Ersen Gürpınar

Ersen Gürpınar

Saygıdeğer Arkadaşlarım

Personel sınıfı ile karargahlarda görev yaptım. Assubaylarla ilgili düşüncelere, sorunlara, çözüm konusundaki bakış açılarına şahit oldum ama ne yazık ki bu ön yargıların, düşmanca tavrın nedenini sizler gibi ben de çözemedim...

Kimdik biz? İşgal ordusunun assubayları mı, TSK'nın sırtında bir kambur mu, TSK düşmanı mı, Başbakanın deyimi ile orduda yan gelip yatanların temsilcileri mi?

Bizde eksik görülen neydi? Tahsilimizi, okullarımızdaki müfredat programlarını, statümüzü hâttâ fiziki yapımızı bizler mi tayin ve tespit ediyorduk? Bunların hepsinin yanıtı tek kelime ile HAYIR olduğuna göre bu ön yargıların, tahakküm hâttâ bazıları tarafından aşağılanmaya çalışılmak ve haksızlığın ötesinde düşmanca tavrın nedeni neydi?

Suçumuz hiyerarşiye saygı içinde başkalarına altın tepside sunulduğu gibi imtiyaz değil sadece adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı talep etmemiz, bu ülkeyi ve ordumuzu tüm haksızlıklara rağmen uğrunda ölecek kadar sevmemiz mi suçtu?

Acaba kendini gökten zenbille inmiş sananlar bizi Türkiye'nin kalkınmasına, kültürüne büyük bir darbe olan Marshall yardımı ile birlikte Amerika'dan gelen köleler mi zannediyorlardı? Ordudaki personel arasında hâttâ oğulun babaya, kardeşin kardeşe sadece subay ve assubay olmasından kaynaklanan sevgisizlik sarmaşığının her geçen gün biraz daha yeşermesinin sebebi neydi? Televizyonlara çıkıp ahkam kesenler "orduda adaletsizlik,eşitsizlik yok assubaylara üvey evlat muamelesi yapılmıyor hâttâ Türk assubayları ABD ordusunun assubaylarından daha iyi şartlardadır" diyenler masalı bırakıp bu sorunun yanıtını bizlere açık ve net versinler.

1971 yılında haksızlıklar had safhaya ulaştığında assubay eşlerinin protesto yürüyüşü yapmasını alçakça “Assubaylar Mao’nun askerleri gibi davranıp karılarının etekleri altına gizlendiler” suçlaması ile assubayları yasa dışı cezalara mahkum eden zihniyetin eşleri şimdi adalet diye yürüyor, bundan hâlâ ders alınamamış ki Sn.Uğur Dündar’la söyleşi yapan emekli koramiral Atilla KIYAT adeta günah çıkarırcasına;

*Her şeye maydanoz olduk
*Darbelerden ders almadık
*Toplumdan kendimizi soyutladık
*Kendimizi tel örgünün içine çektik
*İç hizmetle ilgili kanunları sadece iç hizmette kaldı
*İmtiyazlarla sağlanan  haklarımızı sevdik
*Böyle bir hayatı yaşamak hoşumuza gitti
*Astların çektiği sıkıntıları göremedik,
*Sen de yüksel sen de hayatını yaşa dedik
*Böylece doğruları görebilme yeteneğini kaybettik

İtirafında bulununca demek ki yüreğinde hâlâ adalet duygusu olup vicdanen rahatsız olanlar var bu bir gelişmedir derken; bu kez aynı emekli amiral CNN TÜRK televizyonunda Sn.Enver Aysever’in programında assubayların sosyal medyadaki tepkilerinin sorulması üzerine talihsiz bir açıklama ile; “Bazıları iyi niyetle, bazıları bilinçli olarak hazır komuta kademesini çökertmişken bunu becermişken şimdi de ordunun içinde subaylarla assubayların arasını bozalım dediler. Benim herhalde binlerce assubayım olmuştur,binlerce assubayımdan hiç kimsenin onların hakkını korumadığımı söyleyeceğine inanmıyorum,assubaylarımız bazı konularda ihmal edilmiş olabilirler ama eğer hiyerarşik bir düzende ve o hiyerarşik düzenin getirdiği bazı sosyal yaşam farklılıklarından bahsediyorsak bu inanın Türk Silahlı Kuvvetleri'nde ABD deniz kuvvetlerinde olduğundan daha iyidir” buyurmuşlar...

Paşam siz uzayda mı yaşıyorsunuz? Assubayların haklarını koruduğunuz için mi bir üniforması da kefen olan assubaylar klimalı ofislerinde görev yapan büro memurları ile aynı statüde görülüyor, birçok sosyal ve ekonomik haksızlıklara tabiler bunların hangisini devri komutanlığınızda düzeltilmesini sağladınız?

Yukarıdan bakılınca öyle mi görülüyor? O örnek verdiğiniz ABD'de köleler ülkelerine genelkurmay ve devlet  başkanı oldu, sizler hâlâ assubaylarınızı beyaz köle olarak görüyor ve davranıyorsunuz...

Yakışmadı paşam, özellikle denizciler arasındaki imajınız lodos yemiş balığa döndü !..

Bizim, sizden ve temsil ettiğiniz düşünce sahiplerinden bir tek dileğimiz var; biz imtiyaz ve ayrıcalık istemiyoruz, terimizin, kanımızın şaşal suyu değil emeğin, ülke sevgisinin karşılığı olduğunu bilin ve sadece haklarımızı verin; hiyerarşi kılıfına sığınıp adaletsizliği kendinize hak olarak gördüğünüz sürece TSK'yı başkalarının yıpratmasına gerek kalmayacaktır...

Eğer assubayların sizin gözünüzde önemi yok, bunun için bu ön yargılarla tahakküme varan haksızlıklar yapıyor diyorsanız ve yüreğiniz yetiyorsa assubaylara aynı zaman diliminde 48 saat izin verin, bırakın ordunun savaşmasını asker karnını doyurabilecek mi hep birlikte görelim. Adil olun,  çünkü adalet bir gün size de gerekebilecektir...

 

DÜNYA ASSUBAYLAR GÜNÜ KUTLAMALARI

Bugün TEMAD İzmir başkanları Karabağlar şubesinde bir değerlendirme toplantısı yaptı. Öncelikle pırıl pırıl yeni emekli bir genç arkadaşımız Çağatay AVCU'nın KONAK şube başkanlığına seçilmesinden, yüreği assubay sevdası ile dolu şube başkanı arkadaşlarımı tanımaktan onur duydum ve bu gelişmeyi mücadelemizde bir umut olarak gördüm.

Elbette aykırı fikri olanlar vardı; dünya Assubaylar günü kime soruldu da ilan edildi, ben ilan ettim oldu demek ne kadar doğru diyenler, katılım için Genel merkezin otobüs tutmasını şart gören şubeler vardı; Dilimin döndüğü kadar bu günün bir şölen havasında birliğimizin  ve  kararlılığımızın göstergesi  olacağını  mutlaka destek vermemiz gerektiğini hasseten istirham ettim.

19 Ekim resepsiyonuna şube başkanı ve yönetimden bir kişi davet edilmiş.  Buna tüm şubeler katılıyor, 20 Ekim’de  Ankara’ya arkadaşların gitmesindeki organizasyonu her şube kendisi yapacak, oysa büyük bir gayretle arkadaşları yüreklendirmeye çalışan İzmir İl temsilcimiz keşke bu organizasyonu da üstlenseydi ...

Şube başkanlarının şube imkanlarını da kullanarak katılımı artırmalarını dilemekten başka elimden bir şey gelmiyor. Bu kutlamaların aynı zamanda birliğimizin ve mücadele kararlılığımızın göstergesi olduğunun bilinci ile en doğru kararın verilmesini içtenlikle diliyorum. Mücadeleyi amaç olarak görenlere saygılar sunuyorum .

Yıllardır ön yargılarla assubaylara tahakküme varan sosyal ve ekonomik haksızlıklar yapıldı. Üstelik bunu her kuruma örnek olan TSK' nin yasalarla bizi koruması gereken komuta kademesi yaptı!

Vicdanları rahat olmalı ki haksızlıklar ve personel arasındaki ayırımcılık her geçen gün artarak devam etti.  Adeta TSK=Türk Subay Kuvvetleri oldu. Bundan rahatsızlık duyması gerekenler milletin gözünün içine bakarak "orduda adaletsizlik ve ayırımcılık yok" diyebildiler.

1971 yılında bıçak kemiğe dayanınca, astsubay eşleri haksızlıkları protesto etmek için yürüdü. Zamanın kuvvet komutanı, assubayları 'eşlerinin etekleri altına gizlenen MAO’nun askerleri' olarak değerlendi ve hukuk dışı hapis cezaları uygulandı. Bu, assubaylara ders olur sanıldı ama olmadı. 1975 yılında bu kez bizzat assubayların kendileri, yok sayılmaya tepki göstererek, ordudan ihraç edilmek, hukuk dışı hapsedilmek, çileler çekmek, fişlenmek  pahasına sorunları dile getirdiler.

