EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Değerli Meslektaşlarımız, OYAK konusunda kendilerine imtiyaz tanınan üyeler dışında hiçbir personelin mutlu olmadığını biliyoruz. OYAK, bir yardımlaşma kurumudur. Kurumun kendi sitesinde misyon ve gayeleri açıklanırken 205 sayılı yasa OYAK üyelerine T.C.Anayasasının öngördüğü Sosyal Güvenlik Sistemi dışında güvenceler sağlamaktadır. Gn.Md.açıklamalarında ise OYAK’ın işinin üyelerinin yarınlarını garanti altına almak olduğunu belirtmektedir! Peki bu amaç ve görevlerin gerçekleştiğini söyleyebilir miyiz? Elbette HAYIR. OYAK, 1961 yılında kuruldu o tarihteki ağabeylerimiz kurumun ilk temelini attılar, kurum yıllar içerisinde büyüyerek dev bir holding halini aldı,her yeni emekli üye bir öncekinden daha avantajlı oldu, oysa hepimiz aynı şartlarda kuruma üye olduk.OYAK bizlerin aidatları ile kurduğu şirketlerin gelirlerinin tamamını bizlere yansıtmadı büyük bölümünü yeni iştirakler için kullandı (Büyümesi için bu gerekli idi) bu nedenle tüm kurum iştiraklerinde haklarımız vardır. Bugün kurumda olan üyeler bu sistemi savunabilirler ama yarın onlar veya mirascılarının da şikayette bulunmaları kaçınılmazdır. Nemalandırma belli bir sistemle değil şansa dayalı yürütülmektedir; örneğin OYAK Bank bir gecekondu fiatına satın alındığında sistemde olan üyeler 2006 yılında kurumdan ilişiğini kesmiş ise 2007 yılında satılan gelirden elde edilen %50 nemadan yararlanamamışlardır, yine aynı şekilde OYAK satışından nema alan üye ileride OYAK RENAULT veya ERDEMİR satıldığında sistemde değilse bunun nemasından yararlanamayacaktır, bu durumda OYAK sosyal güvenlik kuruluşu değil bir rotary kuruluşu durumundadır. Bugün OYAK üyelerinin brüt maaşlarından her ay %10 aidat almaktadır ve kazanımları bellidir, mevcut diğer birçok yardımlaşma sandığı (Örneğin Merkez Bankası, İş Bankası ) üyelerine aldıkları emekli maaşından fazla maaş bağlamaktadır, aynı birikimi bir emeklilik fonunda değerlendirsek kazancımızın daha fazla olacağı kesindir. Haklı taleplerimizin karşılanmasını sağlamayıp kurumumuzu yıpratmayı amaçlayan çevrelere izin verilmemesini sağlamak kararlılığındayız. SONUÇ OLARAK . Kuruluşundan itibaren kurumun öz varlıklarında hakkı olan üyelere katılımları nispetinde hisse senedi verilmeli dileyen arkadaşlarımız birikimlerini ayrıca kurumda değerlendirmelidir. Kurum iştiraklerinde himaye ve iltiması önlemek için kesinlikle emekli TSK mensubu görevlendirilmemeli, kurumun iştiraklerinin yönetim ve denetim kurullarında belli kriterlere göre üye sayısı ile orantılı görevlendirme yapılarak kurumumuzun yönetiminde söz sahibi olmamız sağlanmalıdır. BU HUSUSLARIN TEMİNİ İÇİN 9 NİSAN'DA TOPLANACAK OYAK GENEL KURULUNA DEĞERLENDİRMEK ÜZERE AŞAĞIDAKİ METNİ OYAK VE GENELKURMAY BAŞKANLIĞINA GÖNDEREREK TALEPLERİMİZİN KARŞILANMASINI SAĞLAYACAĞIZ. DESTEĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ. Sevgi ve saygılarımızla. SİTE YÖNETİMİ NOT. İlgili bölüme adınızı,soyadınızı sınıf ve rütbenizi yazıp (Arzu edenler Adı,Soyadının yanına Vatandaşlık Numaralarını yazabilirler) GÖNDER tuşuna basınca dilekçeniz Genelkurmay ve OYAK’a gönderilmiş olacaktır. ORDU YARDIMLAŞMA KURUMU YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞINA A N K A R A 1961 yılında 205 sayılı yasa ile üyelerine sosyal yardım amacı ile kurulan OYAK ‘ın görevinin "üyelerine T.C. Anayasasının öngördüğü sosyal güvenlik kapsamında ve ana sosyal güvenlik kurumundan (SGK) ayrı güvenceler sağlamak",genel müdürün açıklamalarında ise kurumun işinin "üyelerin yarınlarını garanti altına almak" olduğu belirtilmektedir. Kurum bu görevini tüm üyelere adil ve eşit bir şekilde yerine ne yazık ki getirememiştir... 1961 yılında 65.000 üye ile kurulan kurumdaki üye sayısı 2010 yılında 250 bine ulaşmış üye sayısı ile birlikte büyüyen ve küçük bir şirket olarak faaliyete başlayan OYAK bugün Türkiye’nin sayılı holdingleri arasına girmiştir. Buna paralel olarak ilerleyen yıllarda yapılan ödemeler bir önceki döneme göre haksızlıklar içermektedir. Aynı şartlarda ve sürede kuruma üye olanlar arasında yıllara göre nemalarda büyük farklılıklar oluşmuştur. Örneğin bir gecekondu fiatına alınan banka’nın gelişmesine yıllarca katkı sağlayan bir üye sistemden bankanın satıldığı tarihten bir yıl önce 1996 yılında ayrıldı ise satıştan elde eldilen kâr dolayısı ile % 50 nemadan yararlanamamıştır, aynı şekilde banka 1998 yılında satılmış olsaydı bu kez 1997 yılında nemadan faydalanan ve 1997 yılında ayrılan aynı üye yüksek nemadan yararlanamayacaktı... Şimdi bankanın satıldığı 1997 yılından önce emekli olan bir üye "benim zamanında OYAK RENAULT satılmadıysa ben kendimi şanssız mı hissetmeliyim" sorusuna verilecek yasal bir yanıt yoktur. "OYAK, bir yardımlaşma kurumu mu yoksa bir rotary kuruluşu mudur" sorusu üyeler tarafından sorulmaktadır. Kurumun en güçlü iştiraklerinden ERDEMİR satın alındığında sistemde olanlar buna katkı sağlamıştır, bunlar bu yıl sistemden ayrılsalar Erdemir 1-2 yıl sonra satılsa elde edilecek nemadan yararlanamayacaklardır! Bunun adalete,eşitliğe ve kurumun amaçlarına uygun olduğunu söylemek mümkün müdür ?.. Kurumda 21 yıl üye olan 1993 yılında emekli bir asb. dolar bazında 2650 dolar ,1998 yılında emekli olan 26 yıllık bir asb.ortalama 4.000 dolar emekli ikramiyesi alırken bugün emekli olan 21 yılllık üye asb. 62.000 dolar almaktadır, bugün sisteme giren bir asb. 20 yıl sonra asgari 100.000 dolar alacaktır. Bunu hangi değer yargısı ile haklı gösterebilirsiniz ? Bu örneklerden görüldüğü gibi kurum üyelerine eşit ve adil davranmamıştır. Bugün OYAK kadar aidat almayan birçok kurumun yardımlaşma sandıkları üyelerine aylıklarından fazla maaş vermekte yine aynı şekilde emeklilik fonlarınının getirileri OYAK’tan fazla olmaktadır. Kurumumuzun Tüzel kişiliğine saygılıyız, bu konuda yapılan menfi çalışmaların karşısında olduk ancak kurumumuzun da bizlere sahip çıkmasını istiyoruz. TALEPLERİMİZ : 1.Kurum varlıklarında kuruluşundan itibaren tüm üyelerin hakları vardır; OYAK adil bir sisteme geçmek istiyorsa öncelikle kendi blançosunda ayırdığı gibi OYAK ve İŞTİRAKLER sistemini hayata geçirmelidir. OYAK’tan ayrılan bir üye iştiraklerden de ayrılmış sayılmalıdır, o kişiye çalıştığı dönemde iştiraklerin özvarlıklarının ulaştığı boyut farkı kadar hisse senedi verilmelidir. Hisse senedi konusunda örnek: Bir kişi göreve başlayıp üye olduğu tarihte öz kaynak 12 Milyar TL ise kişi 25 yıl sonra emekli olurken öz kaynak 25 Milyar TL' ye ulaşmış ise OYAK o üyeye artan 13 milyar liralık öz varlığın son blanço tarihindeki personel sayısı ve katılım oranları dikkate alınarak çıkan hesaplamaya göre hisse senedi verilmesi gerekmektedir. Bunun hesabı hesap uzmanları ve mali müşavirler tarafından oluşturulacak bir sistemle mümkündür. Dileyen üye birikimlerini yine EMS ve BDES' de değerlendirmelidir. 2.OYAK iştiraklerinde hiçbir emekli personel çalıştırılmamalıdır. Bu konu hassastır ve beraberinde himayecilik ve iltiması getirir. Karşılığı yüksek bir yapılanma için piyasa kurallarına uygun idareci ve personel alımından taviz verilmemelidir. Kurumun sahipleri olan üyelerin belli kriterlerle sayıları ile orantılı şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görevlendirilmeleri sağlanmasını arz ve talep ediyorum.. Saygılarımla. NOT. Bu dilekçe gereğinin sağlanması için Genelkurmay Başkanlığına bilgi olarak sunulmuştur. Adı ve Soyadı : Snf.ve Rütbesi :
sevincli-haber

