×

Uyarı

JUser: :_load: 932 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan assubaylar ile bunların emeklileri; çağdışı kalmış bir iç hizmet kanunu ile disiplin ve personel kanununun hukuk dışı yaptırımlarına maruz bırakılmışlardır. Subaylık sürekli önü açık, başarı ölçüsünde ödüllendirilen bir sınıf iken; assubaylık yükselme ve statü sağlamayan bir hizmet ve iş kolu olarak yasalara oturtulmuştur.

  • Subaylar 1977 yılında 4 yıllık fakülte hakkına kavuşturulur iken; assubaylar tam 26 yıl sonra 2003 yılında ancak 2 yıllık meslek yüksek okulu statüsüne yüksetilebilmişlerdir. Subaylara tam 37 yıl önce 4 yıllık fakülte statüsü verilir iken, bugün halen assubay yetiştiren okulların 4 yıllık fakülte muadiline bırakın çıkarılmasını düşünülmesi dahi gündeme getirilmemiştir. Üstelik 2 yıllık meslek yüksek okulu statüsüne dair kademe intibakları tam 12 yıldır yapılmamıştır.
  • Subaylar çalışanı ve emeklisi ile tam 6 kalem tazminat alırken; assubaylara bir kalemi dahi verilmemiştir.
  • Assubay, subayın tam 2 katı sorumluluk taşımaktadır.
  • Assubay, subayın tam iki katı görev ve ek görev ile zimmet ve mesuliyet taşımaktadır.
  • Astsubay, subayın tam iki katı nöbet tutmakta, tam iki katı tayin , atama görmekte ve şark görevine gitmektedir.
  • Assubayın rütbe ile paralellik gösteren bir görev ve makam tanımı yoktur. Bir yüzbaşı asla takım komutanı olamaz iken assubay ömür boyu kısım komutanıdır.
  • Assubay yaşam boyu ast tır. Hatta yedeksubayın bile astı dır. Hiç bir komutanlık yetkisi, sicil yetkisi, ceza yetkisi, emretme yetki ve sorumluluğuna haiz değildir.
  • Assubay görevde ve hizmette 926 sayılı personel kanunu ile subay yardımcısı; özlük haklarında 657 sayılı yasa gereği ise büro memuru statüsünde dir.
  • Assubay; emekliliğinde çalıştığı maaşının sadece % 45 ni alabilirken; subay % 85 ni almaktadır.
  • Tüm disiplin ve askeri ceza yasalarının tatbik edileni assubay olurken; subay sadece tatbik edendir. On yıllık ceza dağılımında assubay oranı % 68 iken subayın % 5 tir. o da yedeksubaydır. Bu anlamda tüm sicil ve nasıp kayıplarını assubaylar yaşamaktadır.
  • Oyak ta tüm yönetim ve hukuki yapı subaylarda dır. Oysa katılımda assubay oranı % 65 tir.
  • Uçağı yapan, onaran, uçurtan assubaydır. Ne var ki uçan, öğretmenlik yapan subay dır. Tazminatını alanda subaydır.
  • Orduevleri, kamplar, lojmanlarda ve sosyal yaşamda en iyi yerler ve mekanlar subay; arta kalan kenar ve köşelerde ki izbe tesisler ise assubayın dır.
  • Subayın öğrenim ve tahsili ile ilgili mali intibakları aynı gün yapılır iken assubaylar tam 12 yıldır bekletilmektedir.
  • Genelkurmay ca; intiharlar psikolojik ve bulaşıcıdır denmekte, ne var ki sadece assubaylar intihar etmektedir. Bu virüs sadece bu sınıfı etkilemektedir. Bu sebeple de aşısı bulunamamaktadır.
  • Üniversite bitirmek bile saklı ve gizli bir hak olmuştur. Subay diplomasını ve kepini havaya fırlatıp resim çektirir iken; assubay gizli bir şekilde kendi nam ve hesabına hizmetinden artırdığı zaman ve imkanı ile sahip olabilmektedir.
  • Birinci dercedeki subay ve emeklisi ile ancak 2. dereceden emekli olabilen assubay emeklisi arasındaki tazminat hariç sadece maaş uçurumu % 40 tır. Emeki bir subayın sadece tazminat toplamı tutarı emekli bir assubayın maaşından fazladır. Aynı hizmet süresine matuf bir emekli subay; emekli bir assubaydan tam 3 katı fazla maaş almaktadır. Emekli bir subayın ortalama maaşı 4500 tl iken; emekli bir assubayın ki sadece 1500 tl civarındadır.
  • Tüm yasa ve kanunlarda subaya tanınan mali ve özlük hakları; subayın rütbesi ile ifade edilir iken assubaya gelince sadece “assubay“ genel sınıf adı ile ifade ve telaffuz edilmekte mali düzenlemelerde dahi “kıdemli binbaşılar ile assubaylar“ şeklinde ifade edilmektedir. Bu sosyal ve hukuki ırkçılıktır. Çağdışı sınıf ayırımıdır.
Subay hep akli olan kısım; assubay ise aklı hiç olmayan bedeni kısım olarak tanımlanmıştır. Bu anlamda yukarıda bahsedilen; tamamen insani ayırımcılığa ve çağımız utanç tablosuna karşı aşağıdaki yasal ve hukuki düzenlemelerin yapılması TSK'nin geleceği ve ülkenin ulusal savunmasının birliği, bölgesinde güçlü bir ordu teşkili amaç ve hedefi adına elzem dir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde iki sınıf ve toplum arasındaki bu büyük kopmanın ve ayrışmanın tamiri ve telafiside sadece aşağıdaki yasal teklifte bulunan metin de mevcuttur. Bu anlamda bu yasa teklifi ulusal bir mesele boyutunda dır. Tüm parlamentonun ve siyasetin öncelikli meselesidir. Partiler ve siyaset üstüdür. Bu teklif, acil, insani ve anayasal eşitlik taleplerine dair hazırlanması gereken kanun tasarısının; tüm sorunları temelinden çözecek esasta bir içeriğidir.

