Ersen Gürpınar

Ersen Gürpınar

Bütün olguların temelinde canlıların yaşamını devam ettirme çabası ve içgüdüsü vardır. Elinize iğne batsa canınız yanar, refleks gösterirsiniz. Peki, yaşamak için ne gerekli ise yaparken insan canına nasıl kıyar?

İntihar olgusu olumsuzlukların birikiminin sonucu olabileceği gibi, bir anda da gelişebilir. Başkaları için sıradan olaylar, hak edilmeyen bir söz insanın ruhunda fırtınalar koparır! İntihar ve cinnet bunun sonucudur.

TSK'de amir keyfiyeti vardır. İstisnalar kaideyi bozmaz. Hepimiz bu günleri yaşadık. Bazen zaman geldi sustuk, susturulduk, yutkunduk, içimizden lanetler yağdırdık! Bu psikoloji istemesek de evimize yansıdı. Mesleğimizden soğuduk. Günü dolan "lanet olsun" diyerek kaçarcasına ordudan ayrıldı. Görevdekilerin moral motivasyonu, bizlerin aidiyet duygusu yok oldu! Bunlara neden olanlar mutlu musunuz, hâlâ ders almadınız mı? Yücelmek adaletle olur. Astlarınızın omuzlarına basarak,onların haklarını gasp ederek hiçbir amacınızı gerçekleştiremezsiniz.

07 Şubat 2006 tarihinde Adana Topçu Alayının spor denetlemesinde, öğretmen albayın dangalaklığı yüzünden 22 yaşında, henüz hayatının başlangıcında bir genç fidan Sercan AKBUNAR kardeşimiz intihar edince Genelkurmayı uyardık. Hâttâ yalvardık; "Bu intihar TSK'de ne ilk ne de son olacaktır. Klişe laflarla, yüzeysel soruşturmalarla geçiştirilmesin. 'Küçük dağları ben yarattım. Ben gökten zenbille indim' diyen amirlerin kaprislerine son verilsin. Yoksa daha nice fidanların vebaline ortak olursunuz" dedik ama ne acıdır ki intiharlar devam etti. İntihar eden vatan evlatları şehit sayımızı geçti. Böyle bir aymazlık olabilir mi?

Bu nasıl bir sistemdir? Her kurum kendi personelini koruyup kollarken, TSK assubaylarını bırakın korumayı sosyal, ekonomik ve insanî haksızlıklar yapıyor. Bir üniforması kefen olan, bir emirle ölüme gönderdiği assubaylarını bir çok kamu görevlisinden daha değersiz imajı ile psikolojik baskı yaratarak daha alt kademe ve dereceden göreve başlatıp eziklik duymasından adeta zevk alıyor!

Sonra da kalkıp şehit sayısını geçen intiharlar için “İntihar psikolojik bir olgudur” safsatası ile despot amirleri koruyor ve soruşturmaları “Psikolojik bunalım sonucu intihar” değerlendirmesi ile kapatıyor...

Subay neden intihar etmiyor? Çünkü onlar ordunun öz evlatlarıdır. Çünkü onlara haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik uygulanmıyor. Her şey altın tepside sunuluyor. Assubaylar bu orduya tam teşekküllü hastanelerden SAĞLAM raporu alarak girdiler. Onların psikolojilerini sizler bozdunuz. Bunun vebali bu dünyada da diğer dünyada da sizin omuzlarınızdadır.

Elinde çekiç oluğunda herkesi çakılacak çivi zannedenlerin kaprisleri yüzünden son 4 ayda 15 assubay hiç bir değerin geri getiremeyeceği canlarını kaybettiler. Side’de canına kıyan J.Mly.Asb. Ahmet SERKAN kardeşimizi toprağa vermeden yeni bir intihar haberi ile sarsıldık!

Sn.Genelkurmay Başkanım, Allah rahmet eylesin 95 yaşında babanızı kaybettiniz, yüreğiniz yanıyor. Peki 30-40 yaşlarında idealleri, umutları olan babalarını kaybeden baba desteği olmadan yetim büyüyecek evlatların acılarını düşünebiliyor musunuz?

Ordudaki moral motivasyonu ve aidiyet duygusunun kaybolması, yaşanan haksızlıklar, öfke ve acı savaştan daha önemlidir. Çünkü, savaşa robotları değil bu duyguları taşıyan insanları göndereceksiniz.

Artık yeter! Tahammülümüz kalmadı. Ya bu ordudan assubaylığı kaldırın ya da adaleti sağlayın. Adalet bir gün herkese gerekecektir.


 

Saygıdeğer Meslektaşlarım

Assubaylar verilen her görevi zaman, zaman imkansızlıkları aşarak yerine getirmelerine,  ülkelerine  ve orduya sadakatlerini teri,kanı ve canları  ile ispat etmelerine  rağmen ön yargılarla tahakküme varan haksızlıklara uğratılmışlardır.

 

Görevdeki meslektaşlarımızın hukuksuzluklara  isyanı sicil,tayin ve ceza korkusu ile bastırılmaya, emeklililerimizin haksızlıkları dile getirmesi  ise Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak olarak değerlendirilmeye  çalışılmaktadır.

 

Ancak unutulmamalıdır ki kurumları, haksızlıkları dile getirenler değil yapanlar yıpratır...

 

Yıllardır sustuk,susturulduk artık yeter diyerek TEMAD önderliğinde onur mücadelesinde haksızlıklarımızı her platformda dile getiriyoruz ve hukukun üstünlüğü tesis edilinceye kadar bu mücadelemiz devam edecektir.

 

Bizler, başkalarına altın tepside sunulduğu gibi imtiyaz ve ayrıcalık talep etmiyoruz.Talebimiz sadece adalet,eşitlik ve insan onuruna saygıdır.

Bir üniforması kefen olan assubayları birçok kamu personelinden önemsiz görüp,  emeğini alın terini yok sayarak  o personeli bir emirle nasıl ölüme gönderebilirsiniz? Bunu bugüne kadar  vatanseverlik duygularını istismar ederek yaptınız daha ne kadar devam edeceksiniz? Assubayların moral motivasyonu ve kurumlarına olan aidiyet duygusu sona ermek üzeredir.

 

İSTANBUL,KONYA  ve BALIKESİR illerimizden sonra 27 Nisan 2013 günü İzmir’de assubayların birlik,beraberlik ve mücadele kararlılığının ifadesi olan bölge bilgilendirme toplantısı yapıldı.

Binlerce assubay  TEMAD Gn.Başkanı Sn.Ahmet KESER ve ekibine güvenlerini ve mücadelele kararlılıklarını gösterdiler. Sn.Keser bir liderde bulunması gereken liyakat,kararlılık,özveri,güven tesisi  gibi tüm nitelikleri ile assubayları bilgilendirip  mücadelede   başarı umudunu yüreklerimize taşıdı.

Genelkurmay başkanlığı hukukun tesisi talebimizin gerçekleşmesi ile  ordumuzun daha da güçlenmesinin sağlanacağı gerçeğini artık görmelidir.

