EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Sayın büyüğüm E.Tls.Astsb. III Kad. Kd.Bçvş.Şükrü IBRIK bey’e desteğimdir. Yolundan gidiyorum sana verilen yasak bana da verilirse gocunmaktan ziyade onur duyarım.

Zihniyet Sürgünü yazısı ve astsubaylara yapılan haksızlıkları neşrettiği sebepten dolayı süresiz orduevi giriş yasağı getirilen Eski Tüfek Şükrü bey, yazılarında iftira, insanları askerlikten soğutma, vatana ihanet suçu ve akla gelebilecek hiçbir delilsiz, ispatsız yazı yazmadığı halde sayın genelkurmay başkanı ve tayfası işi gücü bırakmış,  Emekli astsubay Şükrü beyin Orduevine girişini yasaklayarak  kangren olan uzvunu kesip atmıştır(!)

Yani orduevine girişi yasaklayınca emekli astsubay statüsünü ve kimliğini elinden aldılar. Küçük beyinler küçük sorunlarla uğraşmaktan büyük sorunların farkına varılamamaktadır.

Bir emekli astsubayın orduevine girişi HAK ARAMAK SUÇUNDAN DOLAYI yasaklandığında bu astsubayı silmiş mi oluyoruz? İnsanları ayrıştırmak, kastlara bölmek gerici bir zihniyetin ürünü iken Atatürkçü bir zihniyeti savunan bu genelkurmay ve kuvvet komutanlıkları bu kast sisteminin devamını isterken acaba bilinç altlarında ne var? Nasıl bir EGO’ya sahipler anlamaya çalışıyorum. Ama nafile, anlayamıyorum. Neden mi? O kast sisteminden beslenen değil, zarar gördüğümdendir herhalde.  Neşrettiği yazıların bir çoğunda delil olarak kullandığı mehazlar Resmî gazete olan Eski Tüfek’in yasaklanması demek, devletin yasaklanması siyasi otoritenin yasaklanması demektir. Çünkü Resmî gazeteyi çıkaran Devletin yürütme organıdır, onaylayan ise Devletin başı olan Cumhurbaşkanıdır. Şimdi verilen yasak Sayın ŞÜKRÜ IRBIK’a mıdır, yoksa o zamanın siyasi otoritesine midir?

Sayın genelkurmay başkanı/lığı, istenen atla deve değil. Sadece insan onuruna yaraşır bir anlayış, paylaşımda adalet. Kimse bir subayın yetkisini astsubaya verin demiyor. İstenen sadece şunlar:

  • Meslek etiği yani insanca muamele,
  • Kast sisteminden gerçek bir ast ve üst ilişkisine başlamak,
  • Cezanın ve mükafatın dağıtımında adalet,
  • Lojmanların dağıtımında adalet,
  • Maaş ve özlük haklarında adalet,
  • Atamalarda adalet,
  • Liyakat sisteminde adalet,
  • Gerçekten yardımcı pozisyonunda atanmak
  • Devletin sahibi olarak hepimizin görülmesi yani subaylar devletin sahibi, astsubay ve diğerleri köle ve işçileri değildir.
  • Verilen emirlerin kanunlardan gücünü alması,
  • Kadrolarda son madde olarak konulan “KOMUTANIN VERDİĞİ DİĞER GÖREVLERİ DE YAPAR “ maddesinin çıkarılması,
  • AÜKHM yerine gerçek bir astsubay akademisinin kurulması,
  • Rütbe şekil ve isimlerinin çağa göre güncellenmesi, bazı rütbelerin kaldırılması yani kast sisteminin değişmesi,

En önemlisi ise emekli astsubayların ve astsubayların sorunu konuşulurken temsilcilerinin çağrılması, oradan iki astsubay çağrılıp da astsubayların aralarına nifak tohumu serpmeye çalışılmamalı.

Genelkurmay Başkanlığı olarak yaptığınız uygulamalar, İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile Askeri Ceza Kanunu'nda yazan Vatana bağlılık, askerlikten soğutmak gibi suçları adaletsiz uygulamalarla kurum olarak sizler işlemektesiniz. Tarih nasıl ki Eski Genelkurmay Başkanı Ahmet Kenan  Evren’i yargılıyorsa bir gün gelecek  adaletsizlikleri yapanları da yargılayacak. Maalesef savunacak bir şeyiniz olmayacak.

Muvazzafı ile emeklisi ile bizler Türkiye Cumhuriyeti’ni seviyoruz, uğruna ölmek için ettiğimiz yeminin her zaman arkasındayız. Doğruların her zaman yanında ve savunucusu, yanlışların ise hep karşısında olacağız. Yasaklarla bir yere gelinseydi  bu günkü gördüğünüz siyasi tablo olmazdı. Yasaktan ziyade anlayan, ayrışmaktan ziyade birleştiren, benim yerine bizim, KORKU yerine SAYGININ olduğu Türk Silahlı Kuvvetleri daha güçlü olacak.

Eski Tüfek, her zaman doğruların yanında olacağız sizin gibi. Biz senin gibi tüfek olamadık ama Kurşun kalem olmak bana gurur verir.

Ali AKKAŞ
(E) Per.Astsb.Kad.Kd.Bçvş.

ANILAR

Temmuz 21, 2014

GELDE, ÜZÜLME!

MUTLULUĞUMUN ACIYA DÖNÜŞEN, HATIRAMDIR BU BENİM

HANİ, MUTLULUKLAR VARDIR YAŞAMIN TATLI AKIŞI İÇİNDE, HÜZNE DÖNÜŞEN. ANLATACAĞIM OLAY BİRE BİR GERÇEK YAŞAMIMDAN OLUMSUZ BİR OLGUDUR.

BİR ANIDIR.

HATIRALARIN ACIYA DÖNÜŞÜP YAŞANMIŞ ŞEKLİDİR.

Ben de insanlar arasına karışığım askerlik ortamında. Askerliğin onursallığını paylaşmak güzeldir, mutlu olur insan.

Güven dolu olur, kışlada yaşam, aslında.

Mutluluktur, paylaşımı farklıdır, içtenliklidir, askeri ortamın. 

Çalışma yaşamı da erken başlar,  kışlada. Gazinosu vardır, eğer rütben statün uygunsa lojmanın da olur.

Mutlu bir yaşama katkı olarak.

Farklı bir kültürdür sanki, alışılagelmiş ortam  oluşturur askerlerin yaşamı içinde.

Burdur ilinin, KEMER (Sertaç) (BEBEKLER) diye bir bucağı vardır (şimdi ilçe), yıl olarak 1961 ortamı.

Ormanlarla kaplı ve çevrili çevre içinde.

Kırmızı kiremitleri vardır. BİR GÜL ÇİÇEĞİNİN TAÇ YAPRAKLARI MİSALİ, uzaktan bakıldığında kırmızı  bir gül çiçeğini andırır KEMER nahiyesi o yıllarda.

FRANSIZ YAZAR VİKTOR  HUGO’NUN “MON VİLLAGE” şiirinde betimlemesi gibi. Çanak yapraklarını oluşturan yeşillik ormanları, kırmızılık  gül çiçeğinin taç yapraklarını oluşturan kiremitleri ile. Bir mutluluk doludur Kemer’de yaşam ortamı. Kendilerine özgüdür içtenlikleri. Kaynaşmıştır insanlar kendilerince.

Hizmet veren devlet memurları ile.

Ben de onlardan biriyim, mutlu.

Sene 1961'dir. Okurum, çabalarım. Öğrenciyim. Üniversiteyi  bitirebilme adına.

Zaman bana yetmez okuma ortamında. Bir gazete gelir, okurum. Postadan, haftada iki defa gelebildiği KEMER bucağında Fransa yayınlı.

ADI: Journal Dorien diye. İnsanlar bakarlar söylemini bilmedikleri, anlamadıkları gazeteye. Arapça benzerinde. Yabancı dil,  Fransızca olduğundan. 

Arada bir bu bizim, karakol komutanı gavur mudur nedir dediklerini de duyar olurum okumalarımla. Çok sevdiğim yabancı dilim, Fransızca dilimi unutmak istemem ben de!

Mutluyum.

Bulunduğun toplumca, önce yadırganırsın.

Görevim dışında atletizmde, formumu koruma, kaybetmeme durumundasın.

Ondan sonra da sporu çevrene sevdirme gayesi ile, çabası ile içtenlikli olgulardasın. Koşarım dolu, dolu.  HER GÜN  25 – 30 km. ideallerimdeki yarışlar için o yıllarda.

Çıldırmış sanır insanlar seni.

Nedensiz koşmanı yadırgarlar. Zaman içinde alışırlar elbette.

