EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Şair ve yazar,E Astsb. H.İhsan Sönmez yeni çıkan kitabı ve diğer kitaplarının imza günlerinde okurlarıyla buluşuyor. Sekizinci kitabı “Yasak Delme Saati“ni okurlarına imzalayacak olan Sönmez, yazarı olduğu yayıneviyle birlikte kitap fuarlarında imza günlerine katılıyor. Sönmez okurlarını ve meslektaşlarını imza günlerine davet ederken, Türkiye’de okur oranının yükseltilmesi gerektiğini söylüyor.

  • H.İHSAN SÖNMEZ KİMDİR?

Kastamonu Araç 1961 doğumlu.

Jandarma Okulunu bitirdi. Halkla İlişkiler okudu. Jandarma Astsubayı olarak yurdun değişik yerlerinde görev yaptı. 2003’de emekli oldu.

Toplumsal içerikli yazıları ile şiir, gezi, öykü, deneme, inceleme, söyleşileri; Gülpınar, Tay, Şehiriçi, Aykırı Sanat, Yaşayan Yarın, Şiiri Özlüyorum, Patikalar, Şehir, Öteki-siz, Bizim Sanat, Uzak Ülke, Lacivertsanat, Akademi Gökyüzü, Aydili, Temrin, Acemi dergileri ile çeşitli gazetelerde yayınlandı.

Ulusal edebiyat ve sanat etkinliklerinde toplumsal sanat bilinci, Anadolu dergiciliği, şiir ve sanat üzerine bildiriler sundu.

Kendi eserleri dışındaki eser ve ansiklopedilerde yer aldı.

Aykırısanat Dergisi 2005 yılı şiir yarışmasında "Düşlerin Çağrısı" isimle ikincilik ödülü, Değişen Kocaeli Kocaeli Oskarları edebiyat kategorisinde 2008 Yılının edebiyatçısı ödülünü aldı. “Bir tutam Gözyaşı Bırak Gizlice” isimli şehitler üzerine yazılmış şiiri, yurdun değişik okullarda şiir okuma yarışmaları için önerildi. Yarışmacı öğrenciler tarafından seslendirildi. Okuyan öğrenciler ödüller aldı.

Edebiyatçılar Derneği, Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği, Yazarlık Akademisi Derneği, Kasyö-Der, Gölcük Temad üyesidir.

Kocaeli, Gölcük, Değirmendere’de yaşamaktadır.

İMZA GÜNLERİ
  • 15 Şubat 2014 Saat:13.00-18.00 Atatürk Kültür Merkezi, Ferfir Yayınları standı(78) ANKARA
  • 22 Şubat 2014 Saat:14.00-16.00 TEMAD Gölcük Şubesi Konferans Salonu Gölcük-KOCAELİ
  • 01 Mart 2014 Saat:13.00-16.00 (Söyleşi ve imza) CNR Kitap Fuarı, Ferfir Yayınları Standı (4-C 22) Yeşilköy –İSTANBUL
YAYINLANMIŞ KİTAPLARI
  • Gökkuşağı Yere Düştüğünde(şiir)
  • Zaman Köprüsü(şiir)
  • Deelmina’ya Aşk Günlüğü(şiir)
  • Özgürlük Koyun Benim Dünya Adıma(şiir)
  • Mahcup Denizler(öykü)
  • İlk Cemreyle Raks(şiir)
  • Kurşun Gölgesinde Güneydoğu
  • Gri Tilki (anı-roman)
  • Yasak Delme saati (deneme)

BİRAZ DA MOBBİNG.

Ben de, insanlar arasına karıştım. Askerlik ortamında. Askerliğin onursallığını paylaşmak güzeldir, mutlu olur insan. Güven dolu olur. Kışla yaşamında aslında mutluluk paylaşımı farklıdır, askeri ortamın. Çalışma yaşamı da erken başlar kışlada. Gazinosu vardır. Eğer rütben, statün uygunsa lojmanın da olur. Mutlu bir yaşama katkı olarak. Farklı bir kültürdür sanki, alışılagelmiş ortam oluşturur askerlerin yaşamı içinde.

Burdur ilinin Kemer diye bir bucağı vardır (şimdi ilçe). Yıl olarak 1961 ortamı. Ormanlarla kaplı ve çevrili bir çevre içinde. Kırmızı kiremitleri vardır. Bir gül çiçeğinin taç yaprakları misali, uzaktan bakıldığında bir gül çiçeğini andırırdı Kemer nahiyesi o yıllarda. Fransiz yazar  Viktor Hugo’nun Mon Village şiirinin betimlemesi gibi. çanak yapraklarını oluşturan yeşil ormanlar, taç yapraklarını oluşturan kiremitleri ile bir mutluluk doludur Kemer'de yaşam ortamı. Kendilerine özgüdür içtenlikleri. Kaynaşmıştır insanlar, kendilerince hizmet veren devlet memurları ile. Ben de onlardan biriyim mutlu. Sene 1961' dir. Okurum, çabalarım. Üniversiteyi bitirebilme adına zaman bana yetmez okuma ortamında. Bir gazete okurum postanın haftada iki defa gelebildiği KEMER bucak’ında Journal Dorien diye. İnsanlar bakarlar söylemini bilmedikleri, anlamadıkları gazeteye. Fransızca olduğundan arada bir "bu bizim karakol komutanı gavur mudur, nedir?" dediklerini de duyar olurum. Okumalarımla çok sevdiğim yabancı dilim Fransızca dilimi unutmak istemem. Ben de mutluyum. Görevim dışında, atletizm sevdirme ve formumu kaybetmeme çabası ile koşarım dolu, dolu. Rekortmen bir atlet olduğum için. Önce yadırganırsın, çıldırmış sanır insanlar seni. Nedensiz koşmanı yadırgarlar. Zaman içinde alışırlar elbette. Önce çocuklarda başlar özentiler. Katılırlar senin peşine koşma istekleri oluşur. Yarışırlar güçleri yettiğince seninle. Seversin onların içten davranışlarını. Sevdirmek adına atletizmi. Gün gelir çağrılırsın yarışmalar için, ulusal yarışlarda yarışma ortamına. Okurlar gazetelerde ismini Kemer’liler. Daha da merak sararlar, grup koşmalarına zaman içinde bir yarıştır başlar.

Bencilliklerini öne geçirmek için sarar onları koşma olgusu. Öğrenirler gün gelir Kemer'deki jandarma karakol komutanının sporda rekortmen olduğunu. Yaşlıları da katılır. Onlarda da oluşur koşma sevgisi. Koşma olgusu ile sağlıklı yaşamanın kardeşliği. Sporun sağladığı katkılarını iç tepkilerinde hissederler. Takım oluşturup yarıştırmak farklı bir duygudur onları, benim için… Öğrenirler kendi benliklerinde yarışmayı.

