Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-9

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

  Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm,

  Dokuzuncu kısımını teşkil eden bu makâlemizde

  Bugün biz, biricik suâl soracağız!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

  

     Devlet konusunda atamız Göklerin Oğlu,

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  Sekizyüz sene evvelinden şöyle seslendi, bize;

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  *  *  *  *  *  

 

      

 

      Dünyânın en büyük heykelinin üzerinden

      Bütün dünyâya meydân okuyan gurur, cesur ve heybetli duruşu ile

      Moğolistan’ın uçsuz bucaksız bozkırına

      Amansız bir bakış fırtlatan Cihan Hükümdârı,

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

      Askerlik konusunda ise şu üç nasihatı gönderdi, bize; 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

   Yoksulluk sınırının yarısı kadar emekli maaşı alan köle astsubaylar inim inim inler iken,

       6 çeşit tazminâtı midelerine tıka basa doldurdukdan sonra

 

       Bugünlerde ortalıkda külhan beyi gibi dolaşırken biz asubayları kasdederek

 

     “Arkadaşlar; subayı ve astsubayı ile biz, et ile tırnak gibiyiz

 

       Diyerek dübürden üfüren gebeşlerin kulakları çınlasın!.. 

 

 

      “Tırnak” olup da subayların götünü kaşımaya benim hiç niyetim yok!..

 

 

      Çünkü;

 

      Asubay ben Şükrü IRBIK, ne "et"im ne de "tırnak."

 

 

         "Et" kimdir?,

 

       Sen, kime "tırnak" diyorsun, be dangalak?.. 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

  Kıymetli okuyanlar ve muhterem asubay meslekdaşlarım!

 

  Cengiz Han’ın dediği gibi;

 

  Devlet silâh ile kurulur! Fakat kalem ve kânun ile idare edilir!

 

  Atamızın bu harika sözünün mütemmim cüz’ü olmak üzere

  Biz de şöyle desek herhâlde münasip olur;

 

  Devlet, kânûnu olduğu sürece yaşar!

 

  Yeri gelmiş iken şu güzel sözü de söyleyelim de

  Maksadımız tam hâsıl olsun.

 

  Asker;

 

  Midesi üsdünde yürür,

 

  Gitdiği yere kendi kânûnunu da götürür!

 

  Dünyânın gelmiş geçmiş en büyük askeri olan bilge ve kahraman atamız Cengiz Han,

  Devlet ve askerlik konusunda sekiz asır evvelinden böyle dedi ve böyle yapdı!..

 

  Peki,

  Atamız Cengiz Han’ın mirâsı üzerinden,

  Bilgelik taslayan cüce beyinli zübük devlet adamlarımız

  Ve  

  Kahramanlık devşiren sömürgen beyaz subaylarımız

  Devlet ve askerlik konusunda bugüne kadar ne haltlar etmiş acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Zottirik Kenân’ın 12 Eylül subay darbesi ile peydahladığı 1982 Anayasası’nın ikinci cümlesi şöyle der;

 

  “Türkiye Cumhuriyeti bir hukûk devletidir.

 

  İkinci Halifemiz Hz. Ömer (R.a)’in,

  “El âdl-ü esâs ül mülk” vecizinin üzerine inşâ edilmiş bir devletden bahsediyor bu cümle, zâhiren.

  Ȃdâlet üzerine inşâ edilen bir devletde

  Kânûnların da âdâlet (Anayasa) üzerine inşâ edilmesi icâb eder, değil mi?

  Ben Eski Tüfek de öyle olduğunu zannediyor idim. Bir gün dedim ki kendime...

  Askeriyemizin bugüne kadar meriyyete koyduğu temel idârî ve cezâ kânûnları da acap

  Anayasamıza göre mi inşâ edildi?

  İnşâ edilmediğini bugüne kadar defâlarca ve bizzat tecrübe ederek öğrenmiş idim aslında.

 

  Fakat

  Gene de yanılmak umudu ile bir dilekce yolladım, Millî Savunma Bakanlığımıza.

  Dedim ki Bakanımıza;

  Askeriyemizin temel idârî ve cezâ kânûnları,

  Meşrûiyetini, eskilerin deyişi ile “kuvve-i teşriyyesini” Anayasamızın hangi maddesinden alıyor?

 

 

  KONU: Askerî Kânûnların Anayasa Dayanağı Hakkında.

