×

Uyarı

JUser: :_load: 932 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

oyak-bilanco

OYAK, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 220.000 mensubunun ortak olduğu bir emeklilik fonu olup sadece Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının değil aynı zamanda Türk Milleti'nin bir varlığıdır. Bu bakımdan Oyak'ın geleceği sadece yöneticilerini değil, hepimizi ilgilendirir.

Erdemir'in satış ve sonrası sürecinde OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy'un bizzat yürüttüğü yatırım stratejisinin hatalı olduğunu benimle birlikte Milliyet Gazetesi yazarı Prof. Dr. Güngör Uras, Milliyet Gazetesi yazarı Metin Münir, Referans Gazetesi yazarı ve CNN yorumcusu Yiğit Bulut Oyak'ın Erdemir'in satış sürecinde izlediği yanlış stratejiyi köşelerine taşıyarak uyarı görevini yapmışlardı. Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, bu eleştiri ve uyarılardan ders alarak stratejisini gözden geçireceğine, uyarı görevi yapan ve konunun uzmanı olan bu yazarlara 5'er milyon YTL'lik toplam 20 milyon YTL tazminat davaları açtı. Bir genel müdürün kişisel duygu ve beklentileri için açtığı bu denli yüksek tazminat davaları için milyarlarca liralık mahkeme harçları da Oyak'ın kasasından çıktı.

Metin Münir'in Milliyet Gazetesi, Yiğit Bulut'un Referans gazetesindeki köşelerinde gündeme getirdiği, EFG İstanbul isimli aracı kurumun analistlerince hazırlanan rapor, Oyak için 'Erdemir hatalı yatırım' diyor. 'Erdemir yatırımı hata' diyen EFG analistlerinin raporu bakınız ne diyor;

"Oyak, Erdemir'in yüzde 49.3'ü için 3 milyar dolar ödedi. Bunun 500 milyon doları Oyak'ın özkaynaklarından, kalan 2.5 milyar dolar ise bankalardan alınan krediler ile ödenmiş. Bankalardan borçlanan bu meblağın 1.5 milyar doları Oyak'ın Erdemir için kurduğu Ataer isimli şirketin defterinde, 1 milyar doları ise Oyak Holding'in defterinin borç hanesinde kayıtlı. Buna karşılık Oyak'ın elindeki Erdemir hisseleri alacaklı bankalara rehnedilmiştir."

Oysa satış sonrası Oyak Genel Müdürü, "Hiçbir hissenin rehni söz konusu değildir" açıklaması hâlâ kulaklarımda çınlamaktadır. Borç yeniden yapılandırılacak, rapora yansıyan Ataer yetkililerinin açıklamasına göre, bu borç iki yılı ödemesiz 10 yıl vadelidir. Ödemeler 2008 yılında başlayacak ve beş yıl süreyle 105 ile 210'ar milyon dolar arasında değişecek. Son üç yılda ödenmesi gereken miktar ise 1.6 milyar dolardır. Ataer şirketine Erdemir'den gelecek tahmini temettüler faizleri karşılayamayacağı için EFG İstanbul'a göre 2013 yılında Oyak bu borcu yeniden yapılandırmak zorunda kalacak. Raporu hazırlayan uzmanın değerlendirmesine göre, Oyak fonlarından peşin ödenen 500 milyon dolarlık bölüm ise 2015 yılına kadar sıfır rant getirmiş oluyor. Oysa 500 milyon dolar Oyak'ın fonu içinde kalsa idi 2015 tarihine kadar en az üç misli artardı. Demek ki Oyak mensupları bu fondan da mahrum kalıyor. OYAK üyeleri biliyor mu?

Kurumların yeni yatırımlar için hazırladıkları fizibilite raporları çok önemlidir. Eğer bu fizibilite raporları çok iyi hazırlanmazsa yeni yatırımdan beklenen kâr bir tarafa, kurumun tüm varlığı da riske sokulur. Bu anlamda tepe yöneticilerine çok iş düşer. İnşaat sektörünün canlandığı ve herkesin çimento fabrikalarını almak için sıraya girdiği bir dönemde Oyak'ın Elazığ Çimento'yu satması, Oyakbank'ın tamamını elden çıkarmak için birkaç alıcı grupla görüşmelerini sürdürmesi, tüm Oyak mensupları ile birlikte hepimizi derinden üzmekte. Sözünü ettiğim raporun ortaya koyduğu gerçekler ışığında, TSK ve Oyak mensuplarının konuyu gözden geçireceği ve Oyak'ın geleceği için yeni bir yapılanmaya gitmesi için Oyak Genel Kurulu'nda bu konuyu tartışacağını umuyorum.

Değerli arkadaşlarım; Konu hepinizin malumu olup, tüm Assubayların da ilgi alanları içindedir. Konu bizlerin dışında MİLLİ menfaatleri de ilgilendirdiğinden yukarıdaki yazı Aydın AYAYDIN tarafından 02 EKİM 2006 tarihinde SABAH gazetesinde yayınlanmıştır.