Böylesi güzel duygularla mutluluk dolu sürerken yaşam görevimle ilgili resmi işlerimi yapmak, maaşımı almak için sabahın saat altısında düşerim yollara bir gün. Kemer–Burdur arası 68 km. Üç saat çeker, engebeli yollar ortamında. Burdur’un şirinliği farklıdır. Görmek mutluluktur. İhtiyacım olan kitaplardan almak, yaşama haz verir. Günlerden bir gün, sene 1961 mevsim ilk bahar, güneşli, içtenlikli alışkanlıklar içindesiniz. Üzerinizdeki üniforma eğitim elbisesi. Bir lokantaya gidersiniz kahvaltı için. Lokanta ortamında iken itibar görürsünüz üniformalı olduğunuzdan. Kahvaltı için gittiğiniz yerde yan masada biri vardır. Sabahın erken saatlerinde alkollü görüntüsü ile, bakımsız, kıyafeti ile. Aldırmazsınız olumsuz görüntüye. İlginiz dışında olan kişi, biraz durur, kalkar gider. Aradan beş dakika geçer. Çıkagelir tanımadığın kişi. iki inzibat eri ile karşınıza dikilir. Anlamazsınız sebebini. Kişinin iç güdüsü, içtepileri içinde saklı olduğundan, olmayan nedenini bilemezsiniz. Ve meçhul kişi sizi hedef alıp sorar: "lokantada BENİ TANIMADIN MI?". "Hayır tanıyamadım" dersiniz masumane. Hadi yürü inzibat merkezine der amirane emir verircesine. O anda amirlerinizle iletişim kurma olanağınız da yoktur. Gitmek istemesen iki asker sürüyüp götürecektir seni. Ben de perişan olacağım, askerlik onurum da! Uyum sağlamazsam haksız emirlere. Çaresiz uydum, uğradığım haksızlığa. "Orada anlatırsın" der karşındaki. O anda çaresizdim bir sarhoşun elinde. İnzibat merkezine girince: "ALIN ŞUNUN TABANCASINI" dedi erlere. Erler aldılar. Oysa o tabanca bana görev için verilmişti. VE BEN SESSİZ teslim olmuşum ortama. Zaten ayda üç dört saatliğine gelebildiğiniz şehir merkezinde kitapçı, lokantacı, amirlerinizden başkaca kimseyi tanıma olanağınız yoktur. Zabıtasınız. Çalışma ortamınızdan ayrılma olasılığınız yoktur. Asayişi koruma görev ortamından inzibat merkezine girer girmez bir küfürdür, bir hakarettir. Küfür ve hakaret kültürünün görülmedik, duyulmadıklarının hedefi oldum. Orada gözüme ilişen bir astsubay, görevli o olduğu halde odasından bile çıkamadı. Hafifçe kapısını kapattı. Ürküntüsü var demek ki. Erler dağıldılar. Bana hakaret eden de yüzbaşı rütbesinde imiş. İnzibat komutanı iken iki ay kadar önce inzibat görevinden alınmış. Ama hala kendini görevli sanan biri. Kimse de sesini çıkaramıyor. İki üç er kaldı. Ben metanetimi, saygımı yitirmedim. Benim sükunetim ve metanetim onu çaresizliğe düşürdü. Benimle ilgisi yitti o anda. Belli ki doyuma ulaştı. Ben de üzüntülü, ağlamaklı üzüntünün en dolu dolusunu yaşayarak oradan ayrıldım. Silahım orada kaldı. Komutanıma gittim. SAYIN ALAY KOMUTANIM BU GÜN BİLE MİNNETARLIĞIMI HİSSETTİĞİM. Keşke yaşasa idi. Gidip mutlulukla ellerini doya, doya öpme isteğim var halen!

1938 MEZUNU BİNBAŞI SAYIN SÜLEYMAN TURAN idi Alay Komutanım. Anlattım olumsuz olayı. Beni sükunetle dinledi. Ağladım anlattım. "Uyumlu davranman iyi olmuş" dedi. Beni karşı odada oturttu. "Sakin ol yavrum, üzülme" dedi ama elde mi. Ağlarım hala anımsadıkça. Bu gün 81 yaşındayım. Hemen Sayın Tugay Komutanı'nı aramış. Sayın Komutan beni emretmişler. Olayı tugayda da Tugay Komutanı'na anlattım. Beni teskin etti, onurlandırıcı söylemleri ile. Daha sonra bana bildirildiğine göre adının CEMİL GÜLSE olan yüzbaşıya on gün göz hapsi verilmiş. Bakarsınız, istemediğiniz, ummadığınız, beklemediğiniz anda karşınıza çıkıverir, üzüntünün en dolusunu size yaşatan. Kahrolursunuz amma çaresizsinizdir. Kaçmak gelir içinizden ortamın olumsuzluğundan. Kaçamazsınız. Görmek, duymak istemediğiniz söylemlerle üzerinize, üzerinize gelir olumsuzluk. Tüm sessizliğinize, sakinliğinize uyum sağlama isteğinize rağmen galiz küfürlerin nedeni yoktur ama hedefi olursunuz. Ne annenizin ne de sizin iffetiniz kalır, küfür ortamında. Neden annelere sövülür de babalara sövülmez onu da anlamış değilim. İffetsizliğiniz ortaya dökülür, kendini iffetli sanan tanımadığınız tarafından. Çağdaşlıktan, insanlıktan ortamdan bıkar olursunuz ve yaşamaktan. Askeri ortamla bağdaşmayan olumsuz kişilik sergilemesidir bu. Hazmedilemeyen yetkinin, hak edilmeyen rütbenin kötü kullanımıdır bütünüyle size yapılan. Ama metanetiniz olumsuzluğu yenmeye yeter. Kazanmazsınız amma kaybetmezsiniz de. Benim de yaptığım, yapabildiğim oydu. Yeni, yeni öğrenmek istemediğim küfürlere hedef olmak.

Yıllar sonra Ağrı’dayım. Yani 1969 yılı idi. ANKARA’DAKİ ÜST DÜZEY KOMUTANLARIMIN MÜRACAATIMA YAZILI EMİRLE İZİN VERMELERİ sonucu liselerde Fransızca okutmaktayım. Aynı yıl içinde anımsadığıma göre bir gün alay komutan yardımcısı Yarbay Sayın Muzaffer YILMAZKAN beni emretmişler. Odasına girdim. Bir de ne göreyim. Sekiz sene önce hakaretleriyle, küfürleriyle yaşamımı karartan yıllarca rüyalarıma giren olumsuz olguların sahibi Cemil Gülse yarbay olmuş. Karşımda, komutan yardımcısının yanında oturuyor. Kendisini hemen tanıdım. Ama o beni tanıyamadı. Meğer oğlu benim öğrencim imiş. Öğrencinin ismi gündeme gelince, anımsadım. Çocuk ortanın üstü derecede başarılı saygılı, verilen görevleri yapan, içtenliği konusunda güven veren bir öğrencim olduğu için. Olumlu konuşmaktan, öğrencinin uyumlu ve başarılı olduğu konusunda konuşmaktan başkaca bir söylemim olamazdı zaten. Tüm öğrencilerim için hep olumlu düşünmüşümdür eğitim verdiğim sürece. En çalışmayanların bile derslerini sevmelerini sağlamış, öğrencilerime farklı yöntemler kullanarak derse olan ilgilerini pekiştirip konulara ısındırarak derslerine sevgi ortamı yaratmışımdır. Ancak biraz konuştuktan sonra Cemil Gülse’ nin jestleri mimikleri değişti. Ben ayakta esas duruşta. O anda tanımış olmalı. Zaman, zaman yüzünde kızartılar oluştu. Hareketlerinde mahcubiyete dayalı olumsuzlukları farklı oluştu. Olumsuz görüntüleri fark edince ben sayın komutanımdan izin aldım. Ayrılmak istedim. Ortamı terk ettim. Daha sonra komutanım da, olumsuzluğu fark etmiş olacak ki beni çağırdı. Oluşan farklı ortamı sordu. Kendilerine 1961 yılında bana nedensiz yapılanları, başıma gelenleri anlattım. Ama aradan uzun zaman geçtiği için anımsamak istemediğimi, bir daha hatırlayarak mutsuzluğa düşmek istemediğimi söyledim, sayın komutanıma.

Kin duygusu, insanın taşımaması gereken olumsuz bir yük ve duygu olduğunu komutanıma söyledim. Beni kutladı. Yanından ayrıldım. Bu gün aradan 63 yıl geçti. Hatırladıkça ürperti ile titrerim mutsuz kötü anı ile. Ve düşüncem odur ki bu olumsuz olgu, empati olsa idi, bende ne mutluluğun adı olurdu, ne de bugüne gelebilirdim.

Neyse zaman geçti. Ben çağdaş insanım. Çağdaş toplumun kabul etmeyeceği olguları zaten kendime uygun bulmam. Yapabildiğim olumlu olguları yaşamak mutluluktur bence.

Mehmet KAYALI
Zavallı mutluluğu arayan bir astsb.

Ve ben yaşadım. 81 yaşındayım. Canlı şahidim. Olgular içinde Ben 1965 yılında ANKARA’ da 4 yıllık üniversite mezunuyum. 100 üzerinden 84 puanla. Meslekte iken, Ankara'daki Kuvvet Komutanlığı'mın özel yazılı izni belgesi ile liselerde 12 sene Fransızca, matematik, ticaret liselerinde ticaret hukuku okuttum.

Mezun olan öğrencilerim, bir kaç sene sonra karşıma saygı sunmak üzere geldiklerinde  yedek subay teğmen idiler. “BEN ÇAVUŞ“ liselerde okutman.

Çavuşun başlangıcı ve  sonu yoktur! Başlangıçta bir kere çavuş oldunmu, yetkide yoktur ve çavuşluğun devam eder. Bende öyleydim işte, herkes gibi.