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Bir önceki yazımızda ülkemize olan sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettiğimizi, talebimizin hiç bir zaman imtiyaz ve ayrıcalık olmadığını, ama bize anayasa ve AİHS' de belirtilen haklarımızın esirgendiğini, ön yargılarla tahakküme varan sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğratıldığımızı, kurumumuza olan saygımız nedeniyle "kol kırılır yen içinde kalır" dediğimizde de bu kez kanadımızın kırıldığını, bu haksızlıklar karşısında artık susmayıp yasal haklarımızın savunucusu olacağımızı belirtmiş, yapılan çalışmalar sonucu gasp edilen bazı haklarımızın iadesi yönünde olumlu bilgiler aldığımızı size duyurmuştuk.

Bizim tek yasal temsilcimiz olan TEMAD’ın eski yöneticileri ne yazık ki bizim bu rüzgarımızdan faydalanamadılır. Üstelik, sayıları bir elin parmakları kadar olan yandaşları ve statükodan vazgeçmeyen, postal zihniyetinden kurtulamayan şube yönetimleri ile sürekli umutlarımızı istismar ettiler! Mücadeleye katkıdan ziyade engel oldular. Lokal işletmeciğini topluma hizmet sananlara rağmen, özverili arkadaşlarımızla amatör bir ruhla ama kararlılıkla sesimizi duyurduk. Bir çok taşın yerinden oynamasını sağladık.

TEMAD seçimlerinde bu zihniyetin değişmesi bizim kararlılığımızın bir başarısıdır. Sn.Ahmet KESER başkanlığındaki yönetim göreve gelir gelmez özverili bir şekilde çalışmaya başladığını  “az laf çok iş” prensibi ve kararlılıkla haklı taleplerimizi Genelkurmay ve siyasiler nezninde savunmaya ve sonuç almaya  devam ettiğini biliyoruz.

(Bu sitenin üyelerini tenzih ediyoruz. Sizler zaten bu sitenin üyesi olarak mücadeleye destek çalışmalarına katıldınız. Bu konuda kararlılığınızı belli ettiniz. Sağ olun, var olun...) Ne yazık ki, kişisel kavgaları ve hesapları olanlar, yeni seçilen bu yönetimi daha işin başında mesnetsiz eleştirmeye devam ettiklerini üzüntü ile izliyoruz! Mücadele, hislerle değil akıl, mantık ve kararlılıkla yapılır. Lütfen, bu tür olumsuzluklarda bulunanları ciddiye almayıp, yasal temsilcimiz TEMAD Gn.Merkezine her türlü maddi ve manevi desteği sunarak çalışmalarına katkı sağlayalım. Eleştirilmesi gereken konular olursa, hiç kimse merak etmesin en acımasız ama yapıcı eleştirilerimizi de yapmaktan çekinmeyiz.

Değerli Meslektaşlarımız,

Bizim yıllardır süre gelen sosyal ve ekonomik haksızlıklarımızın kısa sürede giderilmesini beklemek fazla iyimserlik olur ama biz kararlıyız. Çünkü, taleplerimiz imtiyaz değil  adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdır.

Sizlere ekonomik sorunlarımızın önündeki en büyük engelin başlangıç ve bitim derecelerindeki adaletsizlik olduğunu belirtmiştik. TSK dışında tüm kurumların personelinin, göreve başlangıç dereceleri ile yükselecekleri derece ve kademeler, tahsil sürelerine göre tespit edilir. Örneğin; emniyet hizmetlerinde fakülte mezunu polis ve amirler, teknik hizmetlerde teknikerler, mühendisler, eğitim ve öğretim sınıflarındaki öğretmenler aynı derece ve kademeden göreve başlarken, her kuruma örnek olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nde  göreve başlamak hiyerarşiye göre gerçekleşmektedir ki bu  hiç bir değer yargısı ile haklı gösterilemez...

