Hüseyin SAVCI

Başkanın konuşmasına kaldığımız yerden devam edelim.

Bir önceki yazıda YOUTUBE’da yer alan TEMAD GENEL BAŞKANI’nın konuşmasının bir kısmına yer verilmişti. Konuşmayı izlediğimde “YOK ARTIK” dedim. Sizin de aynı şeyi söylememeniz için aşağıdaki linkten izleyin, başkasına değil, gözünüzle görüp kulağınızla duyduğunuza inanın. İzleyince yok artık mı dersiniz, başka bir şey mi dersiniz siz karar verin.

https://m.youtube.com/.watch?feature=share&v=WKloRWt88xw

Ramazan Başkanım konuşmalarım sıktı, anladım, tatlıyı fazla yedin. Şimdi derneğimizin yaklaşık iki yıllık faaliyeti ile ilgili sizlere verilen 2018-2019 bir faaliyet bülteni var. Tabi bu bülten, aslında sizlere yetiştirebilmek için biraz hızlı çabaladık hızlı hareket edildiği için eksiklerimiz olabilir. Ama Mücadelede sadece bu konu ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Basıma hazırlayan gönüllülük ruhudur içinde bir hata yapmışlar. Bir tane siyasi partinin temsilcisinin yanına orda amblemi konulmuş. Bakın, akşam saat yedi civarı elime geçti, saat 23, karıştırdığımda ilk gördüğümüzde şu an Gölbaşında ikamet ediyorum, eşimle çıktık şurda görülen 10 koli paketi yükledik arabaya, sizlere bunu yetiştirebilmek o hatalı sayfayı tek tek çıkararak, sabaha kadar uyumadan 400 tanesini yetiştirdik. Ben birkaç saat kestirmeye çalıştım, ama o hiç uyumadı. İşte bu derneği ayakta tutan, hani 1970-75 ler ruhu işte bu gönüllülük ruhudur. eğer bu mücadele bu inanç olmamış olsun ayakta duramaz. Bu derneğin gayrımenkulleri yok, milyonları yok, bu dernekte sadece gönüllüler var.

Ramazan Başkan’ın tatlıyı fazla kaçırıp, Başkanın muhteşem konuşmasından sıkılması hiç hoş olmamış, sizi bilmem ama ben ciddi anlamda kınadım.

Gelelim şu parti amblemi meselesine…

Bu resim daha önce yayınlanmış olan bir TEMAD dergisinden alınmış olabilir mi?

Yırtılan sayfayı, yırtıldığı için hiç birimiz görmedik, ama TEMAD Dergisinin sayfasındaki resmi gördük ve çoğunlukla tepki gördü. Ben fesat olabilirim ama sizin aklınıza da bu sayfa yırtma olayı biraz günah çıkartma gibi gelmiyor mu?

Hanımefendinin emeklerine saygı duyuyor, onu tümüyle bu yazıdan hariç tutuyorum.

Başkan sormak istiyorum, dergi saat 7 gibi eline geçiyor, ne hikmetse 23'te bakıp hatayı görüyorsun. Yani tam 4 saat sonra, İlginç!

Başkan dergi sayfası yırtmayı 70-75 ruhu ile kıyaslamışsın ya, bir kere daha “pes” dedim.

Değerlerimizi bu kadar basite indirgeme Başkan, o muhteşem mücadeleye gölge düşürme, lütfen!

O insanlar çoluk çocuğunun rızkından, ekmeğinden oldu, hapislerde yattı, aşağılandı, damgalandı, fişlendi, mesleğe dönebilen şanslılar devre kaybetti, meslektaşlarımızın maalesef birçoğu tarafından kaderlerine terk edildi, dışlandı!

Keşke her şey sayfa yırtmak kadar kolay olsaydı.

Başkan, senin de bahsettiğin gibi bu dernek kolaylıkla buralara gelmedi, seksen yaşında bastonuna dayanarak daha yılın ilk haftasında derneğe gelip aidatını ödeyenlerin sayesinde ayakta duruyor.

O nedenle hiç kimsenin ama hiç kimsenin, ego tatmini için şube başkanı ihraç edenlerin, derneği siyasi amaçlarına basamak yapanların, derneği (parti ayrımı yapmaksızın) bir partiye yamamaya çalışanların, toplumun devasa sorunlarına sessiz kalıp, sesini çıkaranları hainlikle suçlayacak kadar koltuk korkusu içinde olanların çiftliği olamaz.

Maalesef ama maalesef bu toplum seni, sen de o makamı hak etmiyorsun.

Hayal kırıklığısın.

Bizde adettendir.

Politik şahsiyetler absürd, amacını aşan, saçma sapan konuşmalar yapar, kamuoyunda tepki toplayınca konuşmalarının cımbızlandığını, çarpıtıldığını iddia ederler. O nedenle önce lütfen aşağıdaki linki tıklayıp, sesli ve görüntülü olarak TEMAD GENEL BAŞKANI’nın konuşmasını izleyin, sonra da aşağıdaki söz konusu konuşmanın metne dönüştürülmüş halini okuyun. Sonra devam edelim.

