2011 yılı Temmuz ayında başlayan Yüksek Askeri Şûra şok kararlarla doluydu. Şûra'da değerlendirilmeye girmesi gereken, haklarında henüz hiç bir kesin yargı kararı olmamasına rağmen 14 general-amiral ile 58 albayın tutuklu bulunması nedeniyle terfide güçlükler yaşanmaktadır.

Söz konusu durumu görüşmek üzere Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL, Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN ve Genelkurmay Başkanı Org. Işık KOŞANER'in bir araya geldiği üçlü zirveden sorunun çözümüne yönelik bir sonuç alınamayınca, yürütme organı ile çalışmak istemeyen henüz görevde bir yılını doldurmamış Genelkurmay Başkanı Org. Işık KOŞANER'le birlikte Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Erdal CEYLANOĞLU, Deniz Kuvvetleri Komutanı Org. Eşref Uğur YİĞİT ve Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Hasan AKSAY’ın emekliliklerini istediği 29 Temmuz 2011’de basına yansıdı.

Bu istifa şeklindeki emekliliklerden sonra, Jandarma Genel Komutanı Org. Necdet ÖZEL, Jandarma Genel Komutanlığı kuvvet komutanlığı sayılmadığı için ilk olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Ardından, önce vekâleten sonra da asaleten Genelkurmay Başkanlığına getirildi.

2011 yılı Temmuz, Ağustos ayları komuta kademesi için böyle geçerken, Ekim ayı da assubaylar için önemli değişikliklerin olduğu bir dönem oldu.

Yapılan Genel Kurul sonucunda (E) Kd.Bşçvş. Ahmet KESER'in listesi: 147, (E) Kd.Bşçvş. Mustafa EROL'un listesi: 139, (E) Kd.Bşçvş. Cengiz Erten'in listesi: 13 oy alarak, dokuz yıldır görevde bulunan TEMAD yönetimi el değiştirmiş oldu.

Yeni göreve başlayan TEMAD Yönetimi, assubay sorunlarının çözümüne yönelik olarak Genelkurmay Başkanı Org. Necdet ÖZEL ile ilk görüşmesini 23 Kasım 2011’de, ikinci görüşmeyi 03 Aralık 2011’de gerçekleştirir.

Görüşmelerin içeriğine ilişkin detaylı  bilgileri, istifa eden TEMAD Genel Sekreteri Yalçın KAÇAR ve TEMAD Yönetim Kurul Üyesi Sosyal İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Naim ÖRENGÜL’in Kamu Emekçileri Org sitesi yazarı Dede Ersel AKSU’ya yaptığı açıklamalardan öğrenmiş olduk!

Yapılan görüşmede, TEMAD Genel Başkanı (E) Kd.Bşçvş. Ahmet KESER’in “Assubaylar aidiyet duygusunu yitiriyor” tespiti üzerine, Genelkurmay Başkanı Org. Özel; TEMAD seçimlerini yakından takip ettiğini, “haklarınız için genelkurmayın önüne gelip bağırıp çağırmanızı istemiyorum, içeri girin çözelim” şeklinde beyanda bulunduktan sonra, çalışan ve emekli assubaylarla ilgili tek muhatabının TEMAD olduğunu, birlikleri dolaşarak sorunları yerinde dinleyebilmeleri için her türlü imkânı vereceğini, belirtir. Sonrasında ise, assubay özlük haklarıyla ilgili olarak hafta sonu da devam eden bir çalışma, başlatır.

Buraya kadar her şey çok güzel gelişmeler.

Genelkurmay Başkanlığı 2011 yılı Aralık ayı içerisinde assubayların özlük haklarını iyileştirmek için çalışırken, genelkurmayda başka bir çalışma ya sonuçlanmış veya yürütülmektedir. O çalışma bazı kadrolardaki personeli içeren, 09 Nisan 2012’de açıklanan zamlarıdır.

Açıklandığında sosyal medyada, radyo, televizyonlarda, basında büyük sosyal patlamalara sebep olacak olan zamlar; TEMAD ile başlatılmış olan assubay sorunlarının çözümüne yönelik süreç devam ederken 28 Aralık 2011’de Bakanlar Kurulu’nda imzalanmış, 09 Nisan 2012’de Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünce yayımlanmış ve 01 Ocak 2012’den itibaren yürürlüğe girmiştir.

Zam kararının 10 Nisan’da kamuoyunda duyulmasından sonra;

Sosyal medyada 17 Nisan 2012’de “Bu Kadarına Da Pes” grubu kurulmuş, yarım asırdır hak arayışını sürdüren emekli ve çalışan assubaylar, aileleriyle birlikte sosyal medyada “Bu Kadarına Da Pes” grubu altında toplanarak 220 bin kişiye ulaşmış, tüm basın, yayın assubaylardan söz etmeye başlamıştır.

Zam kararını değerlendirmek üzere 16 Nisan 2012’de TEMAD Yönetimi olağanüstü toplantı düzenlemiş ve Genelkurmay Başkanlığına TEMAD Genel Başkanı bir mektup göndermiş,

İşte bu zam ve bu günler, Genelkurmay Başkanlığı ile TEMAD arasında yürütülmekte olan görüşmelerin de kopuş yeridir. Birileri, başlamış olan kaynaşmaya müdahalede başarılı olmuştur.

Görüşme sürecine sekte vuran bu hadise bence, Genelkurmay ve TEMAD tarafından iyi yönetilememiştir.

Bence,

Genelkurmay Başkanlığı, TEMAD ile başlatılmış olan samimi görüşmeler, verilen sözler adına, yarım asırdır adalet bekleyen, intibak bekleyen, derece kademelerinin düzeltilmesini, sicil affını bekleyen assubaylara haklarını vermeden, 28 Aralık 2011’de Bakanlar Kurulu’nca imzalanan kararı ya tamamen iptal etmeli veya ötelemeliydi.

TEMAD’dan bağımsız olarak sosyal medyada bir araya gelen insanlar büyük bir kamuoyu yaratmış, TEMAD, Genelkurmay ve Hükümet üzerinde çok büyük bir baskı oluşturmuştur.

TEMAD, kendisinden bağımsız olarak meydana gelmiş olan bu iki yüz yirmi bin kişiden oluşan heyecanlı baskı unsurunu bence iyi değerlendirememiş, hâttâ grubun içine müdahil olmuştur.

TEMAD’ın yapması gereken, sosyal medyada bir araya gelen iki yüz yirmi bin kişiye; “adaletsiz zamlardan sonra meydana gelen bu durumu Genelkurmay başkanlığı ile değerlendireceğiz” şeklinde açıklama yaparak, toplumu bilgilendirmeli ve acil olarak Genelkurmay Başkanlığından görüşme talep edip, randevu almanın üzerine gitmeliydi. Bir mektup yazdı cevap alamadıysa –ki yazılan mektubun içeriğini bilmemekteyiz- bir daha yazmalı ve içeriğini ilkinde olmasa bile ikincisinde kamuoyu ile paylaşmalıydı.

Kasım ve Aralık 2011’deki görüşmeler ile bu zamların uygun düşmediği hakkında, Genelkurmayın düşüncesinin ne olduğu öğrenilmeye çalışılmalı, öğrenilen, kamuoyu ile paylaşılmalı, yol haritası ona göre düzenlenmeliydi.

Şu an itibariyle, görüşmeler tıkanmış durumda.

Görüldüğü kadarıyla Genelkurmay, TEMAD’ı muhatap almamakta, 10 Nisan 2013 günü NTV’ye konuşturulan Genelkurmay Assubayı ve Deniz Kuvvetleri Assubayı yoluyla da bu durumu deklare etmektedir.

NTV’ye konuşan Hava Savunma Kıdemli Başçavuş  Harun AĞPAK ve Elektronik Kıdemli Başçavuş Ayhan MERCAN’dan ziyade özlük haklarıyla ilgili daha kapsamlı bilgilere sahip maliyeci sınıfından assubayların konuşmasını tercih ederdim. Kaldı ki konuşmada, program yapımcısı Ahmet ARPAT’ın sorularına gereken kapsamda cevapların da her nedense veril(e)memiş olduğunu da izledik.

Hâlihazırda taslak olarak hazırlanıp MSB’ye gönderilmiş olan Personel Kanun Teklifi incelendiğinde, assubaylar için eskisine göre iyileştirmeler bulunmakla birlikte; eskiden yarbay düzeyinde olan özlük hakları seviyesi assubaylarca talep edilirken -ki günümüzde uzayan meslek süresi dikkate alındığında albay düzeyi hedeflenmelidir- assubayların binbaşı altında tutulmaya çalışıldığı, değişik tazminat oranlarına bakıldığında kıdemli başçavuşlar, başçavuşlar kimi yerlerde istikrarsız oranlarla değerlendirildiği, bilgilendirme notlarının aksine, başlangıç derecesinin 9/2 yerine 9/1 olduğu, 76’ncı maddenin 11’nci fıkrasında yer alan ve yıllardır TSK dışındaki memurlara uygulanan “Sürekli görevle atananlardan kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara, bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle geçirilen her iki yıl için bir kademe ilerlemesi daha verilir.” hususunun söz konu bölgelerde ağır hizmet koşulları altında ailece bulunmuş, görev yapmış olan emeklilere Geçici Madde-4 ve 102’nci Madde 3’üncü fıkrasında olduğu üzere intibakının sağlanması gibi pek çok hususun gözden geçirilmesi gerektiği görülmektedir.