 

Bu başarılı organizasyonu düzenleyen,emek veren  İzmir İl ve İlçe teşkilatlarımıza,koordinatör TEMAD Gn.Başkan Yrdc.Sn.Yüksel BİNİCİ’ye,  Gn.Mrk.yönetimine ve yüreklerindeki haksızlıklara isyanı dile getirmek adına muhtelif il ve ilçelerden teşrif eden yönetici ve astsubay sevdalısı arkadaşlarımıza,eşleri hanımefendilere sonsuz minnet ve teşekkürlerimi sunuyorum.    

 

 

Haksızlığa karşı duran, emeğinin alın terinin akıttığı kanın karşılığında adalet, eşitlik insan onuruna saygının gerçekleşmesini isteyen, çocuklarına aydınlık yarınlar bırakmayı ve insanca yaşamayı  amaçlayan assubay meslektaşım;

Sicil, sürgün, ceza tehdidi ile yıllarca sustun suturuldun. Açlık sınırında emekli maaşına mahkum edildin. Sosyal ve ekonomik hakların  engellendi. OYAK  tarafından yok kabul edildin!...

Hâlâ susacak mısın?

"Haksızlıklara tepkisizlik yeni haksızlıklara davetiyedir" diyerek, haksızlığa isyanını onurlu bir insan olarak haykıracak mısın?

Senin vatanseverlik duyguların istismar edildi...

Hiçbir talebimizde imtiyaz ve ayrıcalık yoktu, hiyerarşiye hep saygılıydık...

Hak etmemize rağmen ön yargılarla gasp edilen haklarımız dışında, ne özel lojman, ne koruma ve şöför, ne eşlerimiz için Vip kuaförü, ne ayrıcalıklı  özel dinlenme  tesisleri talep ettik...

Delikanlı çağımızda  akranlarımız sevgililerinin elini tutarken, bizler  silah tuttuk. Onlar şarkılar söylerken bizler marşlar ezberledik...

Onlar sevdiklerine kır çiçekleri toplarken, biz kır çiçeklerini terimizle, kanımızla suladık.

Onlar,  sıcak yataklarında iken, biz ağır iklim koşullarında  dağlarda, denizlerde, kışlalardaydık.

Bir ayın asgari 10 gününü  nöbet, gece eğitimi, tatbikat gibi özel görevlerle bir tek kuruş fazla mesai ücreti almadan geçirdik.

Evlatlarımızın doğumunda, sevdiklerimizin mutlu günlerinde, acılarında yanlarında olamadık.

Görev verildiğinde de, ölüme giderken de muhakemesiz hapis cezası verildiğinde yüreğimizde ve aklımızda hep vatana sadakat ve hizmet duygusu vardı.

Genç bedenlerimiz vurulurken, arkadaşlarımızın kollarında son sözümüzde "vatan sağolsun" dedik.

Bu kadar ağır koşullarda çalışırken hukuk ve vicdana sığmayan bir düşünce ile büro memurları ile aynı dereceden göreve başlatıldık.

Ön yargılar sonucu  tahakküme varan haksızlıklar yaşadık...

"Kol kırılır yen içinde kalır" dedik, kolumuzdan sonra kanadımız ve umudumuz kırıldı...

Hâlâ susacak mıyız?

Bayramları 15 yıllık elbise ile geçirerek, torunumuza, şehidimizin yetimine bayram harçlığı vermemenin ezikliğini duyarak ruhumuzda fırtınalar kopmasına izin mi vereceğiz?

Artık yeter...

MSB. ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından açıklanan haklarımızla ilgili sözlerin hayata geçmesini istiyoruz.

Hiyerarşiye değil haksızlıklara, keyfi uygulamalara karşıyız. Ne imtiyaz ne de daha fazlasını istiyoruz. Tek talebimiz adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdır...

Bize verilen sözlerin, senetlerin karşılığını istiyoruz. Karşılığı yoksa verenleri gönlümüzle yargılayacağız!

Sosyal, demokratik hukuk devletine olan inancımız zayıfladı, hukukun guguk olmasını istemiyoruz...

Haklılığımızın tescil edilerek, bizlere verilen sözlerin tutulmamasını, Genelkurmay, siyasiler ve MSB arasında tenis topu olmak istemiyoruz. Adalet ve reform yanlısı Sn.Genelkurmay Başkanımızın  direktiflerinin hayata geçirilmesini bekliyoruz.

Vatanseverlik duygularımızın daha fazla istismarına izin vermeyeceğiz...

Bir parmak bal yalatılarak ruhumuzdaki haksızlıklara karşı isyanımızın ateşini kimse söndürdüğünü zannetmesin...

1975 yılında hak aradıkları için isyanla suçlanıp acımasızca haksızlığa, çilelere mahkum edilenler bize ibret değil mücadele gücü vermektedir.

Bizleri ölüme gönderenler, bizim mayın tarayıcısı makineler değil; insan olduğumuzu  unutmamalıdırlar...

Sadece göreve gönderilirken ve şehit cenazelerinde anılmak istemiyoruz.

Biz, hiyerarşiye hep saygı duyduk, mesai mefhumu gözetmeden çalıştık, ölüme tereddütsüz gittik...

Vatan, Bayrak ve TSK için terimizi, kanımızı, canımız verdik.

Ön yargıların olmadığı adalet eşitlik ve insan onurunun ön planda olduğunu görmek en büyük hakkımızdır...

Biz, hayatımızı gençliğimizi verdiğimiz TSK'nın adaleti ile  övünmek istiyoruz.

Gayretlerimiz bizi her gün biraz daha saran sevgisizlik sarmaşığından kurtulmaktır...

Anayasanın teminatı, peygamber ocağı ve her kuruma örnek olan TSK  bizlere üvey evlat muamelesi yapmaktan vazgeçmelidir.

Kahraman, fedakar  ve onurlu assubay meslektaşlarım;

Haklarımız için bir meşale yakarak yola çıktık. Bu yol zahmetli bir yoldur.

Bu yasal onur  mücadelesinin içinde mi olacaksın yoksa haksızlıklarını kader olarak yorumlayıp susacak mısın?  Karar senin!…

Değerli meslektaşlarım,

Yukarıdaki yazıyı yıllar önce o anki mevcut TEMAD yönetiminin başarısızlığı, kişiselliği, kararsızlığı nedeniyle oluşan umutsuzluğu gidermek, arkadaşlarımızı mücadeleye davet adına dile getirmeye çalışmıştım.

Şu an bizi temsil eden özverili, kararlı bir TEMAD yönetimi olmasına rağmen görevde iken tanıdığımız kişisel hesaplarını ön planda tutan, mücadeleyi araç olarak gören, kendine mücadelede rol biçenlerin sahneye çıktığı bir ortamda arkadaşlarımızda oluşan umutsuzluğu gidermeyi amaçlamak için tekrar yazmak mecburiyetinde kaldım.

Bölünerek çoğalmak eşyanın tabiatına aykırıdır; zaman zaman TEMAD’a övgüler yağdırıp mücadelenin yanında izlenimi vermeye çalışan ama, elindeki zehirli hançeri saplamaktan çekinmeyen bir avuç zavallı bizleri yolumuzdan alakoymamalıdır!

