×

Uyarı

JUser: :_load: 75 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

JUser: :_load: 932 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

Bugünkü yazımızın konusu hak, hukuk askerlik değil,

Gasp edilen haklarımız da değil,

Assubay'larla ilgili bir yazı da değil,

Bildik muhataplara da değil,

Bir insanlık yazısı, kaybolan insanlığın pençesinde hayatını yitirmiş bir babanın yazısı,

İç hesaplaşmalara, nefrete, kine kurban edilmiş bir babanın yaşama veda edişinin yazısı,

Gerici yobaz düşüncelerin ittifakında güneşi ellerinden alınan bir ailenin dağıtılmış,

dramatik kırık bir yaşam yazısı,

Cem Aziz Çakmak, Denizci Bir Asker, Geçenlerde Hayata Veda Etti,

Rütbesi çok da önemli değil bundan sonra,

Cumhuriyet değerlerini hallaç pamuğu gibi atan gerici ittifakın kumpasında

özgürlüğü elinden alınan askerlerden sadece biri,

Acımasız düzmece operasyonlar sonucu hayatı denizlerde geçmiş birinin maviye hasret bırakıldığı,

Kızının düğününü bile tutsak edildiği ceza evinde kutlamak zorunda kalan bir baba,

Hakkında yapılan en aşağılık yalan haberlere karşı onurunu biricik kızına ispat etmeye çalışan bir asker,

Karanlık güçlerin siyasi iktidarı ellerine geçirenlerle top yekun saldırılarına karşı alabora olmuş bir bahriyeli,

Şehirden şehre, denizden denize geçen hayat daha fazla dayanamadı bu alçak kumpasa,

Geride tüm sevdiklerini bırakarak,

Ona bunu yaşatanlara iki lafı söyleyecek gücü kalmadan bir hastane odasında göçtü gitti,

Cumhuriyetle hesaplaşanların geride bıraktığı bir şehittir o,

Bu hesaplaşmaya karşı hepimizin görevi

Bu hesabı kendimizce kendi değerlerimize sahip çıkarak kapatmaktır...

Gazetelerde ve televizyonlarda haber olarak duyurulduğu gibi, Denizli'de aynı apartmanda oturduğumuz 85 yaşındaki Kore Gazisi Astsubay Sayın Mustafa Sarıca hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Haberde askeri erkânın da cenaze törenine katıldığı duyurulmuştur. Askeri erkânın sadece tören komutanı astsubayımız, uzman çavuşumuz ve erlerimizden ibaret olması benim için bir gurur kaynağıdır.

Yaşayan Kore Gazi sayısı oldukça azalmıştır. Gönül isterdi ki, Gazi Assubayımızın cenaze törenine mülki erkân ve askeri erkândan garnizon komutanı da katılsın.


KORE GAZİSİNE SON GÖREV. 26 HAZİRAN 2015

Denizli'li Kore Gazisi 85 yaşındaki Mustafa Sarıca, geçirdiği zatürre nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Sarıca, düzenlenen askeri töreninin ardından toprağa verildi.

Yıllarca Denizli’nin Çaybaşı Mahallesi’nde oturduktan sonra İzmir’e yerleşen Emekli Assubay Mustafa Sarıca, bir süre önce zatürre hastalığına yakalandı. İzmir’de özel bir hastanede tedavi altına alınan 85 yaşındaki Kore Gazisi Mustafa Sarıca hayatını kaybetti.

Bir çocuk ve iki torun sahibi olan Kore Gazisi Mustafa Sarıca için Asri Mezarlıkta askeri tören düzenlendi. Törene Kore Gazisi’nin aile yakınları başta olmak üzere Muharip Gaziler Derneği Denizli Şube Başkanı Hamdi Helvacılar, dernek üyeleri ve askeri erkân katıldı.

Türk Bayrağı’na sarılı tabutun başında askerler nöbet tutarken, 85 yaşındaki Kore Gazisi kılınan cenaze namazının ardından Asri Mezarlık’ta toprağa verildi.