Profesyonel orduya geçiş çalışmalarının sürdürüldüğü günümüzde, sözleşmeli er olacaklara aylık 1.600 ile 3.000 TL arası ücretin yanısıra sözleşmelerinin sonunda; 3 yıl sonrası: 25.000 TL, 4 yıl sonrası: 31.000 TL, 5 yıl sonrası: 37.000 TL, 6 yıl sonrası. 42.800 TL, 7 yıl sonrası: 61.000 TL alacak olmalarına rağmen, yeterince talep olmadığını görmekteyiz.

Hâlbuki hizmet yılı 37 yıl olan bir assubay 3.381 TL maaş alırken, emekli olması halinde ise emekli sandığından 69.400,62 TL almaktadır.

Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşam sürmek yedek ve muvazzaf assubaylar için zorlukları beraberinde getirmektedir. Ekonomik ve sosyal kayıplar çok büyük.

İnsanlar kırgınlık değil, birliktelik, huzur, karşılıklı güven istemektedir.

TEMAD ile Genelkurmay Başkanlığı arasındaki tıkanıklığın, kırgınlığın giderilmesi, görüşmelerin yeniden başlaması en büyük dileğimizdir.

Dileğimizdir; çünkü ne yedek ve muvazzaf assubaylar başka bir devletin assubayıdır, ne de kanun teklifi hazırlamaktan kanunen sorumlu genelkurmay başka bir devletin genelkurmayıdır.

Dördüncü Kuvvet!

Ocak 04, 2013

Dördüncü Kuvvet Eski Tüfek Şükrü IRBIKTAŞ, KAĞIT VE EKRAN! SIRADA NE VAR?..

Bugün elimizi attığımız her gazetede, kapağını açtığımız her kitapda, girdiğimiz her sitede, çevirdiğimiz her televizyon kanalında, dokunduğumuz her telefon ya da bilgisayar ekranında bir tıklamayla, bir dokunmayla kolayca bulabildiğimiz bilgilere bir an için erişemediğinizi tasavvur edin. Hayat kâbus olurdu değil mi?..

İnsanoğlu; dünya dediğimiz şu mekâna ayak basdıktan bir müddet sonra, etrafında gördüğü her canlıdan farklı olduğunu idrâk etdi birden bire. Önceleri basit de olsa konuşabiliyordu. “Düşünüyorum, o halde varım” dedi. Düşünebildiğini fark etdiği anda; söylediğinin, yaptığının unutulup gitmesini istemedi. Zaman denen mefhumun silici ve yok ediciliğine inat, ürettiği her neviden bilgiyi başka insanlara aktarmak, onlarla paylaşmak ve netice itibariyle de onları etkilemek, şartlandırmak için dayanılmaz bir ihtiyaç hissetdi.

Yüzlerce, belki de binlerce yıl boyunca sadece el, kol, yüz işaretleri ve basit sesler ile anlatabildi aklından geçenleri. Başka bir şey bilmiyordu çünkü. Yaşadıkca gördü ki söz uçup gidiyor, unutuluyor, yok oluyor. Kıymet verdiği ve kendinden sonra gelecek insanlara aktarmak istediği bilginin kalıcı olması için bir şeyler yapması gerekdiğini akıl etdi.

image005Önce tamgasını vurdu taşlara. Kayalara kazıdı kim olduğunu, rüyasını, duygularını, düşüncelerini ve nasıl yaşadığını... Ve “resim” sanatını icat etdi. Bir zaman sonra; harfleri, kil tabletleri, sonra da kağıdı icat etdi. Kağıdın ebed müddet biricik eşi olan yazıyı keşfettiğinde, iki tarafı çok keskin kılıca benzeyen ve dünyanın en etkili silahını keşfettiğinin farkında bile değildi belki de.

Nihayet aradığını bulmuşdu eşref-i mahlûk. Bildiğini, bilemediğini, kısacası aklından geçen her şeyi yazıya döküp kağıda basdı ve adına dedelerimiz önce “matbuat”, sonra “basın” dedi. Yarım asır önce televizyonu icat etdik ve babalarımız “basın-yayın” ismini verdi. Çeyrek yüzyıl önce de üçüncü nesil olan bizler, “medya” dedik ona.

Fayda ve zararı üzerine yapılan tartışmalar devam ededursun kerâmeti kendinden menkul dördüncü nesil bazı internet münevverleri şimdilerde “sosyal medya” diyor bu sihirli aygıta...

Sosyal’ı da medya’sı da bizden kelimeler olmadığından dolayı biz makalemizde, babalarımızın yolundan gidip onların dediği gibi “basın-yayın” ibaresini kullanacağız.

image007Önce taş ve kil tablet, sonra kağıt ve en nihayetinde kağıdın pabucunu dama atan dokunmatik plastik ekranlar çıkdı piyasaya. Her biri kendinden öncekini ıskartaya çıkartan, hatta imha eden icatlar... Artık bugün itibariyle, bilgi her yerde. Kimsenin cebinde ipekden mendil, boynunda muska değil. İsteyen, istediği her türlü bilgiye bir tıkla ulaşabiliyor. Dünyanın bir ucunda meydana gelen bir olay, bir haber, kirpik daha kaşa değmeden dünyanın öbür ucuna aktarılabiliyor.  Kötü haber tez yayılır derlerdi ebelerimiz dedelerimiz. Günümüzde artık iyi haber de çabucak yayılabiliyor. Milyonlarca insan, bir SMS ile aynı anda, aynı hareketi yapıyor, yaptırıyorlar. Yeniliğe doymayan insanoğlu, kitle haberleşme cenahında bakalım daha neler icat edecek...

Keşfetdiği yıllarda; düşüncesini sadece kendinden sonra gelecek insanlara aktarmak niyetini taşıyan insanoğlu, bilginin gücünü fark ettiğinden beridir artık haberleşmeyi başka insanları kendi menfaati  yönünde davranmaya zorlamakta kullanıyor. Dedelerimizin “efkâr-ı umumiye” dedikleri, babalarımızın “kamuoyu” adını verdikleri ve en son olarak da üçüncü nesil yeni yetmelerin “ortak akıl” dediği kavram da işte tam olarak bu oluyor; kendi menfaati doğrultusunda kendinden başkasını etkilemek...

DÖRDÜNCÜ KUVVET!

image009İlim ve fende başdöndürücü ve durdurulamaz gelişmelerin gözlendiği son yüzyılda kitle haberleşme araçları, insanlara tesir ederek kamuoyu oluşturmada son derece etkili bir vasıta haline geldi. İcatlara koşut olarak; önce gazete-dergi, ardından radyo-televizyon, son olarak da çeyrek asırdan buyana örütbağ kılığında karşımıza çıkan basın-yayın faaliyetleri, insan hayatını ve davranışlarını şekillendirme ve yönlendirmede vazgeçilmez ve sonucu doğrudan belirleyen bir kuvvet haline geldi.

Bu cümleden hareketle; milletin iradesine dayalı idare biçimi olan cumhuriyet yönetiminde; yasama, yürütme ve yargı erkine ilave olarak, etki şiddeti ve tesir sahası itibariyle basın-yayın, günümüzde artık “dördüncü kuvvet” olarak nitelendiriliyor.

Kuvvetler erki sıralamasında her ne kadar dördüncü sıraya konulsa da basın-yayın; insanların davranış, tutum ve düşüncelerinin yönlendirilmesine ve devlet idaresinin biçimlendirilmesinde çoğu kez öncü ve başat bir kuvvet olarak karşımıza çıkıyor. O kadar ki, iktidar hükümetlerini yıkıp yerine yenisinin kurulmasında bile beşinci kol faaliyetleriyle birlikte sahaya sürülmüş ve elde edilen sonuçlarda çoğu kez belirleyici olmuşdur. Çünkü dördüncü kuvvet; kurşundan çok daha etkili, bombadan çok daha ucuzdur. Arap ülkelerindeki hükümetleri değiştiren “Arap Baharı” ve sosyal medya denen vasatta astsubayların başlattığı ve 2012 senesinin en büyük hareketi olarak kayıtlara geçen “Pes Hareketi”, dördüncü kuvvetin ortaya koyduğu başarılı sonuçlara bir kaç örnekdir.

Hangi gazeteye baksanız, hangi televizyon kanalını açsanız , hangi radyoya kulak verseniz; insan aklına ziyan, saçma, anlamsız, son derece zararlı ve Türk insanın dilini, dinini, ahlâkını, edebini, töresini ifsat ederek bütün milleti uyuşturup düşünemez hale getirmesi de madalyonun öteki yüzü...image011

MÜŞKÜL İPTİDÂ isimli makalemde bahsetmişdim. Sayın Ahmet KESER Başkanlığındaki acer TEMAD idaresi; astsubay özlük haklarının tahakkuk ettirilmesi konusunda verdiği mücadelede, ilk ve en önemli imtihanını basın-yayın nezdinde verdi. 2012 senesinde dördüncü kuvveti kullanma konusunda göz doldurup fevkalâde başarılı oldular.

Sayın Ahmet KESER, sessiz akan derin bir nehir gibi her yerdeydi. Gazetede, dergide, televizyonda, örütbağda...