Bu yönetime hatalarını gidermek adına elbette olumlu eleştiri ve önerilerimiz olacaktır. Demokratik muhalefet görüntüsü ile kişisel  ikballerini için yönetimi yıpratmak isteyenler dürüst ve ahlaklı davransınlar. Bir oluşum adı altında birleşip saflarını belli etsinler. Sizler lütfen bunları iyi tanıyın ve itibar etmeyin.    

Bize haklarımız altın tepside sunulmayacağına göre başarının tek anahtarı olan kararlı mücadelemize devam edeceğiz. Yılmak umutsuzluğa kapılmak yok! Bilindiği gibi mücadelenin en kırılgan noktası umutsuzluktur...

İSTANBUL, KONYA ve BALIKESİR’de yapılan bölge toplantıları gibi 27 NİSAN 2013 günü Balçova termal tesisleri kardelen salonunda bilgilendirme toplantısı yapılacaktır. Bu toplantıların amacı, sonuçları tartışılabilir ama bu toplantılara katılmamız gerekiyor.

BU TOPLANTILAR BİZİM BİRLİĞİMİZ VE KARARLILIĞIMIZIN BİR GÖSTERGESİDİR...

Mücadeleyi amaç edinerek katkılarda bulunan ve destek veren meslektaşlarıma minnettarlığımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Bugün NTV televizyonunun YAKIN PLAN proğramında  Genelkurmay ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı  kuvvet assubayları Cumhuriyet tarihinde ilk kez televizyona çıkarak assubay sorunları ile ilgili açıklamalar yaptılar.

Türkçe’mizde “Bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü?” sözündeki gibi komutanlık assubaylarımız televizyona neden çıktılar? Daha doğrusu neden çıkarıldılar? Genç meslektaşlarımı suçlamak insafsızlık olur! Onlar verilen görevin gereğini yaptılar. Kendilerine verilen talimattaki konuları kamuoyu ile paylaştılar.

Bana gore bu proğram “TSK bir ailedir masalının tekrarı,hak arayanlara uyarı ve  bir gaz almanın sonucudur...

Assubaylarımız ne diyor? Daha doğrusu Genelkurmay adına ne gibi açıklamalarda bulunuyorlar? Kısaca bir göz atalım;
  • Genelkurmay ve kuvvetlerde assubayların temsilcisiyiz. Meslektaşlarımızın dertlerini, isteklerini, taleplerini sınırlama getirmeden komutanlıklara iletiyoruz.
  • Sorunlar dünden bugüne çözülemez! Çok sabırsızsınız, biraz sabır etmeniz gerekiyor,
  • Haksızlıklarınız da olsa kuruma karşı konuşurken dikkat etmelisiniz! Aksi halde sistem zarar görür, ordumuz yıpranır!
  • TSK personeli arasında ayrım yapmak hatadır. Ordumuz bir bütündür. Ayırırsanız ordumuz zarar görür.
  • Görevde yeterli maaşı alıyoruz. Emeklilikte maaşlarda düşüşler var ama bu konu ile ilgili komutanlık makamı gerekli çalışmaları yapıyor. Siyasi irade ile paylaşıyor.
  • Orduda görev yapmak gönüllülük esasına dayanır ve fedakarlık gerektirir, bunu unutmayın!
  • Bugüne kadar birçok konuda iyileştirmeler yapıldı. Bundan sonra da yapılacak ama her şeyi Genelkurmaydan beklemeyin. Siyasi otoritenin de kararı gerekiyor.
  • TSK'de en önemli konu disiplindir. Sorunlar disiplin içinde dile getirilip çözülecektir.
  • Meslektaşlarımız yüksek lisans yapsın, yabancı dil öğrensin, kendilerini geliştirsinler.
  • Ordu personelinin moral motivasyonu yüksek, aidiyet duygusu mevcuttur!

Arkadaşlarımız komutanlık karargahlarının görüşlerini paylaştılar. Ben de izninizle yıllardır yüreğimde haksızlıklara, hukuksuzluklara olan isyanımı bastırmaya çalışarak düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Sorunların komuta kademesine iletilmesi, bu konuda çalışmalar yapılması bizleri elbette mutlu edecektir. Ancak, bizler söz değil haklarımızı istiyoruz. Daha ne kadar beklememiz gerekiyor? İnsan ömrü 500 yıl değilki! Ayrıca istediklerimiz de atla deve değil, sadece adalet! Bunun gerçekleştirilmesi bir sayfayı geçmeyen bir yasa ile mümkün.

TSK ne yazık ki bir bütün değil! Bu bütünlüğün bozulmasının en çok ordumuza zarar vereceğini biz yıllardır belirtiyoruz ve bu bütünlüğün bozulmasında assubaylar olarak hiç bir vebalimiz yoktur. Bu vebal orduda personel arasında ayrımcılık ve adaletsizlik yapılarak; TSK= Türk Subay Kuvvetleri zihniyeti sahiplerinindir.

Biz haksızlıkları dile getirirken kurumumuzun zarar görmemesi adına  azami gayret sarf ediyoruz. Ayrıca unutulmamalıdır ki, kurumları haksızlıkları dile getirenler değil haksızlıkları yapanlar yıpratır.

Bizim, bugüne kadar sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklarımızın sorumlusu Genelkurmaydır. Örneğin; Asb.MYO Yasası hazırlanırken Genelkurmay başlangıç derecesini 9/2 olarak teklif etti de siyasi otorite "HAYIR! Assubayların hem ekonomik kayıpları olacak. Hem de  mahalle bekçilerinden daha düşük başlangıç derecesi ile psikolojik eziklik yaşayacaktır" kararını mı verdi?

Bu konuda Genelkurmay Basın bilgi notunda ve MSB yazılı açıklamasında adaletsizliğin son bulacağı belirtilmesine rağmen, yeni personel yasa taslağında bu ve diğer adaletsizliklerde ısrarı hâlâ Genelkurmay yapmıyor mu?

Ordumuzda disiplin elbette olmazsa olmaz temel kuraldır. Ancak, disiplinin tarifindeki “ast'ın ve üst'ün hukukuna riayet” ilkesini çiğneyenler herhalde assubaylar değillerdir!..

Assubayların yüksek lisans yapması dil öğrenmesi öneriliyor. Hepimizin arzu ettiği yerinde bir öneri. Ancak, MYO lisans seviyesine çıkarılsın teklifimize kulak tıkayanlar, subayların ofislerinden katılacakları devletin milyon dolarına mâl olan yüksek lisans proğramını assubaylardan neden esirgiyorlar? Buradaki amaç iyi niyet olabilir mi?

Sn. Gnkur. Assubayı yabancı devletlerin assubayları ile toplantılar yapmış. Bizden övgü ile bahsetmişler. Acaba onların ordularındaki assubaylar da bizler gibi kendi kurumları tarafından tahakküme varan adaletsizliklere maruz  bırakılıyor mu?