GÜÇLÜ ORDU GÜÇLÜ TÜRKİYE!  Emekçilerinin ordu'da  adeta  beyaz köle muamelesi görmesi önemli değildi. Önemli olan, sırça köşklerde mutlu olup "Çankaya" hayali ile yaşamaktı.

Haksızlıkları dile getirmek isteyenler sicil, tayin, ceza korkusu ile susturulur, orduyu eleştirmek ise tabu olarak değerlendirilirdi. Ama haksızlıkları içine sindiremeyen assubaylar ve cesuryürek Umur TALU gibi adelet, eşitlik ve insan onuruna saygı duyan gazeteciler hesaba katılmadı!

Tarih ders almasını bilmezsen tekerrür edermiş. Ordunun 'sözde' efendileri, dünyada kölelerin ülkelerine başkan ve genelkurmay başkanı olduğunu unutup, assubaylarına hâlâ beyaz köle muamelesi yapıyorlar. Buna ne zamana kadar katlanmamızı bekliyorlar?

Adaleti sadece kendisine gerektiği zaman hatırlayanlar, eline gül dikeni batınca ayağa kalkanlar, bizim yıllardır sırtımızda hukuksuzluk hançeri ile yaşadığımızı artık görmek zorundadırlar. Çünkü, assubaylar gasp edilen haklarını demokratik yoldan almakta kararlıdırlar!

Yıllardır bir emirle ölüme gönderdikleri assubayları büro memurları ile aynı statüde gören zihniyetin, haksızlıklarımızı basında dile getirmemizden rahatsızlık duyarak TEMAD  Gn.Bşk. Sn.Ahmet KESER hakkında suç duyurusunda bulunduğunu esefle öğrendik.

TSK düşmanlığı ve sevgisizliğini assubaylar üzerinden tatmine çalışanlar yıllardır Assubayın kıçı, başı ile uğraşıyorlar! KİT işçisinden daha az emekli maaşı alan assubayları albay kadar maaş aldığını düşünüp kendi maaşı ile kıyaslıyorlar. Assubayları 2'nci sınıf olarak gören gafiller yazılarla kinlerini kusuyor. Bu ülke ve TSK uğruna en çok şehit veren assubayı teröristle özleştirenler var! Bunlara sessiz kalanlar haksızlıklara, ayrımcılığa karşı demokratik mücadelesini verenler söz konusu olunca, hukukun ve adaletin yolunu biliyorlarmış, kutluyoruz!...

Ancak unuttukları bir konu var. Ortada bir suç varsa, suça azmettiren vardır. Sn.Ahmet KESER bizim temsilcimiz olarak haksızlıkları, hukuksuzlukları, tahakkümü, ayrımcılığı dile getirmiştir. Onun için biz emekli assubaylar hakkında da suç  duyurusunda bulunsunlar.

Ben şahsen kendimi buradan ihbar ediyor son nefesime kadar milletin gözbebeği peygamber ocağında yapılan ayrımcılığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, insan onuruna aykırı davranışlara HAYIR diyorum...

Bir gün bilgisayarımı açtığım zaman iyi bir haber yazacağım veya okuyacağım günlerin özlemi içindeyim.

Saygıdeğer arkadaşlarım

Gün geçmiyor bizimle ilgili yeni haksızlıklar ortaya çıkmasın! Bazı kendini bilmez dangalaklar, parametre olmadan teori üretip, KİT işçi emeklisinden daha az maaş alan assubayları emekli albay kadar maaş aldığını zannedip, kendileri ile kıyaslamasın. Bu dünyadan bîhaber, adalet duygusundan yoksun olanlar canımızı sıkarken, birde yüreğimizde hiç küllenmeyen bir ateş olan evlatlarımızın, kardeşlerimizin şehit olmalarının acısını yaşamaktayız.

Afyonkarahisar Mühimmat Deposu'ndaki patlama ile yüreklerimiz bir kez daha kavruldu. Aralarında meslektaşlarımızında bulunduğu 25 vatan evladı hiçbir değerin geri getiremeyeceği aziz canlarını feda ettiler. Minnetle, rahmetle anıyoruz!

Patlama ile ilgili bir çok senaryolar yazıldı. Birileri çıkıp gene televizyonlarda boy gösterdiler. Kimi "sabotaj" dedi, kimi "ihmal" kimisi "kaza", kimisi ise Susurluk mühimmat deposunun lağv edilmesini eleştirdi.  Ancak, en önemli hususa, 'tıpkı hukuksuz ceza' gibi amirin iki dudağından dökülen kelime ile, personelin tek kuruş fazla mesai almadan, görevden ziyade cezalandırmaya amaçlayan "fazla mesai"ye kimse dikkat çekmedi!

Bu olay meydana geldiğinde "bu fazla mesai adaletsizliğini yazamayacaklar. Komutanın, kendi ikbalini sağlamak için, denetlemede alacağı sonucu düşünüp, personeli özellikle  gün batımından sonra girilmesi yasak olan mühimmat deposunda  'insafsızca' gece-gündüz çalıştırması suç olmayacaktır. Suç, yine şehit olan bir assubayda olacak, "kendi inisiyatifi ile çalıştı" suçlamasında bulunulacaktır" dedim. Arkadaşlarımın çoğunun bu konuda benimle aynı düşüncede olduğunu biliyorum. Çünkü şehitler konuşamaz, kendini savunamaz! Çünkü, amir daima 'özellikle de en haksız olduğu zamanlarda' haklıdır!...

Meslek hayatımızda örneklerini gördük, komutan evine gitmeyip gazetesini okuyup kahvesini yudumlarken işgüzar kurmay başkanları, birlik komutanları servislerin hareketine izin vermezler.  Bir birlikte aksayan bir hizmetten dolayı tüm personel cezalandırılıp ikinci emre kadar görev yaparlar. Komutan ceza veremediği olaylarda personele hafta sonu mesai yaptırır.

Atalarımız “bir nusubet bin nasihatten evladır” demişler. Bu acı olay umarız TSK için bir ders olur ve bu amir yetkisi ile mesai adı altında yapılan eziyet sona erer. TSK, bunun gibi birçok olumsuzluğu, personel arasındaki ayrımcılığı sona erdirip yeniden yapılanmalıdır. Yoksa, "Güçlü ordu, Güçlü Türkiye" sadece sloganlarda kalacaktır!

Saygılarımla.

 kiyaslamak

Saygıdeğer  Arkadaşlarım,

Yıllardır ön yargılarla tahakküme varan haksızlıklara uğradık. Haksızlıkları yapan kendi kurumunuz olunca ileri demokrasilerde (!) ayrıca tabu olan bu haksızlıkları savunmak yürekli bir avuç arkadaşımızın yanı sıra başta cesur yürek Sn.Umur TALU'nun destekleri ile haklı sesimiz basında yankı buldu. Ardından TEMAD yönetiminin özverili gayretleri sonucu  uğratıldığımız sosyal ve ekonomik haksızlıklarımızın bir kısmının iade edileceği sözünü aldık. Umutla beklerken ne yazık ki hak aramanın erdem olduğundan habersiz, emsal kelimesinin anlamını bilmeyen, parametre olmadan teori üretmeye çalışan  bazı meslek gruplarının mensupları iyileştirme haberleri üzerine bizlerle kendilerini kıyaslamaya başladılar.

Bu konuda yıllar önce aşağıdaki yazıyı yazıp hepimizin ortak tepkisini dile getirmeye çalışmıştım. MSB açıklamasından sonra yine bazı meslek gruplarından çatlak sesler çıkmaya başladı. Hâttâ son olarak Emniyet amiri ünvanını almış bir gafilin yazısını sözde yazar köşesine taşımış; doktor, öğretmen gibi mesleklerle birlikte bizlerin de nasibini aldığı yazıda  "ordu otuz yıldır savaşmıyor, terörle de baş edemiyorlar, ayda 4000 lira maaş alıp kışlada ekmek elden su gölden 08-17 mesai yapıp servislerle lojmanlarına gidip keyf yapıyorlar, biz ise 24 saat mesaideyiz vs" diyen bu amire  gafil kelimesi az bile ama diğer emniyet mensubu arkadaşlarımızı üzmek istemediğim için en hafif kelimeyi kullandım. Bu adamı nasıl emniyet amiri yapmışlar, bu nasıl akademi bitirmiş? Askerlik yapmamış mı, bizlerin çalışma koşullarını bilmiyor mu, bizim de subaylar gibi imtiyazlı personel olduğumuzu mu düşünüyor?

