Makam ve Görev Tazminatı dışındakiler hakkında ne konuşuyor ne de paylaşım yapıyoruz, sadece adını söyleyip geçiyoruz. Adını duyduğumuz/bildiğimiz ancak içeriğinin ne olduğunu bilmediğimiz diğer 4 (Dört) tazminatın içeriği nedir onlara bir bakalım izninizle..!!
TEMSİL TAZMİNATI:
--------------------------------
I-Genel Açıklama: Temsil tazminatı, 12 Şubat 2000 tarih ve 23962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4505 sayılı Sosyal Güvenlikle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Temsil Tazminatı Ödenmesi Hakkında Kanunla yürürlüğe girmiştir. En az 7000 gösterge üzerinden Makam veya Yüksek Hâkimlik Tazminatı alanların özlük haklarında yapılan çok önemli bir iyileştirmedir.
II- Temsil Tazminatı Alabilecekler:
Temsil tazminatı 4505 Sayılı Kanunun 5.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu hükümlerine göre makam veya yüksek hâkimlik tazminatı öngörülen kadrolarda bulunanlardan Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenecek olanlara 30.000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere temsil tazminatı ödenir.
Temsil tazminatı, damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz ve bu tazminata hak kazanma ve ödemelerde makam tazminatı ile yüksek hâkimlik tazminatına ilişkin hükümler uygulanır.
III- Temsil Tazminatı Alamayacaklar:
Temsil tazminatı, teşkilat veya özel kanunlarında yer alan hükümlere göre kadro karşılığı sözleşmeli,sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışanlara, temsil tazminatı öngörülen kadroları tedvir, vekâlet ve benzeri geçici görevlendirme suretiyle yürütenlere, bu tazminat ödenmez.
VI- Temsil Tazminatının Ödenme Esasları
Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu,2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu hükümlerine göre almakta olan personelden ekli cetvelde yer alan gösterge rakamları üzerinden makam veya yüksek hâkimlik tazminatı alanlara, hizalarında gösterilen gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda Temsil Tazminatı ödenir. Göstergeler aşağıda gösterilmiştir.
Makam veya Yüksek Hâkimlik ++ Temsil Tazminatı Göstergeleri
Tazminatı Göstergeleri ----------------------------------------- ------------------------------------------
30.000 olanlar 30.000
20.000 olanlar 20.000
15.000 olanlar 20.000
10.000 olanlar 19.000
8.000 olanlar 18.000
7.000 olanlar 17.000
KADROSUZLUK TAZMİNATI:
----------------------------------------
NOT:Oldukça uzun olan bu konuyu ÖZET olarak vereceğim izninizle;
Yaş haddinden emekliye ayrılan general- amiral ve albaylar ile,
VI - Kadrosuzluk nedeniyle yaş haddinden önce emekliye sevk edilen albay, yarbay,binbaşı ve yüzbaşılara,Emekliye sevk edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren, orgeneral aylığının (ek gösterge dahil); yüzbaşılara %30'u, binbaşılara %50'si, yarbaylara %55'i, albaylara %70'i,tuğgeneral-tuğamirallere %75'i, tümgeneral-tümamirallere % 80'i, korgeneral-koramirallere % 90'ı, orgeneral-oramirallere % 100'ü oranında kadrosuzluk tazminatı rütbelerinin ve makamının yaş haddinden az olmamak üzere 65 yaşına kadar olan sürede Emekli Sandığınca ödenir.
Ancak bu suretle verilecek emekli aylığı ve kadrosuzluk tazminatının toplamı, Silahlı Kuvvetlerde görevli aynı rütbedeki bütün emsalinden en az istihkak, tazminat ve aylık alanın eline geçenden fazla olamaz.Emekli Sandığı 3 aylık devreler halinde bu meblağı faturası karşılığında Hazineden tahsil eder.Bu tazminatlar vergiye tabi değildir ve yaş haddinden önce ölenlerin varislerine intikal etmez.
KOMUTANLIK VE KOMKARSU TAZMİNATI:
--------------------------------------------------------------
926 Sayılı TSK Personel K.'dan Madde başlıklarını sıralıyorum. Bu madde başlıklarına göre ilgili Kanundan bulabilirsiniz...
(Değişik:2.8.1998-4376/5 md.)
(Değişik:22.3.2011-6191/10-(7/c) md.)
(Değişik:2.8.1998-4376/5 md.)
İlgili personele yapılacak yan ödemeye esas emsali sınıf (muharip veya yardımcı) ve rütbedeki personel için belirlenen toplam iş güçlüğü ve iş riski zammı puanı Tabloda gösterilmiştir.
ÖNEMLİ NOT: ''Erken Emeklilik Tazminatı'' diye bir tazminat yoktur. 5,5 - 11 - 16 kat olarak ''Erken Emeklilik Ekstra Primi'' vardı ama OHAL KHK'si ile iptal edildi.
Sağlıklar dilerim...

