KONUK YAZAR

Değerli meslekdaşlarım,sevgili dostlar

Size daha önce bu sitede yazmış  yayınlamış olduğum ANEKDOTLARLA ATATÜRK kitabımdan sonra yayınlanan iki kitabını daha bilgilerinize sunuyorum, Saygılarımla 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Biz muhtaç olduğumuz gücü hep başka yerlerde aradık. Dilimizi unuttuk, dinimizi yozlaştırdık ve hurafeleri yerleştirerek gerçek iman depolamamızı sulandırdık, sakatladık. Okumayı insanlarımıza, hele de gençlerimize sevdiremedik. Eğitim sistemimizi bir türlü rayına oturtamadık ve Atatürk’ün dediği “Türk Milleti Zekidir” tespitini sabote ettik.

Gazi Mustafa Kemal gibi bir lidere sahip olmuşken, o’nun ilkeleri ve çizdiği çağdaş ve uygarlık yolunu hazmedemeyen dış ve iç düşmanların etkili olmasına kim ne derse desin göz yumduk. O ülkesi ve milleti için müthiş bir uğraşın içindeyken; onu anlayamamak, anlayanları da dikkate almamak bir yana onları hainliğe varan eleştirilerle itibarsızlaştırmaya çalışanlara yeterli direnci gösteremedik, gelinen noktaya bakılınca ona olan inanç ve bağlılığımızı yeterince ifade edip savunamadık. Üzgünüm.

Hiç şüphe yok ki Atatürk Türkiye tarihini ve Türk toplumunu değiştiren bir başbuğdur. İçinden çıktığı Türk toplumunun kaderine damgasını vurarak, çağının olaylarına yön verecek kadar güçlü ve etkili rol oynamıştır.

Atatürk milletinin kaderine müdahale ederek, yine milletin “makûs talihini” yenmiş olmakla kalmamış, O’nun Türkiye’de başardığı “Akıllı” uygulamaları, fikirleri ve eserleriyle bütün sömürge, yarı sömürge ülkelerin Milli Kurtuluş hareketlerinin de adeta reçetesi olmuştur.

Atatürk, yön ve şekil verişte çok tabidir ki her şeyden önce kendi insani varlığını ortaya koymuştur. Bu yönüyle her tarihi şahsiyet gibi O da kendini yaratmıştır. Yalnız Atatürk’tür ki ne insanlarla insanlar, ne de milletler arasında, kin ve düşmanlık kaygısı gütmeden eserini vermiştir. “Yurtta Barış Dünyada Barış” sadece onun sloganıdır.

Kazandığı bütün zaferleri, meydana getirdiği tüm eserlerini millete mal etmiş ve milleti ile paylaşmış bir liderdir. O’nun sihirli mucizesi işte bu fikir ve uygulamalarında saklıdır.

Atatürk yaptıklarıyla hatta yapmadıklarıyla Türkiye’yi bir gelişim sürecine sokmuştur. Tarih Atatürk’ün etrafında şekillendirilmelidir ve öyle de olacaktır.

Bu kitapta Atatürk’ün “Akıl dolu” çağının üstünde ve örnek “Cumhuriyet Kazanımları”nın derli toplu kitaplaşmasını bulacaksınız. 

Gelin bu kitapla O’na ve eserlerine biraz dokunalım.

*            *          *

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yazı

Kıbrıs adası; adada yaşayan Türk toplumu soydaşlarımız nedeniyle çok doğaldır ki, onların anavatanı olan Türkiye Cumhuriyetinin siyasi gündeminden hiç eksik olmamıştır.

Bu kitap Kıbrıs Türk’ünün yıllardır çektikleri acıyı durdurmak için yapılan ve başta Yunanistan’ın desteklediği ve körüklediği Kıbrıs Rumlarının zulmünün giderek artan çılgınlığına koyulan noktanın irdelenmesidir.

Konu ile ilgili birçok kitap yazılmıştır, ancak bu kitap farklı açılardan bakış ile olayların derlenmesi olarak ortay koyulması diye özetlenebilir.

Bu kitapta kimseyi karalamak hedef olmadığı gibi kimseyi de kahraman yapmak gibi bir niyet beslenmemektedir.

Kıbrıs’ın geçmişinden beri gelen kronolojik olayları da ortaya koyarak, 1974 Barış Ha-rekâtının ne denli bir “hak arama” çaresizliğindeki topluma, hakkını teslim etme kararlılığıdır.

“Temmuz sıcağında barış güvercinleri dolaştı Kıbrıs’ın Dağlarında”

Tarihte 300 seneden fazla Osmanlı egemenliğinde kalmış Kıbrıs Adası İngilizlerin yönetimine geçtikten sonra, Ada’da yaşayan iki toplumdan biri olan Rumlara verilen

imtiyazlar nedeniyle Rumlar ve Türkler arasında giderek tırmanan huzursuzluklar baş göstermiştir.

Adada çıkan anlaşmazlıkların barışçı bir çözüme ulaşamaması ve giderek tırmanması nedeniyle Garantör kimliğiyle Türkiye Ada’daki soydaşlarının gördüğü zulümlere ve oldubittilere son vermek için son çare olarak 15 Temmuz 1974’te “Barış Harekâtını” yapma kararı alarak Ada’ya barış getirmiştir.

Barış Harekâtının başladığı 20 Temmuz sabahının iki bölümü var:

Birinci bölüm: Çıkarma bölümü, deniz piyadelerin Yavuz Plajı’na çıkması.

İkinci bölüm: Hava indirme bölümü. Yani helikopterlerle komando tugayının inmesi, paraşütle de hava indirme tugayının indirilmesi.

Dünyada o güne kadar bir indirme harekâtı ve çıkarma harekâtının, donanmanın ve hava kuvvetlerinin bombardımanının birlikte kullanıldığı tek harekâttır.

15 Temmuz 1974 tarihi bu mücadelenin bir dönüm noktası olurken Türkiye’nin Kıbrıs’a karşı sabırlı tutumunun da kırılma noktası oluyordu.

20 Temmuz günü başlayan operasyon; Yunanistan’da isyanlar çıkmasına ve Kıbrıs’ta yapılan darbenin başarısız olduğu kanaatinin yaygınlaşmasına neden oluyordu. Bu Barış Harekâtı sadece Kıbrıs’a değil, Yunanistan’a da yeniden demokrasi getirmesi yönüyle önemlidir. Kıbrıs Barış Harekâtı, dökülen kanların, kaybedilen canların bedeli olarak elde edilen kazanımlar olarak tarih sayfalarında yerini almıştır.

“Ayşe Tatile Çıksın” ise kararlıktan aydınlığa geçişin özetidir.

Rezafettin ÇIĞIR 

İletişim: Whatsapp 0532 478 48 48

 

Biraz uzun olacak ama sevgili okurlar, bu XX. Yy. mucizesinin ülkenin ayakları üzerine dikilmesini kararlı adımlarla nasıl sağladığını, canını dişine takan bir ulusun kısa sürede oluşturduğu milli varlık bilançosunu, yüzüncü yıla dört kala bir daha anımsamakta çok ciddi yarar ve gerek var…

Çok partili demokrasiye geçiş dönemi 1923 – 1950 yılları arasını, 96ncı yılını idrak edeceğimiz Cumhuriyetimizin kuruluş yılları olarak ele alırsak;

*Sanayii, eğitimi, altyapısı sıfıra yakın,

*Osmanlı’nın trajik çöküşü ve sırasıyla Balkan, Çanakkale, I. Dünya ve Kurtuluş Savaşlarını yaşamış,

*Okuma-yazma oranı %5’leri ancak bulan,

*13 milyonluk nüfusu oluşturan halkı yoksul, yorgun, bitkin, hastalıklarla boğuşan,

*Kaybedilmiş Osmanlı topraklarından sürekli göç alan,

*Perişan, her şeye hemen hemen sıfırdan başlayan bir ülkeden,

Gerçekten onurlu, saygın ve ayakları üzerinde durabilen genç bir Cumhuriyet yaratmak için 27 yıla sığdırılanları olur a unutulanlar için özür dileyerek kronolojik olarak üşenmeyip sıralamakta ve anımsamakta yarar var:

İşte hayalken gerçek olanlar: Hayali cihan değer...

1923- Daha Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir İktisat Kongresi'nde yeni Türkiye'nin ekonomik sorunları tartışmak üzere toplandı. Bu kritik devrede, ekonomik sorunları düzenlemek için kararlar alan İzmir İktisat Kongresi'nde, savaşlardan yorgun çıkan halka ekonomik açıdan yön vermek ve harap olan yurdu kalkındırmak için yapılması gerekenleri saptamak amaçlanıyordu. İzmir İktisat Kongresi sonunda; kongreye katılanlar oybirliği ile Misak-ı İktisadı kabul ederek, modern ve müreffeh Türkiye için canla başla çalışmaya and içti.

Alınan başlıca kararlar

1. Hammaddesi yurt içinde olan endüstri kollarının kurulması,

2. Özel girişimcilerin desteklenmesi,

3. Yatırımcılara kredi sağlayacak bankaların kurulması,

4. Günlük tüketim mallarına öncelik verilmesi,

5. Önemli kuruluşların ulusallaştırılması,

6. Sanayiyi özendirici yasaların çıkarılması, özellikle gümrük tarifelerinin ulusal sanayinin kalkınma gereksinimlerine göre değiştirilmesi.

Ve işte akıl almaz bir süratle yapılanlar: (Aşağıda belirtilmiştir)

Bu dönemde tüm dünya kana bulanırken ve komşu ülkelerde bile milyonlarca insan ölürken; tek bir Türk vatandaşının burnu dahi kanamamıştır.

O günkü Türkiye’nin yoksulluğu ve savaş dönemleri göz önüne alındığında ekonominin büyüme hızının büyük ölçüde öz(milli) kaynaklara yararlanılarak, o dönem için dünyada en yüksek oranlar olan %8-10’lara ulaştığı düşünülürse bu kalkınma seferberliğinin değer ve önemi herhalde daha iyi anlaşılab

Büyük bir coşku içinde kutlamamız gereken Cumhuriyetin yüzüncü yılına beş kala, 96ncı yılında, kuruluş yıllarında gerçekleştirilenleri ve bunları canlarını dişlerine takarak gerçekleştirenleri tazimle ve de minnet ve şükranla bir kez daha anarken, bu mucize emaneti nasıl müsrifçe ve vicdansızca harcadığımızı bir düşünmek, değerlendirmek elbette gerekmektedir…

Burada Cumhuriyetin bu ekonomik ve sosyal kalkınma döneminin, seferberliğinin kıymetini idrak edemeyen aymazlara da de birkaç söz etmek gerekir pek tabii ki…

Bütün bu hızlı gelişme sürecini aşağılamak nankörlük değilse derin bir cehalettir herhalde…

Tüm toplumun büyük özverisi ve katkısıyla oluşan yakın tarihimizden, bu denli güçlü, kin dolu bir duygu kusmasıyla kurtuluş ve kuruluştan intikam ya da rövanş almayı öngörmek için akıl ve iz’an yoksun olmanın sonucudur herhalde…

İğneyle kuyu kazarcasına oluşturulan ve çağın koşullarına göre geliştirilen, eksik yanlarının tamamlanması ya da düzeltilmesi gerekirken Cumhuriyet Kurumlarını soysuzlaştırmak ya da tamamen ortadan kaldırmak sağlıklı düşünen beyinlerin marifeti olamaz herhalde…

Çalışmayla, üretimle, aydınlanmayla, dayanışmayla, Balkan Antantı ve Sadabad Paktı gibi paktlarla “Yurtta Sulh-Cihanda Sulh” umdesiyle eski düşmanlar dahil tüm dünyanın dikkat ve hayranlığına mazhar olarak kendiliğinden itibarını şahikalara çıkarmak yerine, yukarıda sunulan milli varlıkları sıfırlayarak, heba ederek, yerle bir ederek saraylar, villalar, özel uçaklar, helikopterler, koruma ordularıyla itibar edinildiğini sanılmasına bu ülkede en azından “sonradan görmelik” denmektedir herhalde…

Cumhuriyet adalet, Cumhuriyet üretim, Cumhuriyet hakça paylaşım, Cumhuriyet demiryolu demektir… Atatürk yurdu trenle dolaşırdı. Ne diyelim? Balık baştan kokar herhalde…

Ve de “Hakiki mürşidi (gerçek yol gösterici, aydınlığı) bilim” olarak ilke edinmesi ile hiç de modası geçmiş, “statükocu” değil, tam tersine bilim, bilginin açtığı aydınlık yolda “halkçı, sürekli devrim ve değişimci” bir aydınlanma devrimi olan CUMHURİYET’i ve yolunu açtığı DEMOKRASİYİ aşağılamak değil, yüceltmek gerekir herhalde…

Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm Cumhuriyet kurucuları huzurunda tazim, minnet ve derin bir saygı ile eğilirken, en büyük bayram tüm kıymetini bilenlere kutlu olsun...