Kim itiraz ediyorsa, önce parmağını kaldırsın. Sonra da gelsin karşıma, konuşalım.

Sene 1976-1977 yer Trabzon------. Baremim---1/4. Alay komutanının da bölge komutanın barem dereceleri eşit, 1/4 baremdedir. O tarihte aynı baremden eşit maaş alıyor idik. Belgeler (bordrolar) maliyenin devlet arşivinde. Devletin resmi belgeleri bunlar, Jandarmanın teftiş sandıklarında.

Ben 4 yıllık üniversite mezunu, komutanlarım 2 yıllık harp okulu mezunu. Ben astsubay kıdemli başçavuş, komutanlarım albay!

O tarihte maaş ortamında ölçü, eğitim seviyesi idi.

Devletin diğer kurumlarında olduğu gibi.

Ben iki yıl daha fazla eğitimli.

Barem, intibak başlangıcım, 7/1 den başlatıldı intibakım 1923 sayılı yasa uyarınca.

Sayın komutanlarımın 926 sayılı yasa uyarınca 8/1 den başlangıç dereceleri. Ve hepimiz askeri ortamda, devletin askeri memuruyuz. Olgu bu!

Maaşlarımız eşit; 1/4 derece tamamı.

Bu maaş dengesi 2000 yılına kadar devam etti.

2000 yılından sonra ekonomik durumlarda değişmeler olmağa başladığını fark eder oldum. Ayrıcalıklı yasalarla "tazminatlar" adı ile iyileştirmelerin sadece ünvan üzerinden yapıldığını görünce 246 milletvekiline 10 Ocak 2000 tarihinde mektup yazdım. Belgelerim, devlet arşivinde ve kendi dosyamda. Kurumumdan o tarihte bana gelen yanıtlar...

Durumu anlattım milletvekillerine, düzeltilmesini istedim. Müracaatım sadece milletvekillerine idi. Yazdığım mektup’un yanıtını milletVekillerinden beklemekte idim. Olmadı! Onlarda olgulara duyarlı davranmadılar. Biz astsubaylarla ilgilenen bile olmadı. Çünkü, 1923 SAYILI YASANIN OLUŞUMUNDAKİ 7 MİLLET VEKİLİDE YOKTU ARTIK!

Daha sonraki zamanlarda maaş ve ekonomik iyileştirmelerde astsubaylar ile ilgili bir iyileştirme yapılmadı. İki yıl harp okulu eğitimli, emekli albaylar iyileştirmelerden faydalanırken, astsubayların eğitim düzeyi hangi seviyede olursa olsun görmezden gelinerek iyileştirme olanağından faydalandırılmadı.

İyileştirmeler ünvan üzerinden yapıldığından bizlerin maaşları da yerinde saydı. Nedeni de bilinmez!

Devletin diğer tüm kurumlarda ekonomik, sosyal haklar, eğitim süresi ile eşit paylaşımlı değerdedir ülkemizde.

Ben bir asker ve devlet memuruyum. 1976-1977 yıllarında eşit maaş aldığım devlet memurları, maaş yönünden ekonomik eşitliğimin bugünkü olumsuz farklılığıdır.

  • Görev tazminatı
  • temsil tazminatı
  • makam tazminatı
  • kadrosuzluk tazminatı
  • komutanlık tazminatı
  • komkarsu tazminatı

maaş ekonomisine farklı isimlerle yapıştırılan ödemelerdir.

Emekli statüsünde olup ta, benden iki yıl eksik eğitimli olmalarına rağmen, benimle birlikte emekli olanlar, bugün benim iki buçuk katım maaş almaktadırlar.

Benim haklarımın neden yürümediğini, yürütülmediğini anlamakta zor.

Olumsuzluğun temel nedeni olan tazminatlar silsilesidir.

Bunlar nerede hazırlandı? TBMM'nde.

Milli Savunma Komisyonu'nda bunları kim savundu?

TBMM'ne kim taşıdı?

Tüm bunlar oluşum halindeyken astsubaylara da küçücük, minicik bir tazminat olgusu sayın komutanlarımızca TBMM'ne önerilse idi komutanlarımızın kayıpları ne olurdu?

Ama, astsubayların sızlanmaları olmazdı. Yaşamları çağdaş ortamda olurdu. Komutanlarımızın hediyesi olarak, bu gönül alıcı, sevindirici, minicik tazminat yaşamlarını kolaylaştırmış olurdu. 1300-1400 lira ile geçim sıkıntısı çekmezlerdi emekliler. Sızlanmaları olmazdı bugün.

Çocuklarının eğitim giderleri, maişetleri, giysi istekleri, ibateleri, diğer sosyal ihtiyaçları karşılanamadığı, yetmediği durumlarda astsubayların, eşlerinin, çocuklarının karşısında düştükleri çaresiz durumları, mahcubiyetleri olmayacaktı. Düşünülürse, ağlamaklı üzüntülerini yaşamayacaklardı, derim.

 

Mehmet KAYALI

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Her kuruma örnek olduğunu muhtelif vesilelerle duyuran Türk Silahlı Kuvvetleri dışında, Türkiye’de,hâttâ kabile devletlerinde kendi personeline ön yargılarla sosyal, ekonomik ve insanî haksızlıklarda bulunan başka bir kurum var mıdır? Elbette yoktur!

Bizler, hiyerarşiye saygı içerisinde bu ülkeye ve orduya sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik. Verilen her görevi imkansızlıkları aşarak yerine getirdik, ama karşılığında hiyerarşi kılıfına sığdırılmış adeletsizlikten öte vicdansızlık sayılabilecek davranışlara maruz kaldık!

Yüreğinde adalet ve insan onuruna saygı olan birkaç gazetecinin başında gelen Cesur Yürek Sn.Umur TALU  dünkü yazısında Gazeteciler Günü'nü Genelkurmay'ın suç duyurusu ile kutladığını duyurmuştur!

Neymiş efendim; Sn.Talu “Astlık üstlük münasebetini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve hareketlerde bulunmuş!"

Ön yargı ile adaletsizliğe mahkum ettiğiniz personelin amir ve komutanlarına saygı duyacağını nasıl düşünebilirsiniz? Birlik ve kurumlarda bir anket yapın, subaylar dışında hiçbir personelin moral motivasyonunun, hizmet verimliliğinin geleceğe olan umudunun yok olduğunu, emeklilerin ise kurumlarına olan adiyet duygusunun çoktan bittiği gerçeğini göreceksiniz. Dileriz hatadan dönmenin fazilet olduğunu anlarlar ve bu olumsuzluklar giderilir. Aksi halde ordumuz sürekli kan kaybedecek ve bu huzursuzluklar bitmeyecektir. Bizler, sizlerin düşmanı değil bir emirle ölüme ve göreve gönderdiğiniz yardımcılarınızız. Genelkurmay II.Başkanının bizzat itiraf ettiği gibi bunca işsizliğe ekmeğin aslanın ağzında değil midesinde olmasına rağmen sözleşmeli erliğe alınacaklara 3500 TL maaş, elbise, yemek ve yatma yeri temin edilip, 3 yılda 250-300 bin liraya hayır demelerinin nedeni ordudaki adaletsizlik ve mobbingtir. Bunu neden görmezler?