Zahmet edip bir emekli assubaya sorsaydı KİT işçi emeklisinin yarısı emekli albayın üçte biri oranında maaş aldığımızı öğrenir belki bir kez de o bizim adımıza  bu sisteme lanet ederdi.

Ordu güvencedir, caydırıcı güçtür; Ordunun görevi her yıl sıcak savaş yapmak mıdır? Terör konusunda da hainler içimizdeler, kahpe tuzaklardan sonra halkın arasına karışıp mecliste, basında, dışarıda destekçileri var. 30 yıldır ordu başarılı olmasaydı Türkiye Sevr'i yeniden yaşıyor olacaktı. Kaldı ki ordu başarısız ise şehirlerdeki terörde polis çok mu başarılı?

Demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile işlemediği, demokrasilerde önce ezilenler birbirine düşman ediliyor, ardından milliyetçilik ve dini duygularla gaz verilerek imtiyazlıların ayrıcalıkları devam ediyor. Ne yazık ki hak aramanın fazilet, dayanışmanın erdem olduğundan habersiz olanlar hariçten gazel okuyorlar. Ne diyelim, onların ve haksızlıklara neden olanların BAŞLARINA  BAŞÇAVUŞ KADAR TAŞ DÜŞSÜN... 

HAYALLERİMİ BİLE YAZDIRMADILAR

Eşim tutturdu, yılbaşı ve bayram 65 yılda birarada kutlanıyormuş, evde kalmak istemiyorum orduevinden yer ayırt. Emrin olur, orduevinde yer bulabilirsen ayırtmamazlık etmem hangi özel günde yer bulabildik ki. Başladık asker ağabeylerle telefon trafiğine. "Evladım iyi günler yılbaşı için … " daha lafımız bitmedi. "Yer yok komutanım, maalesef yılbaşı davetiyeleri satıldı efendim; yer yok komutanım."  Oh kurtulduk ev gibisi var mı? Üstelik artı masraf iyisi uzat ayaklarını bak keyfine ama ne mümkün. Hanım, bir de öğretmen evini arar mısın. Yahu bu kadıncağızı balo krizi tuttu herhalde, orduevi binde bir ihtimaldi öğretmen evi on binde bir, onu denemektense altılı oynayalım çıkarsa Havai’ye gideriz diyorum, ama dinleyen kim?

İnat ettim İzmir'de yer yoksa civer illeri ilçeleri arayacağım dedim ve başladım aramaya ."Yer yok hocam. Yılbaşı proğramımız yok hocam. Maalesef hocam" derken Kuşadası öğretmen evinden "Hocam kesin rezervasyon için beklediğimiz üç aile var yarın saat 17' den sonra arar mısınız?"  İçimde bir umut yeni yıla şanslı gireceğiz herhalde baksanıza yer yok deyip kestirip attırmadı kızcağız. Ertesi gün gün aradım BİNGO, iki kişilik yer ayarladılar. Sanki İsviçre Alp’lerine gidecekmişiz gibi hanım başladı hazırlanmaya, gece daldık bilgisayara saat oldu 03.30 sabah 07' de kalktık mecburen bayram namazı için, işten ziyaretçiden fırsat bulabilsem iki saat kestireceğim ama ne mümkün Kuşadası'na proğram başladığı saatte zor yetiştik. Yorgunluk ve uykusuzluktan saz gibi sallanıyorum. Gece yarısı olsa da yeni yıla girsek, şu gece bir bitse uyuyabilsem başka bir şey düşünemiyorum. Müziği bu kadar yüksek çalmak zorundalar mı? Oh nihayet Türk sanat müziği fasıl başladı ”Avuçlarımda hala sıcaklığın var inan“ şarkısı söylenirken Romantik ayaklara yatıp hanımın elini tuttum, başımı omzuna yasladım; maksat iki üç dakika bile olsa kestireceğim. Eşimin sarsması ile kendime geldim. Uyuyor musun? Yok canım ne uyuması, eski günleri düşünüyordum derken Aman Allah'ım dualarımı kabul ettin beni eski günlere mi yoksa cennete mi götürdün? O da ne öyle? Bu nasıl güzellik? Resim heykel müzesinden getirilmiş bir tablo gibi şahane bir güzel; kaşları yay kirpikleri kalbinize batmaya hazır birer ok, ya dudaklar ateş gülünden bir yaprak, hele o gamzeleri yok mu? Nasıl anlatılır bilemiyorum kelimeler aciz ve kifayetsiz. Karşımda bana bakıyor kendimden utanarak  gözlerimi ayıramıyorum ama bakmamak mümkün mü? Bir bakışı bir tebessümü var ki…..

Çaktırmadan yanımdakilere baktım yok, yok bu hanımefendi bana gülümsüyür, vucudumu Afrika gecelerinin sıcaklığı sardı, kalbimde tamtamlar çalıyor, zincirlerini parçalamak isteyen mahkumun isyanı başladı gönlümde. Bana doğru eğilerek fısıldadı ; " Merhaba komutanım beni tanıdınız mı?" Yapma güzelim; ben seni nereden tanıyacağım, etme eyleme elli yaşına gelse de kadınlar kıskanç olur yeni yılı burnumuzdan mı getireceksin? Demek istiyorum kelimeler boğazıma takılıyor, kesin kalpten gidiyorum derken eşimin uyumuyorum diyorsun ama tekrar ayakta uyumaya başladın git yüzünü gözünü yıka açılırsın sözleri ile kendime geldim. Sütçü beygiri gibi ayakta uyumakla kalmamış bir de hayal görmüştüm.

Coşku ile karşıladık geceyi. Ertesi gün İzmir'e döner dönmez bilgisayarın başında aldım soluğu. Farklı bir konuyu bu güzeli yazacağım, hep assubayların dertlerini haksızlıklarını mı yazacağım? Zaten beklemekteyiz yeni yılla birlikte sorunlarımızın çözümü için verilen sözlerin gerçekleşmesini umutla bekliyoruz. Klavyenin başına geçtim telefon çaldı. Komutanım iyi yıllar dilerim gördünüz mü? Görmez olur muyum aklım hep orada unutmuyorum ki. Peki yazacak mısınız? Yahu kardeşim Medyum musun nereden biliyorsun hayalimi ve onu yazacağımı? Ne hayali anlamadım?  Sen değil misin, gördün mü, yazacak mısın diyen? Evet benim ama benim hayalden rüyadan haberim yok. Peki kardeşim neyi kast ediyorsun? Komutanım bir sitede yardımcı doçentler öğretim görevlileri maaşlarını assubaylarla polislerle hakimlerle kıyaslamışlar haksız ve mesnetsiz bir kıyaslama onu anlatmaya çalışıyorum. Haberi okudum canım sıkıldı Yardımcı Doçent ünvanını almış görevleri aydın ve örnek insanlar yetiştirmek olanların hak arama tarzına bakınız. Bir süre önce de bir savcı assubayın maaşını emekli bir hakim de ikramiyesini assubaylarla kıyaslama talihsizliğini göstermişlerdi. İnsanların haksızlıklarını dile getirmesi ve haklarını aramasından daha doğal bir şey olamaz. Ancak bunun yöntemi araştırmadan haksız eleştirilerle birilerini kırarak yapılmamalı, Assubaylar kadar maaş almıyoruz sözünü hangi kritere göre söylüyorsunuz? Yeni göreve başlayanları kast ediyorsanız maaşlarınız onlardan fazla sizden 10-15 yıl fazla hizmeti olanlar ise müsaade edin sizden fazla maaş alsınlar. Sizler yüksek okul mezunu assubayların hizmet koşulları ve sorumlulukları kendileri ile kıyaslanamayacak birçok devlet memurundan daha alt kademe ve dereceden göreve başladıklarını birçok kamu emeklilerine ödenen tazminatların assubaylara ödenmediğini, bir üniforması kefen olan ayda ortalama 8-10 gün nöbet, tatbikat, gece eğitimi, özel görevlerle kışlada 24 saat esasına göre geçirdikleri süreler için tek kuruş fazla mesai ücreti almadıklarını biliyor musunuz? Assubayların emekli ikramiyelerinin yarısından fazlasını 25-30 yıl boyunca brüt maaşlarından kesilen %10 OYAK aidatı ve nemalarından kaynaklandığından haberiniz yok mu? Bilmeden eleştiriyorsanız AYIP, biliyorsanız bu haksız eleştiri neyin nesi? Bu nasıl bir basit düşüncenin ürünü? Her ay brüt maaşınızın %10' unu bankaya fona yatırırsanız OYAK ikramiyesinden daha fazla para aldığınızı göreceksiniz. Bu konuda banka yatırım uzmanları ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyor yararlanın.