Önce çocuklarda başlar, özentilerle seninle yarışma olgusunda merak.

Ve beraber koşma ortamına  katılım..

Katılırlar sana, takılırlar senin peşine, koşma  istekleri oluşur.  Yarışırlar güçleri yettiğince, seninle. 

Seversin onları. Sevinirsin içtenliklerine.

İçten davranışlarını sevdirmek adına atletizmi.

Gün gelir çağrılırsın ülke genelinde yarışma ortamına, ulusal yarışlarda yarışma için.

Okurlar gazetelerde ismini Kemer’liler.

Daha da merak sararlar grup koşmalarına, zaman içinde bir yarıştır başlar.

Bencilliklerine bağımlı güçlerini ispat ve öne geçirmek için. Sarar onları koşma olgusu.

Öğrenirler gün gelir Kemer'deki,  jandarma karakol komutanının sporda rekortmen atlet olduğunu.

Yaşlıları da katılır. Onlarda da oluşur koşma sevgisi. Koşma olgusu ile sağlıklı yaşamanın kardeşliği. Sporun sağlığa sağladığı katkılarını öğrenirler sonunda.

İç tepkilerinde hissederler. Takım oluşturup yarıştırmak farklı bir duygudur onları.

Benim için…..    

Öğrenirler kendi benliklerinde yarışmayı.

 

Böylesi güzel duygularla, mutlulukla dolu sürerken yaşam.

Görevimle ilgili resmî işlerimi yapmak, maaşımı almak için sabahın saat altısında düşerim yollara, 1961 yılında bir bahar günü. Mutlu bir gün başlangıcıdır benim için.

Kemer–Burdur Arası 68 km. Üç saat çeker engebeli yollar ortamında. Burdur’un şirinliği farklıdır. Görmek mutluluktur.

İhtiyacım olan kitaplardan almak, yaşama haz veren günlerden bir gün. Sene 1961, mevsim ilk bahar, güneşli, içtenlikli alışkanlıklar içindesiniz. Üzerinizdeki  üniforma; eğitim elbisesi.

Bir lokantaya gidersiniz kahvaltı için.

Lokanta ortamında iken, itibar görürsünüz üniformalı olduğunuzdan.

Kahvaltı için gittiğiniz yerde , yan masada biri vardır. Sabahın erken saatlerinde alkollü gibi görüntüsü ile bakımsız ve özensiz kıyafetli.

Aldırmazsınız olumsuz görüntüye. İlginiz dışında olan kişi, biraz durur, kalkar gider.

Aradan beş dakika geçer.

Çıkar gelir tanımadığın kişi. İki inzibat eri ile karşınıza dikilir.

Anlayamazsınız, anlamsız olguları ve sebebini!

Kişinin iç güdüsü, içtepileri içinde saklı olduğundan.

Olmayan nedenini bilemezsiniz. 

Ve meçhul kişi sizi hedef alıp sorar lokantada;

  • BENİ TANIMADIN MI ?

  • Hayır! Tanıyamadım

dersiniz masumane.

  • Hadi yürü,  inzibat  merkezine 

der.  Amirane, emir verircesine.

O sivildir düzensiz kıyafeti ile. Erler ve sen üniformalı.

O anda, amirlerinizle iletişim kurma olanağınız da yoktur.

Gitmek istemesen iki asker sürüyüp götürecektir seni. Ben de perişan olacağım askerlik onurum da. Uyum sağlamazsam, haksız emirlere, emir vari  söylemlere. 

Çaresiz uydum uğradığım haksızlığa. 

  • Orada anlatırsın

der karşındaki.

O anda çaresizdim bir sarhoşun elinde. İnzibat merkezine girince;

  • ALIN ŞUNUN TABANCASINI 

dedi erlere. Erler aldılar.

Oysa o tabanca bana görev için verilmişti.

VE BEN SESSİZ teslim olmuşum ortama.

Zaten ayda BİR KERE, üç  dört saatliğine gelebildiğiniz. 

Şehir merkezinde kitapçı, lokantacı, amirlerinizden başkaca kimseyi tanıma olanağınız yoktur.

Zabıtasınız. Çalışma ortamınızdan ayrılma olasılığınız yoktur.

Asayişi koruma görevi ortamından. 

İnzibat merkezine girer girmez, bir küfürdür bir hakarettir. Küfür ve hakaret kültürünün görülmedik, duyulmadıklarının hedefi oldum. Orada gözüme ilişen  yarı aralık bir kapı ve oda içinde bir astsubay, görevli olduğu halde odasından bile çıkamadı!

Hafifçe kapısını kapattı. Ürküntüsü vardı demek ki. Erler dağıldılar. Bana hakaret eden de yüzbaşı rütbesinde imiş.

İnzibat komutanı iken, iki ay kadar önce inzibat komutanlığı görevinden alınmış.

Ama hala kendini,  görevli sanan biri. Kimse de sesini  çıkaramıyor.  İki üç er kaldı.

Ben metanetimi saygımı yitirmedim. Benim sükunetim ve metanetim.

Onu çaresizliğe düşürdü. Benimle ilgisi yitti o anda.

Belli ki doyuma ulaştı.

Ben de üzüntülü, ağlamaklı göz yaşlarını içine akıtmış biri. 

Sessiz kalarak uğradığım haksızlık ortamında onurunu korumak isteyen ZAVALLI DURUMUNA DÜŞÜRÜLMÜŞ bir assubay.

Üzüntünün en dolu dolusunu yaşayarak oradan ayrıldım. Silahım orada kaldı.

 

Alay Komutanıma gittim.

SAYIN ALAY KOMUTANIM  BU GÜN BİLE  MİNNETARLIĞIMI  HİSSETTİĞİM muhterem insan.

Keşke yaşasa idi. Gidip mutlulukla ellerini doya, doya öpme isteğim var halen.  İçimde uhde olarak sakladığım ve yaşadıkça saklayacağım içtenlikli duygu.

1938 MEZUNU BİNBAŞI SAYIN SÜLEYMAN TURAN idi Alay Komutanım. Anlattım olumsuz olayı. BENİ SÜKUNETLE DİNLEDİ. AĞLADIM, ANLATTIM.

  • Uyumlu davranman iyi olmuş

dedi. Beni karşı odada oturttu.

  • Sakin ol yavrum üzülme

dedi, ama elde mi. Ağlarım hala anımsadıkça. Bu gün 82 yaşındayım.

Komutanım, hemen Sayın Tugay Komutanı'nı aramış. Sayın Tugay Komutanı beni emretmişler.

Olayı Tugayda  da  Tugay Komutanı'na  anlattım. Beni teskin etti, onurlandırıcı söylemleri ile.

Daha sonra bana bildirildiğine göre adının CEMİL GÜLSE olduğunu öğrendiğim

Yüzbaşı'ya  on gün göz hapsi verilmiş.

Bu pespaye adama verilen ceza, aslında ceza değildi o.

Onu koruma idi.

Onun yerinde ben olsa idim. Ne olurdu?

İşte bu okul’ sal korumadır. Kayırmadır!

 

Bakarsınız istemediğiniz, ummadığınız, beklemediğiniz anda karşınıza  çıkıverir. Üzüntünün en dolusunu, size yaşatan olumsuzluklar.

Ve bunun adı hiyerarşinin olumsuz taraflarıdır. Ehil olmayan kişilerin elinde, hazım edilemeyen, yetkinin olumsuz kullanımıdır.

Kahrolursunuz amma çaresizsinizdir. Kaçmak gelir içinizden.

Ortamın olumsuzluğundan kaçamazsınız. Görmek, duymak istemediğiniz söylemlerle üzerinize, üzerinize gelir olumsuzluklar. Ve olumsuz kişiler.

Tüm sessizliğinize, sakinliğinize uyum sağlama isteğinize rağmen.

Galiz küfürlerin nedeni yoktur ama hedefi olursunuz.

Ne annenizin, ne de sizin iffetiniz kalır küfür ortamında. Neden annelere sövülür de, babalara sövülmez, onu da anlamış değilim.

İffetsizliğiniz ortaya dökülür, kendini iffetli sanan tanımadığınız zavallılar tarafından. 

Çağdaşlıktan, insanlıktan ortamdan uzak olgularda. Bıkar olursunuz yaşamaktan.

Askeri ortamla bağdaşmayan olumsuz kişilik sergilemesidir bu.

Hazmedilemeyen yetkinin hak edilmeyen rütbenin kötü kullanımıdır.

Bütünüyle size yapılan.

Ama metanetiniz, olumsuzluğu yenmeye yeter. Ve yetmiştir de.

