×

Uyarı

JUser: :_load: 75 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

prangali-dusler-sami-baskaya

Prangalı Düşler" bir kitabın, "Sami Başkaya" da bu kitabın yazarının adıdır. Sayın Başkaya ile şahsen tanışıklığım, yüz yüze konuşmuşluğum yoktur. Yazmış olduğu bu kitabı okuyuncaya kadar da ismine aşinalığım, internet ortamında bu kitabının imza günleri bildirimleriyle sınırlıydı, o kadar.

Günümüzde bu durum bir çok değer için söz konusu; kitaplar için de. Tüm değerler tüketim maddesi haline getirildi. Bir arkadaşımdan duymuştum; kitap yazma işinde, kitabın tüketim maddesi haline getirilme işi o kadar ileri götürülmüş ki, artık yazarlar içinden gelenleri değil,  yayınevinin ısmarladığı türde kitap yazabiliyorlarmış. Yani günümüz ortamında öyle istediğin konuda bir kitap yazmak ve bu kitabı  bastırmak öyle kolay bir iş değilmiş. Her şeyden önce bu kitabın yazarını bu yönden de kutlamak gerek. Neyse kısa keselim; bunları da bildiğim halde yine de, "Prangalı Düşler"  kitabını okuduktan sonra, böyle bir çalışmanın kişisel olarak  mutlaka desteklenmesi gerektiğine inanmama rağmen, konuyu bu  köşeye taşıyıp hakkında övücü şeyler yazmamı reklam olarak gören olur mu endişesiyle  az da olsa tereddüt ettim. Ancak mesleğimizle ilgili mücadelemizde "hattı mücadele değil sathı mücadele" yapılması ilkesine çok uygun düşmesi nedeniyle,  bu kitapla ilgili duygularımı, izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim. Aşağıda yazacaklarımı sizinle paylaştıktan ve hele hele bu kitabı bir şekilde edinip sizler de okuduktan  sonra umarım bu endişemin çok  yersiz olduğu konusunda bana hak verirsiniz.

Prangalı Düşler” kitabının yazarı Sami Başkaya, içimizden biri; yani o bir emekli astsubay. Meslektaşımız Sayın Başkaya bu kitabında tamamen kendini, içimizden biri olan Astsubay Sami Başkaya'yı anlatmış. Bu site mesleğimizle ilgili mücadeleyi kendine görev edinmiş bir site ise bu kitabında yer alan satırlarda  "Bu ülkede her meslek grubunun sorunlarını gündeme alan onlarca film yapıldı . Kapıcılar Kralı'yla oturduğumuz apartmanların kapıcılarına , Çöpçüler , Bekçiler Kralı'yla o insanlara, bir dağ köyünde eğitim veren öğretmene, müthiş operasyonlar yapan polislere ait filmler yapıldı. Namuslu muhasebeciler, namuslu hırsızlar, hatta çok izlenen bir dizi ile teröristi sempatik gösteren dizi yapıldı. Astsubayı işleyen, sempatik gösteren yapılmış bir tane olsun dizi veya film yok. Ama ne olursa olsun söz verdim; bir astsubay filmi yapmadan ölürsem 'kara toprak' beni kabul etmesin.","İşte o gün karar verdim astsubaylık için 'misyonerlik' yapmaya. Yaptım ama çok da uğraşıp didindim ama etkili olmadığımı hayatımın devamında hep gördüm." diye yazan bir kişiyi nasıl görmezden gelebilir çabalarını desteklemekten kaçınabilirsiniz ki?

Şu konuda, yeri geldikçe ben de aynı şeyleri söylemişimdir. Mesleğimizin tüm bıktırıcılığına rağmen, "Görev yaptığım yıllar içinde o gururu hep taşıdım. Bu gün maddi manevi ne kadar birikimim varsa hepsini o gün giydiğim elbiseye borçlu olduğumu da hiç bir gün unutmadım" satırları da Sayın Başkaya’nın bu kitapta bu konuda yazdıklarıdır.

Sayın meslektaşım Sami Başkaya peşin peşin "Hedefimde hiç birim kurum yoktur. Çünkü kurumlar saygındır. Fakat kurumların saygın olması içinde saygısız insanlar olmasına engel değildir. İşte hedefimdekiler o saygısız  ve duyarsız insanlardır."  dedikten sonra, sözü hep şikayet ettiğimiz insanların bizleri miğferle postal arasına sıkışmış kişiler olarak gördüğü konusuna getirip bakın nasıl haykırıyor.       

"Vallahi billahi biz de sizler gibi insanız!
Sizin gibi etten kemikten yapılmışız!
Duygularımız var, hissetmediğimiz.
Acılarımız var, ortak olmadığınız.
Başarılarımız var elimizden aldığınız.
Sevdalarımız var ölümüne yaşadığımız.
İsteklerimiz var duymadığınız.
Daha çok şey var anlamadığınız."

Kısaca bu kitap bize bizi anlatıyor. Sayın yazarın kitabında anlattığı başından geçen olayların hemen hepsi, benzerleri meslektaş olarak bizlerin de başından geçmiş olan olaylar. Son zamanlarda sorunlarımızı dile getirdiğimizde malum çevreler vicdansızca, “bu sorunları bilerek astsubay olmayı seçtiniz” diyorlar ya; işte buna cevap olarak, vakti zamanında benim zarf ve pul masrafının en az olması nedeniyle astsubay hazırlama okuluna başvurduğum gibi, kitabın yazarı meslektaşımız da, İstanbul’dan Tokat’a gitmek üzere yola çıkıp, direkt Tokat’a otobüs bileti bulamadığı için  Ankara aktarmalı yolculuk yapmak zorunda kalmış ve Ankara’da geçirdiği birkaç saat astsubay okuluna başvurmasına vesile olmuş.

Bütün kuvvetlerde, astsubaylık mesleğinin en büyük kaynağı olan ve ortaokul üzerine eğitim  veren astsubay hazırlama okulları tamamen kaldırılırken, subay yetiştirilmesinde harp okullarına kaynaklık eden  askeri liselerin ise  titizlikle korunduğu bu ülkede, Sayın Başkaya astsubay yetiştirme kaynakları konusundaki bu tutumun amaçlı olduğunu vurgulayarak,  şunları yazıyor;

Şimdi bu kadar farklı kaynaktan gelen, hem de hayatının en delikanlı çağında her hareketinin doğru olduğunu düşünen insanları hizmet yaparken bir araya getirmek belki mümkün ama düşünce bazında bir araya getirmek asla mümkün değildir. Bunu yaşarken gördük. Bence bu, bilinçli olarak planlanmış bir uygulamadır. Üstelik çok da başarılı olmuştur. Yani astsubayların bir araya gelmeleri çok ince bir düzenlemeyle önlenmiştir. Ne yazık ki astsubaylar bu ince planı uzun yıllar anlayamadıklarından, kaderleri birlikte olan meslektaşlarıyla bir araya gelememişlerdir. Zihniyet birliği çok önemli bir konudur. Bizler bunu anlayamadığımızdan en başından bir zihniyet çatışması girdabına girdik ve maalesef bu girdaptan bu gün bile tam manasıyla çıkmış değiliz. Bunun bedelini  hala ödüyoruz. Korkarım ki olanları anlayamadıkça ödemeye de devam edeceğiz.

Ayrımcılık ve art niyetin bu kadarla kalmadığını, örneğin kendi zamanındaki Kara Astsubay Hazırlama Okulu’nun bulunduğu şehrin de bilinçli olarak seçildiğini  kastederek şunları yazıyor;

1966 yılında hangi gerekçeyle yapılmıştır bilmiyorum ama, Kara Astsubay Hazırlama Okulu Çankırı’ya taşınmış. Şimdi Çankırılılar alınacak ama benim anlatmak istediğim başka bir şey . Adı üstünde 'kır' be kardeşim.Daha on dört on beş yaşında babalarının ellerinden tutarak, 'Eti senin kemiği benim' anlayışıyla teslim ettiği o pırıl pırıl gençler, sosyal olarak, sınırları içinde bir tiyatrosu bile olmayan  Çankırı'da hangi olayları görüp kendi hayatlarında o yönde değişiklik yapacak?

Burada yazara bu yönde  bir ekleme de ben yapak istiyorum. Çankırı'nın kırında,  sosyal yaşama  hazır  astsubay yetiştirilmeye çalışıldığı yıllarda, İstanbul Boğazı kıyısında, Kandilli Kız Lisesi'ne komşu Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri de, İstanbul İnönü Stadyumunda,  19 mayıs  bayramı kutlama etkinliklerinde her yıl yapılan dans gösterilerine  Kandilli Kız Lisesi öğrencileriyle eşli olarak çıkıyorlardı.

Zaten bize bizi anlatan bu kitabı okuyunca siz de görecekseniz; daha okulundan mezun olup birliğine giderken bineceği otobüs yazıhanesinde, karşı kaldırımda bulunan okulun paydos töreninde istiklal marşı okunduğu sırada ayağa kalkıp esas duruşa geçmedikleri için, hiç tanımadığı insanlara gösterdiği sert tepkiyi, yiyecek çaldı diye bir anne köpeğe vicdansızca davranan asteğmen ile çalıştığı birlikte yaşadığı tatsız durumu burada  uzun uzun anlatmaya gerek yok. Anlattıklarından şunu çıkarıyorum; bu olaylar, yazarımızın sadece mesleğinde yaşadığı olumsuzluklara tepkili olabilen bir meslektaşımız değil, şahsen benim ülkemizde sayılarının çok ama çok fazla olmasını arzu ettiğim,  ülkesinin sorunlarının bilincinde aşırı  duyarlı bir yurttaş olduğunu göstermektedir. Yapmış olduğu özellikle "Ben insanım ve insani olan her şey beni ilgilendirir.(Terence)" alıntısı da bu durumu özetlemektedir.

Bir yerde insan olacak ama aşk olmayacak; mümkün mü? Bu kitapta aşk da var. Şu satırlar da "Prangalı Düşler" kitabından alınmıştır.

Onunla ilgili her şeyi muhafaza ettiğim, yani kısacası hayatımın özeti olan her şey bir kutuda saklıydı. Hayatımı içine kilitlediğim küçük kutuyu açtım, en üstte bir fotoğraf. O vermemişti, ben bir yerlerden aşırmıştım. Bu fotoğraf beni ben yapan, onu bende yaşatan, en değerli parçaydı. İlk önce onu yırttım. Kalbim sızladı. Gözleri yoktu, tekrar toparladım, birleştirdim ama bir de baktım kalbi yoktu! Olacak gibi değil! Fotoğrafı yaktım, ama bu sefer de onun gibi koktu. Anladım ki unutamam, unutmama imkan yoktu.

Meslektaşımız bir konuda, hem muhataplarına hem de meslektaşlarına karşı iddialı da.

Biraz iddialı olacak ama ben kendimi biliyorum. Öncesini anlatılanlar kadar ama TSK'ya girdiğimden emekli olduğum güne kadar geçen süredeki yaşananlar konusunda ben astsubaylığın da hafızasıyım. Çünkü ben çok iyi bir gözlemciyim, ayrıca astsubaylarla ilgili bugüne kadar ne yapıldıysa hepsi tarafımda kayıtlı. Bu konuda yüklü bir arşive sahibim. Haliyle bildiklerimi paylaşmak, yapılan haksızlığı gündeme getirip bu konuda çözüm üretmek adına kendime bir görev edindim. Bedeli ne olursa olsun astsubaylara hakları verilinceye kadar da bu mücadelemi her platformda sürdürmeye yemin ettim.

Bunları duyurmak bence hem bir görev hem de bir zevk.

Benim bildiğim, “Prangalı Düşler” kitabı, ülkemizde astsubayların bir astsubay tarafından anlatılması olarak yazılmış ilk kitap. Uzun lafın kısası, burada bu  kitabın tamamını özetleyecek halimiz yok. En iyisi bir şekilde kitabı edinip okumak. Bu kitabı buradan sizlere önermeyi, meslektaşlarımız tarafından okunmasını, okutulmasını mücadelemiz açısından bir görev sayıyorum. Yazar meslektaşımızın bir astsubay filmi yapılması konusunda söz vermiş olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.

Bu kitabı www.alparslanpazarlama.com adresi üzerinden, veya kitabın yazarıyla 0536 819 39 60 numaralı telefondan doğrudan irtibata geçip bir merhaba diyerek de isteyebilirsiniz.
nuran-muldur

Bilindiği üzere 15 Nisan 2012 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde “ASTSUBAYLAR: ÜVEY EVLAT DEĞİLİZ” başlığı altında meslektaşım Ersen Gürpınar’ın emekli astsubayların sıkıntılarını, mesleğimizin gasp edilen haklarını anlatan açıklamaları yer aldı. 19 Nisan 2012 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde ise "SUBAY ASTSUBAYLAR BİR BÜTÜNÜN PARÇALARIDIR" başlığı altında, Sayın Ersen Gürpınar’ın açıklamalarında dile getirdiği yakınmaları üzerine alınan Emekli Binbaşı Nuray Müldür’ün, yakınmalara yanıt şeklindeki açıklamaları yer aldı. Sayın Emekli Binbaşının açıklamaları üzerine ben de durumdan vazife çıkarıp, Aydınlık Gazetesi’ne, bu Emekli Müh. Binbaşıya yanıt olmak üzere aşağıda okuyacağınız mektubu göndermiştim. Ülke gündemi o kadar yoğun, o kadar da çabuk değişiyor ki; ya fırsat olmadı, veya konu güncelliğini kaybettiği için, ya da değerlendirilmesine gerek görülmediği için de olabilir; mektubum Aydınlık Gazetesi’nde yer alamadı. Bu mektubumu sizlerle paylaşmadan geri dönüşüm kutusuna göndermeye gönlüm razı olmadı ve mektubumu sizlerle paylaşmaya karar verdim. İşte Emekli Binbaşı Nuray Müldür’e yanıt olarak yazdığım mektubum.

 

Sayın Binbaşı’m,

19 Nisan 2012 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde yer alan " Subay Astsubaylar Bir Bütünün Parçalarıdır" başlıklı açıklamalarınızda Tük Silahlı Kuvvetleri’nde subay ve astsubayların bir bütün olduğuyla söze başlıyorsunuz ama maalesef tüm açıklamanız boyunca ifadelerinizde astsubay ayrımcılığı yapmaya ve astsubay ayrımcılığını haklı gösterme çabalarına devam etmişsiniz. Konu astsubaylar olunca benzerlerinizin hep yaptığı gibi, yıllar önce üniformanızı çıkarmış emekli olmuş olsanız bile onları sinek gibi görme alışkanlığınıza devam etmişsiniz. Gasp edilen haklarımızla ilgili olarak bir emekli astsubay meslektaşımın çığlığını duyurmaya çalışması, sayenizde kısır bir subay – astsubay sürtüşmesine dönüşmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum beni ve biz emekli astsubayları çok üzmüştür. Madem siz emekli astsubayların hak arama çığlığının doğrudan muhatabı olmadığınız halde durumdan vazife çıkarıp kendinizi çığlığımızı yanıtlamak zorunda hissettiniz; bu durumda bir emekli astsubay olarak bana da sizin yazdıklarınıza cevap verme hakkı doğdumuştur.

Söz konusu yazının girişinde, astsubayların hak arama çığlığına yanıt olarak, “TSK’da mesai kavramı yoktur; bu subaylar için de astsubaylar için de geçerlidir” diyorsunuz. Bu şuna benziyor; bilindiği gibi kadınların günde üçer beşer kocaları tarafından öldürülmesi haberlerine gazetelerde sıkça rastlanır oldu. Sorun ülkenin güncel bir sorunu. Bir kısım duyarlı insan bu sorunla ilgili olarak çığlık atıp tepkilerini duyurmak istediklerinde, bir koca da çıkıp, “ ne var bunda canım, bu ülkede kocalar da karıları tarafından öldürülüyor” diyecek olursa; kusura bakmayın bu kişiye sokak ağzıyla “maganda” derler. Doktorlar öldürülüyor diye sokağa dökülen doktorlara, birisi de çıkıp “sizinki de işi mi, ne yapalım orman muhafaza memurları da öldürülüyor” cevabını verirse, bu duruma kargaların bile vücutlarının hangi bölümüyle ne tür bir tepki vereceğini hatırlatmaya gerek yok..

Sayın Binbaşı’m Aydınlık Gazetesi’nde daha önce yer alan, bir emekli astsubay meslektaşımın biz emekli astsubaylara reva görülen uygulamalar ile ilgili açıklamalarında “astsubaylık en fazla şehidi ve gazisi olan meslektir” nitelemesi yapmıştı. Siz de cevabi açıklamanızda bunu inkar etmemişsiniz. Ancak bu durum sanki size biraz dokunmuş olacak ki, “Müh.” unvanınız nedeniyle olabilir mi bilemiyorum, kendinizi bu nitelemeye matematiksel açıklama getirme zorunda hissetmişsiniz. “TSK’nın personel yapısının, helikopter uçuran personelin, terörle mücadele eden timlerin kaç kişinin subay kaç kişinin astsubay olduğunun sayısal yönden incelenmesini” önermişsiniz. Bir anlamda çarpışmalarda şehit olan astsubayların sayısının fazla olması doğal demeye getirmişsiniz. Haklısınız. Bir de aynı açıklamalarınızda “her subay orduevinin yanında mutlaka astsubay orduevi, subayların oturduğu lojman bulunan her garnizonda da astsubaylar için mutlaka lojman vardır” diyorsunuz. Şimdi burada bu imkanların arasındaki nitelik farklarını uzun uzun anlatıp sözü uzatmak istemiyorum. Siz şehit olan astsubayların sayısının fazla olmasına açıklama getirmeye çalışıp TSK’nın personel yapısının sayısal yönden incelenmesini önerirken, matematik bilen bir “müh.” Olarak, TSK’ yapısındaki subay yüzdesini, astsubay yüzdesini, lojmanlarda bu personele tahsis edilme yüzdelerini, orduevi ve benzeri sosyal tesislerde yatak sayısı gibi nicelikleri matematiksel olarak niçin açıklamıyorsunuz?