Sayın Talu aşağıdaki linteki yazısında; Suç duyurusunda deniliyor ki “TSK hakkında çeşitli ifadelerin yer aldığı görülmüştür”; Yüzbinlerce askeri de TSK sayıyorsanız evet doğru nasıl horlandıklarını, aşağılandıklarını, nelere maruz kaldıklarını, neden bu kadar çok intihar ettiklerini, nasıl baskılar altında olduklarını yazıp duruyorum zaten. Fakat siz TSK derken Türk Silahlı Kast’ını kastediyor olmalısınız. Çünkü, hakları savunanların yanında değil onların karşısında bir suç duyurusu yazıvermişsiniz! Aynı tershane işçilerinin ölümlerini yazdığımda tershane patronlarının suçlaması gibi… Fakat sorun şu; siz de TSK'nın patronu değil memurusunuz! Mevzumuz tamamen ”üstün asta yaptıkları”  Tabii TSK ile tek haksızlık vakasını Balyoz,Ergenekon vb.davaları zanneden vicdan timsalleri de bunu anlamaz!...                                                                                                                

Değerli meslektaşlarımız, anlarlar mı anlamazlar mı adaleti sadece kendilerine gerektiğinde mi hatırlarlar bunu zaman gösterecek. Biz assubay ve aileleri cesur yürek Sn.Umur Talu’yu gönlümüzde adalet ve demokrasi kahramanı olarak abideleştirdik. 2007 yılındaki soruşturmaya gerek duyulmayan suç duyurusunda olduğu gibi sonuna kadar her türlü desteğimizle yanındayız. Kendisine, sizler adına duygularımızı aşağıdaki mektubumuzla bildirdik.                                       

Saygılarımızla

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

www.haberturk.com/yazarlar/umur-talu/911548-kusursuz -genelkurmaydan-sahsima-suc-duyurusu


Sayın TALU,

İnsanlık Tarihi baştan sona,  adalet arayanlarla, kendi çıkarlarını korumaya çalışan bilinçli vicdansızların mücadelesine ilişkin örneklerle doludur. Kendi iktidarlarını ya da kişisel çıkarlarını korumaya çabalayan evrensel adalet duygusundan yoksun kesimler, ya adil olmak yerine güç kullanarak, ya da kimi zaman dini, kimi zaman başka değerleri amaçlarına kalkan yaparak çıkarlarını-iktidarlarını koruma yolunu seçmişlerdir.

Gücünü adaletten almayan her sistem yıkılmıştır. Güneş batmayan İngiliz İmparatorluğunun mağrur ordu komutanlarının gücü, Hindistan'da elinde sadece bir asa ile dolaşan, yarı çıplak, yalın ayak bir ihtiyarı, GANDİ'yi yenmeye yetmemiştir.   Çünkü o, adaletten ve doğrudan yanaydı.. Gücünü elindeki silahtan değil, adaletten, adalete olan inancından alıyordu.

Emperyalist bir açlık içinde, Türk topraklarına kızıl arılar gibi üşüşen Avrupalı Emperyalistler, tüm silah üstünlüğüne, tüm sayısal üstünlüğe karşın  yoksul, silahsız ve yalnız Türk Halkı karşısında yenilgiyi kabullenmek zorunda kalmıştır.

GANDİ ve ATATÜRK...

Haksızlığa karşı verdikleri mücadele nedeniyle hâlâ hatırlanıyorlar. Yüzyıllar boyunca da hatırlanacaklar. Ama zalim ve kendi çıkarından başka bir derdi olmayan emperyalist güçlerin süslü üniformalar içindeki komutanları çoktan unutuldular.

Siz, sadece yüreğinizdeki adalet ve insan onuruna saygınız gereği tüm ezilenler gibi assubaylara da destek oldunuz. Sizin yazılarınızdan ders alıp güçlü ordunun adaletle mümkün olduğu gerçeğini göz ardı edenler  Ordumuzda subaylar dışında mutlu olan personel olmadığını görmezden geliyorlar;Bir anket yapsınlar görevdeki personelin hizmet verimliliği ve moral motivasyonunun emeklilerin aidiyet duygusunun kaybolmakta olduğunu göreceklerdir;                                                                                                                                                                                                                              

Bu vahim tablo karşısında başını taşa vurması gerekenler acaba sindirir miyiz umudu ile yargıya başvuruyorlar, eminiz ki 2007 yılındaki takipsizlik kararı ile yüzlerine vurulan hukuk gerçeği ile bir kez daha karşılaşacaklardır.

Sizi mahkemelere götürenler de inanın çok kısa zamanda unutulup gidecek...

Güçlüden yana olmak kolaydır, bu gün maalesef Türk Basınının yaptığı gibi... Ne çok renk yeşile dönüverdi! Ezilenden yana olmak zordur. Adaleti, evrensel adaleti savunmak her zaman zor olmuştur. Siz, zor olanı seçtiniz. Assubay camiası ve aileleri sizin adaletten yana ve insanca tavrınızı asla unutmayacaktır. Siz, bizlerin gönlünde abideleşen bir demokresi kahramanısınız.

Savcılığa suç duyurusunda bulunanlar siz değildiniz, sizin şahsınızda bizdik. Mazlumlar olarak, hepimiziz..

Size ulaştırılmak üzere sitemize ulaşan yüzlerce destek ve takdir yazılarının tümünü size göndermek ve zamanınızı almak yerine, tüm arkadaşlarımızın yüreklerine tercüman olduğumuz inancıyla  size sonsuz  desteğimizi minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz...

EMEKLİ ASSUBAYLAR

A-HA ŞURADA

Ocak 10, 2014

Haklarım, haklarım, beklentilerim de...
Seni yaşatmak içimde,
Güneşi ararcacasına, bulutlu ortamda!
Tam ortasında, görmeyen gözlerin,
Duyarsız kulakların.

Uzanıp tutuveresim gelir,
Bugün mü, yarın mı derken,
Ninniler benim için söylenir sanki!
Çabalar çırpınırım, gayretlerim boşuna.
Ezilen kişiliğimi ararcasına.

Düzenin koruyucuları tam techizat,
Saf tutmuşlar kendi ortamlarinda.
Bir içtensizlikle kaplanmiş olgudur dileklerim.
Düşmüşler, düşlerin karanlığına

Çekerim çilemi aç, bilaç ızdıraplarımla.
Olgu buysa katlanırım acılarla,
Tüm güzellikler varken ortamda.
Mendilim ıslanır bulanık bakışlarımda.

Bir erdemli, hakgüder ararım olgularda.
Beni benim kadar tanıyabilen,
Dertlerimin, içtenliğimin anlatımına
Çare buysa, çırpınışlarım açlığın pençesinde.

Adalet bu mu derim, özverilerime?
Bu mu hak, reva görülen emeklerime?
Bakarım melül, melül olanaklara. Ve...
Hakkım olanı, benim adıma kullananlara....

 

Mehmet KAYALI

BEN ASTSUBAYIM

Ocak 05, 2014
  • Ben kimim? Bulun bakalım.

Yanınızdayım, bilirseniz.

Beni sevmeyenlerin sevgisini kazanmakla geçti tüm meslek yaşantım. Kendimi boşlukta hissettim zaman zaman. Hiç sevdiremedim, çabalarım olsada!

Mutluluk öykünmesinde, duygularım ve  arzularım vardır elbette. Bundan daha evrenseli olamaz bence. Kendi kendime bakışlarım da.

Toplumda erinç sayılan olgular vardı.  Tüm düşlerimde.

Beni tanımamalarıdır solgunluğum, küskünlüğüm, çaresizliğim, duygularım. Tanımak istemezler benliklerinde, hak dağılımında, eşit paylaşımın gerçeğini tanımadıkları gibi. 

Kendilerine özgüsel ve okulsal kişiliklerinin erinç paylaşımları önceliklidir!

Olgularda, birilerinin belirlemesinde saklıdır haklarım.  Umutlarımın ötesinde  kalanlardır bence. 

Ortalarda dolanan içi boşaltılmış söylemler.

Çalışmalar devam ediyor. Ne bitmez tükenmez çalışmalardır, devam eden...

Çağdaş hak paylaşımı bilincine ulaşılamayan ortamında verdiğim, vermeğe çalıştığım, içtenlikli tüm hizmetlerimle, varlığımla ayakta duranların dışlamasındayım. İş’de güçlü, aş’da güçsüzümdür!

Üstünlüklerim, verilerim görünmez. Gösterilmek istenmez! Bilinmez.  

Şehadet mertebesine ulaşılır bazen. Varlığım iki dudak arasındadır.

Gözlerimi kaparım, vatan derim, koşarım, tek söylemlerine.

Çok kitap okurum, tanırım ortamı.

Bilgilerim küllendiğinde insan olduğum unutulur. Baskının ve yıldırmanın her türlüsünü yaşadım. Yaşayanlar vardır, uslu çocukçasına. Sesim, nefesim kısılır bazen, üzgünlüğümde.

Uyarım, uydum, uydurmak istedikleri içtensizliklerine. Yine de itelenirim.

Beni tanımayanların, paylaşımsız duyguları benim içindir.

Bütün yükün bana yüklendiği  ortamdayım. Taşırım gücümün üstünde olsa bile. Mantıksız da olsa katlanırım olgulara acı, acı gülümseyerek.