https://m.youtube.com/.watch?feature=share&v=WKloRWt88xw

Artık toplum bizleri örnek alıyor. Toplumun gideceği yöne bizler yön veriyoruz. Şimdi özellikle birkaç gündür birkaç haftadır, kamuoyunda ve özellikle medyada bir kısım arkadaşlarımız basın açıklaması yapıyor. Bunların bir kısmı dernek sistemimizden dışarıya çıkmış, ötelenmişte diyebiliriz, kendi suç işlemiş te diyebiliriz, ona girmiyoruz, ama bir kısmı aynı zihniyette, şimdi bunun dışında da şahsi görüşüm şahsi değerlendirmem, ya bu toplum ne oluyor diye genel başkan olarak kafamda bir toparladığımda, evet bize verilen sözler zamanında yerine getirilmediği için, bir kısım üyelerimiz doğal olarak tepki gösteriyorlar Ama bizler bu derneğin temsilcileri olarak şuna dikkat etemiz gerekir; o gönüllü sahaya çıkan meslektaşlarımızın dışında fakat, bu derneğin geleceği ile ilgili güç yapısı ile ilgili farklı hesaplar içinde olanlar var. Bunlar dün olduğu gibi bu günde var yarın da olur. Eksik olmaz. Çünkü bu cumhuriyet kurulurken İngiliz ajanlarına ihanet eden içimizden bu topraklarda yaşayan birçok hain çıktı. Zamanı geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk onların tek tek kellesini götürdü. işte geçmişimizi bilip yarına yol haritasını da şöyle söyleyim bu konuları çok iyi bilmemiz gerekir.

Hitabet, bir kabiliyet işidir, Allah vergisidir, ancak; toplum önüne çıkan bir Genel Başkanın hiç değilse konuşmasını önceden hazırlayıp, metne sadık kalarak okuması beklenir.

Bu konuşma tam bir felaket!.

Anlaşılabildiği kadarıyla, TEMAD Genel Başkanı çeşitli illerde yapılan basın açıklamasına iştirak eden meslektaşlarımızı üç guruba ayırıyor.

Birinci gurup verilen sözlerin tutulmamasına tepki gösterenler, neden bu haklı tepkileri sahiplenmiyorsunuz? Bu toplumu pasifize etmeniz için size de sözler mi verildi? Eğer verildiyse hiç kuşkunuz olmasın, bize verilen sözler tutulmadığı gibi o sözler de tutulmayacak.

İkinci gurup TEMAD’tan ötelenenler (her ne demekse?) suç işleyenler.

Asıl sorun üçüncü gurup!

“derneğin geleceği ile ilgili güç yapısı ile ilgili farklı hesaplar içinde olanlar var.”

Başkanın tespitine göre “Bunlar dün olduğu gibi bu gün de var yarın da olur. Eksik olmaz”

Cumhuriyet kurulurken de “İngiliz ajanlarına ihanet eden içimizden bu topraklarda yaşayan bir çok hain” çıkmış. İngiliz ajanlarına ihanetin ne demek olduğunu bilen varsa açıklasın. İngiliz ajanlarına ihanet eden neden hain olsun onu da anlamak mümkün değil... 

Ankara'da da yapılan basın açıklamasına katıldım, o açıklamada TEMAD ile ilgili tek kelime edilmedi. Ömrünü ülkesine adamış hak arama mücadelesi veren hiçbir meslektaşım “hain” değildir. Bunu söylemek hiç kimsenin hakkı da haddi de değildir.

“Zamanı geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk onların tek tek kellesini götürdü. İşte geçmişimizi bilip yarına yol haritasını da şöyle söyleyim bu konuları çok iyi bilmemiz gerekir.”

İşte çizmeden yukarı çıkılan yer asıl burası.

Meslektaşlarımıza “İNGİLİZ AJANI” benzetmesi yapmışsın, yetmemiş, bir de MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’e kelle götürtüyorsun.

Mustafa Kemal o zor dönemlerde bu günkünden çok daha adil bir hukuk sistemi kurmuş, Danıştay, Sayıştay o dönemlerde kurulmuş, bağımsız mahkemeler varsa suç, gereğini yapmıştır.

Ayıptır, yazıktır Başkan. Atatürk kimsenin kellesini götürmemiştir.

O video kim tarafından konulmuşsa, kaldırılmalı, herkes okuyor, dinliyor, çirkin, yakışıksız.

Başkan, özellikle “sayın” demedim, çünkü saygıyı hak etmiyorsun.

Söylenecek çok fazlası var, ama önce edebim müsaade etmiyor, sonra da ne olursan ol, meslektaşız.

Birkaç kelime de katılımcılara söylemek isterim,

Bir çok şube başkanı ihraç edildi, özellikle siz, o başkanların yerine gelenler, o başkanlar suçlu muydu, hak etmiş miydi atılmayı?

Hak etmemişse neden çıkıp savunmadınız?

Neden meslektaşlarımıza ihanet yakıştırması yapılırken, Atatürk’e kelle koparttırılırken sustunuz?

Kravatlarınız hayırlı olsun.

Güle güle kullanın... 

EN KÖTÜSÜ

Ocak 05, 2020

Anamızın adı Devlet,

Devlet Ananın üç çocuğuyuz, soğuk demir işi yaparız.

İşimiz zor, demir çubukları eğip büker, kaynak yapar, ölçer biçer, keseriz. Bildiğiniz demir çubuklar sanat eserine dönüşür, pencere olur, kapı olur, kim ne isterse o olur. Kimi zaman şehrin dar sokaklarında, kimi zaman kuş uçmaz kervan geçmez dağ köylerinde iş yaparız. Kimsenin gitmediği yaylalarda, mezralarda çalışırız. Soğukta ellerimiz donar demirlere yapışır, hazırlıksız gittiğimiz olur, aç kalırız. Kamyonetimiz bozulur, birileri geçsin diye saatlerce yolda bekleriz.