a) Türk Silahlı Kuvvetlerinde subayların mezun olduğu harp okulları 1971 yılında 1462 sayılı kanun ile önce 3 yıla; 1977 yılında ise 2218 sayılı kanuna eklenen 4. madde ile de dört yıllık fakülte seviyesine çıkarılmıştır. Yök tarafından da fakülte seviyesinde müfredatı kabul edilmiştir. Bu uygulama ile 1970 yılına kadar iki yıl okuyan tüm subaylar (mevcut Genelkurmay Başkanı dahil) önce üç daha sonraki yıllarda ise 4 yıllık fakülte mezunu kabul edilerek tüm derece ve kademe ilerlemelerinin yapılmasına karşın; 1993 yılında; assubay yetiştiren sınıf okulları liseden sonra iki yıla çıkarılmasına rağmen; kasti olarak assubayların eğitim ve öğrenim seviyesini yükseltirmemek adına bu kanun, kabulunden tam 8 yıl sonra 2002 yılında 4752 sayılı yasa ile iki yıllık meslek yüksek okulu statüsüne ancak alınabilmiş, ancak kademe ilerlemeleri yapılmayarak 9/1 den 9/2 ye intibakları bu güne deği tam 12 yıldır gerçekleştirilmemiştir.

b) Polis, hemşire ve adliye memurlarına dahi 4 yıllık lisans mezuniyeti şartı getiren anayasal hukuk anlayışı sıra assubaylara geldiğinde ise 926 sayılı yasa ile onları “subay yardımcısı sınıf“ tanımına alıp; özlük ve idari haklarında 657 sayılı devlet memurları kanunu uyarınca genel idare hizmetleri sınıfına dahil etmiştir.

c) 19 haziran 1999 tarihinde ; İtalya da Avrupa Birliği Bakanlar Kurulunca kabul edilen Bologna Süreci Sözleşmesine Türkiye de 42 üye ülke ile birlikte katılmış ve alınan kararların uygulanması taahhüdünde bulunmuştur. Bu karar; ülkelerin güvenlik kuvvetlerinin ve birimlerinin yüksek kalite ve eş donanıma sahip olması adına tüm muvazzaf ve çekirdek hizmetlilerin lisans ve yüksek lisans eğitim ve öğrenimine tabi olmasını içermektedir. Bu proje ilk kez Jandarma Genel Komutanlığınca tüm assubaylar için başlatılmak üzere 2012 yılında YÖK tarafından onaylanarak müfredata alınmıştır. Ne var ki Genelkurmay Başkanlığı bu sözleşmenin assubay yetiştiren okullara 1970 ve 77 yıllarında harp okullarına olduğu gibi 4 yıllık fakülte dengi öğrenim statüsü kazandıracağı gerçeğini görerek anlaşmanın bu paragrafını çeviri metninden çıkartmış ve hayata geçirmemiştir.

Bu anlamda; örnekte görüldüğü üzere T.C. Anayasası'nın eşitlik hakkını savunan 12. maddesi ile kişilerin öğrenim hakkı eşitliğini savunan 42. maddesi uyarınca; yine T.C. Anayasası'nın yüksek öğrenim esaslarını düzenleyen 130-131. maddesi uyarınca; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eğitim hayatında bireyler arasında fırsat eşitliğini düzenleyen ve eşit şans verilmesi halinde yatay ve dikey geçiş imkanları sunan 26. maddesi uyarınca; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin her bireyin yeteneklerine göre yüksek öğrenimden yararlanma özgürlüğünü düzenleyen 25-26. maddeleri uyarınca; Birleşmiş Milletler ekonomik ve kültürel haklar kurumu Unesco nun 1960 tarihli eğitim ve öğretimde ayrıcalığın kaldırılmasını düzenleyen 1,2, 3, 4, 5, maddeleri uyarınca, 2011 tarihli YÖK genel kurulunun aldığı ve hükümete bildirdiği iki yıllık yüksek okulların YÖK müfredatına uyum sağlamadığı, verim alınamadığı ve bu okulların da 4 yıllık lisans seviyesine yükseltilmesine dair tavsiye kararı uyarınca,

1. Tıpkı bundan tam 36 yıl önce geçmişte subaylara aynen uygulandığı gibi, tüm çalışan ve emekli assubayların geçmişe dönük olarak yararlanabileceği şekli ile iki yıllık astsubay meslek yüksek okulunun da, çağın ve gelişen teknoloji ile yeni dünya düzeninin elzem bir gereği ve ihtiyacı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin çekirdek kadrosunun ve tüm teknik, lojistik, elektronik ve mekanik sistemleri ile idari sistemlerinin ana unsuru olan % 65 oranına sahip astsubay sınıfının yukarıdaki hukuki ve anayasal gerekçelere istinaden 2015 yılından itibaren 4 yıllık fakülte lisans seviyesine yükseltilmesini;

2. Derece, kademe düzenlemelerinin de intibak düzenlemesi adı altında geçmişe dönük olarak tüm çalışan ve emeklileri de kapsayacak biçimde düzeltilmesini;

3. Bu düzenlemeye bağlı olarak bu gün TSK de çalışan ve emekli olan tüm subaylara tanınan tazminatlardan; makam tazminatının; komutanlık tazminatının, görev tazminatının da, yukarıda bahse konu anayasal ve uluslararası eşitliğe dair maddeler uyarınca assubaylara ve emeklilerine de aynı oranlarda ödenmesini;