Birlikte değerlendirelim.
  1. Bu makalede de ele alındığı gibi OYAK doğru bir strateji ile yönetilmiş olsaydı yukarıda belirtilen zararlar oluşur muydu?
  2. Bizlere her yıl BÜYÜK BİR BAŞARIYMIŞ gibi gösterilerek ÖDENEN NEMALAR bu zararların yanında DEVEDE KULAK değil midir? OYAK'ın tüm İŞTİRAKLERİ düşünülürse, zararların gerisini sizler düşünün.
  3. Her yıl büyük bir şaşaa ile yapılan GENEL KURUL İBRA TÖRENLERİNDE bu hususlar ve personelin mağduriyetleri dile getirilerek yönetim HİÇ SORGULANMIŞ MIDIR?
  4. En azından YANLIŞLARI dile getiren gazetecilere açılıp, kaybedilen davaların MASRAFLARI YÖNETİMLERDEKİ SORUMLULARDAN istenmiş midir? ÜYELERİN HAKLARI GÖZETİLMİŞ MİDİR?
  5. Yapılan doğrular da, yanlışlar da ortada iken yasal daimi üyeler olan GENKUR ve K.K.ları ile YNT KRL BŞK yapılanlarla ilgili ne gibi YASAL işlemler yapmıştır? Bu konularda bilgi sahibi olmak tüm üyelerin en doğal hakları değil midir?
  6. OYAK ve OYAK'TA olanlar hakkında BİLGİ sahibi olmak her üyenin HAKKI olduğu gibi, en başta YNT KRL BŞK olmak üzere tüm yetkililer doğru bilgi vererek ÜYELERİ bilgilendirmek zorundadırlar. Oralarda bulunmalarının sebebi DOĞRUYU ve İYİYİ yapmak için değil midir? Yapamıyorlarsa ve bilgilendirmelerden RAHATSIZLIK duyuyorlarsa kimse onları orada zorla tutmuyor. Ama duruyorlarsa HEM EN GÜZELİNİ, DOĞRUSUNU, SAĞLAMINI YAPACAKLAR, SONRA DA ÜYELERİ BİLGİLENDİRECEKLERDİR. Bu bilgilendirmeyi de aba altından sopa göstererek tehditvari değil, medeni ve herkes tarafından hoş görülecek biçimde yapmalıdırlar.
Unutmasınlar ki onlar bu şirketlerde çalışan birer görevlidirler. ÜYELERDEN yapılan KESİNTİLERLE oluşan HOLDİNG onların İKİNCİ emeklilik haklarının doğduğu yer olduğu AKILLARDAN çıkarılmamalı ve onun için ÇALIŞANI konumunda oldukları üyelere karşı kullanacakları ÜSLUBA dikkat etmeleri gereklidir. Kimse onların EMİRERİ ve ÇALIŞANI konumunda DEĞİLDİR. Konuşacaklarına HAKKIYLA İŞLERİNİ yapmalı, KENDİLERİNİ işe vererek OYAK'I geliştirmeyi düşünmeli ve gerçekleştirmelidirler. Bunu kabul eden çalışır, etmeyen de gider. Kendileri bilir. Kimse onları orada zorla tutmuyor, tutmaz da.

Saygılarımla.

NEFRETLE KINIYORUZ…

Şubat 22, 2011
KINAMA

Sayın Milli Savunma Bakanı Şırnak’ta erleri rizikoya atarak gösteri yapan Yüzbaşıyı nefretle kınıyormuş. Haberi okuyunca bu kelimeye takıldım. Aynı haberde Sayın Bakan’ın resmi de vardı. Ben de resmine baktım ve “Nefretle kınıyorum.” dedim.

Yüzbaşı’nın yaptığı hareket risk taşıdığı için elbetteki haklı olarak eleştirilir. Bu konu hakkında sadece birlik komutanının haberi olsaydı en fazla Yüzbaşının dikkati çekilecek ve bir daha böyle bir olay yaşanmaması için uyarılacaktı.  Ancak konu medyaya taşınınca iş değişti. Yüzbaşının alacağı cezanın artmasından tutun da yargı süreci sona ermeden bir bakan tarafından nefretle kınanmasına kadar gitti. Sayın Bakanım gerçekten nefretle kınıyor musunuz? Yoksa medyaya yansıdığı için nefretle kınama ihtiyacı mı duydunuz? Yani siz aslen bu musunuz? Yoksa yine rol mü yapıyorsunuz?

Sayın Bakan medyatik kınamalar yapadursun bakalım biz sesimiz çıkabildiğince neleri nefretle kınamışız?
  • OYAK diye bir gündemimiz var. Sayın Yönetim Kurulu Başkanı bir açıklama yapmış. Konuşmasının bir yerinde OYAK’ı eleştirenleri terbiyesizlikle suçlamış. Ayrıca izlediklerini de sözlerine eklemiş. Tabii ki bu sözlerinden dolayı nefretle kınanmayı hak etti.
  • Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bir askerin eline el bombası veren Teğmenin dört askerin ölümüne sebep olduğunu ve hukuki sürecin devam ettiğini biliyoruz. Biz bu Teğmenin cezasının hukuk tarafından verildiğine inanıyor ve susuyoruz. Ancak bu olayı mizanse ederek Kırık Kalpler dizisinde yayınlayan Samanyolu TV’yi de nefretle kınadık.
  • Merzifon’da bir Filo Komutanı konumundaki binbaşı rütbesindeki şahsın assubaylar hakkında sarf ettiği sözleri nefretle kınadık. Ancak şahsın kendisi bir meslek grubuna ağza alınmayacak küfürleri edip, üst rütbeye yükselip yarbay olarak emekli olurken, bir nöbet parolası çizelgesinde “adi” ve “başbakan” kelimelerini yan yana getirilmesinde en üst düzeyde mesul kabul edilen Assubayın meslekten ihraç edilmesini nefretle kınadık.
  • Polisiye dizi Gece Gündüz’ de bir tavuğa başçavuş ismi verip ileri geri laf eden sipsi rolündeki kişi şahsı, yapımcıyı ve yayınlayan Kanal D' yi nefretle kınadık.
  • Assubaylara , askere eziyet ettikleri iddiasında bulunarak hakaret eden Burdur Milletvekili Mehmet Alp’i nefretle kınadık.
  • Assubayların anayasal ve özlük haklarındaki iddialarında haklı olduklarını kabul eden, ancak seçim yatırımı olmaması için seçimden sonra mutlaka gerekli düzenlemelerin yapılacağını söyleyerek avutan, daha sonra da unutan, bizim özlük haklarımızla ilgili taleplerimiz ortada tüm haklılığınca dururken, bizden başka tüm emeklilere 100 TL seyyanen zam veren hükümeti  nefretle kınadık.
  • Assubayların anayasal hakları ve özlük haklarında görülmemiş derecede öteleme yapanlara karşı mücadele etmeyen, sanal kahramanlara sığınan, Merzifon’dan Ankara’ya “Onurumu istiyorum.” diyerek yürüyen meslektaşımızı Ankara’ya ulaşmasına birkaç kilometre kala üyelikten çıkaran,  E-muhtıralarda "postalımızı giydik. Emir bekliyoruz" diyebilen, Genelkurmay Başkanına, haklarını haykıran emekli assubaylar için “onlar bizden değil” diyebilen, Partilerle arasındaki mesafeyi eşit tutamayarak devamlı MHP milletvekilleri ile dirsek teması halinde olarak MHP’li bir dernek görünümü veren, AİHM’de dava açtığımız OYAK’a, dönemin Genelkurmay Başkanının girişimleri ile rüşvet misali birkaç isim verilerek Astsubay hakları için değil birkaç yakının menfaati için mücadele eder görünümü veren TEMAD yöneticilerini nefret etmeden şiddetle kınadık. (İnsan kendi derneğinin yöneticilerinden nefret eder mi? Ederse 12. Madde geçerlidir.) Aynı şekilde 9 Ekim 2010 günü yaptığımız şanlı yürüyüşümüze katılma imkanı olduğu halde  “armut piş ağzıma düş” düşüncesiyle veya atalet içinde katılmayan meslektaşlarımızı da üzüntü ile kınadık.
  • Yetmişli, seksenli ve doksanlı yıllarda da insan hakları adına bir çok kez hakkımız yenmiş idi. O yıllardan beri bir çok mağduriyetimizi seslendiriyoruz.  O zamanlar da bize karşı haksız saldırılar yapanlar olmuştu. O zamanlar da ötelenmişlikler yaşıyorduk. Bize yapılanları, reva görülenleri biliyoruz. Bunları yapanların ve reva görenlerin dünya görüşlerinin ne kadar dar ve basit olduğunu biliyoruz. Ancak  biz hiçbir zaman pes etmedik. Haklarımızı hep seslendirdik. Yapılan haksızlıkları hep söyledik ve söyleyeceğiz.  Nefretle kınadıklarımızı unutmayacağız. Bizi ötekileştirenlerin Türkiye Cumhuriyetinin Demokrasisinin köküne benzin döktüklerini düşünmeyecek kadar sığ düşünceli insanlar olduklarını biliyoruz. Bundan dolayı Türk ordusuna ve onun emektarlarına saldıran, diş bileyen, hazımsızlık yapan herkesi ve her kurumu tekrar tekrar nefretle kınıyoruz.
  • …. Veee Emrah UÇAR’ın ölümüne sebep olan yasakçı zihniyetin katı uygulamalarının son verilmesini temenni ediyor, böylesi kuralları hala koruyan taassup  zihniyetini de kınıyoruz.
  • Yazımı  hazırlarken bir haber duydum. TEMAD Başkanı Dikmen Kapısında basın açıklaması yapacakmış. Yine yazımı hazırlarken TEMAD başkanı Dikmen kapısında basın açıklaması yaptı. Ben ne kadar yavaş yazı hazırlıyorum diye kendi kendimi şiddetle kınadım.