VE İŞTE AKILALMAZ SÜRATLE YAPILANLAR 

1923 – Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu. (9 Eylül 1923)

1923 – CHP Genel Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçildi. (11 Eylül 1923

1923 – Ankara Başkent ilan edildi. (13 Ekim 1923)

1923 – Cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923)

1923 – Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu kuruldu.

1924 – Hilafet kaldırıldı.

1924 – Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) kabul edildi.

1924 – İlköğretim zorunlu hale getirildi.

1924 – Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.

1924 – Gölcük’te ilk tersane ünitesi kuruldu.

1924 – Devlet Demiryolları kuruldu.

1924 – İstanbul – Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı.

1924 – Türkiye İş Bankası kuruldu.

1924 – Türk Kadınlar Birliği kuruldu.

1924 – Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.

1924 – Cumhurbaşkanlığı Orkestrası kuruldu.

1924 – Türkiye Tütüncüler Bankası kuruldu.

1924 – İlk milli sigorta Anadolu Sigorta faaliyete geçti.

1924 – Bursa’da Karacabey Harası kuruldu.

1924 – Milli Sahne Ankara’da ilk tiyatro olarak kuruldu.

1924 – Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.

1924 – Türkiye Cumhuriyeti yazılı ilk madeni para tedavüle çıktı.

1924 – Atatürk’ün önerisiyle ismini de verdiği Cumhuriyet Gazetesi yayına başladı.

1925 – Danıştay kuruldu.

1925 – Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.

1925 – İstanbul’da Liman İşleri inhisarı kuruldu.

1925 – Osmanlı’da köylülerden alınan Aşar Vergisi kaldırıldı.

1925 – Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kuruldu.

1925 – Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.

1925 – 1920’de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı bir anonim şirkete dönüştürüldü.

1925 – Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi.

1925 – Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.

1925 – Eskişehir Cer Atölyelerinde demiryolu malzemesi üretecek birimler hizmete girdi.

1925 – Adana Mensucat Fabrikası üretime başladı.

1925 – Türkiye’nin ilk betonarme köprüsü Menderes Nehri üzerine yapıldı.

1925 – İlk Cumhuriyet altını basıldı.

1925 – Adana ve Bergama Müzeleri açıldı.

1925 – Tayyare Cemiyeti’nin katkılarıyla Ankara’da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.

1925 – Şeker Fabrikaları kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.

1926 – Demir Çelik Sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yayımlandı.

1926 – Uluslararası saat ve takvim uygulanmasına başlandı.

1926 – Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunla kadın erkek eşitliği sağlandı.

1926 – Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu.

1926 – Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.

1926 – Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıkları kaldıran Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.

1926 – İlk şeker fabrikası olan Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.

1926 – Ankara otomatik telefonu işletmeye açıldı.

1926 – İstanbul’da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.

1926 – Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu.

1926 – Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri açıldı.

1926 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı. 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.

1926 – Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu.

1926 – Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.

1927- Çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu, sanayinin tanımını yapmakta ve sınıflara ayırmaktaydı. Her grup, kanunun getirdiği muafiyetlerden taşıdığı önem derecesinde faydalanmaktadır. Teşvik-i Sanayi Kanunundan faydalanılarak memlekette bazı sanayi kuruluşları kurulmuştur. Ayrıca, 1929 yılından itibaren, yüksek gümrük tarifeleri uygulama imkanı, memleket sanayiini dışarının rekabetinden koruyarak geliştirilmiştir. Bu dönemde devlet, temel tüketim ve ara malları alanında ithal ikamesi sağlamak amacıyla üç beyazlar ve üç siyahlar projesine öncelik vermiştir. Un, şeker, pamuklu üç beyazı: kömür, demir ve akaryakıt da üç siyahı temsil ediyordu. Bu temel malların yurt içinde üretilmesi ile hem döviz tasarrufu sağlanacak, hem de dışa karşı bu maddeler için bağımlılık kalmayacaktı.(1)

1927 – Bünyan Dokuma Fabrikası hizmete girdi.

1927 – Ankara – Kayseri demiryolu açıldı.

1927 – Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.

1927 – İstanbul Radyosu yayınlarına başladı.

1927 – Samsun – Havza – Amasya demiryolları açıldı.

1927 – Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.

1927 – Eskişehir Bankası kuruldu.

1927 – Ankara Arkeoloji Müzesi ve Sivas Müzesi kuruldu.

1927 – Okullarda karma eğitime geçildi.

1927 – İlk basketbol ligi düzenlendi.

1927 – İlk Köy Öğretmen Okulu Kayseri’de açıldı.

1927 – Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parası tedavüle çıkarıldı.

1927 – İzmir Müzesi açıldı.

1927 – Ankara’da Çocuk Sarayı açıldı.

1927 – İlk düzenli radyo yayını İstanbul’da başladı.

1928 – Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi.

1928 – Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.

1928 – Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin Demiryolları yabancılardan satın alındı.

1928 – Ankara Çimento Fabrikası açıldı.

1928 – Türk halkına okuma-yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı.(1936’ya kadar 16-45 yaş arasındaki yaklaşık 3 milyon kişiye temel eğitim verildi.)

1928 – Ankara Numune Hastanesi açıldı.

1928 – Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu.

1928 – Türk Eğitim Derneği (TED) Atatürk’ün koruyuculuğunda Ankara’da kuruldu.

1928 – Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi.

1928 – İstanbul Bomonti’de Türk Mensucat Fabrikası hizmete girdi.

1928 – Amasya – Zile demiryolu açıldı.

1928 – Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun kabul edildi.

1928 – Malatya Elektrik Santralı açıldı.

1928 – İlk defa Kadınlar Mahkemelerde Avukat olarak görev aldılar.

1928 – Kütahya – Tavşanlı demiryolu açıldı.

1928 – İstanbul’da Üsküdar, Bağlarbaşı ve Kısıklı’da tramvay hatları açıldı.

1928 – Ankara’nın ilk büyük oteli Ankara Palas açıldı.

1928 – Gaziantep’te Mensucat Fabrikası işletmeye açıldı.

1929 – Mersin- Adana demiryolu yabancılardan satın alındı.

1929 – Ankara ile İstanbul arasında telefon konuşmaları başladı.

1929 – Ayancık Kereste Fabrikası açıldı.

1929 – Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı hizmete girdi.

1929 – İstanbul’da Fatih-Edirnekapı tramvay hattı hizmete girdi.

1929 – Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.

1929 – Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.

1929 – Kütahya- Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı demiryolları açıldı.

1929 – Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi.

1929 – Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası açıldı.

1929 – Yeni Türk harfleriyle ilk posta pulları basıldı.

1930 - Yürürlüğe giren“Umumi Hıfzısıhha Kanunu” ve “ Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun” düzenleme ve uygulamaları da, Atatürk döneminin konuya duyarlı yaklaşımının belirgin

örnekleri ve sosyal politika belgeleridir. Ereğli maden işçileri ile ilgili yasa, özellikle işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından, zamanın İktisat Vekaleti denetiminde, dikkat çekici hükümler taşımaktadır:(1)

1930 – Ankara – Sivas Demiryolu Hattı ulaşıma açıldı.

1930 – Kadınlar Belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı.

1930 – Ankara’da Ziraat Enstitüsü kuruldu.

1930 – Kayseri – Şarkışla demiryolu açıldı.

1930 – Türkiye Gazeteciler Birliği kuruldu.

1930 – İstanbul Galata Köprüsü’nden 70 yıldan beri alınan köprü geçiş ücreti kaldırıldı.

1930 – Ankara Etnografya Müzesi halka açıldı.

1931 – Bursa- Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.

1931 – Gölbaşı – Malatya demiryolu açıldı.

1931 – 10 ilde Bölge Sanat Okulları açıldı.

1931 – Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.

1931 – Tekel Genel Müdürlüğü kuruldu.

1931 – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.

1931 – Uluslararası ölçü birimleri kabul edildi.

1931 – Türk Tarih Kurumu kuruldu.

1932 – Devlet Sanayi Ofisi (DSO) kuruldu.

1932 – Samsun- Sivas demiryolu açıldı.

1932 – Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası açıldı.

1932 – Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandırıldı.

1932 – İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.

1932 – Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.

1932 – Kütahya – Balıkesir demiryolu açıldı.

1932 – Ulukışla – Niğde demiryolu açıldı.

1932 – Halkevleri açıldı. (1951’de Adnan Menderes hükümetince kapatıldıklarında 478 Halkevi, 4322 Halk Odası vardı.

1932 – Türk Dil Kurumu kuruldu.

1932 – Türkiye Milletler Cemiyetine üye oldu.

1933- Kendi aklımızın ürünü olan Birinci Sanayi Planı (1933-1938) yürürlüğe konulmasını mütekip,

1933 – Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.

1933 – Sümerbank resmen faaliyete geçti.

1933 – İstanbul – Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.

1933 – Adana-Fevzipaşa demiryolu açıldı.

1933 – Ulukışla – Kayseri demiryolu açıldı.

1933 – Yerel Yönetimlere finansal yardım için İller Bankası kuruldu.

1933 – İstanbul Üniversitesi kuruldu.

1933 – Zonguldak Yatırım Bankası ve Kayseri Milli İktisat Bankası kuruldu.

1933 – Havayolları Devlet İşletmesi kuruldu.

1933 – Samsun- Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.

1933 – Halk Bankası kuruldu.

1933 – Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.

1934 – Bandırma- Menemen- Manisa demiryolu yabancılardan satın alındı.

1934 – İlk Türk Operası sahnelendi.

1934 – Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce genel seçimlerde seçme/seçilme hakkı kazandı.

1934 – İzmir-Kasaba demiryolu yabancılardan alınarak devletleştirildi.

1934 – Keçiborlu Kükürt Fabrikası üretime başladı.

1934 – Soyadı Kanunu kabul edildi.

1934 – Turhal Şeker Fabrikası açıldı.

1934 – Isparta Gülyağı Fabrikası üretime başladı.

1934 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasında yapılan ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.

1934 – Basmane İzmir – Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.

1934 – Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın açılışı yapıldı.

1934 – İlk Süttozu Fabrikası Bursa’da açıldı.

1934 – Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası işletmeye açıldı.