4. Çalışma hayatında aldıkları cezalar sebebiyle, TSK. terfi yönetmeliği esaslarına göre aldıkları ceza süresine bakılmaksızın bir sonraki 30 ağustos tarihine terfisi kaydırılan ve bir günlük ceza dahi almış olmasına rağmen tam 11 ay 29 gün sonra terfisi yapılıp o kadar süre geç kademe ve derece ilerlemesi yapabilen ve emekliliği dahil yaşam boyu eksik maaş ve ücret alan tüm çalışan ve emekli muvazzaf personel hakkında, vatana ihanet ve yüz kızartıcı suçlar hariç; bir defaya mahsuben nasıp ve sicil affı düzenlemesine gidilmesi ve geçmişe dönük tüm mali kayıpların ödenmesini;

5. Yine yukarıda bahsedilen anayasal ve uluslar arası insan hakları maddeleri uyarınca; 1. derece ile 2.-3. derece emeklileri arasındaki % 40 a varan maaş uçurumunun adalet ve eşitlik prensipleri ölçüsünde tüm emekliler arasında çalışma yasasının ve hak aidiyetinin gözetilmesi adına Hz. Ömer adaleti düşünülerek mağdur emekliler adına giderilmesini;

6. Bu anlamda mali tablolarında kanunla yeniden düzenlenmesini;

7. TSK.nin özellikle son aylarda nerde ise üç katına ulaşan assubay intiharlarının; sebebi ve temel etkeni olarak varsaydığımız; assubayları ve uzman erbaşları puan sistemi yolu ile disiplin kurulları yolu ile ordudan ayıran çağdışı bir mantık içeren ve 2012 yılında meclis genel kurulunda kabul edilen, ne yazık ki tek yanlı olan ve adalet prensibi içermeyen bir ceza mantığına dayanan TSK. Disiplin Kanunu Yasasının da iptal edilerek ceza hukukçusu yargı mensuplarınca ve sivil hukukçularca Avrupa Askeri Ceza ve Hukuk yasalarına eş ve paralel anlamda yeniden hazırlanmasını, yüce parlamentomuzun insan haklarına ve adaleti ile eşitliğine inanmış tüm milletvekillerinden parti ayırımı gözetilmeksizin kabulunü ve bu ayırım utancının TSK. şerefi ve onuru adına bu gün sona erdirilmesini saygılarımla arz ediyorum.


Gurup Başkanı
Metni Hazırlayan: Adnan Fuat Özdemir
E. Kara Assubayı
GSM: 05432734502

Saygıdeğer Arkadaşlarım

Kısa bir süre önce yazdığım “DİSİPLİN DEĞİL NEFRET SAĞLIYORSUNUZ” yazımda belirttiğim gibi 211 sayılı İç Hizmet Kanunu'nda askerliğin olmazsa olmazı disiplin'in tarifinde “astın ve üstün hukukuna riayet” ilkesi vardır. Yıllarca hepimizin edindiği acı tecrübeden de anlaşılıyor ki, yasalar sadece amir ve üstlerin hukukunu koruyormuş!

Cezalar elbette caydırıcı olmalıdır. Ancak çağdışı zihniyet ve yasalarla disiplin sağlanamaz. Cezalandırmaktaki amaç, cezalandırmak korkusu ile sindirip böylece otorite kurmak da olmamalılıdır!

Çağdışı yasalardan aldığı güçle kendini padişah sanan,devletin verdiği ünvanı rütbeyi terbiyesizliğine amaç olarak kullannan bazı amir ve üstlerin hukuksuzluklarını, personeli cinnet noktasına getiren uygulamalarını hepimiz biliyoruz. Bunlara bir halka daha eklendi. Ulaştırma ve Personel Okulu, Alaşehir Ulaştırma Taburu'nda yaşanan bir olayı çok detaya girmeden ve mahkeme tutanaklarına yansıyan hukuk rezaleti ile birlikte yazmaya çalışacağım;

Taburda görevli Ulş. Kd. Üçvş ... elindeki bilgisayar çıktılarını alarak Yüzbaşı …'nın yanına gider. Odada başka bir yüzbaşı daha vardır. Assubay, bilgisayar çıktılarının kendilerine ait olup olmadığını sorduğunda 1'inci  yüzbaşı;

  • hayır bana ait değil

der. 2'nci yüzbaş;

  • Bana ait değil sana hesap mı vereceğim

dediğinde assubay;

  • estağfurullah, hesap sormak değil kime ait olduğunu öğrenmek için sormuştum

der. Bu kez

  • sana hesap mı vereceğiz şerefsiz

sözü üzerine assubay;

  • lütfen hakaret etmeyin

demesi üzerine yerinden kalkar, assubayın üzerine yürür, karnına ve yüzüne yumruk atar. Diğer yüzbaşı araya girip

  • beyler ne yapıyorsunuz ayıp oluyor

der ve ayırır. Olayın bittiğini sanan astsubay oradan ayrılır. Ancak, yüzbaşı assubaya doğru koşarak

  • şerefsize bak, benden hesap soruyor

der ve kafa atmaya çalışır. Devamında da

  • orospu çocuğu ananı sinkaf ederim

der ve bu küfürleri tekrar eder. Sonuçta dayanamayan assubay tekrar "orospu çocuğu" diyen yüzbaşıya

  • sensin

yanıtını verir.

Hepinizin nefretle bu satırları okuduğunuzu, kiminizin "Allah bizi böyle bir beladan korusun", kiminizin de "ne kadar sabırlı bir assubaymış" dediğinizi biliyorum.

Bu olay sonrası adalet gözündeki bantı çıkarır ve işlem başlar. Assubayımız Ege Ordu Üst Disiplin Mahkemesi'ne sevk edilir. Disiplin Mahkemesi, assubayın 'üste hakaret ve fiilen taarruz' suçlarından askeri mahkemede yargılanmasına karar verir.