Yetmedi;

image013

  • Kanunî hakkı ve görevi olarak sadece üyelerinin haklarını aramak için mücadele verirken e-muhtıraya maruz kalan, o.
  • Millî Savunma Bakanlığının “OLUR”u ile hakkında soruşturma açılan, o (¹),
  • Genelkurmay Başkanlığının Suç Duyurusunda “Şüpheli” damgasını yiyen, o,
  • Cumhuriyetin Savcısının, gıyabında “kamu adına KYOK” verdiği gene o... 

Radyo programına katıldı mı, ben duymadım. Şayet katılmadıysa buradan tavsiye ediyorum. Sayın Başkan, bir de raydo mülakâtına çıkın lutfen.

Peki, Sayın TESUD Başkanının adını bileniniz, basın-yayında iki çift kelâmını işiteniniz ya da sıfatını göreniniz var mı? Yolda görseniz tanır mısınız? Dertli insan iniler can dostlar. Ebedî huzur ile muştulananlar, dertden münezzeh olanlar niye inilesin ki?

image015Başkanımız Sayın Ahmet KESER, sadece bir sene içinde TEMAD’ı dördüncü kuvvet nezdinde mümtaz bir marka haline getirdi. Sayın KESER bugün itibariyle basın-yayın çevrelerinde itibar gören, makbul bir şahsiyetdir. TEMAD ismi, Ahmet KESER’i; Ahmet KESER ismi, TEMAD’ı; her ikisi de emekli astsubayları çağrışdırmaktadır.

Bir sene gibi kısa bir zaman içinde TEMAD’ın bu özverili ve çok başarılı çalışmaları nihayet sonuç vermiş; algıda seçicilik tezahür etmiş, astsubay meselesi kamuoyu gündeminde geniş yer edinmiş ve en önemlisi yüce Türk milletinin şefkatli sinesinde ve şaşmaz vicdanında kabul görmüşdür. Milletimiz artık bizim kim olduğumuzu ve ne istediğimizi biliyor.

Bu kelâmdan olmak üzere Sayın Başkan Ahmet Keser; 11 Aralık 2012 tarihinde, TARIM TÜRK TV'de saat 15:00’da naklen yayınlanan "2'den 4'e Hayat" isimli programa iştirak etdi. Başkanımız, yayına telefonla bağlanıp 60 seneden beri gasp edilen haklarımızı bütün sarahatiyle kamuoyuna bir kez daha ifşâ etdi (²).

Programın yapıldığı hafta içinde, iki meslekdaşımız canına kıymış. Düşman öldürmek için öldürme sanatı üzerine eğitilen astsubaylarımız, düşman dururken dönmüş kendilerini öldürmüş. Sayın KESER’den işitiyoruz bu vakaları. Programın sunucusu zarif hanımefedi Esra YILDIZ’ın astsubay meselesi ve intiharlar konusundaki sorduğu akıl açıcı sorulara Başkanımız önemli cevaplar verdi.

Programın sahne konuğu ise İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı Sayın Özgür KAYA. Biz astsubayların dertlerini, sıkıntılarını, meselelerini, isteklerini Genelkurmay Başkanlığımızda konu ile ilgilenen komutanlarımızdan daha iyi bildiği aşikâre görülüyor. Sayın KAYA; astsubay özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda alınacak kararlara körü körüne, hatta kasden ayak direyip engelleyen ve sayısı üçü beşi geçmeyen apoletli kast sevdalısının, külâhlı harâmilerin, börkenekli sergerdelerin, fesat kumkumalarının, fitne karamuklarının farkında...

Sunucu hanımefendi güzel. Allah, sahibine bağışlasın. Güzel olduğu kadar kibar. Kibar olduğu kadar zarif. Zarif olduğu kadar da akıllı bir hanım. Sorduğu sorulardan anlıyoruz bunu.

Üçü bir yerde bu güzel insanlar; astsubayların özlük hakları, meslekî sıkıntıları ve isteklerini birlikte inceleyip çok önemli değerlendirmeler ortaya koydular. Telefon ile programa iştirak eden Sayın Başkanımız, sanki sahnede konuklar ile birlikteymiş gibi rahatdı. Konuya hâkimiyeti ve özgüveniyle fevkâlade bir mülakât verdi. Yayında; astsubayların dertlerini, sorularını, meselelerini tek tek ele aldılar. Sonra, çözüm önerilerini sıraladılar birer birer... Söz ile ifade edilebilecek hemen her şeyi söylediler orada.

BİLEN VE BİLMEYEN!..

6 ARALIK 2012 Perşembe günü bu kez KANAL D televizyonunda M. Ali BİRAND’ın sunduğu 32. GÜN programı yayınlandı (³). Sahne konukları; bir doçent, emekli bir subay, askerdeyken komutanından yediği dayak sebebiyle sakatlanmış bir evladımız, kötü muamele sonucu oğlu askerde şehit olan acı dolu bir baba. Konu gene aynı. Son zamanlarda artış temayülüne giren asker intiharları. Sahnedeki konuklara ilave olarak Genelkurmay Başkanlığımız, tarihinde ilk defa bir televizyon programına bir profesör tabip albayını göndermiş. Üstelik resmî elbisesiyle.

İntiharlar konusunda TSK’nin belleğini oluşturuyorum diyen Sayın profesör albayımız, Türk ordusundaki intihar vakalarını, birbirine hiç benzemeyen başka ülke ordularındaki intihar vakalarıyla mukayese etmek gibi yanlışın içine düşerek konuya girdi. İyi niyetli görünmesine rağmen intihar vakaları konusunda kendisine sorulan sualin ekserisine açık ve kesin cevap vermedi. Malumu ilâm etmekden ibaret olan cevapları inandırıcı ve ikna edici olmakdan bir hayli uzakdı. Kendisine sorulan suallere genel geçer yuvarlak cevaplar vermekle iktifâ etdi. Kimi soruların cevabını, örütbağdan takip ettiğini söyledi. Bazı soruların cevabını bilmediğini ifade etdi. Örneğin, intihar vakalarının kuvvetlere dağılımını.. Sayın albayımız, kışladaki intihar oranının ülke ortamalası düzeyinde olduğunu ifade etdi. Fakat doçentimiz, bunun doğru olmadığını, asker intiharlarının ülke ortalamasının üç katı olduğunu söyledi.

Askerdeyken yediği dayak sebebiyle sakat kalan evladımız; “Beni hem bölük astsubayı hem de bölük subayı dövdü. Her ikisini de dava etdim. Fakat sadece bölük astsubayına ceza verdiler” dedi. Birisi hâkim bile olmayan AYİM’in kara kuzgun kılıklı muhammes apoletlileri, sadece astsubaya ceza vermiş. Botu ile çocuğun kalçasına basıp dayak atan subay ceza almamış. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) konusundaki kanaatimi Köhne Zihniyet ve Mâziperestler isimli makalemde serdetmişdim. Pişmiş kelle gibi sırıta sırıta “Ben, İdarenin Mahkemesiyim” diyen muhteremlerin verdiği bu karara şaşırdınız mı?

2002-2012 seneleri arasındaki 10 yılda her rütbeden 934 asker intihar etmiş. Aynı dönemdeki şehit sayısı daha az; 818. 13 KASIM-10 ARALIK 2012 tarihleri arasındaki sadece bir aylık dönemde 6 astsubay meslekdaşımız canına kıymış. Genelkurmay Başkanlığımız, asker intiharı konusunda yaptığı araştırmanın neticesinde, birinci sıraya “bilmiyorum”u oturmuş. Duyunca ben de irkildim. Başkanımız söylüyor TARIM TÜRK televizyonunda. Hazırlanan araştırma raporunda; asker intiharlarının ikinci sıradaki sebebi “maddî yetersizlik” imiş. Birinci sıradaki sebebi ise “bilinmiyor” imiş. Yanlış okumadınız; asker intiharlarının birinci sıradaki sebebini Genelkurmay Başkanlığımız “bilmiyor” imiş. Tez vakitde gözlerini kara toprak örtesice statü hazretleri ne diyor acaba bu konuda?..

Bir vatan evladı; asker olsun, kendini vatana fedâ etsin. Sebep ne olursa olsun bir gün kendi canına kıysın. Maddî manevî her türlü imkana sahip olan Genelkurmay Başkanlığımız ise intihar eden askerin ölüm sebebine “bilmiyorum” desin. Ağalar, paşalar; bu cevabı vermek için albay olmaya, hele hele profesör olmaya hiç lüzum yok. Tüyü bitmemiş eytamın lokmasını böylesi akla zarar, böylesi beyhude raporlar için çarçur etmeye hakkınız yok! Çıkın sokağa. Karşınıza ilk çıkan vatandaşa sorun bu soruyu. Aynı cevabı alırsınız. Acizliğin, ilgisizliğin, basiretsizliğin, beceriksizliğin, önemsememenin, umursamamanın, vefasızlığın bundan daha açık bir emaresi ve itirafı olabilir mi? Bütün bu olanlar akıl ile izah etmekden uzakdır. İhmalden, ağır görev kusurundan öteye anlam ifade etmez mi?

Bu vatanın has çocuklarının kendi canına kıymasının sebebini bilmediğinizi itiraf ediyorsunuz. Yaban kazları, gölün donacağını idrâk edebiliyorlar. Zahmet edip de verdiğiniz bu cevabınızla kendi işbilmezliğinizi, kendi beceriksizliğinizi, kendi basiretsizliğinizi ikrar ettiğinizin idrâkinde misiniz muhteremler? Bunları itiraf ederken yüzünüz hiç mi kızarmaz? Mercimek danesi kadar aklı olan, azıcık vicdanı olan birisi bile askerlerimizin yürek dağlayan bu intiharlarına bîgâne kalabilir mi? Unutmayınız ki söylediklerinizi dinleyenler yaban kazları değil.