1934 – Demiryolu Elazığ’a ulaştı.

1935 – Haftasonu tatili Cumartesi-Pazar olarak kabul edildi.

1935 – Aydın Demiryolları yabancılardan satın alındı.

1935 – MTA Enstitüsü kuruldu.

1935 – ETİBANK kuruldu.

1935 – Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.

1935 – Türkkuşu kuruldu.

1935 – İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.

1935 – Ankara’da troleybüs hattı işletmeye açıldı.

1935 – Fevzipaşa-Ergani-Diyarbakır demiryolları açıldı.

1935 – İlk Arkeolojik kazılar Alacahöyük’te başladı.

1935 – Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası üretime başladı.

1935 – Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası işletmeye açıldı.

1935 – Afyon – Isparta demiryolu açıldı.

1935 – Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası’nın açılışı yapıldı.

1935 – Ankara Mamak’ta Gaz Maskesi Fabrikası açıldı.

1935 – Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.

1935 – Ankara’da Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi açıldı.

1936 – Kabotajın Deniz Yolları İdaresi’ne geçmesi sağlandı.

1936 – Ankara Çubuk Barajı açıldı.

1936 – Motreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.

1936 – Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında askerden arındırılmış bölgelere Türk askerleri yerleştirildi.

1936 – Ankara’da Devlet Konservatuarı açıldı.

1936 – Edirne-Sirkeci Şark Demiryolları yabancılardan satın alındı.

1936 – Haydarpaşa Numune Hastanesi hizmete girdi.

1936 – Sümerbank Malatya İplik ve Bez Fabrikası kuruldu.

1936 – İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası hizmete girdi.

1936 – Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.

1936 – İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı.

1936 – İzmir Havagazı Şirketi yabancılardan satın alındı.

1936 – İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.

1936 – SEKA’nın İzmit’teki fabrikasında ilk kağıt üretildi.

1936 – Ankara 19 Mayıs Stadyumu hizmete açıldı.

1937 – Sümerbank Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası üretime başladı.

1937 – Ziraat Bankası Kanunu kabul edildi.

1937 – Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.

1937 – Çatalağzı – Zonguldak demiryolu açıldı.

1937 – İstanbul Resim Heykel Müzesi açıldı.

1937 – Ankara’da ilk Bira Fabrikası kuruldu.

1937 – Toprakkale – İskenderun demiryolu yabancılardan satın alındı.

1937 – Ankara’da Motorlu Tayyarecilik Okulu açıldı.

1937 – Urfa’da Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği açıldı.

1937 – Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açıldı.

1937 – Denizbank kuruldu.

1937 – İstanbul ve Trakya Demiryolları yabancılardan satın alındı.

1937 – Diyarbakır – Cizre Demiryolu açıldı.

1937 – Yozgat Termo-Elektrik Santralı hizmete girdi.

1938 – Gemlik Suni İpek Fabrikası açıldı.

1938 – İzmir Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.

1938 – Ankara Radyoevi hizmete girdi.

1938 – Divriği Demir Madenleri üretime başladı.

1938 – Bursa Merinos Fabrikası faaliyete geçti.

1938 – Murgul Bakır İşletmeleri satın alındı.

1938 – Türk askerleri Hatay’a girdi.

1938 – Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.

1938 – Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü kuruldu.

1938 – Eskişehir İspirto Fabrikası açıldı.

1938 – İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.

1938 – Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kuruldu.

1938 – Sivas – Erzincan demiryolu açıldı.

1938 – Giresun’da Fiskobirlik kuruldu.

ATATÜRK’ün VEFATINDAN SONRA

1939- Hazırlanan II.Sınırlı Sanayi planı II. Dünya harbinin başlaması nedeniyle yürürlüğe konulamamasına ve harbin bütün şiddeti ile devam etmesine rağmen,

1939 – Ergani Bakır İşletmesi hizmete girdi.

1939 – Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.

1939 – İstanbul’da yabancıların işlettiği Tramvay Şirketi tesislerini hükümete devretti.

1939 – İstanbul’daki Tünel İşletmesi tüm tesislerini hükümete devretti.

1939 – Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.

1939 – Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.

1939 – Sivas Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.

1939 – Aydın’da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.

1939 – İstanbul’da İETT kuruldu.

1939 – Fransız askerleri Hatay’dan çıkartıldı, Hatay Türkiye’ye katıldı.

1939 – Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.

1939 – Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.

1939 – Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.

1939 – Milli Piyango İdaresi kuruldu.

1939 – Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.

1939 – İlk Türk denizaltısı Haliç’te denize indirildi.

1939 – Sivas – Erzurum demiryolu açıldı. Cumhuriyetin ilk 15 yılında yapılan demiryolu 3.000 km’ye ulaştı.

1939 – Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı.

1940 – Kozabirlik kuruldu.

1940 – Türk Petrol Şirketi kuruldu.

1940 – Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21’i bulan köy enstitüleri 1954 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından tamamen kapatıldı.)

1940 – İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.

1940 – Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu.

1940 – Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.

1940 – Taksim Gezi Parkı İstanbul’da açıldı.

1940 – Eğitim amaçlı Halk Odaları kuruldu. İlk etapta 141 Halk Odası açıldı.

1940 – Ankara’da Milli Halk Kütüphanesi açıldı.

1940 – Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.

1941 – Gebere Barajı açıldı.

1941 – Petrol Ofisi kuruldu.

1941 – Türk Hava Kurumu Ankara’da uçak fabrikası kurdu.

1941 – THY Yurtiçi uçuş merkezlerinin sayısı 11’e çıktı.

1942 – Ankara Etimesgut’ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.

1942 – Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.

1942 – İlköğretim seferberliği başladı.

1942 – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.

1942 – Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.

1942 – Bursa, Denizli, Mersin, Çorum ve Urfa’da Kız Sanat Enstitüleri açıldı.

1942 – İlk büyük Türk ilaç fabrikası Eczacıbaşı İlaç Fabrikası Levent’te açıldı.

1942 – Atatürk Devrim Müzesi açıldı.

1943 – Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.

1943 – Zonguldak-Kozlu demiryolu hattı açıldı.

1943 – İstanbul’da Atatürk Bulvarı açıldı.

1943 – Ankara’da Gençlik Parkı açıldı.

1943 – Diyarbakır – Batman Demiryolu açıldı.

1943 – Seyhan Regülatörü açıldı.

1943 – Sivas Çimento Fabrikası açıldı.

1943 – İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü kuruldu.

1943 – İstanbul’da Yıldız Parkı açıldı.

1943 – Ankara Fen Fakültesi açıldı.

1944 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.

1944 – İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.

1944 – İzmit Selüloz Fabrikaları işletmeye alındı.

1944 – Türk Hava Kurumu’nun Ankara’daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi.

(Ne yazık ki; Ankara, Kayseri ve Eskişehir’deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.

1944 – İzmit’te Gazete ve Sigara Kağıdı Fabrikası açıldı.

1944 – Yeşilköy’de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı.

1944 – Anıtkabir’in temeli atıldı.

1944 – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.

1944 – Mersin Limanı hizmete açıldı.

1944 – Gaziantep Havaalanı açıldı.

1944 – Fevzipaşa – Malatya ve Diyarbakır – Kurtalan demiryolları hizmete girdi.

1944 – Sakarya’da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı

1944 – İzmir’de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.

1945 – Şirketi Hayriye devlet tarafından satın alındı.

1945 – Türkiye Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olarak katıldı.

1945 – İskenderun Limanı hizmete girdi.

1945 – Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.

1945 – Balıkesir, Van, Rize, Erzurum, Erzincan ve Çankırı’da liseler ve enstitüler açıldı.

1945 – Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.

1945 – Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.

1945 – İstanbul – Londra ve İstanbul – Paris uçak seferleri başladı.

1946 – İş ve İşçi Bulma Kurumu hizmete başladı.

1946 – İşçi Sigortaları Kurumu yürürlüğe girdi.

1946 – İstanbul – Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.

1946 – Ankara Üniversitesi kuruldu.

1946 – Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.

1946 – İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.

1946 – Türkiye’nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.

1947 – Heybeliada Senatoryumu hizmete girdi.

1947 – İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.

1947 – İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi.

1947 – Palu-Genç demiryolu açıldı.

1947 – Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye oldu.

1947 – Rize Çay Fabrikası hizmete girdi.

1947 – Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.

1947 – İstanbul’da İnönü Stadyumu açıldı.

1948 – Köprüağzı – Maraş demiryolu açıldı. Açılan son demiryolu hattı oldu; çünkü 1950’deki Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.

1948 – Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.

1948 – Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.

1948 – Milli Kütüphane hizmete girdi.

1948 – Ankara Etimesgut’ta kurulan Uçak Motor Fabrikası hizmete girdi.

1949 – Porsuk Barajı açıldı.

1949 – Emekli Sandığı kuruldu.

1949 – Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.

1949 – Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.

1949 – İstanbul’da Kartal- Yalova araba vapuru hattı açıldı.

1949 – Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos’ta açıldı.

1949 – Muş’ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.

1949 – Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.

1949 – Türkiye Avrupa Konseyi’ne kabul edildi.

Tüm bu eserler ve 48 fabrikayı da içeren yatırımlar gerçekleştirilirken tek bir kuruş dahi borç alınmamıştır.

Borç alınmadığı gibi Osmanlı’nın bıraktığı Düyun-u Umumiye borçları da ödenmiştir.

1929 -1932 arası Dünya tarihinde şu ana kadar yaşanan en büyük kriz olan “Dünya Ekonomik Bunalımı” dönemidir.

1939 – 1945 arası tüm dünyanın yıkıma sürüklendiği II. Dünya Savaşı dönemidir.

(1)TALAS, Cahit; Sosyal Politika, A.Ü.S.B.F. yayını, 1967,s:182-184

Dr.NOYAN UMRUK 

 

Türkiye dünyanın en güzel ama en tehlikeli coğrafyasında yer almaktadır; NATO ya en büyük katkıyı veren Türkiye ne yazık ki sözde NATO ittifakı içindeki ülkelerin çifte standardı yüzünden PKK terör belası ile 40 yıldır uğraşmaktadır; Topraklarımızdaki şerefsiz hainlerin uzantılarının emperyalistlerin desteği ile  iç savaşın çıktığı Suriye'de kukla bir devletle başımıza  bela olmaması için BARIŞ PINARI operasyonunu başlattık. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok güvenliğimiz için  sınırlarımızı kontrol altına almak ve ülkemizde bulunan 4 milyon Suriye'linin vatanlarına dönmesini sağlayacak harekatın başarılı olması için devletimizin yanındayız başarı için dua ediyoruz; Allah ordumuzu koruyup muzzaffer eylesin.

SİTE VE ASB. GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 

*                   *                     *                                     

 403 yıl Türk idaresinde kalan Suriye, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra 1946'ya kadar Fransızların mandasnda kaldı. Bu süreç içinde Fransa, Gayrimüslim azınlıkları devlet yönetiminde ve ordu içerisinde güçlendirerek nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünnilere karşı azınlıkları destekledi. Sonra Lübnan'ı Suriye’den ayırdı ve Beyrut başkent olmak üzere Lübnan devletini kurdu. Lübnan’ın dışında kalan Suriye topraklarında ise Şam ve Halep merkezli iki devlet kuran Fransızlar ayrıca birer Nusayri ve Dürzi devleti kurdu. Böyle bir idari yapılanmayı gerçekleştiren Fransa daha sonra bu devletleri Suriye Federasyonu olarak tek devlet haline getirdi. 1925 yılında ise devletin ismi Suriye oldu.