Adalet kitapta yazılanı uygulamak olsaydı herkes hakimlik yapardı.

Ne mutluki yüreğinde adalet duygusu olan Ege Ordu Askeri Mahkemesi, beklenmeyen ama saygı duyduğumuz, "işte adalet" dediğimiz bir uygulama ile assubay avukatının "aynı suçu işleyen kişilerin, aynı mahkemede ve aynı suçtan yargılandırılmaması Anayasa’ya aykırıdır" savunmasını yerinde bulurak Anayasa Mahkemesi'ne başvurur. "Hakaret edilen ast'ın sükunetle cevap vermeden beklemesini düşünmek hakkaniyete uygun değildir. Aynı sözleri söylen üst disiplin mahkemesinde, ast’ın askeri mahkemede yargılanıp sonuçları farklı olan cezaya çarptırılması insan haklarına ve Anayasa’ya aykırıdır” diyerek  477 sayılı yasanın 85'inci maddesinin iptalini ister.

Anayasa Mahkemesi 'iptal yönünde oy kullanan üyelere rağmen' oy çokluğu ile mahkemenin yetkisizliğine ve iptal isteminin yerinde olmadiğina karar verir.

Ege Ordu Mahkemesi'nin gerekçesindeki gibi, anayasanın eşitlik ilkesi dışında Askeri Ceza Kanunu'nun 92'nci maddesi tahrik nedeniyle işlenen suçlarda TCK 129'uncu maddesine atıfta bulunmuştur. Buna göre “Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde verilecek ceza 1/3 oranında indirileceği gibi ceza da verilmeyebilir” hükmüne amir olup, her iki yasada hakaret tanımında farklılık olmasına rağmen mevcut çağdışı As.Ceza yasası üst'e Anayasa ve AİHS aykırı  ayrıcalık tanımaktadır.

Şimdi bu durumda 15.06.1930 yılında çıkarılan Askeri ceza kanununun adalet hâttâ disiplin sağladığını kim iddia edebilir?

Aynı suçu işleyen üst, disiplin mahkemesinde yargılanacak, cezası ertelenebilecek ya da ertelenmese bile ağır sonuçları olmayan basit bir ceza alacaktır.

Oysa aynı suçu işleyen ast, askeri mahkemede yargılanacak, aldığı daha ağır cezadan indirim yapılmayacak, ertelenemeyecek, para cezasına çevrilemeyecek ve kişi bir gün bile hapis alsa o yıl terfi edemeyecek, TAHRİK indiriminden yararlanamayacak, kısacası SABIKALI olacaktır.

Yemişim böyle adaleti! Bunun hiç bir ahlaki ve hukuki değerle haklı gösterilmesi düşünülemez. Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nde maddenin iptalini isteyen üyeler karşı oy yazısında "Üst’ün ast'a hakareti de disiplini ve personelin moral motivasyonunu bozan bir durumdur. Ayrı ayrı yargılanmaları ve ceza almaları Anayasaya aykırıdır" şeklinde görüş belirtmişler ama çoğunluk bu görüşe katılmamıştır.

Hiç kimsenin işlediği suçtan dolayı cezasız kalmasını talep etmiyoruz.

Şimdi bir kez daha buradan Genelkurmay Başkanımıza şahsım, meslektaşlarım ve adalet adına sesleniyorum;

Çağdışı olan bu yasalar ne padişah fermanı ne de Allah emridir. Lütfen, adalet, eşitlik ve insan haklarına aykırı bu yasaların değiştirilmesi için emir vererek gönüllerimizde adalet sağlayan bir komutan olarak yerinizi alın. Aksi halde her kuruma örnek olan TSK'de adalet, eşitlik, personelin moral motivasyonu ve kuruma olan aidiyet duygusu kalmayacaktır.

Saygılarımla.

adalet-yarali

Değerli arkadaşlarım;

Günümüzde HAK-HUKUK-DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜKLER-DÜŞÜNCELERE KİLİT VURULAMAYACAĞI ile-KİŞİSEL özgürlük kavramlarının havalarda uçuştuğu ve gündemden düşmediği ortamda bu söylemlerden dışlanan ve istifade edemeyen tek toplum ASSUBAY camiasıdır.

Yıllardır HAKLARIMIZ peşinde koşarak, İNSAN HAKLARINA-ANAYASAYA-YASALARA uymayan kişisel EGOLARA ve ÖN YARGILI davranışlarla yapılan HAKSIZLIKLARI yasalar çerçevesinde ve usulüne uygun olarak İLGİLİLERE iletip dile getirdik.

DESPOTLUĞA ve KAST sistemine dayanan, MANTIĞA UYMAYAN, BİRLİK ve BERABERLİĞİ BİTİREN, DAYANIŞMAYI VE FEDAKARLIĞI YOK eden UYGULAMALARIN sonlandırılmasını YETKİLİLERDEN yıllardır talep ettik, yanlışların düzeltilmesini istedik.

YETKİLİ makamlarda olan KİŞİLERDEN YANLIŞLARIN DÜZELECEĞİNE dair SÖZLER aldık. Onlara İNANDIK, GÜVENDİK. İNANMAK, GÜVENMEK DURUMUNDAYDIK. ÇÜNKÜ MÜRACAAT EDECEK YÖNETİM KATLARINDA ONLARDAN DAHA ÜST MAKAMLAR YOKTU. Bu kişilerin T.C. CUMHURBAŞKANI, MECLİS BAŞKANI, BAŞBAKAN, BAKANLAR, GENELKURMAY BAŞKANI, SİYASİ PARTİ BAŞKANLARI VE GURUP BAŞKANLARI İLE MİLLETVEKİLLERİ VE MÜŞTEŞERLAR olduğunu söylersem sizler de DAHA BAŞKA GİDİLEBİLECEK bir MAKAM kalmadığını kabul edersiniz.