Bunlar bir yana, anasının-babasının gözünden esirgediği ve ellerine kına yakıp vatan hizmetine gönderdiği evladının ölümünde sizin hiç mi payınız yok? Sebebini bilemeseniz de birinci sırayı teşkil eden intiharların müsebbibi yok mu Allahaşkına?

Uyanın artık ölümüne yatdığınız bu gaflet uykusundan! Memur olduğunuza göre istifa denen kanûni bir hakkınız var, biliyorsunuz. Boncuk bulmuş çocuk gibi sevinerek yaygara ile kanun çıkartığınız ve marifetmiş gibi pazarladığınız mecburî hizmeti sırf kendiniz için 10 seneye indirdiniz nasıl olsa. Bilmiyorsanız işinizi, istifa edin ve bunları bilecek yiğit vatan evlatlarına yol açın lutfen.

6 ARALIK 2012 tarihinde Genel Başkanımız Ahmet KESER, saat 21:00’da bu kez de BUGÜN televizyonunda naklen yayınlanan ve Erkan AKKUŞ’un takdim ettiği Geniş Açı programında (⁴)... Kendileri bu kez sahnede. Sayın Başkanımızın yanında, emekli bir profesör albay ve bir de doçent var. Mevzu, gene asker intiharları. Programın sunucusu Sayın Erkan AKKUŞ, belli ki iyi hazırlanmış. Bizi; bizim gözümüzle, bizim sözümüzle, bizler kadar kifayetle anlatdı. Programın akışı esnasında sorduğu esaslı sorularla astsubay meselelerini kamuoyunun iyice öğrenmesine ve anlamasına vesile oldu. Başkanımız, sorulara engin bir vukufla yaklaşıp akademisyenlere bile ders verebilecek bilgi derinliği ve ifade zenginliği ile konuları bütün sarahatiyle kamuoyuna duyurdu. Genelkurmay Başkanlığımızın bile açıklık getiremediği ya da ifade edemediği konulara değindi ve “bir bilen olarak” kendine sorulan bütün sualleri mükemmelen cevapladı.

Sadece bir haftaya sığdırılan iki naklen televizyon programında iki mükemmel mülâkat. Konusuna vukufiyeti her halinden, edasından belli olan, basına çok iyi intiba ve hoş resimler veren, gene Başkanımız.

Bisiklet sürmeye devam etmek istiyorsanız şayet pedalı devamlı çevirmelisiniz; durduğunuz anda düşersiniz...

TEMAD, 2012 senesinde dördüncü kuvvetin pedalını büyük bir maharetle ve hiç durmadan çevirdi. Pedal çevirmeye devam edin Başkanım.

Yiğit, yüzüne karşı övülmez derler. Bu düşünceyle mütevazı davranıyor ve bu vesileyle huzurunuzda Başkanımız Sayın Ahmet KESER’i yürekden kutluyorum.

brove

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

mazeret

Değerli Meslektaşlarım;

Verilmeyen, ötelenen haklarımızla ilgili olarak yıllarca sorumlu aradık. Bu gün birikmiş olan sorunlarımızla yaşamak zorunda kalmamızın başlıca sorumluları olarak Gnkur ve hükümetlerin ön yargıları, kâle almamalarının yanında, Eski Temad Genel Başkanlığı, Temad şubelerinin  tutum ve davnanışları ile bizzat üyelerin, özellikle de üye dahi olmayan meslektaşlarımızın tutum ve davranışları bu sorunları halen fiilen yaşamak zorunda kalmamıza sebep olmuştur.

Bilinçli ve sağduyulu meslektaşlarımızın çabaları sonucunda, belki de en zor olanı başarılmış, TEMAD Genel Başkanı ve ekibi değiştirilmiştir.  Seçilen yeni başkan ve ekibi; çağdaş bir anlayışa sahip, bir Sivil Toplum Örgütünün nasıl olması ve nasıl hareket etmesi hususunda, bence çok kısa bir süre içinde diğer sivil toplum örgütlerine de örnek olacak şekilde faaliyetler içine girmiş,  yapılması gerekenler bilinçli bir şekilde, sırasıyla yapılabilir duruma getirilmiştir. En büyük ve aşılması gereken çok önemli bir engel son derece çağdaş ve demokratik bir yöntemle aşılmıştır. Bu başarıya giden en önemli ve büyük bir adım olmuştur.

 Sorunlarımızla ilgili olarak yıllarca eleştirilen Gnkur.Bşk.lığı, bu günlere gelinceye kadar; “Statü hukukunun” ve bizlerin “tercihi”nin gereği olarak gördüğü sorunlarımızın önemli bir kısmını kabul etmiş ve MSB.lığına gönderek yasalaşmasını teklif etmiştir. Şakadan yasa teklifi yapılmayacağına göre, teklif yapılmış ve kamuoyuna duyurulmuştur. Çok önemli bir takım taleplerimiz  şikayetçi olduğumuz kendi kurumumuz tarafından da kabul edilerek çözüm için harekete geçilmiştir. Nihayet Milli Savunma Bakanı bu teklifleri Kanun Tasarısı haline getirerek Başbakanlığa gönderdiğini birkaç kez yazılı olarak kamuoyuna duyurmuş, yeni yasama yılında yasalaşacağını açıkça beyan etmiştir. Buraya kadar kısaca anlatmaya çalıştığım hususları hepimiz biliyor ve izliyoruz.

Henüz hiçbir sorunumuz (içi boş 1/4 hariç) çözülmüş değildir.  Yıllarca canhıraş bir şekilde mücadele eden, emek veren, göz nuru döken, yürüyen, meydanlara çıkan,  bağıran, çığlık atan, lider ve yönetici olarak seçilip, canını ortaya koyan, gece gündüz internetin başında nöbet tutan meslektaşlarımızın yanında, maalesef görmeyen, bilmeyen ve duymayan kısaca üç maymunu başarıyla oynayan meslektaşlarımızın genel mevcudumuza oranı bence en az % 90'dır. PES GRUBUNDAki sayı herkesin gıpta ile baktığı, bizim adımıza çok onur verici bir seviye olduğu gibi, muhataplarımızın bizleri dikkate almasında  da etkili olmuştur.

TEMAD Genel Başkanı ve ekibi henüz yasalaşmayan tüm haklarımız için bir Sivil Toplum Örgütünden bekleneni yapmaya gayret  göstererek, 17 EKİM’de “DÜNYA ASSUBAYLAR GÜNÜ”adı altında bir “FESTİVAL” düzenleme girişimi başlatmıştır. Ancak internette bu başlık altındaki gruba üye sayısı son olarak 15.991  görülmektedir.

PES GRUBU”ndaki üye sayısı ne kadar gurur verici ise, 17 EKİM etkinliği için açılan gruptaki üye sayısı da  açıkça kronik hastalığımızın aynen devam ettiğini göstermektedir. Buradan kısaca şu sonucu çıkarmak mümkündür. Sanal olarak üyeliğe “Evet”, ancak fiilen etkinliğe katılmaya “Hayır”denmektedir. Bizim bütün sorunlarımızın çözülmeyişinin ana sebebi de tam olarak burada yatmaktadır.  Kendi haklarımızın verilmesini dahi talep etmeden, yalnızca başkalarından medet umularak geldiğimiz noktayı hepimiz biliyoruz.

Endişem odur ki, canla başla çalışan TEMAD Genel Başkanlığı Yönetimi ve yıllarca mücadele eden çok değerli büyüklerim ve meslektaşlarım bu nemalazımcılık karşısında bir kez daha hayal kırıklığına uğramasınlar.

Yasa teklif ve tasarıları halen bir kenarda öylece bekletilmektedir. TEMAD  Yönetimi arkasındaki güce inanarak, haklı taleplerinin amansız takipçisi olduğunu göstermek üzere, 17 EKİM etkinliğini planlıyor. Fakat iş meydanlara çıkmaya gelince “ben de hakkımı aramak için hazırım” diyenler yine % 10'larda görünmektedir. Bu yazımın asıl amacı da zaten bu yüzde 10 değil % 90'lık kesimdir. Hepimiz şimdiden bu % 90'lık gerçeği görüp acil önlem almadan hiçbir hayale kapılmamalıyız. Sonucun, bizleri olduğu kadar, bizleri destekleyenleri üzüntü, kırgınlık ve kızgınlığa sürüklemesi, bizleri sevmeyenleri de çok mutlu edeceği büyük bir ihtimal olarak önümüzde durmaktadır.

Ne Yapmalıdır?

1.TEMAD Genel Başkanlığı: Tüm Temad Şubelerine üyeleri bilgilendirmek ve bilinçlendirmek üzere bildiriler hazırlamalı, şube yöneticileri tarafından üyelere bu bildirilerin toplu halde okunması ve bilgilendirme yapması istenmelidir. Eylül ayından itibaren 17 Ekim etkinliğine katılacakların listesini tutmalarını istemeli, periyodik olarak rapor almalı, genel merkeze sayıların bildirilmesi istenmeli, katılım için şubelerin yerel yönetimlerden ulaşım desteği almaları hususunda faaliyet göstermeleri talep edilmeli ve sonuçları istenmelidir. 17 Ekim etkinliğinden sonra üye yüzdelerine göre şubelerin başarı listelerinin tüm camiaya yayınlanacağı ve başarısızlığın sorgulanacağı şimdiden duyurulmalıdır. Bilmeyen, duymayan ve görmeyen meslektaşlarımızın ısrarla bilgilendirilmeleri sağlanmalı, mazeret unsuru kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır.