Personelin subay, assubay, uzman jandarma, uzman erbaş statüsünde olması, görevin ve sorumluluğun farklılığını gerektirir. Göreve başlangıç derecesinin ünvana göre değil, aynı tahsile tabi personeli aynı dereceden göreve başlatılması ile sağlanır. Bizler yıllarca diğer kamu personeli için uygulanan bu eşitliği  savunduk. 657 sayılı devlet memurları yasasına tabi, görev koşulları ve sorumlulukları ile bizlerle kıyaslanamayan MYO mezunu emniyet hizmetleri sınıfı, meclis setenoğrafları, ziraat ev ekonomistleri, teknik hizmetler gibi memurlar 9/2 kademeden göreve başlarken assubaylar 9/1 dereceden başlamaktadır. Bunlar ve daha bir çok sınıfa mensup lisans mezunu memurlar ise 8/1' den göreve başlarken, assubaylar 9/3 kademeden göreve başlar. Ayrıca, kendi hesabına görevde iken bu okulları bitirenler ise 'adeta cezalandırılarak!' bir derece alt göstergeden göreve başlatılmaktadır. Bu adaletsizlikleri belirtmiş, bu konuda sağduyu sahibi askeri ve siyasi yetkililerin haksızlığın giderilmesine yönelik yeşil ışık yaktıklarını sizlere müjdelemiştik.

Yıllardır, başta genelkurmay başkanları, siyasi parti liderleri ve hükümet yetkilileri tarafından verilen sözlerin yerine getirilmemesinin bizde yarattığı hayal kırıklığı nedeniyle, arkadaşlarımızın kimisi bu bilgileri 'haklı olarak!' yine asparagas haber olarak değerlendirmiştir.

Şu an, 926 sayılı Askeri Personel Yasasında değişiklikler gündemdedir. Bunun sonucu olarak, bir çok konuda haksızlıkların giderileceğine inanıyoruz. Size daha önce duyurduğumuz gibi; başlangıç derece ve kademelerimizin MYO mezunlarının 9/2, lisans mezunlarının 8/1, lise artı 1 yıllık uzman eğitimi alanların 10/1 dereceden göreve başlamaları, mecburi hizmetin ilk planda 10 yıla çekilmesi konusunda genelkurmay ve hükümet yetkilileri mutabakata varmışlardır. Konu kesinlik kazanmış, teknik çalışmalar başlatılmıştır. Bu bilgi site yönetimimize TEMAD Genel Başkanlığı tarafından da TEYİT edilerek bildirilmiştir.

Kamuoyu ve ilgililere şunu bir kez daha belirtmek istiyoruz: Sitemizde yayınlanan "BİZ KİMİZ, NE İSTİYORUZ?" yazımızda talep ettiğimiz hususlar ile mutabakata varılan başlangıç ve yükseleceğimiz dereceler bize tanınan bir ayrıcalık değildir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun, 30'uncu maddesinin ortak hükümlerinde, tahsil durumuna göre memuriyete başlangıç dereceleri tespit edilmiştir. Bu derecelerde 'görevin özelliği nedeniyle' bazı hizmet sınıfları personeline üst derece ve kademeler verilmiştir. Daha ağır görev koşullarında ve sorumlulukları bulunan subay ve assubaylara aynı haklar tanınmışken Assubay okullarının yüksek okul seviyesine çıkarılması ve kendi hesabına yüksek okul bitirenlerden bu hakkın esirgenmesi adalete olan inancımızı  ve kurumumuza olan aidiyet duygusunu zedelemişti. Bu hakkın iadesini büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz.

Bugüne kadar süren haksızlıkların giderilmesinde katkıları olan siz değerli meslektaşlarımıza, TEMAD Gn.Mrk. yönetimine, genelkurmay ve hükümet yetkililerine minnettarlığımızı sunar, diğer haklarımız konusunda da aynı hassasiyetin gösterilmesini dileriz.

Saygılarımızla.

iki-perdelik-oyun

Yıl 1919 Temmuz'un 23' ü. Atatürk Erzurum Kongresini açar. Alınan en önemli karalardan biri de ulusal'cı bütün derneklerin tek çatı altında toplanmasıdır. Aynı zamanda İstanbul'da Damat Ferit Paşa Kabinesi iş başındadır ve M.Kemal Paşa'nın bu girişimlerini adeta dünyaya jurnal etmekte "Anadolu'da karışıklık çıktı. Anayasaya aykırı olarak Millet Meclisi adı altında toplantılar yapılıyor. Bu girişimin sivil ve asker görevlilerce yasaklanması gerekir." demektedir. Bunun sonucunda Atatürk'ün derdest edilerek tutuklanıp İstanbul'a gönderilmesi için bir buyruk çıkartılır.

TEMAD Gen.Bşk.lıgı Ankara'dadır. Seçimle işbaşına gelmiş olsa da Gen.Bşk. üyelerinin gözünde neredeyse yasallığını kaybetmiştir. Bir kaç muhalif grup ve bir çok Assubay  devre siteleri kurulmuş hızla kendi aralarında örgütlenmekte ve muhalefet seslerini yükseltmektedir. Bazı muhalifler Merzifon'dan Ankara'ya 320 Km.yürümektedir. İzmir, İstanbul, Antalya ve Anamur'dan gelen sınıf sevdalıları bu yürüyüşü karşılamak için toplanmaktadır. Genel Bşk.lık, çözümü "Onlar, bizden degil" diyerek bertaraf etmeye çalışıp, müttefiklerine güvence vermeye çalışmaktadır.

İstanbul'da bir türlü toplanıp ulusal kurtuluşu saglayacak karaları alamayan ve tamamen müttefik devletler güdümüne giren sadece İstanbul'u, Padişah ve halifeyi kormaya ve kurtarmaya yönelik bir çalışma içine giren Ferit Paşa Hükümeti Atatürk liderligindeki Temsilciler Heyetinin aldıgı İstanbul ile Anadolu'nun irtibatının kesilmesi kararı sonrası 2 Ekim 1919'da  istifa eder. Yerine aynı gün Ali Rıza Paşa hükümeti kurulur. Temsilciler heyeti A.Rıza Paşa hükümetiyle Cemal Paşa aracılıgı ile diyaloga geçer. Ulusun bagımsızlıgı ve hakları için kendilerine azami destegi verecegini taahüt eder. Bütün örgüte bunu bir bildiri ile iletir. Yeter ki İstanbul Hükümeti Ulusal güçlerin kendisine yardımcı olması için kuruldugunu kabul etsin. Kendilerini müttefik devletlerine "Onlar muhalifler,bizden degiller." diye jurnallemesin.

TEMAD Gen. Mrk.nin bir türlü radikal kararlar alarak gittikçe karmaşık bir hal alan sınıfsal sorunlarımızı çözememesi tabanda huzursuzluk yaratır. Bunun dogal sonucu olarak kurulan sitelerden biri öne çıkar ve TEMAD Gen.Mrk.ne "Biz size yardımcı olmak için varız. TEMAD bir deniz olsun bizler de O'na akan dereler olalım. Birlikte kurtaralım bu sınıfı." diye bir deklarasyon yayınlar. Ancak Genel Merkez iktidarda olmayı yedi düvelle savaşabilme gücü olarak algılar. Kimi üyelerini ihraç eder kimi duayenlerini küstürür...