7 yıllık savcı maaşını İlçe J.Bl.K 25 yıl hizmeti olan kıdemli başçavuşla nasıl kıyaslayabilir? Hizmet süresi ve görev koşulları aynimidir, hukuk adamı bu hukuksuzluğu nasıl yapabilir? Bakınız yardımcı doçentler de hakimler kadar maaş alamadıklarından yakınıyor, kantarın topuzunu kaçırdınız mı bu kaos sürer gider. Adı üstünde emsal ama daha bu kelimenin anlamını bilmeden yapılan kıyaslamanın kime yararı olabilir, kimin değirmenine su taşıyorsunuz?

Kimsenin emsalinin kimler olduğunu o tahsil ve sorumluluktaki kişilerin bilmesi gerekmez mi? Gerçi bilirler ama fincancı katırlarını ürkütmekten tepkiden çekinirler. O savcı neden aynı yıl hukuk fakültesinden mezun olduğu savcı yüzbaşı ile kendini kıyaslamaz? Ama vur abalıya misali ucuz kahramanlık yaparlar... Maalesef genelkurmay da bu haksız eleştirilere sessiz kalır. Sizlere o kadar kızıyorum ki  yok, yok bizleri haksız eleştirdiğiniz için değil; zaten örneklemelerinize kargalar bile gülüyor da benim kızdığım ağız tadı ile farklı bir konuyu hayallerimi bile yazmama izin vermediniz. Adaletin herkes için gerçekleşmesi dileklerimle  iyi bayramlar ...

NOT: Yazının orijinaline ulaşmak için http://blog.milliyet.com.tr/hayallerimi-bile-yazdirmadilar/Blog/?BlogNo=20047
Tskdan-ilter-ve-bayulgen-hakkinda-suc-duyurusu

“İnsan hakları uygar yaşamın temeli, çağımızın en üst değeridir. Güvencesi demokrasidir”
M.Kemal ATATÜRK

Hiçbir kurum personeline silahlı kuvvetlerin assubaylara yaptığı haksızlığı yapmamıştır. Yine hiçbir meslek grubu haksızlıklar karşısında bizim kadar vatanseverlik duygularının istismarına izin vermemiştir.

Yıllarca ön yargılarla tahakküme varan haksızlıklara rağmen “kol kırılır yen içinde kalır" dedik ama bu kez kanadımızı da kırdıkları için haksızlıklarımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Özgürlüklerin kısıtlı olduğu 1971 yılında  haksızlıklarımızı protesto etmek için eşlerimiz muhtelif kentlerde yürüyüşler yaptılar; zamanın kuvvet komutanı bizleri “karılarımızın etekleri altına gizlenen Mao’nun askerleri” suçlaması ile hukuksuz cezalara mahkum ettirdi. Kaderin cilvesine bakın ki biz yıllarca sırtımızda hukuksuzluk hançeri ile yaşarken adalet isteğimize kulak tıkayan ama eline gül dikeni batınca  ayağa kalkan  subay ve general eşleri adalet isteği ile yürüyor...

1975 yılında iş gücü, iş riski tazminatlarında haksızlık hukuksuzluk tahammül sınırlarını zorlayınca özellikle hava kuvvetlerindeki meslektaşlarımız kısa süreli protesto eyleminde bulundukları için ordudan tart, insan onuruna aykırı cezalandırma yöntemlerine tabi tutuldular.

Tarih 'ders almasını bilmezseniz!' tekerrür edermiş. Gasp edilen haklarımızın iadesini beklerken 2012 yılı kararnamesinde aynı haksızlık adaletsizlik yaşanınca sosyal medyada arkadaşlarımız birleştiler yazılı ve görsel basında sorunlarımız dile getirildi, haksızlığın boyutuna basın ve kamuoyu tepki gösterdi önce muhtıra ile aba altından sopa gösterildi adından tepkiler üzerine bu kez yapılan ve yapılacak düzenlemeler açıklandı ama ön yargılılar hayata geçmesini engelliyorlar.

Daha önce tüm mazlumlar gibi haksızlığa uğrayan assubaylara da destek veren  cesur yürek Sn.Umur TALU'nun  TSK' nın yıpratıldığı gerekçesi ile mahkemeye verilmesi  gibi bu kez TEMAD Gn.Başkanı ile söyleşide bulunan gazetecilerden Sn.Balçiçek İLTER-Murat SABUNCU-Okan BAYÜLGEN hakkında genelkurmayın suç duyurusunda bulunduğunu üzülerek  öğrendik.

Suç varsa azmettiren vardır; şahsen bu değerli basın mensuplarının her değerlendirmesine, Sn.Ahmet Keser başkanımızın her sözünün altına imza atıyorum, ayrıca basındaki ilk rüzgar benim hasbelkadar AYDINLIK gazetesinde yaptığım "ÜVEY EVLAT DEĞİLİZ" başlıklı söyleşi ile başladı,  bu nedenle  kendimi ihbar ediyorum benim hakkımda da savcılığa suç duyurusunda bulunabilirler...

Sosyal yaşamdan kopuk,evlatlarının desteği ile yaşamaya çalışan  veya kişilikleri ile ters işlerde çalışmak zorunda kalan, yaşamı nefes alıp vermekten ibaret olan bizlerin ceza evi ile dışarıda olmasının  hiçbir öneminin olmadığını belirtiyorum, kaldı ki hukukun guguk olduğu ülkemizde hâlâ vicdan ve adalet duygusu olan hakimlerimiz var.

KURUMLARI HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRENLER DEĞİL HAKSIZLIKLARI YAPANLAR YIPRATIR !..

Suçlamanın kesin nedenini öğrenemedik ancak genelkurmayın “Assubaya ikinci sınıf muamelesinin mümkün olmadığını”  açıklaması bu yayınların gerçek dışı olduğunun  ileriye sürdüğünü düşünüyoruz.

Yine bazı subayların basın mensuplarına “Komploya alet olmayın ,askeri yıpratmayın” mesajları gönderdiklerini biliyoruz.

Tok açın halinden anlamazmış, bir eli yağda bir eli balda olanlar,kendilerini ağa emrindekileri maraba gören ön yargılılar yüksekten bakınca demek öyle  görüyor, Adaletin  sadece imtiyazlılar  için gerektiğini düşünüyorlar...

Bizlere yapılan haksızlıkları adaletsizlikleri dile getirmek mi orduyu yıpratmak ?

Neden bir subay çıkıp şu haksızlığımız şu adaletsizliğimiz var demiyor? Neden bir subay yaş haddinden emekli olmamak için imkan olsa yaşını küçültmeyi düşünürken assubaylar günü dolunca kaçar gibi ordudan ayrılıyorlar? Tüm mesele burada yatmaktadır. Kurmaylarınıza bunu tez konusu olarak hazırlatın adaletsizliğin, ön yargının, tahakkümün boyutunu göreceksiniz...

Biz, her zaman kurumumuza ve hiyerarşiye saygılı olduk, amacımız kurumumuzu yıpratmak değil haksızlıklarımızın artık dayanılmaz olduğunu ifade etmektir, aksini düşünseydik TSK düşmanlarının emellerine alet olur, ordudaki birçok olumsuzluğu dile getirirdik.

Sayın Genelkurmay başkanım, karargahta sizin reform ve adalet direktiflerinize sanırım direnenler var hatada ısrar etmek adaletsizliktir bu milletin ordusuna yakışmıyor, bizim adalet,eşitlik ve insan onuruna saygı taleplerimizin karşılanması için lütfen dirayetinizi gösterin. Bizim feryadımızı duyuran gazetecileri mahkemeye vermek yerine ;

  • Rütbeli çoluk çocuk sahibi bir emirle ölmeye hazır uzman çavuşu hastanelik edinceye kadar döven albay ile personeline "biz başız siz kıçsınız siz kölesiniz işinize gelmiyorsa defolun gidin" diyen generali,
  • Devletin verdiği otorite gücünü şahsi gücü olarak gören ceza,sicil tehdidi ile personeline Mobbing uygulayan amirleri,
  • Gazino nizamiyesinde üstelik nöbet görevini ifa eden assubaylara küfredip hakaret eden,siz hiçsiniz diyebilen subayı,
  • Hatay'da keyfi ceza ve görev yeri değişikliği ile terörle mücadelede ki  personele  terör estiren alay komutan vekilini,

Daha birçok örnekleri olan, bu ülke ve TSK için canını vermeye hazır personelin moral motivasyonunu olumsuz etkileyenleri mahkemeye verin...

“Atatürk büyük taarruz öncesi Kütahya Altıntaş’taki karargahta kendisine yemek olarak sunulan tavuğu görünce askerin ne yemek yiyeceğini sorar, öğleyin üzüm hoşafı ekmek,akşam bulgur pilavı yiyeceklerini  öğrenince, 'bu tavuğu kazana atın asker yesin' diyerek üzüntüsünden hiçbir şey yemeden aç yatmıştır”

bunu tarih yazıyor, işte bu asalet sahibi komutan bir ulusun istiklal savaşını kazanmıştır.

