×

Uyarı

JUser: :_load: 75 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

TÜRK’ÜN KARAKTERİNİN DEŞİFRESİ

HASİP SARIGÖZ

Eh Ersen Ağabey, benim kendi kendime gururlandığım  kişisel bir  zaafımı siz de keşfettiniz ve  sayenizde sonunda böyle bir iş de başıma sarıldı ya; alacağınız olsun..

Şaka şaka , kötü bir durundan söz etmeyeceğim.  Sözü benim  kitap eleştirmenliğine getireceğim de, onu anlatmak istiyorum.  Emekli Assubaylar Org. Sitesi  altı yaşında olduğuna göre, beş yıl kadar önce olsa gerek, henüz Emekli Assubaylar Mynet Mesaj Grubumuzun devam ettiği dönemde, bütün grup üyesi  meslektaşlarımızın yaptığı gibi, ben de grupta zaman zaman becerebildiğimce mesaj konular üzerinde yorumlar yapmaya, yeri geldikçe de konularla  ilgili anılarımı içeren mesajlar yazmaya çalışıyordum. Yazdıklarımla ilgili olarak, o günlerin keskin sirkesi  Sevgili Ahmet Özden Ağabey  “ Ya arkadaş ben senin yazdıklarını çok rahat okuyorum” dedi, övgülerini belirtti. Ardından bu cesaretlendirici cümleyi birkaç meslektaşımdan daha duydum.  Bir süre sonra da Ersen Ağabey, Emekli Assubaylar Org Sitesi’nde  köşe yazısı yazmamı önerdi. Aslında meslek branşım yazmayla pek  ilgisi olmayan bir branş; elektronik teknisyenliği.  Doğrusu ilk başta, branşınla ilgili olmayan bambaşka konularda yazarak onlara bir şeyler vereceğim diye insanların önüne çıkmaya kalkmak beni korkuttu.  Ancak söz konusu olan meslektaş camiamızdı ve benim de yazının başında gurur duyduğumu söylediğim, gerek oturduğum apartmanın yaşamında, gerek içinde bulunduğum bir  camiada, gerekse yaşadığım ülkede olsun, “toplumun  çıkarlarını her şeyin önünde tutmak “ gibi bir zaafım vardı. Ersen Ağabey sanırım bu zaafımı keşfetmişti.  Gerisini biliyorsunuz. Bir çok  meslektaşım gibi ben de, Emekli Assubaylar Org. Sitesi’nin, internet ortamında meslektaşlarımızın bir toplanma yeri olması için, elimden geldiğince  davulculuk  yapmaya gayret ettim; bu konuda takdir sizlerin.

Sadece internetten tanışıklığım olan meslektaşım Em.Assubay Sami Başkaya, mesleğimizle ilgili anılarını anlattığı, “Prangalı Düşler” adlı bir kitap yazmış.  Kitabı aldım okudum,  bildiğiniz  üzere, kitabın bende bıraktığı izlenimleri, içimden geldiği gibi geçen yazımda  bu köşeye yazdım. Yine yüz yüze hiç tanışıklığımın olmadığı, sadece internetten adını bildiğim meslektaşım Hasip Sarıgöz de, adı bu yazının da başlığı olan “Türk’ün Karakterinin Deşifresi” adlı bir  kitap yazmış. Artık günlük yaşamımızın bir parçası haline gelen, internette sosyal paylaşım diye bir durum var.  Hasip Sarıgöz  kardeşim bir paylaşım vesilesiyle internette yaptığı bir yorumda, “Ağabey ben de bir kitap yazdım. Tamamen olmasa da, kısmen benim kitabım da ordumuzla ilgili. Benim kitabımı da değerlendirir misin” dedi ve bir anlamda benim başım kel mi demeye getirdi. Çık işin işinden çıkabilirsen. Karşımdaki bir meslektaşımdı ve benim yapabileceğime inandığı bir konuda benden yardım istiyordu. Bu durumda bana, niçin olmasın demekten başka seçenek yoktu. Olduk mu size bir de durduk yerde  kitap eleştirmeni. Ersen Ağabey’e şakayla karışık sitemim ondandır.

Bu da işin şakası.  Bu durum karşısında bana da, işi inşaatçılık olan bir  meslektaşın emek verip, kafa yorup, kendi branşıyla  uzaktan yakından ilgisi olmayan tarih alanında bir kitap yazabiliyorsa, görevden kaçmak olmaz, meslektaş hatırına çiğ tavuk bile yenir deyip, branşın  elektronik teknisyenliği olsa bile bu kitabı değerlendirme  konusunda elinden geleni yapmak düşerdi ki ben de onu yaptım.  Hem  bir kişi bile olsa, benim bu kitap hakkında el yordamıyla da olsa  bir şeyler  yazmam nedeniyle meslektaşlarım tarafından bir fazla kitap okunacaksa  niçin olmasın dedim, kolları sıvadım ve önce kitabı okudum.