BİR DÖNEMİN SONU!

Haziran 17, 2015

Türkiye’nin 9'uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel 17 Haziran 2015 günü 02:05’te aramızdan ayrıldı. Allah amelince rahmet etsin, Türk siyasetine 40 yıla yakın damgasını vuran, tarihi bir şahsiyetti.

Her siyasetçi gibi sevenleri de sevmeyenleri de vardı. Başbakanlık yaptığı dönemlerde sert siyasi kavgaları oldu, ama uzlaşmasını da bildi, çünkü hiçbir siyasi rakibine “şerefsiz, cibilliyetsiz, alçak, namert, haddini bil, sen kimsin yaa!” demedi. Kısacası önce kendi haddini bildi.

Ülke ekonomisini bilimsel yöntemlerden uzak, bakkal mantığı ile yönetti, 70 sente, 1 litre mazota ihtiyacımız olduğu dönemler yaşadık.

Kendisi değil ama, başta YEĞEN YAHYA olmak üzere çevresinin yolsuzlukları gündeme geldi. Ailem dediği iş adamlarının çoğunun yolsuzlukları ortaya döküldü. Bunlara karşı hukuk isteğe göre dizayn edilmedi. Polis teşkilatı hallaç pamuğuna çevrilmedi, “yakınıma dokunan yanar” baskısı oluşturulmadı.

12 Eylül 1980 öncesi Türkiye ilan edilmemiş bir iç savaş yaşarken, “bana sağcılar adam öldürdü” dedirtemezsin dedi, ama meydanlarda ölmüş bir çocuğun anasını yuhalatmadı.

Allah biliyor ya, Demirel’i sevmezdim ama televizyona çıktığında dinleyebilirdim, dinlerdim. Çünkü kaşları çatık, hiddet, kin, nefret, öfke dolu değildi. Höykürmez konuşurdu.

Cumhurbaşkanı olduğunda bambaşka bir Demirel vardı. Cumhurbaşkanı Demirel’i sevmiştim, zor dönemlerden geçiyordu Türkiye. Asker kıpırdandığında Demirel devreye giriyor, herkese aynı mesafede duruyor, DEVLET ADAMLIĞI sergiliyordu.

Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı farklı ama devlet adamlığı farklı bir şeydir. Devlet adamı olmak için insanın ufku olması, vizyonu olması 3 adım ötesini görmesi, kinden, nefretten arınması gerekir.

Bu gün seveni-sevmeyeni Demirel için bir Fatiha okuyacaktır.

Yöneticiler iyi şeyler de yaparlar, hataları da olur. Herkesi memnun etmek, herkese yaranmak mümkün değildir. Yöneticiye yakışmayan şey kibir, nefret, ötekileştirmek, tepeden bakmak, hoşgörüsüzlüktür.

Koltuğun, makamın cazibesine kapılıp kendi kişiliğini o cazibeye kaptırıp, başkalaşan yönetici süresi bittiğinde, sıradanlaşacağını, diğerleri gibi “herhangi biri” olacağını unutmazsa, görev süresi sonunda da saygı görür. Boşluğa düşmez!

BEN” demek yönetici için hatadır.

Yöneticiye biz demek düşer!

Yöneticiye kibir değil, tevazu yakışır. Yöneticiye kendi sesini değil, kendi sesinin yankısı şakşakçılarının sesini değil, toplumun sesini dinlemek düşer.

Devletin her kuruşu nasıl hükümetlerin namusuna, şerefine emanetse, hangi kurum olursa olsun, o kurumun her kuruşu yöneticisinin namusuna, şerefine emanettir. Kendi paranızı harcarken bir kere düşünüyorsanız, kurumunuzun kuruşunu harcarken birkaç kere düşünmeniz gerekir.

Her inanca, hâttâ hiçbir inancı olmayana da saygım var. Ancak; benim inandığım bir şey var; bakın çevrenizdeki olaylara, dikkat ederseniz görürsünüz İLAHİ ADALET ASLA ŞAŞMAZ! Öbür tarafta neler olabileceği ayrı ama burada, yaşarken bu adaletin tecelli ettiğini görürsünüz.