Her söz ağıza yakışmaz ama bana yakıştırılır. Tüm olumsuz dışlama, yok saymalar, görünmez güç gibiyimdir, konu hizmet olunca.

Ama yine de, bir küçümsemedir ödülüm.  

Anlayışsızlıkların vurgusudur bencileyin.

Belki konuşmayı bilirim ben de, yerine göre.            

Ama ortam hiyerarşi  ile tıkalıdır!

Yenileştirilmiş, varsayımı ile öne sürülen, çağdaş olmayan. Adı "Yeni Disiplin Yasası" denilen yasalar vardır dilimi buran. Bilinçli  olsam da, devletin başka kurumlarında olmayan, nedeni bilinmez bu ayrıcalığın!

Anlatımdan uzaktır. Bir sırdır kendi içeriğinde, yılların getirdiği varsayılan.

Böyle gelmiş, böyle gitmesi istenen alışkanlıktır, belkide.

Oysa, dünyada, çağdaş ülkelerde, şaha kalkan insan haklarının yasaları vardır, içtenlikli.

Devletimizce benimsenmiştir bu insan hakları yasaları. Kabul görülmüştür.  Altlarına imza atılmış, onanmış benim devletimce.

Eşitlik olgusu içeren, eşit paylaşımı öngören kuralları var.

Belli bir noktada tıkanır ülkemizin, bazı özel kurumlarında.  

Farklı okulsal insan güçleri vardır, varsayımlı güçlerini kullanan.

Verilerimin değeri paylaşılır, bana değer vermeyenler arasında. Sonra, arkalara itilirim birdenbire, konu paye olunca.

Bulunduğum statü ve yeri hatırlamamı isterler belki. 

Öykünmenin temelinde, içtensizlikler yattığı için.  

Hani, bir umuttur bendeki, kabul edilmeyen.

Bir lokma, bir hırkaya eyvallah cinsinden.

Durağandır benim haklarım, yerinde sayarcasına!

Hak, adalet, lokma, rızık, statüko, mutluluk, huzur, çaba, cesaret, şehitlik, mobing, eziyet -dindarların baş söylemi olan zulüm- dolanır durur ortalarda, herkesin dilinde  olan.

Yeniden canlansa da kişiliğim "Demogles’ in  kılıcı" vardır sanki tepemde.

"Öyle nereye?" derler umut yolculuğına çıktığımda. Dertlerimi, ızdırabımı, açlığımı anlatma çabasına düştüğümde.  

Çağdaşlık var sanırım, zaman zaman arzularımın olgularının anlatımında.

Bu da değer yargılarımı alt üst etmenin farklı bir yoludur, olumsuzlukların.

Verilerimin  üstü küllenip, kendi değerlerini, üste çıkarmaktır gaye.  Zamandır sanki, çağdaşsızlık paylaşımında. Benim değerlerimin yok olduğu ortamda.  

Korkunun getirdiği içtenliksiz, gereğinden fazla saygılı görünmektir bana düşen.

Sorulan sorulara mecbur tutulurum sonra.

Bir türküdür sanki yıllardır söylenen, ninniye benzerlik içeriğinde. 

Benim de acılı türkülerim var derim, elbette.

Kulakları kaşındırdığı için söylememe izin vermezler gibi.

Günün birinde, başka bir türkü çağıran olursa; hemen kısarlar sesini onun, özel yasaların olguları ile.

"İnsan dediğin biraz direngen olmalı" derler.  Alışılmış türkülerin devamıdır, onları mutlu eden.

Nasıl güvenmeli böylesine?

Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de,  adaletli olmaları gerekir.
Pascal

Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.
Eflatun

Adaletsizlik hükme acılık,  geciktirme de tatsızlık verir.
Bacon

Devletin hazinesi adalettir.
Konfüçyus

Zayıf daima adalet ve eşitlik ister.Halbuki bunlar kuvvetlinin,  umurunda bile değildir.
Aristoteles

derler mütefekkirler.

Hani bir olgu vardır çalışma ve iş ortamımda.

Ben hep buradayım, hiç de uzağınızda değilim. Elimden geldiğince yardımcınız olurum. Çok, pek çok gücüm vardır benim. 98000'e varan olgularla tüm gücüm yalnızlığımın, itilmişliğimin ürünleridir.

Bende var olanları, dağıtmak isterim  hizmet olarak. Ve hizmetlerimin faydalarını, sonuçlarını.

Buyurun, buyurun dilediğiniz kadar alın emeklerimden. Minnet duygusu beklentim de yoktur benim.

Beni görmek istemeseniz de, amacım sizi incitmek değildir.

Yalnızca sizlerden ilgidir, sevgidir, içtenliktir beklentilerim, ne kadar ezilsemde.

Bana veremediğiniz, vermek istemediğiniz sevgiyi, değeri, hep size verme çabasındayım.

Kalıcı hiç bir şey mutluluk vermiyor bana artık. Yaşım 81 olunca! Ne insan, ne eşya, ne de duygu. Giydiklerim yakışmıyor, yediklerim yatışmıyor artık.

Beklentim; tatlı bir bakış, gülümsemenin varlığı, mutluluğumdur benim.

Zamanla üzeri toz kaplanan, bir türlü verilemeyen haklarımdır, beni üzen!

Yüreğim buruk, acılı. Sevgiye  dönüşmeye istekli gibi. Bir yandan ürpertili saygı duyguları ile başım eğiktir.

Bir yanda da şaşkınlık, hak ettiklerimi alamanın ezikliği içinde, olanları benden başkası bilemez, asla.

Kutsal bir fısıldamadır sanki kulağıma. Kafamda eski belirsizliklerle sezinliyorum. Büyülerin bozulması, benzerliğidir haklarıma kavuşmam.

Durmadan anlatırım kendimi, derdimi.

Çıt çıkarmadan bir ağlayıştır, benimki...

Mehmet KAYALI

Askerliğin olmazsa olmaz kurallarının başında DİSİPLİN gelmektedir; Kimse disiplinden taviz verilmesini beklemiyor; Unutulmasın ki disiplinin tarifinde "astın ve üstün hukukuna riayet ilkesi "vardır; Hiçbir hukuk ve vicdani değerlendirme de astların disiplin adı altında ezilmesini sürekli mobbing'e tabi tutulmasını kabul edemez AİHM sadece TSK.de uygulanan amir keyfiyeti ile şahsi hürriyetin kısıtlanması kararını hukuka aykırı bulunca  adil bir disiplin yasası beklenirken "Yasada belirtilmeyen hiçbir müeyyide cezalandırılamaz" hükmüne aykırı suçlardan dolayı disiplin soruşturmaları sonucunda puan sistemi ile personelin ordudan ilişiğinin kesilmesine tepkiler devam ediyor nitekim sitemiz basın bölümü ASB.GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU'nunda bilgilendirmesi sonucu CHP.nin Anayasa mahkemesinde açtığı iptal davası yeni bir disiplin yasası için umut olmuştur. İNSAN ONURUNA VE HUKUKUK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYALI BİR YASANIN ÇIKMASI ORTAK DİLEĞİMİZDİR.     Site ve Güçbirliği Platformu Yönetimi

Bu konuda Hürriyet Gazetesinde yayınlanan haberi bilgilerinize sunuyoruz.

 

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, Genelkurmay Başkanı Org. Özel ve ekibine verdiği yemeğin ardından bu kez Genelkurmay Karargahı’nda yüksek yargı zirvesi düzenlendiği ortaya çıktı. Askerlerin yemekli toplantıda Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin sıkıntılarını dile getirdiği öğrenildi.

GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Necdet Özel ile Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç arasındaki “görüşemiyoruz” sohbeti, iki kurum arasındaki ilişkilerin son altı ayda yoğunlaşmasına yol açtı. Kılıç, 6 ay önce mahkeme binasında Özel ve ekibi için yemek verdi. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Başdanışman Yalçın Akdoğan’ın, “Devlet içinde çete var, askere kumpas kuruldu” açıklamalarının öncesinde 18 Aralık’ta bu kez Orgeneral Özel, AYM üyelerini Genelkurmay Karargahında ağırladı. 