  İLGİ: (a) 2709 sayı ve 18/10/1982 târihli T.C. Anayasası 

  (b) 211 sayı ve 4/1/1961 târihli TSK İç Hizmet Kânûnu.

  (c) 926 sayı ve 27/7/1967 târihli TSK Personel Kânûnu.

  (ç) 1632 sayı ve 22/5/1930 târihli Askerî Cezâ Kânûnu.

  (d) 6413 sayı ve 31/01/2013 târihli TSK Disiplin Kânûnu.

  (e) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnu.

  (f) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

   1. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “IV. İdare, A. İdârenin esâsları, 1. İdârenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği” altbaşlığındaki 123’üncü maddesi birinci fıkrası; “İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu ve kânûn ile düzenleneceği” hükmünü âmirdir.

 

   2. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” altbaşlığında yer alan onbirinci maddesi;

   a. Birinci fıkrası “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idâre makâmlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olduğu,

   b. İkinci fıkrası da “Kânûnların Anayasaya aykırı olamayacağı” hükümlerini âmirdir.

 

   3. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların, Anayasanın yukarıda mezkûr hükümleri muvâcehesinde hazırlandığında şüphe yokdur. Ancak ne var ki söze konu bu askerî kânûnların metinlerinde, meşrûiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığına dair de hiçbir hüküm ya da atıf yokdur.

 

   4. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların meşrâiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığını İlgi (e ve f) mevzuât muvâcehesinde tarafıma bildirmesini Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz eylerim. 05.02.2017. 1700171525.

 

 

 

  Yukarıda gördüğünüz gibi bu dilekceme cevâp verme süresi çokdan doldu.

  Fakat

  Millî Savunma Bakanlığımızdan ne ses geldi, ne de selen!..

  Bu davranışı ile Millî Savunma Bakanlığı, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunu resmen ihlâl etdi.

  Hukûk devleti olduğumuzu Anayasamıza yazmak ile iş bitmiyor!

  Riayet etmez isen de şâyet Anayasa’nın bu emrinin hiçbir hükmü olmuyor.

  Anayasaya riayet edecek haysiyetli ve şerefli asker ve devlet adamlarımızın da olması gerekiyor.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Fakat,

  Bugün meriyyetde olan temel askerî idârî ve cezâ kânûnlarımızın Anayasaya göre meşrûiyeti yok!

  Yukarıdaki dilekcemde bahsetdiğim askerî kânûnların, Anayasamız nezdinde aslında hiçbir kıymeti yok!

  Vardığım netice itibâriyle ben, bunu gördüm!

  Subay darbelerinin meş’um karanlığında tertiplenen bu kânûnlar ile beyaz subaylarımız,

  Türk Ordusunu Anayasa’ya aykırı olarak teşkil ve tanzim etmişler!

 

  Fakat askeriyemizde;

 

  • Kim “ast” olmuş?

 

  • Üst kimdir?

 

  • Kim, kaç para almış?

 

  • Subay ne, Er kim?

 

  Bilen yok!

 

 

  Çünkü Anayasamızda yok!

 

  Bakınız,

  1632 sayılı Askerî Cezâ Kânûnumuzda idam cezâsı bugün bile hâlâ var.

   İdam cezâsının ilga edildiği 2002 senesinden bugüne kadar geçen 17 sene içinde var ise şâyet,

  İdam etdiğimiz askerleri, Anayasa’nın hangi maddesine göre idam etmişiz, belli değil.

  Çünkü Askerî Cezâ Kânûnunun Anayasa dayanağı yok! Beyaz subaylarımız uydurup uydurup yazmışlar!

  Sonra da meclisde ayartdıkları yardakcı, şerefsiz siyâsetcilere bu yapdıklarını kânûn diye yutdurmuşlar.

  Her 10 senenin sabahına subay darbesi ile uyanan bizim memleketimizin,

  1982 senesinde kabul etdiği bir Anayasamız var.

  Darbeci subaylarımızın tertip etdiği bu sözde “asker” Anayasamızda sâdece biricik “subay” kelimesi var.

  O da AYİM’in “askerî hâkim subayı” hakkında.

  Ey vatandaşlar! İşitin bunu!... Anayasamızda, askerliğe dâir bir tek hüküm yok!