Duruma yüzdelikler olarak isterseniz kısaca ben açıklık getireyim. TSK’da subay - astsubay oranı kabaca %40 ve %60 tır. Sosyal imkanlardan faydalandırma oranı ise tam tersi %60 ve %40 tır. Maaşlardan kesinti yapılarak biriken OYAK’ın sermayesinde astsubayların yaptığı katkı oranı da sayılarının fazla olması nedeniyle yüksek olduğu halde, astsubay ve emeklilerinin, bunların yakınlarının OYAK’ın bünyesinde istihdamı hiçe yakındır. Matematik yeteneğinizi bu konularda niçin konuşturmuyorsunuz?

Lafa geldiğinde, “yasal sorumluluklarda statü olarak astsubay, subayın yardımcısıdır” deniliyor. Hep aynı ortamlarda görev yaptığı varsayılan bu iki meslek gurubu, aynı kurumun çalışanı, aynı devletin hizmetçisi, aynı ülkenin yurttaşı iseler, nimetlerden faydalanırken niçin bu kadar ayrıcılığa tabi tutuluyorlar?

Sayın Nuray Müldür Binbaşım. Muhtemelen çekirdekten yetiştirilmeleri aşamasında, sakat bir şekilde, “astsubaylarla aranıza ne kadar mesafe koyarsanız, onları ne kadar aşağılar ve ezerseniz o kadar başarılı olursunuz” yönlendirmeleri ile yetiştirilmiş, emekli olmalarının üzerinden yıllar geçtiği halde telefon konuşmalarına “Ben Albay Ahmet…, Hüseyin……” diye başlayan, semt kahvehanesinde oturup sıradan mahalle esnafıyla çok rahat okey oynayabildiği halde, kendisini hala albay zannettiği için, mahalleden komşusu emekli astsubay meslektaşımın bulunduğu dörtlüde oyun oynamaktan kaçınan kompleksli tipler vardır. Günümüzde sık rastlandığı üzere, şayet sanal bir kişilik değilseniz, biraz da isminizin bir bayan ismini çağrıştırmasından hareketle, kuvvetle muhtemel, iki yıllık bir yurt dışı eğitimi sonucu yasayla mühendislik hakkı elde etmiş mühendis olmadığınızı varsayıyorum. Yani sözünü ettiğim o çekirdekten kompleksli yetiştirildiğine inandığım tiplerden olmanız zayıf bir olasılık. Üniversiteyi sivil öğrencilerle iç içe okumuş olmanız, sivil kökenden gelmeniz, binbaşı rütbesiyle genç yaşta askerlikten ayrılıp sivil piyasada çalışmış olmanız yüksek ihtimal. Bu nedenle ülkenin sıradan insanlarının sorunlarını yakından bilen biri olmanız büyük olasılık. Buna rağmen, ülkede orta sınıflığını her geçen yıl kaybedip yoksulluk sınırının altında yol alan astsubayların hak arama çığlığını üzerinize alıp sayfalarca cevap yazmanızı, aradan hayli zaman geçmesine rağmen yanınızda çalışan denizaltıcı astsubay meslektaşımın ve işçilerin maaşında gözünüzün kalmasını size yakıştıramadım. Ayrıca, bir emekli astsubay meslektaşımın Aydınlık Gazetesine yaptığı açıklamalarında yer alan “askeri servislerde hiçbir rütbesi olmayan çocuklara ve eşlere sırf babalarının rütbesinden dolayı ayrımcılık yapıldığı” yakınmasına banka müdürü ile memuru örneği vermeniz çok gülünç. Sizin çalıştığınızı söylediğiniz aynı askeri tersane ortamında yıllarca ben de çalıştım. Denizaltıcı astsubaylar genellikle, en az on-on beş yıl denizaltılarda görev yapmadan karada görev alamazlar. Çok yıpratıcı bir branş olması nedeniyle, tıpkı gazetecilik, polislik askerlik mesleklerinin emekliliğe tabi hizmetleri hesaplanırken yıpranma payları olduğu gibi, bütün dünyada ve ülkemizde denizaltıcı personelin fazladan özel tazminatları vardır. Tpıkı Hava Kuvvetleri’nde pilot ve uçucu personelin, Kara Kuvvetleri’nde de komandoların olduğu gibi Deniz Kuvvetleri’nde de denizaltıcıların hak edilmiş haklarıdır. Bu da bu personelin analarının ak sütü gibi helal haklarıdır. Müsaade edin de, on beş yıllık bir denizaltıcı astsubayın aldığı ücret, bu tazminatla beraber beş altı yıl kıdemli bir üsteğmenden fazla olsun. İşçiler ise bilindiği üzere, sendikaları aracılığıyla üretimden gelen güçlerini kullanıp, çatır çatır pazarlık ederek haklarını alan bir kesimdir. Onların aldıkları da hak ettikleri haklarıdır. Tersane işçileriyle aynı ortamda görev yaptığım yıllarda, hiçbir zaman sizin açıklamalarınızda dile getirdiğiniz şekilde yanımda çalışan işçilerin aldığı ücrette gözüm olmamıştır…

Yanlış anlaşılmasın. Cevapladığınız emekli astsubay meslektaşımın belirttiği üzere, biz emekli astsubayların ne kimsenin aldığı ücrette gözümüz vardır ne de meslekteki hiyerarşiye itirazımız. Bu ülkenin her zaman subayı da olacaktır astsubayı da. Biz emekli astsubaylar içinde bulunduğumuz mali sıkıntıları dile getirirken, örnek olarak zaman zaman orman muhafaza memurlarının durumlarını değil de bizimle aynı kurumun mensubu subayları emsal göstermek zorunda kalıyorsak, bir kıdemli başçavuş emekli olduğunda aldığı emekli maaşı, çalışırken aldığının yüzde kırk beşine düşüyor, emekli olan albay ise emekli maaşı olarak, çalışırken aldığı maaşa çok yakın, emekli başçavuşun aldığı maaşın üç katından fazla maaş aldığını örnek veriyorsak bunun nedeni yasaların astsubayları subay yardımcısı olarak tarif etmesidir.

Sayın Binbaşım astsubayların çığlığına destek vermek yerine ”Albaylar en fazla 9 yıl görevde kalabilirler. Yaş haddine kadar çalışamazlar.” diyerek bu durumu bir mağduriyet gibi göstermeye çalışmışsınız. Durumu bilmesem, neredeyse “vah vah çok yazık” diyeceğim. Sizin verdiğiniz banka müdürü örneğinden devam edelim. Yer yüzünde ve ülkemizde bankada memur olarak çalışmaya başlayan bir kişi, yıllarca çalışıp şef rütbesine eriştiğinde emeklilik hakkını elde etmiş olsun. Bu bankacıya emekli olduğunda “eğer çalışmaya devam edebilseydi, ileride banka müdürü olma hakkı vardı” varsayımıyla, her ay tazminat ödenmesi gibi durum olabilir mi?. Bir pratisyen hekime, hizmet süresini doldurup emekli olduğunda, eğer bu doktor göreve devam etseydi ileride uzman doktor olabilirdi ama olamadı, uzman olamadan emekli yapıldığı için bu hekime emekli maaşına ek olarak tazminat verelim denildiğini duydunuz mu. Tabi ne bir hekim ne de bir başka meslek için böyle bir mantıksızlık olamaz. Maalesef ülkemizde her mesleğe başlayanın general olmak doğal hakkıymış varsayımından hareketle, mu mantık dışı uygulamanın yapıldığı bir zümre var ve Sayın Binbaşım o mesleğin hangisi olduğunu siz çok iyi bilirsiniz.

Bu ülkede, daha otuz beş yıl önce, Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenlerini, İçişleri Bakanlığı tüm polislerini onlara ekstra haklar vermek üzere üniversite mezunu yapmak için ilgili üniversitelerle protokoller imzalayıp, personelini neredeyse zorla Açık Öğretim Fakülteli yaparken, biz astsubaylar ise bırakın teşvik edilmeyi sınavlar için izin alamasınlar diye, yıllık planlı tatbikatların tarihleri özellikle, hep üniversite öğrenci seçme ve AÖF sınavları üzerlerine planlandı, üniversitede okumaları engellendi. Hatta gizli gizli kayıt yaptırıp kişisel gayretleriyle üniversite bitirebilen meslektaşlarımızdan “üniversitede okurken ders çalışmak için devletin mesaisinden çaldın” gerekçesiyle cezalandırılanlar bile oldu. Çalıştığım yıllar boyunca en tepeden en alta kadar bizi yöneten amirlere genellikle hep, “astsubayları ne kadar cahil bırakırsak, onların kendilerini yetiştirmelerini ne kadar engellersek, onları o kadar kolay yönetir, bazı haklar elde etmelerini engelleriz” gibi sakat bir zihniyet hakimdi. Böyle çağ dışı durumların sorumluları her halde ast durumunda olan astsubaylar olamaz. Bu konuyla ilgili olarak bu da benim kişisel yorumum. İçinde bulunduğumuz dönemde malum nedenlerle ülkemiz ordusunun komuta kademesinin yarıya yakın bölümü ülkemizin birlik bütünlüğünü, varlığını, bekasını, tehlikeye sokacak şekilde uydurma gerekçelerle esir edilmiş durumda. Türk Ordu’su ve dolayısıyla Türk devleti, malum çevrelerce her fırsatta yıpratılmaya, savaşmadan mağlup edilmeye çalışılıyor. Çevremdeki emekli meslektaşlarım arasında azımsanmayacak oranda, ülkenin içinde bulunduğu durum kavranılamayıp, biz emekli astsubaylara sahip çıkılmadığı, ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle olup bitenlere neredeyse oh çekildiğini görüyor kahroluyorum. Bu durumda yıllarca, astsubayların kendilerini yetiştirmesini engellemek üzere elinden gelen her şeyi yapan kahrolası zihniyetin hiç mi payı yok? Subay – astsubayın bir bütünün parçaları olduğunu siz iddia ediyorsunuz ama ben de olmaz olsun böyle birlik bütünlük diyorum.

Son olarak küçük bir bilgi düzeltmesi. Devletin her yurttaşına iş bulma sorumluluğu taşıdığı, insanların devlet iş yerlerinde tıka basa işe yerleştirildiği, Deniz Kuvvetleri’nin en fazla çalışana sahip tersanesinin İzmit Körfezi etrafında bulunan özel sektör fabrikalarına deneyim edinmiş eleman yetiştirme kurumu gibi çalıştığı benim görev yaptığım dönemde dahi, bu tersanenin işçi sayısı 4500 kişiyi geçmemiş, işçi sayısı hiçbir zaman 6000 kişi olmamıştır. Saygılarımla..

MEHMET ALİ KILINÇ, EMEKLİ ASTSUBAY, ANTALYA

 

girtlagi-daha-genis

Ömrüm boyunca, ne zaman sokakta ayağına otuz altı numara ince topuklu zarif bir ayakkabı giymiş doksan beş kiloluk bir bayan görsem, kendimi bayanın ayağındaki şık ayakkabının yerine koyup, üzülmüşümdür. Eziyet çeken bu zarif ayakkabı, elli kilo ağırlığında hafif siklet bir başka bayanın ayağını süslüyor olabilirdi derim. Şık ayakkabılardan birinin işkence çekmesinin tek nedeni sadece ayakkabıyı satan tezgahtarın satış anında rafta ona uzanmış olmasıdır der hayıflanırım.

Tabii bu dediklerim işin şakası. İşin ciddi yönüne gelince; son yıllarda her gün, doksan kiloluk bayanın ayağındaki zarif ayakkabının kaderinden çok bir emekli astsubay olarak kendi kaderime üzülür oldum. Kırk beş yıl önce, ekonomik şartlar nedeniyle fazla seçme şansım yoktu. Başvuru aşamasında zarf ve pul masrafı en az olduğu için tercih edip kendimi çocuk yaşımda askerlik mesleğinin ve astsubaylığın içinde buldum. Ömrüme yön verecek olan mesleğimi seçeneksizlikler içinde seçmiş olsam da benimsedim ve sevdim. Bu günler için konuşamam ama benim kuşağım meslektaşlarımın büyük bölümünün de bu mesleği seçiminde hikayeleri birbirine çok benzer. Tüm meslektaşlarım bu ülkeyi çok sevdik, verilen görevleri zevkle ve itirazsız yerine getirip görevimizi tamamlayıp emekli olduk. Son yıllarda biz emekli astsubaylara mali yönden reva görülen uygulamalar ve yapılan ayrımcılıklar nedeniyle astsubaylığa başvurduğum güne lanet eder hale geldim. Bu üzüntümün birinci derece müsebbibi, başta Genelkurmay ilgilileri olmak üzere devleti yönetenlerdir.

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları’na kadar geri gitmeye gerek yok. Kıbrıs Barış Harekatı’nda ve Güneydoğu Mücadeleleri’nin ilk yıllarında bile, düşmanla çarpışma anında, vurulan astın üstüne, “Komutanım  benimle uğraşmayı bırakın, siz arkadaşlarımın başına geçin, çarpışmaya devam edin” diyen mensupları olan ordu bu Türk Ordusu’dur. Son yıllara kadar da bu ordunun mensubu olmaktan, bu ocaktan yetişmiş olmaktan hep gurur duydum. Bu gün aynı şeyi söylemekte zorlanıyorum. Değil mensubu olmaktan gurur duymak, maalesef bu ocağa girdiğim güne lanet eder duruma geldim.

Sayın Genelkurmay ilgilileri; bu devleti kuran Türk Ordusu’nu bölüp parçalayıp yok etmek isteyenlerin değirmenine su taşıdığınızın farkına hâlâ varamadınız mı? Dayanışma içinde birlikte ölüme giden, gitmesi gereken bir ordunun içinden, birbirini gammazlayan, birbirinin kuyusunu kazan köstebeklerin sık çıkar hale gelmesi sadece bir tesadüf mü; bu konuda kusurunuz, sorumluluğunuz olduğu hiç aklınıza gelmiyor mu?

Televizyonlarda gazetelerde her gün izliyoruz. Polis, öğretmen, imam emeklilerinin sorunlarına, politikacısından üst düzey bürokratına sahip çıkan var. Biz astsubay emeklilerinin sıkıntılarına sahip çıkanı yok. Biz ordunun orta direği astsubay emeklileri, içinde bulunduğumuz sıkıntıları yıllardır haykırıyoruz, sesimizi kimselere duyuramıyoruz. Biz astsubay emeklilerinin sorunlarına emekli olduğumuz ocağın yetkilisi Türk Ordusu'nun Genelkurmayı mı, yoksa İspanyol veya Rus Ordularının Genelkurmayının mı sahip çıkması gerekir?

Türk Ordusu’nun mensubu emekli astsubaylar sıkıntı içindeyiz. Yıllardır sesimizi duyurmaya çalışıyoruz; kulağımız kirişte özlük haklarımızın iyileştirilmesiyle ilgili haber bekliyoruz. En sonunda gazetelerde “TSK Personeline Müjde, Sıkıntıları Giderildi” başlıklı bir haber yer alıyor. Haberi okuyunca anlaşılıyor ki, durum tamamen bir kandırmaca. Meğer bu haber geçim sıkıntısı içindeki bizlerin dertlerine çare olacak bir haber değilmiş. Bu haber sadece generallerin ve görevdeki bir avuç KOMKARSU eğitimi almış personelin maaşına yapılan zamla ilgiliymiş.

Sözüm bizim sorunumuzla ilgilenme konusunda baş sorumlu olan Genelkurmay ilgililerine. Sayın ilgiler bu ülkeye hizmet eden astsubayları şehit eden kurşunlar KOMKARSU eğitimi alıp almadığını sorar hale geldi de bizim haberimiz mi yok? KOMKARSU Eğitimi almış olanların çocuklarının lokma geçen boğazları, bu eğitimi almamış olanların çocuklarından daha mı geniş? Bizim bu ocaktan yetişmiş kişiler olarak hiryerarşiye karşı asla itirazımız yoktur. Kimsenin aldığı parada da gözümüz olamaz. Biz bu ülkeye zor şartlarda hizmet etmiş yurttaşlar olarak ayrımcılık yapılmamasını, hakkımızın teslim edilmesini, istiyoruz. İçinden yetiştiğimiz ocağa karşı yapılan en küçük yıpratıcı bir harekette en başta üzülen yine biz oluyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin moral motivasyonunu yüksek tutmak, birlik beraberliğini sağlamanın da görevleriniz arasında olduğunun bilincinde değil misiniz? Bu kadar ayrımcılığın, bu kadar “hep bana hep bana” uygulamasının TSK’ne zarar verdiğinin, bu gidişatın iyi bir gidişat olmadığının ne zaman farkına varacaksınız? Bu uygulamalarla birbirleri için ölüme gitme en büyük özelliği olan bir mesleğin, ülkenin ordusunun içine nifak sokup ikililik çıkarılması için elinizden geleni yaptığınızın ve TSK’nın birlik beraberliğini yok etmeye and içmiş olanların ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında değil misiniz?

Sayın İlgiler..

Sayın Sorumlular....