Assubay Hasip Sarıgöz’ün yazdığı kitabının adı “Türk’ün Karakterinin Deşifresi”.  Kitap 510 sayfa. Meslektaşımız  bu kitabı yazarken, 97  kitap ve dokümanı, 26 tane araştırma inceleme, 22 tane gazete dergi, 49 tane internet sitesi televizyon programı olmak üzere, 194 değişik kaynağı derinlemesine kılı kırk yararak bir bilim adamı titizliğiyle incelemiş, üzerine kendi birikimlerini de ekleyerek bu beyin ürünü kitabını ortaya koymuş.   Bir meslektaşı olmaktan yaptıklarıyla gururlandım. Kendisini peşinen kutlarım. İşte benden istenen, bu kadar büyük emek verilerek  yazılan bir eseri, okumam ve şurası eğri şurası doğru diyerek değerlendirme  yapmamdı. Benim anlayışıma göre, böyle bir emek ürünün üzerine   ahkam kesebilmek için, bu 194 tane kaynağı  en azından karıştırıp bilgi sahibi olmak gerekir Bu mümkün olamayacağına göre, kitabı okuduktan sonra, sadece bana hissettirdiklerini sizlerle paylaşabilirdim. Ben de onu yapmaya çalışacağım. Sürçü lisan edersek afola.

Türk Ulusu tarihi yazan değil yapan bir ulustur” sözünü duymuşsunuzdur. Bilinen  veri ve kaynaklardan hareket edip  tarih konusunda araştırma  yapmak  zor bir iş,  konu yazılı kaynaklar yönünden fakir olan Türk Ulusunun  tarihi üzerine araştırma yapmak olunca araştırma yapıp insanların önüne bir eser koyabilmek daha da zor bir iştir. Anadolu’da ayrı ayrı bölgelerde bulunan yarım düzine  Yunus Emre mezarının, bir o kadar değişik bölgede bulunduğu  iddia edilen Karacaoğlan’ın yaşadığı köyün, ülkemizin  yanında daha  birkaç değişik Türki ülkenin kendi  ülkelerinde yaşadığını söyleyip sahip çıktığı Nasrettin Hoca Fıkralarının  veri olarak kullanıp Türk  tarihi üzerine bir şeyler  yazıp eser ortaya çıkarılacağını düşünün ne demek istediğimi anlarsınız. Bu işler derin birikim, kılı kırk yaran  titiz çalışma ve biraz da yürek ister.  Bu nedenle meslektaşımı   tekrar kutluyorum.

Astsubay Hasip Sarıgöz, kendi  anlatımıyla, Batı Anadolu’nun Kurtuluş Savaşı esnasında Yunan işgali görmüş  bir köyünde doğmuş büyümüş.  Tarih konusuna daha çocukluk döneminde, köydeki yaşlıların Kurtuluş Savaşı anılarını dinledikçe merak sarmış.  İyi ki de merak sarmış; sarmasaydı belki Türk Ulusunu anlatan böyle bir eser ortaya çıkmayabilirdi.  

Rastlantı bu ya, kitap elime geçtiği günlerde internette, “Bombıram“ adlı, Orta Asya  ülkelerinden birine ait bir türkü paylaşımı izlemiştim.  Türkünün ve sözlerinin içinde “Yüreklerge ses bergip”,  “Köz yastı kısganmazlar” gibi hepimizin ne dediğini ilk duyuşta   kolayca anlayabileceğimiz sözler geçiyordu.   “Adriyatik Denizi kıyısından Çin Seddi’ne kadar olan coğrafyada, Türkçe dışında bir dile gerek duymadan seyahat edebilirsiniz” sözünü hep duymuşumdur.  Türk Ulusu’nun böyle büyük ve köklü bir ulus olduğunu biliyordum. Ancak son yıllarda ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntıları biliyorsunuz.  Bu kitabı okuduğum sürece de bir yandan Güneydoğu’dan iki günde bir beşer  onar  şehit gelmeye devam etti, ediyordu.  Ayrıca coğrafya olarak  dünya enerji kaynaklarının dibinde yaşamamıza rağmen dünyanın en pahalı enerjisini  kullanan bir ülkeyiz ve  bu ülkenin yurttaşları olarak yarınlara umutla bakamıyoruz. Türk Ulusunun tarihini , özelliklerini geniş olarak   irdeleyen    bu  kitabı  baştan sona biraz da “Bu büyük ulus niçin bu durumda?” sorusunun yanıtını bulabilir miyim umuduyla okudum..  Bu sorunun  yanıtını tamamen  buldum sayılmaz ama , bir  meslektaşımızın beyin emeği  ürünü olan bu kitaptan, kimi konuları ilk kez olmak üzere çok şey öğrendim. Kimi konuları da yine bu kitap sayesinde tekrar hatırladım...