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yakın çekim

Fahrettin BAĞRI
E. Maliye Astsubayı

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, takım elbise


''KAYNAK YOK'' PALAVRASI BURADA GEÇERLİ DEĞİL"

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta

TSK'da albay rütbesinde zaman zaman yığılmalar olmuş ve siyasi iktidarlar da bu yığılmayı önlemek için albaylar lehine BALLI-KAYMAKLI Kanunlar çıkararak sorunu gidermeye çalışmışlardır.
Bu tür işlemlerin en sonuncusu da 14/1/2016 tarih ve 6661 sayılı Kanun'un GEÇİCİ MADDE-39'da yer aldı. Üç farklı nasıpta olan albaylara 5,5 - 11 ve 16 kat ekstra emekli ikramiyesinin ödenmesi kararlaştırıldı. Ancak 668 sayılı KHK'nin 4 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırıldı.

Bu kanunun TBMM Genel Kurula inmeden, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde getireceği MALİ yük hakkında neler konuşulmuş kısaca bakalım izninizle;

ERHAN USTA (Samsun)-Bunun mali boyutu nedir? Bunlara ilişkin bir kapsamlı bilgi verilsin.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)–926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda bir değişiklik yapmak istiyoruz. Bu değişiklikle,kadrosuzluktan emekliliğe hak kazanmış albaylara istekleri hâlinde, talep etmesi hâlinde, bir defaya mahsus olmak üzere ek emekli ikramiyesi ödenmek kaydıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılma imkânı tanınacaktır.

Bu kapsamda, 30 Ağustos 2016 tarihi itibarıyla, subaylıkta, 30uncu fiilî hizmet süresini tamamlayacak olanlara, normalde 2017 yılında emekli olacaklar ve bunlar 1986 neşetli albaylar, emekliliğe esas aylık tutarının 5,5 katı, yani 19 bin TL; 29uncu fiilî hizmet süresini tamamlayacak olanlara, normalde 2018 yılında emekli olacaklardı bunlar, bunlar 1987 neşetli albaylar, emekliliğe esas aylık tutarının 11 katı, 38 bin TL, 28inci fiilî hizmet süresini tamamlayacak olanlar, ki bunlar normalde 2019 yılında emekli olacaklardı,1988 neşetli albaylar, emekliye aylık esas tutarının 16 katı, yani 57 bin TL ikramiye olarak ödenecek ve bu personeller 30 Ağustos 2016 tarihi itibarıyla kadrosuzluktan emekliye sevk edileceklerdir.

Düzenlemeden dolayı da, tümünün emekliliği talep etmesi hâlinde bütçeye getireceği yük 50 milyon TL olarak hesaplanmıştır. Maliye Bakanlığıyla zaten mutabakata varıldığından bu Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilmiştir, özü budur.

ERHAN USTA (Samsun)– Onlara tabii gerektiği gibi iş verilemiyor, onların da pozisyonlarına uygun bir şey verilemediği için orada yığılma olmuş, ondan sonra “Bunları emekli edelim,erken emekli edelim.Erken emekliliğe teşvik etmek için de üstüne biraz para verelim.” gibi bir noktaya geliyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir)–Sayın Başkan.Yine parayla ilgili teşvik ve özendirici bir madde. Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan albaylarımızdan yaklaşık olarak 1.075 albayın sayısal olarak fazla olması nedeniyle YAŞ'ta değil de özendirilerek, bir prim esası getirilerek, gönüllü temelinde rızayla emekliye sevk etme.
Yani çok böyle ekonomiyle, parayla ilgili böyle bir düzenleme sanki Türk Silahlı Kuvvetlerimizde önemli görev yapan bu komutanlarımıza belki çok cazip de gelebilir. Ekonomik koşullar nedeniyle cazip gelip hakikaten 1.075 albayın 1.075'i de hemen emeklilik dilekçesini yarın sıraya girip verebilirler de yani bunu bilemiyoruz.