Kazanmazsınız amma kaybetmezsiniz de benim de yaptığım, yapabildiğim oydu.

Yeni, yeni öğrenmek istemediğim küfürlere hedef olmak. Bugün bile içtenlikli olumsuzluklarla doluyum Cemil Gülse denilen tutarsıza.

 

Yıllar sonra Ağrı’dayım. Yani 1969 yılı idi. ANKARA’DAKİ ÜST DÜZEY KOMUTANLARIMIN MÜRACAATIMA YAZILI EMİRLE İZİN VERMELERİ sonucu liselerde Fransızca OKUTMAYA BAŞLADIM, 1966 YILINDAN SONRA, 

Aynı yıl içinde anımsadığıma göre bir gün Alay Komutan Yardımcısı  Yarbay Sayın Muzaffer YILMAZKAN  beni emretmişler. 

Odasına girdim. Bir de ne göreyim. Sekiz sene önce hakaretleriyle, küfürleriyle yaşamımı karartan yıllarca rüyalarıma giren  olumsuz  olguların sahibi Cemil Gülse yarbay olmuş. Karşımda.  

Komutan yardımcımın yanında oturuyor.

Kendisini hemen tanıdım.

Ama o beni tanıyamadı. Aradan 8 sene geçti.

Meğer oğlu benim öğrencilerimden biri  imiş. Öğrencinin ismi gündeme gelince anımsadım.

Çocuk ortanın üstü derecede, başarılı, saygılı, verilen ödevleri yapan içtenliği konusunda güven veren bir öğrencim olduğu için olumlu konuşmaktan,   öğrencinin uyumlu ve başarılı olduğu konusunda konuşmaktan başkaca bir söylemim olamazdı zaten.

Tüm öğrencilerim için hep olumlu düşünmüşümdür, eğitim verdiğim sürece.

En çalışmayanların bile derslerini sevmelerini sağlamış, öğrencilerime farklı yöntemler kullanarak derse olan ilgilerini pekiştirip konulara ısındırarak, derslerine sevgi   ortamı   yaratmışımdır. 

Ancak biraz konuştuktan  sonra Cemil Gülse’nin jestleri, mimikleri değişti.

Ben ayakta, esas duruşta. O anda tanımış olmalı. Zaman, zaman yüzünde kızartılar oluştu. Hareketlerinde mahcubiyete, BELKİ GELİŞ pişmanlığına, dayalı olumsuzlukları farklı oluştu. 

Olumsuz görüntüleri fark edince ben...

Sayın Komutanımdan izin aldım. Ayrılmak istedim. Ortamı terk ettim. Daha sonra komutanım da, olumsuzluğu fark etmiş olacak ki beni çağırdı. Oluşan farklı ortamı sordu.

Kendilerine 1961 yılında bana nedensiz yapılanları, başıma gelenleri anlattım.

Ama aradan uzun zaman geçtiği için anımsamak istemediğimi, bir daha hatırlayarak mutsuzluğa düşmek istemediğimi söyledim, Sayın Komutanıma.

Kin duygusu insanın taşımaması gereken olumsuz bir  yük ve duygu olduğunu komutanıma söyledim. Beni kutladı. Yanından ayrıldım.

 

Bu gün aradan 53 yıl geçti

Hatırladıkça ürperti ile titrerim mutsuz kötü anı ile. Ve düşüncem odur ki,

Bu olumsuz olgu empati olsa idi.

Bugün, bende  ne mutluluğun adı olurdu, ne de  bugüne gelebilir idim.

Neyse zaman geçti.

Ben çağdaş insanım. Çağdaş toplumun kabul edemeyeceği olgulardı zaten.                                                

Kendime uygun bulmam. 

Yapabildiğim, ulaşabildiğim, olumlu olguları yaşamaktır, mutluluktur bence.

Bu gerçek bir olaydır. Muhatabım olan kişinin sicil dosyasında vardır!

 

Mehmet  KAYALI

Sınav…

Temmuz 07, 2014

Bu bir açık çağrıdır.

Bana öyle bir kurum gösterin ki,

Aynı çalışma ortamında, benzer hizmet verme sonuçlarını paylaşıp, bulunanlardan birileri alt statüde olsun.

Kapıkulu benzerliğinde!

Zaman zaman kişiliği ve onuru hafife alınıp hor görülsün.

Katkısız yurtseverliği olsa da olgularında, sırtında devletin trilyonluk zimmeti olsun. Sorumluluğu tam olsun.

Hizmetin üretime yönelik yönleri onun uhdesinde bulunsun.

 

Yılgınlık gösterme lüksü olmasın.

Görevde en ön saflarda olsun.

Fiili hizmet üreticisi olsun,

Laf üreticisi değil.

Görev yerleri hep ölüme en yakın olgularda, mutluluk duyguları körlenebilmesi içeriğinde olsun.

Eğitilmişlik süreleri süre olarak ve bilinç olguları üstün olsa bile, görmezden gelinsin.

Hâttâ yıl olarak eğitilmişliği fazla olsa bile eğitimli konumu ve eğitimi kullandırılmasın.

Çalışma ortamında yücelmesine izin verilmesin.

Tek kabahatının şehzade okulunda okuyamamış olması, olsun.

Kendisine "sen bu statüye, bilerek girdin" densin

"Bana olan taahütlerin bittikten sonra,

istersen benim hakimiyetimin bulunduğu alan dışına çıkar,

eğitimini, eğitimli durumunu orada kullanırsın" densin…

Bana senin eğitimli olmanın gereği yok.

Sen tercihini başlangıçta yaptın *sen bir kapıkulusun* olgun ve sonuçları değişmez...

Lazım olan senin eğitimindekileri ben dışardan seçerim.

Dışardan alırım.

En yetkili kişi beyanı. Mahkeme kayıtlarında sabit.

09.07.1976 tarih ve 15641 sayılı Resmi Gazete.“ Anayasa Mahkemesi kararı.

Söylem olgusunda birini düşünün.

Birinin 4500 aldığı emeklilik ortamında,

Sen 1500 lira emekli maaşına layık görülmüş olmalısın.

Geçim sıkıntısı içinde çırpınanın, mutsuzluğu yaşamın zor koşullarında, çaresizlikler ortamında.

Karşısındakinin mutluluğu olsun.

Seni görmezden gelme oluşumunda tüm duyarsızlıkları aleyhe olsun.

Çağdaş yaşam olguları içeriğinde.

Eşitlik ilkelerinden uzak tutulduğunu varsayın.

Bir unvan sözcüğü şemsiyesi altına girenlere farklı yaşam huzuru veren, bağışlayan, yapılan tazminatlı ödemeleri ufka bakarcasına seyreder olsun.

Ve sosyal olanaklardan, haklarından faydalanması kısıtlı olsun.

Bazı sosyal tesislere, alt statüdekiler giremez olsun. Giriş kapısında unvan belirleyen uyarı olsun.

Devlet olanaklarını mutlu bir azınlık tekeline veren anlayış ve küçülten bir olgu. İhtiras yaratan gidiş karşısında hak edenlerin etkisiz kaldığı.

Öyle bir düzen ki bencil ilkelere dayalı ve kendinden olmayana fırsat tanımayan,

Bu çağdaş yaşam ortamında kabul edilmesi zor olan bu olumsuzluklar ortamında.

 

Düşünün.

Diğeri ise benzer iş ortamında, fiili sorumluluktan uzak, sadece buyurganlığı sever olsun.

Fiiliyatta, beceri isteyen ortamdan uzak dursun.

Tayin ve görev değişimlerinde, zimmet, devir teslim gibi bir derdi olmasın.

O tür yükümlülüklü hizmetleri hiç sevmesin.

Yeri geldiğinde "bunlar bana öğretilmedi" diyebilsin.

Ama konuyu bilmese de: konu, denetim olguları olunca, bildiği varsayılsın.

 

Atanmalarda.

Haydi hoşça kalın deyip, görevi vekalet edene bırakıp, ceketini ve şapkasını alsın arkasına bakmadan gitsin.

Eşleri ise kaprislerinin en üst verilerini, üst düzeyde kullanım olgusunda.

Falanın hanımı , olgusunda, küçümseme, karinesine dayalı, beceri etkinliklerini tam kullanma yeteneğinde olsun.

Alt statüdekilerin eşlerine çalım atsın ve küçümsesin.

Ve ayrıcalıklı olsun.

Çocuklarının bile falanın çocuğu söylemi eşliğinde ayırıma tabi tutulsun.

Ayrıcalıklı olsun.

Servislerde bile hiyerarşinin, zaptıraptın nimetleri, terk edilememiş olmasını düşünün.

Aynı yerleşke ortamında, çalışma ortamlarında.