Sayın genelkurmay başkanım, siz Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet ordusunun komutanısınız; Bir üniforması kefen olan bir emrinizle tereddütsüz göreve ve  ölüme koşan personelinizin haklarını korumak ,ayrımcılık nedeniyle aidiyet duygusunun sona ermesini engellemek  sizin görevinizdir.

Lütfen artık dayanacak sabrı ve gücü kalmayan assubaylarınız için adaleti gerçekleştirin,çünkü bizim taleplerimiz imtiyaz ve ayrıcalık değil ADALET-EŞİTLİK VE İNSAN ONURUNA SAYGIDIR ...

Saygılarımla.

disiplin-ve-ofke

Değerli arkadaşlarım

Askerliğin olmazsa olmazı DİSİPLİN’in tarifinde “Astın ve üstün hukukuna riayet “ ilkesi vardır. Peki, disiplin deyince akıllarına personeli sudan sebeplerle cezalandırmak gelenlerin hakikaten disiplin sağladıklarını düşünebilir misiniz? Ben, meslek hayatımda istisnalar dışında amirlerin personelinin moral motivasyonunun yüksek tutarak disiplini sağlamayı amaçladıklarını görmedim.

Disiplin doğru davranış, kurallara riayet, bireysel hareket etme yeteneğinin kazanılması ve kullanılması gibi tanımlanmasına rağmen çağdışı klasik disiplin anlayışında ceza baskısı ile sindirilen personelin disiplinli olduğu düşünülmüştür, böyle olsaydı disiplin sağlanırdı, bugün dünyanın en disiplinli ordusu dediğimiz TSK'nin bu özelliği özellikle ast rütbedeki personelin ceza korkusu ile sindirilmesinden değil, personelinin vatan sevgisinden kaynaklanmaktadır.

Bir kimsenin kişiliğini değiştiremezsiniz bu onun doğasıdır, ancak kişiliği şekillendirebilirsiniz. Bunun yolu davranışlarda astlarınıza örnek olarak ve sevgi ile disiplini sağlanmanız mümkündür.

Hiç kimse suçun cezasız kalmasını talep etmemektedir, karşı olunan husus cezanın keyfiyeti ve disiplini sağlama bahanesi ile ego tatmininde cezanın baskı aracı olarak kullanılmasıdır.

1930 yılındaki sosyal şartlara göre hazırlanmış bir ceza yasası disiplinin temini ve suçun caydırıcı olmasını sağlamaktan uzaktır.

Ucube bir askeri ceza yasasına dayanılarak çıkarılan Disiplin Ceza Kanunu ve disiplin suçları yönetmeliğinde 2000' li yıllarda değişiklik yapılmasına rağmen ön yargıların terk edilmediğini görüyoruz.

Bir insanlık suçu olan ve AİHM tarafından “Şahsi Hürriyet ancak hakim kararı ile kısıtlanabilir” gerekçesi ile Türkiye’nin mahkum edilmesi, göz ve oda hapsi konusunda açılan her davanın tazminatla sonuçlanması üzerine bu kez As.Ceza Kanunu Md.171' deki cetvelde belirtilen MAAŞ KESİM CEZALARI uygulanmaya başladığını öğrenmiş bulunuyoruz.

Personele insanca yaklaşımla üstün moral motivasyonu sağlanarak disiplinin tesisi yerine "AİHM'ne başvuruyorsunuz öyle mi? O zaman buyurun maaş katı cezasını" demenin yanlışını, adaletsizliğini ve doğuracağı huzursuzlukları bir kez daha hatırlatıyoruz.

NATO ordularında amir yetkisi ile hapis kararları yoktur, orada da maaş katı cezası uygulanmaktadır; ancak bir er ve erbaşın Türk assubayından fazla maaş aldığını düşünürseniz bu aile bütçesinde yıkım yaratmaz insani bir ceza olarak uygulamaya hak verirsiniz, bizde yoksulluk sınırında maaş alan bir personele maaş katı cezası verirseniz disiplin değil nefret sağlarsınız.

Ego tatmininden uzak gerçek anlamda suçun karşılığında ceza verilmeyecek midir? Elbette verilebilecektir, ama maaş kesim cezasından önce personelin insan onuruna uygun bir yaşamını sağlayacak maaş almasını temin edin sonra cezalandırmayı düşünün, bu kadar ağır görev koşullarına ve sorumluluklarına rağmen büro memurları ile aynı statüde göreve başlatılan, hak ettiği maaşı, tazminatları alamayan personel zaten her an cezalandırılmış olmaktadır. Sadece cezalandırmak yerine personelin haklarını korumak da bir komutan,bir amir olarak sizlerin görevidir, bunu yapmaz sadece sindirme amaçlı ceza verirseniz bu sizin acizliğinizin işaretidir...

Diğer bir husus hukukun temel prensiplerinden olan “Yasada açıkça belirtilmemiş hiçbir fiil suç sayılamaz ve bu yüzden ceza verilemez” ilkesinin ihlal edilmesidir.

Nasıl ki askeri ceza ve disiplin mahkemeleri kanununda suçlar belirtilmişse disiplin amirinin vereceği cezaların suçlarının tanımlanması mutlaka sağlanarak hukuksuzluk önlenmelidir. Yan baktın ceza, çamura bastın ceza, selam verirken elini yapıştırmadın ceza, bunu bilmek zorundaydın ceza, neden bilgiçlik taslıyorsun ceza uygulaması Uganda ordusunda bile yoktur...

Bir amir göreve 5 dakika geç gelen personeline uyarıda bile bulunmazken bir başka amir bu yüzden cezalandırmayı tercih edebilmektedir.

Disiplinin temini hususunda size çarpıcı bir örnek sunmak istiyorum, bu olay yaşanmıştır. Göreve 7 dakika geç gelen bir albay bir üsteğmen, bir başçavuş nizamiyede tümen komutanı ile karşılaşırlar, albay selam vererek geçer komutan albayım neden geç kaldınız diye sormaz sorsa bile uyarı dışında albaya ceza verme yetkisi yoktur. Üsteğmenle başçavuş da selam vererek geçmek isterken komutan tarafından durdurulur. Üsteğmene "Sen nasıl bir subaysın? Astlarına örnek olman gerekiyor bir daha tekerrür ederse seni içeriye tıkarım, şimdi marş,marş görevinin başına" diyerek uyarır. Sıra başçavuşa gelmiştir; "Saatin kaç, mesai başladı keyfiniz yeni mi yerine geldi?" sorusuna yanıt vermesini beklemeden "Astsubayım 7 dakika geç kaldın 7 gün gir içeri aklın başına gelsin" diyerek padişah fermanı gibi iki dudak arasından çıkan sözle başçavuş 7 gün cezalandırılır, üstelik göreve geç gelmesinde haklı nedeni vardır, komutan konutu önündeki inzibat ile köşkteki er tartışırlarken yoldan geçen başçavuş 211 sayılı yasanın kendisine verdiği yetki ve görevle olaya müdahale ettiğinden geç kalmıştır, bunu açıklama fırsatı bile verilmemiş aynı suçu işleyen 3 personel üç ayrı muameleye tabi tutulmuştur !..

171 sayılı cetvelde kimin kime ne tür ceza vereceği belirtilmiştir. Burada aynı suçu işleyenlere amirlerinin yetkileri ve suç işleyenlerin rütbeleri farklı olduğundan aynı ceza verilememektedir

Söyler misiniz, bunun neresi disiplin neresi adalettir? Astlarınıza bir de insanca davranmayı deneyin, göreceksiniz ki size olan sevgi göreve olan bağlılık artacaktır. Unutmayın adalet birgün herkese gerekecektir.

Saygılarımla.

mujde-dedigin-boyle-olur

Yıllardır, ön yargılarla oluşmuş haksızlıklarımızı umutsuzca “kol kırılır yen içinde kalır” diyerek düzeltilmesini beklerken, bu kez kanadımız kırılınca, 7 yıl önce bu sitede mücadele ateşini yeniden yaktık. Her platformda, assubayların imtiyaz ve ayrıcalık değil, ADALET-EŞİTLİK VE İNSAN ONURUNA SAYGI talepleri olduğunu kamuoyuna ve ilgililere ilettik. Haklılığımızı onaylayan Genelkurmay, M.S.B. ve diğer yetkililerden gereğinin yapılacağı yönünde sözler aldık ama ne yazıkki hiç biri tutulmadı!