 

  Kimimiz “astsubay”,

  Kimimiz “assubay”,

  Eski Tüfek gibi nev zuhûr kimileri de ATATÜRK’e izâfeten haklı olarak “asubay” diye gıçımızı yırtıyoruz!

  Fakat bu unvânların hiçbirisi Anayasamızda yok!

  Açın bakın, isderseniz!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

12 Eylül darbecisi zottirik Kenan’ın tertip etdiği 1982 Anayasa’sında;

 

  • Subay” kelimesi yok,

 

  • Astsubay, Assubay, Asubay” kelimeleri hiç yok,

 

  • Er ve Erbaşları” da seçimlerde “rey pusulası” niyetine yazmışlar!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

  Biliyor musun, ey Çadırcı;

 

  Akıl ile bir konuşmam oldu dün gece;

  Sana soracaklarım var, dedim!

  Sen ki her bilginin temelisin,

  Bana da yol gösdermelisin!

 

 

*  *  *  *  *

 

  Osmanlı Devletini paylaşmak için

  Avrupa devletlerinin başlatdığı Birinci Dünyâ Harbinde Padişah Efendimiz;

 

  • Berrî (Kara) Ordumuzu, Prusya Almanya’sı Berrî (Kara) Ordusunun kucağına oturtdu,

 

  • Bahrî (Deniz) Ordumuzu da sömürgen İngiliz Kraliyet Bahriyesinin kucağına oturtdu.

 

  Birinci Dünyâ Harbine “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” tâcı ile giren İngiltere,

  Harbin sonunda bu tâcını Amerika’ya kapdırdı.

  Birinci Dünyâ Harbinin mutlak ve biricik galibi, Amerika oldu.

 

 

*  *  *  *  *

 

  Tıpkı Birinci Dünyâ Harbinde olduğu gibi

  İkinci Dünyâ Harbinin de mutlak ve biricik galibi gene Amerika oldu.

  T.C. Devleti, İkinci Dünyâ Harbine doğrudan iştirak etmedi.

  Fakat

  Harbden sonra bu kez de Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ,

  Türk Ordusunu Amerika’nın kucağına oturtdu.

  Cumhurbaşkanı İNÖNÜ’nün Amerika ile 1948 senesinde başlatdığı ikili andlaşmalar ile Türkiye,

  İkinci Dünyâ Harbinin mağlup devetlerinden bile daha aşağılık duruma düşürüldü.

 

  • Devletimiz, “Küçük Amerika”,

 

  • Ordumuz da “Küçük Amerikan Ordusu” olacak şekilde başdan aşağı tanzim edildi.

 

  Amerikan Ordusunun talimatları birebir Türkceye çevrildi ve ordumuzda aynen tatbik edilmeye başlandı.

  Elimizde Amerikancadan tercüme talimatlar var idi.

  Fakat

  Bu talimatlarda sözü edilen Amerikan silah ve echizesi,

  Ordumuzda henüz yok idi…

 

 

*  *  *  *  *

 

  Türkiye;

  Amerika’nın teşkil etdiği ve arka bahçesi olan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na 1945 senesinde üye oldu.

 

  Türkiye;

  Amerika’nın teşkil etdiği ve Amerikanın mutlak emrinde olan NATO’ya 1952 senesinde üye oldu.

 

  Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere;

  Hem BM’nin hem de NATO’nun ağası, Amerikan devletidir.

  Her iki teşkilâtda da Amerika’nın sesi, Amerika’nın sözü ve Amerika’nın kânunları geçerlidir.

 

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK,

  T.C. Ordusunu kaç sınıf asker ile teşkil etmiş,

 

  Amerika’da

  Ve dahi

  Amerika’nın teşkil etdiği ve söz sahibi olduğu BM ve NATO’da kaç sınıf asker var imiş,

  Buyurun, bir görelim hele!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

  Amerikan Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var?

 

  Askerlik konusunda bizim Anayasamızda vaziyet, yukarıda söylediğim gibi; tam bir rezâlet!..

  Fakat

  Şunun şurasında daha 200 sene evvel teşkil edilen Coni Ordusunda durum nasıl dersiniz?

 

  Coni kendi askerini;

 

  • Ne zamân,
  • Neye göre,
  • Nasıl târif etmiş?
  • Coni Ordusunda kaç sınıf asker var?

 

  Dünyâya sonsuz zenginlik vaad eden ve insan hakları pazarlayan Coni’de vaziyet nedir acap?