Genelde, kaloriferli tefriş edilmiş bürolarda olsun.

Emekli maaşları da diğerine göre üç kat. Yani, 4500 tl civarında olsun.

Sosyal olanakları, dolu dolu kullanma olasılıklı biri olsun.

Bu tanımlamalar devletin hangi kurumunda vardır acaba?

Bu bir sınavdır.

Devlet memurunu ortam belirleme sınavı.

Olanakların kullanımını taksimi.

Hak dağıtım terazisini elinde bulunduranların,

Yaptığı halksızlıkları görebilme ayrıcalıktır.

Siz de ayrıcalıklı olun okuyarak, ayırımcıları görerek.

Ayrıcalık bilinçlenmenin farklı bir olgusudur.

Okumakla kazanılır.

İftarlar için sergilenen özentiler biraz da hakların aranması da sergilenebilmelidir.

Görülebilmesi olgusunda sergilenmelidir.

Haklarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmelisin.

Bir başkalarının çabalarını bekler konumunda olmayın.

Çaba ister olguların kazanımı.

Mirasyedi konumunda olmak kurnazlık değildir.

Aptallığın farklı bir versiyonudur.

Yetinenlerin önüne saman koyarlar.

Bilinçlenebilmiş kişiler olun.

Belirleyin, betimleyin, siz de ayrıcalıklı olun.

Yan yatarak, yalvarmalar kime ne kazandırmış ki?

Sizlere de hampadan bir şeyler veren olmaz.

Sizler de olanakları arayın. Sağlar olsun.

Sınava katılmak serbesttir. Devlette böyle kurum vardır mutlaka.

Arayacaksınız.

Aramadan bulamazsınız.

Olgularda arayış olmalı.

Öyle … Yan yatıp başkalarından bekleyiş olmaz.

Yaşam bir aynanıdır.

Kendini görebilme olgusunda.

Bulunduğun yeri belirleme içeriğinde

Şartları ise bakıp görebilmedir, görebildiğini betimlemedir.

Hedefte belli bir kurum göstermedim. Gösteremem.

Hedefi bilinçli bakışlarınızla siz belirleyeceksiniz çabalarınızla.

Devletin tüm kurumlarını kapsar.

Bir inceleme olgusundadır. Bilene, kazanana en iyi tespiti yapanlara ödül verilecektir.

Örneğin kocaman bir *a f e r i n.*

Mehmet KAYALI

YA SABIR

Haziran 27, 2014

"Haklarınız için iyileştirme yapılacak"

diye bir haber vardı gazetelerde, dolaşır oldu ortalarda.

Hiç inanasım da gelmiyor!

Çok dinlediğimiz bir mart........ bu haber...

Benzerlerini çok duyduğumuz, dinlediğimiz için kanıksadık artık.

Beşiğine yatırılan çocuk misali.

Minik bir bebeği düşünün;

Ninniler eşliğinde uyutulması için beşiğe yatırılır.

Avunması için de, beşiğinin üst tarafına kırmızı bir balon asılır.

Hak, iyileştirme haberleri de balon benzerinde.

Ve artık,

Çocuk uyumak istemiyor!

Balonu, olanak ya da tazminat benzerinde zannedip,

Balona uzanıp duruyor.

Bizlerin hak ettiklerimize uzandığımız çırpınışlar gibi. Verilmeyen haklar benzerinde.

Çocuk uzanıyor amma tutamıyor. Gücü de yetmiyor olmalı belliki...

Tutamadığı için de çırım, çırım çığlık atıyor. Tepiniyor, sızlanıyor, çırpınıyor, inliyor.

Ağlamanın değişik versiyonlarını sergiliyor amma çaresiz.

Ben "açım", "açım" diyor, "açım" diye ağlıyor.

Tutmak istiyor amma tutamıyor o balonu. Çocuk için balon neyse iyileştirmeler de bizim için aynı.

O…ulaşılmazlar olgusunda, benzerliğinde.

Ama bir türlü tutamaz.

Ebeveynleri de sürekli uyumasını istiyor, ninniler, eşliğinde.

Bu tür haberler zaman, zaman

Her iki, üç ayda bir umutlu beklentilerimize katkıda bulunuyor.

Umut tazeleme olgusunda.

Yaşamamız için, nakarat ederek önümüze konuluyor avuntu gibi!

Bundan bir süre önce,

Hani adı açlık grevi içeriğinde olan bir eylem vardı ya hatırlarsınız.

Hani Ankara'nın Kurtuluş'unda...

Orada bir park var hani……

Adı 'Özgürlük Parkı' mıdır, nedir?

O zaman da "mesaj alındı", "verildi" denmişti hani…

Sevinmiştik hani mesajlar alındığına…

"Çalışmalar devam ediyor" denmişti hani. …

Haksızlığa uğrayanların hakları verileceği müjdesi vardı sanki.

Atamıza şikayet içeriğinde

120.000 kişi Anıtkabir’ e yürümüştü hani.

"En büyük meslek gurubu yürüyüşü" denmişti hani.

O zaman da eylemi kırma olgusunda "çalışmalar devam ediyor" denmişti hani..

Ediyor da nereye kadar?

Kesin tarih ne?

Sonuç ne?

Düşünülen ne?

Kendi içimizde kuruntuya dönüştü, dönüştürüldü.

Hak ettiklerimizi verecekseniz verin artık!

Başkalarının hakları bir gecede,

'kanun hükmünde (kuvvetinde) kararnameler' ile verilirken,

Zavallı bizleri neden unutuveriyorsunuz sanki?

Kurumumuzda yasa hazırlayan bir birim olmalı. Vardır da mutlaka!

Görevliler vardır orada, kalabalıkça şekilde.

Eğitimli hizmetlerimizi alıp da görmezden gelenler hani!

Üst kademelerde payeye dönüştürülen.

Bizler de, olanakların kullanımında arkalara itilenler, ekonomik olarak unutulanlar hani!

Görmezden gelinen, yok sayılan.

Oysa hizmet denilince var olan.

Üreten, yükün ağırını taşıyan.

Trilyonluk zimmetleri sırtlayıp,

Bakım onarımda tulumla ön planda,

Jandarmada en ön sıralarda,

Şehitlik mertebesine en yakın olanlar.

Ekonomik olgularda arkalarda itilen, bırakılan. Ekonomide "yerinde saaay" komutu verilenler!

"Senin yerin burası", "bilerek girdin", "eğitimli olsan bile git eğitimini başka yerde kullan".

Kullan da....

"Mecburi hizmetin bitinceye kadar burada kalacaksın".

"Ben, senin eğitimli hizmetini alacağım".

"Gözünün içine baka, baka hakkını vermeyeceğim" olgusunda!

Neden unutuluruz? 6 tane tazminat yol alırken biriciğinde bile hatırlanmayan!

Olguları anlamak çok, çok zor!

Unutulmaması gereken; ordunun bel kemiği 100.000 kişilik bir topluluk. Emeklisi ile birlikte 250.000…

Nasıl unutuldu, uyutuldu? Anlamak zor gibi…

Hani 6 tane tazminat tek, tek geçerken,

Hani 'statülü!' ilgililer nafakalanırken,

Bize gelince; "çalışmalar devam ediyor"!

"Biraz sabredin".

Ne sabrı kardeşim?

Yaş 82 olmuş. Adam 1965 üniversite mezunu.

En güçlüleri iki yıllık meslek okulu eğitimli hizmetini aldın ama hakkını neden vermedin.

Vermiyorsun. Bahanelerle direniyorsun!

EMPATİ YAPARAK DÜŞÜNSENE, tadı nasılmış bak.

İki yıllıklara ve gümrük devşirmeli lise mezunlarına ve köy enstitüsü mezunlarını "intibak" dedin dolu dolu tazminatlarla donattın.

Adam astsubay olduğu için olduğu yerde saydırdın!

Tek suçu astsubay olması. Yalan mı?

Doğrular bende, kanıt bende.

1965 üniversiteli olarak, olgular ve sonuçları orta yerde.

Belgeler ve diplomalar kanıtı.

Bu verilerimize bağımlı haklar varsa, verin görelim.

Avuntular niye?

Avutmak yakışıyor mu koskoca YAŞLI adamları?

Hepsi bilinçli, kariyerli…

Her şeyi biliyorlar, görüyorlar. Yorumluyorlar. Yargılıyorlar.

Tazminatları alanlardan daha eğitimli olanları var. Okuyorlar, yazıyorlar. Literatürde varlar.

Neden üzüyorsunuz onları? Onların üzülmesi, geçim sıkıntısında olmaları sizin mutluluğunuz mu oluyor?