NOT: Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüp kabul edildikten sonra TBMM Genel Kurulda da görüşülüp kabul edilen bu 6661 sayılı Kanun'un GEÇİCİ MADDE-39'u 668 sayılı KHK'nin 4 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırıldı.

S O N U Ç: Astsubayların özlük hakları sözkonusu olduğunda ''Kaynak yok, Maliye Bakanlığından görüş almamız ve mutabakata varmamız gerekir'' palavrasını ortaya sürenler, sözkonusu subaylar olduğunda ''Maliye Bakanlığıyla zaten mutabakata varıldı'' deyiveriyor. Ayrıca ne iktidar ne de muhalefet milletvekillerinden MALİYET ile ilgili hiç bir itiraz ve olumsuz görüş gelmiyor.
Ancak bunu sonsuza dek sürdüremeyecekler. Eninde sonuda ''Haklı Taleplerimizi''kabul edecekler. Onlar vermeyecek, biz alacağız...
**İMTİYAZ DEĞİL ADALET İSTİYORUZ**

Fahrettin BAĞRI
(E) Maliye Astsubayı


Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk – 1924)

Geçen olayları kısa sürede unutmak ve adeta hiç olmamış gibi görmek Türk insanının önemli zafiyetlerinden biridir. Bu eksiklik yöneticilerimiz tarafından iyi bilindiğinden insanlarımız kolaylıkla kandırılabilmektedir.

Milletçe asla unutmamamız gereken en önemli olaylardan biri de 4-6 Temmuz 2003 tarihlerinde Kuzey Irak-Süleymaniye’de askerlerimizin başına Amerikan çuvalı geçirilmesi olayıdır.

Olayın üzerinden 14 yıl geçmiştir ve bugün yazılı ve görsel basınımızda bu menfur olayı kınayan haber kırıntısı dahi bulunmamaktadır. Demek ki sonunda bu vahim hadise de unutturulmuştur.

4 Temmuz; dostumuz (!), müttefiğimiz (!) ve de stratejik ortağımız (!) ABD’nin “Bağımsızlık Günü” olarak bilinir oysa bu tarih bizim için Türk askerinin başına Amerikan çuvallarının geçirildiği kara gündür. Asla unutmamamız gereken bu kara gün bilerek ve isteyerek milletimize kolayca unutturulmuştur. Bunu; “ABD’in Türk milletine karşı yaptığı psikolojik savaş saldırısını zaferle sonuçlandırmıştır” şeklinde tanımlamak mümkündür.

Milletimizin gururu, ordumuzun gözbebeği bordo bereli 11 askerimize Irak’ın Süleymaniye şehrindeki karârgahlarında yapılan çirkin saldırı milletimizi derinden etkilemiş ve devletimiz onarılması zor bir yara almıştır.

Bu vahim olayda ellerindeki gücü kullanamayan yöneticilerimizin cesaretsiz tutum ve davranışları, milletimizi ABD’nin yaptığından fazla üzmüştür. Cumhuriyet tarihimizde “Çuval olayı daima kara bir leke olarak hatırlanacaktır.

Çuval hadisesi ibret alınacak derslerle doludur. 11 rütbeli askerimiz hiç bir direniş göstermeden, hiç bir resmi girişimde bulunulmadan dost ve müttefikimiz ülke tarafından düşman askeri gibi esir alınmışlardır. Aşağılanmışlar ve elleri bağlanarak kafalarına çuval geçirilmiştir. Türk bayrağının dalgalandığı resmi çalışma büroları talan edilmiştir. Türk yönetimince ABD yetkililerine ulaşılmaya çalışılmış ama üç gün boyunca muhatap bulunamamıştır. Sonunda istedikleri tahribatı elde ettiğini düşünen ABD’li yöneticiler tarafından lütfedilip askerlerimiz bırakılmışlardır.

Bu zor günlerde ordumuz gücünü gösteremiyecekse başka ne zaman gösterecektir. Hadisenin neresinden bakarsanız bakın yaşananlar bir faciadır. Anlaşmalarla o bölgede bulunan Türk askerine karşı plânlı, programlı bir şekilde gerçekleştirilen bu saldırı aslında bizzat Türkiye Cumhuriyetine karşı yapılmıştır.