Fransa, bölgede dini ve mezhebi durumu değerlendirerek kurduğu Suriye Devleti'ni 1946 yılına kadar fiilen yönetti. 1946 yılında Suriye’nin Fransa’dan bağımsızlığını kazanması ile Suriye için yeni bir dönem başladı. Ancak bu durum ülkeye istikrar getirmedi. 19. yy’lın sonlarında ortaya çıkan Arap Milliyetçiliği cereyanının önemli bir aşamaya ulaşmış olması, Arap topraklarının yapay olarak çizilmiş sınırları ve giderek kötüleşen Filistin meselesi, Arap Milliyetçiliğini kamçılamıştı. Mısır, Irak, Suriye ve Lübnan’da güçlenen bu milliyetçi cereyan sayesinde zemin bulan Sosyalizm, bölgede  siyasi çalkantıların ve askeri darbelerin yaşandığı yeni bir dönemi  başlattı. 

Baas partilerinin ilki 1940 yılında Şam’da kuruldu. Baas yeniden diriliş anlamına geliyordu. Arapların yeniden dirilişinin Sosyalizm ile mümkün olacağını savunan bu hareket kısa sürede birçok Arap ülkesinde taraftar buldu ve yaygınlaştı. Baas’ın Suriye’deki işlevi ise  farklı dini, mezhebi unsurları Arap milliyetçiliği, Sosyalizm ve yine buna bağlı olarak seküler-laik bir anlayış altında kaynaştırma hedefini içermekteydi.

Baas partisinin etkisinin arttığı yıllarda, ülkede birbiri ardına askeri darbelerin olduğu bir kargaşa döneminde ortamdan yaralanan Baas partisi 1963’te askeri darbe ile yönetimi ele geçirdi. Böylece Suriye’de Baas rejimi başlamış oldu. 1970 yılına kadar rejimin gücü arttı. Milli Savunma Bakanlığı görevinde bulunan Hafız Esad gerçekleştirdiği son bir darbe ile iktidarı tümüyle ele geçirdi ve kendi diktatörlüğünü kurdu.

Rusya-Suriye ilişkilerinin ise tarihsel bir derinliği bulunmaktadır. Bu münasebetler iki tarafın karşılıklı çıkarları bakımından süreklilik göstermektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar olan süreçte Şam Moskova’ya sadakat göstermiştir.  Kremlin, Putin yönetimiyle gücünü tekrar kazanmasıyla Ortadoğu’da kalan son kalesi olan Şam’a yönelmiştir. Bu bağlamda Moskova’nın Şam söz konusu olduğunda sert bir tutum takınması ve Batı’ya güç göstermesi doğal bir durumdur. Çünkü Suriye, Sovyetler Birliği döneminden itibaren Moskova’nın bölgedeki en kayda değer müttefiki olmuştur. İki başkent arasındaki münasebetlerin (bu arada Suriye’ye önemli sayıda Rus gelin gelmiştir), birtakım önemli boyutları bulunmaktadır.

Arap Baharı modasına uyup, sadece demokrasi istediler diye halkını ezen, iktidardan vaz geçmemek uğruna devlet terörü yaparak bir milyona yakın vatandaşını öldüren, milyonlarcasını ise evini barkını bırakıp kaçmaya zorlayan bu zorba rejime legalite kazandırarak arkasında durmanın, Rusya Federasyonu için siyasi anlamda bir mantığı olabilir... ancak Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarını korumak için, aslında vatandaşlarına devlet terörü uygulamakla artık hiçbir meşruiyeti kalmamış, Rusya ve İran’ın yardımıyla ayakta kalan ve onların tanıması dolayısıyla meşruiyet kazanmış gibi görünen Esat Hükümetini tanıyarak, işbirliği yapması: PKK- YPG’yi, Esat Suriye’si, İran ve Rusya yardımıyla tüm işgal ettikleri yerlerden çıkarmak karşılığında, gündemini kendisi yapabilen bağımsız bir ülke olma sevdasından vazgeçmesi, sonraki bulanık süreçte oluşacak spontan gelişmelere göğüs germesi,  İRAN’ın ekmeğine yağ sürmesi ve Rusya’nın uzun süre tesirine girmesi gibi telâfisi mümkün olmayan sonuçları göze alması demektir.... bu, nihai çözümü Türkiye lehine olmayacak bir çözüm, pahalı ve sonradan mideye oturacak bir dondurmadır... Bu yüzden, bölgede adil çözüm ekseninden geri adım atmadan, beynelmilel hukukun verdiği hakları kullanarak, kimseye kulak asmadan sınırlarımızdaki tehlikeleri kendi başımıza bertaraf etmek zorundayız.

Bunun için topyekûn birlik tesis edilmeli ve VATAN mevzubahis olmak bakımından, her türlü çatlak ses müsamaha gösterilmeden kesilmelidir. Saygılarımla arz ederim.

Varol TÜMER 

ASSUBAY MI DEDİN?

Ağustos 10, 2019

ASSUBAY MI DEDİN ?

EMEKLİLİKTE GIDIM,

GIDIM MAAŞLI, OLANA,

DIŞLANANA, DENİR.

ÖLÜME GÖNDERİRKEN,

EMİR VERİR

GÖNDERİR.

SIRA HAKLARA,

HAK ETTİKLERE

(TAZMİNATLARA)

GELİNDİĞİNDE.

SEN HARP OKULLU DEĞİLSİN.

EŞİT SÜRELİ,

BAZI HALLERDE,

YÜKSEK SÜRELİ

EĞİTİMLİ

OLSAN BİLE.

GİT EĞİTİMİNİ

BAŞKA YERDE KULLAN.

TSK. HARP

OKULUNUN

YUVASIDIR.

HARP OKUL

KÜLTÜRÜNÜN

UYDURDUĞU,

UYDURUK

MESLEK YÜKSEK

OKULLUSUN.

SEN ALT STATÜLÜ' SÜN.

YERİN ORASI.

KURUMUN TEMSİLİ

VE GÜÇ BENDE.

SEN BULDUĞUNLA,

BENİM SANA

LAYIK GÖRDÜĞÜMLE

YETİN.

KENDİLERİNE,

TAZMİNATLI,

MÜREFFEH YAŞAM

UYGUN

GÖRÜLÜRKEN.

EŞİT EĞİTİM SÜRELİ' LERİ,

ASSUBAY

OLDUKLARI İÇİN.

HAVUZA DOLDURUP.

DIŞLAMA NİÇİN ?

FELSEFESİNİ,

KURUMUMA,

VE YETKİLERİNE,

HİÇ UYGUN

GÖRMÜYORUM.

ÇÜNKÜ:

HAK YASALARI

KURUMUM DA

KOTARILIYOR.

BURADA

ASSUBAYLAR

ALEYHİNE,

BİLİNÇLİ

BİR DIŞLAMA,

KÜÇÜMSEME VE

İHMAL VAR.

ÇAĞDAŞ DEĞİL,

BULDUĞUNLA

YETİN FELSEFESİ.

SIĞMIYOR

DÜNYA İNSAN

HAKLARI. EVRENSEL

KRİTERLERİNE.

BENİ VE

 KONUMUMDA

OLANLARI

İNCELESİNLER.

1975 VE SONRASI .

 MAAŞ

BORDROLARINI

VE EMEKLİ SANDIĞI

KAYITLARINI

İNCELESİNLER.

ORALARDA

PARMAK ISIRTAN,

NELER VAR. NELER...

KURUMUM

YETKİLİLERİNİN

KULAKLARI ÇINLASIN.

 

Mehmet KAYALI 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

YANGINDAN MAL KAÇIRIRCASINA…

Gemi yanıyor…

Lakin güvenli limanlara çekilmesine öncülük edecek bütün güç ve kurumların etkisizleşmesi ya da etkisizleştirilmesinin tarihsel sonucu toplumsal akıl tutulması ve felaket oluyor kuşkusuz...

Kendi edip kendi bulanların yüzünden kurunun yanında yaşında yanması gibi bir şey...

"Keşke çocuk olsam yeniden..
Bir tek düştüğüm için acısa içim,
Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece.."
Diyorum zaman zaman... Cemal Süreya dizelerindeki gibi...156.121 destekçi

Bir yandan artan hızla süren doğa ve çevre katliamı, öte yandan akraba-i talukat, eş ahbap, dosta çifter çifter maaşlı makam görevlendirmeleri…

Vur abalıya son fırsat beyler… Yanan geminin malları yangından mal kaçırırcasına…

Kuşların göç yolları üzerine, çok güçlü rüzgarlara, fırtınalara açık, kış şartlarının en yoğun geçtiği bölgeye, Atatürk Hava Limanının dörtte bir maliyetle genişletilmesi imkanına ilişkin tüm uyarılara rağmen 35 milyar dolara bölgenin akciğeri Kuzey ormanlarını, 3 milyon ağacı acımasızca kesip mahvederek, yandaş müteahhitlere parlak imkanlar, rantiyelere yeni astronomik rant olanakları yaratılıyor…

100 milyon yolcu kapasitesi ve uçuş sayısıyla dünyanın en büyük havacılık merkezi olacağı belirtilen Pekin'deki Daxing Havalimanının, 12 milyar dolarlık maliyetine karşın, ihalesinden konumuna kadar bugüne kadar birçok eleştiriye maruz kalan İstanbul'daki 3. havalimanı bitirildiğinde, 35 milyar dolarlık faturasıyla Daxing'in yaklaşık 3 katına inşa edilmiş olacak.

Sonra bu hava limanına inişe elverişsiz koşulları nedeniyle 2,5 ayda 176 kez pas geçilecek… Uçaklar Çorlu ve Sabiha Gökçen hava alanlarına falan inecek…

Yanına bir devlet zoruyla kullanılan köprü kondurulacak…

Bunların ağır maliyeti, geçiş garantisi verip, “geçenden de para, geçmeyenden de para “ Deli Dumrul misali ağır vergilerle halkın sırtına yüklenecek…

Onca baraj duruken caaanım Doğu Karadeniz’in dereleri HES’çilere, termal nitelikli tarım arazileri JES’çilere peşkeş çekilecek…

 Eeeee musluğun suyu kesilmeye başlayınca, gagalarını açmış leş kargalarına yeni lokmalar, mamalar sunmak lazım…

İşte size çiçeği burnunda tadına doyum olmaz yeni lokmalar… Bir dizi orman yangınları, kesilen zeytinlikler vb. "hangi birine yetişeceksiniz" yetmez…

Gelsin güzelim Kazdağları...

Görüntünün olası içeriği: bitki, açık hava, doğa ve su Görüntünün olası içeriği: açık hava, doğa ve su

Kirazlı Altın Madeni Projesi, Mart 2019’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan inşaat faaliyetlerine başlamak için işletme iznini aldı. Projenin ilk aşamaları proje alanındaki ormanların ve diğer bitki örtüsünün ortadan kaldırılması ve 45.650 ağacın kesilmesi olarak planlanmıştı. Haziran ayının ortasında yapılan tıraşlama ile maalesef ormanlarda büyük bir yara açıldı.  Maden sahası ve  yol bağlantıları için  yaklaşık 195 bin adet ağacın kesildi. ÇED raporunda belirtilenden 4 kat daha fazla ağaç kesilmiş oldu. Şimdi Kanadalılar biz kesmedik hükümetiniz kesti; bu iş(!) için 5 milyon dolar ödedik diyorlar…

 “Kirazlı Siyanürlü Altın İşletmesi” faaliyete geçmek için geri sayıma başladı. Çanakkale merkeze 30 km uzaklıkta olan maden alanı aynı zamanda 180 bin insanın tek su kaynağı olan Atikhisar Barajı ile aynı su havzasında yer alıyor.