Yeri geldi, söylemek zorundayım. Yazarımızın saptadığı Türk'ün asırlardan süzülüp gelen bu özelliklere sahip olduğuna ben de yürekten inanıyorum.   Ancak kitabım okuduğum süre boyunca, “Türk'üm doğruyum” diyebilmenin bile yasaklanmak istendiği,  “Ne mutlu Türk'üm diyene“ cümlesine kulp takılmaya kalkıldığı, yurttaşı olduğumuz bu devletin  bir Türk devleti olup olmadığı konusunda zaman zaman tereddütte  düştüm.

Değerli yazarımız kitabına Türk’ün karakterini “savaşçılık, adalet, özgürlük, fedakarlık, kahramanlık, merhamet, üste kesin itaat, vatanseverlik, maddi ve manevi sağlamlık, yüksek onur ve sadakat, kanaatkarlık ve  mütevazılık, ırkçılığa karşı çıkma gibi iyi karakter özelliklerinin yanında, kolay asimile olma, geçmişi çabuk unutma ve geri çekilmeyi başarılı olarak yapamama gibi zayıf karakter özelliklerine de sahip olan Türk Milleti’nin, karakteri ile kan bağı ve genetik kodları arasında , hiç de küçümsenmeyecek bir ilişki söz konusudur.” diye özetleyerek başlamış ve bu konuları ayrı ayrı geniş şekilde incelemiş..      

1941 yılında Hitler’in orduları Yunanistan’ı işgal eder ve Yunanistan’ın kendisi için bile yetersiz olan gıda stoklarına Rusya Cephesi’nde savaşan Alman ordularına göndermek üzere el koyar.  Açlıktan kırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Yunanistan’ın ilk yardımına koşan ülke ise, , daha 20 yıl önce toprakları Yunanistan tarafından işgal edilmiş olan ve bir kurtuluş mücadelesi  sonucu ordularını Ege  Denizi’ne döken,  kendisi de o yıllarda  kıtlık yaşayan Türkiye’den başkası değildir.  Savaş ortamında tehlikeli sulardan geçip, Pire Limanı’nda  aç Yunan halkı tarafından havaalanında hacı bekler gibi dört gözle beklenen geminin adı Kurtuluş Vapurudur. Bu bilgi benim daha önce bir yerlerde okuduğum ama unuttuğum, bu kitap sayesinde tekrar hatırladığım ilginç bir bilgidir.

Sanki bu durumda yaşadıkları dönem ve yöre açısından biraz zorlama yapılmış gibi geldi ama örneğin  şu bilgiyi de ilk defa bu kitaptan öğrendim. Harran’da doğan ve Kenan Ülkesinde peygamberlik yapan Hazreti İbrahim’in Orta Asyalı ilk Türklerin hakanı  Oğuz Han’ın  damadıymış.

Her güzelde bir kusur bulunur; kadı kızında bile.  Bu güzelliklerin, yani kitabın içeriğinin de bence bir eksiği,   bir de fazlalığı var.  Bunları da belirtmeden geçemeyeceğim.  Eksik bulduğum yanı şu. Kitapta Türk kadınına, Türk anasına yer verilmemiş değil verilmiş. Ancak, üzerinde yaşadığı vatanın adı “Anadolu”,  dilinde  “ana vatan”, “at avrat silah”, “ana gibi yar” imgeleri olan bir ulusun diğer uluslardan ayırt edici özellikleri anlatılırken Türk toplumunda özellikle  İslam  öncesi kadının yeri Türk’ün  karakterini anlatan bu kitapta daha uzun ve ayrı bir başlık altında anlatılmalıydı derim.