Aydınlık Gazetesi'nde başlayan yazı dizisi ile birden basının ilgi odağı olduk. Sn.Temad Gn. Başkanı, tüm nezaketi ile muhtelif tv kanallarında  haksızlıklarımızı dile getirmeye başladı. Kamuoyu ve basın bize inanıp destek verirken, kurumumuzdan "muhtıra gibi" haddimizi bildirmeyi amaçlayan ve “Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçası olan assubaylarımızın özlük hakları, eğitim olanakları, sosyal hakları, sahip oldukları yetkiler konusunda bugüne kadar yapılan çalışmalar aşağıdadır” başlığı ile devam eden basın açıklama yapıldı. Bu açıklamadaki hususları memnuniyetle karşılamamıza rağmen, içeriğinin bizim sosyal ve ekonomik sorunlarımıza çare olmadığını üzülerek karşıladığımızı bildirdik. Tepkiler üzerine uyarı kaldırılıp bu kez sadece yapılan çalışmaları bildiren bir açıklama yapılıp, basın yoluyla kamuoyu ile paylaşıldı.

Dün, muhtelif basın kuruluşlarında Genelkurmayın bu, uyarının çıkarılıp, aynen yayınladığı ve yapılan çalışmaları anlattığı bildiri “kamuoyuna MÜJDE” gibi sunulmuştur. Bu durumun Genelkurmayın psikolojik kazanımı, bizlerin ise hayal kırıklığımızın tekrarı olduğunu biliyoruz!

Hâttâ, haberi yapan muhabir ve gazetelerin genel yayın yönetmenleri ile yaptığım görüşmelerde, yazı içeriğinin memnuniyetle karşılanmasına rağmen bunun bir oyalama taktiği olduğunu, açıklama içeriğindeki;

  • ¼ derecenin psikolojik bir kazanımı dışında herhangi bir getirisinin olmadığını, bununla birlikte esas önemli olanın "bir çok devlet memurluğunda olduğu gibi" MYO mezunlarının 9/2, lisans mezunlarının 8/1 dereceden göreve başlamalarının gerektiğini,
  • Genelkurmay tarafından kamuoyuna hükümete gönderildiği bildirilen Em.San.Md.70'teki adaletsiz oranların değiştirilmesinden bahsedilmediğini,
  • Denge tazminatının 6 yıl evvel MİT ve Emniyet mensuplarına ödendiğini,
  • Hapis cezalarının AİHM kararı ile zaten yasaklandığını,
  • Temsil tazminatının rütbeye göre değil de dereceye göreve verilmesinin adaletsizliğini anlattım.

"Ersen bey bunların açıklaması bile sizin haklılığınızı kanıtlıyor, bu bir başlangıç oldu" değerlendirmesi ile karşılaştım.

Peki biz haklı isek, taleplerimiz yasal ise, taleplerimiz imtiyaz değil adaleti sağlamak ise ve TSK bir bütün ise, o zaman NEDEN aşağıdaki konular hakkında bir açıklamada bulunulmamaktadır?

  • MYO mezunlarının 9/2, lisans mezunlarının 8'nci dereceden göreve başlatılması,
  • Hizmet tazminatının dereceye göre değil, en üst asb. rütbesi olan Kd.Başçavuşlara ödenmesi,
  • 657 Sayılı yasanın 37' nci maddesinde devlet memurlarına tanınan 1'inci derece hakkı assubaylara tanınmadığı için on binlerce astsubay 2'nci ve 3'üncü dereceden emekli olmuşlardır. Bu adaletsizliğin giderilmesi için "subaylarda olduğu gibi" Asb.MYO kanunundan önce nasp edilenler, Asb.MYO mezunu sayılarak 9/2' den intibaklarının yapılması,
  • Gnkur tarafından hükümete sunulduğu bildirilen Em.San.Md.70 (1)fıkra (b) bendindeki adaletsiz oranların değiştirilmesi teklifinin hayata geçmesi,
  • Sosyal tesislerde fiziki kapasite ve hizmetin düzeltilerek sayılarımızla orantılı olarak hizmet almamızın sağlanması

Bu temel konular ve diğer taleplerimiz karşılanmadığı takdirde, huzursuzluk,  adaletsizlik devam ederek hizmet verimliliği düşecek, kurumumuza saygı ve aidiyet duygusu büyük zarar görecektir.

Genelkurmayın açıklamasındaki “TSK birbirine gönül bağı ile kenetlenmiş fedakar ve kahraman mensuplarının moral ve motivasyonunun en üst düzeyde tutmak maksadı ile devletimizin sağladığı imkanları kullanmak suretiyle ihtiyaç duyulan ve yetkisi dahilinde düzenlemeleri titizlikle yapmaya devam edecektir." sözlerinden ziyade bunun icraatla kanıtlanması gerekmektedir.

Assubaylar hizmetlerin  karşılığını adaletli bir şekilde almak istiyor. Onun için masal değil, haksızlıkların giderildiğini  görmek istiyor.

Saygılarımla.

 

BİR NOT;

Konya Hv.Üs Komutanlığında, parasını verdikleri yemeği beğenmedikleri için yemek salonuna gitmeyen assubaylara "Öyle mi? O zaman tabildotu kaldırdım" diye harika bir çözüm bulan üs komutanını kutluyorum. Orduda adalet ve disiplin böyle sağlanır! Hâttâ dışarıdan yemek getirip yemelerini de önlemelidirler. Aç kalsınlar da yemek beğenmemek nedir öğrensinler!..

Bu arada Genelkurmayın sosyal paylaşım alanlarındaki ayrımcılığın kaldırılması için emir yayınlandığı günlerde "biz sivil memurlarla aynı ortamda yemek yiyemeyiz" diyerek, muhtemelen karizmamız sarsılır düşüncesi ile yemeği protesto eden subaylar içinde tabildot hizmeti sonlandırılmışmıdır?

Açıklama bekliyoruz.

DEMEK ÖYLE!...

Mayıs 07, 2012
demek-oyle

Muhtıralarla ünlü Türk Silahlı Kuvvetleri 4 Mayıs 2012 tarihinde kendisi için ölmeye yemin etmiş ve sadakatini teri, kanı ve canı ile ispatlamış en temel personeli assubaylara  muhtıra verdi.

Muhtırada özetle bazı basın yayın organlarında muvazzaf ve emekli assubayların özlük hakları hakkında doğru olmayan haber ve yorumların yer aldığı bildirilerek, "dünyanın diğer ordularında olduğu gibi TSK'de de statülerin görev ve sorumlulukları mevzuat ile belirlenmiş, personelin hiyerarşik bir emir komuta içersinde buna göre görev yaptığı büyük bir kurumdur" denilmiştir.

Statü hukukuna dayalı görev bölümünde; subay, astsubay, sivil memur, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli er, erbaş ve er  şeklinde oluşturulmuş buna uygun olarak sorumluluk ve yetkiler paylaştırılmıştır. Bu statülerden birine talep etmek, aranan kriterlere bağlı olarak kişilerin kendi tercihidir. Benzer yapılar 'resmi veya özel' diğer kurum ve kuruluşlarda da mevcuttur. "Bu açıdan, birbiri ile kısaylanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin, eşitsizlik veya adaletsizlik olarak değerlendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır" denilerek özlük haklarına yönelik iyileştirmeler  hakkında yapılan çalışmalardan örnekler verilmiştir. En önemlisi TEMAD ‘ın kamuoyunu gerçek dışı ve yanlış bilgilendirdiği, kuruluş amacına aykırı muvazzaf personeli tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğunun ESEFLE! izlenmekte olduğunu belirtmişlerdir.

BİZLER DE BU AÇIKLAMAYI ESEFLE İZLEYİP BU TSK İÇİN AKITTIĞIMIZ TERİ VE KANI BİR KEZ DAHA SORGULAMA DURUMUNDA KALDIK!

Assubaylar STATÜ’ye karşı değillerdir. STATÜ kişinin toplumsal yapıdaki yeri ve yetkisini belirler. Bizlerin statü ile ilgili temel talebimiz yok. Hiç bir assubay "bizi alay komutanı yapın" demiyor. Bize insan gibi davranın yeter! Açıklamanızda belirttiğiniz gibi; bir aile olduğumuzu, birbirimize bağlı olduğumuzu hissetmek istiyoruz. Bunun için, bize ön yargılarınızla yaptığınız haksızlıklara son verin!