Üç kardeşiz demiştim. Ben ortanca kardeşim, dışarı işlerini, alım satım işlerini, imalat işlerini ben yaparım, hem zihnen hem bedenen çalışırım. Gidip demiri kamyonete yükler, kamyoneti kullanırım. Demiri küçük kardeşimle indiririz, istif ederiz. Bu arada ağabeyim üst katta konforlu klimalı odasından talimat verir;

“- Birazını da şu tarafa istifleyin”

“- Şuradaki aletleri kaldırın, geçecek yer olsun”

“-Falancanın işi bitti mi, halledin, oyalanmayın”

“-Kaynağı düzgün yapın, çapaklı olmasın, düzgün dursun”

Eline kaynak makinası değmemiştir ama bize kaynak yapma konusunda ders vermeye kalkar. Maksat varlığını, konforunu sürdürmek, “ben olmasam bu işler olmaz” demeye getirmektir.

Müşteri ile ben muhatap olurum, gidip ölçü alır, ölçüye göre çizim yapar, çizime göre demiri keserim. İşim hata götürmez. Ölçüde beş santimlik hata, yaptığınız pencerenin boşa gitmesi, demirin ve emeğin zayi olması demektir. Küçük kardeşim kaynak yapar, yetişmediği yerde ben el atarım. İşi teslim edene kadar hep risktir.

En ufak bir hatada ağabeyim beni suçlar, yaptığım onca işe karşı yaptığım küçük hata için bedel öderim. Ay başında paylaşacağımız paradan keseceğini söyler, keser de! Küçük kardeşime şirin görünmeye çalışır, ufak tefek isteklerini karşılar, bana karşı kışkırtır. O hep iyi polisi oynar, kötü polis ben olurum.

Ağabeyim gücünü Anamızdan, Devlet Ana’dan alır. Anamız hepimizin anası ama her nedense ona koşulsuz destek, hep destek, tam destek verir. Ay sonu olunca oturur, karı zararı hesap ederiz.

Önce ağabeyimin ihtiyaçlarını karşılar Devlet Anamız, kalanı beşe böler, üçü ağabeyime, biri bana, artık o gün canı ne istediyse birkaç kuruş da küçük kardeşime verir.

Bu hep böyle sürer gider… Anadır, vaz geçemezsin. Oysa dükkanın yürümesi için hepimize ihtiyaç vardır, adil olması gereken, bizi doğuran anamız asla adil olmaz. Kesinlikle anamızla ağabeyimizin önceden aralarında anlaştıklarını düşünürüm. Düşünmek değil, eminim.

Anamız bizim zaman zaman haklı isyanlarımızı bastırmak için sözler verir, ama asla o sözler tutulmaz. Tutulmayacağını biliriz, hem de çok iyi biliriz de, “anadır belki vicdanı sızlar da, bu sefer sözünü tutar” diye umut ederiz ama sonuç değişmez.

Sürekli haksızlık, sürekli haklı iken haksız duruma düşmek, sürekli maçı kazanıp mağlup ilan edilmek nefrete dönüşüyor. Kardeşiniz de olsa kızıyorsunuz.

Her şeye rağmen sürdürüyorsunuz bu hayatı. Ana diyorsunuz, baba ocağı diyorsunuz, kardeş diyorsunuz, sizden ekmek bekleyen bir aile, korunması gereken bir aile onuru var!

Varlığı birbirine endeksli, biri olmadan diğerinin olmayacağı, ancak birlikte ve adaletli bir anlayışla yürütülmesi gereken işimizde, sürekli haksızlıktan doğan kardeşler arasındaki nefret sanırım en kötüsü!

Bu arada …

Anamız, Devlet Ana, bu memleketi koruyan, her meslek emeğini ortaya koysa da askerler memleket için hem emeğini hem canını ortaya koyduğu, askerleri çok sevdiği için- ya da bize hep öyle söyler- isimlerimizi,

Ağabeyimizin adını SUBAY,

Benim adımı ASTSUBAY,

Küçük kardeşimin adını UZMAN koymuştur.

Ah Devlet Ana Ah!

Yakıştı mı sana bu adaletsizlik, yakıştı mı aramıza senin ellerinle ektiğin bu nefret tohumları?

 

SON GÜN

Ocak 02, 2020

Nisan ayının ilk günleri

Antalya semalarından bulutlar geçiyor, hafif bir rüzgar var, ağaçlar çiçek dönemini geride bırakmış, yapraklar açıyor. Havada tatlı bir sıcaklık, güneş hafif dokunsa da gölgeler hala serin.

Antalya’nın en güzel zamanı.

Her taraftan portakal çiçeklerinin kokusu geliyor.

Arılar, kelebekler, kuşlar tatlı bir telaş içinde. Kalın giysiler atılmış, daha hafif giysiler, gençlerde kısa kollular, arada bir şort giyenler.

Açıkça kışa bir meydan okuyuş var; bahar geldi.

Sabah erken uyanmıştı, eşi her zaman ondan erken uyanır. Mutfaktan sesler geliyor, çay kokusu yemek kokularına karışıyor. Eşinin arkadaşları gelecek anlaşılan, evden uzaklaşmak gerek

“Günaydın,”

“Günaydınnnnn”

Eşinin omzuna hafifçe sarıldı.