Latife bir tarafa, Sayın meslektaşlarım nedir bu? Ne oldu? Neden bir gün önce açıklama yapılıp ertesi gün uygulanıyor? Bu kadar dar süre içinde Sayın Konya Eski İl Başkanı alelacele herkesi oraya davet ediyor. Ancak talihsiz bir hata yapıyor. TEMAD panosuna yazdığı mesajdaki gün hatası neden mesaj panosunun editörü tarafından düzeltilmiyor? Sayın TEMAD Başkanını ivedi harekete geçiren karar nedir? Koskoca genel Merkez böylesi bir ani kararda bile oraya en az 500 kişiyi dikebilmelidir. Dikmen kapısında toplananları görünce şu soruyu da sormam gerekir. Acaba az kişi olalım, fazla kalabalık olmayalım diye bir strateji mi geliştirildi? Sayın Başkanın maaşallah ne yapacağı belli değil. Oturuyor oturuyor bir bakıyorsun "verin bana postallarımı, eyleme gidiyorum" diyor. Peşinden yetişmek mümkün değil.  Bir de bakıyorsun ki açıklama metnini yazmayı unutmuş. Ezberden döktürüyor. Basından öğrendiğim basın açıklamasında “Başbakan bildiğim kadarıyle sözünü yerine getiren insandır.” diyor. İzlediği taktik hep aynı. “Ürkütmeyelim, Kızdırmayalım…

Bu son gelişmeyi de usul yönünden ben kendi adıma kınıyorum.

Saygılarımla…
ORDU YARDIMLAŞMA KURUMU KANUNU

Kanun No. :205 .Kabul Tarihi :3/1/1961

KURULUŞ

Madde 1- Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı olmak ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına bu Kanunda yazılı sosyal yardımları sağlamak ve merkezi

Ankara’da bulunmak üzere (Ordu Yardımlaşma Kurumu) teşkil edilmiştir.Kurum, bu Kanun ile hususi hukuk hükümlerine tabi olup, mali ve idari Denetçilere verilecek ücretler, Genel Kurul tarafından kararlaştırılır.bakımdan muhtar ve hükmi şahsiyeti haiz bir teşekküldür.

YÖNETİM KURULU

Madde 7 - Yönetim Kurulu 7 üyeden teşekkül eder. Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri 8 inci madde hükmü dairesinde seçilir.Genel Müdür, Kurulun tabii üyesidir ve kararlarda oy sahibidir

Madde 8 - Yönetim Kuruluna seçilecek Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli üç üyeden ikisi Milli Savunma Bakanı tarafından gösterilecek 4 aday arasından biri de Genelkurmay Başkanı tarafından gösterilecek iki adaydan Genel Kurulca seçilir. Seçimler gizli oyla yapılır.

Diğer 4 üye, maliye, hukuk ve bankacılık ve sigorta sahalarında ihtisas,tecrübe sahibi ve yüksek tahsilli olmak şartıyla Milli Savunma, Maliye Bakanları ve Sayıştay, Umumi Murakabe Heyeti, Ticaret Odaları Ticaret Borsaları Birliği ve Türk Bankalar Birliği İdare Heyetleri Başkanlarındanmüteşekkil ve bu maksatla hususi olarak teşekkül edecek bir seçim komitesi tarafından seçilir. Yönetim Kurulu Başkanını da bu Komite seçer.

Genel Kurul, Yönetim Kurulunu denetler ve gerekirse vazifelerine nihayet verebilir. Ancak, bu yolda bir karar alınabilmesi için Yönetim Kurulu üyelerinin vazifelerine nihayet verilmesi hususu müzakeresinin Genel Kurul üyeleri dörtte biri tarafından yazılı olarak gündeme alınması teklifinin toplantıdan en az üç gün önce yapılması lazımdır.

k) Kurumun memur ve müstahdemlerine maaş ve ücretlerinden gayri verilecek tazminat,ikramiye ve sair özlük haklarını Genel Müdürlüğün teklifi üzerine Genel Müdüre verilecek olanları re'sen tespit etmek,

Madde 14 - Genel Müdür ve Yardımcıları Yönetim Kurulu tarafından tayin olunurlar

Genel Müdür ve yardımcılarına verilecek maaş, ücret, tazminat, ikramiye vesair özlük hakları Yönetim Kurulu tarafından tespit olunur.

oyak-soruDeğerli arkadaşlarım;

OYAK kanunun dikkatimi çeken maddelerini alarak yukarıya çıkardım. Araştırılıp incelendiğinde;

1.nci mad.de MSB na bağlı, TSK mensuplarına (Sb - Asb - Uzm. Svl memur ayırımı yok) SOSYAL YRD ları sağlamak üzere teşkil edilmiştir. Bu Kanun ile hususi hukuk hükümlerine tabi olup, mali ve idari bakımdan muhtar ve hükmi şahsiyeti haiz bir teşekküldür.