Bu makamlarda bulunan tüm YETKİLİLER(!) haklarımız konusunda HİÇ İTİRAZ etmeden HAKLI olduğumuzu ve YAPILACAK çalışmalarla YANLIŞLARDAN en kısa zamanda  dönülerek HAKLARIMIZIN verileceğini belirttiler. Söyledikleri, verdikleri SÖZLER bizlerde KAYITLIDIR.

Yetkililerin yapacağım dedikleri HAKSIZLIKLARI giderecek İŞLEMLERDEN önce yapmaları gereken esas mesele SORUNLARI yaratan MESELENİN  ÖZÜNE inmek ve GÖRMEKTİR.

Bizlerin MAĞDURİYETİNE ve bu SORUNLARIN oluşmasına sebep olan KAYNAKLAR günümüze cevap VEREMEYECEK konuma gelen ESKİMİŞ ve HÜKÜMSÜZ hale gelmiş YASALARDIR. Bu yasalar DEĞİŞMEDİKÇE mevcut KÖHNEMİŞ ÖN YARGILI ZİHNİYET DE değişmez, uygulamalar devam eder.

Bizlerle birebir ilgili olan YASALARIN tarihlerine BAKARSANIZ ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Günümüzdeki GELİŞMELERLERE cevap veremiyecek olan YASALAR halen yürürlükte ve sorunlarımızın esas kaynağıdırlar. Her ne kadar YASALARIN bazı maddeleri zaman içinde değiştirilmişse de HAKLARIMIZI daha ileriye değil geri götürmüş, SORUNLARIMIZI çözülemez hale getirmiştir. Mevcut kanunlarda ASSUBAYIN tarifi, yetkileri, görevleri hala bir KARMAŞA içindedir. Yasalar çıkarılırken önceki YASALARDA olan maddelere atıf yapılmadığından düzeltmeler tam açıklığa kavuşmamış, BİLİNMEZLİK ve KARGAŞA devam etmektedir. Dolayısıyle mahkemelerin halen geçerli olan yasalara göre çıkardıkları İÇTİHATLARDA zaman zaman çelişmekte ve MAĞDURİYETLER DEVAM ETMEKTEDİR.

Bütün bunlara bir de AİHM TARAFINDAN KESİNLİKLE KABUL EDİLEMEZ, anayasaya AYKIRI BİR DAVRANIŞ diye nitelendirdiği MAHKEME ve HAKİMLER tarafından değil de TSK'da rütbeli personel tarafından KEYFİ, ÖN YARGILI olarak verilen hapis cezalarını düşünürseniz, YASALARIN GÜNÜMÜZ koşullarına CEVAP verecek hale getirilmesi ve "UYGULANMASININ" daha da büyük ÖNEM ve DEĞER kazandığı görülecektir.

Kanunlar çıkarılırken  MAĞDURİYETİ yaşayan bizlerin ÖNERİ ve FİKİRLERİ alınmaz ise, aşağıda belirtilen yasalara göre mahkemelerde YARGILANIRKEN yargılamayı KIT'A k. nın adına yapan ve takip eden kişiler ADİL davranabilir mi? HAKLARIMIZI savunacak kişi BENİM sınıfımdan olmaz, BENİM HAKLARIMI GÖZETMEYEN ÜSTÜNLERİN sınıfından biri olursa TARAFSIZ olabilir ve HAKKI teslim edebilir mi? ÜSTÜNLERİN sınıfından olan SAVCI ve HAKİMLERİN düşünce olarak KARŞISINDA olduğu bir sınıfın HAKLARINI koruması SAĞLIKLI olabilir mi?

Bugüne kadar olan uygulamalarda bunun olmadığı, olamadığı açık değil mi? Sorunların kaynaklarından en büyüklerinden biri bu YANLIŞ uygulama değil midir? Hala gözlerimizi kapayarak buna HAYIR denirse günümüzde GÜNDEMDEN düşmeyen "HUKUK-DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜKLERE-DÜŞÜNCELERE KİLİT VURULAMAYACAĞI-KİŞİSEL özgürlük kavramları ile BİRLİK BERABERLİK ve DAYANIŞMA  söz ve teranelerinin" doğru ve geçerliliğinin bir anlamı kalır mı? Artık bu geri kalmış ve bilgi KİRLİLİĞİ oluşturan YASALARIN günümüz koşullarına uymaları  da gerekmez mi?

Günümüzde HUKUK-MAHKEME UYGULAMALARI-HAKİMLERİN ve SAVCILARIN atanmalarının SORGULANDIĞI bir dönemde GÜNÜMÜZ koşullarına cevap veremiyen KİŞİ HAK ve HÜRRİYETLERİNİN kısıtlandığı ortamlarda YARGILAMALARINI sürdürmekte olan ASKERİ MAHKEMELER ile DİSİPLİN MAHKEMELERİNİNDE sorgulanmaları doğru olmaz mı?

ASKERİ VE DİSİPLİN MAHKEMELERİNİN KURULUŞUNDA AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 6.maddesinde belirtilen ADİL YARGILANMA HAKKI düzenlenirken en temel unsur olarak KANUNLA KURULMA şartına ve bu mahkemelerin ANAYASAYA, İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİNE uygunluğu araştırılmışmıdır, uygunmudur? Eğer uygun ise neden MAHKEMELERCE değilde KİŞİLERİN ön yargılı davranışlarıyla HÜRRİYETİ bağlayıcı cezaların verilmesine izin verilmiş, bu konuda ASKERİ yargı gerekli düzeltmeyi yapmamıştır. Bu konuda bir eksiklik varsa, bunun SORUMLULUĞUNU kimler taşıyacaktır?