Her vesile ile tekrarlıyoruz; bizim taleplerimiz 'başkalarına altın tepside sunulduğu gibi' ayrıcalık ve imtiyaz değildir. Hiyerarşiye saygı içinde sadece ADALET-EŞİTLİK-İNSAN ONURUNA SAYGI istiyoruz...

Hâlâ ön yargılarla adaleti kendinize gerektiğinde; Assubaylarınızı da  göreve ve ölüme gönderirken hatırlarsanız var olduğu belirtilen moral motivasyonu ve aidiyet duygusunun olmadığını göremezsiniz.

Bu durumda GÜÇLÜ ORDU GÜÇLÜ TÜRKİYE sadece slogandan ibaret olur ve bu en çok TSK düşmanlarını mutlu eder.

Adalet olmayan hiçbir kurum ayakta kalamaz ve adalet birgün herkese gerekecektir. 

Saygılarımla.

 

 

Saygıdeğer Meslektaşlarım

15 gün once basında aşağıdaki haberi okudunuz;

Yaklaşık 2 milyon memurun merakla beklediği sicil affı ve uzun yıllardır derece alamayan memurlara ‘1 derece’ verilmesine ilişkin düzenlemede, metin yazım işleri tamamlandı.

Star gazetesinin haberine göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in talimatı üzerine, Devlet Personel Başkanlığı konuyla ilgili bir ön çalışma gerçekleştirdi. Bu çalışmanın ardından, bir düzenleme metni hazırlandı.

Düzenlemenin önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu’nda ele alınmasının ardından hayata geçmesi için düğmeye basılacak. Ancak düzenlemenin bir yasa tasarısına eklenmesi planlanıyor. Düzenlemenin hangi tasarıya ekleneceği konusunda ise henüz bir karar verilmedi.

Konu kaç kişinin dikkatini çekti kaç kişi “bizi yine yok saydılar” diye tepki gösterdi! Bilmiyorum ama konunun geneli yeteri kadar ilgilendirmediğini, bizi yine yok saydıklarını biliyorum.

Görevde iken birçok arkadaşımız Askerî Ceza Kanunu'nun amire verdiği sınırsız yetki  ile hukuksuz cezalara tabi oldu. Bazılarımız da  amir kaprisine evlatlarını düşünerek, yutkunup sessiz kaldı. İçimizde haksızlıklara karşı öfke volkan oldu ama "ateş düştüğü yeri yakıyor" misali kendimizi ilgilendirmeyen hususlarda sessiz kalmayı tercih edebiliyoruz. 1'inci dereceye yükselmiş arkadaşım "2 ve 3'üncü derecedekilerin sorunu beni ilgilendirmiyor" dediği an bu boşvermişlik halkasına "ben emekli oldum, muvazzafın disiplin yasası da beni ilgilendirmez" umursamazlığı  eklenecek, birimizin sorunu hepimizin sorunu olmadığı an mücadelemizde gedikler açılacaktır. Bize haksızlığı, hukuksuzluğu yapanlar birliğimize zarar vererek kendi ayrıcalık ve imtiyazlarını devam ettirmelerini sağlayacaklardır. Mücadelede tüm sorunlarımız çözülünceye kadar birlik ve beraberlik ruhu ile kararlı bir şekilde yürümek mecburiyetindeyiz.

Hükümetin sicil affı ve bunun yanında içeriği tam olarak belli olmayan memura bir derece konusunu düşündüğünü anlıyoruz.

Daha once hükümet kendisine yakın olarak gördüğü irticai faaliyetlerden YAŞ kararı ile ilişiği kesilenlere af çıkarıp haklarını iade etti. Bu kişiler  görev yapmadıkları yıllara ait terfi maaş kaybı gibi haklar elde ettiler. Görevde çileli yıllar geçirip emsallerinin derecelerine ulaşamayan birçok arkadaşımın "keşke beni de ihraç etselerdi!" pişmanlığını yaşadığını biliyorum.

Şimdi hükümet yeni bir sicil affı  çıkarıyor. Bu affın temelindeki nedenleri bilmiyoruz ama TSK personelinin bundan yararlandırılmaması adalet, eşitlik ilkelerine aykırı olup vicdanları rahatsız edecektir. Genelkurmay bu affa TSK personelinin girmesini istememiştir; çünkü subaylardan disiplin cezaları nedeniyle terfi etmeyen mağdur olanların mevcudiyeti binde bir oranında bile değildir...

Bu nedenle bu afın sivil, asker tüm kamu görevlilerini kapsamasını ve daha önce hükümetin sözü olan bir derecenin  istisna gözetilmeden tüm görevli ve emeklilere yansıtılması hakkaniyet gereğidir. Bu bir derecenin tüm görevdekiler ve emeklilerine verilmesi ayrıca birçok mağdur arkadaşımızın derdine merhem olacaktır.

Bunun gerçekleşmesi için Başbakanlığa,  milletvekillerine, parti grup başkan vekillerine mail göndererek destek vermemiz gerekiyor. Bunu kendimize meslektaşlarımıza ve adalete olan saygımızın gereği olarak yerine getirmek zorundayız. Saygılarımla.

Saygıdeğer Meslektaşlarım,

Zaman zaman hepimizi çileden çıkaran bizlerle ilgili mesnetsiz yazıları, hakaretleri ibretle izliyoruz. Personelini korumak ve kollamakla görevli Genelkurmay Başkanlığı sık sık basın açıklamaları yapıp, subaylar ve TSK ile ilgili olumsuz yazılara anında yanıt verirken, ne yazık ki konu assubaylar olunca sessiz kalmaktadır!

TSK düşmanlığını 'sahipsizliklerine inandıkları' assubaylar üzerinden ifade edip belli çevrelere mesaj vermek isteyen bu dangalaklara bireysel olarak tepki verdiğimiz gibi sitemizin basın bölümü ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU olarak da tepki vermekteyiz. Haklarımızla ilgili davaların yanı sıra, basında yer alan bu tür haber ve yorumlarla ilgili tepkimizi dile getirip yasal ve idari başvurularda bulunuyor, sonuçlananları sizlerle paylaşıyoruz.

Hatırlayacaksınız, 27 Ağustos 2012 tarihinde BİZİM KOCAELİ gazetesinde kerameti kendinden menkul bir taşra gazetecisi olan Güngör Aslan yazdığı yazıda Kandıra Belediye Başkanı meslektaşımızı astsubay olmasından dolayı sözde aşağılamaya çalışarak aynen şu ifadeleri kullanmıştır:

Yıllarca askerlik yapan, hele hele astsubaylık yapan bir kişinin bırakın belediye başkanlığı yapmasını, sivil hayata bile alışması zordur.

Askerlik yapanlar bilirler. Astsubaylar görev yaptıkları yıllar boyunca askeriyede hep ikinci sınıf insan muamelesi görürler.

Yılların askeri olan astsubaya gelip bir asteğmen emir verir, asteğmenin emrini dinlemek zorunda kalır.

Ordu içinde gittikleri yerler bile ayrıdır. Bu nedenle hep içlerinde bir eziklik yaşar astsubaylar.

İşte böyle bir psikoloji ile yıllar yılı görev yapan bir insana siz belediye başkanlığını verirseniz, yaşayacağınız sorunlar da bunlardır (*).