Uzun ve kutsal bir isyandan sonra ülke kurtulur. Padişah İngilizlere sıgınır. Cumhuriyet kurulur. Bir çok dogu ülkesi bu inanılmaz zaferi örnek almaya çalışır.

TEMAD olagan seçimlere gider. Başarısız iktidar devrilir. Yeni bir yönetim kurulur. Eski yönetim Ankara dışına çıkamadan Dernekler masası yakalarına yapışır. Eski Genel Başkanın yanında hızlı savunucuları M.E.'ler yoktur. Ki kendisine şu "mesel"i verebilsin.

Sayın Erol keşke NUTUK'u okusaydınız. Padişahlıgın mutlak güç olmadıgını anlasaydınız, kimin yardımcı kimin yardakçı oldugunu belki daha iyi anlardınız. Size uzanan elleri geri çevirmezdiniz.

Ve... Perde kapanır...

NOT: Birinci perde, NUTUK'tan gerçeklere dayanılarak yazılmıştır.
kel-gorundu

Bizleri temsil etmekle görevli olup kendi kişisel ikballerini düşünen yöneticiler, hayat bu akıp gidiyor işte. Düne kadar o hak etmediğiniz koltuğu işgal edip yüz binlere acılar çektirerek, umutlarını çalarak sekiz yıl oturdunuz.

Söylenenlere, yazılanlara hiç önem vermediniz. "Ne dersem o" bakış açısı ile yönettiniz. Demoklesin kılıcı gibi, ihraç makanizmasını sürekli kullanarak mualif gördüğünüz insanları bir bir yok etmeye çalıştınız!

Sonuç belli; OYUN BİTTİ.

Yıllardır bir şey vermeden o koltuğu işgal ettiniz! Bir çok taraftarınız arz-ı endam ederek etrafınızda dolaştı. Bizler yazarak, konuşarak ikaz ederken, riyakarca o sahte sözlere kendinizi inandırdınız. "Ben neymişim be abi" edaları ile kendinizi emekliler komutanı zannedip bizleri yönetmeye çalıştınız. Size "birlik olalım. Bu bayrak yarışını birlikte kazanalım. Derecemiz, kadememiz konusunda olmazsa olmazlarımız şunlardır" diyerek, sizin ve yönetiminizin yanlışlıklarını www.emekliassubaylar.org sitemizde ifade ettik.

Seçimin yapılması sonucunda bu zihniyete "dur" denilmiştir! Saygı ile karşılamak yerine hâlâ yeni planlar peşindesiniz! Arkadaşlarımıza görevi, bilgi ve belgeleri teslim etmekten imtina ettiniz! Teslimin ve net bir şekilde görülen olumsuzlukların bir çok soru işaretleri ile dolu olduğunu gördük!

O tarihlerde teslim sırasında hesaplarda akıl almaz soru işaretleri ile dolu olduğu ve bunun ilgili kuruma duyurulması gerektiğini biliyorduk!...

ŞAPKA DÜŞTÜ KEL GÖRÜLDÜ (!)

Geçen hafta  Maliye bakanlığından resmi yetkililer Temad Genel Merkezine gelerek, 'sanırım 2008 'den bu yana' bir çok evraka el koyarak, o tarihte görevli olan Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında işlem başlatmıştır.

Yine de, bir meslektaşımız olarak güç durumda kalmanızı istemeyiz. İnşallah aklanırsınız. Görevi devralacak arkadaşlarımıza bilgi ve belge vermeyi (belki de olmadığı için) esirgeyip zamanını yeniden seçilebilmek için site kuranlar, batan gemiyi terk edip şimdi ' sütten çıkmış ak kaşık gibi' ortalıklarda dolaşanlar, bu toplumun vebalinin büyük olduğunu anlayacaksınız!

'Özverili, kişisel hesaplardan uzak başkanlarımızı tenzih ederek' bir çok başkanımıza bu konuları yalvarıcasına yazarak; bu statükocu ve kişisel hesaplara dayalı zihniyetin sona ermesi gerektiğini ifade etmeye çalıştık.

Sadece lokal işletmeciliği yaparak bunu savunan ve bunları "çooookkk şeyler yaptık. İşte listemiz. İşte duvarlarımız. Badanaları. İşte yeni masa örtülerimiz" diye hava atanlar, assubay mücadelesine büyük katkılarda bulunanları "klavye başında ahkam kesmek"le suçlayanlar, neredesiniz?

Dün karşılıklı anlaşamayarak, genel seçime dahi grubunu götürmeyen başkanlar, şimdi ne diyeceksiniz? Siz gelseydiniz bu yolsuzluğu bu şekilde duyuracak mıydınız?

Sayın Temad Yönetimi, Genel Merkez sitesinden bu konu hakkında açıklama yapmalıdır.

Atilla  ABAYLI

disco

Genelkurmay Başkanı Org. Özel "disko cezası"nı kaldıracak Askeri Ceza Kanunu'ndaki değişiklik için harekete geçti. Disko'nun yerine verilecek ceza da belli oldu!

Disko cezası nedeniyle geçen yıl Türkiye'yi 9 bin 500 Euro tazminata mahkûm eden AİHM kararlarını dikkate alan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, erlere komutan inisiyatifiyle koğuş cezası veren Askeri Ceza Kanunu'nun (ACK) yeniden incelenmesi için emir verdi.

Kanunda yeni bir düzenleme yapılana kadar disiplin suçu işleyen erlere disko cezası yerine izin cezası verileceği öğrenildi. Firar, emre itaatsizlik, nöbet talimatlarına uymamak suçlarını işleyen asker cezasını odada değil, çarşı iznini garnizonda geçirerek çekecek.

AİHM: CEZAYI HÂKİM VERİR

AİHM, geçen yıl verdiği kararda askeri disiplin cezalarının yargı denetimine kapalı olmasının yapısal bir sorun olduğuna da vurgu yaparak, Ankara'dan bu soruna çözüm üretmesini istemişti. AİHM, çözüm yolu olarak, Türk yargı sistemine askerlerin özgürlüklerinin elinden alınmasını gerektiren askeri disiplin cezalarının hukuksal güvenceye sahip bir otorite tarafından verilmesi veya kontrol edilmesini önermişti. 2007'de Er Ersin Pulatlı idari işleme giren oda hapsi cezası yargı kararlarına kapalı olduğu için AİHM'ye başvurmuştu. Disko cezasını insan haklarına aykırı bulan AİHM, geçtiğimiz ağustosta Türkiye'yi 9 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum etti. Garnizonu izinsiz terk ettiği iddiasıyla komutanı tarafından 7 gün disko cezasına çarptırılan Pulatlı'yı haklı bulmuştu. AİHM'nin gerekçeli kararında, askerlik hizmeti sırasındaki hapis cezalarının ve bunlara itirazların, yetkili ve bağımsız yargı organları tarafından verilebileceği yorumunu yaptı. ACK'nın 171. maddesi disiplin amirlerine tutuklama yetkisi veriyor. Yüzbaşıdan itibaren tüm amirler, astlarına, 3-7 gün oda ve katıksız hapis cezası verme yetkisine sahip. Genelkurmay 171'inci maddeyi de mercek altına alacak.