“…”

“Bende bu gün biraz dışarı çıkayım, hava güzel, yürürüm biraz derneğe uğrarım”

Tahmini doğruydu, kahvaltıdan sonra hafif bir hırka giyip çıkarken eşi şapkasını yetiştirdi,

“Başına güneş geçmesin”

Güllük Caddesinden denize doğru ağır adımlarla ilerliyordu, herkes telaşlı, herkes aceleci, daha sarı ışık yanar yanmaz kornaya basan şoförler, birbirine çarparak yürüyen gençler, kaldırımlar kalabalık. TEMAD’ın önünden, Orduevinin önünden, Mehmetçik çay bahçesinin önünden, Yivli Minarenin yanından Işıklar Caddesine vardı. Evden çıkalı on dakika bile olmamıştı ama terlemişti. Son aylarda terleme ve nefes almada sıkıntı başlamıştı. Kimseye söylemiyordu, söylese eşi, özellikle de gelin doktor doktor gezdirecek, tahlil, iğne canından bezdireceklerdi. Neyse ki oğlan vurdumduymazdı. Gerçi her konuda vurdumduymazdı ya neyse. Işıklar Caddesinden Karaoğlanoğlu Parkına yöneldi, denize doğru yürüdü, denize karşı bir banka oturdu.

Deniz mavi ve berraktı sanki kristal serpiştirilmiş gibi güneş ışıkları ile oynaşıyor, martılar keyifli uçuyor, arada bir geçen geç kalmış balıkçı motorunun patpatları sessizliği bozuyor, sonra yerini sessizliğe bırakıyordu.

Bir de uzaktan gelen, belli belirsiz duyulan müzik, genç ve yanık sesli bir erkek türkü söylüyor, nakaratlarda bir bayan eşlik ediyordu.

Yorgunum sevdadan dertten yorgunum,

Çekip bu ellerden gidesim gelir,

Sana değil, ben hayata dargınım,

Uzanıp dizine ölesim gelir!

O iş öyle olmuyor diye düşündü.

Emekli olunca rahat edeceğini düşünüyordu, Antalya’ya, yerleşmek en büyü hayaliydi, olmuştu, emekli maaşı ile kıt kanaat geçiniyordu eşi tutumlu, becerikliydi. Evlendiklerinden beri evi zaten eşi çekip çevirir, hep şükreder, hiç şikâyet etmezdi. Son derece temiz, titizdi, belki biraz fazla titiz.

Meslek hayatı boyunca çok çekmiş nöbetler, angaryalar, kaprisler, hapisler, tayinler… Devrelerinden neredeyse iki kat fazla tayin görmüştü, dik başlı bilinirdi, aslında öyle değildi. Haksızlığa dayanamaz, karşı çıkınca da dik başlı olurdu. Mesleğini çok iyi bilir, çalışmaktan kaçmaz ama haksızlık kime yapılırsa yapılsın karşı çıkar, dik dururdu.

Oğlunu evlendirmiş, biri kız biri oğlan iki torunu olmuştu, gelini eşine benziyordu, becerikli, insancıl, tutumlu, temiz. Oğlu her nedense sorumsuz, hiçbir işte dikiş tutturamayan, bencildi. Çok kızıyordu, eşi ise asla oğluna toz kondurmaz, ne yaparsa yapsın hep haklı bulurdu. Eşiyle anlaşamadıkları ve en çok tartıştıkları konuydu bu.

Oğlu arkadaşı ile açtığı telefon satış ve servis işini batırıp, borçlanınca Antalya’yı terk ediyor, iki torun ve gelinin sorumluluğu üzerine kalıyordu. Oğlunun hayatında başka bir kadın olduğunu öğrenmiş, kızgınlığı bir kat daha artmış, ama kimseyle paylaşmamıştı. Torunlarına ve gelinine kol kanat germiş, kimseye muhtaç etmemişti. O nedenle gelini onu bir baba gibi görüyor, çok değer veriyordu. Eşinin memlekette babadan kalma evi satılarak oğlunu borcu ödenmiş, oğlu 11 ay sonra Antalya’ya dönebilmişti.

Evde, belki de evliliklerinin en büyük kavgası o gün yaşanmış, eşi hiçbir şey olmamış gibi oğlunu sahiplenince hem oğluna hem de eşine çok ağır sözler etmiş, ilk kalp krizini o gün geçirmiş, Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde ikinci günün sonunda gözlerini açabilmişti .

Bir daha evde o günden bahsedilmemiş, eşi ve özellikle de gelini üzerine titrer olmuştu.

Olayları hatırlamak onu yine sinirlendirmiş, göğsünün sıkışması, ter artmıştı.

Bir an sanki yüzüne gün ışığı vurmuş gibi oldu, terden sırılsıklamdı, deniz tarafından sanki buz gibi bir rüzgar eser gibi oldu, başının üzerinden çok alçaktan bir martı geçti, ya da öyle zannetti.

Başı sağ tarafa düştü ve öylece kaldı.

 

13 YIL!

İnsan hayatında 13 yıl oldukça uzun bir zaman!

Türkiye’de 13 yıl hayatiyetini sürdürebilen şirket sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.

Emekliassubaylar.org sitesinde yazmaya başlayalı 13 yıl dolmuş, gururla belirtmeliyim ki bu sitede ilk yazanlardanım.