Gelelim Kitaptaki fazlalığa.  Evrensel   bir sonuç ortaya koymak için, böyle bir kitabın yazımında,   bence konulara daha çok bilimsel yaklaşım gösterilmesi gerekir.  Bir kişinin ve kişilerin meydana getirdiği toplumun karakterinin tayininde, şüphesiz dini inancın çok büyük yeri vardır.  Tanrısal kurallar manzumesine dayalı olan dini inançlar sorgulanamaz. Şu inanç iyidir şununki kötüdür diye sınıflandırılamaz, tartışılamaz, sadece inanılır ve  saygı duyulur.  Tartışma ve sorgulama ise bilimselliğin olmazsa olmazıdır. Bu kitapta olaylara çok fazla inanç penceresinden bakılmış, ayet ve hadislere gereğinden  çok fazla atıfta bulunulmuş gibi geldi. Peki bunun ne gibi bir sakıncası olabilir? Cevap:  Şayet bir  toplumun karakterinin şifreleri, ayırt edici iyi hasletleri,  hep  getirilip getirilip dini inanca, ayete hadise dayandırılacak olursa, örneğin birisi de çıkar, en hafifinden   “sanki  bu ülkede yaşayan insanları organizeymiş gibi, istisnasız  her mesire yerinde ve güzelim parklarda,  oturma banklarının yanlarında bulunan  ay çiçeği çekirdeği kabuğu öbeklerinin oluşturulmasında  insanların dini inançlarının belirleyiciliği var mıdır?”  sorusunu soruverir ki; bu soru hiç de hoşumuza giden bir  soru olmaz..

Bu anlatacaklarım ise bu kitaba bir eleştiri değil,kendimce bir tespit. Böyle bir durumun gerçekleşmesinden hep korkmuşumdur. Sanırım olayın üzerinden on yıl kadar geçti oldu. İzmir’de bir marketler zincirinde satılan hazır çiğ köftelerin içinde domuz eti çıkmıştı. Daha sonraki yıllarda ayrıca bu konuda yasal bir düzenleme yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ancak bu o olaydan sonra şarküterilerde  içinde çiğ et bulunan çiğ köfte satılmaz oldu. Şu anda marketlerde adına çiğ köfte denilen bir şeyler satılıyor ama bu madde   bildiğimiz çiğ köfte değil; baharatla yoğrulmuş bulgur lapası. Yani bu çiğ köfteye domuz eti katılma olayı hazır çiğ köfteyi kirletti; şarküterilerde hazır çiğ köfte satma işini bitirdi. Bu kitapta Türklük anlatılırken Kur'an ayetlerine atıf yapılarak “Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır” denmiş, “ateş ve demiri eritmek“ denmiş, Türklüğün Çanakkale’de yazdığı destan anlatılırken  gizemli bulut hurafesi bile kitapta kendisine  yer bulmuş  ama, Türklerin zor anlarında engelleri yok ederek kurtuluşu nasıl  gerçekleştirdiğini anlatan, Türklüğün olmazsa olmazı “Ergenekon Destanı” nın sanki etrafında dolaşılmış ama atlanmış.   Yoksa korkularım gerçek olmuş, Ergenekon Destanı’nın  kirletilme  amacı başarılmış mı dersiniz?

Meslektaşımız tarih boyunca Türk’ün karakterinin  şifrelerini anlatmakla kalmamış, kitabın son bölümlerinde ülkemizin bu gün karşı karşıya bulunduğu sorunlara çok  yerinde çözüm yolları da önermiş. Aşağıdaki alıntılar bu bölümlerden yapılmıştır.

“Kerkük bir Kürt kentidir diyen, ikinci Körfez Savaşında Kerkük’ün tapu ve nüfus kayıtlarını yok ettiren ve Kuzey Irak’taki  PKK’lı teröristlere yıllardır verdiği destek herkesçe malum olan ve bu yönüyle de her bir şehidimizin mübarek kanını ellerine bulaştırmış olan Barzani ile; sazlı sözlü toplantılar yaparak sorunların çözülebileceğini zanneden devlet büyükleri, bu tip davranışlardan vazgeçmelidirler”

“Kim ne derse desin yapılacak iş bellidir. Kandile çullanılacak, direnen eşkıya hakkın rahmetine, direnmeyenler de Mehmetçiğin süngülerinin ucunda Habur’a yürüyeceklerdir. Dost veya düşman bütün dünya da görecektir ki, teröristin Habur’dan girişi davulla zurnayla değil ancak böyle olur.”

Bu mutlaka okunması gereken güzel eserle ilgili olarak bu kadar ipucu yeterli.  Yoksa kitabın tamamını alıntı yapmam gerekecek. Siz en iyisi benim anlattıklarımla yetinmeyin, aşağıda vereceğim telefondan meslektaşımıza bir merhaba deyin tanışın. Kendisi  bu kitabı nasıl edineceğiniz konusunda bilgi verecektir veya size postalayacaktır. Sayın Hasip Sarıgöz’ün beyin ürünü göz nuru bu güzel eserini okumakla çok şey öğreneceksiniz.