Edinilen bilgiye göre askeri kanat, Ergenekon ve Balyoz ismini vermeden askerlerin yargılandıkları davalara ilişkin sıkıntıları ve silah arkadaşlarının mağduriyetini AYM üyelerine iletti. TSK tarafı, “Çeşitli davalarda silah arkadaşlarımız yargılanıyor. Pek çok açıdan mağdur oldular. Askerlerin yargılandığı davalarda yaşanan sıkıntılar biliniyor. Usullere aykırı uygulamalar var” çerçevesinde değerlendirme yaptı. AYM üyeleri ise bireysel başvuru ile önlerine gelebilecek davalar konusunda yorum yapmazken, askeri dinlemekle yetindiler. 

YEMEĞE KİMLER KATILDI

Genelkurmay karargahında iade-i ziyaret olarak verilen öğle yemeğine Orgeneral Özel’le birlikte, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Gürel, Genelkurmay Genel Sekreteri Tuğgeneral Metin Özbek, Genelkurmay Adli Müşaviri Hakim Albay Muharrem Köse, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı Hakim Tuğgeneral Abdullah Arslan, AYİM Başsavcısı Hakim Albay Hasan Mutlu, Askeri Yargıtay Başkanı yurtdışında olduğu için Askeri Yargıtay İkinci Başkanı Hakim Albay Mehmet Ali Uzun katıldı. Başkan Kılıç, Orgeneral Özel’le 6 ay önce bir sohbet sırasında kararlaştırdıklarını ve Anayasa Mahkemesi’nde birlikte yemek yediklerini anımsatarak, “10 gün önce de kendileri bizi Genelkurmay Karargahında yemekte ağırladılar. Bütün üye arkadaşlarımız vardı. Özel bir gündemimiz yoktu” dedi.

R.T’NİN KARARI KONUŞULDU

Başkan Kılıç, sohbet sırasında o gün çıkan bir kararın konuşulduğunu da bildirdi. Hürriyetin ulaştığı söz konusu karara göre, TSK’dan atıldıktan sonra üç suçlamadan da “delil yetersizliğinden” beraat eden R.T, 7 Aralık 2012’de AYM’ye bireysel başvuru yaptı. R.T’nin beraat kararlarını dikkate alan AYM, 7 Kasım’da oybirliğiyle “masumiyet karinesinin” ihlal edildiğine karar verdi. AYM, tazminat yerine, askeri yüksek yargı yönünden ilk anlamına gelen “yeniden yargılama yapılması” kararı aldı. AYM kararında, “İhlalin ve sonucunun ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine” denildi. Böylece, R.T’nin ve aynı durumda disiplinsizlikten atılıp ardından beraat eden askerlere “yeniden yargılama” yoluyla TSK’ya dönüş yolu aralandı.

AYİM FORMÜL ARIYOR

Anayasa Mahkemesi, çavuş R.T’nin dosyasını “yeniden yargılama yapılmak” üzere AYİM 1. Daire’sine gönderdi. 17 kez asker dövdüğü için oda hapsi, göz hapsi, uyarma, maaş kesme gibi disiplin cezaları alan, uyuşturucu ticareti, rüşvet, hırsızlık gibi ağır suçlardan yargılanan bir kişinin tekrar mesleğe alınmasının TSK’nın itibarına zarar vereceği ve disiplin hukukunun çökeceği gerekçesiyle yeniden yargılamayı uygun bulmayan AYİM ise çare aramaya başladı.

KARARGAHTA KONUŞULDU

Disiplinsizlik nedeniyle atılan bu durumdaki askerlere bu yolun açılmaması; ancak anayasaya göre bağlayıcı bir kararla karşı karşıya kalan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, ihlal kararının uygulamasıyla ilgili çalışmak üzere beş kişilik komisyon kurdu. Çavuş R.T ihlal kararı ve son dönemde AYM’nin, süre yönünden askeri yargı ile ilgili verdiği diğer ihlal kararları Özel’in, 18 Aralık’ta Karargahta verdiği bu yemekte konuşuldu. Yemeğe katılan askeri yargı temsilcileri, AYM’nin, bireysel başvuru kararının disiplin yargılamasını bitireceği, anayasaya göre AYİM’in “ilk ve son derece askeri mahkeme” olduğu, yeniden yargılama şeklindeki ihlal kararının anayasaya aykırı olduğunu savundular. Askeri yargı temsilcileri, “AYM süper temyiz haline geldi” eleştirisi yaptılar. AYM temsilcileri ise kararlarının doğru olduğunu savundular, ancak yanlış bir dosya üzerinden bu kararın verildiğini söylediler.

AYM TSK DİSİPLİN KANUNU DA KISMEN İPTAL ETTİ

ANAYASA Mahkemesi (AYM) askeri yargıya dönük nasıl uygulanacağı tartışılan ihlal kararları yanında CHP’nin başvurusu üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Disiplin Kanunu’nun TSK’dan disiplin puanına göre ayırmayı düzenleyen 13/6. maddesinin kısmen iptaline karar vermişti. AYM, son bir yıl içinde 18 disiplin cezası alanlardan savunmasız ayırma işlemi yapılacağı düzenlemesini anayasaya aykırı bulmuştu. İptal kararı ışığında da yeni düzenleme yapılması gerekiyor. 

İTİBARA ZARARDAN ATMAYA VİZE

Ancak, AYM, ayırmayı gerektirecek disiplinsizliklerin yer aldığı 20/1-c maddesindeki, “devletin ve TSK’nın itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlar” yanında, “ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunmak” ibaresinden atılmayı anayasaya aykırı görmeyerek iptal istemini reddetmişti.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25483471.asp

 


 

Yasal emeklilik sigortasının temel ilkesi; nüfusun bugün çalışmakta olan kesimi, artık çalışmamakta olan kesiminin emeklilik maaşlarını karşılar, yani çalışma hayatı boyunca ödenmiş olan emeklilik sigortası primleri, daha sonraki emekli maaşının ödeneceği bir sermaye birikimi oluşturmayıp, ödenen emeklilik sigortası primleri aracılığıyla emeklilik maaşı talebine hak kazanılır.

Almanya’da yasal emeklilikte ortalama emekli maaşı erkeklerde 963 avro, kadınlarda 502 avrodur.  Danimarka’da erkek ve kadınlarda yaklaşık 765 avro, İsveç’te erkek ve kadınlarda yaklaşık 880 avro, İngiltere’de erkek ve kadınlarda yaklaşık 525 avro’dur.  Türkiye’de emekli bir astsubay ise 405 avro (1.200,00 TL.) emekli maaşı almaktadır.

Almanya’da yeterli emekli gelirine sahip olmayan  kişilere, temel ihtiyaçlarını karşılanmasına yönelik emekli maaşlarına ek olarak sosyal yardım uygulaması yapılmaktadır. Danimarka’da ise ihtiyaç tespitinin ardından bekârlar için en fazla yaklaşık 795 avroya ulaşabilen halk emekliliği zammı mevcuttur. İsveç’te ise çalışanlar ücretlerinin (küçük) bir kısmını, sermaye esasına dayalı bir emeklilik sistemine yatırmakla yükümlü tutulduklarından emekli maaşlarına ilave gelire sahiptirler. İngiltere’de ise yeterli emekli gelire sahip olmayanlara sosyal yardımlarla birlikte emeklilik kredisi olarak adlandırılan ve yalnız yaşayan emeklilere 173,35 paund, evli çiftlere ise 209,70 paund tutarında haftalık gelir garantisi verilmektedir. Türkiye’de ise emekli astsubaylar sosyal yardım, emeklilik kredisi, sermaye esaslı emekli geliri başta olmak üzere hiçbir ilave emekli gelirine sahip değildirler.

Yukarıda karşılaştırılan ülkeler ile astsubay emekli ikramiyesi ve OYAK (tamamlayıcı emeklilik) ikramiyesi dikkate alınmamıştır. Emekli maaşlarına ikramiyeler dahil edilmesi halinde Yoksulluk açığı daha da artmaktadır. Sonuç olarak Türkiye’de yaşayan bir emekli astsubay emekli olduğunda diğer ülkelere göre daha düşük ücret almaktadır.

(*) Yoksulluk Risk Oranı: Toplumdaki gelirler kesitinin %60’ının altında bir gelirle hayatını sürdürmek zorunda olan kişilerin oranını ifade eder.

(*) Yoksulluk Açığı: Yoksulluk riskiyle karşı karşıya olanların yoksulluk derecesini ifade eder. Yoksulluk riskine maruz olanların ortalama gelirinin yoksulluk sınırından ne kadar uzaksa, yoksulluk açığı o kadar fazladır.