Temel sorunlarımız olan ve hiç biri ayrıcalık ve imtiyaz talebi içermeyen isteklerimiz ise;
  • 'Görev şartları ve sorumlulukları assubaylarla kıyaslanamayacak birçok devlet memuru gibi' göreve başlangıç derecemiz; MYO mezunlarında 9/2, lisans mezunlarında 8'inci dereceden başlamalı ve yüksek okul mezunu tüm memurların yükseldiği ¼ kademeye yükseltilmeliyiz.
  • Bizim de TSK içinde makam ve ünvanımız var. 631 SKHK özüne uygun olarak, bize de temsil tazminatı verilmelidir.
  • TSK dışında hiç bir personel resen “görev yapamaz“ raporu alarak emekli edilmiyor. Biz bu orduya girerken tam teşekküllü hastaneden sağlam raporu aldık. Bu nedenle emsallerimizin derecesine ulaşmamız sağlanmalıdır.
  • Anayasa ve AİHS gereğince angarya sayılan zorla çalıştırma 'yani mecburi hizmet' okutulan süreye orantılı, makul bir süreye çekilmeli, bu süreyi dolduramayan, tazminat ödeyerek ayrılabilmelidir.
  • AİHM kararları gereği şahsi hürriyet ancak hakim kararı ile kısıtlanabileceğinden, yasalarda yazılı suçları işlersek, bizi hakim yargılamalı, amirin iki dudağından çıkan kararla hapsedilmemeliyiz.
  • Lojman, orduevi ve kamp tahsislerinde sayılarımızla orantılı yararlanalım. Astsubay tesislerinin kapasite ve hizmet sunumu bize 2'nci sınıf vatandaş olduğumuzu hissettirmesin.
  • Hukuksuz olarak birinci derece hakkı assubaylardan esirgendiğinden, görevin ağır koşulları nedeniyle de "beklememe gerek yok" diyerek hizmet süresini tamamlayıp 3. ve 2'nci dereceden ayrılan personel, Em.San.Md.70 (1) fırka (b) bendindeki  adaletsiz oranlar yüzünden mağdur durumdadır. Bu oranların düzeltilmesini talep ediyoruz.
  • OYAK bizim aidatlarımızla kuruldu. Tüm kurum iştiraklerinde hakkımız var. Bu nedenle katılım nispetinde hisse senedi verilsin, dileyen yine birikimini kurumda değerlendirme talebinde bulunabilsin.
  • Askeri Ceza, İç Hizmet, Personel Kanunu gibi çağın gerisinde kalan yasalar yeniden düzenlensin. Asb. MYO lisans seviyesine çıkarılsın. Tahsilimizin görev ifasında büyük  etkisi olacaktır.
BUNLARI TALEP ETMEK Mİ YALAN BEYANDA BULUNMAK, KAMU OYUNU GERÇEK DIŞI BİLGİLENDİRMEK? BİR YETKİLİ ÇIKIP BUNLARIN GERÇEKLERİ YANSITMADIĞINI BELİRTEBİLİR Mİ? GENELKURMAYIN BASIN BİLDİRİSİNDEKİ BAZI İYİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINDAN BAHSETMESİ BİLE BİZLERİN HAKLILIĞININ KANITIDIR!

Her kurum personelini koruyup kollarken, onların başarısını takdir edip ödüllendirirken, TSK'nin personeli arasında ayırım yapması ordumuzda sevgisizlik sarmaşığının her geçen gün büyümesine neden olmaktadır.

Genelkurmayın sayın kurmay subayları, örnek verdikleri gibi, diğer ordulardaki astsubay statülerini, özlük haklarını zahmet edip incelesinler. Muz cumhuriyetleri dahil hiç bir ordu subayı kendisinin en yakın yardımcısını beyaz köle gibi görüp, ona her fırsatta değersiz olduğunu hissettirmez! Subaylarını NATO ordusu subaylarından bir gömlek üstün tutabilmek için milyon dolarlarla yatırımlar yapan TSK, assubaylarından NATO orduları assubaylarının standardını esirgemektedir!

Kölelerin ülkelerine devlet ve genelkurmay başkanı olduğu bir dünyada, assubaylarına sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklar yapan bir ordu görevli personelinin moral ve motivasyonunu, emekli personelinin ise saygı ve aidiyet duygusunu sağlayamaz!

Bizler büyükleri olarak, görevdeki meslektaşlarımızı tahrik etmek bir yana sürekli sağduyu, sükunet ve mevcut yasaları beğenmesek bile uymak zorunda olduğumuzu tavsiye ediyor, onları sakinleştiriyoruz. Bu ülkede hiç bir sınıf bizim kadar haksızlığa uğramamış, hiç bir sınıf bizler kadar kurumlarına saygısından “Kol kırılır yen içinde kalır” dememiştir .

Bu gerçekleri görerek, Genelkurmay’ın "assubaylarımızın haklı taleplerini karşılamak, sorunlarını ilk elden dinlemek üzere şu tarihte muvazzaf ve emekli personel ile geniş katılımlı bir toplantı yapılacaktır" açıklaması beklerken, yerine bu basın açıklaması bizleri hayal kırıklığına uğratmıştır!

Bizler artık “Kol kırılır yen içinde kalır” diyerek kanadımızın da kırılmasına izin vermeyeceğiz. Genelkurmay Başkanlığı ordumuzun büyüklüğüne yakışır bir şekilde bizim adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı taleplerimizi karşılamasını bekliyoruz.

Saygılarımla.


kendini-padisah-sanan

Askerlikte rütbe, hiyerarşik bir zincirdir. Rütbe, görevlerin ifasında kolaylık sağlamak için ihdas edilmesine rağmen bunu hezeyanlarına, kişisel hırslarına kullanan adeta 'küçük dağları ben yarattım ben olmazsam TSK olmaz, ben ağayım sen marabasın' düşüncesinde olan, özetle padişah olunca önce babasını asan zihniyetteki bazı zavallıların varlığını hepimiz biliyoruz!

Bu haddini bilmezler rütbeleri ile her türlü taşkınlığı, hukuksuzluğu, hazımsızlığı, terbiyesizliği yapabileceklerini sanıyorlar.

Bunun neticesinde bir çok kişinin moral motivasyonu bozularak, hizmet verimliliği düşüyor. Bu olumsuzluklar sosyal yaşama etki ediyor. Hatta intiharlara ve cinnete kadar ulaşabiliyor.

Tüm bunları niçin yazıyorum?

Sivil iş hayatında MOBBİNG denilen “Bir grup insanın bir kimseye ve başka bir gruba sosyal kabadayılık olarak değerlendirilen ruhsal taciz veya psikolojik terör estirmesi" tüm dünyanın gündeminde suç olarak değerlendirilirken, daha ağır olanlar orduda yaşanıyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor! Bu insanlık suçunu hiç kimse “Disiplin” kılıfına sokmaya haklı göstermeye çalışmamalıdır.

Ordunun olmazsa olmazı disiplinin tarifinde “astın ve üstün hukukuna riayet” ilkesi olmasına rağmen "ne yazık ki!" yasalardaki yetkileri aşan, keyfi davranan, astlarını duygusuz birer eşya gözü ile gören kimi üst ve komutanlar intiharlara, cinnetlere neden olmakta, hiç bir değerin geri getiremeyeceği canlar kara toprağa teslim edilmekte, eşler dul, evlatlar öksüz, ana babalar evlatsız kalmakta, ayrılıkları yüreklerimizde bir kor olarak dağlamaktadır.

Adana’da 22 yaşında bir genç assubayın denetlemede görevi bilgi ve tecrübesini astlarına aktarmak olan ve bunun için bir öğretmenden üç misli fazla maaş alan öğretmen albayın hakareti sonucu intihar etmesi üzerine yapılan soruşturma ne yazık ki bizlerle paylaşılmadı. Çünkü, giden gittiği, ateş düştüğü yeri yaktığı ile kaldı.

Herkes insanca davranışı hak etmektedir. Suç varsa ancak yasada belirtilen cezanın hakim tarafından verilmesini, kimsenin hak etmediği davranışı, sözleri duyarak geleceğini, mecburiyetini, baskıları düşünerek "lanet ederek!" kabullenmesini bekleyemezsiniz.

Serkan assubayın intiharı unutulmadan nice intiharlar ve cinnetler yaşandı. Bir yazımda;

Sayın Genelkurmay başkanımdan istirham ediyorum,bu intihar orduda ne ilktir ne de son olacaktır. Kendisinde astlarına hakaret etme hakkını görenler için uyarı ve yasal işlemleri yaptırınız,kurmaylarınıza bu konuda tezler hazırlamalarını emredin; askerliğin olmazsa olmaz kuralı disiplinden taviz vermeden ama astın ve üstün hukukuna riayet ederek insani duyguların ön plana çıkmasını sağlayacak tedbirler alınmasını, psikolojik travmaların önlenmesini ve acıların tekrar yaşanmamasını sağlayınız

diye yazmıştım;

Ama ne yazık ki intiharlar devam ediyor. Bir insan tırnağını biraz derin kesse canı yanar. Peki bir insan canına nasıl kıyar? Bir hafta önce İstanbul’da arkadaşları tarafından hayat dolu neşeli olarak tanımlanan Asb. Abdullah AKÇA canına kıydı. NEDEN? Bunun yanıtını genelkurmay ve kuvvet komutanları bulup, gereğini yapmalıdır.

Size bir olay daha aktaracağım;

Edirne’de Bülent Özyurt isimli sivil giyimli bir binbaşı "yasalara aykırı olmasına rağmen" sakallı bir sivil misafirini söğütlük gazinosuna getirmiş. Kimlik soran ve sakalla tesislere girmenin yasak olduğunu belirten erlerin ikazını küfürle karşılayıp nizamiyeden girmiştir.