  Bakınız, bizim gözümüze yalan perdesi çekdiren Coni, kendi memleketinde neler yapmış!

 

 

*  *  *  *  *

 

  Coni kıt’asındaki 13 eyâletde yaşayan vahşi batılılar evvelâ birbirlerini katletdi.

  Sonra da sağ kalanlar, 15 Kasım 1777 târihinde bir araya geldi ve bir sözleşme imzâladı.

  İsmine Konfederasyon Maddeleri dedikleri bu sözleşme, aslında Coni’nin ilk Anayasası oluyor.

  Bu sözleşmeye göre Coni, kendi ordusunu “iki sınıf asker” üzerine teşkil edi;

 

     1. Subay,

 

     2. Er

 

  Emek verip bu Anayasa’nın Türkcesini yazdım!

  Okuyanlar anlasın,

  Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

 

Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777

(Articles of Confederation, 15 November 1777)

 

Madde-IX

(...)

Kurultay hâlinde toplanmış Birleşik Devletlerin; kurultayın toplantıları arasındaki müddet zarfında toplanacak ve her devletin bir temsilcisinden teşekkül edecek "Devletler temsil heyeti" unvânı ile bir heyet  vücude getirmeğe ve kendi idâreleri altında Birleşik Devletlerin umumî işlerini tedvir için lüzumlu görülen diğer heyetleri ve mülki memuriyetleri ihdâs etmeğe; üyelerden birini başkanlık makâmına getirmeğe (hiç kimse üç senelik bir müddet zarfında bir yıldan fazla başkan vazifesini göremez); Birleşik Devletlerin âmme hizmetleri için tahsil edilmesi lâzım gelen para miktârını tesbit etmeğe ve bunların âmme hizmetlerine sarf edilmek üzere ne şekilde ödenek kayıt olunacağını tâyine; her devlete altı ayda bir borç alınan para veya çıkarılan tahvil miktârını gösteren bir cetvel göndermek sûretiyle borç para almağa ve Birleşik Devletlere ait tahviller çıkarmağa; gemiler inşâ etmeğe veya bunları silâhlandırmağa; kara ordularının mevcudunu tesbit etmeğe; her devletten o devletin beyaz ırka mensup nüfusiyle mütenasip asker toplamasını talep etmeğe (bu taleplere riâyet mecbûridir) iktidârları vardır. Böyle bir talep vukuunda, her devletin yasama organı alay subaylarını tâyin eder, asker toplar. Onları Birleşik Devletlerin hesabına, bir askere lâzım gelen şekilde giydirir, teslih ve teçhiz eder; bu sûretle silâhlandırılan, giydirilen ve teçhiz edilen subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir. Ancak, eğer heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler, bazı ahvâl ve şerâitten dolayı, bir takım devletlerin hiç asker göndermemesini veya kendi hissesine düşenden daha az göndermesini ve diğer bir devletin de kendi hissesinden fazla göndermesini uygun görürlerse, bu fazla miktar da, başlarında subayları olmak üzere, bu devletin asıl hissesine düşen asker miktarı gibi giydirilmiş, teçhiz ve teslih edilmiş olarak yollanacaktır. Yalnız eğer o devletin yasama meclisi bu fazla miktarın gönderilmesini kendi emniyetine uygun bulmazsa, bu takdirde emniyetini tehlikeye düşürmeden gönderebileceği miktarı toplayacak, başlarına subay tahsis edecek silâhlandıracak, giydirecek ve teçhiz edecektir. Bu sûretle teslih edilmiş, giydirilmiş ve teçhiz edilmiş subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir.

 

 

 

  İnsan için her şeyin başı, sağlık!

  Devlet için de her şeyin başı, Anayasa...

 

  Bu da İngilizcesi...

 

 

Articles of Confederation, 15 November 1777

(Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777)

 

Article-IX

 

(...)