"Biraz bekleyin, verilecek" denilen hak ettiklerimiz,

Biz öldüğümüzde gerçeğe dönüşüp, mezarımın üzerine serpilmek için mi "sabır" deyip duruyorsunuz?

"Çalışmalar devam ediyor, sabır" diyorsunuz..

"Biraz bekleyin", "sabır" ne demek?

Anlamak bunu, en zor olanı.

Yaşamın son demlerini, mutsuzlukla yaşar olduk ve...

YA SABIR!

 

MEHMET KAYALI

İHRAÇ ...

Haziran 12, 2014

*Temad* denilen, emekli astsubayların 1984 yılında kurdukları, dernek statüsünde bir kuruluşumuz var.

Bu güzide kuruluşumuzun assubaylara yapılan haksızlıkları, kamuoyuna duyurmaktır gayesi.

Bu uğurda yazım sorumluluklarını göze alan cesur arkadaşlarımız var.

Eli kalem tutan donanımlı.

Geçmişte ve gelecekte ümitvar.

Tüm assubayların haklarını korumayı kendilerine şiar edinen.

Ve çeşitli konularda yazımlarını zevkle ve mutlulukla okuduğumuz.

Astsubay haklarını savunan kişiler bunlar.

İhraç edilmelerine rağmen

Çalışmaları tutarlı, incelemeleri, söylemleri etkili devam ediyor.

Küsmeden,

Uzun yıllardır hizmet verenler var içlerinde.

Hala da devam etmektedir, faydalı çalışmaları.

Ama gel gör ki,

Bu başarı dolu arkadaşlarımız,

İhraç fedaisi oldukları derneklerinden ihraç edilmiş.

Dernek yönetim kurulunca..

Soruyorsun, inceliyorsun

Gerçek bir neden, tutarlı bir olgu var mı? Yok! Nedenler kişisel...

Efendim, dernek hakkında olumsuz eleştiri yapmış.

Yapacak tabii.

Dernek yöneticilerini eleştirmiş.

Tabii ki eleştirecek. Olumsuzları varsa, gördü ise.

Sen eleştirmiyor musun assubaylara haksızlık edenleri?

Eğer haksızlıkları tenkit etmiyorsan, görevini yapmıyorsun demektir.

O zaman ihracı sana da uygulayalım!

Seçilmiş demek herşey demek değildir.

Eğer bir olumsuzluk veya kişisel hakarete yönelik bir olgu varsa,

Devletin mahkemeleri var.

Sana yapılmış haksızlık varsa, kişisel haklarını orada arayacaksın.

Dava açarsın.

Sana yapılan bir haksızlık varsa,

Gerekeni yaparsın.

Dernek’ i kullanarak kişilere yaptırım uygulamak,

Hissi bir davranıştır.

Emekli astsubay olan, aidatını ödeyen herkes, dernek üyeliği onurunu yaşamalıdır.

Yaşayacaktır.

Yaşamalıdır…

En çok çalışan, en büyük araştırmaların altında imzası bulunan arkadaşlar dernek dışı!

Neden?

Bu dernek kimsenin özel mülkiyetinde değil.

Düşünceler evrenseldir, geniş olunmalı.

Toplumun oluşturduğu bir STK.da,

Dede Ersel Aksu-Bülent Civan- Zafer Çimen-İbrahim Koldamca ne yapmış?

Çok ama çok başarılı arkadaşlar.

Dernek‘ e ne zarar vermiş?

Gerçek gerekçeler varsa hemen topluma açıklanmalıdır.

İşine gelmeyeni ihraç...

Bu çok büyük haksızlık!

Hemen kaldırılması gerekir.

Dernekler çiçek bahçesine benzer.

Fikirler de çiçeklere.

Hoş kokulu olmayan çiçekler de vardır.

Ama çiçektir.

Sen istemedin diye onun çiçekliğini yok sayamazsın.

Sayarsan hissi olur.

Her türden çiçek olmalı,

Temad bahçemizde.

Aynı anne babadan doğan kardeşler bile, sürtüşme halinde değişik fikirler serdediyorlar.

O zaman, işimize gelmeyen kardeşimizi diğer kardeşlerle birleşip kardeşlikten ihraç edelim !..

Olur mu?

Oldu mu?

Nerde bu bolluk?

Hak kaldırımında gerçekçi olunmalı, nedenler aranmalıdır.

Derneğe zarar varsa ihraç kendine haklılık olgusu bulur.

Kişisel nedenlere bağlı olarak ihracın haklı tarafı yoktur, olamaz.

Ben de olumsulukları yazdım. Yazıyorum. Ve devam edeceğim.

Beni de ihraç edin.

Ya da ben de sizi ihraç ediyorum. Olur mu?

Siz hata yapmadınız mı,

Haklarımızı hazırlamakla yetkili kurumla irtibatı koparmakla?

Toplayıcı olacaksınız,

Dağıtıcı değil.

Yönetimin, liderlerin küsme, adam dışlama lüksü yoktur.

Olamaz.

Kişisel duyguları, olumsuzlukları farklı bir tarafa koyacaksın.

Lider ve yönetim büyüktür olgusu afedicidir.

Lider olumsuzluk görse, duysa bile, eğer kişiselse güler geçer.

Olumsuzluk çıkartma diye bir olguya kendini kaptıramaz.

Ben Sayın Temad yönetiminden ve etkili yöneticilerimden daha ılıman yaklaşım beklemekteyim.

Sizlerin başarıları,

Bizlere mutluluk getirecektir.

Saygılarımı sunarım.


Mehmet KAYALI

Astsubaylar Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla beraber gerilemeye yüz tuttu. Osmanlı devleti çöktükten sonra başçavuşluk ünvanı Paşalık ünvanı gibi bertaraf edilmeye çalışılsa da gerekliliği ağır bastığından kaldırılamadı ama bayağı rencide edildi.

Başçavuşluk mesleği rencide edilirken, rencide edenler ve buna müsaade edenler (üst bürokratlar ve generaller) aslında meslek grubu değil de TSK rencide ediliyor diye düşünmediler. Bir çok film ve dizileri incelediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız ve bana yine hak vermeyeceksiniz. Hak vermenizi de beklemem hata olur bizim milletimiz her nekadar mazlumun yanında görünsede güçlüye karşı daima biat eden millettir.

Beni eleştirenler veya bu adam ne demek istiyor diyen adamlar önce zihinlerinde şunu sorgulayacaklar. Türkiyenin bu kadar sorunu varken bir meslek grubunun sorunu hele hele yüksek meblağ alan meslek grubunun kaygısı nedir diye? Yüksek maaş dedimse bir hayatın bedeli bu kadar ucuz olmamalı diyorum. Çünkü insan ömrüne paha biçilemez.

TSK personelinin enstrumanları malumunuz üzere SİLAH'tır. Osmanlı Devletinde meç, kılıç kuşanan başçavuşlar Cumhuriyet dönemine girince ne meçleri kaldı ne de kılıçları. Hatta ve hatta 1994 yılına kadar beylik silah edinmeleri bile bedeli mukabilindeydi. O zamanki E. Astsubay olan Milletvekilimizin önerisiyle subaylara verilen şahsi tabanca hakkı astsubaylara da tanındı. Yine bir adaletsizlik baş gösterdi 1994 de astsubaylara da beylik tabanca verilince 1996 yılından itibaren subaylarımıza ateş gücü yüksek silah verilirken astsubaylarımıza 2003 yılına kadar ateş gücü düşük kullanım yeri kalmayan Kırıkkale ve vzor marka silahlar dağıtıldı.

Subaylarımızın üniformalarına nişan ve alametler dizilirken ve güzel gösterilirken astsubay üniformalarındaki nişan ve alametler aynı kaldı. TSK'nın düşünmesi gereken en önemli sorun şudur. Ayrıştırmadan ziyade birleşmenin yoluna gidilmeli, Kılıç dediğiniz kuşam takımının maliyeti 100 Tl'yi geçmez ama kuşam takımını astsubayına da verirsen Dosta güven düşmana korku veren astsubayı da onore etmiş oluruz. Kişisel egoları ağır basan subaylar meç ve kılıçları subaylık nişanesi ve emaresi olarak görmektedirler. Bu şekilde düşünen subaylarımıza şunu sormak istiyorum:

  • Astsubaylık sistemini getirdiğiniz Amerikan ordusunun astsubay üniformalarına baktınız mı?
  • Subaylık emaresi olarak saydığınız kılıç'ın Türkiye Cumhuriyetinde astsubaya denk gelen rütbelilerde de olduğunu hatta ve hatta Devlet Başkanının Resmi Törenlerde, Tören Komutanı dururken Astsubayla ilgili olduğu için Kıdemli Astsubayla tokalaştığını görmemek için at gözlüğü mü takıyorlar?