Şöyle geriye dönüp baktığımda çok şey hatırladım.

Sosyal medya yok gibiydi, TEMAD’ın sitesi vardı, yazdıklarınız sansürlenirdi, zülfü yâre dokunacak yazılar çöpe giderdi, sensin TEMAD, en iyisin TEMAD, iyi ki varsın TEMAD demeyen yazılar yayınlanmazdı.

Bir site kurma fikri doğmuştu aramızda, astsubayın özgür sesi olacaktı, oldu da, eksiklerine, yanlışlarına rağmen hedefine vardı da, 13 yıldır halen okunuyor olması bunun kanıtı değil midir?

Ersen Gürpınar ağabeyim, müthiş bir birikime ve arşive sahip Halil Ergenli arkadaşım, Ahmet ÇAM büyüğüm, Orhan Kaya kardeşim, her yazısını büyük zevkle okuduğum, kalemine hayran olduğum değerli ağabeyim rahmetli Mehmet Ali KILINÇ, rahmetli Ahmet SÖZEN ağabey ve adını hatırlayamadıklarım beni bağışlasınlar, bir çok astsubay sevdalısı.

Bir kişiye ayrı paragraf açmam gerek. Sevgili kardeşim Semih KOÇ, onca sağlık sorununa rağmen, bir kez bile şikayet etmeden, gece-gündüz geri planda siteyi ayakta tutmak için, hiçbir çıkar beklemeden çaba gösteren kocaman yürekli kardeşimi bir kere daha sevgi ve minnetle anıyorum.

Neden yazıyordum, neler yazıyordum?

Gözlemlerimi paylaşıyordum her şeyden önce… Dört çocuğu yetim bırakıp 3/3 nden emekli meslektaşımın eşi geçinemediği için en küçük çocuğunu, kızını güveneceği bir aileye evlatlık vermek istiyordu.

Yazmalıydım.

Bir gece yarısı -10 derecede donmamak için sığındığım bir taksi durağında taksi beklerken, durakta değnekçilik yapan kişinin emekli astsubay olduğunu öğreniyorum. Taksi sürücüleri telsizden “başçavuş” diye anons ediyordu.

“Başçavuş, durakta araba var mı?”

“Başçavuş, durakta müşteri var mı, on dakikaya duraktayım”

Her anonstan sonra telsizi kapatınca istisnasız küfür ediyor. Derme çatma bir kulübecikte bir elektrik sobası ile ısınmaya çalışıyor. Ben de emekli astsubayım diyemedim.

Bir meslektaşım, arkadaşım yaz günü yürüyerek kuryelik yapıyor, susuzluktan böbrekleri iflas ediyor, hastanede ziyaret ediyorum.

Yazmalıydım…

“Neden” diyorum.

Yüzüme kızgın bakıyor, “iki çocuk üniversitede, ne yapsaydım” diyor!

Ben şanslıydım, yurt dışı daimi görevde bulunmuştum, emeklilikten sonra oldukça iyi işlerde çalışmıştım.

Ama ne yazık ki benim kadar şanslı değildi çoğu meslektaşım. Kendim için değil, meslektaşlarım için yazmalıydım.

Yazdık.

Bir katkımız olduysa ne mutlu!

Emin olduğum bir şey var, elimizden geleni yaptık, vicdanım rahat.

Bu mazlum toplum için taş üstüne taş koyan herkese saygıyla!

Nice 13 yıllara.

 

Hoşçakal bir kelimelik bir temenni…

Ama arkasında neredeyse bir ömrün hikayesi var. İlmek ilmek örülmüş emeklerin, umutların, çabaların, hayallerin, hayal kırıklıklarının hikayesi.

Yaklaşık 15 yıl önce kesişti yollarımız, sosyal medya henüz yok, TEMAD’ın sitesinde ara sıra yazılar yazıyorum.

Kimi yazılarım sansürleniyor.

Yeni bir web sitesi kurulması fikri doğuyor, Kanada’da yaşayan soyadı Cengiz (özür diliyorum adını hatırlayamadım) olan bir arkadaş maddi katkı sağlıyor, adını her zaman minnet ve saygıyla andığım, meslektaşım, kardeşim Semih Koç teknik destek sağlıyor inanılmaz bir özveri ile gece gündüz demeden uğraşıyor, Ersen Abi, Halil ERGENLİ, Mehmet Emin ATILGAN, Hikmet Bolat ve adını anımsayamadığım dostlar bağışlasınlar emek veriyor, yeni ve özgür bir site kuruluyor. . .

Astsubayların ilk ÖZGÜR SESİ, Emekliassubaylar.org faaliyete geçiyor.

Bu site astsubayların tarihinde bir İLK.

TEMAD Yönetimi çok bozuluyor, çünkü genel geçer ahlak ilkeleri dışında sansür yok.

Site öncülüğünde ilk kez sorunlarımızla ilgili bir ulusal gazetede yarım sayfa ilan veriliyor.

Genelkurmay rahatsız, ne acıdır ki, dönemin TEMAD Yönetimi de rahatsız için “onlar bizden değil, bir muhalif gurup” deniliyor bizim için.

Ne zaman pes etsem, Ersen Abinin çabalarını, ilerleyen yaşına, ciddi sağlık sorunlarına rağmen nasıl uğraştığını görünce yeniden devam diyorum.