Ardından tepkiler üzerine ne sözlerinin arkasında durabilmiş, ne de özür dilemenin erdemini gösterebilmiştir!

Kendisini  hakkında GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU adına Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundum. Savunmasında “Assubaylara hakaret etmediğini, bu mesleğin zorluğunu ve sorunlarını dile getirdiğini ve bir belediye başkanını eleştirmek için yazı yazdığını" belirterek  delikanlı gazeteci olduğunu ispatlamıştır !..

Bu yazdıkları ile ilgili Savcılığın “suç unsuru olmadığı” kararı üzerine Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz müracaatım da aynı gerekçe ile ret edilmiştir. Hukuka saygı duyuyoruz!

mahkeme-kararlariBiz hukukun üstünlüğüne inanarak,hak edenlere bile hakaret etmeden sahipsiz olmadığımızı, böyle bir değerlendirmenin ahlakî olmadığını belirtip RTÜK ve savcılıklara başvuruyoruz. Kimi özür diliyor, kimi yanlış anlaşıldığını belirtip, assubayları şöyle sevirim, böyle severim, onlar olmadan ordu olmaz diye dansöz gibi kıvırıyor!

İnsan hata yapabilir, yanlış anlaşılabilir. Art niyet olmaz ise özür dilemek erdemdir, olgunluktur.

Assubaylar olmadan bırakın ordunun savaşmasını, asker karnını doyuramaz. Buna rağmen, eşeğinden öfke alamayıp semerinden çıkarmaya çalışanlar "assubaylar sahipsizdir. O halde vur abalıya" diyenler, o kuş beyinlerine assubayların sahipsiz olmadıklarını yerleştirsinler.

Bu kişiyi yargı mahkum etmese de biz vicdanımızda mahkum ettik! Yüz binler kulaklarını çınlattı. Madem yazdıkları hakaret değil, bir taşra gazetecisi olarak kabiliyetinin yettiği ölçüde bizim için yazdıklarını kendine uyarlasın, çerçeveletip duvarına assın.

Çünkü biz misli ile iade ettik.

Sevgi ve saygılarımla.

KAYNAK (*): http://www.bizimkocaeli.com/gungor-arslan/10211/kanin-kani-uyusmadi.html

Değerli Arkadaşlarım,

Assubaylar olmadan bırakın ordunun savaşmasını asker karnını doyuramaz. Bunun aksini savunanlar varsa aynı zaman dilimi içinde assubaylara 48 saat izin versinler ve sonucu izleyip kararlarını versinler. Assubay, ordu için gerekli ise ön yargılarla tahakküme varan sosyal, ekonomik ve insanî haksızlıklardan vazgeçsinler. Bu ordu assubay olmadan da idare edilir diyorlarsa bu mesleği kaldırsınlar onlar da biz de rahat edelim.

Bu ülke Allah korusun işgal edilmiş olsa işgal ordusunun subayları bile bizlere bu derece hukuksuzluktan öte vicdansızlık yapmazlar!

Nedir bizde eksik görülen? Tahsil süremizi, müfredat proğramlarını, statümüzü hâttâ fizikî durumumuzu bizler tayin ve tespit etmediğimize göre eksiklik onu iddia edenlerindir.

Bizler, bu orduya ve ülkeye sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla kanıtladık. Bu haksızlıkları, bu adaletsizliği bu kahrolası ön yargıları hak etmiyoruz.

Hiçbir kurum personeline genelkurmayın assubaylarına yaptığı haksızlığı yapmamıştır. Yine hiç bir kurum personeli bu haksızlıklar karşısında assubaylar kadar sessiz kalmamıştır. Bu teslimiyet değil kurumlarımıza olan saygımızdan kaynaklanmıştır ama artık vatanseverlik duygularımızın istismarına artık izin vermeyeceğiz.

Daha önceki TEMAD yönetiminin 9 yılımızı heba ettiğini, hiçbir kazanım sağlamadığını hepimiz biliyoruz. Bu boşluğu doldurmak, sönen mücadele ateşini yeniden yakmak için özverili arkadaşlarımızın kurduğu bu sitede birçok taşın yerinden oynamasını sağladık. TEMAD ve mücadelemize buyük destekler verdik.

Şu an  Sn.Ahmet KESER başkanlığındaki TEMAD yönetimi gayet başarılı ve kararlı çalışmalar yapıyor. Elbette eksikleri olacaktır. İyi niyetle eleştireceğiz, sorgulayacağız  ama birilerinin değirmenine su taşımak adına acımasız eleştirilerden kaçınmak zorundayız.

Bugün özellikle Facebook’ta ASTSUBAY adını kullanan birçok sayfa  ve grup vardır. Devre sitelerini arkadaşları arasında birlik ve beraberliği sağlaması bakımından önemsiyoruz. Bunun mücadelemize de katkıları olacaktır. Ancak istisnalar dışında açılan sayfalar kurulan grupların amacı ne yazık ki kişisel tatmindir ve bunun mücadeleye zararını görmek zorundayız.

Bu eleştiriyi yaparken bu sitenin tekel olmasını istediğimizi düşünenler olacaktır. Bunlara, yönetimdeki üç arkadaşımızın ismini saymalarını söylesek saymaları mümkün değildir.

Elbette bu bayrak yarışını başarmak birlikte mümkün olacaktır. Aklına esen grup kurmuş, kaç kişi ile bu grubu kurdunuz? Kişi eklemek ya da mücadeleye katkı sağlama amacı taşıyan arkadaşlarımızın ilgisini istismar ederek  assubayları temsil ettiğinizi mi düşünüyorsunuz?

Türkçe’mizde bir deyim vardır; “Kele yıkandın mı demişler, tarandım bile” yanıtını vermiş dedikleri  gibi iyi niyetli de olsa birileri çıkıyor  8-10 kişi ile basın açıklaması yapmaya kalkıyor. Birileri kalkıyor hiçbir yaptırımı olmayan ve sizi sorumluluktan kurtaramayacak sefer görev emirlerini iade edelim diyor. Birileri  çıkıyor herkesin rahatlıkla ziyaret edeceği bir milletvekiline dosya verdiğini poz poz resimlerle duyurup bizi izleyin diye sözüm ona müjde veriyor. O dosyada ne var? Önceliklerimiz nelerdir? Bu yetkiyi, görevi size kim verdi? Kaç kişiyi temsil ediyorsun? Nerede o insanlar?

O milletvekili size bu dosyanın daha kapsamlısını TEMAD yönetimi verdi dediğine ve TEMAD daha önce bizleri bu konuda bilgilendirdiğine göre neyi amaçlıyorsunuz?

Mücadelenin bayraktarlığını yapan site de zamanında basına açıklamalar yaptı, yazı dizileri hazırlattı, milletvekilleri ile görüşmeleri duyurdu. Onlar hizmet sayılıyor da bizim çalışmalarımız neden kişisel davranış ve reklam oluyor? diyebilirler. O zamanki TEMAD yönetimi bu çalışmaları yapmıyordu. O görevi ve mücadeleyi yürütme misyonunu birilerinin üstlenmesi gerekliydi ve bunu binlerce gerçek üyesi olan www.emekliassubaylar.org sitesi ve E.ASSUBAYLAR GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU başarı ile yürüttü. Şimdiki misyonu ise TEMAD ve mücadeleye destek vermektir ve bunu tarafsızlıkla yürütmeye devam edecektir.   