AVRUPA İNSAN HAKLARI mahkemesinin "ADİL YARGILANMA HAKKI" nın TEMEL ve VAZGEÇİLEMEZ unsurlarından olan "TARAFSIZ ve BAĞIMSIZ MAHKEME" önünde YARGILANMA GÜVENCESİ ASKERİ ve DİSİPLİN  MAHKEMELERİNDE tam anlamıyla varmıdır? Yargılamayı yapan MAHKEMELERİN KURULUŞ KANUNUN ve YARGIÇLARIN ATANMASI yöntemlerine uygunmudur? Tüm bu konuların T.C YARGITAY ve HUKUKÇULARI tarafından incelenmesi sorgulanması ile İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİNE, AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE, ANAYASAMIZA  UYGUN olup olmadığı da açıklığa kavuşturularak KEYFİ ve ÖN YARGILI uygulamaların ve KAST sisteminin olup, olmadığı araştırılmalıdır. Uygulamalarda YASALARA aykırılık varsa ÖNYARGILI ve KASTI hareket edenler cezalandırılarak KAST sistemi sonlandırılmalıdır.

En önemli konuda TSK'da PERSONEL arasındaki İLİŞKİLERDE uygulananların HUKUK içinde olup olmadığıyla, işlemlerin hukuka uygunluk denetimlerinin DOĞRU ve GERÇEK bir şekilde yapılması ve yansıtılmasıdır.

TSK nın gündeminden düşmeyen İNTİHARLAR ve zaman zaman görülen personel arasındaki anlaşmazlıklar sonucu meydana gelen CİNAYETLER ancak ve ancak YANSIZ ve ÖN YARGISIZ davranış ve uygulamaların TAHKİKİYLE son bulur. Bunun içinde TSK da uygulanan HUKUK kuralları ve UYGULAYICILARININ tarafsızlığı ve davranışları büyük önem kazanmaktadır.

Hiç bir zaman için UNUTULMAMALI ve GÖZARDI edilmemelidir ki "ÖZEL" dahi olsalar KANUNLAR KİŞİ HAK ve HÜRRİYETLERİNİ KISITLAMAMALI, ÖZGÜRLÜKLERE ZARAR VERMEMELİDİR. Bu KILIFLARA sığınarak ve YETKİSİZLİKLERİN  üstü ÖRTÜLEREK kasıtlı davranışlarda artık KESİNLİKLE önlenmelidir.

Bugün BİZLER için GEREKLİ OLAN ADALET ve ÖZGÜRLÜK uygulamaları YARIN SİZLER İÇİNDE GEREKLİ olabilir. Çünkü YARINLARIN  NELER GETİRECEĞİNİ BİLEMEYİZ. Günümüz TÜRKİYESİNDE yaşananlardan DAHA ÇOK GEÇ KALINMADAN gereken(!) DERSLER alınmalı, ÖRNEKLER çıkarılmalıdır. Saygılarımla.

1.926 Sayılı Kanun

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)
Kanun Numarası: 926
Kabul Tarihi : 27/7/1967
Yayımlandığı R. Gazete :
Tarih : 10/8/1967 Sayı : 12670

2. 5.7.1951 tarihinde yürürlüğe giren 5802 Sayılı Astsubay Kanununun

3. DEVLET MEMURLARI KANUNU

Kanun Numarası : 657
Kanun Kabul Tarihi : 14/07/1965
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 23/07/1965
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 12056

4..ASKERİ MAHKEMELER KURULUŞU VE YARGILAMA USULÜ KANUNU Kanun Numarası: 353

Kabul Tarihi: 25/10/1963
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 26/10/1963
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 11541 Mükerrer

5.DİSİPLİN MAHKEMELERİ KURULUŞU, YARGILAMA USULÜ VE DİSİPLİN SUÇ VE CEZALARI HAKKINDAKİ KANUN Kanun Numarası: 477

Kabul Tarihi: 16/06/1964
Yayımladığı Resmi Gazete Tarihi: 26/06/1964
Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı: 11738

6.Askerî Yüksek İdare MahkemesiKuruluş    4 Temmuz 1972

Tür    Askerî yargı

MÜTEKABİLİYET

Ocak 23, 2012

yabancilara konut

Son zamanlarda televizyonlarda “Muhteşem Yüzyıl” isimli bir dizi oynuyor. Bu diziyi baştan sona hiç seyretmeme rağmen Kanuni Sultan Süleyman karakteri ilgimi çekiyor. Yirminci yüzyıl kafa yapısına uyarlanmış bir imparator çiziliyor.

Bakın size neler anlatacağım;

Lise çağlarında tarih dersi çok sıkıcı gelirdi ancak daha sonraları  tarihe olan merağım arttığında iyi ki lise çağlarında tarihe fazla ilgi göstermemişim dedim. Çünkü okulda anlatılan tarihin aslında çok farklı anlatımlarının da olduğunu gördüm. Resmi tarih uygulaması iyi ya da kötü bir tarafa tarihin tekerrür ettiği muhakkak… Sadede geliyorum.

Kapütülasyonlar denince de akla önce Kanuni Sultan Süleyman gelir. 1536 yılında Fransızlara tanıdığı kapütülasyonların daha sonra Osmanlı İmparatorluğunun canına ot tıkadığı malumdur.

Kapütülasyonlar genel anlamı itibarıyla Müslüman ülkelerin Avrupa ülkelerine ya da başka bir deyişle Müslüman olmayan ülkelere karşı karşılık beklemeksizin kendi ülkelerinde tanıdığı haklar içeren bir takım düzenlemelerdir. Örneğin Müslüman ülkenin miras hukuku hristiyan ile farklı olduğundan Osmanlı topraklarında yaşayan hristiyanlara kendi dinlerinin icap ettirdiği ayrıcalıklar getirilmiştir. Aslında Osmanlı’nın kuruluşundan başlayan bu tür uygulamalar ilk kez Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1536 yılında Fransızlara Osmanlı Topraklarında yaptıkları ticarette özel devlet güvenliği sağlayarak genişlemiştir. Daha sonra İkinci Selim zamanında genişleyen kapütülasyonlara başka devletler de eklenmiştir. Neyse konunun detayına inmek isteyenler çok daha ayrıntılı araştırıp bulabilirler.