Astsubayları TürkSilahlı Kuvvetlerine alan, yetiştiren ve kendine rakip gören zihniyet kim diye sorarsanız hemen cevabı vereyim subaylardır. Astsubaylar subayların rakibi değil, yardımcısıdır. Yeter ki bunu subaylarımıza anlayabilsin. Maaşlarımızı düşürmeye çalışarak aidiyet duygumuzu itaat hissimizi zayıflatan zihniyete sesleniyorum. Lütfen ayrıştırmaya çalıştığınız statüdekiler sizinle beraber savaşa gidenlerdir. Bu mesleği yaşam biçimi olarak kabuıllenenlerdir. Öteleştirdiğinizde güven duygusunu yok edersiniz ve İç Hizmet Kanununda sayılan askerin özelliklerini kendi ellerinizle baltalarsınız ve bu meslek grubunu askerlikten soğutursunuz. Yani Suç işlersiniz.

Bu vatanı astsubaylığa girerken sevdiğim gibi hala seviyorum ve uğruna ölmek için ettiğim yemine sadık kaldığımı ve kalacağımı biliyorum ama hakkımı savunmayan, biz istedik ama hükümet vermedi diyen generallere inancımı yitiriyorum. Astsubaya/Uzman Çavuşa kılıç vermekle onlar statülerini şaşırmazlar hatta mutlu olurlar. Malumunuz kılıçla savaşılmıyor sadece Üniformalarda temsili bir emare olarak kullanılıyor. Bu Üniforma da astsubayların ve uzman erbaşların babalarının evinden getirdiği değil Türkiye Cumhuriyeti'nin verdiği ünüformadır. Verilecek olan kılıç da Türkiye Cumhuriyetini temsil etmektedir.

Ali AKKAŞ
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

O ülkenin ordusunun başkomutanı açıklama yaptığında bütün haberciler ordusu saraya doluşurdu.

Ertesi günün bütün fısıltılarında ve konuşmalarında flaş haber olurdu.

Yine, ertesi günü o ülkenin parası pul, kağıdı ise senet olurdu.

O ülkenin başkomutanı ülkenin siyasi yöneticisine geldiğinde zavallı başkanlar onları merdivende karşılar, devlet protokolü uygularlardı.

Savunma bakanları en arkada el pençe durur, ne olduğunu o komutanın yaverine sorarlardı.

O ülkede paşalık saltanatının en ihtişamlı yılları yaşanırdı.

O devirler ismine “haşa“ denen paşaların lale devri dönemleri olarak bilinirdi.

Mesela ordu komutanları, her pazar sabahı uçan dev ejderhaları ile elf ormanlarına ayı avına giderdi.

Bütün ordu birlikleri kışlalarda, evlerinden apar topar getirilen astları da aşağıdaki ordunun başında ayı avına giden komutanlarına mızrakla selamlama eğitimi yaparlardı.

O komutanlar, adına o devirlerde salem sigarası denilen tütsüler içerlerdi ve o sigara komşu bir ülkeden alınır; sınırda ejderhaya yüklenip oradan da saray karargaha götürülürdü.

O ülkenin komutanlarının en heybetli ve haşmetli yıllarıydı.

Hatta bir defasında bu komutanlardan birisi; yemeğindeki patlıcan sapını aşçının tırnağı zannedip tüm birliğine bir hafta arazide yatma cezası vermişti.

Yine bu komutanın eşinin köpeği gece saat 02:00 de hapşırdığı için ordunun atlarına bakan veteriner tabip apar topar ejderhası ile saray konutuna götürülmüştü.

Bu ülkenin komutanları her iki yılda bir görev değişimi yaptığından, her yeni gelen komutan eşi; konutun tüm eşyalarını, perdelerine kadar yeniletir. “ben orjinal ve kullanılmamış olanı kullanırım“ derdi.

Arzuları emir telakki edilip hemen olduruluverirdi.

O ülkenin haşmetli komutanlarına özel kondu evleri vardı. Hep en yüksek yedi tepelere ve merkezlere kondurulurdu.

Bu kondu evleri fabrika misali durmadan hep hanımefendilere çalışırdı gün boyu. Yemekler, günler, kokteyller, partiler, beş çayları, yedi kahvelri, tanışmalar, vedalaşmalar.

O ülkede “haşa” denilen paşalar ceplerinde tebeşir denilen beyaz tozlu bir kalemle gezerlerdi. Canları sıkılınca tebalarını denetler, illaki bir kusur bulup “sen kesin kadı kızısın dır“ deyip küçük, küçücük komutancıklarının sırtlarına o beyaz tebeşirlerle hat sanatı resimleri icra ederlerdi.

14-21 28 gün gibi. Sonra da ellerimiz hep toz oldu diyerek gün boyu sövüp sayarlardı.

Hepsi de Muhteşem Süleyman gibiydiler. Ulu ve ihtişamlı insanlardı. Adeta Olimpusun tanrıları gibiydiler.

bir anda gökten hışımla geliveren.

Öyle kudretli ve asil insanlardı ki;

kendileri gelmeden üç hafta önce, gidecekleri yerlere eşleri dahil kahvaltı ile üç öğün yemeğin listelerini gönderirlerdi.

Özel kuştüyü yataklar sipariş ettirirlerdi.

Askeri hastaneleri olan “data“ da doktorları her üç ayda bir sıraya dizerlerdi.

Kurdukları asker şirketi olan oha da malı; askeri ve savunma sanayi ihalelerinde de mülkü götürürlerdi.

O ülkenin paşaları o ülkede kudretli günler yaşadılar, ama tebalarına, çocuklarına, kardeşlerine hiç yaşatmadılar.

En sonunda o ülkede siyaset cambazı olan bir başbakanın oyununa geldiler. O başbakanın siyasi manevralarına, organize işlerine akıl erdiremediler. Kurulan kumpasa, tuzağa hemencecik düşüverdiler.

Ellerindeki o muazzam gücü üç beş yılda kaybettiler. Adem-i mutlak iken adem-i çıplak oldular.

Ne var ki; bunca kaybın acısına ve fakri zaruretine rağmen, yaradılıştan gelen bir özelliklerini hiç kaybetmediler.

Bir alışkanlıklarını hiç bırakmadılar.

Bir direnç ve inadı asla terk etmediler.

Kastsubay dedikleri üvey, kardeşleri olan küçük komutanları hiç sevmeme düsturunu ve tarihi görevini hep sürdürdüler. Onlara adam gibi hayat hakkı vermemeyi, tam tersine pestil gibi ezmeyi, büyük bir çaba ile yürüttüler.

O kadar ezdiler ki eşleri ve kadınları bunu görüp pestili icat ettiler.

Kastsubaylara hiç şans tanımadılar. Bütün güçleri ile mücadele verdiler.

Her iktidar dönemi kazandıkları gibi; sadece bu konuda bu iktidarın da yardım ve himmeti ile bir kez daha galip geldiler.

Gondor ülkesinin ve kavminin bölünmez bütünlüğünü ve sarsılmaz inancını, tek düşman bildikleri kastsubaylara karşı bir kez daha şüheda bir ruhla korudular.

Çok gizli kozmik odalarına dahi tertipçileri sokarken; kastsubayların hak ve adalet odalarına asla kimseyi sokturmadılar.

Orta dünyanın değişmez insanlık yasası dedikleri “köleler efendilerin yanında duramaz, yürüyemez, yaşayamaz.“ kaidesini korudular. Kara kader denilen sistemi korudular. Olimpus dağının tanrı kralları yız biz deyip, uzakta, yukarda ve ayakta kalmayı başardılar.

Bir zaman geldi, yıllarca kodeslerde yattılar, ama çıkıncada hemencecik suit kondu saraylarına kavuştular.

Asla pes demediler. Asla da tarihten gelen o bildik düşmanlarını değiştirmediler.

Rivayetlere göre; bu hikayedeki ordu orta dünyada yaşayan bir kavim ordusu idi.

Bu ülkenin adı da gondor diyarı idi. Orta karanlık çağın krallığıydı.

Uzun yıllar altın bir çağı yaşadılar.

Zamanla, önce kölelerini;

sonra da kendi kendilerini yok ettiler.

Saygılarımla.

Not: bu hikayede anlatılan kişi, yer ve mekanların günümüzde hiç bir kişi, yer ve mekanla ilişkisi yoktur. Hikaye tamamen bir hayal ürünüdür.

Adnan Fuat Özdemir
Gsm: 0543 273 45 02

UNUTMA BAŞKAN UNUTMA!...