Hırsınız, koltuğun cazibesi gözünüze perde çekmişse…

Allah yardımcınız olsun!

Bu vesile ile Ramazanın tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dilerim. Samimi inanç sahiplerinin ramazanı kutlu olsun.

Tam bir yıl önce bugün, TEMAD’ın 15 Mart Miting ve Yürüyüşünün hazırlıkları devam ederken, geçirdiği kaza nedeniyle Hastanede yatan, Sn. Hüseyin SAVCI’nın tanımıyla,  Assubayların Yaşar KEMAL’i, Mehmet Ali KILINÇ’ı kaybettik.

15 MART günü Ankara’da onbinlerce Astsubay yürürken o hep aramızdaydı. Bir yerlerden bizlere bakıyor ve Anıtkabir’de Atamızın huzurunda, Yürüyüşte ve Mitingde "sizlerle gurur duyuyorum" dediğini duyar gibiydik.

Güçlü kalemi ile Astsubay onur mücadelesine ışık tutan, birisini eleştirirken bile nezaketi hiç elden bırakmayan, Cumhuriyetimizin temel değerlerine sıkı sıkıya bağlı, Atatürk Devrim ve İlkelerine sıkı sıkıya bağlı bir değerimizi yitirmenin hüznü ile bir yılı geride bıraktık.

Bu köşede uzun süre onun güçlü kalemi ve berrak zekası ile bezenmiş yazılarını keyifle okuyan bizleri bundan mahrum bırakan tramvay kazasına kaza denilebilir mi bilinmez.

Bildiğimiz tek gerçek Ülkemizin sokaklarında, caddelerinde her an bir sevdiğimizi bizden alacak tehlikelerin kol gezdiği, üstelik sorumlularının da hiçbir bedel ödemediğidir.

Değerli Yazarımız Mehmet Ali KILINÇ’ı rahmet ve özlemle anarken Eşine, çocuklarına ve torunlarına uzun ömürler diliyoruz.

EMEKLİ ASSUBAYLAR

 

Saygıdeğer Arkadaşlarım

Bugüne kadar ön yargılarla bizzat kendi kurumu tarafından haksızlığa, hukuksuzluğa uğratılan assubaylarla ilgili milyonlarca okura ulaşan, yüzlerce yazım, makalem, yazı dizilerim oldu. Hiç birinde kendimden bahsetmedim. Bugün ilk kez, bir anneyi kaybeden evlat olarak, duygularımı sizinle paylaşmak istedim.

Ben, Edremit’te mütavazi bir yaşam süren ailenin 4'üncü ve ilk erkek evladı olarak dünyaya gelen, kelimenin tam anlamı ile elbebe, gül bebe büyütülen, şımartılan biriydim. Mutluluğumuz, sevincimiz uzun sürmedi! 7 yaşında, çevresinde itibar gören, çok donanımlı bir insan olan babamızı kaybettik.

Annem, dağılan Osmanlı’nın toprağı olan eski Yugoslavya, şimdiki Makedonya’nın Kırçova ilçesinden 2 aylık bebek iken Anavatan’a göçen eden bir ailenin tek evladı olan, talihsiz biriydi. Çünkü, 1.5 yaşında annesini, 3 yaşında babasını kaybeden, halası tarafından büyütülüp çocuk yaşında evlendirilen, 14 yaşında anne olan, malı mülkü çok ama kaderi olmayan, babamın vefatı ile 30 yaşında 5 çocukla dul kalan, okuma yazması olmayan biriydi!