Özel HÜKME tabi olup, MALİ ve İDARİ açıdan BAĞIMSIZ ve HÜKMİ şahsiyetiyle oluşan KURULUŞTUR der.

Şimdi BU DURUMA GÖRE ÖZEL hükme tabi olan bir KURUMUN yaptığı ticari işlerde DEVLETİN BELİRLEMİŞ OLDUĞU enflasyon ORANINA GÖRE üyelerin BİRİKİMLERİNE değerlendirme yapması, TENKİTLERİN önünü kapatabilmek için ENFLASYONUN üzerinde bir rakam belirlemesi ne kadar GERÇEKÇİ ve İNANDIRICI olur. Şayet bu sene ENFLASYON % 50 OLSAYDI oyak ÜYELERİNE % 100 ün üzerinde mi NEMA dağıtacaktı. Bu rakamların belirlenmesinde KRİTERLER nelerdir?

Mademki OYAK yıllardır EMİN ve GÜVENİLİR ellerde, her yıl yapılan GENEL KURULLAR sonunda BAŞARILI görülüyor, yönetim tebrik ediliyor, MALİ ve İDARİ konumda yasa gereği BAĞIMSIZ olan bu kurumun AYAKTA KALABİLMEK, ÜYELERİN NEMALARININ YÜKSEK TUTULMASI YARARINA YÖNELİK FAALİYETLERDE BULUNMASI DA DAHA DOĞRU OLMAZ MIYDI?

1961 YILINDAN BU YANA YAPILAN genel kurullarda YÖNETİMLERİN yaptığı yanlışların ortaya çıkarıldığı, BİLANÇOLARIN İBRA edilmediği bir yıl olmuş mudur?

Genel kurulun, Yönetim kurulunu YETERSİZ ve BAŞARISIZ görüp yetkisini kullanarak görevlerine SON verdiği olmuş mudur?

Kurumda hiç mi başarısızlık görülmemiş, yolsuzluk olmamıştır. (Bilinen ve gazetelere yansıyan kazada ölen yönetimdekilerin hangi arsayı aldıkları, renaultun seçim v.s. gibi). Bunlar olmuş mudur? Olduysa üzerleri örtülmüş müdür? Örtüldü ise kimler tarafından hangi amaçla örtülmüştür?

Kurumun YASAL DAİMİ ÜYELERİ olan GENKUR BŞK ları ve Kuvvet K .ları yapılan tüm toplantılarda ÜYELERE ödenecek olan NEMALARIN yüksek tutulması yönünde bir TEKLİFLERİ olmuş mudur? Yoksa sadece önlerine konulan blançoların onaylanmasını mı seyretmişlerdir?

GENKUR BŞK tüm silahlı kuvvetlerin komutanı değil midir? Komutanın MAHİYETİNİN HAK VE HUKUKUNU GÖZETEN, KORUYAN, KOLLAYAN KİŞİ OLMASI GEREKMEZ Mİ? BUGÜNE KADAR üyelerin hakları DEĞİLDE belli KESİMİN hakları ön planda tutularak mı gözetlenmiştir.

MSB nın YASAL olarak yetkili olduğu ve teklif ettiği iki üyelerin arasında bugüne kadar YÜKSEK TAHSİL, DOKTORASINI ve MASTIRINI YAPMIŞ olan ASSUBAYLARDAN BİR TANE OLSUN var mıdır?

Teklif için YÜKSEK tahsil şartının dışında HANGİ KRİTERLER gerekmektedir. Bu teklifler için İlla ki GENERAL - SUBAY MI OLMAK gerekmektedir?

Eğer hal böyle ise neden OYAK yasasını SADECE SUBAYLAR için çıkarıp, OYAKA en büyük FİNANSÖR konumunda olan ASSUBAYLARI DAHİL etmişlerdir. Kanun çıkarılırken sadece yapılacak kesintilerden dolayı mı ASSUBAYLAR yasaya dahil edilmişlerdir?

Assubaylar için ayrı bir kurum kursalardı o zaman ŞİRKETLER bugünkü durumuna gelemez, ASSUBAYLAR için kurulacak olanlar çok daha ileri düzeyde olur, kendilerini geçer diye mi korkulmuştur, YOKSA ASSUBAYLARIN ÖDEYECEK AİDATLARI MI ÖN PLANDA TUTULMUŞTUR?

OYAK ın Ynt Kurulu Bşk dahil tüm kurum ve kuruluşlarında görev alan en üst kademedeki Gn md ve yardımcıları, md.lerinin almış olduğu maaş, ödenek, ikramiye ve tazminatlar ne kadardır? Yapılan ödemelerin kriterleri nedir?

BİR YIL SONUNDA ÜYELERE ÖVÜNÜLEREK DAĞITILAN NEMALAR Müdürlerin aldıkları aylıktan daha mı az SEVİYEDE Mİ kalmaktadır?

Kurumda HANGİ görevlilerin KAÇ ŞİRKETİN YÖNETİM KURULLARINDAN HUZUR HAKKI ALDIĞININ açıklanması doğru olmaz mı?

OYAKTA ÖRTÜLÜ ÖDENEK VAR MIDIR? VARSA KİMLERİN YETKİLERİNDEDİR? Hangi hallerde kullanılır?

Üyesi olduğum ve rızam dışında KESİNTİLERİMİN yapıldığı bu kurum içinde yapılanları BİLMEM ÜYE olarak benim YASAL HAKKIMIZ değil midir?