AĞACI KESEN BALTANIN SAPI DA AĞAÇTANDIR!..

Assubayların tarihinde 23.Mayıs.1970 ve 8-9.Ocak.1975’in yeri farklıdır. Bu tarihler İnsanlık ve Meslek onuru adına Hak arayışın milat tarihleridir. Bu tarihlerde mücadele eden pek çok Astsubay meslekten uzaklaştırılmış, kuvvetleri değiştirilmiş, bir çoğu da hapis ile cezalandırılarak ömür boyu cezalandırılmışlardır.

Bu değerli Astsubay meslektaşlarımızı sadece oluşturduğumuz oluşumun maddeler şekli ile sunduğumuz vaatlerimizde mi hatırlayacağız, yoksa genel kurul önceleri delegeleri etkileme adına sadece bültenlerde mi?

Bir daha neden hatırlamayız?  "Ne olacak bizim halimiz? Bizler için ne düşünüyorsunuz?" diye sorulduğunda ‘’o kadar çok sorunumuz var ki sizlerin bu durumu 138’inci sırada yer alır ‘’ diyeceksiniz!

Mevcudiyetini ve bulunduğun durumu borçlu olduğun meslektaşlarına ilgisiz, kayıtsız kalacaksın! Seni sen yapanlara bu iki milat günde bir tek kelime dahi olsa saygı ve sevgi göstermeyensin. Sormazlar mı sen neyi, kimi temsil ediyorsun?

Yoksa "yönetmeye değil, temsil etmeye geliyoruz" diye siz demediniz mi? Seçilmişliğinizin üzerinden Üç Ocak, üç Mayıs geçti hiç mi aklınıza gelmedik? Kaybedilen 9 yılın üzerine bir 3 yıl daha bekleme lüksümüz yok dediniz, bizler 44 yıldır bekliyoruz. Sizi de bu kadar mı bekleyeceğiz?

Onaylanmayan tüzük değişikliğinizde seçilme sürenizin sınırını bunun için mi kaldırdınız?

Seçilmeden önce milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracakları yalanı ile iktidara gelenlerden farkınız ne? Pek yok gibi de; çünkü aynı sazın tellerine vuruyor gibisiniz ...

Görev yaptığınız Genelkurmay karargâhını unutup, bu kuruma bile ihtiyaç olmadığını söylediniz. Bu kurumun Astsubay sorunlarına bakış ve ilgilenişlerini İzmir bilgilendirme toplantısında ‘’Çanakkale zaferi zafer değildir zafer olsaydı 1920'de aynı güçler tarafından İstanbul tekrar işgal edilmezdi’’ diyebildiniz.

Her fırsatta bu kurum hakkında eleştiriniz oldu fakat yasama ve yürütme yetkisinin bulunduğu TBMM'ne hiç sözünüzün olmayışı acaba ileride milletvekili olabilme sevdanızdan mıdır? Unutulmamalıdır ki geçmişini bilmeyen, değer vermeyen geleceğe yön veremez. Verdiğiniz de söylenemez.

Kendinizin oluşturduğu yönetim kurulunuza bile güveninizin olmadığını, bir elin parmaklarını geçmeyen kalemşorlar ile daha ne kadar idare etmeyi düşünüyorsunuz? Temsil etmek üzere geldiğiniz konumu temsil etmiyor, yönetmeye çalışıyorsunuz.

Sihirli aynalar odalarından çıkmanızı, kendinizi düz aynada görmenizi isteriz. Ağacı kesen baltanın sapı ağaçtan biz bunu biliyoruz, sizlerin de unutmamanızı istiyoruz.

Son yıllarda dünyanın birçok yerinde binlerce yeni STK kuruldu. STK, bir ülkenin yurttaşlarının seslerini duyurabilmesini, toplumların işlemesi için sorumluluk almalarını ve de kendilerini temsil eden devletler ile örgütlü bir şekilde diyaloga geçmesini sağlamaktadır. Açık sistemlerde, her türlü zorluk örgütlü diyaloglar kanalıyla çözülebilir.

EVET TEKRAR EDELİM SON SATIRI;

HER TÜRLÜ ZORLUK ÖRGÜTLÜ DİYALOG KANALI İLE ÇÖZÜLEBİLİR!

SİZLERİN , YÖNETİMİNİZİN bizleri getirdiği nokta itibarı ile bulunduğumuz noktadayız, KİTLENDİK!

  • BEKLEYECEK MİYİZ?
  • MUCİZE PEŞİNDE MİYİZ?
  • TEMAD BAŞKANLARI NEDEN SESSİZDİR?
  • KOLTUK SEVDASI MI BU SESSİZLİK?
  • YAŞADIKLARIMIZ SİYASAL MI?
  • İÇ-DIŞ GÜÇLERİN BİR OYUNU MU?
  • BU NOKTADAN SONRA NELER YAPABİLİRİZ?

Yazmanın suç, ifadeyi konuları derinliğine yazmanın eleştirisel ihraç konusu olarak mı görüyorsunuz? Düne kadar günde bir kaç kez aradığınız kişilere potansiyel örgütlü kişiler olarak mı bakıyorsunuz?

Bu sınıfın sorunlarını tam anlamı ile içine sindirmiş, sabah akşam bu konular ile yatıp kalkanlara bu tutumunuz anlaşılmazdır.

GÜRPINAR'LARI, ABAYLI’LARI, ATILGAN'LARI, GÜNŞER'LERİ , KOLDAMCA'LARI, ÇİMEN'LERİ, KAYALI'LARI, KULAK'LARI, AKSU'LARI, GİBİ BİR ÇOK DEĞER'İ KESERİN SAPINA KURBAN VERİYORSUNUZ, MESELE KOLTUK OLUNCA!...

 

Zafer ÇİMEN  
E.Hv.Bçvş.
BALIKESİR

İŞTE O YAZI

Mayıs 19, 2014

Arkadaşlar, hani şöyle biraz geçmişe gerilere gidip, astsubay toplumunun dertlerini paylaşma, kamuoyunu bilgilendirmek, ilgisini çekmek, haklarımızı vermekle yükümlü olup da duyarsız kalanların dikkatlerini çekmek ve yapılması gerekenleri neden ihmal ettikleri üzerine, tekrar düşünmelerini sağlamak için bir uyarı niteliğindeki salon toplantılarında bahsedeceğim sizlere bugün..

Bakın hep beraber düşünelim ve bizle beraber genel merkezimiz yönetimindeki arkadaşlarımızın da ince ince düşünmelerini istiyorum.

Söylemlerim gerçektir.

81 yaşımdan sonra ve öncesi yalanla yutturma ile kandırmaca ile yakınlığım olmadı. Bu yılın başlarıydı. Hani İstanbul diye bir mega kentimiz var.

(ANKARA GİBİ)

İstanbul'da bir TEMAD şubesi var. Bu şubenin aidatlardan başkaca bir geliri yok. Yani ekonomisi kısıtlı. BURADA BİR DE BAŞKAN VAR. AMA GERÇEK BAŞKAN. Zevahiri kurtarmak için başkan değil, yaşlı halimle görebildiğim kadarı ile o kısıtlı olanakları ve tüm cesaretini ekibi ile ortaya koyup, eli taşın altında. TÜRKİYE'de İLK defa YASAL bir toplantı düzenledi.

Bu olgu bir başlangıçtı, astsubaylar adına ÇIĞIR açmadır.

Bunu yapan bir dadaşımızdır, KOLDAMCA'dır. KAHRAMAN olabildiğince. Bu büyük hizmetini ne kadar meth etsek hiç bir söylem bunu tanımlamaya yetmez. Kutlarım sayın başkanımı ve ekibini.

Gelelim ikinciye;

Hani bir Balıkesir diye bir ilimiz var, orada da bir kahramanımız ve ekibi var. Kahramanımızın adını merak edenleriniz varsa söyleyeyim; ZAFER ÇİMEN. Kısa boyuyla dev gibi bir başkan. Tutarlı, yaptığını ve yapacağını bilen biri. Güven dolu, kibar, saygılı ve cesur.

Onun da olanakları kısıtlı ama bizleri davulla karşıladı. Haklarımızı ilan edercesine. Kutlarım seni de küçük dev adam. Gerçekten tekrar merak etmekteyim bu kadar başarılı olan ZAFER ÇİMEN'in istifasına sebep nedir?

Genel merkez bu türde girişimcilerden faydalanması gerekir değil mi?

Daha sonra İzmir kahramanları devreye girdi ve diğer iller. Tanıtımda bu olgular tanımlanamaz sözcüklerin anlatım güçleri yetmez etkinliklerdi ve sayın genel merkez yetkililer toplantılarda dertler ve sorunları açıklayan konuşmalar yaptılar.