Günümüz ortamında hiçbir şey gizli kalmıyor. Herkes ülkede olup biten her şeyin farkında. Bu ülke bir gurubun değil hepimizin. Tarihe karşı da sorumlu olduğunuzu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın..

antalya-temad

Siz hiç bulunduğu şehre bir etkinlik için gelmiş olan Yıldız Kenter etkinlik bitip sahneden indikten sonra koridorda yürürken, düğmelerini ilikleyip önüne geçerek “Ben Emekli Astsubaylar Derneği, TEMAD İl Başkanı” deyip kendini takdim eden TEMAD şube başkanı tanıdınız mı? Ben tanıyorum. TEMAD Antalya İl Başkanı Sayın Mustafa Dündar.

Biliyorum, kendisi Antalya TEMAD’da camiasına hizmet ederken belki gökteki yıldızları yere indirmemiştir; özellikle genç meslektaşlarımız arasında bayrağı daha yükseklere taşıyacak kişiler mutlaka çıkacaktır; ancak kendisine hitaben buradan bazı diyeceklerim var. Amacım geçmişi deşmek, geçmişe takılıp kalmak değildir. Amacım sadece bu gün gelinen durumu, başkan ve ekibinin camiamıza hizmet için kat ettiği yolu göz önüne sermek içindir. Başkan ve ekibi, üyeleri birbirine düşmüş, bürosuna korkarak girilir hale gelmiş, para verilerek nöbetçi kalacak görevli bile bulunamaz hale getirilmiş durumdaki bir derneği, bu günkü durumuna getirip; kısaca çok aşağılardan aldıkları çıtayı bir hayli yükseğe asmışlardır. Kendilerine teşekkür edip, Sayın Başkan, sağ olun diyorum.

Sayın Başkan, Antalya Orduevi’nde dernek lokali olarak kullanılmak üzere tahsis edilen yerin elimizden alınması nedeniyle, daha görevi devraldığınız gün lokal yeri sorununu kucağınızda buldunuz. Malumu tekrar ilana gerek yok; sahibi yine bir meslektaşımız olan, derneğin gereksinimine kısmen cevap veren mekanda işler umulduğu gibi yürümedi ve kısa bir süre sonra o mekan terk edildi. Üyelerin lokal gereksiniminin karşılanması için, yürümeyeceği daha baştan belliydi ama, denize düşenin yılana sarılması misali, umuma açık bir kafenin bir köşesine sığınma, orayı üyelerin bir süre lokal olarak kullanması yolu bile denendi. Ama bilindiği üzere soruna bu da çözüm olmadı.

Derneğimize belediye imkanlarını da arkanıza alarak uygun bir lokal yeri sağlayabilmek amacıyla, “ben buradayım” diyebilmek, devamlı yerel yöneticilerin gözleri önünde olabilmek için, katılmadığınız ilçe belediye başkanlarının, büyük şehir belediye başkanının katıldığı toplantı, semt pazar yeri açılışı, cenaze töreni, ödül töreni, konferans kalmadı. Yazının başında sözünü ettiğim Sanatçı Yıldız Kenter’in yolunu kesip karşısında düğme iliklemenizin amacının sanatçıya saygının yanında, hemen dibinde bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’na “Bizim lokal yeri tahsis talebimiz ne oldu?” sorusunu hatırlatmak için olduğunu iyi biliyorum.

Derneğimizi seçim öncesi ziyaret eden Antalya Milletvekili ve Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ın “lokal yeri talebinizin takipçisi olacağım” demesine rağmen belediye imkanlarından faydalanarak derneğimize lokal yapılabilecek uygun bir tahsis edilmesi isteği maalesef karşılanamadı. Daha doğrusu biraz da onların gösterdiği yer derneğimizin amaçlarına hizmet etmeyecek yerlerdi; derneğin lokal yapma amacına uygun olan yerleri de onlar bize tahsis edemedi.

Derneğimiz sonuçta bir emekli derneği; üye ağabeylerimizden yaşları hayli geçkin olanlar var; lokal olabilecek yer düzayak bir mekan olmalı. Şehrin her yanından kolay ulaşılabilecek bir yer olmalı. En az yüz kişinin sığabileceği genişlikte bir mekan olmalı. Mümkünse meslektaşlar en azından orduevine uğradıklarında, “tanıdık bir yüz var mı diye bir de derneğe uğrayalım” denilebilecek kadar orduevine yakın olmalı. Kirası da kendi yağıyla kavrulabilecek kadar ehven olmalı. Bu ve benzeri kriterlere uyan bir mekanı bulabilmek için aylarca araştırma ve hesaplar yaptığınızı, dokuz ölçüp bir biçtiğinizi yakından biliyorum.

Neyse ki sonunda dört dörtlük olmasa bile, büyük oranda gereksinime cevap veren yeri buldunuz. Bu mekanda düzeni kurdunuz. Sonuçta yapılan işin mali sonucu sadece sizin ve yönetiminizdeki kişilerin cebini değil, bütün üyelerin cebinden çıkan aidatları ilgilendirdiğinin bilinciyle, yönetim kurulu olarak emeğinizden ve kişisel zamanınızdan fedakarlık ederek, gözünüzü kapayıp lokali bir işletmeciye teslim etmek yerine, lokalin işletmesini de üstlendiniz. İzlenimlerime göre de, eseriniz olan işletmede teker dönmeye başlamış, bazı sıkıntılara rağmen, şahsınızın ve yönetim ekibinizin gayretleriyle kendi yağıyla kavrulabilme konusunda umutlar bir hayli artmış durumda. Son olarak dernek lokalimize, meslektaşlarımızın eşlerinin ve kadın üyelerin de gelebileceği, uygun nezih bir bölüm ekleyebilmek, dernek bürosuyla lokali bir araya getirebilmek için, iki ay önce açılan lokale ek olarak, mevcut lokalin üst katını da kiralayıp düzenleyerek, üyelerin hizmetine açtınız.

Yapılanlara, derneğimiz adına seviniyor gurur duyuyoruz. Temennim, camiamıza kazandırılan bu yerlerde işlerin sıkıntısız yürümesi ve hizmetin devamlı olmasıdır. Kendi adıma ben artık evden , TEMAD’a gidiyorum diye yola çıkıyorum; son aylarda bilinen nedenlerle iyice uğrayacak durumu kalmadı ya; zorunlu olursa orduevine uğruyorum.

Sayın Başkan ve ekibi bu anlattıklarım sadece lokal konusuyla ilgili olanlar. Dernek hangi faaliyeti yaparsa yapsın, “katılım yetersiz olur da mahcup olur muyuz” korkusunun sayenizde çok gerilerde kaldığını, bunun tek sırrının da üyelerin sadece “astsubaylık” larına hitap etmeniz olduğu biliyorum. Önümüzdeki aylarda Antalya TEMAD’ın seçimli olağan genel kurulu var. Benim gurur duyarak bu anlattıklarıma rağmen, kıskanç ve art niyetli olabileceklerini tahmin ettiğim bazı memnuniyetsizliklerini dillendirenleri bahane ederek, henüz daha başlangıcında bulunduğunuz güzel girişimleri bırakıp, ekibinizle birlikte tekrar aday olmayacağınız duyumlarını alıyorum.

Sayın Başkan ve ekibi suçunuz çok büyük! Madem böyle yarı yolda bırakacaktınız, çıtayı niçin bu kadar yükseğe taşıdınız?
canakkale-asborduevi

Ne zaman bir astsubay orduevine yatılı olarak yolum düşse, canım boru anahtarı ve yıldız tornavida çeker. Geçen sonbaharda, Çanakkale Astsubay Orduevi’ne iki geceliğine konaklamak için yolum düştüğünde yine öyle oldu; canım yine kurbağacık ve yıldız tornavida çekti. Çanakkale’ye gezmeye giden bir insanın canı normalde, boğaz kıyısında bir balık sofrası, tuzlu sardalya, üzerine bir peynir tatlısı falan çekmesi gerekir değil mi; yok hayır illa ki benim canım şöyle orta boyundan bir kurbağacık ve yanında yıldız tornavida çekecek. Bu da nerden çıktı demeyin; anlatınca sanırım sizler de bana hak vereceksiniz. Orduevlerine yolunuz düştüğünde sizin de canınızın anahtar tornavida çekmiş olduğunun farkına belki de ben anlatınca varacaksınız.

He ne kadar bu gün Antalya’da oturuyorum olsam da, geride bıraktığım ömrümün yarısından çoğu Gölcük’te geçti. Bu nedenle, hala oralarda bir çok eşimiz dostumuz var. Geçen sonbaharda, kendisi daha önce rahmetli olan bir meslektaş ağabeyim ve aile dostumun kızının düğün davetiyesini alınca, bize de Gölcük yolu göründü.

Malumunuz, günümüzde bir yandan dünya küçüldü, diğer yandan refahımız arttı, bunlara ek olarak, getirisi fazla olan yöntemler de eskiye göre, çok ama çok değişti. Perşembeden yola çıkılıp cuma günü akşam dönmek üzere Mekke’de Cuma namazı turları düzenlendiğini basından okuyor, izliyoruz. İnsanların, bir değil birkaç defa, tekrar tekrar umreye gittiklerini, şirketlerin promosyon olarak umre ziyareti paketi dağıttığını her akşam televizyon haber bültenlerinden izliyoruz. Bu konuda kimi akranlarımdan, bir değil birkaç tur bindirenler olduğunu da biliyorum. Bir emekli astsubay olarak Mekke’de başkaları gibi devre mülkümüz vardı da biz mi gidip kalmadık diyeceğim ama neyse uzatmayalım; şöyle kendimi bir yokladım ki, ben haccı umreyi geçtim, bir defa bile olsun hala Çanakkale şehitliklerini ziyaret etmemiş olduğumu fark ettim. Doğrusu biraz da utandım; kendimde bunun eksikliğini hissettim.

Gölcük yolculuğunu fırsat bilip, bir ay öncesinden Çanakkale Astsubay Orduevi’nden iki gecelik yer ayırttım, organizasyon iyice ciddiye binmeden eşime bile söylemeden, Çanakkale’de şehitlik turları organize eden bir kurumla telefon irtibatı kurdum. Gölcük’te görevimizi yerine getirdikten sonra, İstanbul - Gelibolu yoluyla Çanakkale’ye geçtim.

Çanakkale Arabalı vapur iskelesine ulaştığımda, Astsubay Orduevi iskelenin kuzeyinde, her ne kadar çağırınca duyulacak mesafede görünüyordu. O yöne giden yollardan biri kazılmış, paralel olan diğeri trafik kazası nedeniyle kapalı, bir sonraki yol da tek yön olması nedeniyle, yürüyerek beş dakikada gidilebilecek o görünen yere, arabayla adeta labirentlerden geçerek, büyük bir şehir içi tur yaptıktan sonra, Çanakkale Subay Orduevi’nin yanından geçerek 15 dakikada ulaşabildik.

Çanakkale Astsubay Orduevi, askeri bir birliğin nizamiyesine, denizci terimiyle lumbarağazınına bitişik, Boğaz’a paralel, denize sıfır bir konumda bulunuyor. Orduevinin insan giriş kapısı ana lumbarağzının hemen karşısında. Eğer aracınızla gelmişseniz, önce bu lumbarağzında sizin ve aracınızın giriş kayıtları yapılıyor. Güvenlik kayıt ve kontrolünden sonra araçların lumbarağzı bölgesinde beklemesi yasak. Orduevine gelenler için özel araç park yeri, giriş kapısından 200 metre içeride orduevi binası sahası sonunda. Aracınızı orduevi giriş kapısının önünden geçip 200 metre ileriye park etmek zorundasınız. Araç park yerinden orduevine kestirme geçiş kapısı yok. Bu yatıya gelen konuğun orduevi resepsiyonuna ulaşabilmesi için, eline valizi alıp vızır vızır trafik işleyen bir yoldan tekrar 200 metre geri gelmesi demek oluyor. Biz de öyle yaptık.

Konakladığımız orduevi binasının arazisi 30x 150 metre boyutunda dar bir şerit halinde boğaz kıyısına paralel uzanıyor. Bina üç katlı gösterişsiz, küçük eski bir yapı. Üzerindeki levhada inşa tarihi 1955 yazıyor. Buraya ulaşmak için yanından geçtiğimiz, deniz ile arasında umuma açık 50 metre kadar rıhtım bulunan Çanakkale Subay Orduevi binası ise, dış görünüşüne göre, diğer yerlerde olduğu gibi, bizim kümesin yanında saray. Ancak hakkını yemeyelim, bu astsubay orduevinin komşusu subay orduevine göre güzel bir özelliği var. Subay orduevi ile deniz arasından umuma açık altmış metre genişliğinde bir yol geçmekteyken, astsubay orduevi denize sıfır. Astsubay orduevinin , lokantasında yemek yerken, Çanakkale Boğazı’nın kefallerine ekmek atıp balık sürülerinin ekmeğe üşüşmelerini seyretmek mümkün.

Yazının başında belirttiğim gibi, kafa vidaları gevşek olduğu için akmayan musluklarla, üzerine oturduğunda saplamaları gevşek olduğu için sallanan ve gemideymişsin hissi veren klozetle, sağ elini uzattığında her zamanki yerinde bulamadığın, sol tarafa konmuş taret musluğu örneğiyle, yıldız başlıklı makara vidaları gevşediği için kapı kanatları hareket etmeyen duşa kabinle, bir zamanlar Mersin Astsubay Orduevi başta olmak üzere, birçok astsubay orduevinde karşılaştığım gibi burada da karşılaştım. Yine bu durumlar karşısında içimden, elimde bir kurbağacık anahtarı ve bir yıldız tornavida olsa, bu arızaların yüzde yetmişini, müşteri olarak yarım günde ben bile hallederim diye geçirdim. Yani burada da bir ilgisizlik durumu var gibi. O tesiste ilk kademe sorumlu olan kişinin bir meslektaşımız olduğunu varsayarak; iğne kendimize, çuvaldız başkasına.

Ben ve meslektaşlarım, ömrümüz boyunca hiçbir zaman, otel cümle kapılarında valizlerini başkalarına taşıttıranlardan olmadık desem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam. Biz hep kendi valizimizi kendimiz taşımaya alışkınız. Yaşamın bu yıllarında da kendi valizimi kendim taşıyabilecek gücüm şimdilik var. Ancak burada orduevi otoparkı ile orduevi giriş kapısının konumunu, araya kestirme bir geçiş konmamasını görüp, yaşlı meslektaşlarımız cesaret edip böyle yerlere gelmesinler, böyle imkanlardan yararlanmasınlar diye düşünülmüş olabilir mi diye aklımdan geçirdim ve üzüldüm.

Gerçek mi yoksa şehir efsanesi mi bilmiyorum. Orduevinde karşılaştığım burada yerleşik meslektaşlarımdan dinledim. Çanakkale Astsubay Orduevinin arazisini, bir hayırsever veya emekli bir meslektaşımız da olabilir; vakti zamanında astsubay orduevi yapılması şartıyla bağışlamış. Bu nedenle bu arsa başka bir amaç için kullanılamıyormuş. Yoksa denize sıfır, lokantasından boğaz kefallerinin beslenebildiği bu bina bize kalmaz, çoğu zaman olduğu gibi birileri el koyabilirmiş; tıpkı bu günlerde Beylerbeyi Astsubay Okulu binalarıyla ilgili duyulan söylentilerde olduğu gibi.

Ertesi gün bir tura katılarak Çanakkale şehitliklerini, emekli bir öğretmenin rehberliğinde, bu devletin kuruluşu için önsöz olan, yüzde seksenin bir mezar taşı bile olmayan isimsiz nice yiğitlerin kan döktüğü toprakları, gün boyunca boğazımız düğümlenerek gezdik.

Aynı duyguları üç yıl önce Afyon Bölgesi şehitliklerini gezerken de yaşamıştım. Tarihte olanları kafada canlandırabilmek için, kitaplardan yirmi kere de okusanız yine de bazı şeyler eksik kalıyor. Yerinde görmeden önce ben Büyük Taarruz’un başladığı Kocatepe’yi, gece yolculuklarında geçerken gördüğüm ışıklandırılmış bir heykel nedeniyle, Afyon – Antalya- İzmir yol kavşağında bulunan Cumhuriyet Dinlenme Tesisleri’nin bulunduğu yerde sanırdım. Afyon Şehitlikleri’ni gezip, aralarında 50 kilometre mesafe bulunan, ama birbirini gören, Kocatepe ile Çiğiltepe’yi gördükten sonra, Büyük Taarruz öncesi, gündüz saklanıp, gece Sandıklı Ovası’nda yol alan süvarilerin, Çiğiltepe ele geçirildikten sonra Afyon Ovası üzerinden düşmanın arkasından dolanarak, tren yolunu kesip, Anadolu içlerine kadar giren Yunan İşgal Ordusu’nu nasıl ters tarafa yatırdığını daha iyi anlamıştım. Çanakkale Şehitlikleri’ni gezip gördükten sonra da, Seyit Onbaşı’nın tarihe yön verdiği topçu bataryasını, Nusret Mayın Gemisi’nin 26 mayını döküp İngiliz Armadası’nı sulara gömdüğü körfezi, emperyalistlerin acı şekilde bir şekilde Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyeceklerini anlayınca, ilk çıkartma yaptıkları bölgeyi, sadece cephede yaralanarak hastanelere tedaviye gelip orada rahmete erenlerden isimleri tespit edilebilenlerin adlarına dikilebilmiş taşlardan ibaret olan şehitlikleri, şimdi birer sıradan kuru dere görüntüsünde olan ama savaş anında kıpkırmızı aktığı anlatılan dereleri, Gelibolu Yarımadası’na güney kıyılardan çıkamayacaklarını anlayınca Gelibolu’yu kuzeyden kuşatmak için Anzaklar’ın çıkartma yaptıkları bölgeyi, Mustafa Kemal’in tarih sahnesine çıktığı ve ülke kaderinde rol oynadığı, karşılaştığı bozularak sağ kalanları cephanemiz bitti diye geri kaçan bir birliğe “Süngü tak yat” diyerek tarihi değiştirdiği Anafartalar Bölgesi’ni, biraz da bu gün onlara layık olamama duygusuyla hüzünlenerek anlatılması güç duygu seli içinde, tarihte yaşanan olayların coğrafyasını da gözlerimizle görerek tarihimizi biraz daha iyi anlamaya çalıştık.