Not.Haberi ulaştıran muhabirimiz Sn.İsmail DAMAR'a teşekkürler

KAYNAK:http://www.haber365.com/Haber/Genelkurmay_Diskolari_Kapatiyor/

1932'de fakir düşmüş bir ailede, Fahri-Mahbube çiftinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İstiklal savaşı sırasında Kâzım Karabekir Paşa'nın emrinde çalışan babası, 4 yıl askerlik yapıp memleketine döndüğünde harap olan evinin onarımı için İstiklal Madalyası'nı satmıştır. Anne ve babasının okuma yazması olmaması sebebi ile kitap içinde bulunmayan bir evde büyümüştür. 1939 Erzincan Depremi'nde ablası, ağabeyi ve kardeşi depremde ölmüş, annesi, babası ve kendisi yaralı olarak kurtulmuştur.

İlk ve orta öğrenimini Erzincan'da tamamladıktan sonra 1950'de İstanbul'a giderek Zırhlı Birlikler Okulu'na yazılmıştır. Bu sürede 1953'e kadar orta saha ve forvette görev aldığı Davutpaşa takımına da girmiştir. 1952'de askeri okulu tamamlamasının ardından Kartal Maltepe'deki 1. Zırhlı Birlikler Tugayı'nda Tank Astsubayı olarak göreve başlamış, bir süre Erzurum, Kandilli'de görev yapmasının ardından 1960'ta Hava Kuvvetleri'ne geçerek füzeci olmuştur. Amerika'ya elektronik üzerine 6 aylık eğitime göderilmiş ve füzeler üzerinde uzmanlaşmıştır. Askerlik hayatı boyunca 10'dan fazla kez Amerika'da eğitimlere katılmıştır. Birçok kez Avrupa'ya da gönderilen Okçu, bu geziler hakkında "Avrupa’yı İslamiyet’ten fazla bilirim, Allah beni affetsin. Yani hayatımı oraya harcadım. Avrupa ülkelerini bir bir dolaştım. Ordu beni dolaştırdı, orduya minnettarım." demektedir. 1958'de New York'tan İstanbul'a gelirken Atlas Okyanusu üzerinde iken 4 motorlu uçağın 3 motorunun stop etmesi sonucu bir ölüm tehlikesi atlatmıştır. Askerlik hakkında "Askerlik çok iyi bir meslek. Ben kültürümü orada artırdım, orada tahsil yaptım. Orada dinimi, imanımı öğrendim. Dünyaya tekrar gelsem, herhalde yine asker olurdum. Askerlik tabii ters gidene de çok kötü bir meslek." diyen Ömer Okçu, ilk kez 1957'de gördüğü Kuran'ı okumanın yanında, Arapça, İngilizce ve Osmanlıca'yı da kendi çabasıyla öğrenmiştir.

Dinle ilgilenmeye başlaması üzerine eserleriyle tanıştığı Said Nursi ile bizzat tanışmak için 1957'de Emirdağ'a giderek Said Nursî'nin talebeleri arasına katılmış, daha sonra Erzurum'da sohbetine katılarak tanıştığı Mehmet Kırkıncı'ya da talebe olmuştur. Fethullah Gülen ile tanışıp ona talebe olması 1970'lerdedir. 1972'de ordudan emekli olan Okçu Nurcu kimliği sebebi ile birçok kez üstlerine şikayet edilmesine karşın çalışkanlığı ve bilgisi onun ordudan atılmasını önlemiştir. Ancak, askeriyede birçok defa da mahkeme kararı ile olmasa da komutan emri ile hapis cezası almıştır.

1959'da Şermin Hanım ile evlenmiş ve bu evliliğinden Osman ve Ayşe adında iki çocuğu olmuştur. 1967'de haftalık İttihad Gazetesi ile yazı hayatına başlayan Okçu, kendini gizlemek ve kitaplarını korumak adına Hekimoğlu İsmail müstear adını kullanmayı tercih etmiştir. "Hekimoğlu İsmail" adının tanınmasını sağlayan Minyeli Abdullah romanı kitaplaşmadan önce 1967'de İttihad Gazetesi’nde yayımlanmıştır. 2009 itibari ile 80'den fazla kez baskısı yapılan, yüzbinlerin okuduğu Minyeli Abdullah romanını hem ordudan, hem de cemaatten, hem de ailesinden gizli olarak ve parası yetmediği için çöplükten topladığı kâğıtları kullanarak yazdığını ifade etmektedir. 1969-1974 yılları arasında Yeni Asya Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmış, 1975'te Sur Dergisi'ni çıkarmıştır. 1975'te Ahmed Günbay Yıldız ile birlikte Türdav'ı, 1982'de ise birçok ortakla beraber, şu anda başında oğlu Osman Okçu'nun bulunduğu, Timaş'ı kurmuştur. 1988'den beri Zaman Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır.

Kimliği ortaya çıkmasının ardından 163'üncü maddeden yargılanmıştır. Minyeli Abdullah romanı 1986'da toplatılıp sonra serbest bırakılmıştır. 26 Ocak 1987 tarihli duruşmasında bu roman ile devlet düzenine karşı çıkmakla suçlanmıştır. Yazıları sebebi ile 11 defa hakkında soruşturma açılmıştır. Zaman'dakki "Demek ki öyle..." başlıklı, Harp Okulları sınavına İmam Hatip Lisesi'ne gittiği için kayıt yaptıramayan gençlerin ve ailelerinin durumlarını konu aldığı yazısının ardından Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesini ihlal ettiği sebebi ile 1 sene mahkumiyet cezası almış, infaz yasası gereği cezasında indirime gidilmesi üzerine 1992'de Şile Kapalı Ceza ve Tevkifevi'nde 72 gün hapis yatmıştır. Birkaç kere DGM'ye çıkarılan Okçu, 1994'te 15 yıl ağır hapsinin istenmesine karşın delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

3 Şubat 2002’de Eyüp Sultan Camii’nde beyin kanaması geçirmiş, komadan kurtulup evine getirilmesinin ardından 1 Mart 2002'de ikinci defa beyin kanaması geçirmiştir. Kendisine müdahale eden doktorların yüzde 5 yaşama şansı vermesine karşın hayatta kalmış ancak vücudunun sol tarafı felç olmuştur. 10 Haziran 2009'da mide ve bağırsak rahatsızlığı nedeniyle yeniden hastaneye kaldırılmış ve yeni bir ameliyat geçirmiştir.