Hiçbir zaman bu uğurda emek vermekten yorulup pes etmedim.

TEMAD Yönetimini eleştiren bir yazı yazıyorum, bir meslektaşım kendisinin adı bile geçmemesine rağmen, hiç alakasız bir şekilde beni tehdit ediyor, muvazzafları zor zapt ediyoruz diyor. Meslektaşıma yakışır bir cevap olmasına rağmen kendime yakıştıramadığım bir ifade kullanıyorum ve tüm camiadan elimi ayağımı çekiyorum. Söz konusu meslektaşım savunduğu yönetim tarafından dernekten ihraç ediliyor.

Ersen Abi ile ailecek dostluğumuz hep devam ediyor, yaşadığımız sürece inşallah devam edecek.

Sitede ileride astsubaylarla ilgili araştırma yapacaklar için çok fazla bilgi var. Umarım bayrağı devir alanlar daha yükseklere taşır.

Ersen Abime veda için erken diyemiyorum.

ASTSUBAY TOPLUMU ADINA TEŞEKKÜRLER DİYORUM, TÜM ÇABALARI İÇİN!

 

TEMAD GN.BAŞKANI'NA

Ağustos 18, 2015

Sayın Ahmet KESER

TEMAD Genel Başkanlığı ANKARA

 

Sayın Başkan,

Yola birlikte çıktık, umutlarımız vardı geleceğe dair, hayallerimiz vardı.

Başarılarınızdan gurur duydum, sonuç alınamayan çabalara üzüldüm.

Ancak; bazı şeyleri anlamakta ben de zorlanıyorum, toplumumuzda.

Sizden önceki dönemde yaşananların hepimiz tanığıydık, hatırlayalım;

TEMAD tepkisizdi,

Eylemleri saman aleviydi.

Toplumu bölmüşlerdi, bizden olanlar ve bizden olmayanlar vardı.

En çok eleştirdiğimiz de Mahmut ERDEM olayıydı, en çok onun üzerinde durduk.

 

Şu anda durum nedir Sayın Başkan?

Toplumla ilişki kesilmiş, bazı şubelerin Başkanları dahi size ulaşamıyor, taleplerine cevap alamıyor!

Kurulan web sayfalarında çok yakınlarınız birden fazla isimle yazılar yazıyor.

Demokratik olgunluk ve sabır geçmişin de gerisinde!

Bir ekip oluşmuş, en ufak bir eleştiride saldırıya geçiyor, ölçü yok, izan yok!

Benim tanıdığım bir Ahmet KESER vardı, idealist, mantıklı, ölçülü, hedefleri, planları olan!

Büyüğünü küçüğünü bilen,

Geçmişte neden şikayetçiysek şimdi fazlasını yaşıyoruz.

Mahmut ERDEM bir taneydi, şimdi onlarca!

Kanımız akıyor,

Ekonomi ortada!

Ortada olmayan sadece TEMAD!

 

Sormak istiyorum; benim tanıdığım Ahmet KESER ile Sn.TEMAD Genel Başkanı Ahmet KESER aynı kişi mi?

Ben mi geçmişi yanlış hatırlıyorum, yoksa siz Sayın Başkan, siz mi bu kadar değiştiniz?

Saygılarımla...

Ayaküstü üretilen, ülke ve dünya gerçeklerinden uzak, tek kişinin hırsına, kinlerine, yaşadığı gel-gitlere dayalı iç ve dış politikaların kaçınılmaz sonucudur bu gün yaşananlar.

Ülkenin her tarafından yine polis-asker şehit haberleri geliyorsa, bilin ki bu hayalci, her şeyini kumar masasına  süren müflis kumarbaz çaresizliğinin sonucudur.

Her zaman olduğu gibi ceremesini sıvasız, boyasız evlerin çocukları çeker. 

Şehit haberlerini duydukça, gördükçe, okudukça yine sıvasız, kerpiç duvarlı bir eve ateş düştü diyorum.

Anlı şanlı kolejlerde, özel okullarda, dershanelerde, özel ders alarak üniversite sınavına girenlerle, sene boyunca derslerinin yarısı boş geçmiş Anadolu boz kırının sıvasız evlerinin çocukları “fırsat eşitliği” adı altında aynı sınava girer. Fırsat eşitliği sadece sınava girmededir. Birinci gurup üniversitelere girerken, sıvasız evlerin çocuklarına assubaylık-polislik kalır.

Şehit cenaze evlerine bakın, hepsi ama hepsi istisnasız sıvasız evlerin çocuklarıdır. Anneler feryat ederken babalar tevekkül içinde “vatan sağ olsun!” der. 

Sınırda, açılım adı altında şımartılmış, her türlü kalleşliği, insanlık dışı eylemi içine sindirebilen, insanlıktan nasibini almamış,   besleme örgüt mensupları assubayları, ana kuzusu zorunlu askerleri, erkekçe vuruşarak da değil, kahpe pusularda şehit eder. Şehirde ise neye inandığı  belli olmayan, yüzleri maskeli, elleri molotoflu taşeron örgütler polis katleder.

Mesai saati belli olmayan assubay, günde en az 12 saat eli havai fişekli, Molotoflu örgüt üyesi kovalayan polis, açlık sınırının altında maaş alır, emekli olunca hepten unutulur.

Bir lokma ekmek uğruna… Eve ekmek, çocuğa ayakkabı, sıvasız evdeki babaya üç kuruş destek için ömür harcanır, can verilir.