Bu arada, İngilizlerin kaybettikleri kendi kahramanları için daha 1930'lu yıllarda burada anıt inşa ettiklerini öğrenip, ta Avustralya'lardan Anafartalar’a her gün tur otobüsleriyle insanların gelip şehitliklerini ziyaret ettiklerini gözlerimle de görerek kıskanıp, bizim şehitliklerin ancak son otuz yıl içinde şimdiki haline ancak getirildiğini düşünerek üzüldüm. Elin Amerika'lısı, şatafatlı müze binalarında, birkaç at nalını bile benim tarihim diye sergilerken, iyi bir düzenleme olsa içindeki savaşlarla ilgili tarihi materyalin ziyaret edilmesi saatleri alabilecek olan Alçıtepe’de bir yurttaşın kendi imkanlarıyla ortaya çıkardığı küçük özel mütevazı müzeyi görüp, kahroldum.

Bu ziyaret sayesinde, Çanakkale Savaşları haricinde, bölge ile ilgili, içinde “Çanakkale Boğazı”, “rüzgar”, “yelken”, “Truva” ve “İstanbul” kelimeleri geçen, Sunay Akın’ın yazıları kıvamında bir şey daha öğrendim. Bölgeyi tanıyanlar bilir; Çanakkale’nin, yılın yirmi günlük belirli bir süresi hariç yıl boyunca her gün esen, alışkın olmayanı adeta sersemleten deli bir rüzgarı var. Bu rüzgar bizim ziyaretimiz esnasında da hep esti. Tarihte, rüzgar nerden gelirse gelsin gideceğin yöne doğru ayarlanabilen yelkenler icat edilmeden önce, tekneler henüz küreklerle bilek gücüyle yol alırken, bu rüzgar ve kuzeyden güneye şiddetli akıntı nedeniyle, bu yirmi gün dışında yıl boyunca kürekli gemilerle, Çanakkale Boğazı üzerinden, Ege Denizi’nden Marmara’ya geçmek mümkün olmazmış. Yıl boyunca Ege’den Marmara’ya geçmek isteyen gemiler ve denizciler, rüzgarın duracağı bu yirmi günlük sürenin başlamasını Truva şehri önlerinde beklerlermiş. Bu nedenle Truva şehri asırlarca hep önemli bir şehir olarak kalmış. Ne zaman ki, rüzgar ters yönden gelse bile tekneleri gidecekleri yöne doğru götürebilecek yelken sistemi icat edilmiş, Çanakkale Boğazı’nın geçit vermez akıntısı yenilerek, boğaz her mevsimde geçilebilir hale gelmiş. Böylece, Truva Şehri eski önemini kaybetmiş. Yelkenin icadı sayesinde İstanbul Truva’nın gölgesinden kurtulmuş ve önemli bir şehir haline gelmeye başlamış.

Durum sizlerin yaşadığı yerlerde nasıldır bilmiyorum. Antalya’da, her gün önünden geçtiğim yerler için konuşuyorum. Antalya Orduevi’nden daha gösterişli ve teşkilatlı, mensuplarına hizmet veren, İller Bankası’nın misafirhanesi var, Polis Evi var, Öğretmen Evi var, Devlet Su İşleri’nin misafirhanesi var ama, son zamanlarda insanlar kışkırtılıp beyinleri yıkanarak kendi ülkesinin ordusuna karşı adeta düşman edildikleri için olsa gerek, yukarda eleştirdiğim halleriyle bile orduevlerini günümüzde bizlere çok görüyorlar. Her ne kadar bir promosyonla bile olsun umreye gitme şansına sahip olamasak da, bu eleştirdiğimiz haliyle bile orduevi imkanı sayesinde, ona güvenerek , “kalk hanım gidiyoruz” deyip yola çıkarak, gidip şimdilik en azından Çanakkale Şehitlikleri’ni ziyaret edebildik.

Ülkenin bir bireyi olarak, belirli hakları olan yurttaş olma konumundan hızla uzaklaşarak, kaderimizin bir kişinin iki dudağı arasında olma durumuna doğru hızla ilerlemekte olduğunu görüp yarınlar ile ilgili karamsarlığa kapılıyor bu imkanların bile elimizden alınacağı endişesini taşıyorum. Ancak yine de tarihin akışı geriye asla çevrilemez deyip, yelkenin icadı nasıl akıntı ve rüzgar nedeniyle geçilemez kabul edilen Çanakkale Boğazı’nı yol geçen hanına çevirdiyse bu günler de gelip geçecek umudunu taşıyorum. Çünkü haklı olan biziz.

Şubat 2012 ANTALYA

temad-genel-kurulu

BİR GENEL KURUL BÖYLE GEÇTİ…

Fırtına, şiddetli yağmur, sel altında geçen  bir Antalya gecesinin ertesinde, 10 Ekim sabahı TEMAD 13. Olağan Genel Kurulu’na katılmak için, 18 kişilik Antalya TEMAD delege gurubu olarak Ankara’ya doğru yola çıktık. Ömrümce yaptığım yolculuklar esnasında, Gülek Boğazı’ndan,  Tekir’i, Burdur’dan   Çeltikçi Beli’ni aşıp Toroslar’dan  aşağı her sallanışımda, Akdeniz’in güneşli ılık havasını yüzümde hissetmiş, her defasında içimden derin bir oh çekmişimdir. Bu defa tam tersi olmuştu. Yağmur sis ve kara bulutlar altındaki Antalya’yı arkamızda bırakıp, Burdur’da güneşli pırıl pırıl bir havaya kavuşmak, sanki bir gün sonra, Ankara Yenimahalle Nikah  salonunda  derin bir  “oh” çekme anına camiamızca bir adım daha yaklaşıyor olmanın habercisiydi.

Yol boyunca zaman zaman Antalya TEMAD Başkanı Sayın Mustafa Dündar’ın,  katılmak için yola çıktığımız 13. TEMAD Genel Kurulu üzerine düşüncelerini, TEMAD Yönetiminin içinden biri olarak yoklamaya çalıştım. Söyledikleri özet olarak şunlardı. “TEMAD Antalya İl Başkanı olarak benim de bildiklerim maalesef sizin bilgilerinizden farksız. Mevcut Genel Merkez Yönetimi'nin bu genel kurulda da göreve talip olduğunu ben de internetten okudum. Genel Merkez’den kimse bir kerecik olsun bir 'alo' deyip bu konuda  fikriniz nedir diye sormadı. Bu durum  bizi çantada keklik gördükleri mi, yoksa gözden çıkardıkları mı anlamına geliyor bilmiyorum. Ancak iki gün önce Genel Merkez’den bir görevli aradı, Tandoğan Orduevi'nde Antalya delege grubu için yer ayırtıldığını, Ankara Otogarı'na gelen grubun  görevlendirilecek bir servis aracıyla da konaklama yerine ulaştırılacağını söyledi" Ancak yolculuğumuz esnasında, Ankara’ya yaklaşırken Sayın Başkanımızın  kurduğu telefon irtibatı sonucunda, servis gönderilmekten   vazgeçildiğini, grubumuzun Tandoğan Orduevi'ne kendi imkanlarıyla, yani metroyla ulaşacağını öğrendik

  • Neyse ki Grubumuz Ankara Otogarı'nda otobüsten indiğimizde, Yeni Oluşum Grubu'nun organize olduğunu, başta Sayın Ahmet Keser olmak üzere, Yeni Oluşum Grubu görevlilerini, Ankara Otogarı'na ulaşan delege gruplarını beklerken bulduk. Bu meslektaşlarımız kendi imkanlarıyla biz Antalya delege grubunu, konaklayacağımız Tandoğan Orduevi'ne naklettiler.

Tandoğan Orduevi'nde odalarımıza yerleştik. TEMAD Genel Kurulu delegeleri için sadece Tandoğan Orduevi'de 90 kişilik yer ayırtılmış. Konaklama sorunu halledilmişti ama orduevinde yemek konusunda sorun yaşandı. Adı geçen Orduevi'nde akşam yemeğinde, orada konaklayan delege meslektaşlarımızın yarısı yemek miktarı yetersiz olduğu için, yemek yiyemediler. Burada  kendimize bir iğne  batırmak istiyorum.  Devamlı elimizin  kolumuzun  bağlı olduğu konusunda hep birilerini eleştiririz. Yatak doluluk oranına göre çıkarılacak yemek miktarını öngörecek olanın, Ankara Şehir Oteli lokanta sorumlusunun olup olamayacağına siz karar verin.

Bir gurup delege meslektaşımızın da Etiler Orduevi'nde konakladıklarını  öğrendim. Akşam yemekten sonra, başka şehirlerden gelen tanıdık meslektaşlarla kucaklaşmak, ziyaret etmek  için Etiler Orduevi'ne geçtim.  Bu dolaşmalarım sırasında, Etiler Orduevi lobisinde, o yaşında yüzünden hiç eksik olmayan  gülümsemesiyle, meslektaşlarıyla birlikte olmanın mutluluğu yüzüne yansımış, askılı pantolonlu, seksenli yaşlarında Mehmet DAREGENLİ Ağabey'i her gördüğü meslektaşının elini sıkıp hoş geldiniz derken izledim, sevindim. Bana rastlamamış olabilir mi bilmiyorum ama, Genel Merkez'den  görevlendirilmiş, delegelerin halini hatırını soran bir tane bile görevli meslektaşımı göremedim.  Sağ olsunlar, ya bana öyle geldi, ya da gerçekten öyleydi, adım başında "bir sorununuz var mı?" diye soran çok sayıda  Yeni Oluşum Grubu'ndan meslektaşıma rastladım..

Genel kurulun yapılacağı günü sabah lobide beklerken, kırklı yaşlarında olduğu halde bozulur diye bilgisayar klavyesine dokunmaktan korkan, söze "TEMAD bana ne verecek ki" diye başlayan, ülkenin ve camiamızın mevcut bölünmüşlüğü yetmezmiş gibi, onları bir de  doğum tarihin göre bölüp "genç kuşak - yaşlı kuşak" diye ayırıma tabi tutmaya kalkan meslektaşlarımıza inat, mail adresinden, internetten, yurdun dört bir yanında camiamızla ilgili haberlerden, haklarımızdan bahseden, sorunlarımıza hakim, çoğu genç meslektaşımdan daha genç, Üsküdar TEMAD'dan Zeki KENTEL ağabeyle tanıştım, sohbet ettim, camiamızın sorunlarına sahip çıkılması adına sevindim umutlandım..

Hele neyse ki, saat sabah sekizi geçip, Anıtkabirde yapılacak çelenk koyma törenine gitmek için orduevi "lumbarağzında" bekleyenler kalabalıklaşmaya başladığında, bir meslektaşımız çıkıp, genel merkezin yaptığı organizasyonda görevli olduğunu, Anıtkabir'e gidecekleri   götürecek servislerin gelmek üzere olduğunu, ancak araçların sayı olarak yetersiz kalabileceğini, vakit varken, isteyenlerin Anıtkabir'e kadar yürüyebileceklerini söyledi. Bu bilgi üzerine vakit geçirmeden Anıtkabire doğru yaya olarak yola koyuldum. Yolda yan yana yürürken tanıştığım bir meslektaşım, kendisinin Ordu TEMAD Şube Başkanı olduğunu söyledi. Antalya İl Başkanı'nın yakındığı konuların aynısını o da dile getirdi. Ayrıca  "Ben altı ay içinde göreve geldim. Göreve geldikten sonra TEMAD Genel Merkezi'nden bir Allah'ın kulu çıkıp, telefonla alo diyerek, kimsin, nesin, halin nicedir, görevin hayırlı olsun demedi "  diye ekleme yaptı. Genel Merkezin ilgisizliğinden yakındı.

Anıtkabir'de çelenk koyma töreninden sonra servis araçlarıyla, genel kurulun yapılacağı Yenimahalle Belediye Nikah Salonu’na geçtik. Kongre delege kartlarımızı alıp içeriye girdiğimizde, salonun  sahneye yakın ve sahneyi iyi gören bölümlerinin doldurulmuş olduğunu gördüm. Antalya delegeleri olarak, salonun  biraz kıyı köşesi sayılabilecek  bir bölümünde bir masa bulup yerleştik.

Kongrenin açılışını, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin belkemiği assubaylar..."  diye başlayıp, "dosya aldık verdik " diye devam eden, her zaman yaptığı konuşmalardan birini yaparak Sayın Mustafa Erol Yaptı. Sözlerini, "yaptığımız icraatların tamamı  elinizde bulunan dağıttığımız broşürlerde yazılıdır " diyerek bitirdi.  Gündemde madde olarak yazılı olan saygı duruşunu da o anda halen genel başkanlığı devam eden Sayın Mustafa Erol yaptırdı. Buna, salonda, gündem sırasına uyulmadığı, saygı duruşu ve kongre açılışının divan başkanı tarafından yaptırılması gerektiğini ifade eden homurdanmalar oldu.

Bir gece önce, camiamıza yakışır bir genel kurul yapılabilmesi için, kongre divan başkanlığı ve üyelikleri için yönetime aday olacak gruplar, kabul gören adaylar üzerinde anlaştıkları haberi kulaktan kulağa dolaşmıştı ve divan başkanlığı için üzerinde anlaşılan ismin Çanakkale İl Başkanı Sayın İsmail Erdem olduğu söylenmişti. Ne var ki, divan heyeti teklifleri açıklandığında , üzerinde anlaşılan tek isimin, divan başkanlığı için , değerli meslektaşımız Sayın İsmail  Erdem'in  ismi olduğu anlaşıldı. Çünkü mevcut yönetim ve muhalif gruplar divan başkan adayı Sayın İsmail Erdem adı ortak olmak üzere divan  üye isimleri  farklı iki adet liste teklifi vermişlerdi. El kaldırarak yapılan  oylama sonucu, mevcut yönetimin listesi çoğunlukla kabul edildi.

Divan kurulu yerlerini  aldıktan sonra, anlayabildiğim kadarıyla,  özellikle Genel Merkez tarafından hiç bir ölçüye sığmayan gerekçelerle görevden alınmış olan  TEMAD Balçova örgütü delegelerinin, genel kurul salonunda yönetim seçimlerden önce yer alabilmeleri için, "14. madde " olarak gündeme konulmuş olan "İhraçların af edilmesi" maddesinin, bir an önce görüşülmesi  istemiyle verilen önerge oylandı. Bu oluşan divanın heyetinin taraf tutup tutmama konusunda  takınacağı tavrı değerlendirebilmek için yapılan ilki oylamaydı. Divan ilk önce verilen önergenin kabulü için oylama yaptırır gibi oldu. Sonra bu oylamanın sonucunu açıklayacakken vazgeçip önergeyi tekrar oylatır gibi yaptı. Bu arada mikrofonu ilerleyen zamanlarda artık elinden hiç bırakmayacak olan divan başkan yardımcısı eline aldı. Mikrofonu eline alan divan başkan yardımcısı, kavram kargaşası yaratıp yönetimin hazırladığı mevcut gündemi önergeymiş gibi oylatmaya kalktı. Sonuçta, divan başkanlığı tarafından  muhalefetin verdiği, “ihraçların affedilmesi” ile ilgili gündemin 14. maddesinin gündemin dördüncü sırasına alınmasının kabul edilmediği açıklandı.

Bu arada, salonun bir bölümünde toplu halde yer alan sayıları  kabaca yüz kişilik dökülmekten kurtulabilmiş saçları  tamamen ağarmış bir  delege grubu meslektaşımız, olayları sessizce, tepkisiz izliyor, ne zaman ki eli mikrofonlu divan başkan yardımcısı "kabul edenler - etmeyenler" dediğinde, mevcut yönetimin isteği yönünde el kaldırıyorlardı. Bulunduğum masada, 2008 yılında da delege olarak bulunmuş bir meslektaşımın ağzından "eyvah yine aynı şeyler tekrarlanacak" cümlesi döküldü. Niçin diye sorduğumda, "şu anda elinde mikrofonla oturum yöneten divan başkan yardımcısının 2008 genel kurulunda divan başkanı olduğunu, genel kurulu çok taraflı yönettiğini, muhalefete söz vermediğini, ayrıca o genel kurulda da, yine blok halinde el kaldırıp indiren  benzer bir grubun olduğunu, Genel Başkan'ın tahakkümü altında  geçen kongrede yapılan yönetim seçimlerini de doğal olarak  mevcut yönetimin galibiyetiyle sonuçlandığını" söyledi.

Bu bilgi üzerine o an bir ara aklımdan, olaylar meslektaşımın dediği gibi seyredecek olur da sonuç yine 2008 kongresinin aynısı olacak olursa, hiç bir şeyin anlamı kalmayacağından, TEMAD üyeliğimi gözden geçirmek bile geçti.

Kıbrıs,  Davası uğrunda şehitler verilen her Türk’ün milli davasıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşı soydaşlarımız başımızın tacıdır; bundan kimsenin şüphesi olmasın. KKTC' de bulunan, emekli assubayların karşılığı olan yurttaşlarımızın da başımızın üzerinde yeri vardır. Ancak genel kurul gündeminde yazmadığı halde, 13. TEMAD Genel Kurulu’na KKTC Şehit ve Gazi Aileleri Derneği yetkililerinin davet edilip, bu dernek tarafından  TEMAD il başkanları isim isim çağrılarak uzun  törenlerle,  hangi kriterlere göre niçin verildiği pek anlaşılamayan madalyalar verilmesi, sonra da divan kurulu tarafından muhalif konuşmacıların konuşma sürelerini zaman darlığı gerekçesiyle 5 dakika ile sınırlandırılması pek hoş olmadı. Sanki olay genel kurulu katakulliye getirme amaçlı senaryo ve şov kokuyordu.