Eserlerinin Etkisi ve Yazarlıkla İlgili Görüşleri 

Romanlar hakkındaki görüşlerini "Şimdi ben dünyayı görmüşüm. Bir Çin’e gitmedim. Grönland Adası’na bile gittim. Sıcak sular fışkırıyor, buzların arasından. Avrupa’yı Avrupa yapan, romanlardır. Müslümanların romanları olsaydı, bu kötü hallere düşmezlerdi. Çünkü, romanda her şeyi söylersin, diğer kitaplarda söyleyemezsin." şeklinde ifade eden Okçu,[10] 1980'lerin sonunda aynı adla sinemaya da aktarılan "Minyeli Abdullah" romanı ile İslamî kesimde 1970’lerde "Hidayet Romanları" da denilen bir akımın başlamasına ve bu kesimde romanın yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

Eleştirmenler tarafından edebî değeri hâlâ tartışılan Minyeli Abdullah romanı hakkında "Ben roman yazmadım, ben dertlerimi yazdım, ister beğensinler, ister beğenmesinler." diyen yazar, romancılığını "Ben dünyanın en büyük romancılarından biriyim. Kitlelere tesir etmişim. İnsanları sürüklemişim peşimden. İnsanları ağlatmış, güldürmüşüm. Bir nesli ayağa kaldırmışım. Minyeli Abdullah bir lokomotiftir. Minyeli Abdullah’tan sonra, yüzlerce roman yazıldı. Ama tutturamadılar tabii. Neden tutturamadılar? Geldim, gittim demekle roman olmaz. Ben roman yazarken, oturup ağlıyorum. Ağlıyorum hüngür hüngür. Gözyaşlarım kağıda dökülüyor." şeklinde anlatarak,  roman yazarlığı hakkındaki görüşlerini "Ağlayarak yazmayan okuyucuyu ağlatamaz. Yüreği yanmayan başkasının yüreğini yakamaz. Sırça köşklerde ayak ayak üstüne atarak roman yazılmaz. Bir işe talip olan insan yanacak, kavrulacak ki bir tesir bıraksın. Dinim, imanım, milletim, vatanım diye feryat edecek. Eğer bu aşk ve şevkle bir kitap yazılmışsa okunur." sözleri ile ifade etmektedir.

"İdealist, Müslümanları ayağa kaldırmak için yazılmış bir kitaptır." diye anlattığı "Müslüman ve Para" isimli kitabı üzerine Turgut Özal'ın önemli ekonomi kurmaylarından Adnan Kahveci kendisini arayarak kitabı okuyup, çok hoşuma gittğini ve kendisiyle mutlaka tanışmak istediğini belirtmiştir. Adnan Kahveci'nin bu konuşmadan 15 gün sonra trafik kazasında vefat etmesi üzerine bu buluşma gerçekleşmemiştir.

Eserleri

  • Minyeli Abdullah (roman)
  • Maznun (roman)
  • Sibel (roman)
  • Bir Deliyle Evlendim
  • Menan Cinleri / Hikayeler
  • Mecnun Gezenin Leyla'sı
  • Firavun'un Öldüremediği Musa'dır
  • Sevdalı Şiirler 1 (Derleme)
  • Sevdalı Şiirler 2 (Derleme)
  • Güneşi Arayan Adam
  • Kalbin Ayağıyla Yürümek
  • Akıl ve Gerçek
  • İktisat Bilinci
  • Müslüman ve Para
  • Cumhuriyet Çocuğu
  • Bir Millet Uyanıyor
  • İnsan Bu
  • Yokuş
  • Çiğ
  • Mum
  • Tefekkür
  • Düşünceler
  • Vecizeler
  • Yapraklar
  • Mukaddes Çile
  • Sonsuza Yürüyüş
  • Hayata Düşülen Dipnotlar
  • Derdimi Seviyorum (5 Cilt)
  • İyi Günde Kötü Günde Evlilik
  • Hizmet ve Şahsiyet
  • Bediüzzaman Said Nursi
  • 100 Soruda Bediüzzaman Said Nursi
  • Allah'a İman
  • Meleklere İman
  • Kitaplara İman
  • Peygamberlere İman
  • Ahiret Gününe İman
  • Kadere İman
  • Ölüm Yolkuk Mudur?
  • İyiliği Kaynağı
  • Allah' Yaklaştıran Ameller
  • Allah Kullarıyla Nasıl Konuşur?
  • "Her Şey Allah'ı Anlatıyor" dizisi (çocuk)
  • İslam'da Davet / Hakkı Tebliğde Metod
  • Manevi Hastalakılara Manevi Reçeteler
  • Neye Nasıl İnanırım /Ben Bir Müslümanım
  • Mehmet Akif'e Göre Dün, Bugün, Yarın
  • Ayrıca "İlimler ve Yorumlar/ İlimlere Bir Başka Açıdan Bakış" adlı kitabı Hasan Hüseyin Korkmaz ile birlikte kaleme almıştır ve "Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lûgat" adlı eserin yazar kadrosundadır.

mujdeli-haber

Saygıdeğer Meslektaşlarımız, 

Biz yıllarca bu ülkeye ve ordumuza sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik. Talebimiz hiçbir zaman imtiyaz ve ayrıcalık olmadı ama anayasal hakkımız olan adalet, eşitlik bizlerden esirgendi! Ön yargılarla tahakküme varan sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğratıldık! Kurumlarımıza olan saygımız nedeniyle "Kol kırılır yen içinde kalır" dediğimiz de, bu kez kanadımızın kırıldığını gördük. 

"Bu site ve üyelerinin maddi ve manevi katkıları ile" Sabah gazetesine Temad imzası ile verdirdiğimiz ilanla artık haksızlıklar karşısında susmayacağımızı kamuoyu ve ilgililere deklara ettik. Özverili arkadaşlarımızla yaptığımız çok yararlı çalışmalarla  kendimizi, haklılığımızı anlatma imkanını bulduk. Basında yüreğinde adalet, eşitlik ve insan onuruna saygısı olan yazarlarımızın da desteği ile sesimizi duyurduk. Ne yazık ki bizim yasal temsilcimiz Temad bizim bu rüzgarımızdan faydalanamadı! Çalışmalarımıza destek bir yana köstek oldular. 9 yıldır derecemizden, kadememizden haberdar olmayan, topluma bir tek başarı sunamayan eski Temad yönetiminden kurtulmayı başararak  mücadelede en önemli adımlarımızdan birini gerçekleştirdik.  Sırada lokal ve postal zihniyetinde olan statükocu şubelerin yönetimlerinin değişmesi vardır.