Belirttiğimiz gibi şu an özverili, bilgili, kararlı bir yönetim var. Mücadelenin kaptanı onlar. Biz sadece destek olacağız. Yasal temsilcimiz  TEMAD’ın önerdiği ve gerçekleştirdiği çalışmalara destek vereceğiz. Mücadele çelik çomak oyunu değildir. Her isteyen oyuna katılıp aklına estiği gibi davranamaz. Bu nedenle kimse mücadelede kendine rol biçmeye, kendini TEMAD'a alternatif görmeye kalkmasın!

Mücadelenin başarıya ulaşması için fikirler üretebiliriz, önerilerimiz hâttâ eleştirilerimiz olabilir. Bunları elbette dile getireceğiz ama her aklına gelen bir eylemi hayata geçirirse istenilen başarı elde edilmediği gibi fiyasko ile sonuçlanan eylemler mücadelemize zarar verir.

Lütfen bunlara dikkat edelim. Mücadele birlik ve kararlılıktır.

Her zaman belirttiğimiz gibi assubaylar ne daha fazlasını ne de imtiyazı talep ediyor. Talebimiz sadece adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdır ve mutlaka bu onur mücadelesini başaracağız.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.

Saygıdeğer Arkadaşlarım,

Hukuksuzluk zincirine bir halka daha eklendi. Çağdışı Askeri Ceza Kanunu'nun bir bölümü olan “Askeri Disiplin Yasası”  sözde AB uyum yasaları gereği ve AİHM tazminat kararlarının önlenmesi adına yeniden  hazırlandı. Yasa çağdaş hukuk normlarına göremi hazırlandı. Bir tek assubayın veya TEMAD’ın görüşümü  alındı mı? Bu nasıl bir reformdur? Bu tamamen amir keyfiyetine dayalı antidemokratik uygulamadır?

Cezaların nevi aynen korunurken adı değiştirildi ve ordudan tart yetkisi kurullara verildi. Çağdışı dediğimiz eski yasada bile disiplin mahkemelerinde astsubay üye vardı.Birkaç küçük değişiklik yapılınca buna reform'mu diyorsunuz? Bu hukuk dehalarını kutluyorum (!)

Yasa, komisyonlarda görüşülürken çekincelerimizi belirttik. TEMAD bilgilendirmeler yaptı. Siyasilere mail kampanyası ile anlatmaya çalıştık. Demek ki anlayamamışlar ya da umurlarında olmamış! Haklarımızı savunan milletvekillerini de yeterince bilgilendiremediğimiz ve bunun giderilmesi gereken bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Adalet adına bize yakın olduğunu bildiğimiz MS Komisyonu üyesi emekli general Sn. Şirin Ünal bile yasa ile ilgili TBMM oturumunda yaptığı konuşmada “TSK.nin  itaat hissini sağlamlaştıran ve hukuka uygun hareket etmeye yönelik usul ve esasları belirleyen bu tasarının kanunlaşmasını diliyorum” diyerek sözlerini bitirdi.

Evet, bu yasa ile itaat hissi olmasa bile sevgisizlik sarmaşığını ve nefreti sağladınız,hukuk rormlarına uygun bir yasa fırsatını kaçırdınız; Eserinizle övünebilirsiniz...

Ülkemiz, sözde laik, demokratik hukuk devleti olduğu için mecliste tam bir demokrasi şöleni yaşadık. Kimi milletvekili zeytinyağdan, kimi ABD terör örgütleri listesinden, kimi ergenekondan bahsederek yasa ile ilgili görüşlerini dile getirdiler (!) İktidar milletvekillerinin tamamı yasayı reform niteliğinde anlamış olmalı ki muhalefet etmediler ve parmaklarını kaldırıp indirerek mecliste milletin vekili (!) olduğunu ispat ettiler. Özellikle bu iktidara oy veren arkadaşlarımız kendilerinin temsili konusunda ne kadar sevinseler azdır!

Bu yasa tazminat mahkumiyetlerinin yanı sıra hukuk sistemimizdeki adaletsizliğin dünya tarafından tesciline neden olacaktır. Umarız ana muhalefet partisi samimiyetini bu yasanın iptali için Anayasa mahkemesine dava açarak ispatlar. Aksi halde baskı ile disiplinin değil nefret sağlanacağı için bunun ayıbı ve vebali yasayı hazırlayanlar ve onaylayanların olacaktır.

Yasa görüşmeleri sırasında sorulara yanıt veren MSB daha önce Genelkurmay basın bildirisinde hükümete sunulan iyileştirme tekliflerinde açıklanan hususları milletvekillerinin soru önergelerine verdiği yanıtlarla teyit ederek gasp edilen haklarımızın iade edileceğini resmen açıklayan MSB. Sn.İsmet YILMAZ  bunların hayata geçme hazırlıklarının tamamlanmak olduğunu söylemek yerine; "Uzmana versek astsubay, assubaya versek subay istiyor" gibi mesnetsiz bir savunma ile hakların statü gereği olması gerektiğini ifade ederek  Dolmabahçe görüşmeleri kahramanı emekli paşa Büyükanıt’ın benim teğmenim başçavuştan az maaş alamaz banal zihniyetinin devam ettiğini ve  böylece  emeğe saygının hiçe sayıldığını belirtmiş oldular.

Sn.Bakanım; siz bakanlık görevini devraldığınız Sn. Vecdi Gönül (Nam-ı diğer Sabret Gönül) gibi bizi oyalamaya, masal anlatmaya çalışmayın, biz kimseden iane ve sadaka istemiyoruz, gasp edilen haklarımızı istiyoruz, söz verdiğiniz gibi bunları hayata geçirin ki adaletin sadece partinizin adında değil yüreğinizde  olduğunu gösterin.

Assubayların kimsenin maaşında gözü yok, haksızlıklara kılıf yaptığınız hiyerarşiye de saygılıyız ama emeğe saygısızlığın ve hukuksuzluğun karşısındayız.

Özlük hakları hiyerarşi ve statüye göre olmalıdır diyen hukuksuz zihniyete bizler de, o zaman  görevi maaşı yüksek olanlar yapsın ve ölüme önce onlar koşsun deme hakkımız vardır.

Sosyal ve ekonomik hakların statüye göre olması gerektiğine inananlar neden gazete ilanları ile 3000 lira maaşla profesyonel er arıyorlar? Bu adaletsizlik devam ettiği sürece ordudan kaçar gibi ayrılmalar devam edecek ve ordumuz her geçen gün kan kaybedecektir. Korkarım bu haksızlıkları bizlere reva görenler yarın orduya subay dışındaki personel yerine Japonya'dan asker robotlar ithal etmeyi düşünmelidirler!.. 