Bilindiği gibi ABD’nin 1991 Birinci Körfez Harekat’ını müteakip 36 paralelin Kuzeyinde kalan Irak topraklarında oluşturulan Çekiç Güç faaliyetleri çerçevesinde bölgeye yerleşen Türk askerleri Kuzey Irak’ı tamamen kontrol eden bir teşkilat meydana getirmişlerdi. Bu sıkı kontrol sonunda PKK terörü sıfıra yakın bir hale dönüştürülmüştü. Oysa bu bölgede PKK terör örgütüne ABD’nin şiddetle ihtiyacı vardı. Nitekim 2003’de Irak’ı ikinci kez işgal eden ABD yönetimi Kuzey Irak’ta kuracakları müstakil bir Kürt devleti oluşumuna karşı bölgede Türk askeri varlığını istememiştir. Bu husus, ABD tarafı için Türk askerlerinin kafasına çuval geçirilerek aşağılanması için makul bir neden teşkil ediyordu.

Üzüntümüz ABD askerlerinin yaptıklarına değildir. Bizim yapmamız gerekipte yapamadıklarımız içindir. Gücümüz olduğu halde, güçsüz ve çaresiz bir teslimiyet anlamına gelen davranışımız içindir. Üzüntümüz milletimizin gözleri önünde tamamen teslimiyetçi tutum izleyen siyasi yönetim ile birlikte hareket eden ordu üst yönetiminin sergilediği davranışadır.

Bana göre “Çuval olayı” tamamen bir yönetim hatasıdır. 36 yıl askerlik yapan biri olarak bu üç gün içinde yaşananlardan dolayı halkımızdan utandım ve çok üzüldüm. Başımızı eğik tutanları ise asla affetmiyorum. Çünkü ne Türk halkı ve ne de halkının gözbebeği Türk askeri böyle bir davranışı hak etmemiştir.

Geçen süre içinde halâ cevap bekleyen ve aydınlanamayan pek çok husus vardır. Hepsi rütbeli olan özel tim mensupları neden silâhlarını kullanmamışlardır ? Neden savaşmadan teslim olmuşlardır? Bunun hesabı neden kendilerinden sorulmamıştır.? Eğer bu şekilde emir aldılar ise, bu emri verenden bunun hesabı neden sorulmamıştır?

ABD, o günlerde Irak’ta esir düşen bir kadın asker için Bağdat içinde kurtarma operasyonu yapmış ve kurtardığı bu kadın askeri milli kahraman ilan etmiştir. Biliyoruz ki Türk Ordusu esir askerlerini en geç bir saat içinde ABD’nin elinden alabilecek güce sahiptir. Peki bu güç neden harekete geçirilmemiştir.? Bu yetişmiş askerlerimizin kurtarılması için daha başka ne gibi aşağılayıcı durum gerekiyordu? İşte bunu anlamak mümkün değildir.

Ben bir özel tim mensubunun nasıl yetiştiğini ve savaşçılıkta dünyada benzerinin bulunmadığını yakından bilen biri olarak, 11 kişiyi teslim alacak gücün asgari 200 ölü vermesi gerektiğini biliyorum. Askerlikte hiç değişmeyen ve daima başarı vadeden bir kural vardır. Silaha karşı kullanılacak en etkili silah ayni silahtır. Tanka tankla, topa topla, gerillaya gerilla ile karşı koyacaksın. Peki bizim askerlerimiz bunu bilmiyorlar mi? Çok iyi biliyorlar ama bu güçlerini kullanmaları bir şekilde istenmemiştir.

Olayın siyasi sorumluğunu taşıyan AKP yönetimi, durumun vahametini anlayamamış ve olay süresince çok lakayt davranmıştır. Oysa binlerce yılın tecrübesine sahip silâhlı kuvvetlerimizin esir edilen mensuplarını kurtarmak için toplantıdan başka yapacakları şeyler olmalı idi.

Örneğin;

– Olay duyulur duyulmaz; Batıda konuşlanan savaş uçaklarımız derhal Güneydoğu ve Doğu Anadoludaki taktik hava alanlarına kaydırılabilir, 24 saat süre ile Irak sınırı boyunca uçaklarımız havada hazır tutulabilirdi.

– Terhisler ve izinler durdurulur, kışlalar boşaltılır, diğer ordulardan takviye edilen 2 nci Ordu birlikleri tatbikat adı altında sınırı boyunca konuşlanabilirdi.

– Kuzey Irak’taki birliklerimizi takviye olarak ilk altı saat içinde uçar birliklerle en az 20 Komando Taburu bölgeye indirilebilirdi.

– Devletler hukukuna uygun olarak derhal Türkiyede görev yapan ABD askerlerinden yüz tanesi enterne edilebilir ve takas için girişimde bulunulabilirdi.