Madalya töreninin ardından genel kurulun yazılı gündemine dönüldü. Sayın Genel Başkan Mustafa Erol faaliyet raporunu okumak için söz aldı. Faaliyet olarak saydıklarından "Emekli Assubaylara yeşil pasaport verilmesini sağladık" cümlesi salonda gülümsemelere yolaçtı. "Devasa Genelkurmay'a rağmen AHİM'de dava açtık" dedi. "Yıllardır TEMAD'ın katılmadığı Uluslararası Askeri Dernekler Federasyonu toplantısına TEMAD'ın katılımını sağladık" sözü nedense bana, söyleyen tarafından azılı muhalif ilan edilen Ersen Gürpınar ağabey'i hatırlattı. Sayın Genel Başkan'ın  söylediklerinden daha başka aklımda kalan cümleler  "Yeni Askeri Ceza Yasası teklif ettik, size ne dediler. Askeri disiplin mahkemesinde hakim olmayan subay bulunmamasını sağlayan düzenlemeler sayemizde yapıldı. Atamaların nokta tayini şeklinde yapılmasını sağladık. Rütbe bekleme sürelerinin artırılması nedeniyle sorun olan çalışan meslektaşlarımızın nöbetten düşme düzenlemesini hallettik." cümleleriydi.

Faaliyet raporu üzerine söz alacak konuşmacıların konuşma süreleri divan kurulu tarafından 5 dakika ile sınırlandı. Yeri geldi şu notu paylaşayım. Geriye bakıp söz alan  konuşmacıların  söylediklerini hatırlamaya çalıştığımda, maalesef hiç bir konuşmacının, TEMAD'ın geride kalan dönemi üzerine söylenmiş bir  tane bile olsun olumlu bir cümle hatırlayamıyorum. Bu arada söz alan konuşmacıları isim isim sayamazsam ve söyledikleri sözlerin tamamını hatırlayamazsam, eksik kalırsa lütfen kusuruma bakmayın.

Faaliyet raporu üzerine söz alan Bayraklı TEMAD'dan Sayın Meslektaşımız Okan Erdem, "Ben 14 yıl önce de TEMAD Genel Kurulu'nda bulunmuştum, dün gibi hatırlıyorum.  O gün de bu gün konuştuğumuz  sorunların aynısını konuşuyorduk. Bu nedenle bir başarıdan bahsetmek mümkün değildir. Başarı konusunu bir kalem geçelim" dedi. "Bir sivil toplum kuruluşunun oluşması için üç şeye ihtiyaç vardır; bunlar kitle, kurum yönetimi, örgüttür "  dedi ve sözü örgüt yapısına getirdi. Örgüt yapısının çok önemli olduğunu vurguladı. TEMAD'da  örgüt  içi demokrasi ve örgütte rekabet olmadığından söz etti, "örgüt içi rekabet eksikliği örgütü bitirir" dedi. "Hoşgörüsüzlük terörü davet eder, kitlesinden uzak kalan örgüt, kitlesine hizmetten uzak kalır" dedi. "Örgüt rekabete açılsa, Ankara'da şubeler açılmasına izin verilse 9 Ekim mitingine katılım 3500 değil 10 000 kişi olurdu. Kamuoyu oluşturmak çok önemli; niçin öğrencilere burs verilmiyor? Bizler çalışanların yarınlarını şekillendirmekten sorumluyuz. Tüzük kurultayı niçin yapılmadı? Yönetim gençlere devredilsin " dedi ve sözlerini tamamladı.

Konya TEMAD'dan Sayın   Erhan Eraslan "Faaliyet raporu başlı başına başarısızlığın ilanıdır. Kimse kimseyi kandırmasın. Şu anda MSB'nin ilgili sayfalarında biz assubaylarla ilgili hiç bir  yasa teklifi yoktur. Geçen bir yıl içinde uzmanlarla ilgili 4 tane yasa çıkmıştır" şeklinde özetlenebilecek bir konuşma yaptı.

Yalova TEMAD'dan Sayın Rıdvan Tayan " Salonda dile getirilen, konular ve verilen vaatler 2008 genel kurulunun aynısıdır. Bu masalları 2008 yılında da dinledik. Sayın yönetim yapacağını yapmıştır, yapacağı başka bir şey kalmamıştır" dedi

Faaliyet raporu lehinde söz alan Sayın Ünal Oruçkaptan "Her şeyi genel merkezden beklemeyin. Üyelere de büyük görev düşüyor" dedi. Neyi vurgulamak istediğini pek anlayamadım ama günlük üye aidatının 8 kuruş 33 santim olduğundan bahsetti. Sözlerini  "Assubay hakları için, gerekirse meclis kapısında yatacağız dedik. Genelkurmay’dan assubaylarla ilgili yapılan yasal hazırlık çalışmaları gizlidir dediler.” dedi ve   konuşmasını “Elimizden gelen her şeyi yaptık " cümlesiyle tamamladı.

Faaliyet raporu ile ilgili yapılan konuşmalara cevap vermek üzere kürsüye gelen Sayın Genel Başkan, bilinen şeyleri tekrarladığı konuşmasından sadece şunlar aklımda kalmış. "Ankara'da şubeler açılsa kargaşa yaratırdı. Mahmut Erdem diye biri vardır. Bu salonda Mahmut Erdem'in sınıf arkadaşları da bulunmaktadır. Mahmut Erdem'in asıl adı (pek anlaşılmadı, Abdullah da olabilir) Ataullah Aslan'dır. Kendisine telefon ettim gelemedi"

Doğal olarak bu yanıt, asıl adını kullanmayan sanal bir kişiye, TEMAD Genel Başkanı olarak mesajları engelleme yetkin elinde olduğu halde, bu sanal kişinin TEMAD İnternet Sitesi Mesaj Panosunu kullanmasına izin vererek, en küçük bir eleştiride bulunan meslektaşına, defalarca niçin hakaret ettirdin, meslektaşlarına hakaret ettirerek camiayı bir birine niçin düşürdün, böldün, parçaladın sorularının yanıtı olamaz.

Sıra geldi Denetleme Kurulu Başkanı’nın denetleme raporunu okumasına. Denetleme Kurulu Başkanı, bilinen "Yapılan incelemeler sonunda, evrakların tam olduğu, bütün  defterlerin usulüne uygun tutulduğu görülmüştür" türü sözlerini söyledikten sonra, okuduğu raporu katladı bir kenara koydu, açtı ağzını yumdu gözünü. Denetleme Kurulu Başkanı, değerli sınıf arkadaşım, ak saçlı Sayın Süleyman Kalyoncu'nun ağzından  "TEMAD yönetimine tek adam yönetimi hakim oldu. Nedense her yurtdışı gezisine Sayın TEMAD Başkanı ve her defasında yanında aynı isim gidiyordu. Dernek soyuldu; denetleme kurulu başkanı olarak, derneğin soyulduğu benden saklandı, örtbas edilmeye kalkıldı" cümleleri döküldüğü an ile dışarıda Ankara'ya yumurta iriliğinde dolu yağması aynı ana rastladı. O an   bence salonda havanın değiştiği, eski yönetimin sallanmaya başladığı andı.

Denetleme Kurulu Üyesi Sayın Cengiz Erten, benimde söyleyeceklerim var deyip söz aldı. "Yapılan denetlemelerde, derneğe ait araçlara kesilen trafik cezalarının dernek bütçesinden ödendiğini gördüm ve bu nedenle şerh koydum. Dikkat ederseniz 2. dönem denetleme raporlarının altında imzam yoktur. Antalya TEMAD'da olan bilinen olaylar üzerine Antalya TEMAD'ın denetlenmesini istedim, Sayın Genel Başkan görevlendirme yapmadı. Balçova TEMAD'ı denetledim, denetleme raporu eline ulaşmamış gibi davrandı" dedi. Özet olarak “TEMAD Genel Başkanı keyfi davranıyordu” demeye getirdi.

Denetlenecek olan TEMAD ve onun bir birimi. Denetlenecek olan kurumun yani TEMAD’ın genel başkanı denetçileri görevlendirme yetkisine sahip. Yani denetleme kurulu kendiliğinden harekete geçemiyor! Bana biraz mantıksız geldi ama, çok eleştirilen tüzük öyle emrediyorsa ona diyecek bir şey yok.

Denetleme raporu üzerine Gelibolu TEMAD Başkanı söz aldı ve " 46 yaşıdayım ve en genç başkan olarak konuşuyorum. Camiamızda sanal ortamda bölünmüşlük almış yürümüş. Gönlüm üç genel başkan adayını el ele  birlikte sahnede görmek istedrdi. Yeni emekli olanların ilgisi ne yapılıp edilip TEMAD’a karşı artırılmazsa, üye  olmaları sağlanamaz ise, bu salonda şu anda 65 olan yaş ortalamasının  gelecek genel kurulda 75 olmasından korkarım" dedi.

Sıra geldi yönetim ve denetim organlarının seçimine. Seçimden önce başkan adaylarına sırayla söz verildi. Şu anda gerçekten başkan adaylarının  konuşma sırasını unutmuş durumdayım. Ama, başkan adaylarından Cengiz Erten  konuşmasında "Dosya alışverişine değil, eyleme talibiz. Çatışmacı değil uzlaşmacı olacağız. İstanbul'da oturuyorum, seçilirsem Ankara'ya taşınacağım. Teknolojiyi kullanacağız. Yönetmeye değil hizmete talibiz. İntibaklar ve Emekli Sandığı maaş cetvelinin değiştirilmesi üzerinde yoğunlaşacağız" dedi.

İlerleyen dakikalarda TEMAD Genel Başkanı seçilecek olan Sayın Ahmet Keser, divan kurulu üyesi seçilip mikrofonu eline geçirdikten sonra bir daha bırakmayan Divan Kurulu Başkan Yardımcısı tarafından, küçümsemek amacıyla mı, yoksa gerçekten gidişatı gördüğü için mi bilmiyorum, dil sürçmesi de olabilir;  konuşma kürsüsüne "Son vuruşunu yapmak üzere" anonsuyla davet edildi.

Sayın Ahmet Keser bence, acaba diyen  yüzen gezen oyların tarafını  belirlemesinde son derece etkili olan konuşmasında özetle, "Mevcut TEMAD Yönetiminin faaliyet raporu diye okuduğu metine faaliyet raporu değil, ancak 'Ziyaret Raporu' denilebilir. Anlatılanlar altı yıldır tekrarlanan şeyler. TEMAD'ı hatıra anlatılan değil, vizyon paylaşılan dernek yapacağız. Şimdiye kadar olduğu gibi, sayın siyasetçi 'bir yol yok' dediğinde yol bulacağız. Hem çalışan meslektaşlarımıza, hem emekli meslektaşlarımıza umut olacağız. Hakkari’nin çıplak dağlarındaki umutsuz meslektaşımıza da sahip çıkacağız. Külfetin de nimetin de eşit dağıtılmasını isteyeceğiz" dedi. Konuşması salonda çıt çıkmadan dinlendi ve uzun uzun alkışlandı.

Sıra artık gündemin yönetim ve denetim kurulu seçimi maddesine gelmişti. Seçimlerde Sayın Mustafa Erol'un başkanlığındaki liste beyaz, Sayın Ahmet Keser'in listesi turuncu, Sayın Cengiz Erten'in lisesi mavi renkteydi.

Seçimlere geçildiğinde uzun süre divan kurulu oy kullanmanın nasıl yapacağına karar veremedi. En sonunda oy kullanacaklar oy kullanma mahalline il il çağrılarak yapılmasında karar kılındı ve oylamaya geçildi. Ben oy kullandığımda, oy kulübesinde kullanılmayan oyların rengine mavi renk hakimdi.

Oylama sonucunu tekrar hatırlarsak:

  • Sayın Ahmet KESER'in listesi : 147
  • Sayın Mustafa EROL'un listesi : 139
  • Sayın Cengiz Erten'in listesi : 13

Yani bir taraf diğerine ezici üstünlükle değil, kılı kılına denilebilecek bir sonuç.

Gelibolu TEMAD’ın genç başkanının gerçekleşmeyen, başkan adaylarının el ele sahneye gelmeleri isteği seçim sonucundan sonra gerçekleşti. Seçimi kazanan ve kaybeden başkan adayları el ele sahneye çıktılar ve böylece, genel kurulun ilk gün çalışmaları da sona ermiş oldu.

Bu yazdıklarıma eklemek istediğim kulis izlenimlerim de şunlar;

Burada yazdığım bazı eleştirileri, kulislerde tanıştırıldığım genel merkezde görevli meslektaşlarıma duysunlar diye özellikle ilettiğimde "haklısınız, veya yanlışınız var, doğrusu öyle değil böyle"  anlamında bir  tepki vermediklerini, sadece gülümsediklerini, oylama sonucu alındıktan sonra da bana sanki bir yükten kurtulmuş gibi yüzlerinde bir rahatlama izledim.

İnternet ortamından tanıştığım ama yüz yüze görüşmediğim, zaman zaman internet ortamında tartıştığımız  meslektaşlarla karşılaştım. Kimileri için "keşke şu internet denilen meret olmasaydı daha mı iyi olurdu acaba" duygusuna, kimileri için de hiç yazmasalar da hep konuşsalar daha mı iyi olurdu acaba duygusuna kapıldım.

Yeri gelmişken,  genel kurul öncesi aklıma takılan kim kimi böldü  bölecek sorusunun cevabını, genel kurul sonrasında  da hala  net olarak bulabilmiş değilim.

Mazeretim nedeniyle ikinci gün genel kurulda  bulunamadım. Şu paylaşacaklarımı, ikinci gün genel kurula katılan meslektaşlarımdan dinledim. Birinci gün muhalefetin ihraç edilenlerin bir an önce af edilmesi için verilen ve reddedilen önerisi, ikinci gün öncelikle ve büyük bir istekle eski yönetim mensupları tarafından önergeye dökülmüş, bir önceki günün muhalefeti, ikinci günün iktidar olanlarına ise “verilen öneride mutabıkız” demek düşmüş. Böylece ihraçların affedilmesi oy birliğiyle kabul edilmiş. Eski Genel Başkan da Yeni  Genel Başkana “Görev düştüğü takdirde her zaman yardıma hazırım” teklifinde bulunarak  çok güzel bir ortam sağlanmış.

  • İyimser olmam için bir neden daha. İsim veremeyeceğim ama, duyumlarıma göre seçimi kazanan Yeni Oluşum Grubu mensubu meslektaşlarımdan, bu günlere hazırlık döneminde, kendilerini geliştirmek için, topluluğa hitabet dersi seminerlerine katılanlar bile   olmuş. Bence umutlanmak adına olumlu bir yaklaşım.

Sonuç  olarak bu seviyeli genel kurul camiamız lehine artı puan olarak yazılması gereken bir genel kurul olmuştur. Keşke eski TEMAD yönetimi bu kadar eleştiriye meydan vermeden büyüklük gösterip  zamanında, “benden buraya kadar” diyebilip kenara çekilebilseydi de bu kucaklaşma daha önce sağlanabilseydi demekten kendimi alamıyorum.

Bana göre bu sonuca, kurumsal kimliği nedeniyle TEMAD tarafından söylenemeyenler burada özgürce  söylensin diyerek, sitemiz Emekli Assubaylar Sitesi’ni kuranların, yaşatanların, “Biz TEMAD’a akan dereleriz” sözünü slogan haline getirenlerin katkısı çok büyük. Zaman zaman “Biz internette boşuna haykırıyoruz. Lokalde okey oynayan meslektaşımıza sesimizi duyurmamız mümkün değil. Onları da aramazı katamazsak bazı şeylerin gerçekleşmesi asla mümkün olamaz” diye umutsuzluğa kapılan meslektaşlarım. Bakınız işte oldu. Hepsi değilse bile “değişim şart” diye bu platformlardan haykıran sesimiz en sonunda  genel kurul salonun bir bölümünde görevleri sadece oylamada el kaldırıp indirmek olduğu izlenimi veren meslektaşlarımızın bir bölümüne bile ulaştı. Asıl ulaşması gereken daha başka yerlere de eninde sonunda ulaşmaması için hiçbir neden yok.

Sesimizin asıl ulaşması gereken yerlere ulaşıp yankı bulması dileklerimle yeni yönetime başarılar. Sürçü lisan ettikse affola…

ARAYIŞ-2

Haziran 04, 2011

Leader3

Bilinen fıkradır. Üst katta oturan kişi akşamları belirli bir saatte terliklerini alt katta oturanı rahatsız edecek şiddette gürültülü arka arkaya yere bırakmaktadır. Alt katta oturan da her gece yatağa bu olay bittikten sonra rahat rahat gitmeye kendini alıştırmıştır. Gürültücü komşu bir akşam, yine aynı saatte terliğinin birini gürültülü, diğerini yavaşça ayağından çıkarır ve sessizce yere bırakır. Alt komşu, diğer terliği ha şimdi bıraktı, ha bırakacak diye beklemekten sabaha kadar  uyuyamaz.

Bizim “Arayış” yazıları  da biraz bu duruma benzedi. Bir önceki yazıya “Arayış 1”  başlığını koymuştum, araya zaman girdi bu güne kadar bir türlü “Arayış 2” başlıklı yazıyı yazamadım. Buna mazeret olarak şimdi bir sürü şey sayabilirim ama ikisini söylesem yeterli olur sanırım.