2.TEMAD Şubeleri : Görevlerinin bilincinde ve hakkıyla yapanlar hariç olmak üzere, büyük bir çoğunluğu maalesef kendilerini kıraathane yöneticisi, üyelerini de müşteri olarak görme alışkanlıklarını terk etmelidirler.  Asli amaç bu görevlere seçilmek değil, üstlenilen görevleri amacına uygun olarak gereğini yapmak olmalıdır. Başarısızlığın nedeni olarak, şubeler üyeleri, üyelerin şubeleri sorumlu tutması kolaycılığı terk edilmelidir.  Tüm imkansızlıklarına rağmen mazeret üretmeden çalışan, çaba gösteren ve başarılı olan şubeler vardır. Bu şubeler ve yöneticileri örnek alınmalıdır.  Birikmiş sorunlar yalnızca bu başarılı şubelerin sorunu değildir. Hepimizi ilgilendiren ortak sorunlardır.

3. Emekli Meslektaşlarımız:

Önce birkaç soru sormak istiyorum;

  • TEMAD nedir?  Biliyor musunuz ve üye misiniz?
  • Emekli assubay olduğunuzu kabul ediyor ve bu meslekten maaş alıyor musunuz?
  • Emekli assubay olarak özellikle son on yıldır mali ve sosyal durumunda hiçbir iyileştirme yapıldı mı?
  • Özellikle son on yıldır, başka meslek gruplarının özlük hakları ile ilgili yapılan düzenlemeleri biliyor musunuz?  Kendi mesleğimizin yapılmasındaki zorluk, sıkıntı ve inanılmaz fedakarlıklara rağmen, bizleri özlük haklarında kat kat geride bırakanların görevlerinin zorluk ve riskini hiç kıyasladınız mı?
  • Örneğin birçok meslek grubunun başlangıç derece ve kademesinin  fakülte mezunları için 8/1,  yüksek okul mezunları için 9/2'den başladıldığı halde, biz emeklilerin halen 10/1  -10/2 ve 9/1 olarak uygulandığını  ve intibaklarımızın yapılmadığını biliyor musunuz?
  • Yığınla biriktirilmiş ve çözülmemiş sorunlarımızla ilgili olarak hiçbir karşılık gözetmeksizin, 45 yaşından 93 yaşına kadar onlarca meslektaşımızın bu sorunların çözümu için amansız bir şekilde mücadele ettiğini, internet sitesi kurduğunu, gazetelere yazdığını, kışın yüzlerce klometre protesto yürüyüşü yaptığını, ilgili bakanlara hesap sorduğunu, bizleri temsil edenlerin yoğun çabalarını ve karşılaştıkları zorlukları hiç duydunuz mu?
  • Gazete okumam, internete girmem, TV.'de haber izlemem, ülke sorunları da mesleğimiz ve  mesleğimizin sorunları da, hâttâ mesleğimize ve kişiliklerimize yapılan saldırılar da beni hiç ilgilendirmiyor diyorsanız bu gerçekten üzüntü verici bir durumdur. Bütün bunları biliyor ve buna rağmen sessiz kalmayı tercih ediyorsanız, bu da gerçekten vahim bir durum  değil midir?

Yeni TEMAD  Yönetimi 17 EKİM TARİHİNİ ASSUBAYLAR GÜNÜ ilan etti. 20 Ekim tarihine kadar bu etkinlik devam edecek. Sorunlarımız Yasa tasarısı olarak Başbakanlığın önüne kadar getirildi. Yalnızca Anayasal ve demokratik haklarını kullanarak sorunlarına sahip çıkacak ve inatla  takip edecek sahiplerinin var olduklarını göstermelerini bekliyor.

Hayatımız boyunca bir kez olsun Anayasal hakkımızı kullanarak sorunlarımıza birlikte sahip çıkalım. Bizler için mücadele edenlere güç ve destek verelim. Yaşamsal sorunların dışında bir kez olsun mazeret yerine adalet ve hakkaniyet için bir araya gelmenin erdemini yaşayalım.

%90 sorumsuzluk bizim için ne kadar üzüntü verici ise % 90'lık sorumluluk duygusu en az o kadar kıvanç verici olacaktır. Sorunlarımızın çözümü artık kesinlikle başkasının elinde değil, Bu % 90'lık kitlenin kendileri için vereceği kararla çözülecektir. Bu husus da kendimize saygımızla çok yakından ilgili bir husustur. Tüm meslektaşlarıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

vah-vah

Sosyal medya aracılığıyla bir halk hareketi başlatılabileceği bana imkânsız gibi gelirdi. Bu yüzden Arap Baharı Olaylarına hep şüpheyle yaklaştım. Yabancı parmaklar aradım. Yani Twitter’den, Facebook’tan devrim yapılabilirdi ha? Olmaz öyle şey diyordum içimden. Akıl alacak iş değil.

Bir gün bir de baktım, “Bu Kadarına da PES Diyen Assubaylar” Türkiye’yi sarsıyor. Gündeme oturmuş. Şimdiye değin assubayları ve sorunlarını görmezden gelen medya, bu grubu, bu hareketi ve assubayların sorunlarını alabildiğine tartışıyor. Sonra mı? Sonrası Türkiye’ye özgü olağan şeyler. Türk Subay Kuvvetleri Komutanı, durumu bir muhtıra ile zaptu rapt altına almaya çalışıyor. Tam da bir diktatörlükte görülecek söylemle… Fakat aması var. Amasını burada anlatacağız. Susmayacağız. Susturulmayacağız.

Bu Kadarına PES Diyen Assubaylar’ı can-ı gönülden kutluyorum. Öncelikle bunu peşin peşin söyleyeyim. Çünkü onlar bu ülkede bir ilki başardılar. Tıpkı 1970 ve 1975 eylemlerinde Assubaylar ve Eşlerinin yaptığı gibi Tabuları yıktılar. Türkiye’ye koca bir devrim sundular. Camdan sarayların süslü balkonlarından halkçıyız, demokrasi aşığıyız diye sallayıp duranlara, “Hadi Ordan!” dediler. Sosyal Medya aracılığıyla gerçek bir halk hareketini Türkiye’ye bağışladılar. Yürekleri hoplattılar. Gündeme heyecan kattılar. Saltanatçı kafalara, saltanatı için Atatürk’ü ve devrimlerini araç olarak kullanan kafalara “Aloo, nasıl oluyor da Atatürk’e karşı Atatürkçülüğü kullanıyorsunuz?” dediler…

ATATÜRK’E KARŞI ATATÜRKÇÜLÜĞÜ KULLANIYORLAR!

Hani Atatürk ilkeleri içinde bir halkçılık ilkesi vardı ya, onu anımsattılar. Ne diyordu Halkçılık ilkesi, bir anımsayalım.

"Bizim için insanlar yasa önünde tamamen eşit muamele görmek zorundadır. Sınıf, aile, fert arasında bir ayrım yapılamaz. Biz, Türkiye halkını çeşitli sınıflardan oluşan bir bütün olarak değil, sosyal yaşamın gereksinimlerine göre çeşitli mesleklere sahip olan bir toplum olarak görmekteyiz. Halkçılık, vatandaşlar arasında iş bölümü ve dayanışmayı öngörür. Sınıflaşmayı ve kast sistemini değil. Atatürk’ün halkçılık ilkesinden anlaşılan; toplumda hiçbir kimseye, zümreye ya da herhangi bir sınıfa ayrıcalık tanınmamasıdır.”

Peki, onlar bu ilkeye rağmen bizi nasıl gördüler? Meşhur muhtıranın satırlarından okuyoruz nasılsa. Sadece süslü kelimelerle üstünü örtmeye çalışmışlar. Ne demişler? “Statü hukukuna dayalı olarak; birbiri ile kıyaslanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin eşitsizlik veya adaletsizlik olarak nitelendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır.” Bu cümlenin Türkçe mealini açalım biraz ve gerçeği görelim.

Genelkurmay diyor ki, arkadaş ben orduda statü  hukukunu geçerli kıldım. Yani her türlü hak ve hukukta, adalette, eşitlik prensibini ve Atatürk’ün halkçılığını geçersiz kıldım. Kışlalarımda alın teri ve emeğe göre ücret ve hak belirlenmez. Rütbeye, makama ve püsküle göre belirlenir. Kim daha çok püsküllüyse, o daha fazlasını alır.