The united states in congress assembled shall have authority to appoint a committee, to sit in the recess of congress, to be denominated "A Committee of the States," and to consist of one delegate from each state; and to appoint such other committees and civil officers as may be necessary for managing the general affairs of the united states under their direction--to appoint one of their number to preside, provided that no person be allowed to serve in the office of president more than one year in any term of three years; to ascertain the necessary sums of money to be raised for the service of the united states, and to appropriate and apply the same for defraying the public expences to borrow money, or emit bills on the credit of the united states, transmitting every half year to the respective states an account of the sums of money so borrowed or emitted,--to build and equip a navy--to agree upon the number of land forces, and to make requisitions from each state for its quota, in proportion to the number of white inhabitants in such state; which requisition shall be binding, and thereupon the legislature of each state shall appoint the regimental officers, raise the men and cloth, arm and equip them in a soldier like manner, at the expence of the united states; and the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and quipped shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled: But if the united states in congress assembled shall, on consideration of circumstances judge proper that any state should not raise men, or should raise a smaller number than its quota, and that any other state should raise a greater number of men than the quota thereof, such extra number shall be raised, officered, cloathed, armed and equipped in the same manner as the quota of such state, unless the legislature of such state shall judge that such extra number cannot be safely spared out of the same, in which case they shall raise officer, cloath, arm and equip as many of such extra number as they judge can be safely spared. And the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and equipped, shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled.

 

 

 

  1777 senesinde “iki sınıflı ordusunu” teşkil etdikden 10 sene sonra Coni, ilk Anayasası’nı hazırladı.

  Kendi meclisi (senato)’nin “ordu teşkil etmek” hakkı olduğunu da bu Anayasa ile teslim ve tescil etdi.

  Emek verip bu Anayasa’nın da Türkcesini yazdım!

  Herkes okusun, anlasın,

  Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

 

BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 EYLÜL 1787)

(THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

 

 

Biz, Birleşik Devletler halkı; daha mükemmel bir birlik teşkil etmek, adâleti tesis etmek, dâhilî emniyeti sağlamak, müşterek müdafaayı temin etmek, umumî refâhı artırma; kendimizin ve ahfâdımızın hürriyetin nimetlerinden istifâde edebilmesi için işbu Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını ısdâr ve tesis eyliyoruz.

 

Madde-I

Bölüm 8

(…)

  • Savaş ilan etmek, silâhlı gemi kullanma ve karşılıkta bulunma konularında yetki mektupları vermek ve karada ve sularda ele geçirilenler ile ilgili kuralları koymak.

 

  • Ordular teşkil etmek ve bunları iâşe, ibâte etmek ve donatmak.

 

  • Bir deniz gücü teşkil ve idâme etdirmek.

 

  • Kara ve deniz kuvvetlerinin idâre ve nizâmı için yönetmelikler neşretmek.

 

 

  Bu da İngilizcesi...

 

 

THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

(BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 EYLÜL 1787)

 

 

Preamble (Başlangıç) 

 

We the People of the United States, in Order to form a more perfect Union, establish Justice, insure domestic Tranquility, provide for the common defence, promote the general Welfare, and secure the Blessings of Liberty to ourselves and our Posterity, do ordain and establish this Constitution for the United States of America.

Article I (Article 1 - Legislative)

Section 8

11: To declare War, grant Letters of Marque and Reprisal, and make Rules concerning Captures on Land and Water.

12: To raise and support Armies, but no Appropriation of Money to that Use shall be for a longer term than two years.

13: To provide and maintain a Navy.

14: To make Rules for the Government and Regulation of the Land and Naval Forces.

 

 

 

  1787 Anayasası Madde-I, Bölüm-8 ile “ordu teşkil etme” hakkını ihrâz eden meclis (senato),

  “Başlık-10” (Title-10) altında Coni Silâhlı Kuvvetler Personel Kânûnunu terkip etdi. (US Code Title 10 – Armed Forces, dtd. Aug.10, 1956).

  Ve 1956 senesinden beri bu kânûnun aşağıda gördüğünüz maddelerinin tek kelimesine dahi dokunmadı; 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Chapter – I / Bölüm – I                                                                                                                  Page/Sayfa 18 & 19

 

101. Definitions / Tanımlar;

 

(b) PERSONNEL GENERALLY. — The following definitions relating to military personnel apply in this title:

 

(b) Personel: Bu başlık altında sözü edilen askerî personel için aşağıdaki tanımlar geçerlidir.

 

(1) The term " officer/subay " means a commissioned or warrant officer.

 

(2) The term " commissioned officer/muvazzaf subay " includes a commissioned warrant officer.

 

(3) The term " warrant officer/gedikli subay " means a person who holds a commission or warrant in a warrant officer grade.

 

(4) The term " general officer/general " means an officer of the Army, Air Force, or Marine Corps serving in or having the grade of general, lieutenant general, major general, or brigadier general.