Hatırlarsanız “Arayış1” yazısının konusu, mevcut TEMAD Merkez yönetiminin, zümremizin beklentilerine cevap vermediği, sorunlarımıza çözüm aramak yerine kendilerinin sorun haline geldikleri üzerineydi. Bildiğiniz gibi bu yıl ülkemizde iki seçim birden var. Birincisi tüm ülkeyi ilgilendiren 12 Haziran 2011 milletvekili genel seçimleri. İkincisi önümüzdeki sonbaharda yapılacak TEMAD Genel Merkezi yönetim seçimleri. “Arayış 2” yazısının konusu önümüzdeki sonbaharda yapılacak TEMAD yönetim seçimlerinde  beklentilere cevap verebilecek  yeni ekibi nasıl seçebiliriz, eski yönetimi nasıl değiştirebiliriz üzerine olacaktı. Hatırlayacaksınız, birinci bölümü yazdığım günlerin hemen arkasından, sanki bu işler bu kadar kolaymış gibi, mevcut yönetim, “yan cebime koy” taktikleriyle,  “milletvekili adayı tespitinizi yaparken bizi unutmayın” diyerek, boy göstermek amacıyla siyasi parti kapılarına tura çıkmışlardı. Mevcut yönetimi, bu ortamlarda devamlı yazılı olarak eleştiriyoruz. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim sonuçta isimlerinin başında “emekli astsubay” ünvanları var. Olur ya, söz konusu kişilerin, ülkeye milletvekili olarak vazgeçilmez katkı yapabilecekleri, ihtiyaç duyulan çok yönleri vardır da   belki biz göremiyoruzdur. Sonuç alma ihtimalleri milyonda bir de olsa, bir kelimemizle bile pişmiş aşa su katan duruma düşmüş olmayalım dedim. Biraz da TEMAD seçiminin yapılacağı sonbahara çok zaman var deyip ağırdan aldım.

Değerli meslektaşlarım. Ülkemizde olup bitenleri uzun uzun anlatmaya gerek yok. Durumu hepimiz biliyoruz, görüyoruz, izliyoruz. On yıl önce, “ülkede yasa var hukuk var, ayrıca ülkede söz sahibi olanların içinde vicdan sahibi olanlar bu kadar azınlığa düşmüş olamaz”  diyebileceğimiz olaylar ve uygulamalar günümüzün normalleri haline geldi. Olmaz olmaz demeyin. Gidiş o gidiş ki; nasıl son YGS sınavında bir buçuk milyon öğrencinin her birine değişik kişiye özel soru kitapçığı gönderildiyse, eğer böyle giderse, bir sabah, aybaşında emekli maaşınızı almak için bankamatik kartınızı bankamatiğe soktuğunuzda, bir de bakmışsınız, kaşının üzerinde gözün var bahanesiyle, bazılarımızın maaşları, kişiye özel ceza nedeniyle yatmamış. Siz böyle şey olur mu, hak hukuk, diyecekken, sabah gazeteleri akşam televizyonları açtığınızda, hemen hemen her gazetede, her televizyon kanalında, nerede yetiştiklerine bir türlü akıl erdiremediğiniz tipler korosu, “millet egemenliğine karşı mı geliyorsunuz, iktidar çoğunluğuna sahip olanlar her türlü tasarrufu yapmaya hakları vardır” konulu yazılar yazmakta, televizyon açık oturum tartışmaları yapmaktalar.

Bu ülkenin yurttaşıysak, bu ülke bizimse, bu ülkenin yarınlarda da  yaşanılır olarak kalmasını istiyorsak ve bir yurttaş olarak bu konularda hepimizin üzerine görev düştüğü gibi, önümüzdeki TEMAD’ımızı güçlü, sesi gür çıkan  bir kurum yapmak için üzerimize görev düşmektedir. Gidişata göre, önümüzdeki yıllarda, güçlü bir TEMAD’a bu günden daha çok ihtiyaç duyacağız gibi geliyor. Bu nedenle, eğer TEMAD’ı zümremiz için gerekli bir kuruluş görüyorsak, bir şeyler yapmasını bekliyorsak önümüzdeki sonbaharda yapılacak TEMAD Genel Merkez Yönetimi seçimlerinde işi ciddi ve sıkı tutmalı, uygun meslektaşlarımızı bu görevlere mutlaka ve mutlaka getirmeliyiz.

Seçim takvimi işlemeye başladı. Bu günler bildiğiniz gibi Ankara merkez delege seçimlerinin yapıldığı günler. Artık bu işlere de bir yerinden başlamak gerekir. Eğer TEMAD’a  daha çok ihtiyaç duyulacağı önümüzdeki dönemlerde yine “Dosya aldık dosya verdik” avutmalarıyla geçirmek istemiyorsak işi sıkı tutmalıyız.  Ama bir sorun var. Gökten bu iş için yaratılmış ve istekli aday meslektaşlarımız yağmayacağına, içimizden birilerinin çıkması gerektiğine göre bu iş nasıl olacak?

Ben ve akranım  meslektaşlarım  okul yıllarımızda “modern matematik” diye bir kavramla tanışmadık. Modern matematik konusu, biz okul çağımızı geride bıraktıktan çok sonra okul müfredatlarına girmiş konulardır. Bizim çocuklarımız ilkokulda olduğu yıllarda, meslektaşlar arasında yapılan günlük sohbetlerde şöyle cümleleri sık duyardık. “Çocuğuma dersinde yardımcı olacağım ama, modern matematik diye bir dersleri var bundan hiçbir şey anlamıyorum . Sanki bakkaldan peynir ekmek alırken kaç lira tuttuğu modern matematikle hesaplanacak. Ne işe yarayacak bilmem ki”. Ben kendim o yıllarda, bu ne ola ki diye merak edip ilkokuldaki çocuğuma dersinde yardımcı olabilecek kadar, modern matematikle ilgili pes etmemiş, kitap karıştırmıştım. O günlerden  aklımda kalanlara göre konuşuyorum. Bilenler bilir; kümeler, kümelerin kesişimi, kümelerin bileşimi, kümelerin kapsamı modern matematiğin ilk kavramlarıdır. Yıllar geçtikçe anladım ki, meğer modern matematiğin bu en basit başlangıç konuları bile,   beynimizin karar vermesi için her an, her dakika kullandığı konularmış ve öyle işe yaramaz angarya konular değilmiş.

Unutmadan; bu konuda ben ne kimsenin düşüncesine ipotek koymak durumundayım, ne de benim yazdıklarım bu konuda en doğru olanlardır. Asla böyle bir iddiam olamaz. Benim yapmaya çalıştığım, bir beyin fırtınasında, bir meslektaşınız olarak düşündüklerimi ortaya koymaktır. Sürçü lisan edersek affola.

İşte biz  TEMAD Merkez yönetimine uygun meslektaşlarımızı seçerken, delege seçimlerinden başlamak üzere, modern matematiğin ilk kavramları olan kümeler kavramından yararlanacağız. Önce yeni seçeceğimiz yönetimde olması gereken beklentilerimizi sıralayacağız. Ortaya koymaya çalıştığımız beklenti  kriterleri kümesi ile aday meslektaşlarımızdan kimin özellik kümesinin  kesişim kümesi en fazla elemanlı o kişiyi bu görevlere seçeceğiz.

Önce şunu bilincinde olalım. Bu gibi gönüllülük isteyen, görevlere uygun aday bulmak kolay bir şey değildir. Şimdiye kadar bir çok defa yaşandığı gibi,  aday olan, ekip kurma, göreve talip olma faaliyeti içinde olan, bir adım öne çıkmaya çalışan meslektaşlarımızı daha işin başında adeta boğmaya kalkıp, şevklerini kırmayalım. Mutlaka eleştirimiz  olacaktır ama, eleştirilerimiz seviyeli ve saygılı olsun. Aksi durumda, ben varım diye bir adım öne çıkan,  beklentilerimize cevap verebilecek donanımlı kişilerin gözü daha işin başında korkutulur, usandırılır sonunda  havanda su dövmüş oluruz ve bu iş yine kapanın elinde kalmış olur. Göreve talip meslektaşlarımızı cesaretlendirelim.

Gerek, aday olanlar, gerekse seçecek olanlar bu aşamalarda lütfen, siyasi görüş gibi ön yargıları mümkün olduğunca bir tarafa bıraksınlar. Bu bir bölünüp parçalanma, camiamızın çatal kazık haline gelme nedeni olabilir. Bizim bir siyasi partinin başına başkan değil, mesleki derneğimizin başına bir ekip ve başkan aradığımızı unutmayalım.

Ben kendi kendime, “derneğimizin genel başkanlığına seçilecek kişi nasıl bir kişi olmalı?” diye sordum ve bakınız yanıtlarım ne oldu? Şöyle bir ekip ve başkan arıyorum:
  • Meslektaş zümresine hizmet etme idealini en ön planda tutabilen;
  • Bilgisiyle, kültürüyle, hitabetiyle, duruşuyla genel başkanlık koltuğunu doldurabilecek, zümremizi peşinde sürükleyecek liderlik yeteneğine sahip;
  • Her türlü eleştiriye açık, “ben yaptım oldu” yöntemine uzak, “ben en iyisini bilirim” demeyen, bilmediğini danışan, dinlemesini bilen;
  • Kışla günlerinin artık çok gerilerde kaldığını kabul etmiş;
  • Daha işin başında peşin peşin kişisel siyasi beklentisi olmayan, seçileceği makamı bir siyasi zıplama basamağı olarak görmeyen;
  • Seçildiği taktirde, siyasi görüşünü tamamen unutup, siyaseti derneğin kapısından içeri sokmayacak;
  • Dinsel, ırksal ayrımcılıktan ve hemşericilikten uzak;
  • Mümkünse mevcut yönetime hiç bulaşmamış ilişkisi olmayan;
  • Üyelerden gelen fikir ve girişimleri bastırmaya çalışıp kösteklemek yerine süzgeçten geçirip destek verebilecek;
  • Gönüllü üye olunan bir derneğin küstürülmüş, bölünmüş, derneği üyelerini derleyip toparlayabilecek, en küçük bir eleştiride bulunan üyesini ihraç etmek yerine  üye sayısını nasıl artırabilirim arayışı içinde olabilecek;
  • Emekli olan her meslektaşımızı derneğimize üye yapmak için sistemler geliştirebilecek;
  • Yaptıklarını niçin yaptığını, gücü yetmeyip yapmadıklarını niçin yapamadığını hiçbir komplekse kapılmadan açıkça dönüp üyelerine söyleyebilen, sorunlarımıza kayıtsız kalan, sorunlarımızın çözümüne katkıda bulunmak yerine engel olan makamlardan çekinip yutkunmak yerine üye gücünü yanına almayı tercih edecek şeffaflıkta;
  • Öncelikle antidemokratik, ilkel maddeleri  içinde barındıran  ucube TEMAD tüzüğünü çağdaş bir sivil toplum örgütüne yakışır tüzük haline getirmek için elinden geleni yapacağına söz veren;
  • Şayet mevcut yasalarla TEMAD’ın zümremizin sorunlarına sahip çıkması mümkün değilse, Milli Savunma Bakanlığı’nın tahakkümü altında olmayan, gerçek bir sivil toplum örgütü olabilecek yeni bir örgütlenme yapılabilmesi için gerekli yasal zeminin hazırlanması konusunda girişim başlatma sözü verecek bir ekip ve genel başkan adayı arıyorum..

Bunlara siz de eksik gördüğünüz kendi kriterlerinizi ekleyebilirsiniz.

Bundan sonra yapılacak olan ise, “ben bu işe varım, görev verilirse, her kademede hizmete talibim” diyen meslektaşlarımızın özellikleri kümesi ile sıraladığımız kriterler kümesinin kesişim kümesi en fazla hangi meslektaşımıza ait ise, o meslektaşlarımızı göreve getirmeliyiz. Bu kadar geniş zümremizin içinde bu kriterlere uyan  çok meslektaşımızın  olduğuna inanıyorum.

Sorunlarımızın çözümü için, bir dört yıl daha dosya alıp vererek avutulmaya, TEMAD’IN sorunlarımızın çözümü için manivela olarak kullanmak yerine, zümremizi baskı altına almak, susturmak için sopa olarak kullanılmasına tahammülümüz kalmamıştır. İçimizden uygun kişileri çıkarıp arkasında durmamız, mevcut yönetimi değiştirmemiz şarttır. İşin başında her zamanki hastalığımız depreşip birbirimize düşmez sağduyulu davranırsak bu işi başarabiliriz.

antalya-protesto

Bir gün önce internet mesajlarından, 12 Haziran milletvekili seçimlerde Antalya’dan AKP milletvekili adayı olan Milli Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül’ün, seçim çalışması faaliyetleri dahilinde TEMAD Antalya İl Başkanlığını 03 Mayıs 2011 Salı günü saat 14:30'da ziyaret edeceğini öğrendim. Belirtilen saatte TEMAD Lokalinde hazır olmak üzere iki saat önceden yaya olarak yola çıkıp, evden derneğe kadar yürümek üzere yola koyuldum. Bizim evden Konyaaltı Caddesi üzerindeki TEMAD lokaline gitmek için Antalya Orduevi’nin önünden geçilir. Bilenler bilir, Muharip Gaziler Derneği Antalya Şubesi, Orduevinin karşısında, Orduevinin bir bölümü olan Mehmetçik Çay  Bahçesinin hemen bitişiğindedir. Şehrin en işlek caddelerinden olan, orduevinin önündeki, normalde park yasağı ve üzerinde tek yönlü trafik olan caddenin üzerine, en önde 019 numaralı bakanlık makam aracı, arkasında da on araçlık seçim konvoyu park etmiş durumda olduğunu gördüm. Etraf  siyah gözlüklü, telsiz kulaklıklı, motorlu motorsuz polis kaynıyordu. Sorduğum birinden, Milli Savunma Balkanı Vecdi Gönül’ün  Muharip Gaziler derneğini ziyaret etmekte olduğunu öğrendim. Herhalde buradaki ziyaretini tamamladıktan   sonra bizim derneğe gelirler diye düşünüp, yola devam ettim..

Antalya TEMAD’IN orduevinden çıkarıldıktan sonra dernek lokali olarak sığındığı yer bir apartmanın zemin katı. Lokalin kapalı bölümünün önünde, bir apartman dairesi sığacak genişlikte masalar konulmuş bahçesi var. Gittiğimde bahçe bir hayli insanla dolmuştu. Lokalde kabaca  yüz kişi kadar hazirun vardı diyebilirim. Bahçedeki herkes, sandalyesini konuk ziyaretçi bakan ve beraberindekiler için hazırlanan uzunca masaya doğru, sinema salonu düzeniyle çevirmiş bekliyordu.

Antalya TEMAD Başkanımız ve yönetimden  birkaç meslektaşımızı içeride kapalı bölümde ziyaretçi bakanımızı bekler buldum. Hatır sormak için selam verip yanlarına girdim; Başkan’ın  ilk sözü “Bakan’a soru sorulmayacak oldu”.  Başkan olur mu öyle şey, gelen kişi bizim oyumuza talip olmak için geliyor, içimiz çok dolu, bari içimizi dökelim diyecek oldum. “Biraz önce dışarıdaki arkadaşlarla da konuştum, kaş yapacağız derken göz çıkarmayalım, zor durumda kalabiliriz diye, soru sorulmaması konusunda mutabık kaldık. Hem merak etme ben sorulabilecek soruları içeren bir konuşma hazırladım” dedi. Elime “Sayın Bakanım” diye başlayan bir sayfalık bir konuşma metni uzattı. Uygun olanı gerçekleştirilmeyen bu konuşmanın tam metninin, Sayın Başkan’ın kendisi tarafından açıklanmasıdır. Ancak yine de hoşgörüsüne sığınarak yazının özetini sizinle paylaşmak istiyorum.

  • Assubayların özlük haklarında iyileştirme yapacağız sözlerinizin akıbetini camia olarak merak ediyoruz.
  • Emniyet mensupları için yapılan iyileştirmelerin en çok şehit veren biz astsubaylar için hiç bir şey yapılmaması sizi rahatsız etmiyor mu?
  • Geçen dönemde assubayların özlük hakkıyla ilgili olarak yapılan bir düzenlemede partiniz meclis grubunun 24 saat sonra aldığı tekriri müzekkere konusunda sizin görüşünüz nedir?
  • 9 Ekim Ankara mitingi niçin ciddiye alınmadı? Amaca ulaşmak için etrafı kırıp dökmemiz mi gerekiyor?
  • Hükümetin elinde şu anda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi var. Assubayların sorunlarıyla ilgili bir kararname çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Doğrusu sorulacak sorular, bana fırsat verilse sormak istediğim sorularla, bir konu hariç örtüşüyordu. Peki öyle olsun dedim. Bu sorulara ek olarak kendisine, “Sayın Bakan Mart 2009 yerel seçimler arifesinde, sorulan bir soru üzerine ‘şu anda assubaylar için bir şeyler yapmak etik olmaz’ demiştiniz. Antalya sokaklarında devletin kırmızı plakalı makam aracıyla seçim kampanyasına çıkıp oy istemek hangi yasaya ve etiğe sığar?” şeklinde bir soru  sormak isterdim, ama kısmet değilmiş.

Doğrusu, belki Yılanların Öcü filminde kaymakam karşılamaya hazırlanan muhtarın yaptığı gibi, Sayın Bakanımızın ayaklarının dibinde kurban edilecek, dağdan sırtlanıp getirilmiş Kara Bayram’ın kınalı kuzusu ve Cezayir karşılama havası çalacak davul zurna eksikti diye kusur bulabilirsiniz ama, gözcüler , tertip düzen, flamalar olarak Antalya TEMAD bakan karşılamaya tam tekmil hazırlanmıştı denilebilir. Hatta sağ olsunlar, lokalin bulunduğu sokaktaki komşu esnaftan bir eksik olup olmadığı konusunda yardım teklifi geldiğine gözlerimle tanık oldum.