Mevcut Temad yönetimine olan güven ve saygımız devam ediyor. İş başına geldikten sonra yetkililer nezninde başarılı çalışmalara imza attılar. Bizlerin de bu konudaki yıllardır süren çalışmaları sonucu, başta Genelkurmay olmak üzere haklılığımız tescil edildi. Haklı ve yasal taleplerimizin kısa sürelerde çözümlenerek, TSK çalışma barışının, saygının, sevginin, aidiyet duygusunun  yeniden tesis edileceğine inanıyoruz...

TSK dışında tüm kurumların personeli, göreve başlangıç dereceleri ile yükselecekleri derece ve kademeler, tahsil sürelerine göre tespit edilir. Örneğin, emniyet hizmetlerinde fakülte mezunu polis ve amirler, teknik hizmetlerde teknikerler, mühendisler aynı derece ve kademeden göreve başlarken, her kuruma örnek olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nde  göreve başlamak hiyerarşiye göre gerçekleşmektedir ki, bu  hiç bir değer yargısı ile haklı gösterilemez... 

Personelin subay, assubay, uzman jandarma, uzman erbaş statüsünde olması, görevin ve sorumluluğun farklılığını gerektirir. Göreve başlangıç derecesinin ünvana göre değil, aynı tahsile tabi personeli aynı dereceden göreve başlatılması ile sağlanır. Bizler yıllarca diğer kamu personeli için uygulanan bu eşitliği  savunduk.

Yeni Temad yönetiminin de aynı düşünceyi savunmasını, çalışmalar sırasında görev yardımcılarımız uzmanların da tahsil durumlarına göre aynı dereceden başlayıp yükselmelerini talep etmelerini bir vefa örneği olarak memnuniyetle değerlendiriyoruz.

Genelkurmay yetkililerinin de yıllarca yapılan bu haksızlığı önleme konusundaki gayretlerinin sonuç vermekte olduğu konusundaki duyumlarımız  meslektaşlarımızın hizmet verimliliği, moral motivasyonu ve kurumumuza saygısını sağlayacaktır.

Bizim ekonomik haksızlıklarımızın çözümündeki anahtar, başlangıç ve son yükseleceğimiz derece ve kademe ile ilgilidir. Bu TSK personeline verilen bir ayrıcalık  değildir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 30'uncu maddesinin ortak hükümlerinde tahsil durumuna göre memuriyete başlangıç dereceleri tespit edilmiş, bu derecelere görevin özelliği nedeniyle bazı hizmet sınıfları personeline üst derece ve kademeler verilmiştir. Daha ağır görev koşullarında ve sorumlulukları bulunan subaylar için üst derece uygulaması varken bu hak assubaylar, uzman jandarmalar ve uzman erbaşlardan esirgenmiştir. 

  • 926 sayılı askeri personel yasasında yapılacak değişikliklere paralel olarak bazı reformlar yapılıp hak edilen hususların verilmesinin sağlanacağını rütbelere bakılmaksızın aynı öğrenimi gören MYO mezunlarının 9/2, lisans mezunlarının 8/1'inci dereceden göreve başlatılıp tüm yüksek okul mezunlarının 1/4 kademeye yükseleceklerini memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz.

Bugüne kadar süren haksızlığın giderilmesi  adaletin ve eşitliğin sağlanmasında gerekli duyarlılığı gösterenlere,destek verenlere sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor bir an önce gerçekleşmesini diliyoruz.  

Saygılarımızla.

84874

TSK'da bir devir daha sona eriyor... Bir süredir demokratik ülkelerde olduğu gibi sivillerin kontrolüne sokulan, atılan demokratikleşme adımlarıyla siyasete karışmasının önüne geçilen TSK; bu kez kendi içinde çok ciddi bir demokratikleşme adımı atıyor:

Haberturk.com'un haberine göre, yıllardır şikayet edilen ama yine yıllardır değişmeyen "orduevlerinde rütbe ve sınıf ayrımı" uygulaması son buluyor. TSK'ya ait sosyal tesislerdeki yemek salonlarında, kuaförlerde, plajlarda rütbe farkı ortadan kalkıyor. En basite indirgersek, "Subay Kuaförü," "Üst subay Kuaförü," "General Kuaförü" tabelaları iniyor!

İşte o talimat

orduevi-talimat 

AMAÇ: DAYANIŞMAYI ARTIRMAK

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'in emri ve Genellkurmay II. Başkanı Org. Hulusi Akar imzasıyla ilgili birimlere gönderilen "Sosyal Tesislerin Kullanımı" konulu o yazı ele geçirildi.

İşte, Genekurmay Başkanlığı'ndan 16 Ocak 2012 tarihinde gönderilen ve "Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasındaki dayanışmayı artırmak, moral ve motivasyona katkıda bulunmak" amacıylaorduevleri, askeri gazinolar, sosyal tesisler ile TSKözel, özel/yerel ve kış eğitim merkezlerinde yapıldığı vurgulanan yeni düzenlemeleri içeren o belgede yazanlar:

1. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasındaki dayanışmayı artırmak, moral ve motivasyona katkıda bulunmak maksadıyla; orduevleri, askeri gazinolar, sosyal tesisler ile TSK özel, özel/yerel ve kış eğitim merkezlerinde aşağıdaki düzenlemeler yapılacaktır.

  • a. Tesislerde genel kullanıma açık tüm yerlerde statüleri belirtilen (general, üstsubay, subay) bölümleme yapılmayacaktır.
  • b. Otel, oda, masa, koltuk grubu, asansör, plaj, yemek salonu, berber, kuaför, vb. Yerlerde statüleri gösteren her türlü yazıve işaret kaldırılacaktır.
  • c. Otel, lokanta vb. Kullanım alanlarından istifade etmek isteyen rütbe ve makam sahibi personel için rezervasyon yaptırılabilecektir.
  • ç. Özel misafirler, yabancı konuklar ve resmi toplantılar için ayrılan özel salonlar muhafaza edilecek, rütbe ve makam sahipleri ile yerli/yabancı misafirlere tahsis edilebilecektir.

2. Söz konusu uygulama ile personel arasındaki sevgi, saygı ve bağlılığın artırılmasına katkı sağlayacak sonuçlara ulaşılmasının, bu tesislerin kuruluşlarında oldukları Komutanlıkların ilgi ve yaklaşımına bağlı olduğu, bu konudaki en önemli görev ve sorumluluğun tesis yöneticilerinin üzerine düştüğü göz önünde tutulacaktır.

3. Orduevleri, askeri gazinolar, sosyal tesisler ve TSK özel, özel/yerel, yerel ve kış eğitim merkezlerinde statü farklılıklarının etkisinin en aza indirilerek tesislerden azami ölçüde yararlanılmasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelenek ve göreneklerine uygun tavır ve davranışta bulunmaları hususunda, personel ve aileleri gerekli hassasiyet, gösterecektir.