Hukuksuzlukla kendini yücelteceğini sanıp imtiyazı hak olarak görenlerle; Disiplini adalet ve karşılıklı sevgi,saygıdan ziyade baskı ve amir keyfiyeti ile sağlayacağını düşünen gafiller bu ordunun değerlerine dinamit koymaktadırlar.

Personeli göreve ve ölüme vatanseverlik duygularını istismar ederek gönderemezsiniz. Bizler, imtiyaz değil adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı istiyoruz, bunu sağlayıncaya kadar her türlü yasal mücadelenin içinde olacağız. Bunu Genelkurmay ve iktidar birlikte  gerçekleştirin.Böylece  görevdekilerin moral motivasyonunu ,emeklinin kurumlarına olan aidiyet duygusunu yeniden kazanarak ordumuzu yüceltin. Çünkü ön yargılarla esirgediğiniz adalet bir gün size de gerekebilir...

Adalet, tüm yaşamı kapsayan geniş bir yelpazedir. Yıllardır, ön yargılarla sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğrayan assubaylar “Biz ayrıcalık ve imtiyaz talep etmiyoruz. Talebimiz adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdır!” diye haykırmaktadır. Ne yazıkki, bu haykırışı sağır sultan duysa bile yüreği, vicdanı ve kulağı mühürlü olanlar duymak istemiyor!

Bir üniforması da kefen olan, bir ayın 8-10 gününü '24 saat esasına göre' tek kuruş fazla mesai ücreti almadan, kışlada geçiren assubaylar, büro memuru statüsünde göreve başlıyorlar. Fakat, üzülerek görüyoruz ki, her kuruma örnek diye gösterilen TSK, kendi personeli arasında ayrımcılık yaparak subaylara imtiyaz, assubaylara tahakkümü reva görüyor! Herhalde, bizim terimizi ve kanımızı şaşal suyu zannediyorlar!

Bir çok meslektaşım gibi bende yaşadığımız bu haksızlıkları konu alan, hukukun guguk olduğunu belirten yazılar yazdım. Bizler, sosyal ve ekonomik alanlardaki haksızlıklarımızın yanısıra, çağdışı iç hizmet ve askeri hukuk sisteminin de personelin moral motivasyonu üzerinde olumsuz etki yaptığını, hizmet verimliliğini düşürdüğünü belirttik. Bu durumun aynı zamanda emeklilerin de aidiyet duygusunu erezyona uğrattığını söyleyerek değiştirilmesini talep ettik. Bunun üzerine basın yoluyla açıklamalar yapıldı, bizlere sözler verildi, ancak gerçekleştirilmedi!...

Kendi personelinin sesine kulak vermeyenler, AİHM'nin “Şahsi hürriyet ancak hakim tarafından yapılan yargılama sonucu kısıtlanabilir” kararı ile Türkiye’yi mahkum etmeye başlayınca, disiplin amiri tarafından verilen bu tür cezaları ve disiplin mahkemelerinin kaldırılması konusunda girişimlere başladı. Ancak, ön yargılı zihniyetin direndiğini ve isteksiz davrandığını izliyoruz!

MSB Müşteşar Yardımcısı hakim generalimiz “Ordu, insan hakları konusunda çok hassas. Kötü muamele, cebir, şiddet suçtur ve tespit halinde cezası vardır” buyurmuşlar. Yukarıdan bakınca herhalde öyle görünüyor!

  • Orduda insan haklarına hassasiyet olduğu için mi assubaylara tahakküme varan sosyal, ekonomik ve insan onuruna aykırı haksızlıklar yapılıyor?
  • Bir general emirle ölüme gönderdikleri personele "orduda biz başız, siz kıçsınız" sözünü insan haklarına hassasiyetin gereği olarak mı  söyleyebiliyor?
  • Dolmabahçe kahramanı, assubayların gönlündeki sevgisizlik anıtının timsali eski genelkurmay başkanı Sn.Büyükanıt "assubay benim teğmenimden fazla maaş alamaz" saçmalığını ordudaki insan haklarına hassasiyetinden  dolayımı düşünebiliyor?
  • Ordu'da insan haklarına saygıdan dolayı mı aynı suçu işleyen üst'e adaletin şevkatli kolları, ast'a  cezaevinin yolları zihniyeti ile hazırlanan yasalar gereği  farklı cezalar veriliyor?..

Askerliğin olmazsa olmazı "disiplin"in tarifinde 'astın ve üstün hukukuna riayet' ilkesi olmasına rağmen, uygulamada "üst daima haklıdır" prensibine dayanan bir askeri adalet sisteminin olduğunu ve bu sistemde de insan haklarına saygının gerçekleşmeyeceğini en iyi sayın hakim generalimizin bilmesi gerekmiyor mu?

Orduda şehit olan askerlerin sayısından fazla intihar eden asker olduğu söylenmektedir! Bu abartılı bir iddia olsada, intihar gerçeğini değiştirmiyecektir. Tırnağınızı biraz derin kesseniz canınız yanar. O halde insan canına nasıl kıyabilir? İntihar elbette psikolojik bir olgudur. Ancak, askerlerin intiharını tetikleyen nedenler içerisinde, adaletsizlik ve amir keyfiyetinin ilk sıralarda yer aldığını hepimiz bilmekteyiz. Bu güne kadar yüzlerce intiharın nedenleri incelenerek kaç amir sorumlu bulunup cezalandırılmış ve intiharların önlenmesi için hangi tedbirler alınmıştır? Tüm bunlar toplum vicdanında derin izler bırakmaktadır.

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi aynı suçu işleyen üst veya amir ile ast ayrı, ayrı yargılanıp farklı cezalar almakta, sonuçları ast'ın aleyhine gerçekleşmektedir. Tüm bunlara ve diğer uygulamalara mı insan hakları konusunda hassasiyet ve adalet diyorsunuz?

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde intihar eden, istifa eden, mahkemeye verilen, personelin rütbeye göre dağılımı nedir? Subay emekli olmamak için imkan olsa yaşını küçültmek isterken yaş haddinden emekli olan kaç assubay vardır?

Bu konudaki istatistik sonuçları bile her kuruma örnek olduğu bildirilen TSK'deki haksızlığın, adaletsizliğin ayrımcılığın boyutlarını ortaya koyacaktır...

Buradan bir kez daha yetkililere sesleniyorum;

Ordu'yu  haksızlıkları yazanlar değil, haksızlıkları yapanlar yıpratır! Ön yargılarla personel arasında ayrımcılığa ve tahakküme varan  haksızlığa devam ettiğiniz zaman, orduyu başkalarına gerek kalmadan, sizler yıpratacaksınız.

Kimse haksızlıkları, adaletsizlikleri saygı duyduğumuz hiyerarşi kılıfı ile gizlemeye çalışmasın. Artık, sadece ölüme ve göreve gönderilirken hatırlanmak ve vatanseverlik duygularımızın istismar edilmesini istemiyoruz. 

GÜÇLÜ ORDU, GÜÇLÜ TÜRKİYE sadece bir slogandan ibaret olmaması için orduda adaleti geçiktirmeden sağlamalısınız. Adalet birgün herkese gerekecektir... 

Saygılarımla.