Diğer tarafta iki oğlunu da askerlikten kaçıran devletin tepesindekileri vardır bu ülkenin.

İki yıl milletvekilliği yapıp emekli olan ve açıkça “sırtımızı KCK’ya, PKK’ya dayıyoruz, bunu açıkça söylüyoruz” diyen, diyebilen milletvekillerine (!) maaş öder benim devletim.

Ve sıvasız evlerin çocukları, onları korur.

Onlar binbir odalı saraylarında lüks içinde uyusunlar, çocukları milyoncukları ile oynasınlar diye can verir, sınırlarda, karakollarda ölür sıvasız evlerin çocukları.

Yapılan politik hataların, yapılan seçim hesaplarının, şark kurnazlıklarının, dış politika cehaletinin bedelini de öder sıvasız evlerin çocukları!

Kim, ne zaman, nasıl dur diyecektir bu haksızlığa?

Bu ülke insanı yoksulluğun ve yolsuzluğun kader olmadığını ne zaman anlayacaktır?

Sahi ne zaman?

Son zamanlarda STATÜ Konusuna fena takmış durumdayım.

Sözlük anlamına bakıyorum, değişik sözlüklerde üç aşağı beş yukarı aynı tanım var, ancak; bize biçilen “STATÜ” biraz farklı.

Statü kelimesinin sözlük karşılığı şöyle;

Kökeni Fransızca’ daki "statut" kelimesidir.

  1. Bir şirketin ana kuruluş sözleşmesi, tüzük.
  2. Toplum içinde bir kimsenin durumu, kazandığı saygınlık.
  3. Bir kimsenin çalıştığı kurumdaki idari hiyerarşi içindeki yeri, kadro durumu, yetki ve sorumluluk derecesi.

Astsubaylar için yukarıda belirtilen STATÜ kelimesinden çok farklı bir uygulama çıkıyor ortaya…

Statü değil, sanki kader, alın yazısı… Statü değil, devletlu padişahın kölelik fermanı… Statü değil de derebeylik dönemlerinin kast sistemi…

Her talebin karşısına statü dikiliyor, statü öyle bir şey ki, yasaların, anayasanın, evrensel insan hakları beyannamesinin üzerinde bir güç.

Ben üniversite bitirdim, anayasanın eşitlik ilkesine göre üniversite bitiren herkesin yararlandığı haklardan yararlanmalıyım… Statü diyor ki “OLMAZ” çünkü senin statün astsubay! Ama insanım ben, anayasa, eşitlik falan, filan… Geç bunları, bak kitap ne yazıyor? Statü bu boru mu? Sen astsubaysın, ordinaryüs profesör ol fark etmez… Sen astsubaysın, unutma!

Peki, bu statü bana Allah’ın emri mi, düzeltilemez mi?

Köle statüsünden sadece ve en azından özgür insan seviyesine yükseltilemez mi?

Elbette düzeltilir ama ağaların işine gelmez. 

Bu statü konusunda Google’da arama yaparken Genelkurmayın TEMAD ile ilgili bir bildirisine rastladım.

TEMAD’ın kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğinden söz ediyor,  “MESLEK SEÇMENİN KİŞİLERİN TERCİHİ OLDUĞU” hususunda inceden laf sokuyordu.

Ben de diyorum ki, gel anlaşalım; ben 1973 yılında assubay okuluna girdim. O zaman Kıdemli Başçavuşun özlük hakları yarbay seviyesindeydi, geçen 42 yılda dünyanın ve ülkemin sosyal refah artışlarından da vazgeçtim, beni 1973 yılındaki statüme getir! Ama sen beni ittire ittire üsteğmen seviyesine getirdin. Assubayların pilotluk yaptığı dönemlere de gitmiyorum

1997 den beri özel sektörün içindeyim. Gördüğüm şu; Türkiye’de kapitalizm değil, vahşi kapitalizm var. Tek GÜÇ, tek amaç, tek ilke, tek kanun PARA!

Patron açıktan ya da örtülü, zam isteyen çalışana ”BEĞENMİYORSAN GİT, DIŞARIDA BU MAAŞA RAZI BİR SÜRÜ AÇ VAR” der. Bizim ağalar da aynı mantık ve söylemde!

Bu güne kadar astsubaylarla ilgili o kadar çok mızrak bir çuvala sığdırılmış ki, değişen dünya şartlarında artık mızraklar çuvalı yırtmaya başladı. TEMAD’ın organize ettiği MOBBİNG konulu seminerde ilk kez izlediğim Avukat Erkan AKKUŞ, gururla, gıptayla belirtmeliyim ki, mızrakların çuvalı yırttığı yerlere parmağını sokup, yırtığı genişletiyor.

Bir de şu statü konusuna el atsa, yüreğime gerçekten buz gibi sular serpilecek.

Bekliyorum, umutluyum!

Bayram arifesindeyiz… Ramazan boyunca her gün izlediğimiz, peygamberimizin bir hurmayla oruç tuttuğundan bahseden milyoner hocalarımızın etkisiyle, izninizle bir bayram duası da ben den!

ALLAHIM, BU MUBAREK GÜNLER YÜZÜ HÜRMETİNE…

Astsubaylara, birlik, dirlik, huzur ver,

Allahım statülerini yükselt!

Astsubay onur-hak mücadelesinin astsubayın astsubayla didişmesi anlamına gelmediğini kalplerine işle!