Saat 14:30 oldu gelen giden yok. Bu arada lokale Ahmet Öztaş  meslektaşımın geldiğini gördüm. Yanıma geldi, “Bakan Muharip Gaziler Derneği’ne girerken bakanın eline  sorunlarımızı özetleyen bir yazı verdim, polisler 45 dakika kadar beni polis arabasında tuttular, kimlik ve adres tespiti yapıp bıraktılar” dedi. Sonrasını sizler de biliyorsunuz.

Saat 15:00 oldu gelen giden yok. İnsanlar homurdanmaya başladılar. Başkan, Bakan’ın beraberinde bulunan ve bir gün önce ziyaret için randevu talep eden Antalya AKP ilgililerine, telefon üstüne telefon ederek ulaşmaya çalışıyor. Ama anlaşılabildiği karşı taraf telefonu açmıyor. Belli ki bir ters bir durum var. Burasına dikkat; başkanın telefon numarasını tanıyıp açmamış olabilirler mi şüphesiyle başka bir telefonla aynı telefon aranıyor. Evet şüpheler haklı çıkıyor, karşı taraf  bu kez telefona cevap veriyor. Yapılan telefon konuşması sonucunda Milli Savunma Bakanı, AKP Antalya milletvekili adayı Sayın Vecdi Gönül’ün yapacağı söylenen  Antalya TEMAD İl başkanlığı ziyaretinin iptal edildiğini öğreniyoruz. Böylece biz assubaylar bir kere daha yok sayılmış oluyoruz.

İlk tepki TEMAD Başkanımızdan geliyor. Son yirmi dört saat içinde, planlamayla ilgili  bir yanlış anlama olmuş olabilir mi sorusu aklına gelmiş olacak ki, ağzından “Şayet ziyaret plana alınmamış olsaydı saat 12:00'de  motorlu eskort polisi telefonla arayıp lokale nasıl ulaşılacağını tarif ettirmezdi” cümlesi dökülüyor.

Ziyaretin iptaline gerekçe olarak, artık iyice Ahmet Öztaş meslektaşımızın eylemi gösterilmeye başlandığı için lokalde bulunan meslektaşlarımız arasında her kafadan sesler çıkmaya başlıyor. Tespit edebildiğim tepkiler şunlardı.

  • “Eylem yapan kimmiş adı neymiş?”
  • “İyi yapmış helal olsun bravo...”
  • “Bu kişinin yaptığına provokatörlük denir!”
  • “Böyle adamları derneğe sokmayacaksın; bir kişi camiaya ancak bu kadar zarar verebilir.”
  • “Toplantı iptal mi edilmiş?”
  • “Adam her şeye muhalif. İnternette durmadan yazıp çizip muhaliflik yapıp duruyor. Şimdiye kadar ne elde etmiş ki?”
  • “Bakanın yaptığı büyük ayıp. Gelseydi  belki o kişi adına da özür dileyecektik kardeşim!”
  • “Özellikle Bakan konuşurken, gerekirse arkasından çekip engel olayım  diye, fırlayıp patavatsızlık edebilecek bazı kişilerin tam arkalarına  oturup tedbirimi almıştım ama bilemezdim ki böyle bir iş dernekte değil sokakta gerçekleşecekmiş.”

İşte Antalya TEMAD’da Sayın Bakanımızın gerçekleşmeyen ziyaretini beklerken olanlar özetle bunlar.

Merak ettim oturdum  “Ahmet Öztaş ve Vecdi Gönül” ibaresini Google’a yazdım. 59 binin üzerinde başlık çıktı. Doğal olarak  bu rakama içinde Vecdi Gönül adının tek olarak geçtiği haber başlıkları da dahil. Ama 260 tanesinde Ahmet Öztaş ve assubayların sorunları ibaresi geçiyor. Bu haberlerin geçtiği site ve gazetelerin hepsi üstelik camiamızın dışında olan gazete ve haber siteleri. Peki 9 Ekim Ankara Mitingi kaç başlıkta geçmiş olabilir dersiniz? Onu da araştırdım, sadece 110 başlıkta geçmiş. Bu başlıkların yarıdan fazlası da camiamızın sitelerinin mesaj panolarındaki mitinge katılım çağrıları.

Şayet dokuz yıldır her defasında söz verip yerine getirmeyen Sayın Bakanın ziyareti gerçekleşmiş olsaydı ve yine bilinen o aslı çıkmayacak sözlerden verip gitseydi ne değişecekti? Assubayların sorunları olduğu ibaresi sizce, verilen bu tepki nedeniyle basında yer bulduğu kadar yer bulabilecek miydi? Hiç sanmıyorum. Meslektaşım Ahmet Öztaş’a buradan tekrar tebrikler…

Hem Sayın Bakan’ın ziyareti gerçekleşseydi kuvvetle muhtemel, duymaya alışkın olduğumuz “Şu anda çözüm etik olmaz.” , “Tüh ya bu kadar sorunlarınız vardı da, geçen dönem niçin haberimiz olmadı, oyunuzu bana verin önümüzdeki dönem derhal gereken yapılacaktır.” gibi komik sözler söyleyecekti. Ziyaret gerçekleşmemekle bu komikliklerden biraz mahrum kaldık o kadar. Bu açığı da gevezelik ederek birazcık ben kapatmaya çalıştım. Saygılar..

05. 05 .2001 ANTALYA..

ARAYIŞ – 1 -

Şubat 07, 2011

Daha öncesini de hatırlamıyorum. Benim akranım  çoğu meslektaşım gibi ben de, daha çocuk yaşta, meslek seçme konusunda  bir arayışa hiç fırsat bulamadan kendimi askeri okul  üniforması  içinde bulanlardanım. Üniforma altına giriş o giriş ömrümüzün ondan sonrası hep bir arayış içinde, bir şeyleri bulmaya çalışmakla geçti. Daha o yaşta sılamızı, anamızı babamızı aradık. Kendimize en uygun candan arkadaşlarımızı aradık. Okuldan mezun olduk kendimize uygun tayin yeri aradık. Gün oldu oturacak ev aradık. Vakti geldi dedik eş aradık. Eşi bulduk çoluk çocuk sahibi olduk, onlara uygun okul aradık. Uygun okulu bulduk, bulamadık, onlara uygun meslek ve iş aradık. Aradık da aradık. Emekli olduk ama arayışlarımız bitmedi, hala  bir şeyler aramaya bu gün de devam ediyoruz.

arayis-1

Bu sıralama tabi ki bir genel sıralama. Şayet kişisel olarak, çalışma yaşamınız boyunca sizin “arama” kelimesiyle en çok yan yana getirdiğiniz kelime ne olabilir diye sorulsa, cevabım tereddütsüz “arıza”  olurdu.  Çalışma yaşamım hep arıza aramakla geçti desem yeridir. Amerikan hurdası elektronik cihazlarda arıza aramayı kastediyorum.

Benimle aynı  dönemlerden olan meslektaşlarımın ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır. Meslek yaşamımın son yıllarına doğru sıfır kilometre cihazlar tek tük yaşamımıza girmeye başlamış olsa da, ömrümüzün büyük bölümü, en az otuz kırk yaşında olan Amerikan gemilerinin ömürlerini tamamlamış hurda elektronik cihazlarıyla boğuşmakla, onların hiç bitmeyen  arızalarını aramakla geçti. Yazılı hiçbir kuralı kitabı istatistiği yoktu ama, bu yaşlı cihazlarla uğraşırken kendi kendime benim vicdani ölçülerim vardı. Diyordum ki bu 30 yıllık cihazların performansını ne kadar yükseltmeye çalışırsam çalışayım, her şeyini eksiksiz hale getirsem bile,  yıpranmışlıkları nedeniyle en iyimser şekliyle  yüzde seksenin üzerine  çıkarabilmek teorik olarak mümkün değildir. Sen herhangi bir anda bu cihazları,  bu yüzde seksenin yüzde yetmişinden  yararlanabilecek şekilde faal tutabilirsen sen görevini fazlasıyla yapmış olursun, başarılı sayılırsın.

Emekli olduk, artık o ikinci el Amerikan cihazlarıyla boğuşma   günlerimiz  geride kaldı, ama maalesef arayışlarımız hala devam ediyor.

Şüphesiz daha öncesi de var. Bu site kurulalı beş yıl geçti. Bu sitenin üyesi meslektaşlarımızın çok yakından bildiği gibi, sorunlarımızı 2006 yılından beri bir yerlere duyurabilmek için her gün bu platformlarda haykırıyoruz. Amacımız sesimizi sorunlarımızı çözmek durumunda olanlara duyurabilmek, onları harekete geçirebilmek.  Bizim mesleğimiz dışında  kimileri seslerini bir yerlere duyurmuş olacaklar ki onların  sorunları çözüm yoluna girdi. Ama bilindiği üzere biz altı yıldır bir adım bile ileri gidemedik.

Bilineni tekrar etmek olacak ama bilindiği üzere camiamızın sorunlarının çözümünün üç ayağı var. Birincisi çalışıp emekli olduğumuz kurum olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst kademesi yani, Genelkurmay Başkanlığı. İkincisi siyasi iktidar ve parlamento. Üçüncüsü ise çözümden doğrudan sorumlu olmayan ama sesimizi duyurma aşamasında kendisinden çok şey beklediğimiz derneğimiz Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği, TEMAD.

Birinci ayak olan Genelkurmay, bu güne kadar, ister çalıştığımız dönemde isterse emekli olduktan sonra, haklarımız konusunda   bize hiç bir zaman bir baba olarak davranmamış, bizi kendisinden saymamış, silah arkadaşı sözü lafta kalmış, kendisini adeta patron, bizi de üzerinden tasarruf ve kâr edilmesi gereken çalışan olarak  görmüştür. Yanlış anlaşılmasın, bizim şerefli mesleğimize, hireyarşiye assubaylığımıza bir diyeceğimiz yoktur. Bütün dünya ülkelerinin ordularında olduğu gibi, Türk Ordusu’nda da mutlaka subay da,  assubay da olacaktır. Bizim itirazımız bu güne kadar  bizi ikinci sınıf insan gören  bazı hakkaniyetsiz  uygulamalara. TSK personeline tanınan haklardan, bizim zümremize düşenden ne kadar kısılırsa birilerinin kendilerinin daha çok hak elde edeceklerine, daha rahat içinde yaşayacaklarına inananlara. Sanki bizim zümremize insanca yaşamaları için hak tanınırsa sanki bizim şımaracağımıza ve kendileri hak kaybına uğrayacaklarmış gibi davranış sergileyenlere.

Bu anlattıklarım bize reva görülen  uygulamaların maddi yönüydü. İşin insanlıktan uzak manevi yönleri de var. Bize  hep açıklanması güç ön yargılarla davranılmıştır. İşte çoğu meslektaşımın bana katılacağını sandığım, çok sık karşılaştığım, çarpıcı bir örnek.  Altmış yaşındayım. Hala ne zaman bir emekli subayla tanışsam çoğunlukla aynı şeyleri yaşamışımdır. Bildiğiniz gibi toplumumuzda, iki kişi ismen tanıştıktan sonra karşılıklı ilk hitaplar,  hep " Ahmet Bey - Mehmet Bey" şeklinde başlar. Tanıştığım zat şayet işlerine geldiğinde, külfet paylaşılacaksa  bizi silah arkadaşı kabul eden, ama nimet paylaşılacaksa yok sayan sınıftan emekli biriyse, ne zaman ki benim emekli assubay olduğumu öğrenir, öğrenmez  çoğunlukla  ismimin önündeki "Bey" sıfatını kaldırmış sadece "Mehmet" şeklinde hitap etmeye başlamıştır. Bu ne biçim paradigmadır? Bu paradigma bu insanlara nasıl bir eğitimle kazandırılır ki; ben yaş olarak kendisinden yirmi yaş büyük olsam dahi, bu eğitimden geçen insanlar sırf benim otuz yıl geride kalan  mesleğim yüzünden kendilerini  böyle davranmak zorunda hissederler?

Bu bizi ezmeye odaklanmış duygular, bu ön yargılar nedeniyle bu güne kadar çok kayıplar yaşadığımıza inanıyorum. Ülkede diğer devlet memurlarının bağlı olduğu bakanlıkların üst düzey yetkilileri gerekli  yasal düzenlemeleri tamamlattırıp, AÖF ile protokoller yapıp  kendi personelinin  yıllar önce ön lisans mezunu olmasına ön ayak olurlarken, biz assubayların önünün tıkanması için her şey yapılmıştır. Kendi olanaklarıyla okumaya kalkan  assubaylara bile, haklarını vermeyi geçtim, düne kadar, "devletin mesaisinden çalıyorsunuz" diyerek maalesef cezalandırılmışlardır. Sözün kısası; bu cenahtan bize sahip çıkan yoktur. Son polislerin askerlikten muafiyet yasasının çıkmasında ilgili bakanlığın personelinin haklarını hükümet nezdinde takipçiliğini yapması örneğinde olduğu gibi, sahip çıkmak isteyen de kendi personelinin haklarına sahip çıkabilmektedir. Bizim haklarımızı korumaları beklentisinde olduğumuz ilgili cenahlar bu güne kadar  yanımızda  durmayı asla tercih etmedi. Bu gün ise ülkenin içinde bulunduğu bilinen şartlar nedeniyle, bu çevreler bambaşka malum sıkıntılar içinde olduğundan, bizim sorunlarımızın çözümü için haklarımızı kovalamaları  çok çok daha zordur.

Siyaset ayağına gelince; yetişme tarzımız nedeniyle her ne kadar bizlere ters gelse de, maalesef, siyaset ve siyasetçi bir icraat yaparken, bu işin kendisine ne kadar oy getireceğine de baktığı bir gerçektir. Bu dün böyle olmuştur, bu gün de akıl almaz şekilde böyledir. Bu gün bizim dışımızda sorunları iktidarda yankı bulup çözüme kavuşmuş kesimlere bakıldığında edinilen izlenim, yapılan icraatların klasik “oy getirme” ölçüsünün yanına bir de “benden olan, benden olmayan” ölçüsünün eklendiğidir. Meclisten çıkan son yasalar ve Ankara'da sorunlarımızı içeren dosyalarla ilgili oynanan "ortada sıçan" oyunları bunun göstergesidir. Durum, maalesef iktidarın kafasında oluşturduğu “benden olanlar- benden olmayanlar” listelerinde camiamızın yerinin, “benden olmayanlar” listesinde olduğunu işaret etmektedir. İşimiz siyaset ayağı açısından da çok zordur.

Genelkurmayın sorunlarımıza sahip çıkmaması ve hakkımızdaki ön yargıyı yıkmanın atomu parçalamaktan daha zor olduğunu biliyorum. Bununla ilgili yapılması konusunda bir öneride bulunamıyorum. Siyasetçilerin bize ilgisiz kalışları, uzak durmaları konusunda ne yapılması gerektiğini herkesin  benden daha iyi bildiğine inanıyorum. Bu konuda yapılacak en akla yatkın öneri, Sayın Meslektaşım Özcan Savtur’un (02 Şubat 2011) mesaj panomuza yazdığı mesajındaki öneriler gibi geldi.

Sorunlarımızla ilgili diğer ayakları böylece kısaca özetledikten sonra benim asıl arayışlarım  TEMAD üzerine olacak.

Bilinen konu ama, saptama yapmak için burada bir daha tekrarlayalım. Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD), üç beş müteşebbis emekli assubayın bir araya gelip, haydi bir dernek kuralım demesiyle değil, devletin 2847 sayılı yasası gereği kurulan, tüzüğü Milli Savunma Bakanlığı tarafından onaylanmış yarı resmi bir dernektir. Yani bir anlamda, devletin, kendi üyelerini zaptı rapt altına alsın diye görev verdiği, özel yasası olan, bu konuda esnaflıkla iştigal edeceklerin üye olmak zorunda oldukları, elektrikçiler odasına benzer bir kurum. Bu sahada ikinci bir dernek kurulması dahi yasak: Bakınız ilişikteki link. (http://www.dernekler.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=76%3A2847-sayl-kanun-genelge-200553&catid=34%3Agenelgeler&Itemid=46&lang=tr)

Kuruluş yasasının  gerekçesinde daha baştan emekli assubaylar "anılarını yad etsinler"  yazılan bu derneğin bir sendika gibi görev yapması, sıkı bir şekilde haklarımızı savunması, doğal olarak biraz zor ve aşırı bir beklenti. Ama imkansız bir şey değil.

Bu yönden TEMAD’ı  sıkıntılarımızı çözmeye katkısı, haklarımızı savunması açısından, kuruluş yasasındaki kısıtlamalar nedeniyle, ne kadar faal olurlarsa olsunlar, benim meslek yaşamım boyunca uğraştığımı söylediğim, performansları sınırlı,  hiçbir zaman yüzde yüze verimliliğe ulaşamayacakları daha baştan belli ikinci el Amerikan cihazlarına benzetebiliriz.

Biliyorsunuz yolcu otobüsle, yük kamyonla taşınır.  Ama bu demek değildir ki iyi niyetli, dirayetli, yolculardan yana davranan bir şoför  imkanları zorlar, zorunlu hallerde, örneğin bir dereyi geçerken, bir dağı aşarken, bir kamyonla yolcuları bir yerden bir yere taşıyarak selamete erdiremez; tabii ki de bal gibi de taşınabilir.

Ancak, zor durumda kalmış yolcuları taşıyacak kamyona iyi niyetli, dirayetli bir şoför, ikinci el Amerikan cihazına gerçeklerin farkında olan bir teknisyen gerektiği gibi, TEMAD örgütünün başında da yetenekli, sınırları zorlayabilecek yöneticiler getirilirse sorunlarımızın çözümüne katkısı mevcut durumdan çok çok daha fazla olur inancındayım.