Hep merak etmişimdir, yasal izin alınıp büyük bir salon kiralansa ve devlet ricali de davet edilse gelenler mutlaka olur. Buradaki toplantı etkili olur mu acaba tanıtım için?

Ben tekrar düşüncelere daldım ve diyorum ki benzer toplantılar acaba Ankara'da da yapılabilir mi? Yapılsa sesimizi duyan olur mu?

İnternet sitelerinde sızlanan arkadaşlarımız var. Geçim sıkıntısı olup da çocuklarının yetiştirilmesinde olanaklara uzanamayan arkadaşlar, zaman zaman, dertleri paylaşmak istiyorlar ama onurlu oluşları kamuoyunda sızlanmalarına engel.

Yine acaba diyorum kendi kendime sayıklayarak,

  • YUKARIDA BAHSETTİĞİM KAHRAMANLAR GİBİ ANKARA'DA DA KAHRAMANLARIMIZ VAR MI?

VARSA EĞER İLLERİ GEZEREK KÜÇÜCÜK TEMAD ŞUBELERİNİN HAZIRLADIKLARI ETKİNLİKLERİ ÖZEL ARABALARLA DOLAŞACAKLARINA, BU İŞİ ANKARA'DA YAPIP TOPLUMA DA DEKLARE EDİP BİZLER DE YAŞIMIZI UMURSAMADAN KATILSAK DA BAHANE İLE ANKARA'YI GÖRSEK.

BEN TEMAD'IN GERÇEK TANITIMCI YÜZÜNÜ GÖRMEK İSTİYORUM.

OTURARAK BÜRO MEMURU GİBİ DERNEK YÖNETİMİ ETKİLİ OLAMAZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

AMA BU BENİM DÜŞÜNCEM. HER HALDE İHTİYARLIK BELİRTİLERİ KENDİNİ GÖSTERMEYE BAŞLADI MI NEDİR. SEVGİLİ KARDEŞLERİM NE OLUR BANA GÖNÜL BIRAKMAYIN.

Mehmet KAYALI

Saygıdeğer Meslektaşlarım

Ben TEMAD yönetimini mahkemeye verince arkadaşlarımın bazıları konuyu yanlış değerlendirip tepki verdiler..

Bu mücadeleyi şimdiki yönetim başlatmadı 1970-1975 yıllarında haklarımız için kendilerini feda eden ağabeylerimizden beri mücadeleyi bugünlere taşıyanlar başlattı. Sn.Ahmet KESER bu hazır ortamda bizlerin milyonlarca lira desteğini bana göre kullanamadı. Kırık kanattan şezlongta yatan albaydan genelkurmayın kaldırılmasından bahsediyor tabii bunlar doğal olarak eleştiri hudutlarını aştığı için genelkurmay tarafından orduevi yasağı da eklenerek bu yönetimin muhatap alınmamasına karar verildi.

Oysa ben TEMAD’ın tüzel kişiliğini değil yöneticilerin keyfi ve kanunsuz uygulamalarını dava ettim, bizi temsil etmediğini belli yasalara tabi olan muvazzafları tahrik edici beyan ve davranışlarda bulunmasını dava ettim. Sonuçta kararı yüce Türk mahkemeleri verecektir.

Görüşmeden, istişare etmeden nasıl hak alınabilir? Askerlikle ilgili yasa arasında yıllardır talebimiz olan "100 lirayı biz temin ettik" diyerek günü kurtarmak istediklerini biliyoruz, haklarımızın alınması mücadelemiz için kullanılsın dediğimiz bağışlarımız nereye harcandı? Oysa 2 milyon (trilyon ) ile çok şey başarılır ve derneğimiz kiradan kurtulurdu! Yapmadılar, yapmak istemediler, genelkurmayı eleştirmek başka bu tarz tepki alacak konuşmalar yapmak başkadır.

Hepimiz haksızlıklarımız için bir şeyler yapıyoruz kimimiz yazı yazıyoruz kimimiz gazetecileri milletvekillerini bilgilendiriyoruz. Twittler atıyoruz, ben de "madem bu yönetim genelkurmayla görüşemiyor ben görüşeyim" dedim, nitekim benden önce de 2 arkadaşımız gitti görüştü neler konuştuk neler anlattık, tabiî ki dertlerimizi anlattık, benim görüşmemde arkadaşımız Bülent Civan da bulundu, konuşmayı size anlatırken tepki çeken bir üslup kullanmış olabiliriz ama o sorunlar bizim için de geçerlidir farklı bir düşüncemiz olamazdı, sonra verdiğim dosyanın incelenmesi sonucunu bana bildirmek için tekrar randevu verdiler.

8 Mayıs 2014 tarihinde sayın genelkurmay ikinci başkanımız ile yararlı bir görüşme yaptım, bu görüşmede Sayın orgeneralimiz benim verdiğim dosya ile ilgili bir ekibin çalıştığını tekrar belirtti; ben, kendisine arkadaşlarımız genelkurmay bize mahalle bekçileri, ziraatçılar, meclis katipleri kadar değer vermiyor diye üzülüyor dedim,bunun doğru olmadığını belirttiler. Haklı davamızda sonuna kadar yanımızda olduklarını tekrar tekrar üzerine basa basa vurguladılar. Resim karesinde masada bulunan dosya daha önce verdiğim dosyaya yapılan işlemleri içermektedir.

Sendika konusu gündeme geldi, Sendikanın Anayasal olarak mümkün olmadığını ifade ettiler, geçim sıkıntısı çeken assubaylara askeri tesislerde uygun iş verilmesinin temin edilmesini arz ettim "inceliyelim neden olmasın" dediler, çalışmaları sonuçlanınca bir heyetle ziyaret ederek konunun hukuki, idari yönleri ile görüşülmesi ve kararlaştırılmasını teklifime sıcak baktılar, bizim maksadımız bağcı dövmek değil üzüm yemektir, kurumumuza her zaman saygı duyuyoruz, sorunumuz kişilerle değil sistemle bu yüzden ben şahsen bu konuda elimden geleni yapacağım.

Özellikle 4-3-2'nci dereceden emekli olan  bizlerin ve benim çektiğim sıkıntıyı TEMAD yönetimi bilmiyor, bilse hiç bir tüzel kişiliğim olmadığı halde benim gösterdiğim gayreti gösterirlerdi, onun için TEMAD yönetimi bizim maddi manevi imkanlarımız olmadan yaptığımız  kişisel girişimlerimize tepki göstereceğine bu girişimleri desteklesin, sorunun parçası değil çözümün parçası olsun. Mevcut yönetim görevini bize söz verdikleri vaat ettikleri şekilde yapsaydı ne biz kişisel girişimde bulunurduk ne de  arkadaşlarımız Sendika kurmaya kalkardı,  haksız mıyım?

Sizler sağduyu ile düşünün karar verin,benim girişimlerime destek verirseniz konu benim kişisel meselem olmadığı için hepimiz kazanacağız.

İyi günler, esenlikler diliyorum.

Cavit Kayıkçı

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
GAZİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN TBMM'nin, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ''Mareşal'' rütbesi ile ''Gazi'' unvanı verişinin 101. yıl dönümü ve Gaziler Günü törenlerle kutlanacaktır. Kahraman gazilerimizin, oluşan bedensel engellerinin yanında başta devletimizin mevzuatlarından kaynaklanan birçok sıkıntısı olduğunu biliyoruz. Gazilerimize devletimizin yetkililerin...
Pazartesi, 19 Eylül 2022
fatih bektaş
UNUTMAYIN UNUTTURMAYIN 9/2 Sİ LİSE MEZUNU ASTSUBAY SINIF OKULU MEZUNU ASTSUBAYLARA DA VERİLMELİ BU HAK BÜTÜN ASTSUBAYLARIN OLMALI AYNI 2016 BÜTÜN ASTSUBAYLARI EŞİT SAYDINIZ OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ ŞİMDİ DE 9/2 Sİ EŞİT OLARAK VERİLMELİ
Cuma, 09 Eylül 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
EMPERYALİSTLERİ DİZE GETİRDİĞİMİZ 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'MIZIN 100. YILI YÜCE TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN. ORDU YOK DEDİLER KURULUR DEDİ PARA YOK DEDİLER BULUNUR DEDİ DÜŞMAN ÇOK DEDİLER YENİLİR DEDİ M.K.ATATÜRK Saygıdeğer Üyelerimiz İtilaf Devletleri tarafından son dönemlerinde bütün orduları dağıtılan, işgal edilen ve tersanelerine girilen &qu...
Salı, 30 Ağustos 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