Üyesi olduğum KURUMUN BİR ÇİFTLİK, TOPLUM İÇİNDE YAYGIN HALE GELİP KABUL GÖRMÜŞ olan BAZI KİŞİLERİN ARKA BAHÇESİ VE ARPALIĞI, YAKINLARININ İŞ SAHALARI GİBİ Mİ, YOKSA YASALARIN BELİRLEDİĞİ KRİTERLER İÇİNDE YÖNETİLDİĞİ HUSUSUNDA BİLGİ SAHİBİ olmak istememmiden daha doğal bir şey olabilir mi? Paramızı kimlerin, nasıl yönettiğini öğrenmek, görmek, bilmek en tabi hakkımız değil midir?

OYAK yönetimince bunların tüm üyelere açıklanması üyelerin BİLGİLENDİRİLMESİ KURUMUN ŞEFFAFLIĞINI ortaya koymaz mı?

Değerli arkadaşlarım. Gördüğünüz gibi MİSYON ve VİZYON sahibi olduğu söylenilen OYAK hakkında BİLMEDİKLERİMİZ ne kadar çok. Araştırsak belki de çok daha fazlasını da buluruz. Bu konuda YÖNETİMİN tüm üyeleri İKNA edecek AYDINLATACAK bilgileri vermesini  diliyor, talep ediyorum.

Saygılarımla.

buyuk-gaye

TSK'nde bir şeylerin yanlış yapıldığı, yapılan bu yanlışlıklardan tüm ülke etkilendiği gibi en önemlisi de kendi içinde yaşanan sıkıntılar artık gizlenemez duruma gelmiştir.

Son 50 yıldır yapılan tüm hatalar ele alınmalıdır.

Yapılan yanlışlıkların sebep ve sonuçları; tarafsızlığından, yurtseverliğinden, cumhuriyet ve demokrasiye, Atatürk ilke ve İnkılaplarına samimiyetle bağlılığından kuşku duyulmayan bilim adamı, yazar, konusunda uzman bir kurul oluşturulmalı, araştırma yaptırılmalı ve elde edilen bilimsel sonuçlara göre derhal yönetsel önlemler alınmalıdır. Bu durum acil bir zorunluluk haline gelmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde yaşandığı gibi, dalkavukluk yapmak, gerçekler karşısında kafamızı kuma gömmek, durumu idare edip, görevi bir başkasına devretmek, biriken sorunları halının altına süpürmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir. Bilimsel yönetim anlayışından, hak ve adaletten, çağdaş yönetim prensiplerinden uzak anlayışlarla, hele bu iletişim çağında sağlıklı ilerlenemeyeceği açıktır. Zira mensuplarının bir kısmı karnından konuşmaya, emeklileri de yapılanlar karşısında meydanlara dökülmeye başlamışlardır.

TSK yararına ne söylendiğine değil, kimin söylediğine bakma alışkanlığı devam etmektedir. Yapılan her iş ve eylemin altında mutlaka şahsi menfaatler, hatta zümre ve sınıf menfaatleri önem kazanır duruma gelmiştir.

Yaşanan bu olumsuzlukların sebeplerinden birisi de, bugüne kadar olduğu gibi halkımızın önem verdiği kavramlarla karalamaya, suçlamaya, örtbas etmeye uğraşarak değil, tıpkı Ulu Önder'in yaptığı gibi, derhal radikal önlemlerle çağa ayak uydurarak çözülmelidir. TSK'nin kendi içinde yaşanan olumsuzluklara adalet, hukuk ve hakkaniyet ölçülerinde çözüm getirerek, gerçek dayanışma sağlanmalıdır.

Güçlü ordunun en önemli unsuru insandır. Disiplin ve hiyerarşi elbette ilk koşuldur. Fakat güven, saygı, sevgi ve aidiyet duygusu; kişilik haklarına, temel haklara riayetle, adalet ve hakkaniyet kavramlarını uygulayarak kazanılacağı kesindir. Emredildiğinde canını verecek insanları, ötelenmiş, haksızlığa uğratılmış, hislerini yaşatmaya kimsenin hakkı olmamalıdır.

Bir kurumun önemli bir kısmını, öteleyerek, görmezlik, duymazlıktan gelerek, yalnızca, katı bir disiplin ve cezalandırma yöntemleri kullanılarak moral ve motivasyonunu sağlamanın imkanı yoktur. Çıkan seslere kulak verilmesi, can kulağı ile dinlenmesi gerekir.

Her zaman TSK'ne gıpta ve hayranlıkla bakan Emniyet mensuplarının, yaşadıkları memnuniyetsizliklerin giderilmesi için son yıllarda alınan önlemlerle moral ve motivasyonlarının nasıl artığını yaşayarak gözlemlediğimiz bir gerçektir.

Bunun yanında TSK'nin önemli bir kesimi özellikle son yıllarda, kendilerinin sesine kulak verecek bir sahip bulma arayışına girdiği de gizlenemez bir gerçektir. Kendilerinin feryadını duyuracak bir insan aramışlardır. Bu konuda samimi olduğuna inandıkları gazeteci ve yazar Sayın Umur TALU’yu dert ortağı olarak seçmişler, halkımız da haklı olarak bu yazarımız için “TOPLUMUN VİCDANI“ sıfatını vermiştir.TSK'nin yetkili makamlarında bulunanlar, bu değerli yazarımızı mahkeme koridorları yerine, nezaketle makamına çağırıp, kendi personelinin yaşadığı sorunları en iyi bilen bu yazarımızı dinleyip, danışmanlığından yararlanma ve kendisini onurlandırma akıl edilememiş, suçlama yöntemleri seçilmiştir.

TSK'nın omurgası olarak tanımlanan assubaylarla ilgili, tv.lerde emekli generaller aracılığı ile gerçekler ters yüz edilerek, sadece küçük düşürme yolu seçilmiştir. Çeşitli basın organlarında assubaylar adına yapılan küçük düşürücü yayınlar karşısında sessiz kalınması tercih edilmiştir. Son olarak TSK personelinin sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumu olan OYAK Yönetim Kurulu Başkanı'nın;

“Yine de inanmayıp iyi neticeleri takdir edemeyen bir kısım üye hayret duygumuzu abartısız şekilde çoğaltıyor. Bir kısım kendini bilmez, ileriyi göremeyen, kıskanç, büyük gayeyi göremeyip küçük çıkar peşinde koşan aymaz ve yönlendirilmiş kimselerin çıkardığı kasıtlı dedikodulara inanan olmasına üzülüyoruz. Bazı art niyetli kişilerin burayı bir güç kanıtlama platformu görmek için çabalaması, bireysel eşitlik prensibine sıkı sıkıya bağlı varlığımızı yıkmaya gayret göstermesi, bunun böyle algılanmasına rağmen vakur çizgi izlememizden cesaret alarak terbiyesizliğe varan beyanları yaymaya çalışanları ibretle izliyoruz.”