Kimse kusura bakmasın. Niyetim insanların kişiliklerini rencide etmek değildir. Eleştirilerim son altı yıldır yakinen gözlemlemeye, takip etmeye çalıştığım faaliyetler ve performanslarla ilgilidir.  Bir derneğin demokratik bir yöntemle gelinen makamında, bir dernek üyesinin değerlendirmelerine, eleştirilerine makam sahibinin kızmaya küsmeye işi kişiselleştirmeye hakkının olmadığını da belirtelim. Benim altı yıllık izlenimime göre TEMAD Genel merkez yönetimi sınırları zorlayıp, üyelerinin haklarını istemekte üzerine düşeni yapmakta yetersiz kalmıştır.

Üyelerin beklentilerine cevap veremeyen bu yetersizlikler, dernek üyesi bir çok meslektaşlarımız tarafından, bu sitenin platformlarında yıllardır  dile getirilmektedir. Bunları hariç burada tekrar teker teker sıralamaya gerek görmüyorum. Sadece tek bir örnek vereceğim.  Bir ulusal TV kanalına çıkabilmek TEMAD Genel Başkanı için  sık ele  geçen bir fırsat olmadığını hepimiz biliyoruz. Bir TEMAD Genel Başkanı böyle bir fırsatı eline geçirdiğinde, bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirebilmek, başkanı olduğu derneğinin üyelerinin  sorunlarını kamuoyuna anlatabilmek için, belirli bir strateji içinde hareket etmeli, bu işlerin uzmanlarından yardım almaktan çekinmemelidir. Geçen yıllarda yapıldığı gibi, bir TEMAD Genel Başkanı, üyelerinin çoğunluğu üniversite mezunu oldukları için, üniversite mezunlarının karşılığı olan haklarını istemek üzere televizyona çıkmışken, kamuoyuna bunu anlatmak  yerine, “aslında ben ortaokul mezunuyum” deyip, nasıl lise fark dersi sınavına katıldığını anlatmamalıdır. Ben bu nedenle, bir dernek üyesi olarak, mevcut TEMAD Genel Başkanı’nı hakkımı savunabilme, sıkıntılarımızı kamuoyuna mal etme  yönünden başarılı bulmuyorum.

Sorunlarımızın  çözümünün üç ayağından ikisi  olan Genelkurmay ve siyaseti tek başımıza doğrudan harekete geçirebilmesi biz üyelerin inisiyatifi dışındadır. Bulunduğumuz coğrafyada,  çevre ülkelerde ve ülkemizdeki gelişen olayları değerlendirdiğimizde, toplumun her kesiminde olduğu gibi bizim zümremizde de örgütlü olmaya, yarın bu günden çok daha fazla gereksinme duyacağımız inancındayım.

Tek yasal temsilcimiz TEMAD'ı performansın en üst düzeyde tutma görevimiz, siyaseti  ve Genelkurmay'ı harekete geçirmeye çalışmaktan önce gelmektedir. Bu iki ayaktan şikayet etmeye başlamadan önce mutlaka kendi kapımızın önünü temizlememiz, ayakta durmak için bastığımız zemini sağlam tutmamız  gerekmektedir. Bunun inisiyatifi ise bizim kendi elimizdedir. Bildiğim kadarıyla bu yıl, siyasette olduğu gibi aynı zamanda TEMAD Genel Merkezi yönetiminin yenilenme yılıdır. Camia olarak birbirimizin gırtlağına sarılıp, birbirimizi yemeye çalışmak yerine, bu görevlere gönüllü, bu işin altından en iyi şekilde kalkabilecek meslektaşlarımızı içimizden bulup, eskilerine bu güne kadar yaptıkları için teşekkür edip, buraları daha iyi doldurabilecek yeni kişileri görevlendirmeyi biz TEMAD üyesi emekli assubaylar, mutlaka başarmalıyız. Eğer öncelikle  biz bunu kendi aramızda   başaramazsak, önümüzdeki yıl bu günlerde bu platformlarda yine TEMAD’ı tartışıyor olacağız  ve kimseden şikayet etme  hakkımız kalmayacaktır.

Peki bu nasıl olacak derseniz, bu konudaki naçizane önerilerim gelecek yazıya...

Saygılarımla...

BATI  CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK

Task3gw3dy9EMAD Temsilciler Kurulu toplantılarının  Antalya Akdeniz Bölgesi ayağı 24 .01. 2011 tarihinde  Antalya TEMAD Lokalinde, Silifke’den Nazilli’ye kadar olan bölge şubelerinin ve Ankara Genel Merkezi heyetinin katılımıyla yapıldı. Toplantıya izleyici olarak katılıp ben de katıldım ve izledim.

Toplantıda, bir saati aşkın süreyle Genel Başkan, beşer dakika da katılımcı şube temsilcileri konuştu.

Sayın Genel Başkan, TEMAD Genel Merkezince sorunlarımızın çözümü için bir yıl içinde yapılan, biz interneti takip edenlerce bilinen konular olan,   Genelkurmay ve Siyasetçiler nezdinde yapılan,   girişimleri anlattı.

Sonuç olarak, her ne kadar “TEMAD’ı Paris’te bile tanıttık” türü icraatları başarı olarak göstermeye çalışsalar da, bunlar karın doyurmadığı için, Genel Merkez’in  altı yıldan bu yana “sarı sakındırak” dışında bu girişimler sonucu elde edilmiş ve anlatılacak, yeni dişe dokunur bir şeyi yoktu.

Bu arada Sayın Genel Başkanımızın bir hakkını teslim etmem gerekir. Anlatılanlara bakıp  yönetimi başarılı bulursunuz veya bulmazsınız  orası ayrı konu; ama bu toplantı süresince bir şeye tanıklık ettim, sanal dalkavuklara gerek duyulmadan da yapılan işler anlatılabiliyor, açıklamalar gayet güzel yapılabiliyormuş. Sanal dalkavuklara hiç hiç mi hiç gerek yokmuş. Bir güzel gelişme daha; bu kez Ahmet Özden Başkan’ın konusu açılmadı, zaten toplantıda Sakarya İl Başkanı da yoktu.

Bu benim izlenimim; ülkenin içinde bulunduğu genel durum nedeniyle midir nedir, katılımcı şube temsilcilerinin yüzlerinde sanki genel bir coşku eksikliği vardı. Şube başkanı ve temsilcilerinin hepsi dert küpüydü. Yer sorunu, emekli meslektaşlarımızın ve üyelerin derneğe ilgisizlikleri, bu sorunlarla nasıl mücadele verildiği dile getirilen ortak konulardı.

İcraat olarak anlatılanlara ait notları, anlatılış sırasına göre şöyle sıralayabilirim:
  • TEMAD Şube sayısı  87 şubeye çıkarılmış.
  • TEMAD ismi Paris’e  kadar duyurulmuş.
  • Bizim hiçbir iyileştirme alamadığımız dönemde emniyet mensuplarıyla ilgili yedi defa iyileştirme düzenlemesi yapılmış. Buna neden olarak TBMM’de çok fazla emekli emniyet mensubu milletvekili bulunduğu, bizim zümrenin sahipsiz olduğu dile getirildi.
  • Resmi tespitlere göre 9 Ekim mitingine 10300 kişi katılmış. Mitingimizin çeşitli makamlardan çok güzel ve temiz olduğu yönünde övgüler alınmış.
  • Sayın Bakanımız, Fahri TEMAD üyesi Bülent Arınç, “bir daha tekrar böyle güzel bir miting düzenlerseniz bana da haber verin, katılımcı olarak eşimi göndereyim demiş.
  • Mitingimizin seviyesi ve temizliği konusunda Ankara  Emniyet Müdürlüğü bile övgüde bulunmuş.
  • Genelkurmay, miting faaliyetimizi Anıtkabirden başlayarak miting sonuna kadar izlemişler, özellikle ; “Vur vur inlesin Genelkurmay dinlesin” sloganından rahatsız olmuşlar. Daha sonra TEMAD Merkez ilgilileri bir araya gelinen ortamlarda bu sloganla ilgili serzenişte bulunmuşlar. Sayın Başkanımız da “Bu sloganı atan yirmi kadar kişiydi. Emekli  meslektaşlardan simidin içine kaşar koyamayacak duruma düşenler var, sloganın atılmasında muhatabın hiç mi suçu yok” diye cevap vermiş.

Sayın Başkan, TEMAD Genel Merkezi’nin, yıllığı 500 liradan  kiracı olarak oturduğu, sahibi MSB olan gayrimenkulün kirasının Milli Savunma Bakanlığı tarafından bu yıl kirasının 14 500  lira olarak fahiş bir artışın yapılacağının tebliğ edilmesini biraz mitingin negatif  sonucu olarak yorumladı. Bu artışta MSB’nin takdir yetkisinin olduğunu ve tebliğe itiraz edildiğini belirtti.

Şu konunun  bol bol kara mizahı yapılabilir ama laf aramızda, maalesef  bir camia mensubu olarak konun bir ucu bana da dokunuyor. Ağlanacak halimize gülemiyorum. Sorunlarımızın neler olduğu  özellikle bizim sitemizde, yıllardır tekrar tekrar anlatılıyor; burada ben başkanın da tekrarladığı bu  sorunları sizlere tekrarlamayacağım. Sayın Başkan her zaman yaptığı gibi  bizim bu sorunlarımızın çözümü için gerekli düzenlemenin yapılabilmesi konusunda Genelkurmayın topu MSB’ye MSB’nin Çalışma Bakanlığına, iktidar meclis grup başkanlığının MSB’ye attığını, adeta “ortada sıçan” oyunun oynandığını uzun uzun anlattı. Anlattıklarından,  bu konudaki engellemenin daha çok siyasetin tepelerinden geldiği  izlemini edindim.

Yine anlatılanlara göre, siyaset cephesine kıyasla Genelkurmay biraz daha açık davranmış, bakanlığa  bizimle ilgili düzenleme yapılması için defalarca yazılan yazıların kayıtlarını, suretlerini göstermişler. Hatta siyaset cephesinden ödenek yetersizliği ileri sürüldüğünde, (milyarı trilyonu artık karıştırır oldum) bu düzenlemenin maliyeti kaç para tutar diye hesaplanmış, 190 trilyon denince, Genelkurmay ilgilileri, Genelkurmay bütçesinin bir kaleminden iade edilen 352 trilyondan buraya aktarma yapılarak düzenlemelerin gerçekleştirilebileceği önerisi bile getirilmişler. Bu anlatılanlardan da anlaşılıyor ki; iktidar siyasetçileri bizim zümreyi kafalarında oluşturdukları olumsuz  bir kategoriye oturtmuşlar ve bu nedenle, sorunlarımıza özellikle kasıtlı olarak  olumlu yaklaşmadıkları hissine kapıldım. Bu izlenimi destekleyen başka bir örnek;  derneğimizin  30 üyeli  küçük bir ilçe şubesi olan Anamur TEMAD Şubesi, Sayın Şube Başkanı'ın anlattığına göre,  il dernekler şubesince, normal sıradan bir denetleme ölçülerini aşacak şekilide uzun uzun denetlemeden geçiriliyor, eften püften eksikliklerden, toplam 1000 lirayı aşan cezalar yazılıyor. Yine  Sayın Şube Başkanının edindiği izlenime göre ; bu denetleme biraz kasıt taşıyormuş ve  da derneğimiz üzerinde baskı yapma amaçlıymış. Aynı izlenimi Sayın Genel Başkan genel merkezin üzerinde günlerce süren denetleme sırasında kendisinin de edindiğini dile getirdi.

Sayın Genel Başkan Antalya’ya geçen gelişinde de aynı niyetini anlatmıştı, bir daha tekrarladı. Sorunlarımızın çözümünün büyük oranda gelip düğümlendiği Sayın Başbakan’a normal yollardan ulaşmakta, randevu almakta zorlandıklarını, bir iki toplantıda ayak üstü karşılıklı gelince yapılan  iki kelimeden öteye geçmeyen konuşmalar dışında görüşme için ulaşamadıklarını, bir ekip oluşturup evinden çıkarken çiçeklerle yolunu kesip sorunlarımızı anlatmayı düşündüklerini ama koruma ordusunun kalabalık oluşu gözlerini korkuttuğunu anlattı.

Sayın Başkanın şu son İktidar Milletvekili Nurettin Akman’ın verdiği, bu milletvekilinin yasayı önümüzdeki günlerde meclise gelecek paralı er yasasına monte etmeye çalışacağı intibaklarla ilgili yasa teklifinden, dönemin seçim dönemi olduğu için  biraz ümitliymiş gibi geldi.. Bu teklifin takipçisi olduklarını, gerekirse biz üyelerden, bu teklifin gündeme alınmasına destek açısından, ileride belirtecekleri makam ve telefonlara faks kampanyası düzenlemek için yardım talep edebileceklerini söyledi.

Önümüzdeki yılın ikinci yarısında OYAK ile ilgili AİHM’de açılan davanın gündeme alınacağını, mahkeme gidişatına yön verme açısından burada da faks kampanyasının çok etkili olduğunu, biz üyeleri gerektiğinde bilgilendirerek faks – mail  kampanyası düzenlenebileceğini söyledi. Ayrıca AİHM tetkik hakimlerinden iki tanesinin meslektaşlarımızın çocuğu olduğunu da ilave ettiler.

Başkanın toplantı boyunca değişik zamanlarda tekrarladığı  konu, şubelerin yapılabiliyorsa aday çıkarılması dahil   siyasete yakın durmaları, çalışma grupları oluşturulmasıydı. Ayrıca bölge milletvekillerine verilmek üzere şubelere dosya göndereceğini söyledi. 

Katılımcı şube temsilcileri sırayla söz aldıkları beşer dakika içinde  sorunlarını dile getirdiler. Aklımda kalanlar: Konya TEMAD Başkanı Erhan Kolağası, eylemler devam etsin dedi. Denizli TEMAD Temsilcisi, OYAK’ın mal varlığında tüm üyeliği devam eden etmeyen herkesin hakkı var, OYAK herkese emekli maaşı bağlamalı dedi. Nazilli ve Silifke Temsilcileri derneklerinin yer sorunu olduğunu dile getirdiler.

Ev sahibi Antalya İl Başkanı Sayın Mustafa Dündar da derneklerin amacına erişebilmesi için başka görevlerinin de olduğunu, gündemde kalmayı bilmek gerektiğini, Temad’ın bu konuda başarısız  kaldığını söyledi. Televizyona çıkan temsilcilerin donanımlı kişilerden seçilmesi, bu anlamda ele geçen  fırsatların boşa harcanmamsını dile getirdi. Sayın Başkan ihraç edilen üyelerine sahip çıktı ve sık sık üyelerin ihraç yoluna gidilmesinin doğru olmadığını söyledi. Tüzükle ilgili sıkıntılar olduğunu, Ankara dışından Genel Merkez Yönetimine mutlaka temsilci alınması gerektiğini ekledi.

  Afyon İl Başkanı hediyelik getirdiği kaymaklı lokumu haziruna dağıttı. Başka illerden Afyona gezmeye gelen, ama kendileri ile irtibata geçmemiş olan bir TEMAD gezi otobüsü gördüklerinde üzüldüklerini söyledi. Afyona yolu düşecek olan TEMAD mensuplarına, eğer kendileriyle  irtibata geçerlerse örneğin kaplıca konusunda ve diğer konularında seve seve  yardım edebileceklerini söyledi.

Son olarak; toplantının temenniler bölümünde yanımda oturan bir meslektaşım söz aldı, dilinin döndüğünce bazı eksikliklerden, örneğin 9 Ekimde yapılan mitingin eksikliklerinden bahsedecek oldu. Başkanın bu eleştirileri biraz sakince  oturup not almak, dinlemek  yerine, üslubunu biraz sertleştirdiğini gördüm. Sanki bu şekilde davranışı yaptıklarından kendisinin de emin olmadığını gösteriyordu. Aralarında  “Kardeşim eksik olan neydi, ne yapmamızı istiyordun” gibi diyalog geliştiğini görünce, ben de söz istedim. Sayın Başkan, Uzmanların bir dernekleri bile yokken, gündeme gelmeyi başardılar. Kendileriyle ilgili TBMM’den gerekli düzenlemeyi çıkarttılar sayılır.Keşke onların nasıl bir yol izlediğini sorup öğrenip bir inceleseydiniz dedim. Bilmem doğru bilmem yanlış; “Uzman – Der Başkanın nasıl bir yol izlemesi konusunda sık sık telefonda bize akıl sorduğunu biliyor musun “ dedi..

Sonuç olarak bu toplantı sonucunu “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” şeklinde özetleyebilirim.

Saygılar Efendim. Camiamıza hayırlı olsun…

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
24 TEMMUZ 1923 LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 99. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Bu antlaşma, Türk Ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır! Mustafa Kemal ATATÜRK Değerli Meslektaşlar...
Pazar, 24 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KIBRIS BARIŞ HAREKÂTININ 47. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Değerli Arkadaşlarımız 20 Temmuz 1974 yılında Türk Ulusu ile bütünleşmiş, O’nun bir parçası olan Kıbrıs Türk Ulusu’na adadaki Rum tarafınca yıllardır yapılan zulüm ve katliamların dayanılmaz şekilde artması nedeniyle bunları önlemek için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Zürih ve Londra anlaşmaları i...
Çarşamba, 20 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KURBAN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN Saygıdeğer Meslektaşlarımız Bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği SAĞLIK, MUTLULUK VE HUZUR dolu nice bayramlar geçirmenizi diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
Cumartesi, 09 Temmuz 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