Emeklilik hakkına sahip olmayan (yaşını bekleyen) ya da yetersiz ölçüde sahip olan (yaşını dolduran normal emekli)  astsubayların temel maddi ihtiyaçlarını karşılaması söz konusu değildir.

Ayrıca; toplumda resmi sigortaya ilave özel sigorta yaptırmış olan zenginler olması nedeniyle  iki sınıfa bölme tehdidi içermektedir. 

Emekli maaşlarının artışını 926 sayılı kanunda yapılacak değişiklikle tazminatlarla artırmak çokta mantıklı bir teori değildir. Üstelikte hiçbir akademik araştırma ve veriye dayanmamaktadır. Ülkemizde erkeklerin toplam yaşam ortalaması 72 olduğu bilinmeden yapılan kavram karmaşasıdır.

Kırılgan bir yapısı olan ülkemizde, 2012 yılında Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda çok kapsamlı yapılan değişiklikle emeklilik yaşının 65’e çıkartılması ileride emekli ücretlerinin de düşeceğinin göstergesidir.

İktidar tarafından günü kurtarmak amacıyla yapılan ama hiç bir zaman emeklinin ücretine yansımayan ücret artışları yerine ne yapılması gerekir?

Astsubaylarımızın;

Öncelikle OYAK’la birlikte ilave özel genel sağlık ve yaşam sigortası yaptırarak hem kendilerinin hemde ailelerinin geleceklerini garanti altına almaları, TEMAD sigortanın bu yönde çalışmalarının bulunduğunun bilinmesi,

TSK.lerince;

Astsubayların uzun süreli meslekte kalmaları yönünde teşvik ve iyileştirmelerin yapılmasının ülke menfaatleri gereğince önemli olduğunun bilinmesi,

İktidar tarafından;

Eğitime, meslek eğitimine ve meslekte ilerleme eğitimine yatırımlar yapılması,

Emeklilere yönelik sosyal yardımların yapılması,

Artan şirket ve servet gelirlerini kamusal emeklilik sigortasının finansmanına daha fazla dahil edilmesini,

Çalışma hayatının insanileştirilmesi,

Sermaye esasına dayalı emeklilik sisteminin uygulanmasına,

(*) Sermaye Esasına Dayalı Emeklilik : Emekli olacak kişiler, daha genç olan kuşağın onların menkul emeklilik değerlerini satın almasına muhtaçtırlar ki, emekliler bu gelirler sayesinde geçinebilsinler. 

Saygılarımla,

 

30 Aralık 2013
Hamdi ÖYKE
TEMAD Beylikdüzü Şube Başkanı

DİSİPLİN YASASI

Aralık 28, 2013

31.01.2012 Tarih ve 6413 Sayılı Disiplin Yasası

Tarih 24.Aralık.2014 sabah kalktım, bilgisayarda bir haber. 6 Jandarma Astsubayı meslekten ihraç. Disiplin yasasının yürürlüğe girişi  31.12.2012… Aradan bir yıl bile geçmedi der.  Sayın Dede Ersel Aksu’nun 23.12.2013 tarihinde ağlamaklı sızlanımlarla dolu anlatımlarına. Bende kendilerine içtenlikli katılım içindeyim.

Gerekçe, disiplin  yasası ve kabahat türünden suçlamaların, puanlarının toplanması olmalı. Yasalalarda yazılı olmayan kabahat türünden  suçlamalardır. Disiplin yasası kapsamına giren olgulardır.

Yasalarda yazılı suç nevinden  olanlar. “Kasıt-Kusur-İhmal gibi olumsuz olguları

Zaten askeri mahkeme veya bağımsız mahkemelere gider suçluları.

TSK. dışında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kamu hizmeti gören diğer kurumlarımda benzer ve bu türde yaptırım içerikli ceza verebilme yetkisi olan yasalar varmı?  

Üniformalı olup, eşdeğer olarak jandarma hizmetlerine  benzer hizmet veren kurumlar var. “T.C.“ devletinde. Örnek; Emniyet Genel Müdürlüğü Hizmetleri.

Disiplin Yasasına neden gerek duyulmuştur? Hizmete katkısı nedir?

Devletin, diğer kurumlarında olmayan, Disiplin Yasası neden bu kurumda var?

Bu yasa, uygulanan kişiler üzerindeki verilere dayalı. Subay-astsubay-uzman personel arasında istatistik yapılmalıdır. Yasanın ne ölçüde, kimlere nasıl uygulandığı belirlenir ise varsayılan suç nevilerinin gerçekten neden işlendiği ve bunların statüleri anlaşılacaktır. En önemli konu budur.  

Kamuoyunun gerçekleri bilmesi için, Disiplin Yasası uygulama sonuçlarının istatisk ortamında incelenmesine mutlak ihtiyaç vardır.

İstatistik; gerçekleri, verilere dayalı olgularla doğru olarak ortaya çıkaran bir bilim koludur.

Bu yasanın, hizmete ve kamuya katkısı  nedir? Gayesi nedir? Ayrıcalıklı uygulamalar varsa eğer, ortaya çıkaracaktır istatistik incelemeleri.

Çünkü, her yasanın belli bir işlevi vardır, devlet yasalar ortamında.

Varlığı da hizmete katkısı ile ölçülüdür..

Yaptırım içeren yasalar, tüm kamu kuruluşları ortak uygulama alanıdır. Tüm kamu çalışanlarını kapsar nitelikte ise ceza yasalarında da eşitlik ilkesi var demektir. 

Kamu çalışanları ortamında belli bir kuruma has, kuruma ayrıcalıklı disiplin yasası, kişi eşitlik ilkesine, özgürlüğüne ve üyesi bulunduğumuz Birleşmiş Milletler'in İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kriterlerine uyum içerisinde değildir. Nedeni, ayrıcalıklı olduğu içindir. Haksız cezaların iptali için bağımsız mahkemelere dava açma yetkisi de olmadığı içindir. Bu yasada objektif, sübuta ermiş suç olgusu olmasa bile  amirin, kişiye yoruma yönelik, disiplin bahanesi ile suçlama olasılığı vardır.

Çünkü, disiplin temininin takdiri yasalara dayandırılsa da, tamamen amirin inisiyatifindedir.

Beyannamenin madde: 7-8-10-11 'özellikle 10. maddesi', Disiplin Yasası ile çelişki halindedir.

Emirle vatan için şehitlik mertebesine gönderilenlere özel disiplin yasası neden? Sorguladığımız budur!

Oysa, yasaların ruhu evrenseldir ve geneldir. Disiplin yasasının, özellikle ceza içeren 32-33-34 maddeleri Disiplin Kurulu oluşumunu belirler. Bu kurulu oluşturanlarda, hukuk eğitimi, ceza verebilme yetkinliği ve donanım zorunluluğu aranmamaktadır! Disiplin yasası hükmüne dayanarak, cezanın sonuçlarını bilmeyenlere, cezalandırma eğitimi almayanlara, ceza verme yetkisi tanımaktadır!

Cezalandırmada, verilen cezanın niteliği-niceliğini tespit donanım ile ilgilidir. Cezalandırmada, sonuçların olumlu olması, bilimin ışığında mümkündür. Amirlerin, Disiplin Kurulu oluşturması ise "ben seçtim, oldu" demektir. Yasa izin verse bile, seçilen kişilerin donanım eksikliğinin gereksiz mağduriyetlere sebep olacağı açıktır!

Bu konuda, hukuk ve ceza eğitimi, donanımı şart olmalı. Ceza verebilme konusu, suç işlemeye karşı caydırıcılık özelliğini beraberinde getiren önemli bir yaptırımdır.

Disiplin gerekçesi öne sürülerek yasalarda yazılı olmayan kabahatları kapsayan cezalandırma ve yasa zorlaması ile oluşan disiplin, kişileri  sindiricidir. Hizmet verimini düşüren olgudur.  Verimlilik gayesinden uzak bir yaptırımdır. Sonuçları içtenlikli ve verimli olamaz.

Gerçek disiplin, sevgi içermeli ve güvene bağlı olmalıdır.