GENERAL VE TEĞMEN BİRLİKTE ÇAY İÇECEK

Bugüne kadar, subay orduevine giren bir subay, kıdem ve rütbesine göre ağırlanıyor, bölümlemeler de buna uygun yapılıyordu. Mesela bir üsteğmen, üstsubay yazılı bölümlere giremiyor ve generaller kendi salonlarına, lokantalarına sahip oluyordu. Hatta asansörleri bile farklı olabiliyor, üzerinde de o asansörün hangi rütbeden askere ait olduğu belirtiliyordu. Daha da ötesi, aynı farklılıklar eşler ve aile fertleri için de geçerliydi. Eş ve ailelerin faydalandığı kuaförler, plajlar bile statülere göre ayrılıyordu. Mesela yan yana bulunan üç bayan kuaförünün üzerlerinde "Subay Kuaförü," "Üstubay Kuaförü," "General Kuaförü" yazıyordu..

Sözkonusu yazıyla işte bütün bu ayrımlar ortadan kalkıyor. Rütbe ayrımlarını belirten her türlü yazı ve tabelalar siliniyor. Bu, orgeneral ve teğmenin artık aynı masada yemek yiyeceği, çay içeceği anlamına geliyor.

KİMLER FAYDALANABİLİYOR?

Orduevleri, askeri gazinolar ve sosyal tesislere ilişkin 20 Ağustos 2000 tarihinde yayınlanan yönetmeliğin 3. bölüm, 10. maddesinde sözkonusu yerlerden kimlerin faydalanabileceği ise şöyle belirtiliyor:

Madde 10- Ordu evleri, askerî gazinolar ve sosyal tesislerden;

  • a) Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup subay, astsubay ve emeklileri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri,
  • b) Muvazzaf veya emekli personelin, sağlık fişini kullanma hakkını kaybeden çocukları ve bunlardan evli olanların eşleri (gelin-damat) ile bakmakla yükümlü olunmayan baba ve annelerinden, günü birlik kart verilenler,
  • c) Tanınmış kişilerden oldukları için, 6/9/1961 tarihli ve 10889 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 31/3/1972 tarihli ve 14145 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan değişik 664 üncü maddesi hükümlerine göre garnizon komutanlıklarınca kart verilenler,
  • d) 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununa tâbi yedek subaylar, faydalanır.
gnkurmay-cumhurbaskani-basbakan

Emekli astsubay Altıntaş, Koşaner'in istifasının ardından Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturan Orgeneral Necdet Özel'e 'Asker, arkadaşını satmaz' deyince mahkemelik oldu.

Alican Uludağ

Cumhuriyet/Ankara- Orgeneral Işık Koşaner’in istifasının ardından Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturan Orgeneral Necdet Özel’e çektiği telgrafta “Necdet Paşa maşallah soyadın gibi özelmişsin. Asker, arkadaşını satmaz” diyen emekli Astsubay Osman Altıntaş’a dava açıldı. “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” etmekle suçlanan Altıntaş’ın 2 yıla kadar hapisi isteniyor.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay, hükümet ile YAŞ’ta yaşanan terfi krizinin çözülememesi üzerine emekliliklerini isteyerek, görevlerinden ayrılmışlardı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan, bunun üzerine Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel’i önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, ardından Genelkurmay Başkanı Vekilliği’ne getirmişti. Ağustos ayındaki YAŞ toplantısında da Özel, Genelkurmay Başkanlığı’na asaleten atanmıştı.

Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanlığı görevini kabul etmesine sinirlenen emekli astsubay Osman Altıntaş, 27 Temmuz 2011 günü Çanakkele PTT Merkezi Müdürlüğü’ne başvurarak, Orgeneral Özel’e telgraf çekti. Ankara Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre Altıntaş, telgrafında Özel’e şu ifadelerle tepki gösterdi:

“Tayyip orduya el koydu, aradığı adamı buldu, ama hülle ile gelen hülle ile gider. Necdet Paşa maşallah soyadın gibi özelmişsin. Zıplayarak çıktın. İnşallah inişin öyle olmaz. Asker arkadaşını satmaz. Hani Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları kederde, tasada, kıvançta birdi. Bu sözlere artık kim inanır. Bir Arap atasözü okudum şöyle diyor: Makam oturana şeref vermez. Makamda oturan liyakatli ise, makamı şereflendirir. Görev talep edilmez. Görevi tayin edilir. Ya Hilmi Efendi gibi uydu olursun ya da seni de silkelerler. Merak etme yolda bırakanın yoldaşı olmaz.”

Genelkurmay Başkanlığı’nın suç duyurusunda bulunması üzerine, soruşturma başlatıldı. Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Orhan Kılıç’ın hazırladığı iddianamede, Osman Altıntaş’ın söz konusu sözlerle Orgeneral Özel’e “hakarette bulunduğunu” kaydetti.

Özel’in “Müşteki” sıfatıyla yer aldığı iddianamede, emekli astsubay Altıntaş’ın Türk Ceza Yasası’nın 125. maddesi kapsamında “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret etmek” suçundan cezalandırılması istendi. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülecek davada Altıntaş, üç aydan iki yıla kadar hapisle yargılanacak. İddianamede, hakaret suçunun kamu görevlisine yönelik olması gerekçesiyle cezanın alt sınırının bir yıldan az olmaması da talep edildi.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
GAZİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN TBMM'nin, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ''Mareşal'' rütbesi ile ''Gazi'' unvanı verişinin 101. yıl dönümü ve Gaziler Günü törenlerle kutlanacaktır. Kahraman gazilerimizin, oluşan bedensel engellerinin yanında başta devletimizin mevzuatlarından kaynaklanan birçok sıkıntısı olduğunu biliyoruz. Gazilerimize devletimizin yetkililerin...
Pazartesi, 19 Eylül 2022
fatih bektaş
UNUTMAYIN UNUTTURMAYIN 9/2 Sİ LİSE MEZUNU ASTSUBAY SINIF OKULU MEZUNU ASTSUBAYLARA DA VERİLMELİ BU HAK BÜTÜN ASTSUBAYLARIN OLMALI AYNI 2016 BÜTÜN ASTSUBAYLARI EŞİT SAYDINIZ OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ ŞİMDİ DE 9/2 Sİ EŞİT OLARAK VERİLMELİ
Cuma, 09 Eylül 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
EMPERYALİSTLERİ DİZE GETİRDİĞİMİZ 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'MIZIN 100. YILI YÜCE TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN. ORDU YOK DEDİLER KURULUR DEDİ PARA YOK DEDİLER BULUNUR DEDİ DÜŞMAN ÇOK DEDİLER YENİLİR DEDİ M.K.ATATÜRK Saygıdeğer Üyelerimiz İtilaf Devletleri tarafından son dönemlerinde bütün orduları dağıtılan, işgal edilen ve tersanelerine girilen &qu...
Salı, 30 Ağustos 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