Hasip Sarıgöz
GSM: 0532 685 97 94
Ögeyi Oylayın
(19 oy)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar  

#3 MEHMET ALİ KILINÇ 30-09-2012 23:54
Sayın Hüseyin Şeker Kardeşim. Haklısınız. Notlarımı kontrol ettim, doğrusu benim aldığım notlarda da sizin belirttiğiniz gibi "Dombıram". Sadece yazarken ben yazım hatası yapmışım. Sanırım bizim tambura ile aynı kökenden bir saz. Teşekkürler.
Alıntı
#2 hüseyin şeker 30-09-2012 21:48
Sayın büyüğüm değerli meslektaşımızın bu güzel eserinden bizleri haberdar ettiğiniz ve yukarıda yer alan enfes yazıyı bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım.Kitap okumayı ve tarihi çok seven bir kardeşiniz olarak Sn.HASİP SARIGÖZ'ün göz nuru emeğini bir an önce temin edip okumak için sabırsızlanıyorum.

Bu vesile ile affınıza sığınarak mesajınızda belirttiğiniz bir husus hakkında haddim olmayarak küçük bir düzeltme yapmak istiyorum. İnternette rastladığınız ve Orta Asya ülkelerinden birine ait olduğunu söylediğinz eserin doğrusu “Bombıram“ değil "DOMBIRA" olacaktı. Dombıra bahsettiğinz halk ezgisinin adı olmakla birlikte türküde bahsedildiği gibi aslında müzik aletinin de adıdır.Dombıra "KOPUZ" gibi telli Türk müzik aletlerinin atası sayılmaktadır.Günümüzde özellikle Kazakistan'da evlerin duvarlarını süsler.Ben bu tarihi çalgımızı Edirne'de Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesinde görme şansım olmuştu. Malumunuz Osmanlı akıl hastalıklarını müzikle tedavi ederdi. Dombıra da burada kullanılan müzik aletlerinden biri olarak yakın tarihimize kadar önemini korumuştur.

Affınıza sığınarak böylesi bir düzeltme yapmayı ve yazınızı okuyan meslektaşlarımıza kısa bir bilgi arz etmeyi uygun gördüm.Sonsuz saygılarımla esenlikler dilerim.
Alıntı
#1 Ersen Gürpınar 30-09-2012 10:53
Değerli kardeşim, Ben Milliyet Blog'ta mesleğimizle ilgili yazılar yazarken adeta rakipsizdim okunma oranlarını görünce ben neymişim be abi havalarına girdim :-) ardından sitede kendi kendimi başyazar yaptım baş yazar olunca yazara gerek vardı sizler yazmaya başladınız kendim ettim kendim buldum papucum dama atıldı. Sevgili kardeşimiz Sami Başkaya'nın PRANGALI DÜŞLER kitabına yaptığınız değerlendirmeyi okuyunca belirttiğim gibi sizi kıskandığımı belirttim iyi ki varsınız, ben kıskançlıktan çatlasam da assubaylar sizleri tanıdı paylaşımlarınızı zevkle,ibretle izliyor yararlanıyorlar. Bu yazınız da her zamanki sürükleyici şeker tadında sağ ol,var ol.
Assubaylar hayatın her yerinde tüm engellemelere, ön yargılara rağmen yazarları, ressamları, sporcuları, mühendisleri,iş adamları,bürokratları ile biz de varız diyorlar, eserleri yolumuzu aydınlatan birer meşale, o meşalelerin aydınlattığı yolumuzda biz hak ettiğimiz yere ulaşıncaya kadar kararlılıkla yürüyeceğiz.
Sn.Hasip SARIGÖZ kardeşimizi bu enfes eserini bizlere kazandırdığı için bir kez daha eline,yüreğine ,aklına sağlık diyerek kutluyorum.
Alıntı
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği; sağlık, başarı ve mutluluk dolu nice yıllar diliyoruz. SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ YÖNETİMİ
Cumartesi, 31 Aralık 2022
Turan
Bu temad başkanı bu güne kadar bol gezi yaptı ve bol bol fotoğraf çektirdi, iktidarın verdiği haklarına kendi almış gibi lanse etmeye çalıştı.bu ek gösterge verilirken 3600 den emekli olan astsubaylara neden 5400 ü istemedi.eylül ekim gibi tazminatları alıyoruz dedi yıl bitti.eğer seçimden öncede alamazsak bir 5 yıl daha bekleriz.gerçi iktidar partisine astsubayları gör...
Perşembe, 22 Aralık 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin, adaletin, huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Perşembe, 24 Kasım 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