Askeri kesim olarak bunları yapmak en doğal hakkımızdı. Peki neden yapılmadı? Bunların cevabı da bugüne kadar verilmemiştir. Bunların dışında;

– TRT başta olmak üzere tüm radyo ve televizyonlarımızın olay duyulur duyulmaz derhal eğlence yayınları kesmeleri, milli ruh ve milli şuuru güçlendirip dayanışmamızı arttıracak özel proğram yayınlarına geçmeleri gerekiyordu.

– Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri meydanlara dökülerek ABD şiddetle kınanabilirdi. Küçük partilerin meydanlardaki sesi de ne yazık ki olayın vahameti yanında oldukça cılız kaldı.

– Cumhurbaşkanı acilen Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırabilir ve bizzat kendisi tarafından halkın hissiyatını yansıtacak ve onların kırılan gururlarını okşayacak bir konuşma yapabilirdi.

– TBMM derhal olağanüstü toplanıp hadise lehimize çözülene kadar görevi başında kalarak milletçe askerlerimizin arkasında durduklarını sergileyebilirdi.

Bunlar halkımızın yönetimden haklı beklentileri idi. Ama yapılmadı. Sonuç olarak ABD; “Süleymaniye çuval hadisesi” ile Ortadoğu ve Türkiye bölge için kurguladığı senaryoyu başarı ile uygulamaya geçirmiştir.

Bu bölgedeki Amerikan menfaatleri için üniter yapısını koruyan bir Türkiye ve bu yapının yılmaz savunucusu olan güçlü bir Türk ordusu istenmemektedir.

Süleymaniye çuval hadisesi ile başlayan Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırılar o günden başlayarak giderek artmıştır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un vurguladığı Türk ordusunu hedef alan asimetrik psikolojik savaş harekatı bütün şiddeti ile devam etmektedir.

“Süleymaniye Çuval Olayı” Cumhuriyet orduları için acı bir milattır.

Her yeni 4 Temmuz’da “Çuval Olayını” hatırlayarak milli gücümüzü tekrar gözden geçirmeli ve ABD ile bütün ikili ilişkilerimizi yeniden masaya yatırmalıyız.

Dr.Tahir Tamer Kumkale


Assubay toplumu da her insan toplumu gibi insani hukuk ve anayasal eşitliğe tabidir.

Askeri terminolojide yeri ve görev tanımı ne olursa olsun evrensel insani değerlere haizdir.

 

Bir Amerikan, bir Kanada, bir İtalyan Assubayı hangi yaşam standartlarına ve meslek hukukuna göre yaşıyor ise Türk Assubayının hedef ve amacı da o dur.

 

Mesele Genelkurmayın mı yoksa Hükümetin mi muhatap alınacağı noktası değildir.

Bizleri kimin adam edeceği de değildir.

Mesele; bu hedef ve amaca saygı duyarak, Avrupa müktesebatının içine İşçiyi, Mühendisi, teknisyeni koyduğu şekli ile Subayı ve Assubayı da koyabilmektir.


Assubaya asker gibi değil; üretken, gelişken, yapısal bir insan gibi bakabilmektir.

Asla subay la muhatap değil, asla statükoyla muhatap değil;

ve asla kimsenin kimliği ile muhatap değil.

Sadece ve sadece;

Avrupa birliği şemsiyesi adına,

G-8 ülkeleri adına,

Nato adına,

Kendini ve egosunu aşmış medeni ve uygar uluslar adına;

Oradaki askeri standartlar adına,

Hedef çıtası konmalıdır.

Bu Genel Kurmayın da , Hükümetin de,  Meclisin de, Anayasa mahkemesinin de ortak medeniyet çıtası olmalıdır.

 

Ne Öğretmeni  Müdürden,

Ne  Polisi  Amirden,

Ne Uzmanı   Assubaydan;

Assubayı da  Subaydan;

Hukuken ve ekonomik anlamda ayırmamalıdır.

 

Görev ve hizmet anlayışında ayırabilir;

Ama insan haklarında ve anayasal eşitlikte ayırmamalıdır.

Mali haklarda ayırmamalıdır.

Geçinme ve yaşama standardında ayırmamalıdır.

 

Sorun; bu insanları ve sınıfı kimin temsil ettiği değildir.

Kimin kimi muhatap alması gerektiği de değildir.

Sorun ve çözüm anayasal eksikliktir.

Muhasır ve çağdaş düşünebilme meselesidir.

ABD.li  General gibi cesur ve ileri görüşlü  olabilme meselesidir.