Siz assubaylar, halksınız, biz ise statüko gereği; asil ve soyluyuz. Bu ülkenin has evlatlarıyız. Egemen olanız. Siz bir, bilemedin iki sene okuyor ve göreve başlıyorsunuz. Size fazla şey öğretmiyoruz. Sadece işini iyi yapacak birer emekçisiniz. Canımız isterse sizi bugün sokağa salar, yerinize aç, açık ve işsizlerden tomarla adam buluruz. Bu ülkede sizin aldığınız maaşa ve haklara koşa koşa gelecek bir sürü vatan evladı var. Amaaaa biz öyle değiliz. Biz subaylar, özen ve itina ile yetiştiriliyoruz. Biz, en az dört sene çok özel eğitim görüyor ve bu vatanı koruyup kollamayı öğreniyoruz. Bu vatanın gerçek sahibinin biz olduğunu öğreniyoruz. Biz büyük komutanlarız. Siz assubaylar ve hâttâ Türkiye halkı ise bizim emir ve komutamız altındasınız. Hak ve hukuk bizden sorulur. Biz neyi ne kadar uygun görürsek o! Biz istedik mi……falan filan…

Anlayacağınız, açık ve net bir şekilde Atatürkçülüğe ihaneti ortaya koyuyor bu muhtıra. Hani çok sıkı Atatürkçüydüler? Her şey meydanda! Başka söze gerek var mı?

perseusTANRI ZEUS BİLE HALKIN ARASINA KARIŞIRDI

Eski Yunan Efsanelerini bilirsiniz. Hani Tanrı  Zeus vardı. Poseidon, Afrodit, Apollon. Sonra Titanlar falan. Eğer az buçuk bu mitleri okuduysanız, bu tanrıların en görkemlisinin Zeus olduğunu bilirsiniz. Tanrıların kralıdır o. Olimpos Dağı’nın zirvelerinde yaşar. Fakat tüm görkemine, tüm ihtişamına rağmen, çoğu zaman yeryüzüne iner ve insanoğlu ne yapıyor diye sorar soruşturur. Halkının arasına karışır ve tanrılara dua ediliyor mu, sunu veriliyor mu diye kontrol eder. Eğer bunlar olmuyorsa, sebebini araştırır ve çözüm bulur. Gerektiğinde insan kullarına yardımcı olur.

Oysa bizim ülkede kendisini ihtişamlı tanrı  kılanlar ya da öyle sananlar hiç mi hiç zümrelerinin sorunlarına, dertlerine bakmazlar. Kendi saltanat ve keyifleri için ne mümkünse yaparlar. Emekli bile olsalar devletin saltanat kayığından inmezler. Tutuklamalarda görüyoruz. Emekli bilmem kim general evinden alınmış. Efendim evi nerdeymiş? Bilmem ne lojmanlarında! Yahu bu adam emekli değil mi? Ne işi var lojmanda? Devlet için çok çalıştı ya, ölünceye kadar yiyecek. Dahası var, makam arabası var efendim. Koruması var, emir subayı, assubayı var, ona tahsis edilmiş ödenekler var. Kısacası saltanat ölünceye kadar hüküm sürüyor efendim. Çapariz veren mi oldu? Darbeler bugünler için efendim. Saltanatı garantiye almak için!

Ne diyelim, “Yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin! Bu memleket sizin!

ASSUBAYLAR MÜJDE BEKLİYORDU

Muhtıraya giden ilginç süreci bir inceleyelim isterseniz. Emekli Assubaylar Derneği’nin yeni yönetimi gerek hükümetle ve gerekse Genelkurmay yetkilileri ile bir dizi görüşme yapmıştı. Umut dolu haberler almıştı ve assubayların bazı sorunlarının giderileceğine dair bir beklentiye girilmişti. Assubayların birtakım özlük hakları ve sosyal sorunları düzeltilecekti yani. Bu haber çeşitli kanallardan bana da ulaştı. Fakat ben, “Bu işte bir yanlışlık var, yine bizi avutuyor, kandırıyorlar. Görmeden inanmam. İnsanları bu havaya sokmayın.” Diye karşılık verdim muhataplarıma.

Derken, Genelkurmayın ve hükümetin ortaklaşa hazırladığı gecikmiş “1 Nisan Şakası” pat diye ortaya çıktı. Evet, ortada bir iyileştirme vardı ama kime? Yine Türk Subay Kuvvetleri personeline! Göstermelik olsun diye, sırf göz boyama amaçlı, yaklaşık yüz civarında bir assubay kesimini de kapsıyordu. Herhalde sus payı olmalı.

BU KADARINA DA PES DEDİRTEN İYİLEŞTİRME ZAMMI!

Assubaylar kendileri ile ilgili somut bir iyileştirme beklerken, 9 Nisan 2012 tarihli Bakanlar Kurulu Karanamesi ile yürürlüğe giren “2012 Yılı Askeri personel Yan Ödeme Kararnamesi” çıkartılmıştı. Bu kararnameye göre özlük hakları konusunda çok mağdur durumda bulunan ve nerdeyse açlıkla tokluk sınırı arasında yaşayan (!) kurmay subaylarımıza ve KOMKARSU gören subaylarımız ile diğer komutan ve muharip subaylarımıza gayet cüzi (!) miktarda iyileştirmeler yapılıyordu. İşçi Mehmet’in asgari ücretini gramla ölçenler, memurun zam oranını kuyumcu terazisiyle ölçüp biçenler ne hikmetse sermayeye muhteşem teşvik paketleri açıyor, subaylarına bonkör davranıyor ve Adalet ile Kalkınma hususunda tarih yazıyordu.

Oysa ordunun emekçilerinin pek çoğu onlara oy vermişti. Lojmanlardan bile hükümet partisi çıkmıştı. Bu oyları generaller ve subaylar vermemişti ya. Onların diktasına karşı direnen ve AK Partide umut gören insanlar vermişti. 2002 yılından bu yana umutla kendilerine uzanacak adalet ve kalkınma elini bekliyorlardı. Ne yazık ki defalarca fos çıktı.

Üstelik Maliye Bakanı durumu gayet net özetledi, Fatih Altaylı sordu, o cevapladı: “Biz sadece kurmay subaylara zam yaptık!

TÜRKİYEDE BİR İLK: HALKÇI BİR SOSYAL MEDYA HAREKETİ

Radikal Gazetesinden Cüneyt Özdemir, sesimizi ilk duyanlardan. Bizi anlayan ve anlatanlardan. Durumumuzu çok güzel özetlemiş. Görevdeki assubaylar zaten seslerini çıkartamıyorlar. Emekliler de internet üzerinden hak mücadelesi verme çabasındalar. Lakin seslerini pek kimse duymak istemiyor. Duyurmuyor. Çünkü herkes ne hükümetin tekerine ne de genelkurmayın tekerine çomak sokmak istemiyor. Fakat bu kez assubaylar öyle bir şey yaptılar ki…

“Oysa çağımızın yeni mecrası sosyal medya ile assubaylar seslerini hem basına hem de kamuoyuna öyle bir duyurdular ki sonunda Genelkurmay’daki orgeneraller bile sessizliklerini bozup bir açıklama yapmak zorunda kaldılar.”

Haksızlıklara isyan hareketi önce Facebook’ta küçük bir grup hareketiyle başladı. Grup kısa sürede on binleri aştı. Twitter’e de aktı. Mazlumların çığlığı oldu. Her yerden ses geldi, katılım arttı. Türkiye, deyim yerindeyse, yüz binlerin sesiyle sarsıldı. Haksızlıklar artık her yerde konuşuluyordu.

Birden televizyon kanallarının saygın konuğu olduk. Haber bültenlerinde sorunlarımız konuşuldu. Gazeteler ve yazarlar bizi duymaya başladı. İnsanlar bizi anlamaya, empati kurmaya ve konuşup tartışmaya başladı. Emekçi kesimlerden destek geldi. Emekçi Polis kardeşlerimiz bize omuz verdi. Facebook’ta grup kuran Polis Memurları Dayanışma Grubu, aynen şöyle seslendi:

“Helal Olsun. Bizim kendi kendimize sızlanmaktan öte yapamadığımızı assubaylar yaptı. Sorunlarına sahip çıkmayı başaran assubaylarımızın haklı davalarına bizler de destek veriyoruz!”

Sevgili Polis kardeşlerimiz, saltanata karşı açtığımız bu cephede birimizin zaferi, hepimizin zaferidir. Hep birlikte tabuları  yıkacağız. Zaferimiz emin olun ki, sizin de zaferiniz olacaktır. Desteğinizi, yüreğinizi bizden esirgemeyin. Biz tüm emekçi kesim için mücadele ediyoruz.

TEMAD KABUĞUNU KIRDI, GERÇEK BİR SENDİKA GİBİ DAVRANDI

Emekli Assubaylar Derneği, yine kaymak tabakaya zam yapıldığını görünce aşamalı bir plan oluşturup harekete geçti. Emekli Assubaylar Güç Birliği Platformu onlara sonsuz desteğini sundu.

Önce Aydınlık Gazetesinde bir yazı dizisi kamuoyuna sunuldu. “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İşçisi, Öğretmeni, Lideri ve Komutanı Assubaylar; Üvey Evlat Değiliz, Ordunun Belkemiğiyiz!” diyerek sorunlar tartışmaya açıldı.

Aslında Aydınlık gazetesinin politik olarak hangi görüşten olduğunu biliyorduk ve tereddütlerimiz vardı. Fakat bize sesimizi duyurma fırsatı veren etkili bir medya bulmuşken fırsatı  değerlendirmek lazımdı. Yani bu politik bir tercih değildi. Emek ve ekmek kavgası verenler politikayı ikinci planda tutarlar. Zaman Gazetesi ya da Türkiye Gazetesi bize kapılarını açtı  da geri mi çevirdik?