Çok duygusaldı. En küçük bir hareket 'ona yapılmasa bile' alınır, gizli gizli ağlar, önüne üç gün yemek koymasan "ben açım" demezdi. Anneler dünyanın en ulvi insanlarıdır. Sizi 9 ay karnında taşır, canından can, kanından kan verir, uykusuz geceler geçirir ama, atalarımızın "bir anne 9 evladına bakarmış da 9 evlat bir anneye bakamazmış" dedikleri gibi, istisnalar dışında bizler annemize, babamıza evlatlık görevimizi tam olarak yerine getirmezdik. Bu yüzden hayatımız hep keşkelerle geçer! Nacizane önerim; annelerinize, babalarınıza ileride keşke demeyecek ilgiyi, sevgiyi, saygıyı lütfen gösteriniz.

Emekli olduğum zaman "ben hep  bugünlerin hayali ile yaşadım. Edremit’e yerleş, senin gölgende ömrümü tamamlayayım" derdi. Ama malum, bizler de anneyiz, babayız. Evlatlarımızın önceliği oluyor. Bu yüzden bu isteği hiç bir zaman gerçekleşmedi. Değişiklik olsun diye arada bir alır, gelirdik. Kuzumun kuzusu dediği torunları, torunlarının çocukları ile mutlu olmasına rağmen 10 gün sonra “evimi özledim” diye tutturur, en fazla 15 gün yanımızda kalırdı. Arada bir fırsat buldukça ziyaretine giderdik.

Bundan 4 yıl önce unutkanlık şikayetleri başladı. Doktorlar “alzheimer” tarzı Demans denilen bir hastalık teşhisi koydular ve bizlere “Anneniz yakın bir zamanda 3 yaşında bebek gibi olacak. Dezavantajı; 3 yaşındaki bebek her gün bir şey öğrenirken, anneniz hergün bir şey unutacak!” demişlerdi. Tüm ısrarlarımıza rağmen ne yanımızda yaşamayı ne de bizim kontrolumuzda aynı şehirde ayrı bir evde yaşamayı kabul etmedi. Evi ve komşuları onun bizler dışındaki yaşam kaynağı idi. 3 yıl önce ciddi şikayetleri başlayınca emsalleri içinde lüks sayılacak bir huzurevine yatırdık. Her hafta ziyaretine gidiyorduk. Bizi tanımamaya başladı. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz konuşmaları oluyordu. Sonunda Bursa’da yaşıyan Suzan ablam "benim içim rahat değil ben Annemi Bursa’ya götüreceğim. 2 kadın tutar gül gibi bakarım" dedi. Son nefesini verinceye kadar kendisine minnettarlık duyduğum ablamın nezaretinde yaşadı.

3 Kasım 2014 pazartesi günü yeğenim aradı, "anneannemi hastaneye kaldırdık, seni bilgilendireceğim" dedi. Saatler geçmek bilmiyordu. Hastanede zaten telaş içinde olan insanları daha da rahatsız etmemek için dualar ederek bekledim. Bir saat sonra acı haberi aldık. Bu duyguyu anlatmak mümkün değil! Bunu ancak yaşayanlar bilir. Çocuklaştım, çocuklar gibi ağladım, isyan ettim! Arada bir de “Annem 88 yaşında. 2 yıldır derdini bile anlatamıyor, kimbilir ne acılar çekiyordu, kurtuldu. Ahirette inşallah huzur içinde yatacaktır” diye kendimi sürekli teselli ediyordum. Bir süre sonra bu düşünceye kendimi inandırmıştım.

4 Kasım günü, ikindi namazının kılınacağı camide şairin “Bir namazlık saltanatın olacak taht misali o musalla taşında“ dediği gibi, cami avlusunda herkesi üzgün sessiz, anacığımı musalla taşında yatarken görünce kafamdaki teselli sözleri kayboldu. O'nu, o tabutta, cemaatin omuzları üzerinde ebedi istirahatine yolcu ederken, arkasından gözyaşları içinde uğurlarken, beni teselliye çalışan dostlarıma 

Ben yetimdim şimdi öksüz kaldım

diyebildim.

Mekanın cennet olsun anacığım nur içinde yat ve bizi hatalarımızdan dolayı affet!...


SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMLE

Annem Rahime Gürpınar’ın ebediyete intikali nedeniyle gönderdikleri çelenk, mesaj ve telefonları ile  acımı paylaşan, dualarını esirgemeyen, bizzat cenazeye katılan, bana büyük bir astsubay ailesinin ferdi olduğumu hissettiren TEMAD  Gn.Mrk. yönetimi, şube başkanlıkları,meslektaşlarım, arkadaşlarım ve dostlarıma sonsuz teşekkür ve minnettarlığımı sunuyorum. Allah sizlere sağlıklı uzun ömürler versin.

Bir dostum anlatmıştı;

Babanın evlat sevgisinin şaha kalktığı coştuğu bir ortamdı belki.

Evladının sesini duyabilmek mutluluğun erişilmezidir baba için.

Bu mutluluğu yaşama olgusunda.

Oğlunu telefonla arar bir baba.

Mutlu duygularını paylaşım ortamında.

Ve karşısındaki ses yanıt verir,

Baba henüz bir söylemde bulunamadan;

  • Babacığım bir dakika... Öyle meşgulüm ki! Kapat telefonu. Sana ayırabilecek zamanım hiç yok. Ben seni sonra ararım...

Baba bekler, bekler...

Umutla, heyecanla oğlunun aramasını uzuuun süre....

Yoktur olgularda ve sonuçlarında!

Tüm umutlarını yitirince baba,

içtenlikli komşusuna gider ve;

  • Kendimi iyi hissetmiyorum

der. Ve hemen ekler;

  • Ben ölürsem, eğer beni siz defnedin. Ne olur yardımını esirgeme

der komşusuna.

  • Ancak bir isteğim var sizlerden. Ne olur oğluma haber vermeyin, üzülmesin. İşleri vardır. Belki zamanı yoktur!

Neden sonra aradan aylar geçer.

Oğlunun aklına gelir babasını.

Arar...

Telefonda ulaşamayınca çıkar gelir ama baba yok ortalarda!...

Babanın vasiyeti vardır ve sevgili oğluna,

Anlatılır...

 

Mehmet KAYALI

Bir Çınar Yıkıldı

Ağustos 31, 2014

Cep telefonumuza gelen mesajı genelde mekanik bir ses haber verir…Gelen haber iyi de olsa, kötü de olsa aynı mekanik uyarıyı alırız…

Şubemiz üyesi Emekli Hv.Kd.Bçvş. Bilmem kim hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi yarın öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra bilmem ne mezarlığına defnedilecektir. Ailesine ve camiamıza baş sağlığı dileriz… Taziyeler için telefon…

Bir hüzün duyarız, yakından tanısak da tanımasak da!

Yakından tanıdıklarımızın acısı bir başka olur… En çok da çektiklerini bildiğimiz için, “vay be “ deriz… “Sonunda onu da aldı kara toprak!

TEMAD-KURULUS-GUNU-17-10-2012Kayhan BAYDUR Abimiz 1934 doğumlu… 1956 yılında Teknisyen astsubay olarak göreve başlar, astsubay hastalığına, yani mide hastalığına yakalanır, sınıf değiştirmek zorunda kalır… Personelci olur, ama asıl mesleğini özler, bir türlü adapte olamamıştır. Kendi içinde çelişki yaşar, 1974 yılında 3. derecenin birinci kademesinden emekli olur.

Emekli olduktan sonra gerek ekonomik zorluklar, gerekse evde oturmak onu sıkar, bir süre bakkal işletir Muğla’da… Ondan da vazgeçer.

MUĞLA TEMAD Şubesi açıldıktan sonra ilk üye olanlardandır. Bastonuna dayanarak gelip ilk aidat ödeyenlerden ve de her etkinliğe, her milli bayrama canla başla katılan büyük çınardır.

Eşinin ciddi sağlık sorunları ile uğraşır bir yandan da… Eşi onun yardımına muhtaç durumdadır. Şikayet etmez, tevekkülle hayata katlanır.

Güzelbahçe’de oturan evlatları onlara yakın olabilmek, yardım edebilmek adına yakınlarından ev alırlar birkaç ay önce.