Siteden siteye, facebook’tan twiter’a, instagramdan, whatsap’a şeytan taşlar gibi birbirlerini taşlamanın sorunların çözümü olmadığını fark etmelerini sağla!

Ramazan Bayramınızı en iyi dileklerimle kutluyor, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden…

ÜZÜLDÜM!

Temmuz 02, 2015

Emekli albaylarımız yoksulluk sınırında maaş alıyormuş, Sayın TESUD Başkanı öyle diyor. Bu arada lütfedip astsubayları da araya sıkıştırmış!

Üzüldüm, çünkü bu kadar zorda olduklarını bilmiyordum...

Bildiğim kadarı ile bu gün emekli albay 3.500 TL civarında maaş alıyor…

En iyi konumdaki emekli astsubay 2.200 TL alıyor…

Emekli astsubay zaten ölmüş ağlayanı yok… Muvazzaf astsubaylar ne durumda? 3.500 TL nin üzerinde çalışan astsubaylardan maaş alan var mı?

Çalışan-emekli astsubaya verilen her hakkın önüne duracak, verilmemesi için mücadele edeceksiniz, onların da insan olduğu, ekmek bekleyen bir ailesi olduğu aklınıza gelmeyecek, onları ölüme gönderirken geride kalan aileyi düşünmeyecek, açlığa mahkum olacaklarını hesap etmeyecek, onlar sanki hava-su ile yaşıyormuş gibi davranacak, her fırsatta kendinize mutlaka pay çıkaracak, sonra da bencilce ve insafsızca hala kendi durumunuzu düzeltmenin derdinde olacaksınız!

İnsaf dinin yarısıdır” diye bir ata sözümüz var, öbür yarısını bilemem ama insaf kısmı kesinlikle sizde dumura uğramış. Arıza yapmış, bencilliğiniz, özellikle her nedense astsubaya karşı insafınızı iyice köreltmiş.

Sayın TESUD Başkanı, emekli astsubayı geçelim bir an için, muvazzaf astsubayların maaş listesini edinip Allah rızası için bir baksın, kim ne kadar maaş alıyor?

Kim açlık, kim yoksulluk sınırında?

Az maaş alan kirada, çok maaş alan lojmanda!

Az maaş alan otelde, çok maaş alan orduevlerinde,

Az maaş alan on yılda bir askeri kamptan yararlanıyor, çok maaş alan her sene!

Az maaş alan %48 ile emekli oluyor, çok maaş alan % 70 ile!

Birilerinin inadı, hırsı, kini için savaş tamtamları çalıyor memlekette! Az maaş alan cephede en önde, çok maaş alan yine cephe gerisinde, yine klimalı koruganlarda!

Savaş kazanılırsa şan şeref çok maaş alanın!

Bir düşünün, siz de insansınız biz de! İnsan olarak sizin bizden farkınız, ayrıcalığınız, üstünlüğünüz ne? Ayrı ve üstün bir ırksınız diyeceğim, astsubayların da subay olmuş çocukları var, uymuyor!

Öyleyse sizi insan olarak bizden üstün kılan ne?

Hiyerarşiye itirazımız yok, olacak, olmalı! Hiyerarşi tamamen görevle ilgili bir durum!

Gerçekten birazcık olsun bu orduya, bu orduda görev alan insan unsuruna saygı duyan, değer veren egemenlerin öncelikle erattan başlaması gerekir. Sonra emeklisi, muvazzafıyla Uzman Çavuş arkadaşlar, sonra astsubaylar, sonra da elbette subay kesimi.

Orduda hep baba olduğunuz iddiasındasınızdır. Kimse kusura bakmasın, isteyen de baksın, ama ben evladı açken kendi midesini düşünen babaya adam demem!

Page 1 of 5
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.. Ailenin direği fedakar koruyucuları babaların BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN. Her baba değerlidir,yürekleri sevgi doludur ancak asker babalar farklıdır. Onlar evlatlarımızın bulunamadıkları doğumunda, hastalıklarında,en önemli günlerinde yürekleri hüzünle evlatlarının, aileleri için çarparken daima bir buruk mutluluk ve sevgi doludurlar. Tüm...
Pazar, 21 Haziran 2020
ÇİMER MİLLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINA GÖNDERDİĞİM DİLEKÇEDİR Başvuru Sayısı 2002852984 Başvuru Zamanı 17/06/2020 01:10:59 Başvuru Tipi Bilgi Edinme Başvuru Durumu Başvuru Yapıldı Başvuru Metni Deniz Kuvvetleri Komutanlığından 25 yıl 5 ay Savaş Gemilerinde görevli olarak 2/2 derece/kademesinden Emekli Astsubay Kd..Bş.Çvş. olduğumu ve ömürün son günlerin...
Çarşamba, 17 Haziran 2020
BAŞLANGIÇ DERECESİ VE VERİLEN SÖZLER Sayın Komutanlarım ve değerli meslektaşlarım size verilen sözler ve yapılanların ne bu hükümetle nede bu M.S.B. 'I İLE YAPILABİLECEK bir faaliyet olmadığı aşikardır.Lakin iş icraata gelince sırt dönen inceleme ve geliştirme devam ediyor diyerek camiayı uyutmaya çalışanlar unutmamalıdır ki ne Kadar SAF gözükse de bu ...
Pazartesi, 08 Haziran 2020
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