Taraflı ve tarafsız her medya kurumuna aynı  mesafedeyiz. Bizim davamız emek davası. Ekmek kavgası. Saltanata karşı, tabulara karşı halkın ve hakkın davası!

DEMOKRASİ BÖYLE BİR ŞEY: AHMET KESER MUHTIRAYA KARŞI DİK DURDU

Hatırlarsınız, 27 Nisan e-muhtırası verildiğinde, Başbakan R. Tayyip Erdoğan dik duruşunu bozmamış ve darbeci zihniyete hak ettiği okkalı bir tokat indirmişti. TEMAD Başkanı Ahmet Keser de tıpkı Başbakan Erdoğan gibi soğukkanlılıkla hareket etti. Dik duruşunu bozmadı. Arkasına aldığı on binlerin desteğiyle haykırdı:

“Görevdeki assubayları biz değil, Genelkurmay ve yaptığı haksız, adaletsiz uygulamalar tahrik etmektedir. Dünyanın hiçbir ordusunda olmayan ayrımcı uygulamalar Türk Silahlı Kuvvetleri’nde mevcuttur. Jay jay Okocha’yı sevdikleri kadar assubayları sevebilselerdi, bunların hiçbiri olmayacaktı!”

Tam bir sendika lideri gibiydi ki, zaten Genelkurmay’ı şaşırtan da bu durumdu. Öyle ya zamanında OYAK mahkemeye verildiğinde, OYAK’ın sivil paşası Coşkun Ulusoy da bu durumu dile getirmiş, “Emekli assubaylar, anılarını yâd etsin” demişti. Bu muhtıra da mealen böyle söylüyor:

“TEMAD, derneğin kuruluş amaç ve çalışma alanının tamamen dışında. Muvazzaf personelimizi tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğu esefle izlenmektedir.”

Oysa bizler de Komutanlık vasfı gereği, astlarının hak ve hukukunu korumak gibi asli görevleri olan generallerimizin gaflet ve dalalet içinde bulunuşunu ibretle izlemekteyiz. Hem de uzun yıllardan beri!

VAH GENELKURMAYIM VAH!

Hani insanın aklından geçiyor, tamam bir muhtıra yayınlayacaksın ama…

Kime bu muhtıra? Kendi çocuklarına. Hani şimdiye kadar hep üvey tutmuş, sümüklü yetimler gibi muamele etmiş  olsan da bunlar senin çocukların.

Yarın muhtıra medyaya düştüğünde, kim ne diyecek, ele güne rezil olmaz mıyız diye sormazlar mı adama? Aaa bakın eskiden halka muhtıra veriyorlardı, şimdi kendi evlatlarına ham yapıyorlar demezler mi? Koskoca Genelkurmay karargâhında bir aklı evvel kurmay düşünemedi mi bunu?

Bakın zaten siz daha muhtırayı yayınlamadan, Sayın Fatih Altaylı, taşı gediğine koydu bile:

“Genelkurmay başkanlarının özel hayatları ve aileleri, CD’ler halinde mahkemelerde konuşuluyor. Ve dünyanın en disiplinli ordusunun assubayları, her gün binlerce, on binlerce mail’le hak aramaya çalışıyorlar. Allah aşkına söyler misiniz, dünyanın en disiplinli ordusu cümlesini okurken gülerek boğulmanın eşiğinden dönmekte haksız mıyım?”

Muhtemelen assubaylara verilen son muhtırayı da gören Fatih Altaylı, şu an gülmekten komaya girmiş olmalıdır. Çünkü dünyanın hiçbir ordusunda böyle bir komedi yaşanmaz!

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

saatleri-ayarlama-enstitusuYahu derler adama, karargâhın orada, dernek bir adım ötende. Bu muhtırayı vermeden önce gidip bir sohbet edemediniz mi? Bir yanlışlık oldu, sizin hakkınız, hukukunuz için de çalışıyoruz diyemediniz mi?

Efendim belirtelim, diyemiyorlar. Çünkü cezalar, azarlar peşin. Umutlar taksit taksit. Çünkü her gün kapılarına gelen Dernek Başkanını artık ceklerle caklarla avutamıyorlar. Bıçak kemiğe dayandı.

Zaten muhtıraya da bir göz atarsanız görürsünüz, üstünde çalışıldığı söylenen şeyler, çoook uzun yıllardır söylenen ama yapılmayan şeyler. Bir avutma taktiği yani.

Burası Türk Silahlı Kuvvetleri değil efendim, Türk Subay Kuvvetleri!  Azar peşin, hapis peşin, fırça ve ceza peşin…

Vaatler batık Yunanistan'ın devlet tahvili gibi. Çooook uzun vadeli!

Vah Genelkurmayım vah. Vah ki ne vah!

Ne hallere düşürdüler seni. Rezil kepaze ettiler cümle aleme.

Bence tüm assubaylar Genelkurmay Karagahı için yepyeni bir kampanya başlatmalı.

Hani şu meşhur bir romanımız var ya, ondan gönderilmeli karargâha, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o güzide romanı :“Saatleri Ayarlama Enstitüsü!” efendim.

Ve karargâhın tüm saatleri, tüm takvimleri kaldığı  1940’lı yıllardan, yeni milenyuma ayarlanmalı. İnsanın insan olduğu, hak ve adaletin eşit birer birey olma esasına göre dağıtıldığı çağa! Emek ve alın terinin statükolarla, ayrıcalıklarla gasp edilmediği çağa!

TAHRİK MAĞDURLARIN DEĞİL, ZALİMLERİN İŞİDİR!

Diyorlar ki, TEMAD, görevdeki assubayları tahrik ediyormuş. Hani asıl söylemek istedikleri şu, tıpkı Nazım Hikmet’in Donanma Davası hesabı, ordu içinde huzursuzluk yaratıyorlar, isyana teşvik ediyorlar diyecekler de dilleri varmıyor.

Oysa cümle alem bilir ki, haksızlıkta, adaletsizlikte ve zulümde sınır tanımayanlar hep başkalarını suçlamayı tercih ederler. Oysa bir hareketi tetikleyen ve başlatan şey, zalimlerin kendi zalimane tutum ve davranışlarıdır. Suçlu asla mağdurlar değildir. Zalimler, haksızlıkta, adaletsizlikte coştukça, öyle bir an gelir ki, insaf çizgisini aşar. İsyanlar saklı tutulduğu yüreklerden dışarıya sızar ve günışığına kavuşur. Alabildiğince haykırır ve hakkını ister. İşte olan budur.

Assubayların Onur Mücadelesi’nin gürleyen sesi Ersen Gürpınar, bakın bunu ne derece sade ve anlaşılır vurguluyor:

“Yıllarca ön yargılarla tahakküme varan haksızlıkları yazmakla bitiremeyiz. Biz, kurumumuza ve ettiğimiz yemine sadığız. Kurumları, haksızlıkları yazanlar değil, yapanlar yıpratır!”

Başka söze ne hacet!

BAĞIMIZ GÖNÜL BAĞI, MUHTIRAMIZ MALUMUN İLANIDIR!

Bu muhtıra acemice ve düşünülmeden verilmiş bir muhtıradır. Sonunun nereye varacağı hesaplanmadan, anlık bir öfkeyle kaleme alınmıştır. Herkesin bildiği malum şeyleri ilan etmekten öte bir işlevi yoktur. Fakat daha da anlamlısı, mazisi şanla ve şerefle dolu bir koca kurumsal kimliğin intihara sürüklenişidir. Kirletilmesidir. Çok acı olan, vahim olan budur.

Bakın Genelkurmay Karargâhı, hangi malum durumları  tasdik edip onaylıyor:

  1. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçek adı Türk Subay Kuvvetleridir. Bu çok açık ve nettir.
  2. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde her şeyin ölçüsü statükodur. Alın teri ve emek gibi kutsal değerlere asla yer yoktur. Statükolar görev icabı mı dediniz? O da ne ola ki?
  3. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni düşmanı kendi assubaylarıdır. Görüldüğü yerde icabına bakılmalıdır.
  4. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde iki unsur vardır. Birincisi saltanat kayığında gezenler, ikincisi saltanat kayığını itekleyen emekçiler. Tıpkı yıllar öncesinin ilkel gemilerindeki forsalar gibi.
  5. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları; subay, astsubay, sivil memur, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli er, erbaş ve er olarak birbiriyle gönül bağıyla çok ama çoook sıkı bağlıdır. Bu gönül bağı rütbe yukarıya doğru yükseldikçe çok daha ateşli olmaktadır.

PES DİYENLERİ YÜREKTEN ALKIŞLAYAN TÜRK MEDYASI

Biliyorsunuz, bizim medyamız öyle kolay kolay her harekete sahip çıkmaz. Sahiden bir şeyleri başarmış olmanız gerekir. Haklı olmanız ya da mazlum olmanız yeterli değildir. Sesinizin olabildiğince gür çıkması gerekir. Yeri göğü inletmeniz gerekir ki, sizi duyabilsinler.

İşte bu kez öyle oldu ve tanıdık simalar haricinde de bizi duyanlar, bizi yazanlar ve bizi konuşturanlar oldu. İsterseniz neler demişler, nasıl demişler ona bir bakalım:

Bugün Gazetesi/ Adem Yavuz Arslan:Özellikle son düzenleme ile kurmay subaylara ve generallere ek iyileştirmelerin yapılması tepkiyi artırdı. Kast sisteminden ciddi şikâyet var.