Kaz Dağları’nın kuzey yamacında, meşe, çam ormanları ile birlikte dünyada sadece Türkiye’de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanı üzerine kurulması planlanan maden projesi hayata geçtiğinde 20 bin ton siyanür kullanacak ve siyanürle birlikte arsenik gibi birçok ağır metal ortaya çıkacak. Bütün bir kentin tek su kaynağı, Kaz Dağları’nın dereleri, yer altı suları, tarım alanları kirlilik; ormanları ve nadir bitkileri ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

Uluslararası madencilik şirketleri, hedefledikleri ülkelere girerler. Vahşi madencilik yaparak, yer altı kaynaklarını sömürürler. Aynı zamanda yer üstü zenginliklerini talan ederler.
Arkalarında siyanürün ölümünü,
Yok edilmiş doğayı bırakarak,
Yeni av olan diğer bir ülkeye giderler. Uluslararası şirketlerin döngüsü budur.

Görüntünün olası içeriği: dağ, açık hava ve doğaGörüntünün olası içeriği: bitki, açık hava ve doğa

Kanada şirketi altın çıkaracak bize de verecek. 

100 kg altın içindeki payımız 2 kg... "
Hesap bu; hesap küçük hesap... 
Kısa günün karı, 2 kilo altın alıyoruz ve bunun için 5 kuruş para ödemiyoruz; daha ne istiyorsunuz....
Ey ahali kaynak yaratıyoruz, siz bu işlerden anlamazsınız!

 

Sömürgecilik ve işgal tanımları çoktaaaan değişti beyler… Hala eski savaşlar gibi savaş çıkınca vatan savunulacak sanılıyor… Vatan denilen şeyin kalmadığını görülmek istenmiyor…

 

Ya Salda gölü…

Görüntünün olası içeriği: okyanus, gökyüzü, dağ, açık hava, doğa ve su

"Sıra bizim burlaadakı Salda gölcüğüne gelip dayanveedi be daayı... Önce Millet bağçesi soğra villalaa,otellee aha geliveesin gaymelee" deyyo Davazlı…

 

Burdur’a teşrif eden Çevre ve Şehircilik Bakanı, Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü’nde 300 bin metrekarelik bir alanda Millet Bahçesi inşa edileceğini açıkladı.

 

Söz konusu proje çerçevesinde bölgeye gelen vatandaşlarımızın bungalov evler ve kafeteryalarda dinlenmesi, yürüyüş yollarında gezmesini sağlayacak çalışmayı da bu proje içinde yapacaklarını söyleyen Sayın Bakan, 44 kilometrekare olan göl yüzeyiyle birlikte 295 kilometrekarenin korunmuş olacağını belirtti…

 

Bilindiği üzere, Mars yüzeyinde bulunan toprak yapısıyla benzer özellikler taşıyan Salda Gölü, bembeyaz kumsallarıyla birlikte benzersiz bir görsel şölen oluşturmakla adeta Maldiv Adaları…

 

Dünya üzerinde Mars yüzeyine benzer 2 bölgeden (diğeri Kanada’da) biri olan Salda Gölü, akademik çalışmalara konu edildiği için mutlaka koruma alanı ilan edilmeli ve çevresinde yapılaşma olmasına kesinlikle müsaade edilmemeli…

 

Diğer taraftan, önümüzde Uzungöl gibi çok kötü bir örnek  duruyor... Türkiye'nin en güzel doğa harikalarından biri olan Trabzon ilinin simgesi Uzungöl'ün çevresindeki yapılaşma nedeniyle ne hale geldiği herkesin malumları…

 

İşte size fırsatlar ülkesi Türkiye !!! Bayramınız kutlu olsun...

Dr.Noyan UMRUK 

 

Evet…22 kasim 1922’den 24 temmuz 1923’e değin süren, zaman zaman masanın terkedildiği, karşı tarafın kendileri deri koltuklara oturup Türk delegelerine  sandalye sundukları, ama sonunda kendilerinin de sandalyelere oturmak mecburiyetinde kaldıkları çetin müzakereler sonucu Birinci Dünya Savaşı Savaşı sonunda imzalanan en onurlu anlaşmadan söz ediyoruz…

Evet…20 yy.da Batı’nın ilk kez Dogu’nun karşısında boyun eğmesinden ve Asyanın kapısında durdurulmasından söz ediyoruz…. 

Evet…20nci yuzyilin hayatta kalan ve geçerliliğini muhafaza eden tek anlaşmasından, hic bir devletten destek gormeden Turk milletinin kendi kanı,emeği ile 29 ekim 1923 te kurduğu Cumhuriyetin siyasi temeli olan bir anlaşmadan söz ediyoruz…

Evet… Birinci dünya harbinden sonra, galip devletler tarafindan 20nci yuzyilda kurulan devletler (Finlandiya, uc Baltik devletleri, Polonya, Çekoslovakya, Avusturya, Macaristan, Yugoslavya) ve de ABD dışında tüm dünyanın tanıması ile Turkiye Cumhuriyetini ebediyete kadar yaşatacak olan bir anlaşmadan söz ediyoruz…

Evet… İkinci Dünya Savasında, her iki tarafın yoğun baskılarına rağmen, mimarlarınca tarafsız kalınma mahareti gösterilerek dünyanın paramparça edildiği bir savaşın sonunda bizlere ülke bütünlüğünü sürdüren bir ülke olma onurunu veren bir anlaşmadan söz ediyoruz…

96ncı yılını “idrak” edeceğimiz Lozan Anlaşmasını hak ettiği coşku, duymamız gereken ulusal onur ve de gururla kutlamamız, değerlendirmemiz gerekmez mi?

Yaşadığımız günlerin düşündürücü koşulları içerisinde, yanı başımızdaki ülkeler iç savaşlara sürüklenmişken, bu kutlamayı evrensel bir gösteriye dönüştürmek anlamlı olmaz mı?

“Kutlu doğum” haftaları “15 Temmuzlar kadar da mı önemi ve anlamı yok, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunun evrensel onayını kopara kopara aldığı bu günün? 

Ülkeyi maalesef yönetenlerce, Lozan’a, Lozan’ın öngördüğü Ege, Ege’deki ada ve adacıkların silahtan arındırılmış statüsüne en azından Katar’ın güvenliğine duyduğumuz ilgi kadar “derin” ilgi düzeyinde ilgi duymamız gerekmez mi?

Hepimiz istesek de istemesek de aynı kayığın içindeyiz…

Kayık, bu acımasız bataklıkta alabora olursa, birileri gelip bizleri kurtaracaklarını mı sanıyorsunuz? 

Hepimize ard niyetsiz can yeleği uzatacak birileri var mı?

Bırakalım temelsiz gevezelikleri; yumuşak koltuklarda geyik muhabbetlerini… 
Bu vatan sokakta bulunmadı beyler…  Lozan’ın, Mısak-ı Milli’nin baha biçilmez kıymetinin lütfen farkına varın, artık… 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

Lozan, 1936 Montrö Boğazlar sözleşmesi ile birlikte Türkiye Cumhuriyetinin, Anadolu ve Trakya’nın yoksul halkınca, mazlum ülkelere örnek olurcasına, yoktan var edilen eşsiz bir kimlik belgesi, kuruluş ve uluslar arası meşruiyetinin tescil senedidir. Ve de bu tapuyu deldirtmemek her yurttaşın vazgeçilmez şeref ve namus borcudur.

Her iki anlaşma, imzalandıkları tarihden bu güne değin ayakta kalan, hayatiyetini sürdürebilen yegane iki uluslar arası belge niteliğini ve önemini taşıyor; şehitlik mertebesine ulaşmış kınalı kuzuları için “Vatan sağolsun” diyebilen Anadolu ve Trakya halkının engin sabrıyla ve yine onların yorgun omuzlarında. 

İnkarcılara da bir çift sözümüz var…

Ama yine de, “İstiklal Savaşı antiemperyalist bir savaş değildir, Lozan’da ne yapıldı” diyenlere, “Kuvva-i Milliye Destanını” küçümseyenlere birkaç yanıt vermek gerekli… 

Eğer iddia ettiğiniz gibi, bu bir destansı İstiklal savaşı değilse, sadece işgalci Yunanistan’la savaşmışsak, mesele bu denli basitse, Lord Curzon İsmet Paşaya şu sözleri niçin etmiştir, beyler:

“Tam Bağımsızlık diyerek her istediğimize karşı çıkıyorsun, yoksul bir ülkesiniz ve Anadolu harap durumda, paraya ihtiyacınız var. Kabul etmediğiniz tekliflerimizi, kartları şimdi cebime koyuyorum, yarın para için geldiğinizde, cebimdekileri kartları tek tek çıkarıp önünüze koyacağım.”

Sevr ve Wilson prensipleri ile “Doğu Sorunu”nu dilediğince çözmek isteyen kimlerdi beyler? Yunanistan mı? Yoksa İngiltere, Fransa ve hariçten gazel okuyan A.B.D.mi?

1921 Kars Anlaşması ile çizilen bugünki sınır dururken, Lozan’da, Rize ve Hasankeyf’den geçip Erzurumu dışarıda bırakarak, Muş’u ve Van gölünü de içerisine alarak İran sınırına uzanan, Ceyhan, Suriye sınırı ve Fırat arasında Maraş’ı da içine alan bölgeye 1.300.000 Ermeni yerleştirerek bir “Ermeni Yurdu” oluşturmaya(1) çalışan kimlerdi beyler? 

Lozan’ da köküne kibrit suyu ekilen kapitülasyonlar Yunanistan’a mı verilmişti?
Düyun-u Umumiye’nin başına kimler çöreklenmişti?

Tüm mazlum uluslar için bağımsızlık ateşinin Prometeus’u olan Mustafa Kemal’le, Hindistan’dan Arap yarımadasına, Uzak Asyadan Afrika’ya kadar yarattığı heyecanla üzerinde güneş batmayan imparatorlukların sonunu getiren Patagonya İstiklal Savaşı mı, yoksa “Dört nala gelip Uzak Asyadan, Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan…” bu ülkenin İstiklal Savaşı mı? 

Evet, büyük ozanın dediği gibi “Bu memleket bizim…” İlla “Taraf” olmak yerine, birazcık da memleketinizi sevseniz… 

Ege adalarının yitirilmesini ağızlarına sakız yapanlara da bir çift sözümüz var. 
Ünlü on iki ada’nın 1912 tarihli UŞİ anlaşmasıyla İtalya’ya, daha sonra da İtalyanlarca Yunanistan’a, kıyılarımıza yakın Sisam, Sakız ve Midilli gibi adaların da Balkan Savaşları sonrasında, Yunanistan’a bırakıldığından ne kadar haberiniz var ?

“Titreyip kendinize dönün” dememi bekliyorsunuz değil mi?. Öyle demeyeceğim…

Yakışanı, ışıklar içinde yatsın Lozan’ın mütevazı mimarı İsmet Paşanın sözleri: HADİ CANIM SEN DE…

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi

Sözün kısası Lozan'ı unutmayalim, unutturmayalım.
Bu mutlu gün Türk milletine kutlu olsun...