Sözleri ibret ve hayret vericidir. Herkesin bildiği açık gerçeklere rağmen, hiç kimsenin hiçbir şey bilmediğini sanarak, her zaman yapıldığı gibi, gerçeklerle asla ilgisi olmayan suçlayıcı, aşağılayıcı ve hakarete varan sıfatları sözlükten seçip üyelerine ve TSK. Mensuplarına reva görmesi, 50 yıldır sürdürülen yanlış anlayışların ve düşünce yapısının, artık normal bir davranış haline geldiğinin kanıtı olarak gözlenmektedir. Hak arayanlara hesap verme ve aydınlatma durumunda olanlar, ne yazık ki, hak yerine hakaret etmeyi rahatlıkla tercih edebilmektedirler.

Yine biz emekli assubayların, sosyal ve ekonomik hak ve menfaatlerinin alınması ve korunması için seçtiğimiz temsilcilerimiz, yukarıda açıklamaya çalıştığım anlayışla, OYAK’taki haksızlıkları örtbas etme adına ve emsal oluşturmak, birkaç emekli assubayı atamak için TEMAD’tan isim talep edildiği ve bu isimlerin OYAK Şirketlerine atandığı söylenmektedir. Atandığı söylenen bir kişi tarafından da, yaşanan tüm bu haksızlıklar yetmiyormuş gibi, kendi üye ve meslektaşlarına ne yazık ki geleneğe uyarak hayvanata, kömür karası ve oduna benzetmekten kaçınmamıştır. Herkesin gözleri önünde yaşanan bu tutum karşısında, ne yazık ki politikacılar tarafından da, emekli assubaylar için sadaka niteliğindeki teklifler dikkate dahi alınmamış veya RED edilmiştir.

Gelinen noktada herkesin yaptığı yanlışlıklarının farkına vararak düzeltmesi gerekir.

BÜYÜK GAYEYİ GÖRMEK” demek, büyük şahsi çıkar peşinde koşmak demek değildir. Temeli hukuk, adalet ve hakkaniyete dayanan kavramların ışığı altında, tek yürek ve tek yumruk halinde “BÜYÜK GAYE” gözlenmelidir.

Silah arkadaşlarına hakaret ederek değil, gelin öncelikle hak peşinde koşmak zorunda bırakılan emekli assubayları dinleyerek işe başlayın.

Saygılarımla.

Rafet DURAN

oyak

Son zamanlarda OYAK hakkında değişik yorumlar yapılıyor. Bazı köşe yazarları  da konuyu irdeliyor.  Meslektaşlarımızdan gelen yorumlar temel olarak iki-üç ayrı görüşün dışına çıkmıyor.

Birinci görüşte ; OYAK’ın resmi görüşü. Yani OYAK’ın TSK mensuplarına hizmet vermek için kurulmuş bir yardım sandığı olmasından öte yerli sermayeyi temsil etmesi, yerli iş gücü yaratmasıyla ülkemize sağladığı katmadeğer en ön plandadır.
 
İkinci görüşe göre OYAK faydalıdır. Ancak üyelerine eşit davranmamaktadır. Üst düzey askerlere ayrımcılık yapmaktadır. Ayrıca verebileceği nemaların altında nema vermektedir. Kârlılığı tartışılır. Sonuç olarak kötünün iyisi… 
 
Üçüncü görüş ise OYAK’ın imtiyazlarla ayakta duran bir kurum olduğunu savunmaktadır. OYAK’ın devletten sağladığı imtiyazların serbest piyasa şartlarına uymadığını savunmaktadır.  Zorunlu üyelik, en temel özgürlüğü kısıtlayıcı gerekçe olarak gösterilmektedir.
 
Ülkemizde son zamanlarda “Bunlar” siyaseti yapılmaktadır. “- Bunlar var ya bunlar… “ diyerek başlayan sözler halkımıza belirli bir görüşü savunan kitleleri şikayet etmek için kullanılmaktadır. En tesirli yanı da, polis biber gazı kullanırken, kış günü tazyikli soğuk su ile eylemci püskürtürken ve vatandaş neler oluyor yahu derken , yükselen “-bunlar var ya bunlar…” ifadeleri sanki linç sloganı halini almıştır.
Bir de kronik “- Bunlar var ya bunlar…” vardır. İşte O “bunlar”  konuştuğunda halkı askerlikten soğutmakla suçlanırlar. O bunlar sözde dış mihrakların etkisi altına girmiş kişilerdir. O bunlar sözde  milli şuurunu yitirmiştir. O bunlar sözde insanların içine kuşku düşürerek Türk Silahlı Kuvvetlerine asimetrik saldırmaktadırlar.
Yukarıda saydığım üç maddenin egemen güç tarafından yorumu çok acıdır.  Birincisi vatanseverler, ikincisi cahiller, üçüncüsü  ise “bunlar”.  Bu düşüncemi, uzun yıllardır OYAK Yönetim Kurulu Başkanlığında bulunan ve halen bu görevde olan Sayın Yıldırım Türker’in sözlerinden yorumluyorum.
 
Ne diyor Sayın Türker;
“Yine de inanmayıp iyi neticeleri takdir edemeyen bir kısım üye hayret duygumuzu abartısız şekilde çoğaltıyor. Bir kısım kendini bilmez, ileriyi göremeyen, kıskanç, büyük gayeyi göremeyip küçük çıkar peşinde koşan aymaz ve yönlendirilmiş kimselerin çıkardığı kasıtlı dedikodulara inanan olmasına üzülüyoruz. Bazı art niyetli kişilerin burayı bir güç kanıtlama platformu görmek için çabalaması, bireysel eşitlik prensibine sıkı sıkıya bağlı varlığımızı yıkmaya gayret göstermesi, bunun böyle algılanmasına rağmen vakur çizgi izlememizden cesaret alarak terbiyesizliğe varan beyanları yaymaya çalışanları ibretle izliyoruz.”
Yukarıdaki metinde gösterilen aba altındaki sopaya rağmen Sayın Meslektaşlarıma  “Değerler”den  birinden söz etmek istiyorum. Empati yapma gereğinin altını çizmek istiyorum. Biz emekli assubaylar olarak “Biz kimiz, Ne istiyoruz.” diyoruz. Bunu söylerken de şunu vurguluyoruz. Hiç kimseden farklı bir ayrıcalık beklemiyoruz. Biz anayasal haklarımızı istiyoruz.  İmtiyazlara karşı  çıkıyoruz. Bu düşüncelerimizde sanırım OYAK hariç demiyoruz. Her türlü ayrımcılığa ve adaletsizliğe hayır derken kendimizi aynı üniformayı giydiğimiz subaylar ile haklı olarak kıyaslıyoruz.  Ayrıca bir çok emekli subayın da yıllara dayalı  nema eşitsizliğinden şikayetçi olduğu aşikardır.
 