İçtenlikli, güvene bağlı, sevgi içeren disiplin daha etkilidir ve kalıcıdır. Disiplinli olma alışkanlığını da beraberinde kazandırır. Amirler emirle  şehitlik mertebesine sevk ettikleri personeline ceza verme yerine, astlarının güvenini, sevgilerini kazanma konusunda kendilerini yetiştirmeliler, farklı eğitim almalıdırlar.

Cezaların birikip 18 puandan fazla olunca veya 2 amirden 12 den fazla ceza alarak, başkaca hiç bir yasal veri ve karine gösterilmeden meslekten ihraç edilmek, yaşam için cezaların en ağırlarından biridir!

Sadece cezalandırılanla sınırlı kalmaz. Bakmakla yükümlü olduğu eşi ve günahsız çocuklarını cezalandırmaktır. Varsa, bakmakla yükümlü olduğu ebeveynlerini de cezalandırmaktır. Yasanın, yaptırımlarının sonuçları budur!

Puan biriktirip, meslekten ihraç olayı devletin diğer kurumlarında yoktur! Verilen cezaya itiraz olgusu da yoktur. Kabahatların sonucu ağır bir cezalandırma olgusudur, ihraç. Serdededilen hüküm, mükerrer cezalandıma olasılığı ile eşdeğerdedir. Mükerrer cezayı beraberinde getirmektedir.

Şöyleki; kişiye kabahata dayalı ceza veriliyor. İnfaz ediliyor. Sonuçları bitmiş olması gerekirken, sonradan genel infaz sisteminin ön görmediği şekilde, bunlar birikip belli bir puana, miktara ulaşınca bu defa daha ağır bir yaptırım ile meslekten ihrac uygulanıyor.

Konunun cezalandırma sistemi olarak incelenmesi gerekir. Bu türde bir yaptırım, uygulayıcının yanılma ihtimalinde. Mağdurun bağımsız yargıya itiraz hakkı olmalıdır.

Evrensel insan hakları ile çelişkilidir. Beyannamenin 10. maddesi kesindir ve tarafsız mahkemelerde hak arama olgusundan bahseder.

Kabahatlar değil, yasalarda belirlenen gerçek suçlar zaten mahkemelerin işleridir.

Yasalarda yazılı olmayan kabahatler sonucu oluşan bu olgular, vicdan ölçülerine vurulduğunda, iç sızlatıcı sonuçları ortadadır. Uygulayanların yeterliliği, ceza verme eğitimden geçmedikleri ve donanımlı olmadıkları için kusursuz olduğu söylenemez. Empati duyguları ile sonuçta,  uygulayanları da huzursuz etmesi gereken bir olgudur. Çağdaş hiç bir ülkede olmayan ve devletin başka kurumlarında bulunmayandır  eleştirdiğimiz, disiplin yasası. Kişiler üzerine bir eleştirimiz yoktur.

Ancak, meslekten ihraç gibi çok ağır sonuçları olan bir olgunun kabahatlere dayalı disiplin yasasına bağlı suçlamalar, puanlama sistemine göre değil de, ceza yasalarındaki suç nevilerinin karine gösterilerek sübuta ermiş somut olgular, objektif suçlara göre olması daha özlenen durumdur. Disiplin olguları, bakışa göre ve suçlayan kişiye göre değişme olasılığı olan sonuçlardır.

Bu yasa, Anayasa Mahkemesi'nin denetiminden mutlaka geçmelidir.

ASSUBAYIN ADI YOK

Aralık 27, 2013
Sokaktaki İnsan  |  Tunca BenginBu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Ülke gündemi o kadar yoğun ki, bir yanda yolsuzluk skandalları, bakan istifaları, öte yanda havada, denizde şehit haberleri.. Birinde ayakkabı kutularında milyon dolarlar, diğerinde ateş düşen ocaklar. Hepsinin ortak tek özelliği ise gelir geçer, kamu vicdanını tatmin etmeyen açıklamalar. Ve yanıtsız kalan sorular...
***
Ankara Gölbaşı’nda 17 Aralık’ta düşen 10550 kuyruk numaralı Sikorsky’nin olumsuz hava koşullarına rağmen test uçuşuna çıkarıldığı yolunda iddialar vardı. Dahası bir binbaşı, bir üsteğmen, iki astsubayın şehit olduğu helikopter pilot “inisiyatifi egale edilerek” yani, pilotun uçup uçmama kararı dikkate alınmaksızın emirle havalanmıştı. 19 Aralık tarihli yazımızda bu iddialara değinmiş ve çeşitli sorular yöneltmiştik. Onlara yanıt alamamışken, bu kez de ordudaki uçucu personelin durumuyla ilgili yeni emir ve sorular karşımıza çıktı. 
***
Kara Havacılığı Genel Uçuş Yönergesi’ne göre; helikopterin uçuş mürettebatı iki pilot ve asgari bir teknisyenden oluşuyor. Yönerge açık, birden fazla teknisyen olması zorunlu görevlerde (teknik ana motor sarsıntısı tecrübe uçuşu, havadan yaralı nakli, vinçle yaralı kurtarma gibi) teknisyen sayısı artabilir. Artıyormuş da...  Ancak Kara Havacılık Komutanlığı’nın uçuş faaliyetlerini düzenleyen 16 Mart 2012 tarihli emri uyarınca görev gereği uçuşa katılan ve uçuş riski alan helikopterdeki teknisyenlerden sadece biri mürettebattan sayılıyormuş. O nedenle de diğerleri uçuş tazminatı alamıyormuş.(0200-43-12) numaralı emrin bu konudaki ilgili maddesi şöyle:
“Aynı anda aynı uçuşta asgari uçuş ekibi sayısından daha fazla kişiye uçuş yazılmayacak. Açıkça emredilen durumlar dışındaki (komuta kontrol, VIP uçuşları dahil) görevlerde uçuş ekibinden daha fazla sayıda görevlendirilen teknisyen, o uçuşta DG (diğer görevli) olacaktır.”
Bu ne demek, gerekirse emirle uçacaksın, görev yapacaksın ama, uçuş ekibinden değilsin. Bir başka deyişle görevli değil, yolcusun... Bu emirden kaynaklanan uygulamalar nedeniyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde açılmış uçtuğu halde alınmayan tazminatlarla ilgili davalar da var. Örneğin, 2012-2013 döneminde 132 saat uçmasına rağmen, tazminat alamayan bir teknisyenin dava dilekçesinde şöyle deniliyor:
“Yönergenin teknisyensiz veya pilotsuz uçuşa çıkılmasının önüne geçilmesi amacıyla ortaya koyduğu yasağın yanlış yorumlanması neticesinde, azami bir teknisyen yazılması uygulaması mutat bir hal almıştır.Yasa yapıcının amacı hiçe sayılarak, mevcut uçuş riskinin sadece teknisyen koltuğunda oturana ait olduğu kanısına varılmıştır.”
***
Gelelim, Gölbaşı’nda düşen helikopterle ilgili askeri savcılıkça yürütülen soruşturmaya katkısı olur düşüncesiyle öncekilere eklenen yeni sorulara:
* 10550 kuyruk numaralı Sikorsky’deki şehit düşen ikinci teknisyen uçuş ekibinde miydi? Uçuş tazminatı alacak mıydı? Yoksa emir gereği DG, yani “yolcu” statüsünde miydi?
* Uçuş ekibinden sayılmayan DG’nin vazife şehidi kabul edilmeme durumu söz konusu mu?
* TSK’da karargahlarda çalışmasına, yani uçmamasına rağmen, “uçuş tazminatı    alan” üstsubay ve general pilotlar var mı?

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
24 TEMMUZ 1923 LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 99. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Bu antlaşma, Türk Ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır! Mustafa Kemal ATATÜRK Değerli Meslektaşlar...
Pazar, 24 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KIBRIS BARIŞ HAREKÂTININ 47. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Değerli Arkadaşlarımız 20 Temmuz 1974 yılında Türk Ulusu ile bütünleşmiş, O’nun bir parçası olan Kıbrıs Türk Ulusu’na adadaki Rum tarafınca yıllardır yapılan zulüm ve katliamların dayanılmaz şekilde artması nedeniyle bunları önlemek için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Zürih ve Londra anlaşmaları i...
Çarşamba, 20 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KURBAN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN Saygıdeğer Meslektaşlarımız Bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği SAĞLIK, MUTLULUK VE HUZUR dolu nice bayramlar geçirmenizi diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
Cumartesi, 09 Temmuz 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