İngiliz siyasetçi gibi , toplumunun maddi ve ekonomik geleceğini adil dizayn edebilme meselesidir.

Kanadalı hukukçu gibi, toplumsal ayrışma, çatışma, militarize olma olasılıklarını ; kırk yıl sonrasına göre bilimsel yasa ile önleyebilecek akli irade ve zekayı yasamada ve yürütmede gösterebilme meselesidir.

Assubay sorununu; çağın ilerisine gidebilmekle eş anlamlı görebilme meselesidir.


Bu meseleyi anlayabilmek ve çözmek için de;bu ülkeye,

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK aklı ve zekası ile 100 yıl sonrasını tahayyül edebilecek cesur Başbakanlar ve Genelkurmay ile Savunma bakanları gereklidir.

 

Ortadoğu kafalı  değil; elit burjuva kafalı değil.

Çağdaş   Avrupalı , manifestolu   kafalar ve o kafaları taşıyan liderler gereklidir.


Bu günkü tablo ise bu değildir.

Bu tablo kedi ile köpek dalaşıdır.

Hacivat la Karagöz tuluatı dır.

“verirsem benden gider “ algı ve korkusu ile;

“almazsam, davam biter “ kaygısı dır.

 

Oysa mesele;

Çağdaş olmakla bağlantılıdır.

İnsan olmakla alakalıdır.

Bilim de, Teknoloji de, Çağdaş  sosyallik te dünyada   hızla  gelinen noktanın gerekliliği dir.


Bu  realite ve  gereklilik te ;

Ne Subaya tezatlıktır, ne de mevzuya.

Mesele;

Medeni dünyada ve o dünyada oturan gelişmiş ülkelerin arasında olabilmek meselesidir.

 

 

Bu da;  tabi ki ; takım elbisenle , gösterişli üniformanla, madalyalarınla, brövelerinle, ütülü yönergelerinle değil;

Global aklınla, entellektüel yaşamınla, bilimsel kafanla , evrensel bakışınla bakabilmek  meselesi dir.

 

Mesele;

Asla; Ortadoğulu, arab kafası ile değil; asla kader gibi gören zihniyet  gibi değil.

Assubayına  devlet nişanını takarken ona yürekten sarılan  ABD.  Başkanı gibi, sarılabilmektir.

Birleşik  Avrupanın sade ve mütevazi generali gibi  yaklaşabilmektir.

Almanyanın “ Türk ile Almanı aynı eşit vatandaş gören “ sağduyulu kadın başbakanı gibi yaklaşabilmektir.

 

Assubay meselesi üç kuruş meselesi değildir.

 

Kafalardaki statükoyu bitirmiş medeni bakış meselesidir.

Zihniyet devrimi meselesidir.

Samanyolunun derinliğine doğru yol alan Woyager uzay aracının içine uygar insanlığın mesajını koyan bürokrat ve asker kafalar gibi ileride olabilme  meselesi dir.

 

Mesele;

Hasım ve taraf olmuş Subay - Assubay ordusu yaratmak ve sürdürmek değil,

Fikri hür, vicdanı hür çağdaş kafalar olabilmek meselesidir.

 ADNAN FUAT ÖZDEMİR




Saygıdeğer meslektaşlarımız, dostlarımız

2017 yılının Ramazan bayramını kutluyoruz;  Babaların,annelerin,Dedelerin, ninelerin büyüklerin  eli öpülecek…

Beklenenler gelirse mutluluktan, gelmezse burukluktan gözler yaşaracak yarın sabah…

Bayram evlat kokusudur, torun kokusudur, yaşlı ana-babanın, dedenin-ninenin fersiz gözlerindeki sevinç, iki damla yaştır bayram!

Çok zamandır görmediğimiz bir dostun telefondaki sağlıklı sesidir.

Sağlıkla uyanmışsak, sevdiklerimizden iyi haberler almışsak eğer, bayram demektir, daha ne olsun!

Karamsarlık yok, yaşam kırık testideki su gibi… İçsek de tükenecek yavaş yavaş, içmesek de! Biz, testideki su tükenmeden kana kana, dolu dolu içelim!

Bugün Bayram...

Haklı da, haksız da olsak, "bir yerde ben de yanlış yapmış olabilirim" diyerek kırgınlık yaşadıklarımızın gönlünü alsak?

Sevdiklerimizle son kez görüşüyormuşçasına sevdiğimizi söylesek... Sevdiklerimize sanki son bayramımız gibi sarılsak... Son bayram olmadığını kim garanti edebilir ki?