Belki de desteğe muhtaç eşini emin ellere teslim edince, yorgun yüreği durur.

Koca çınar yıkılır!

Hep umutla, hep mücadele ile, hep zorluklarla geçen bir ömür sona erer.

Umalım ki gittiği yerde huzur bulsun, mekanı cennet olsun!

Hayatından kim bilir kaç roman, kaç hikaye çıkardı… Sizin, bizim, hepimizin olduğu gibi!

Yukarıdaki resme bakınca insanın aklına rahmetli Abdurrahim KARAKOÇ’un şiiri geliyor…

Yıllarca bir tapu meselesi için mahkemeye gidip gelen vatandaşın mahkeme hakimine feryadı sanki  bizim astsubay sorunlarını anlatır gibidir…

Gene tehir etme üç ay öteye,
Bu dava dedemden kaldı hakim bey,
Otuz yılda babam düştü ardına,
Siz sağ olun, o da öldü hakim bey!

Canıma tak dedi, buraya gel git,
Bini geçti burda yediğim zılgıt,
Eğer ki diyorsan bana ne, öl git,
Oğlumun bir oğlu oldu hakim Bey,

Kayhan Abi ile aynı karede bir küçük çocuk var… Kayhan Abi, hakkın rahmetine kavuştu ama kim bilir, belki de bu  genç kardeşimiz günü geldiğinde  bu davayı sırtlayıp götürecektir.

Bu gün temsil makamında olanlar, ya da olmayanlar, sorunlarımızla ilgilenen herkesin birazcık Kayhan Abiye ve onun gibilere vicdan borcu yok mudur?

Elini vicanına koyup birazcık düşünüp, daha sorumlu davranmamız gerekmez mi?

Mehmet Ali'yi Kanderesi mevkiinde o çokça sözünü ettiği büklerinde gördüm en son. Gülnar'dan geliyordum. Tahta köprüye gelmeden, çeşme başında oynayan bir çocuk ilişti gözüme. Yanına vardım ve laf olsun diye adını sordum! M. Ali olduğunu söyledi. Fakat bana bakmıyor, bir şeylerle uğraşıyordu. Baktım ki, dere kenarından kestiği ağı "zakkumları" kavlatmış "ağaç kısmını dışındaki kabuktan ayırma işlemi" elde ettiği kabukları bahçe hortumu haline getirmeye çalışıyor. Beraberce onları ucu ucuna uladık ve 20 metrelik kadar bir hortum meydana geldi. Zira çeşme Gülnar şosesinin bir yanında, bük diğer yanındaydı. Hortumu çeşmeden büke geçecek şekilde uzattık ama çeşmede bir kurna yok ki! Kocaman bir demir boru uzatıvermişler, su akıyor. Oraya da bir düzenek gerekiyor.

Neticede onu da kızıl kabuktan güzelce yaptık. Dışını demir boruya, içini de hortuma uydurduk. Ağaç destekler ve kestel "bir ceşit ip" ile bağladık. Suyu büke aktardık ama sorun bitmiyordu. Şimdi de çeşmenin suyu fazla, bizim hortum dar geldi. Tekrar kızıl kabuktan bir delik açtık ve suyun bir kısmını boşa aldık. Hortum sabitlendi ve su avluya akmaya başladı.

Mehmet Ali'ye baktım, çok sevindi. Yanakları top-top olmuştu. Gözlerinin içi gülüyor, gururlanıyordu. Ben de onun bu kadar sevinmiş olmasına bir nebze de yardımcı olduğum için çok sevinmiş ve kendimi mutlu hissetmiştim.

Birkaç ay önce M.Ali faceden yine büklerine yakın bir dağın resmini paylaşmış. Bende yorum yaptım ve bana "benim o köyde dayım var, ismide .........." diye yazdı. Cevaben "ben o adamın oğluyum" dedim ve "seni bildim. Aynı dayıma benziyorsun ama bir ön adın olduğunu bilmiyordum" şeklinde yazdı. Gerçekten benim bir ön adım olduğunu bilmeyen çok akraba ve arkadaşım var.