(1)Deniz BÖLÜKBAŞI; Dışişleri İskelesi, Doğan Kitap, 2011, sh: 296

Dr.Noyan UMRUK

 

 

 

AZ GİTTİK UZ GİTTİK; DERE TEPE DÜZ GİTTİK…

G20 Liderler Zirvesi 28-29 Haziran 2019 tarihlerinde Japonya’nın ev sahipliğinde Osaka’da gerçekleştirildi. Küresel düzeyde  en büyük ekonomilere sahip 19 ülkenin ve Avrupa Birliği’nin yer aldığı G20 zirvesinde, katılımcılar sürdürülebilir bir kalkınma hızına ulaşmak için  ekonomi gelişme ve büyüklükler, küresel finans piyasalarının katkıları, teknolojik gelişmeler ve istihdam başta olmak üzere küresel ekonominin başat konuları ve bunlar yarattığı sorunlar üzerinde tartıştılar ve birbirlerinin boylarını ölçtüler…

Boyumuz kaç çıktı? 

Fotoğraf açıklaması yok.

IMF 2018 yılı verilerine göre dünyanın en büyük ekonomisi hala yaklaşık 20,5 trilyon dolar ile ABD... ABD’yi ise yaklaşık 13,4 trilyon dolarla Çin, 5 trilyon dolarla Japonya, 4 trilyon dolarla Almanya ve 2,8 trilyon dolarla ise İngiltere takip ediyor.. Türkiye ise 766 milyar dolarlık gayri safi yurtiçi hâsılası ile en parlak yıllarında 16. Sırada başladığı yolculuğuna 18. Sıraya düşerek G20 ülkeleri arasında sondan 3. sırada yer alarak devam ediyor…

Fotoğraf açıklaması yok.

Kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla verilerine göre ise ABD yaklaşık 63 bin dolar ile ortalama bir kişinin yılda en çok gelir elde ettiği ülke konumunda. Avustralya ise yaklaşık 56 bin dolar ile ikinci, Almanya 48 bin dolar ile üçüncü sırada yer alıyor. Kanada ve Fransa ise yaklaşık 46 ve 42 bin dolarlık kişi başına düşen milli gelirleri ile ilk 5’te yer alıyor. Türkiye ise 9 bin 350 dolar ile G20 ülkeleri arasında 15. sırada bulunuyor. Ama üzülmeyin,  2018 yılında dolar cinsinden 2007 yılının gerisine düşen bu rakam, yeni açıklanan 11. Kalkınma  Planı öngörülerine göre 2013 yılındaki 12.480 doları 4 dolar aşarak 12484 dolar olacak…

Gelelim şu meşhur enflasyona…

Fotoğraf açıklaması yok.

IMF 2018 yılı enflasyon verilerine göre, G20 ülkeleri arasında bir önceki yıla göre bir malın ya da emtianın fiyat artış oranı en yüksek ülke %34,3 ile Arjantin oldu. Türkiye ortalama %16,3’lük enflasyon oranı ile 2018 yılı içinde G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyon oranına sahip 2. Ülke ... G20 ülkeleri arasında ilk iki sırada bulunan Arjantin ve Türkiye dünya genelinde ise 3. ve 7. Sırada…  GSYH’sı ve kişi başına düşen milli geliri en yüksek ülke konumunda olan ABD ise %2,4’lük enflasyon oranıyla G20 ülkeleri arasında 11. sırada bulunuyor.

Ya İşsizlik…

Fotoğraf açıklaması yok.

2018'de Güney Afrika %27,1’lik işsizlik oranı ile başı çekmekte… Brezilya 2018 yılındaki %12,3’lük işsizlik oranı ile 2. sırada yer alırken, Türkiye ise %11 ile G20 ülkeleri arasında 3. sırada bulunuyor.

Ancak TÜİK tarafından açıklanan en güncel verilere göre Türkiye’de işsizlik oranı ise Mart 2019 itibarıyla %14,1 iken, işsiz sayısındaki artış hızla devam ediyor.

İtalya, Arjantin ve Fransa da işsizliğin en çok yaşandığı diğer G20 olarak listenin üst sıralarında bulunuyor. Buna ek olarak GSYH verilerinde ilk sırada yer alan ABD %3,9’luk işsizlik oranı ile G20 ülkeleri arasında en iyi performansı gösteren 6. ülke konumundayken, dünyanın en yüksek nüfusuna sahip ülkesi olan Çin ise %3,8 ile G20 ülkeleri arasında en iyi performansı gösteren 5. ülke konumunda. G20 ülkeleri arasında işsizlik oranının en düşük olduğu ülke ise %2,4 ile Japonya.

Sonuç:

Sonuç olarak, kısaca, bir ekonominin gidişatını belirleyen GSMH büyüklüğü, Kişi başına GSMH, Enflasyon ve İşsizlik gibi dört temel göstergeye bakıldığında Türkiye az gidiyor, uz gidiyor; dere tepe düz gidiyor ama aslında çabalama kaptan ben bu koşullarda daha hızlı gidemem diyor…  

Dr.Noyan UMRUK

 

 

Diğerleri bir yana, Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü’nün resmi web sitesi güncel verilerine göre dünyada yaklaşık 5 milyon 635 bin kayıtlı Suriyeli göçmen bulunuyor. İçişleri Bakanlığı verileri ise bu rakamın 3 milyon 614 bini Türkiye’de yaşıyor.

Görüntünün olası içeriği: yazı

Sözün kısası Türkiye, en çok sığınmacı ağırlayan ülke konumunda. Türkiye'nin ardından sırasıyla Lübnan, Ürdün, Irak, Mısır geliyor.

Dünyada ise sadece Almanya önderliğinde A.B, sorunun kendisine mümkün olduğunca az bulaşması endişesiyle finansal açıdan “seçilmiş proje” bazında destek veriyor.

Avrupa Komisyonu, 29 Kasım 2015’de düzenlenen Türkiye-AB Zirvesinde, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için fon sağlayacağını taahhüt etmişti. Türkiye’deki Suriyelilerin desteklenmesine yönelik mali yardım programı (FRIT) kapsamında kurulan fona toplam 6 milyar euro tahsis edildi.. İlk 3 milyar euronun tamamı projelere bağlandı ve 2 milyar 71 milyon 816 bin eurosu Türkiye’ye ödendi. İkinci 3 milyar euronun ise 450 milyon euroluk kısmı projelere bağlanmış olup şimdiye kadar 149 milyon 767 bin euroluk kısmı ödendi. Kalan miktarlar 2019, 2020 ve 2021 yıllarında ödenmeye devam edecek. (https://multeciler.org.tr/avrupa-birliginden-3-milyar-euro-geldi-mi/Güncelleme 15 Nisan 2019)

Suriyelilerin Türkiye’deki Hukuki Statüsü

Türkiye, 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ne taraf ülkelerden biri. Ancak sözleşme kapsamında Türkiye’nin koyduğu bir çekince (coğrafi sınırlama şerhi) mevcut. Bu coğrafi çekinceye göre Türkiye, sadece Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü verirken Avrupa ülkeleri dışından gelen sığınmacılara "geçici sığınmacı" statüsü tanıyor. 
Kısaca, Suriyeli göçmenler konusunda açık kapı politikası izleyen Türkiye’nin, Suriyeli sığınmacılara sadece “geçici koruma” sağlaması gerekiyor.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün güncel verilerine göre, Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacılardan 109 bin 262’si, sadece %3’ü Geçici Barınma Merkezleri ya da kamplarında yaşıyor.

Geçici Koruma Kapsamında kamplarda yaşayan Suriyelilerin yerli nüfusa oranla en yoğun yaşadığı il %80,61 ile Kilis. Kilis’i %26,56 ile Hatay, %21,58 ile Gaziantep ve %21,37 ile Şanlıurfa izliyor.

 

Geçici Koruma statüsüne rağmen kentlere göç eden sığınmacılar ve ortaya çıkan sorunlar:

 

3 milyon 613 bin 644 sığınmacı önemli kentlerimize yığışarak, yaşam mücadelesi veriyor.

İstanbul, sahip olduğu Suriyeli sığınmacı sayısı ile birinci sırada… İçişleri Bakanlığının  verilerine göre, İstanbul’da 546 bin 296 Suriyeli yaşıyor. Sığınmacı sayısı sıralamasında İstanbul'u takip eden iller sırasıyla Gaziantep, Şanlı Urfa, Hatay, Adana, Mersin, Bursa, İzmir, Kilis ve Konya.

Sonuç:

*Başta İstanbul olmak üzere önemli kentlerimizin demografik kompozisyonu ciddi biçimde değişiyor.

*Kilis gibi bazı kentlerde oluşan sığınmacı nüfusun çoğunluk haline gelmesi süreci, sığınmacıların görece yüksek nüfus artış oranı göz önünde tutulduğunda diğer bazı kentleri de etkileyecek gibi gözüküyor.

*Bu durumun kentlerde asayiş sorunlarına yol açması kaçınılmaz.

*Ayrıca, bu yığışımın kent planlaması, çevre açısından sorunlar yaratarak kentlerimizin insanca yaşanabilir hale getirilmesi çabalarını sekteye uğratacağı da çok açık…

Sığınmacı Suriyelilerin yol açtığı demografik değişim:

Türkiye geneline baktığımızda geçici koruma kapsamındaki Suriyeli sayısının Türkiye nüfusuna oranı %4,5.

Kasım 2018 itibariyle son 8 yılda Türkiyede doğan bebek sayısının 405 bin 521’e ulaştığı söyleniyor  0-4 yaş arası bebek sayısı 520.000… Nufus artış hızı yerli nüfus arış hızının 2 katını aşıyor…

Bu nüfusun hemen hemen yarısı 0-18 yaş aralığında, eğitim çağında bulunuyor.

 Sonuç:

*Bu rakamlar, sığınmacılar, geri gönderilmedikleri takdirde ülkede ciddi bir eğitim, öğrenim ve uyum süreci gerektiren yeni bir etnik grubun oluşacağını gösteriyor.

**Bu gruba kamu hizmet ve tercihlerinde ayrıcalıklar sağlanması durumunda ise bu sürecin ve bu meyanda, o bölgeden gelen şehitlere rağmen, kentlerde yaşayan sığınmacıların taşkınlıklarının  sosyo-psikolojik tepkilere yol açması kaçınılmazdır

Sosyoekonomik Yapı Üzerine Etkileri:

Sığınmacı Suriyelilerin % 60’ı ını, 2 milyon 145bin kişi ile Aktif-Çalışabilir nüfus oluşturuyor.

Ticaret Bakanlığı 31 Mart 2019 tarihi itibariyle Türkiye’de geçerli çalışma izni bulunan Suriyeli sayısının 31 bin 185 olduğunu,  26 Şubat 2019 tarihi itibariyle en az bir ortağı Suriye uyruklu olan şirket sayısının 15 bin 159 olduğunu belirtti.

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı Verilen Suriyeli Sayısı İçişleri Bakanlığına göre, bugüne kadar 79 bin 820.  

Ülkesine Dönen Suriyeli Sığınmacı Sayısı ise sadece 329 bin…

Sonuç:

*2 milyon üzerindeki çalışabilir sığınmacı nüfusun, işsiz sayısının geniş işsizlik tanımına göre 8.5 milyona, resmi issizlik rakamlarına 4 milyona, işsizlik oranının OECD rekoru kırarak %15’lere ulaştığı, her 3-4 gençten birinin işsiz olduğu bir ülkenin ve halkının sosyoekonomik ve sosyopsikolojik yapısı üzerinde yaratacağı etki ve tepkiyi okurun takdirlerine bırakıyorum.