Gönül kırmasak, gönül yapsak!

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahraman, vefakar, cefakar, yiğit mensupları yineYurt dışında, ülkemizin kuş uçmaz kervan geçmez dağlarında,azgın denizlerinde   Sınırın sıfır noktasında gözü sınırımızda, ölümü gelen itlerin mescit duvarına pislemesini beklemekte… Eşlerin, anaların, babaların, çocukların gözü haberlerde, kulakları telefonda… Telefonun çalmasından hep korkulur böyle anlarda, ya kötü haber gelirse diye endişe edilir. Görevdeki babanın, eşin, oğulun buruk sesi varsa telefonda, derin bir “OHH!” çekilir… İşte o an bayramdır!

Özellikle görevdeki tüm Silahlı Kuvvetler Mensuplarının, gazilerimizin, şehit yakınlarının, emeklilerimizin ve ailelerinin bayramlarını içten dileklerle kutluyoruz.

E.ASB.SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MECLİSİ    MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA

 

 

 

İlgi (a) : T.C. Anayasasının kişilerin öğrenim hakkı eşitliğine dair 42.nci maddesi

 

İlgi (b) : TC. Anayasasının yüksek öğrenim esaslarını düzenleyen 130-131. nci maddeleri.

 

İlgi (c) : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin eğitim hayatında bireyler arasındaki fırsat eşitliğini düzenleyen ve eşit şans verilmesi halinde her seviyede yatay ve dikey geçiş imkanı sağlayan 26. ncı maddesi.

 

İlgi (d) : İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin her bireyin yeteneklerine göre yüksek öğrenim den yararlanma özgürlüğünü düzenleyen 25-26.ncı maddeleri

 

İlgi(e) : Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Kültürel Haklar Kurumu (UNESCO) nun 1960 tarihli, Eğitim ve Öğretimde ayırımcılığın kaldırılmasını düzenleyen 1. 2. 3. 4. 5. nci maddeleri

 

İlgi(f) OHAL Kanununun 668-669-sayılı M.S.Üniversitesi kurulması ile Jandarma ve sahil Güvenlik K.lığının emniyet hizmetleri sınıfı kapsamında içişleri bakanlığına geçişine dair kanun.

 

1.)  Türk Silahlı Kuvvetlerine muvazzaf Subay yetiştirmek üzere faaliyet gösteren Harp Okulları dönemin Genelkurmay Başkanlığının görülen lüzumu üzerine yaptığı teklif ile 1971 yılında kabul edilen 1462 sayılı kanunla iki yıldan üç yıla çıkarılmış; kanuna ek paragrafta “bu süre Genel Kurmay Başkanının lüzum görmesi halinde bir yıl uzatılabilir “ metninin gerekçesine dayandırılmak suretiyle de 1979 yılında 2218 sayılı kanunun 4. Maddesi ile ilave değişiklik yapılmak suretiyle 1462 sayılı Harp Okulları Kanunun da öğrenim süresi 4 yıla çıkarılarak YÖK yasasına ilave edilmiştir.

 

2.)  Türk Silahlı Kuvvetlerinin muvazzaf Astsubay ihtiyacını karşılamak üzere faaliyet gösteren Astsubay Hazırlama Okulları 1973 yılında 3 yıllık lise dengi öğrenim seviyesine yükseltilmiş; çağın ve teknolojinin gerekliliği sonucu2002 yılında 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları kanunu ile 2003 yılından itibaren Meslek Yüksek Okulu seviyesine çıkarılmıştır.

 

 

3.)  Mevcut Meslek Yüksek Okulları nın lisans ve ön lisans eğitim proğramlarını düzenleyen 2547 sayılı YÖK. Kanunu ile 4702 sayılı kanunda bitirilen okulun alan türüne göre lisans proğramlarındaki kontenjanlara dikey geçiş yapılabilmesine dair mevzuat; Astsubay meslek Yüksek okullarının mesleki alanları YÖK müfredatında yer almadığından mevzuata aykırılık teşkil etmektedir.

 

4.)  Meslek yüksekokulları kanununun mevcut YÖK müfredatına uygunluk teşkil etmemesi sebebiyle; Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yeni YÖK. taslağı hazırlanmıştır. Hazırlanan bu tasarı ile Meslek Yüksek okullarının Milli Eğitim Bakanlığına bağlanması hedeflenmektedir.