TSK’nde son yıllarda çok önemli değişiklikler oldu. Bu değişiklikler TSK’nin yeniliğe açık olduğunu gösterir. Lojmanlarda erlerin çalıştırılmamasından başlayarak, orduevlerinde planlanan sivilleşme çabalarına kadar bir çok olumlu değişiklik bunun göstergesi. Vatandaş  kahvede 50 kuruşa çay içerken, benim orduevinde bu çayı  10 kuruşa içmem, bunun sebebinin ise bana çayı ikram eden askerin bu hizmeti bedelsiz sunmasından kaynaklanıyorsa bu himayeciliktir.  Bu söz başta TBMM’de uygulanan fiyat tarifesi olmak üzere bu kapsama giren diğer devlet kurumları için de geçerlidir. Buna benzer sebeplerden dolayı OYAK vesilesi ile TSK personeline bazı  ayrıcalıklar sağlanmıştır. Bazılarımız da bu ayrıcalığı  ister kulağından,  ister kuyruğundan bir yerinden yakaladık.  En kötüsü de son yıllarda nema alanlar kendilerinden önce çalışıp, emekli olup nema alamayanların birikimlerinin nemasını  da aldılar. Biz eğer 9 Ekim’de yürüdüysek,  intibak hakkımızı  istiyor isek öncelikle bize haksızlık yaptığına inandıklarımızla aynı konuma düşmemeliyiz.  “-Bana yüzde 20 nema versinler de nasıl verirlerse versinler.” demek sanırım bize yakışmaz. Biz nasıl aynı kanunlarla çalıştığımız insanlarla aynı  kapsamda değerlendirilmediğimizden şikayet ediyorsak, kayıtlı ticari şirketlerin de kendisiyle aynı kulvarda koşan diğer şirketlere gösterilen ayrıcalığa itiraz etme hakkı vardır.  Eğer OYAK 1961’de kurulmuş ise bu yıla kadar geriye doğru gerçek muhasebe çalışması yapılıp yıllara göre banka faizleri ile doğru orantılı nemalandırma ile eski üyelerin hakları  iade edilmelidir. Nitekim KEY ödemeleri nasıl yapıldı görüyoruz. Hiçbir şey zor değil… Önemli olan hakkın yerini bulmasıdır.
Bu vesile ile aşağıdaki şiiri, düşüncelerimizi duyunca hayretler içinde kalanlara atfediyorum;
 
Uyuşamayız, yollarımız ayrı
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi.
Senin yiyeceğin kalaylı kapta
Benimki aslan ağzında.
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik
Ama seninki de kolay değil kardeşim
Kolay değil hani
Böyle kuyruk sallamak tanrının günü…
                         Orhan Veli Kanık
Saygılarımla… 

OYAK

Şubat 05, 2011

İşleyişi kanunla düzenlenmiş, üye aidatlarıyla meydana getirilmiş ve halen de desteklenen bir sosyal yardımlaşma, dayanışma kurumu olan Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK), Türkiye’de, aynı şekilde kurulmuş diğer meslek grupları sosyal sistemlerden farklı olarak, gelişerek günümüze kadar gelebilmeyi başarmış, aynı zamanda Türkiye’ye katma değer yaratan, bir Türk sermayesi niteliğini kazanmıştır…

Milli Savunma Bakanlığına bağlı, askeri personelin kurumu OYAK ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, eğitimci personelin kurumu İLKSAN’ın karşılaştırmalı olarak organları şu şekildedir:

205 sayılı Kanuna Göre OYAK’ın organları:

Madde 2 - Kurumun organları şunlardır:

a) Temsilciler Kurulu,

b) Genel Kurul,

c) Yönetim Kurulu,

d) Denetleme Kurulu,

e) Genel Müdürlük

4357 sayılı Hususi İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimaî Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanun gereğince işleyişi Ana Statü ile düzenlenen İLKSAN’ın organları:

İlk Okul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı Ana Statüsü (*)

MADDE 5- Sandığın organları şunlardır;

a) Temsilciler Kurulu (Genel Kurul)

c) Yönetim Kurulu,

d) Denetleme Kurulu,

e) Genel Müdürlük

  • OYAK Türk halkına iş ve dolayısıyla istihdam yaratmanın yanı sıra pek çok hizmet de sunmaktadır… Yapı, gıda, otomotiv, aracılık gibi pek çok dalda halka ve üyelerine sunmuş olduğu hizmetleri ile şimdiye kadar, kimseyi dolandırdığına, aldattığına denk gelinmemiştir…
  • Kurmuş olduğu bankası Türk halkınca, bir milli banka gibi değerlendirilmiş ve kısa sürede sayılı bankalar arasına girmiştir…

oyakOYAK, kamuoyu gündeminde…

OYAK, büyümesiyle, satışlarıyla veya aidat ödeyen her statüden üyelerinin yönetim ve denetim kurullarında, kanunu gereğince yer alamaması gibi değişik nedenlerle kamuoyunun gündeminde yer alabilmektedir…

Üyeleri arasındaki ayrımcılığın bitirilmesinin gerekliliğini tartışmaya bile gerek yoktur…

OYAK, sistemdeki ve her geçen gün artan üyelerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için elbette ki büyüyecektir… Büyümenin gerekleri ve piyasa koşulları gereğince satışlarının olmaması diye bir şey olabilir mi? Ancak burada her personeli derinden yaralayan üyeleri arasındaki ayrımcılığın bitirilmesinin gerekliliğini tartışmaya bile gerek yoktur… Bu durum OYAK’ın kanayan yarasıdır…