*Öte yandan 2 milyonun üzerindeki çalışabilir sığınmacı nüfusun sadece 31bininin çalışma belgesi olması, büyük ölçüde düşük ücretle kayıt dışı çalışmaya kapıları açınca düşük ücretlerle çalışmaya amade “yedek sanayi ordusu” ülkede zaten düşük olan genel ücretler düzeyinin daha da düşürülebilmesine yol açacağı anlaşılabilir bir şeydir… 

Kıssadan hisse mi? Ayranım yok içmeye, tahtı revanla giderim…

Dr.Noyan UMRUK 

 

"Mussolini çok konuşuyor Taranta Babu, çok korktuğu için çok konuşuyor" diyordu  Nazım Hikmet...

52 yıl önce Haziran ayında kaybetmiştik koca Nazım’ı… Bir vasiyeti vardı bizlere:

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, 
ölürsem kurtuluştan önce yani, 
alıp götürün 
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni. 
Hasan beyin vurdurduğu 
ırgat Osman yatsın bir yanımda 
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp 
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda. 
Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, 
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, 
tarlalar orta malı, kanallarda su, 
ne kuraklık, ne candarma korkusu. 
Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, 
toprağın altında yatar upuzun, 
çürür kara dallar gibi ölüler, 
toprağın altında sağır, kör, dilsiz. 
Ama bu türküleri söylemişim ben 
daha onlar düzülmeden, 
duymuşum yanık benzin kokusunu 
traktörlerin resmi bile çizilmeden. 
Benim sessiz komşulara gelince, 
şehit Ayşe'yle ırgat Osman 
çektiler büyük hasreti sağlıklarında 
belki de farkında bile olmadan. 
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, 
- öyle gibi de görünüyor - 
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni 
ve de uyarına gelirse, 
tepemde bir de çınar olursa 
taş maş da istemez hani…/1953, 27 Nisan,Barviha Sanatoryumu
Vasiyetini yerine getiremedik…

Oysa ne acılar çekmiş, neler neler söylemişti şair bizler için;
Bugün pazar. 
Bugün bizi ilk defa güneşe çıkardılar. 
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün 
Bu kadar benden uzak 
Bu kadar mavi 
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak 
Kımıldamadan durdum. 
Sonra saygıyla toprağa oturdum, 
Dayadım sırtımı duvara. 
Bu anda ne düşmek dalgalara, 
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. 
Toprak, güneş ve ben... 
Bahtiyarım...

Evet, yarın Pazar… Yarın, bizleri, birincisinde, yozlaştırılan kurumlardan bu kez de YSK’ı kullanılarak mızıkçılık ettikleri için ikinci seçimde siyasi irademizi belirlemek için topluca sokağa çıkaracaklar…

Ama Nazıma kulak vermek lazım sokağa çıkarken… Akrep, midye ya da serçe gibi olmamak için…

Akrep gibisin kardeşim, 
Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
Serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
Midye gibi kapalı, rahat. 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
Bir değil, 
Beş değil, 
Yüz milyonlarlasın maalesef. 
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 
Hani şu derya içre olup 
Deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm 
Senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
Kabahat senin,
Demeğe de dilim varmıyor ama
Kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Onun için en azından sandığı küçümsememek gerekiyor… Sandığa gitmek, gittiğimizde sağduyu ile aklımızı kullanmak ve de sandığa sahip çıkmak gerekiyor… Aksi takdirde şikâyet etmeye hakkımız kalmıyor…
Aslında sene de bir gün değil, her Allahın günü sahip çıkmak gerekiyor ülkeye…

Çünki bu memleket bizim…

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür 
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

Bu özlemleri gidermek, bir ağaç gibi tek ve hür ve de bir orman gibi kardeşçesine yaşayabilmek için geçtiğimiz yılların yanlışlarını, sahip çıkmamız, sarılmamız gereken doğrularımızı anımsayarak, içine düşürüldüğümüz ağır ve ciddi sorunlar labirentinden ortak aklın kılavuzluğuyla çıkabilmemiz için bari bu kez Nazım’ın yukarıdaki dizelerinde yer alan vasiyetlerini yerine getirebilsek…

Davazlı deyyo ki:"Ha babam de babam sandığa gidiyoz emme o sandıktan bi tüülü demokıraasi cıgarameyyos be daayı... Baari bu sefer cıgarabiliveesek deyyon hani..." Doğru söze ne denir...

Öte yandan “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir” diye başlayan, İstanbul’daki Saray’ın sorumluluğunu yerine getirmediğini belirten, bu gün 100. Yılını idrak edeceğimiz Amasya Tamiminde Atatürk, engin öngörüsüyle “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” demişti…

Umarız ve dileriz; bu seçimin de artık “milletin azim ve kararı” ile adil bir biçimde sonuçlanması,  büyük ölçüde, Cumhuriyet kurumlarının zafiyete uğratılması ve kaale alınmaması sonucu yapılan ciddi ve büyük siyasi hatalardan doğan

*S-400, F-35 gibi ülkenin ABD ile Rusya arasında sıkışıp kalması,

*Ciddi işsizlik ve son derece adaletsiz gelir dağılımını büyüten ekonomik kriz,

*Sosyoekonomik dengeleri de derinden sarsan başta Suriye sorunu olmak üzere çevremizde ve dünyada gittikçe kötüye giden uluslararası ilişkiler sürecimiz,

*Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege sorunları vb. sorunlar labirentinde çırpınan Türkiye’nin İstanbul’dan büyük olduğunu bizlere anımsatır ve de artık bu sorunların çözümlenmesi için hızlı adımlar atılmasına yol açar…   

Dr.Noyan UMRUK 

Terör örgütü ''Irak İslam Şam Devleti''(İŞİD) ve diğer Selefi-Vahabi terör örgütlerinin başta Iark olmak üzere diğer İslam ülkelerinde terör eylemlerine girişip, masum sivilleri katletmeye, kentleri ve köy yerlerini tahrip edip bölgeleri terörize etmeye başlamasıyla birlikte bu cani çetelere karşı ülkelerin güvenlik güçleri ve orduları karşı koymaya başladılar. Ordu ve güvenlik güçleri bir çok nedenden dolayı söz konusu terör örgütleriyle mücadelede yetersiz kalınca devreye gönüllü milis güçleri girdi. Irakta gönüllü gruplar bir araya gelerek ''Haşd El Şabi'' adında bir milis gücü oluşturdular. Gönüllü birlikler anlamına gelen Haşd El Şabi gücü kısa sürede tekfirci teröristlerle mücadele eden en önemli birliğe dönüştü.

Bildiğimiz gibi Irak'ta çarşılar, camiler, türbeler, köprüler, fabrikalar, atölyeler, enerji santralleri, barajlar, tarihi kalıntılar, müzeler, anıtlar ve eski yapılar, askerler, siviller yani bütün Iraklılar bu teröristlerin hedefi haline geldiler.

Paramiliter bir örgüt konumunda bulunan Haşdi Şabi, Irak devleti emrinde ordu ve güvenlik güçlerinin yardımına koşan bir birlik olarak ortaya çıkmıştır. Irak'ta İŞİD varlığı tehlikeli bir duruma yaklaşıp başta ülkenin en önemli ikinci kenti olan Musul’un işgal edilmesi  ile tehlikenin ne denli büyük olduğu anlaşılmış ve bu ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit etmeye başlaması ile birlikte Irak halkı topyekün bu terör örgütlerine karşı mücadele etmeye başlamışlardır. Esasen daha önceden kutsal Necef kentinde bulunan dini otoriteler İŞİD'e karşı cihad fetvası yayınlamışlardır.

Haşdi El Şabi'nin çekirdeğini oluşturan Şii ve Sünni Araplar bu fetvalardan sonra birlikteliklerini güçlendirmişlerdir. Özellikle Selahaddin, Neyneva ve El Anbar illerinin İŞİD tarafından işgale uğramasından sonra binlerce Müslümanın yanı sıra bölgedeki aşiretler ve Hristiyan, Türkmen ve Kürtler kısa sürede Haşdi Şabi'ye katıldılar.

Haşdi Şabinin misyonu: Iraklı büyük şii din adamı ve fetva makamı Ayetullah Seyid Ali SİSDANİ Haşdi Şabi'nin kurucu manevi lideri olarak yirmi maddelik bir deklarasyon ile Haşdi Şabi’nin önceliklerini şöyle açıklamıştır:

Haşdi El Şabi mensuplarının İslami değerlere bağlı olarak esir düşen İŞİD ailelerine insanca muamele etmeleri, özellikle kadınlar ve çocuklara iyi davranmaları, gerekli olmadığı sürece ağaçları kesmemelerini öngörmüştür. Aynı şekilde Müslüman olmayanlara karşı da her türlü saldırganlıktan uzak olmaları tavsiye etmiştir. Bazı uzmanlar Haşd Şahabiyi Amerikadaki Navy SEAL birliğine, Rusya’nın ALFA(AİBHA) ve Avusturya’nın İCO KIBRAY birliklerine benzetmektedirler.

HAŞD ŞABİ İLE İLGİLİ TEKNİK BİLGİLER VE SÖZLÜK ANLAMI: Arapça da Haşd grup cemaat veya cemiyet anlamındadır. Şab ise ortak değerlere sahip grup anlamına geliyor. Günümüzde ise Haşdlı Şabi gönüllü birlikler olarak kullanılmaktadır.

Kuruluş sebebi: Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) terör örgütü 2013 yılında kuruldu. Bu terör örgütü 9 Haziran 2014 yılında Irak’a saldırıp ülkenin en önemli ikinci büyük kenti olan Musul’u işgal etti. Ardından Irak'taki kutsal mekanlara saldırdı. Öncelikle bu terör örgütü Yunus peygamber, Cercis peygamber, Heys peygamber ve kutsal Kufe kentinin yanındaki Yahya Bin Zeyd Türbesini havaya uçurdu. Bu durumda Irak hükümeti ordunun yanı sıra halkı da örgütleyecek Haşdlı Şabi'nin kurulmasına karar verildi.

Kurul Aşaması: Örgütün kurulması 3 aşamada gerçekleşmiştir.

1 Aşama: Irak’ın o dönemdeki Başbakanı ve Silahlı kuvvetler başkomutanı olan Nuri El Maliki, Irak’ın bütünlüğünü korumak ve İŞİD terör örgütünün başkent Bağdat’a saldırısını önlemek amacıyla Haşd’ı Şabi’nin kuruluşunu yayınladı.
2 Aşama: Irak Şiilerinin dini lideri Ayetullah Ali Siyistani’nin fetvası: Haşdı Şabi’nin kurulmasından 3 ay sonra Ayetullah Siyistan’i yayınladığı fetva ile İŞİD’e karşı cihad çağrısında bulundu ve halkı Haşdı Şabiye katılarak direnişe davet edince örgüt önemli bir meşuriyet kazandı.
3.Aşama: Yasal meşuriyet 2015 yılında Irak bakanlar kurulu Haşdı Şabi’nin kuruluşunu onayladı. Başbakanlığa bağlı olan bu direniş örgütü Irak Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olarak Irak devleti ve parlamentosu emrinde görev yapacağını ilgili tüm bakanlıklar ve devlet dairelerinin örgüte her türlü yardımı yapmaları gerektiğini söyledi.

Haşlı Şabi’nin oluşturan Güçler: Tahminen bu ordu 50 civarında büyüklü küçüklü örgütten oluşmaktadır. Kuşkusuz bu gruplar içerisinde en önemlileri Esaip Ehl El Hak, Seraya Telie El Hurasani, Ketaip Seyit El Şüheda, Hereke Hizbullah El Necba'dır.