 

 

5.)  Meslek Yüksek okullarının itirazı neticesinde konu Anayasa uzlaşma komisyonuna getirilmiştir. Hazırlanan taslak çalışma Vakıf ve meslek yüksek okullarının 4 yıllık lisans düzeyine çıkarılarak iki yıllık ara lisans eğitimine son verilmesini hedefleyen bir Anayasal düzenlemeyi öngörmektedir.

 

6.)  15 Temmuz darbe kalkışması sonrasında TSK nın yeniden reorganize edilerek düzenlenmesi ve bu teşkile muvazzaf personel yetiştirilmesindeki yeni düzenlemeye binaen 668 sayılı OHAL kararnamesi ile Jandarma ve sahil Güvenlik Komutanlığı TSK dan ayrılarak İçişler Bakanlığına devredilmiş, bu kuvvete dair tüm Okullar ve öğrenim kurumları da Jandarma ve sahil Güvenlik Akademisi adını almışlardır. YÖk kanununa göre bu sıfatın karşılığı olan öğrenim süresi 4 yıldır.

 

7.)   “Milli Savunma Üniversitesindeki”  fakülte ve yüksek okulların eğitim ve öğrenimlerinin sürelerini düzenleme yetkisi  MSB.lığı nezdinde M.S Üniversitesi rektörlüğüne  verilmiştir.Bu anlamda jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığına getirilen akademik terim ünvanının M:S. Üniveristesine de konularak, isminin de

 

MİLLİ SAVUNMA ASKER AKADEMİSİ “OLARAK YENİDEN TANIMLANARAK;

 

 

8.)  Türk Silahlı Kuvvetlerinin 2023 yapılanması ve profesyonel ordu teşkili çalışması çerçevesinde yapılan hazırlığa esas olmak üzere iki yıllık meslek yüksek okulu ara statüsündeki

 

ASTSUBAY MESLEK OKULUNUN DA; 4. MADDEYE OLAN İTİRAZA BİNAEN 5. MADDEDE ÖNGÖRÜLEN LİSANS DÜZEYİNE YÜKSELTİLMESİ YÖNÜNDE , İLGİ; A,B,C,D,E MADDELERİNDE BELİRTİLEN HUKUKİ VE ANAYASAL EŞİTLİK  GEREĞİ İKİ YILLIK SÜRE DAHA EKLENEREK 4 YILLIK ASKERİ FAKÜLTE SEVİYESİNE ÇIKARILMASINI;

 

9.)  Bu anlamda kurulma çalışmaları sürdürülen profesyonel ordu teşkilatına dair taslak projeye astsubay sınıfının; hem teknolojik, bilişim ve sistem donanımlı , hem de tüm lojistik alanlarda teknik komutanlıklar ve yapılanma şeklinde kadrolara oturtularak 2023 ün tekno ordu yapısının ana çekirdek ve gövdesinin  bu teknik donanımlı fakülte kaynaklarından sağlanmasını;

10.)           Türk Silahlı Kuvvetlerinin teknik ve idari tüm alt yapısının tamamının temsil ve kontrolü ile faaliyetlerini yüksek lisans ve bilgi donanımlı ASTSUBAY kesiminden oluşturmak ve kurgulamak suretiyle sayısal anlamda az ama teknolojik anlamda silah ve manevra gücü yüksek oranda yepyeni bir Türk ordusu teşkil etmek adına Türk Ordusunun  içinde yıllardır süregelen mali, hukuki ve sosyal ayırımcılığın da sona erdirilmesi konusunda bu yasal düzenleme yoluyla tarihi bir değişim ve dönüşümün bu mazlum sınıfına sağlanmasını;

 

Bu TEKLİFİN KÖKLÜ BİR DÖNÜŞÜM VE DEĞİŞİM PROJESİ adı altında  değerlendirilmesini ve daha da açılımı yapılarak kanunlaşması yönünde  komisyonunuzda  gerekli girişimlerin sağlanmasını değerli Milli Savunma Komisyonu Başkan ve üyelerinden arz ederim.

Adnan Fuat ÖZDEMİR.

Emekli ASTSUBAY.



 

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin, adaletin, huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Perşembe, 24 Kasım 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, EBEDİ ÖNDERİMİZ VE BAȘKOMUTANIMIZ BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü BEDENEN ARAMIZDAN AYRILIȘININ 84. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca y...
Perşembe, 10 Kasım 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 99. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, ıșıklar içinde uyusunlar. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cumartesi, 29 Ekim 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