TV8 Kanalı/Haber Aktif Programı/Gökmen Karadağ: TEMAD İstanbul İl Başkanı Ahmet Atik’i konuk etti. Atik, programda oldukça tutuk kaldı ama yine de bir şeyler söylemeyi başardı. “Başbakan Erdoğan bizi bir buçuk saat dinledi, hak verdi ama icraat göremedik.

Erkan Tan’la Başkent’ten Programı: İki Dudak Arası mesaiye Hayır! Zahmette En Öndeyiz. Nimete Gelince, Siz Biraz Durun Diyorlar!

Milliyet Gazetesi: Astsubayların “Sosyal Medya Savaşı”. Bu Kadarına PES Diyen Assubaylar, “TSK tarihinde ilk kez bu kadar assubayın bir araya gelmiş olması, astsubay camiasına yapılan haksızlığın somut olarak ortaya çıktığının bir göstergesidir” diyerek durumlarını ve mücadelelerini anlatıyorlar.

Aydınlık Gazetesi: Hareket öncesinden başlattığı yazı dizilerini mektupları da yayınlayarak sürdürdü.”Üvey Evlat Değiliz, Ordunun Belkemiğiyiz!”

NTV Haber Kanalı ve Vatan Gazetesi: Şehit Cenazelerimiz Bile Farklı Yerden kaldırılmaktadır. Statüko ruhumuza işledi.

Sabah Gazetesi/Nazlı Ilıcak: Yıllarca uğradıkları haksızlığın yükünü taşıyorlar ama “Pes” demediler. Onlar TSK bünyesinde İkinci Sınıf Vatandaş.

Radikal Gazetesi: Astsubay “PES” Hareketi. Sosyal Ağlarda Sıkıntılarını Yüz Binlere Duyurdular.

Star TV Ana Haber Bülteni: Yeniçeri değiliz, hakkımızı İstiyoruz. Genelkurmay Kışkırtıyor, Biz Kontrol Etmeye Çalışıyoruz. İnsanların Sokaklara Dökülmesini mi İstiyorlar?

Star Gazetesi/Ergun Babahan: Adalet Talebinden tahrik Olan Bir Ordu. Astsubaylar Direnin!

Taraf Gazetesi Yazarı Emre Uslu/ Kişisel Blog’undan: Astsubaylara Üvey Evlat Muamelesi yapmayın Yeter! Herkes Astsubayların Sesini Duymalı.

Habertürk Kanalı/ Gün Ortası Programı/ Didem Arslan Yılmaz:Bir Kişiye Dokuz Kuruş, Dokuz Kişiye Bir Kuruş! İşte TSK’nın Adaleti.

Daha pek çok yerel ve ulusal medya kuruluşu ve yazarı  konuya oldukça geniş şekilde yer verdi. Burada sadece kısa bir özet geçmeye çalıştım. Bize cesaret ve umut veren tüm yürekli insanlara selam olsun.

ELBETTE UMUR TALU, O BİZİM BİRİCİĞİMİZ!

gnkur-utaluUmur Talu, koca yürekli adam. Onun yazılarını, yorumlarını okuduğum zaman aklıma hep Nazım Hikmet’in sesi gelir. O'nda Nazım’ın ruhunu bulurum. Neden mi diyeceksiniz, söyleyeyim. Nazım aslında soylu ve asil bir ailenin çocuğudur. Fakat yüreğini halkına vermiştir. Soyluluğu, paşa torunu olmanın asaletini bir çırpıda kenara itip, yüreğinin sesine yönelmiştir. Tıpkı bir Anadolu dervişi gibi, yoktan var etmeyi seçmiştir. İdealleri uğruna, halkı için acılara, zulümlere ve çilelere göğüs germiştir.

İşte Umur Talu da onun gibi bir koca memleket adamı. Soyuna sopuna baktığınızda diyorsunuz ki, yahu bu adamın derdi ne? Gidip ağustos böceği gibi şen şakrak şarkılar söylese ya. Niye başına iş alıp duruyor. Her şeyi var adamın.

Fakat gönlünü gerçek anlamda halkına, insanına kaptıran yiğit adamlar böyle oluyor işte. Her şeyi bir kenara bırakıp mazlumlar için savaşabiliyor. İnsan onuru için kalemini kılıç gibi sallayabiliyor. Andıçlanıyor, kara listelere alınıyor, ölüm tehditleri alıyor ama yılmıyor. Bakıyorsunuz Hrant için yazıyor, bakıyorsunuz uzman çavuşlar için. Polis için, öğretmen için, askeri öğrenciler için… Herkesi ortak bir paydada buluşturuyor. Onun bellediği öyle kutsal değerler var ki, saygı duyuyor, şapka çıkartıyorsunuz. İnsan olmanın erdemini kendisine özgü satırlarla öyle güzel işliyor ki yüreklere, Nazım’ın şiirini duyar gibi oluyorsunuz.

İnsan sesi veriyor insan! Yüreğimize de yasak koyamazsınız ya!

“Ya emeklileri ve aileleriyle de birlikte, on binlerce sivil memur, uzman erbaş, uzman jandarma hâttâ subay… Bir haftada internet üstünde 150 bin kişilik bir sesle Bu Kadarına Pes Diyen On binlerce Astsubay yalan söylüyor… Ya da bir avuç Kastsubay Yalan söylüyor!”

Ne diyorduk? Esas Devrim önce kendi içindeki kafesi kırabilmektir.

BİR TÜRKİYE KLASİĞİ: BEŞ N BİR K VE CÜNEYT ÖZDEMİR

Kimileri “Genç Subaylar Rahatsız”  diye manşet atar. Kimileri ise “Astsubaylar Rahatsız” diye. Aralarındaki fark şudur, birinci manşet yalakalık ister, emir erliği ister. Öteki ise aslan gibi bir yürek!

O bize kapılarını ve gönlünü hep açık tuttu. Cesaretle konuların üzerine gitti. Korkutulmuş ve silik medyanın yüz akı oldu. Sorunumuzu sanki kendi sorunuymuş  gibi irdeledi, bizden biri gibi kamuoyuna aktardı. Yukardan gelen emirlerle uydurma haber yapıp yalancı efsane olan adamları görünce, onun tarafsız ve gerçekçi yorumu daha bir fark ediliyor. Kalitesi ortada. O bir klasik. İyi ki var. İyi ki bizimle!

 

MÜCADELEYİ BÖLME AMAÇLI PROVAKATÖRLERE DİKKAT!

Assubayların sorunu gündeme taşındı. Tüm Türkiye gerçeği fark etti. Artık herkes Çıplak Kralı görebiliyor. Fakaaat…

Böyle anlarda egemen güçlerin oyunları bitmez. İçinize ajan sokarlar. Kafanızı karıştırırlar. Sizi günlük politikalara taraf yapmaya, alet etmeye çalışırlar. Liderlerinizi karalarlar. İyi ama nasıl tanıyacaksınız onları?

Onlar, yağmur sonrası çıkan zehirli mantarlar gibidirler. Daha önce mücadelede yokturlar. Her nasılsa, birdenbire ahkâm kesmeye başlarlar. Sizi yönlendirmeye, yönetmeye kalkarlar. İşin içine partileri, görüşleri karıştırırlar. Şöyle olursa, böyle olur derler. Yanlış gidiyorsunuz, başınız belaya girecek derler. Verilenleri de elinizden alacaklar derler. Ortalığa fitne sokarlar. Açın dünya tarihini, bunlardan nicesini hemencecik görürsünüz. Her davanın kendi Brütüsleri vardır. Hançerden kollayın kendinizi. TEMAD’dan başka kimseye kulak asmayın.

Bu dava politik bir dava değildir. Emek davasıdır, ekmek davasıdır. Assubayların ve ordunun tüm astlarının onur davasıdır. Sırf bununla da kalsa iyi, Türk Silahlı Kuvvetleri için de bir onur davasıdır. Ya yine çağ dışı kafalara ve değerlere saplanıp kalacağız ya da aydınlık günlere el ele, gönül gönüle yürüyeceğiz.

Hep birlikte güneşin türküsünü söyleyeceğiz.

Hatırlarsanız bir yazımda Hasan Hüseyin’in Kavel Kitabından Kokmuşlar Mezarlığı şiirini kullanmıştım.

Kusura bakmayın ama yine bu şiirin sırası  geldi. Finalimiz bu şiirle olsun. Onur için mücadele eden tüm yüreklere bayrak bayrak selam olsun.

güneşse güneş benim beyoğlubeyler
topraksa toprak benim beyoğlubeyler
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
eski saraylarda bu yeni saltanatlar
saksılarda çiçek diye kızgın namlular
demirin kömürün petrolün kalleşliği
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
kayguysa kaygu benim beyoğlubeyler
bayramsa bayram benim beyoğlubeyler
ya siz kimsiniz



kimsiniz ey şimdi müzelerde yerleri belli
eski beyler yeni beyler bey eskileri

Aydın Kulak

(Kaynak Gösterilerek ve Yazar adı Belirtilerek Kullanılmasında Bir Sakınca Yoktur.)
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin,adaletin,huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Çarşamba, 24 Kasım 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ARAMIZDAN AYRILIȘININ 83. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca yaşadığı ülkede değil, mazlum ülkelerde d...
Çarşamba, 10 Kasım 2021
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 98. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cuma, 29 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