Haşlı Şabi İçerisinde bulunan bazı silahlı gruplar ;

  • Bedir Tugayları
  • Ehlil Hak Tugayları
  • Ketaibi Hizbullah
  • Gevvat Guvvat El Şehid El Sadr
  • Hareket El Neciba
  • Saray-el İslam
  • Saray-el Cevad
  • Liva Ali Aliekber
  • Seriya El etebat
  • Ketaip Seyi El Şehade
  • Ketaip El Teyyar El Risali
  • Ketaip El Tiyar El Salih
  • Sıraya El Hurasani Tugayı
  • Sıraya Aşura Tugayı
  • Guvat Vedallah
  • Firgetil Abbas El Gatiliye Tugayı

Haşd Şabiyi oluşturan birliklerin mezhepsel yapısı: Haşdlı Şabi oluşurken başta Suudi Arabistan ve bazı diğer ülkeler bu ordunun Şii inancına mensup militanlardan oluştuğunu ve Irak'taki Sunnileri hedef aldığını böylece Irak'ta Sunnileri yok etmeye yönelik projenin parçası olduğu tezini ortaya attılar. Oysa ki araştırmalara göre bu orduyu oluşturan milis birlikler ve komuta kademelerinde önemli oranda sünni meshebine mensup komutanların olduğu bilinmektedir. Irak çok etnik ve mezhepsel bir yapıya sahiptir. Araplar, Kürtler, Türkmenler, İzediler, Şiiler, Sünniler, Hristiyanlar, Süryaniler ve başka birçok unsurdan oluşan bir ülkedir.

Sünni mezhebine mensup Haşdlı Şabi birlikleri:

  • Amiriye el semudu ordusu komutanı Albay Hamiş el Eysavi
  • Der El Felluce ordusu komutanı albay macıd el Muhammedi
  • Nehut el neşami tugayı komutanı Şeyh Rafi El Fehdavi
  • El Nevadır tugayı komutanı Şeyh Abdurrahim el Şemeri
  • Beyrak El Irak(Haşd el Sbeavi) tugayı komutanı Şeyh Migdat Fares El Abdulah El Sbeavi
  • Ehrar el Fırat tugay komutanı el cefreyfi
  • Der El cezire tugayı komutanı Albay Mezher El Bylavi
  • Kuzey el Remadi aşireteri birlikleri komutanı General Tarık El Esel
  • Neyneva eyaleti el cebur aşiretleri birliği komutanı Muhammed el Ceburi
  • El Tahi birliği komutanı Yasin Hüseyin El Mesleh El Ceburi
  • El Tenaya birliği komutanı Şeyh Hamut El Meyah
  • Abu Temehe grubu komutanı mehdi Salih el ceburi
  • Selahattin ordusu komutanı Eşem El Sebhan El Ceburi
  • Ehrar El Kereme birliği komutanı Albay Muhammed merzi el cemeyli
  • Serhat El Hak birliği komutanı Albay Cemet El Cemali
  • Haşdlı şabi 30’uncu kol ordusu komutanı abu Abdullah el Fehdavi
  • El Remadi aşiretleri birliği komutanı Albay Ahmet Abdullah El Biyallavi
  • Kereme el felluce kol ordusu komutanı şeyh Cuma feze ali el cumeyli
  • Ebna el Ğerbiye tugayı komutanı Cemal Şehap El Muhellavi
  • Şeyh Ali el nemravi tugayları komutanı Ali Abd Feyh
  • El Haşd el eşairi komutanı Albay Saddam Kerep el sermet
  • Haşdı Cnup(Güney) Musul Tugayı komutanı şeyh nizhan el Seher el Lehibi
  • Ugabani sehrayi El retiye( El Retiye çölü kartalları) tugayı komutanı Şeyh şakir El Ebu Reyşh
  • Haşd el Tahdi Tugayı komutanı Şeyh Metban El Remah
  • Haşdi Aşiretel Cebur komutanı Şeyh Halit El Sebah
  • Haşd eldim el muhamede tugayı komutanı Şeyh Kehlan El Hasud

Kuruluş tarihi: 2014.06.05

Faaliyet Yeri: IRAK

Faaliyet Alanı: Askeri

Elde Ettikleri Bazı Başarılar: Haşdlı Şabi Birlikleri İŞİD Terör Örgütünün Irak’ın kentlerini ele geçirme girişimlerine karşı önemli başarılar elde etmiştir. Örnek olarak Kutsal Samira ve Amerli kentlerinin ablukasını kırmak Cerf El Elseher, Musul, Felluce, Tuzurmatu, Selahaddin ilinin büyük kısmı, Enbar ve birçok ilin teröristlerden temizleme harekatı gösterilebilir. 2015 yılının sonunda Haşdı Şabi kuruluşunun 550. Gününde 19 Irak kentini teröristlerden kurtarmıştır. Günümüzde ise İŞİD vb. terör örgütlerinin Irak topraklarının %95’inden temizlenmesinde Haşdı Şabi’nin çok önemli rolü olmuştur.

Rolü: İŞİD ve benzer selefi-vahabi örgütlerle mücadele
İŞİD üye sayısı: 100.000-2.500.000 arasındadır.
Maaşları: 700.00 Irak dinarı + 125.000 yemek parası
Faaliyet Ettikleri Coğrafya: Irak’ın illeri (Bağdat, Babil, Diyala, Selahattin, El-Embar, El- Curume, Musul, Tusulmatu, Kuzey Irak)
Kullandıkları Silahlar: İran’dan gelen silahlar, Irak Ordusunun verdiği veya Amerikalılardan alınan silahlar.
Komutanlık Yapısı: Bu askeri birlik yasal bir birlik olup Irak devleti ve parlamentosu emrinde Irak Silahlı Kuvvetleri, Irak İstihbaratı ve Irak dini Merceiyete (Fetva Makamı) bağlı olarak çalışmaktadır.
Başkomutanı: Aynı zamanda Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olanı Hayder El İBADİ(95) Haşd Şabi’nin de Başkomutanıdır.

Haşd Şabi’nin Yönetim Kurulu Başkanı: Faleh Feysel Fehet El FEYYAZ (94)

Hayatı;
Faleh El FEYYAZ 1956 Bağdat doğumludur. 1980’li yıllarda Hizb Eldaveh katılmış daha sonra Saddam Hüseyin’in devrilmesi ile Başbakanlığa gelen İbrahim El Caferi’nin danışmanlığını yürütmüştür. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı Yardımcı Özel Kalem Müdürlüğünü yürütmüş en son Milli Güvenlik Bakanlığı yapmıştır.

Haşd Şabi İslami Direniş Komutanı: Hacı Abu Mehdi EL Muhendis(93)

Hayatı;
Cemal Cafer İbrahim kod adı Abu Mehdi El Muhendis. 1954 Basra doğumludur. Babası Iraklı, annesi İran asıllıdır. 1977 yılında mühendislik fakültesinden mezun olduktan sonra Hizb Eldaveh Partisine katılmıştır. Devrik Irak lideri Saddam Hüseyin zamanında Hizb Eldaveh Partisi yasaklanınca Kuveyt’e gitmiş. Kuveytin El Cabiriye kentinden Saddam Hüseyin alehine siyasi faaliyetlerde bulunmuştur. 2003 yılında Irak'da Baas Partisi yönetimi yıkılınca ülkesine dönmüştür.. 2005 yılında Babil ilinin temsilcisi olarak parlamentoya girmiş ama işgalci Amerikalılar tarafından ülkeyi terk etmek zorunda kalıp İran’a gelmiştir. Amerikalıların Irak’ı terk etmesi ile birlikte Irak’a dönmüş halen Haşdı Şabi kuvvetlerinin Başkomutan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Anti-emperyalist birisi olan Abu Mehdi ye göre İŞİD terör örgütünün arkasında Amerikalılar ve Suudi Arabistan bulunmaktadır.

Haşd Şabi’nin sözcüsü ve yönetim kurulu üyesi: Ahmed El Esadi (92)
Haşd Şabi bünyesinde faaliyet gösteren Aşura ve Ensar El Geyde komutanı: Emmar Hekim (91)
Haşd Şabi bünyesinde faaliyet gösteren Bedir Tugaylar komutanı: Hadi El Amiri (90)
Ehlil-hak Tugayı komutanı: Gays El Hazali (89)
El Selam Tugayı komutanı: Mukteda Sadr (88)
İmam Ali Tugayı komutanı: Şabel El Zeydi (87)
Irak Hristiyanları Birliği Genel Başkanı ve Babiliyon Tugayı komutanı: Şeyh Reyyan El Keldani(86)
Hadi Amiri: Bedir Örgütünün Genel Başkanı
Gays Hazeli: Eshaip Ehlil El Hak Teşkilatının Genel Başkanı
Ebucasin Nasiri: Guvat El Şehit Elsedr Örgütünün Başkanı
Ekrem Kebi: Hereket El Neciba İslami Direniş Teşkitanın Başkanı

Kaynak : http://turpav.org/milli-politikalar-enstitusu/guvenlik-teror/hasd-el-sabi-ve-bolgesel-gelismeler.html

Ercan ERTÜRETEN 

 

Page 1 of 7
genclige-hitabe

Son Yorumlar

  • VAZ GEÇİN HACI ABİ ...

    Mesut Yücetürk 06.12.2019 16:40
    Yüreğine sağlık kardeşim. Maalesef Kenan Evren’in zihniyeti zabit camiasında hakim. Ve hükümet söz ...
     
  • HOŞÇAKALIN...

    Nurabi Astsubay 29.11.2019 12:34
    Evimin telefonu kesildi diye ağlayanlar tuğla gibi telefon sahibi olanlar astsubay adı ile şube şube ...
     
  • HOŞÇAKALIN...

    Zeki Kentel 28.11.2019 22:48
    l ( 1930 ) HOŞÇA KALIN OLAMAZ ! ' SEVGİLİ ERSEN YAŞIN EN DİNAMİK ÇAĞINDA İKİNCİ BAHARINDA OLDUĞUNU ...
     
  • ONUR MÜCADELESİNE DAVET

    ZEKİ KENTEL1 28.11.2019 21:04
    ( 1930 ) HOŞÇA KALIN OLAMAZ ! ' SEVGİLİ ERSEN YAŞIN EN DİNAMİK ÇAĞINDA İKİNCİ BAHARINDA OLDUĞUNU ...
     
  • BAŞA BELAMISIN ASSUBAY ?

    İbrahim YILMAZ 24.11.2019 15:35
    CHP Kahramanmaraş Milletvekilim sayın Ali ÖZTUNÇ beye teslim etmek üzere acizane hazırladığımız dosyayı ...

Son Eklenen Mesajlar

Yazmaya elimiz söylemeye dilimiz yetmiyor; Bugün yine canlarımız evlatlarımız meslekdaşlarımız şehit oldu Onlar hiçbir değerle geri gelmeyecek canlarını ülke için feda ettiler Ruhları şad olsun
Pazartesi, 09 Aralık 2019
ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN Ailemizden sonra en çok bağlandığımız bizi hayata hazırlayan öğreten,koruyan emeklerini ödeyemeyeceğimiz her zaman saygı ve minnettarlık duyduğumuz sevgili öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Pazar, 24 Kasım 2019
"https://odatv.com/tskda-ibretlik-ve-vicdanlari-sizlatacak-bir-ihrac-2 1111953.html " Bu haber doğru mu ? YÖNETİCİ NOTU. Gerek haber kaynağının güvenirliği gerekse konu assubay olunca haberin doğruluğu tartışılmaz Herzaman ki gibi günah keçisi olarak yine bir assubayı buldular Şiddetle kınıyoruz
Perşembe, 21 Kasım 2019
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