Kapütülasyonların kalkması demek yabancıların Türkiye topraklarındaki her tür hareketlerinin Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına bağlı olması  demektir. Tesadüf ki, bugün gazetede okudum. İngiliz hükümeti Türkiye’den ev almak isteyen İngiliz vatandaşlarına Türk miras hukuku konusunda uyarılarda bulunuyor. “Türkiye’de ev almadan önce bunları iyi bilin!” diyor. Hani derler ya bu mudur? İşte budur. Bizim ülkemizde bizim kanunlarımız geçer. Başka ülkelerde de onların kanunları geçer. Neden mi? Çünkü demokratik ülkelerde kanunlar Laik temellidir. Din ayrıcalığı tanımaz. Ancak din temelli kanunları olan Müslüman ülkeler kapütülasyonlara lüzum hissedebilirler. Oysa Avrupa ülkelerinin yaydığı 20.yüzyıl demokratik yapılanmasında karşılıklılık ilkesi artık tüm dünyada benimsenmiştir.

Fransa Cumhurbaşkanı sözde Ermeni Soykırımını inkarı  suç sayan yasayı onaylar ve uygulamaya koyarsa  ben bir milletvekili olsam şöyle bir yasa teklifi verirdim;

Türkiye Cumhuriyeti, ülkesini uluslar arası alanda küçük düşürme amacı güden düzmece  Ermeni Soykırımı iddialarını tanımaz. Türkiye Cumhuriyeti, mütekabiyet şartlarını göz önüne alarak hukuksal eşitlik adına aşağıdaki düzenlemeyi yapar.

Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşayan veya herhangi bir sebeple Türkiye’de bulunan Fransız vatandaşlarının “Ermeni soykırım vardır.” İfadede bulunmaları veya bunu ima eden fikirler savunmaları halinde bir yıl ağır hapis ve 45.000 Euro para cezası verilir.

Tatlı  bir rüyadan uyanıp gerçeğe döneyim. Bugün 25 Ocak 2012 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir kanun tasarısı görüşülecek.

Tasarının yasalaşmasıyla Türk vatandaşlarına taşınmaz alma hakkı  vermeyen ülkelerin vatandaşlarına da Türkiye’de mal edinme hakkı  tanınacak.  

Hangi ülkelerin vatandaşlarına mal edinme hakkı tanınacağına Çevre ve Şehircilik ile Maliye Bakanlığı birlikte karar verecek.

Yabancıların mülk edinme sınırı da 2,5 hektardan 60 hektara çıkıyor.  

Tasarının yasalaşmasını takip eden 6 ay içinde askeri yasak ve güvenlik bölgelerine ilişkin harita ve koordinat bilgileri Milli Savunma Bakanlığınca Çevre ve Şehircilik Bakanlığına iletilecek.

Bu bölgelerde Genelkurmay Başkanlığı izin verirse yabancılar da taşınmaz mal edinebilecek.

Tasarıyla ayrıca vefat sonrasında taşınmazın otomatik olarak Mernis kayıtlarına göre mirasçılar adına tapulandırılması da sağlanıyor.

Yukarıdaki tasarı  yasalaşırsa artık yabancılar Türkiye’de tarım işletmesi de yapabilecekler. Aksi taktirde 60 Hektar ile başka ne yapılabilinir ki!... Yok canım ileri gidip askeri üs kuramazlar.

Tasarının birbirinden acı tarafları var ama en acı tarafı ise kapütülasyonların geri gelmesi. Karşılık gözetmeden başka ülkeye toprak satmak, üstüne üstlük hangi ülkenin bu hakka kavuşacağına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin değil Şehircilik Bakanlığı'nın karar vermesi…

Pes doğrusu.

Konu ile alakalı  taraf olan kurumlar neredesiniz?

TSK neredesin?

Basın neredesin?

Anayasa Mahkemesi üyeleri neredesiniz?

Vatanseverler neredesiniz?

Yoksa ben mi çağ  dışı kaldım? Komik miyim? Eksik mi söyledim? Cahil miyim? Haklıysam niye susuyorsunuz? Biliyorum halen küçük tekerleriniz dönüyor. Türk’ün aklının geldiği yerde değilsiniz. Sahi emekli astsubay arkadaşlarım biz bir şey yapamaz mıyız? Beylerbeyi gibi… TEMAD’ı bir sivil toplum örgütü olarak söz konusu kanun aleyhine açıklama yapmaya davet etmeliyiz. Astsubay haklarını yine ararız.

Saygılarımla…

oyun-bir-perdesi-daha-kapandi

Biliyorum, duyuyorum, okuyorum yüzlerce arkadaşımız  "NE YAPTIK DA BU YÖNETİMİ seçtik?" diye dövünüyorlar. Heba olan yıllar, kaybolan umutlar, acılar....

BİR ÇÖKÜŞ HİKAYESİDİR BU YAŞANAN.....

TAM BİR BECERİKSİZLİK...

TAM BİR VASIFSIZILK...

TAM BİR YÜZSÜZLÜK...

değil mi şu yaşananlar genel merkez adına, söyler misiniz?

"YETTİ ARTIK" deyip feryat ettik. "BU İŞ SİZLERLE olmuyor" diye YAZDIK - ÇİZDİK duymadınız, anlamadınız.