Saygıdeğer Arkadaşlarım

Kısa bir süre önce yazdığım “DİSİPLİN DEĞİL NEFRET SAĞLIYORSUNUZ” yazımda belirttiğim gibi 211 sayılı İç Hizmet Kanunu'nda askerliğin olmazsa olmazı disiplin'in tarifinde “astın ve üstün hukukuna riayet” ilkesi vardır. Yıllarca hepimizin edindiği acı tecrübeden de anlaşılıyor ki, yasalar sadece amir ve üstlerin hukukunu koruyormuş!

Cezalar elbette caydırıcı olmalıdır. Ancak çağdışı zihniyet ve yasalarla disiplin sağlanamaz. Cezalandırmaktaki amaç, cezalandırmak korkusu ile sindirip böylece otorite kurmak da olmamalılıdır!

Çağdışı yasalardan aldığı güçle kendini padişah sanan,devletin verdiği ünvanı rütbeyi terbiyesizliğine amaç olarak kullannan bazı amir ve üstlerin hukuksuzluklarını, personeli cinnet noktasına getiren uygulamalarını hepimiz biliyoruz. Bunlara bir halka daha eklendi. Ulaştırma ve Personel Okulu, Alaşehir Ulaştırma Taburu'nda yaşanan bir olayı çok detaya girmeden ve mahkeme tutanaklarına yansıyan hukuk rezaleti ile birlikte yazmaya çalışacağım;

Taburda görevli Ulş. Kd. Üçvş ... elindeki bilgisayar çıktılarını alarak Yüzbaşı …'nın yanına gider. Odada başka bir yüzbaşı daha vardır. Assubay, bilgisayar çıktılarının kendilerine ait olup olmadığını sorduğunda 1'inci  yüzbaşı;

  • hayır bana ait değil

der. 2'nci yüzbaş;

  • Bana ait değil sana hesap mı vereceğim

dediğinde assubay;

  • estağfurullah, hesap sormak değil kime ait olduğunu öğrenmek için sormuştum

der. Bu kez

  • sana hesap mı vereceğiz şerefsiz

sözü üzerine assubay;

  • lütfen hakaret etmeyin

demesi üzerine yerinden kalkar, assubayın üzerine yürür, karnına ve yüzüne yumruk atar. Diğer yüzbaşı araya girip

  • beyler ne yapıyorsunuz ayıp oluyor

der ve ayırır. Olayın bittiğini sanan astsubay oradan ayrılır. Ancak, yüzbaşı assubaya doğru koşarak

  • şerefsize bak, benden hesap soruyor

der ve kafa atmaya çalışır. Devamında da

  • orospu çocuğu ananı sinkaf ederim

der ve bu küfürleri tekrar eder. Sonuçta dayanamayan assubay tekrar "orospu çocuğu" diyen yüzbaşıya

  • sensin

yanıtını verir.

Hepinizin nefretle bu satırları okuduğunuzu, kiminizin "Allah bizi böyle bir beladan korusun", kiminizin de "ne kadar sabırlı bir assubaymış" dediğinizi biliyorum.

Bu olay sonrası adalet gözündeki bantı çıkarır ve işlem başlar. Assubayımız Ege Ordu Üst Disiplin Mahkemesi'ne sevk edilir. Disiplin Mahkemesi, assubayın 'üste hakaret ve fiilen taarruz' suçlarından askeri mahkemede yargılanmasına karar verir.

Adalet kitapta yazılanı uygulamak olsaydı herkes hakimlik yapardı.

Ne mutluki yüreğinde adalet duygusu olan Ege Ordu Askeri Mahkemesi, beklenmeyen ama saygı duyduğumuz, "işte adalet" dediğimiz bir uygulama ile assubay avukatının "aynı suçu işleyen kişilerin, aynı mahkemede ve aynı suçtan yargılandırılmaması Anayasa’ya aykırıdır" savunmasını yerinde bulurak Anayasa Mahkemesi'ne başvurur. "Hakaret edilen ast'ın sükunetle cevap vermeden beklemesini düşünmek hakkaniyete uygun değildir. Aynı sözleri söylen üst disiplin mahkemesinde, ast’ın askeri mahkemede yargılanıp sonuçları farklı olan cezaya çarptırılması insan haklarına ve Anayasa’ya aykırıdır” diyerek  477 sayılı yasanın 85'inci maddesinin iptalini ister.

Anayasa Mahkemesi 'iptal yönünde oy kullanan üyelere rağmen' oy çokluğu ile mahkemenin yetkisizliğine ve iptal isteminin yerinde olmadiğina karar verir.

Ege Ordu Mahkemesi'nin gerekçesindeki gibi, anayasanın eşitlik ilkesi dışında Askeri Ceza Kanunu'nun 92'nci maddesi tahrik nedeniyle işlenen suçlarda TCK 129'uncu maddesine atıfta bulunmuştur. Buna göre “Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde verilecek ceza 1/3 oranında indirileceği gibi ceza da verilmeyebilir” hükmüne amir olup, her iki yasada hakaret tanımında farklılık olmasına rağmen mevcut çağdışı As.Ceza yasası üst'e Anayasa ve AİHS aykırı  ayrıcalık tanımaktadır.

Şimdi bu durumda 15.06.1930 yılında çıkarılan Askeri ceza kanununun adalet hâttâ disiplin sağladığını kim iddia edebilir?

Aynı suçu işleyen üst, disiplin mahkemesinde yargılanacak, cezası ertelenebilecek ya da ertelenmese bile ağır sonuçları olmayan basit bir ceza alacaktır.

Oysa aynı suçu işleyen ast, askeri mahkemede yargılanacak, aldığı daha ağır cezadan indirim yapılmayacak, ertelenemeyecek, para cezasına çevrilemeyecek ve kişi bir gün bile hapis alsa o yıl terfi edemeyecek, TAHRİK indiriminden yararlanamayacak, kısacası SABIKALI olacaktır.

Yemişim böyle adaleti! Bunun hiç bir ahlaki ve hukuki değerle haklı gösterilmesi düşünülemez. Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nde maddenin iptalini isteyen üyeler karşı oy yazısında "Üst’ün ast'a hakareti de disiplini ve personelin moral motivasyonunu bozan bir durumdur. Ayrı ayrı yargılanmaları ve ceza almaları Anayasaya aykırıdır" şeklinde görüş belirtmişler ama çoğunluk bu görüşe katılmamıştır.

Hiç kimsenin işlediği suçtan dolayı cezasız kalmasını talep etmiyoruz.

Şimdi bir kez daha buradan Genelkurmay Başkanımıza şahsım, meslektaşlarım ve adalet adına sesleniyorum;

Çağdışı olan bu yasalar ne padişah fermanı ne de Allah emridir. Lütfen, adalet, eşitlik ve insan haklarına aykırı bu yasaların değiştirilmesi için emir vererek gönüllerimizde adalet sağlayan bir komutan olarak yerinizi alın. Aksi halde her kuruma örnek olan TSK'de adalet, eşitlik, personelin moral motivasyonu ve kuruma olan aidiyet duygusu kalmayacaktır.

Saygılarımla.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