M. Ali ile çok kısa yazışmamıza rağmen, çok şey paylaştık. Gün oldu hüzünlendik, gün oldu güldük. Birbirimize sözler verdik, mutlaka buluşma adına ama olmadı.

Olmadı be Mehmet Ali KILINÇ !!!.....

Mucadeleci kişiliğine güvenmiştim. "O suyu oradan oraya taşımayı başaran M. Ali geri dönmeyi başarır" dedim ama olmadı!

Geride bıraktığın kederli ailen başta olmak üzere tüm sevenlerine, yol arkadaşlarına sabırlar dilerim.

Allah'ın Rahmet ve mağfireti üzerine olsun.

Allahım seni kevser cennetine, firdevs cennetine, naim cennetine yerleştiriversin inşallah. Kabrin nur, mekanın cennet olsun.

Ali Doğan Yüceloğlu

BAŞIMIZ SAĞOLSUN

Mart 16, 2014

Oysa neler neler planlamıştım. Çok farklı şeyler yazacaktım. Ama hepsi hayatın içinde, hayata dair…

Yaralıydık. Bir tarafımız kırık, kulağımız telefonda idi. Mehmet Ali Kılınç Abimiz bir trafik kazası sonucu bilinci kapalı bir şekilde hastanede yatmakta idi. Ah bir kendine gelse de bir gidip ziyaret etsek diye bir taraftan gelecek telefonları bekliyorduk. En son Perşembe günü halen uyutulduğu ama iyiye doğru bir gidişatının olduğu yönünde haberlerini almış ve o moral ile Ankara yollarına düşmüştüm.

Ankara Abdi İpekçi Parkında, Mehmet Emin Atılgan ve Ersen Gürpınar ağabeylerimle birlikte Mehmet Ali abinin son durumunu konuşuyorduk. O an Mehmet Emin abinin telefonuna mesaj geldi. Maalesef Astsubay davasının fikir önderlerinden, Cumhuriyet Türkiye’sinin savunucularından, emekliassubaylar.org sitesi yazarımız, aydın bir abimiz Emekli Assubay Mehmet Ali Kılınç abimizi kaybetmiştik.

Hayat işte böyle…Hiç birimizin itiraz edemediği, her canlının bir gün tattığı o gün… O, 15 Mart 2014 Günü aramızda idi. Onun tam kara toprak ile kucaklaştığı saatlerde, vefakar bir dostunun göğsünde Anıtkabir’de görevi başında idi.

Başımız sağolsun…

site1site2

site3site4

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN... Zorlu görev yıllarımızda evlatlarımızı doyasıya sevemeden, birçok kez sadece uyurken saçlarını okşayan,ama hayatını onlara feda edip çok mükemmel evlatlar yetiştiren başta Assubay Babalar ve yüreğinde baba sevgisi, şefkati olanların bu mutlu gününü kutlar; sağlık, başarı ve mutluluk dolu nice yıllar dileriz. Hayattan göçenlerimiz...
Pazar, 19 Haziran 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZIN 103. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN. 19 MAYIS, EMPERYALİST İŞGALE KARŞI MİLLİ DURUŞUMUZDUR! 19 Mayıs 1919; Anadolu'nun emperyalistlerce ișgaline baș kaldırarak dur diyen Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Samsun'a ayak basması ile başlayan, Erzurum ve Sivas kongreleriyle kararlaştırılan, 11 Ekim 1922 Mudanya Müt...
Perşembe, 19 Mayıs 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
TÜM ANNELERİMİZİN VE YÜREĞİNDE ANNE SEVGİSİ OLAN KADINLARIMIZIN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN. "Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş,bir evlat pir olsa da Ana'ya muhtaç imiş." Analar bizi dünyaya getiren, evlatlarımızı bize bağışlayan yüce insanlar, onlara minnettarız. Anneler gününde emekleri ve aziz hatıraları önünde saygı ile eğilirken annel...
Pazar, 08 Mayıs 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