Nöbetçi assubayın uyarılması üzerine durum nöbetçi astsubay tarafından sosyal tesisler amirine bildirilmiş sosyal tesisler amiri kibar bir şekilde kendisini uyarınca  uyarıya tehditlerle yanıt vermiş, amirin üzerine yürümüş, yumruk atmaya teşebbüs ederek küfretmiştir.

Misafirin gidelim uyarısı üzerine "şimdi gidiyorum. Tekrar geleceğim ve size soracağım. Ben binbaşıyım, bunu unutmayın" diyerek tehditlerini sürdürmüş. Olay Tugay Nöbetçi Amirine ve Nöbetçi Amiri tarafından da merkez komutanlığına bildirilmiştir. Bu kişi tekrar saat 23.30 sularında gelerek bu kez nöbetçi assubayına “Bu millet, bu devlet bizim. Assubayların değil! Bana kimlik soramazsınız. Misafirime karışamazsınız. Siz kimsiniz? Ben binbaşıyım. Size bunun hesabını soracağım. Bunu  unutma!" diyerek tehditler savurmuş. Mrk. Komutanlığı ekibini görünce ayrılmış, ormanlık alana doğru gitmiş. Oradan el kol hareketleri ile tehditlerini sürdürmüş. Ardından gece yarısına kadar müteaddit kere telefonlarla assubayları tehdit etmeye devam ederek, onların ev adreslerini öğrenmeye çalışmıştır.

Siz şimdi bu görevlilerin psikolojilerini düşünebilir misiniz? Kendinizi onların yerine koyar mısınız? Peki bu görevliler İç Hizmet Yasası'na göre karakol ve karakol nöbetçisi sıfatı ile yasanın verdiği yetkiye dayanarak bu kişiyi yakalama yetkilerini kullanmış olsalardı "aferin, görevinizi yaptınız" diye tebrik mi edileceklerdi, yoksa başlarına bela mı alacaklardı?

Bunu yapan binbaşı değil de bir assubay olsaydı muhtemelen şu an cezaevinde olurdu. Peki, bu kendini bilmez, rütbesinin sorumluluğunu taşımaktan aciz bu kişinin davranışlarına ne işlem yapılmıştır? Bunun yanıtını bekliyor ve bu tür davranışların son bulmasını umuyoruz. Takipçisiyiz!...

yeni-yuz

Haydi artık çek git yoluna bıkmışım dert’ten, gölge etme başka ihsan istemem senden.

Saygıdeğer Arkadaşlarım,

Ünlü filozaf Diogenes’in  (Diyojen)  Büyük İskender’e söylediği bu sözün yüzyıllardır kullanıldığını biliyoruz. Bu sözü Aksu araklayıp şarkısında kullanmış, ben de hem sözü hem de şarkının bir mısrasını yazacağım. Çünkü, konuya cuk oturduğunu düşünüyorum.

Bizler meslek hayatımızda haksızlıklar karşısında sessiz kalan, hâttâ işi yalakalığa kadar götüren 'azınlıkta da olsa' bazı arkadaşlarımızı ve onların bu tavrından dolayı yaşadığımız üzüntüleri biliyoruz!

Atalarımız "can çıkmadan huy çıkmaz" demişler. bu kişiler emekli olunca da değişmemişler hâlâ statükoya, postal zihniyetine bağlılar ve bırakın mücadelede bizlere desteği köstek oluyorlar...

Mücadele dediğimiz zaman mangalda kül bırakmayanlar, "gümbür gümbür geliyoruz" diyerek assubay adını ticari faaliyetlerinde kullananlar, mücadele edenlerin şevkini kırmak için mesnetsiz karalamalarda bulunlar, mangal gibi yüreğinden bahsetip sitemiz tarafından hazırlanan ve tamamen yasal olan bir metine imzasını koymaktan imtina edenler, hakaretvari üslüpları ile belli kesimlere hizmet amacında olanlar kurumumuza ve mücadelemize zarar veriyorlar.

TEMAD eski başkanının icraatsızlıklarını ve bizanslıları kıskandıracak bizans oyunlarını hatırlarsınız! Sık sık, sanki muhatapları aptalmış, dernekler masasındaki rakamlara ulaşmak imkansızmış gibi "85 şubemiz 70 bin üyemiz var" diyerek üye sayısını çok abartarak ifade eder, milletvekili arkadaşlarına çakma önergeler verdirir, bunu da sözüm ona siyasi hesapları için kullanırdı. Ama bu, ne assubaylara bir kazanım ne de kendisine siyaseten bir kazanım sağlamadı. Bizlerin siyasi gücünü heba edip bizler için destekler sunan partinin kapısına TESUD'un isteği ile siyah çelenk koyduğunu unutup o partiden milletvekili kontenjanı istedi! Doğal olarak refüze oldu! Diğer partilerin bize antipati duymasına neden oldu. Sonuçta kısa olan insan ömründe çok değerli 9 yılımızı heba etti.

Yenilen deve güreşe doymazmış! Şimdi hangi akla hizmet ediyorsa "astsubay birliği" diye site kurmuş. Dağıttığı birliği toplayamıyacağına göre mutlaka kişisel bir planı vardır.

Şubelerimiz içersinde, hepimizin bildiği özverili, bilgili, kararlı arkadaşlarımızın oluşturduğu yönetimleri biliyoruz. Bunun dışında lokal işletmesini mücadeleye destek sanan, bugüne dek mücadele için bir tek icraat ve başarısı olmayan, derecemizden kadememizden habersiz çağın iletişimi interneti kullanmayan şube başkanlarını da biliyorsunuz.

  • Genelkurmay'ın e-muhtırasına "postalımı giydim emir bekliyorum" diyenlerin,
  • Meslek hayatında üç ere komuta etmemiş olmasına rağmen, şube başkanlığını emeklilerin komutanı sananların,
  • Üyelere küstahça davrananların,
  • Bulundukları ilçede assubayların siyasi gücünü kendi çıkarı için kullanmaya çalışanlar,
  • Birtek başarısı olmayan, genelkurmay başkanından 11 kez randevu alamayıp mektup bıraktığını itiraf eden genel başkana sırf riyakarlık olsun diye çeketini ilikleyip “Başarılarınızın devamını diliyorum sizinle gurur duyuyoruz “diyenlerin,
  • Haklarımızla ilgili mitinge kendisi dahi katılmayanlar, sonra da ihraç korkusu ile "biz bağlayıcı karar almadık, ben katılmadım ama arkadaşlarım katıldı onlara yardımcı olduk" mazeretine sığınanlarının,
  • Belediye meclis üyesi arkadaşımızın girişimleri ve assubayların oylarının hatırına belediye tarafından tahsis edilen lokal binasını sahiplenenlerin,
  • İstifa edeceğine dair şeref sözü verip, bu sözü yerine getirmeyenlerin,
  • Geçmişte onur yürüyüşünü gerçekleştiren Sn.Tuncer KÜÇÜK’e mani olanların,
  • Sn.İsmail Turan’ın özveri ile açtığı davalardan kendisi talep etmemesine rağmen mahkeme masraflarına ortak olmak isteyen arkadaşlarımıza "benim derneğimde benim iznim olmadan yardım toplayamazsınız" diyenlerin,
  • Destek yazısını sitesinden silip yayınlanmasına cesaret edemeyenlerin,
  • Bugüne kadar mücadeleye büyük destekler veren birçok taşın yerinden oynamasını sağlayan sitemizdeki yazıları bile okuma zahmetinde bulunmadan, önyargılarla "birliğimize ve mücadelemize zarar veriyorsunuz" diyecek kadar akıldan, mantıktan, izandan uzak davranarak  muhalif site ilan edenlerin,

Bu toplumu temsil etme hakkı var mıdır?..

Bizler çok mu mükemmeliz? Kendimizi bulunmadık hint kumaşı mı sanıyoruz? ASLA! Biz haddimizi biliyoruz ve bu mücadeleyi araç olarak gören kerameti kendinden menkul kişilerin de hadlerini bilmesini, onurlu bir şekilde istifa etmelerini bekliyoruz.

Aksi halde bu statükocu zihniyeti oyun arkadaşları ve kendisine oy versin diye derneğe fahri üye yaptığı yandaşları da kurtaramayacaktır. Assubay toplumu bunu aşacaktır. Bunun ilk sınavını genel merkez seçimlerinde vermiştir. TEMAD’a üye arkadaşlarımız bu zihniyete karşı çıkıp yönetimlerde görev almalıdırlar.

Toplumun gücünü kendi beklentileri için kullananlardan  hiçbir beklentimiz yok,  gölge etmesinler başka ihsan istemiyoruz...

Saygılarımla.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