9 EKİM SONRASI EYLEM DEVAMLILIĞINI, İCAZET ANLAYIŞI İLE UYGULAMADINIZ, UYGULAYAMADINIZ!

Bu gün 9 ŞUBAT. Çok ilginçtir, 9 EKİM YÜRÜYÜŞÜMÜZDEN bu yana geçen tam dört ay.. Gelinen nokta geçmiş yıllardan hiç farkı olmayan ancak, birileri tam yolla ilerlerken TOZU YUTAN BİR SINIF yarattınız.

Hâlâ o koltukta oturuyor, aynı dosyayı çeşitli illerde ve yerlerde açarak TAMAMEN AYNI cümlelerle HİKAYE anlatıyorsunuz.

GÖRDÜNÜZ 9 ŞUBAT MECLİS GENEL KURULUNDAKİ hazin tabloyu.....

REDDEDİLDİK! DIŞLANDIK! BİR BAŞKA BAHARA KALDIK!.....

BU ESER SİZİN VE YÖNETİM KURULUNUZUNDUR BAŞKAN...  SIFIR SONUÇ... HÜSRAN VE YIKILAN UMUTLAR...

Şu var ki;  bu resimde sadece sizleri suçlamak haksızlık olur. 90 civarı şube başkanlarına da daha önce; "Genel merkeze bakış açınızı çekinmeden deklare edin ki onlar da bu memnuniyeti yahut memnuniyetsizliği görerek tavır alsınlar" dedik. Bir nokta hariç HİÇ BİRİNİZ O ASİL DURUŞU GÖSTEREMEDİ!!!

BU NOKTADAN SONRA KASIM AYI BEKLENECEK Mİ? YAZIK DEĞİL Mİ? DAHA SEKİZ AY VAR...

BU BAŞARISIZLIKTAN SONRA GENEL MERKEZ VE YÖNETİMİ HEMEN İSTİFA ETMELİDİR! HEMEN, HEMEN...

Değerli arkadaşlarım,

Bakınız bu yaşananlara; Akparti  milletvekili bizler için bir kanun teklifi hazırlıyor. Daha doğrusu TEMAD bölge toplantılarında "bu teklifi biz hazırladık" diye övünüyor ama teklifin geçersizliğini 9/1 adaletsizliğini gizliyor! Çünkü,  teklifin gerçek anlamda işlevi için grup başkanvekilleri ve başbakanın onayı gerekiyor. Sn. AKMAN her halde yine kasım seçimlerimizde  Ankara'da sayın başkanı destekleme ve  AKP  adına SHOW  yaptı, denebilir.

ŞU GERCEGİ LÜTFEN UNUTMAYALIM!...

Sn.Mustafa Erol , ne zaman, o E-MUHTIRA olarak da bilinen 27 Nisan Bildirisi ne İMZA ATTIĞI AN, BİZ MUVAZZAF VE DE EMEKLİ ASSUBAYLARA TARİHİN EN ACI REÇETESİNİ YAZMIŞTIR.

O tarihten bu yana AKP  ve başbakan bize tavır almış, bir çok sınıfa defalarca iyileştirme yapılır iken bizler ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ olduk ve bu yönetimimiz bunun sorumlusudur. Başka bir asker olan TESUD bu önemli konuda TÜM NOKTALARINA fikirlerini sorarak "NE GENELKURMAYIN NE DE HÜKÜMETİN arkasında olmayız" demiştir.

ZAFERLER YA DA YENİLGİLER, LİDERLERİN TUTUMLARI İLE BELİRLENİR...

İSTİFA MEKANİZMASI bu gibi noktalarda BİR ASİL DURUŞU İFADE EDER VE DE BİR ERDEMDİR.

Problemler çözülmek içindir. Çözülecektir. Bu böyle biline...

GÜN GELDİĞİNDE "B PLANI" UYGULANIR.... Tek tesellimiz hiç olmazsa sesimizi duyuran bir sitemizin olmasıdır.

BU YIL DA BİTTİ.... SEÇİM - YENİ HÜKÜMET - YAZ TATİLİ - YENİ BÜTÇE.... TEBRİKLER GENEL MERKEZ !!

BÜYÜK BİR MESLEK GRUBUNUN VEBALİNİ ALDINIZ. SİZİ AFFETMEYECEĞİZ!

SAYGILARIMLA.

ATİLLA ABAYLI

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
GAZİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN TBMM'nin, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ''Mareşal'' rütbesi ile ''Gazi'' unvanı verişinin 101. yıl dönümü ve Gaziler Günü törenlerle kutlanacaktır. Kahraman gazilerimizin, oluşan bedensel engellerinin yanında başta devletimizin mevzuatlarından kaynaklanan birçok sıkıntısı olduğunu biliyoruz. Gazilerimize devletimizin yetkililerin...
Pazartesi, 19 Eylül 2022
fatih bektaş
UNUTMAYIN UNUTTURMAYIN 9/2 Sİ LİSE MEZUNU ASTSUBAY SINIF OKULU MEZUNU ASTSUBAYLARA DA VERİLMELİ BU HAK BÜTÜN ASTSUBAYLARIN OLMALI AYNI 2016 BÜTÜN ASTSUBAYLARI EŞİT SAYDINIZ OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ ŞİMDİ DE 9/2 Sİ EŞİT OLARAK VERİLMELİ
Cuma, 09 Eylül 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
EMPERYALİSTLERİ DİZE GETİRDİĞİMİZ 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'MIZIN 100. YILI YÜCE TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN. ORDU YOK DEDİLER KURULUR DEDİ PARA YOK DEDİLER BULUNUR DEDİ DÜŞMAN ÇOK DEDİLER YENİLİR DEDİ M.K.ATATÜRK Saygıdeğer Üyelerimiz İtilaf Devletleri tarafından son dönemlerinde bütün orduları dağıtılan, işgal edilen ve tersanelerine girilen &qu...
Salı, 30 Ağustos 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