İyi bir kanun, uzun vadeli düşünülerek hazırlanan kanun…

OYAK’ın hissesi olan iştiraklerde yönetici olmak, kurullarda yer alabilmek tamamen kanun dâhilinde. 205 Sayılı Kanun’un bazı maddeleri günün koşullarına, üyelerin ihtiyaçlarına cevaz vermemekle birlikte, OYAK yönetiminin tüm gücüyle, günün şartlarına göre üyelerinin birikimlerini değerlendirmekte olduğu da bir gerçek…

Emekli olan üyesi, emeklilik evrakı OYAK’a ulaştığında istediği takdirde, yılların birikimi olan alın terini, “emeklilik parasını” nemasıyla birlikte hemen alabilmektedir… Bugün git, yarın gel, yoktur OYAK’ta…

Kanundan kaynaklı, yönetimsel tercihlerin tartışılması bir yana; günümüzde, tüm varlıklarının satılarak parasının üyelerine hisse olarak verilmesi veya nakden ödenmesi veya OYAK üyeliğinin zorunlu olmaması gibi değişik eleştirilere denk gelinmekte…

Bu durumda ilk akla gelen soru, OYAK’ın üyelerine olan fayda ve zararları nelerdir? Faydası mı, yoksa zararı mı çoktur. Bunlara bakmak gereklidir.

Her şeyden önce OYAK, yabancı ortaklıkları olmasına rağmen elde kalan bir Türk sermayesi, bir Türk kuruluşu niteliğinde…

OYAK, kurulurken, insanların duygularını istismar ederek; bir daha geri dönmemek üzere, kimsenin boynundan, kolundan altınını, koşumluk öküzünü, evini, tarlasını, traktörünü, ineğini vb. şeyleri sattırarak, kurulmuş bir şirket değil… Bu anlamda, pazardan pay almak isteyen ve OYAK’ın piyasada olmamasını isteyen sermaye grupları da mevcut olabilmekte…

Bir kurumun satılması ile satılmamasından çıkacak sonuçlar iyi değerlendirilmelidir.

Daha on yedi yaşında olmasına rağmen şirket kurmuş, simit satarak trilyonlar sahibi olmuş insanlara denk gelmek mümkün… Devlet veya özel sektörde çalışanların böyle bir şansı ne kadardır?

OYAK satılırsa,

Üyeler sistemdeki birikimlerini, payını alır ve üyelerine yönelik olarak meydana getirmiş olduğu emeklilik sistemleri, hizmetleri son bulur… Bu durumda üyeler, özellikle de emekliliğinde kullanmak üzere tasarruf yapmak, parasını çoğaltmak maksadıyla yabancı sermayenin kontrolünde olan yatırım araçlarına yönelmeye başlar… Her türlü sorumluluğu kendinde olmak üzere, onlardan danışmanlık hizmeti alırlar… Bir taraftan mesleğini icra eden insanın, diğer taraftan bir siyasi gözlemciliğin yanında, bir ekonomist gibi sıcak parayı gün gün, saat saat hatta dakika dakika takip etmesi, yükselen, alçalan, sıkışan grafikleri, işlem hacimlerini takip etmeleri ve doğru karar vermeleri gerekecek… Eğer, doğru karar veremezse, birikimleri buhar olup uçma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak… Edeceği zararın işine ve özel hayatına olacak olumsuz yansımalarını da unutmamak gerekli…

OYAK, her dalda istihdam ettiği uzmanlarıyla, kurumsal yapısıyla, aynı zamanda, askeri eğitim alarak mesleğe yirmi, yirmi bir yaşında başlayan genç insanın bir yardımcısı niteliğinde…
Bir yabancı, yerli malını paylaşmakta, elden çıkartmakta bizdeki kadar cömert ve istekli mi? Mesela 2005 yılında Fransa’da Fransızlar, bir Fransız kuruluşu olan Danone’yi Pepsi Cola’ya niçin sattırmadı?

Bugün Türkiye’de yedi yüz civarında sanayi kuruluşunun satıldığı belirtilmekte… Yabancılara satılan bu kurumlardan beklenen fayda neydi ve bu fayda sağlandı mı? Satılan kurumları, fabrikaları kim satın aldı? Kaçı faaliyetini sürdürüyor? Faaliyetini sürdürenlerde çalışanlar aylık kaç lira maaş alıyor?

OYAK’ın satılmasını, elden çıkartılmasını istemek ile yönetimsel hususlarının düzeltilmesini istemek, birbirinden farklı… OYAK, adeta bir milli statüdedir. Sonuç itibari ile aynı zamanda iyi de yönetilmekte olan bir kuruluştur... Elden çıkartılması çok önemli olumsuz sonuçlar meydana getirebilir... Yönetimsel hususların TBMM’ce düzeltilip, düzeltilemeyeceği ise ayrı bir konu…

Orhan KAYA

(*) http://www.ilksan.gov.tr/ilksan.asp?sayfaID=1

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN... Zorlu görev yıllarımızda evlatlarımızı doyasıya sevemeden, birçok kez sadece uyurken saçlarını okşayan,ama hayatını onlara feda edip çok mükemmel evlatlar yetiştiren başta Assubay Babalar ve yüreğinde baba sevgisi, şefkati olanların bu mutlu gününü kutlar; sağlık, başarı ve mutluluk dolu nice yıllar dileriz. Hayattan göçenlerimiz...
Pazar, 19 Haziran 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZIN 103. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN. 19 MAYIS, EMPERYALİST İŞGALE KARŞI MİLLİ DURUŞUMUZDUR! 19 Mayıs 1919; Anadolu'nun emperyalistlerce ișgaline baș kaldırarak dur diyen Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Samsun'a ayak basması ile başlayan, Erzurum ve Sivas kongreleriyle kararlaştırılan, 11 Ekim 1922 Mudanya Müt...
Perşembe, 19 Mayıs 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
TÜM ANNELERİMİZİN VE YÜREĞİNDE ANNE SEVGİSİ OLAN KADINLARIMIZIN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN. "Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş,bir evlat pir olsa da Ana'ya muhtaç imiş." Analar bizi dünyaya getiren, evlatlarımızı bize bağışlayan yüce insanlar, onlara minnettarız. Anneler gününde emekleri ve aziz hatıraları önünde saygı ile eğilirken annel...
Pazar, 08 Mayıs 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