 

(5) The term " flag officer/amiral " means an officer of the Navy or Coast Guard serving in or having the grade of admiral, vice admiral, rear admiral, or rear admiral (lower half).

 

(6) The term " enlisted member/ gönüllü er " means a person in an enlisted grade.

 

(14) The term " medical officer/tabip subayı " means an officer of the Medical Corps of the Army, an officer of the Medical Corps of the Navy, or an officer in the Air Force designated as a medical officer.

 

(15) The term " dental officer/dişci subayı " means an officer of the Dental Corps of the Army, an officer of the Dental Corps of the Navy, or an officer of the Air Force designated as a dental officer. 

 

  

  İşde, gördünüz!

 

  Coni Anayasası’na göre Coni Ordusunda "iki sınıf  asker" var;

 

  • Subay

 

  • Er

 

 

  Yukarıda gördüğünüz Coni Askerî Personel Kânununun resimli izahı da şöyle oluyor; 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

  Ey, Hayyam; Bu sözleri sen, kim için söyledin, Allah aşkına?..

 

  Bir elde kadeh, bir elde Kur’ân

  Bir helâldir işimiz, bir harâm!

  Şu yarım yamalak dünyâda

  Ne tam kâfiriz ne de tam müslümân!

 

 

*  *  *  *  *

 

  Bu da Coni Ordusunun subay ve er mevcudu;

 

Asubay Tefrikası 6_9_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  İşde, görüyorsunuz!

  Ordusundaki “subay ve erlerin” mevcudunu Coni, rütbelerine kadar tek tek vermiş.

  Subay ve er sınıfındaki her rütbenin aldığı maaşı da gene aylık olarak kamuoyuna ilan ediyor.

 

 

  31 Ocak 2019 Perşembe gününe ait yukarıda gördüğünüz Coni asker mevcudunun

   Subay ve er oranları da şöyle;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Yukarıda gördüğünüz bu subay-er oranı,

  İngiliz ve Alman Orduları için de aynı…

  Aşağıda gördüğünüz çizelgede ise Amerikan ordusunda;

  Herbir “subay başına düşen er sayısının” senelere göre "azalış" oranlarını görüyorsunuz.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  

Yukarıdaki çizelgenin bizlere söylediği çarpıcı bilgiler şunlardır.

 

2000 senesinden 2015 senesine kadar geçen 15 sene içinde;

 

  • Amerikan Ordusu, subay başına düşen er oranını % 12 azaltdı.

 

  • Amerikan Kara Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 21 azaltdı.

 

  • Amerikan Deniz Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 15 azaltdı.

 

  • Amerikan Deniz Piyadesi, subay başına düşen er oranını % 9 azaltdı.

 

  • Amerikan Hava Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 2 azaltdı.

 

Yapılan bu işlemlere mefhumu muhalifinden bakınca ortaya şu netice çıkıyor;

 

Amerikan Ordusunda “er başına düşen subay sayısı”, her sene biraz daha artıyor!

 

 

 

  Aşağıdaki çizelgede;

  Subaylarımızın “astsubay” dediği köle asker sayısının son 63 senede içindeki "artış" hızını görüyorsunuz. 

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıdaki çizelgede gördüğünüz üzere;

 

  • 1951 senesinde asubay sayısı, subay sayısının yarısı imiş,

 

  • 2014 senesinde ise asubay sayısı, subay sayısının tam 2 katı olmuş,

 

  • 1951-2014 arasında geçen 63 senede asubay sayısı tam 9 kat artmış!

 

  • Genelkurmay Başkanları Ordumuza 63 senede tam 9 kat asubay doğurtmuş!..

 

 

  1951 senesinden 2014 senesine kadar geçen 63 senede;

 

  •   Subay sayısı sâdece % 100 artmış!..

 

  •   Fakat aynı dönem içinde asubay sayısı % 900 artmış!..

 

  Zannedersin ki Türkiye, Üçüncü Dünyâ Harbine hazırlanıyor...

  Amerikan Ordusunda Er sayısı sürekli olarak azaltılır iken,

  NATO’ya göre Ordumuzun “Er” sınıfına dahil olan “Astsubay” sayısı acap niye sürekli olarak artıyor?

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

  1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK de

  1927 senesinde T.C Ordusunu iki sınıf asker ile teşkil etdi;

 

    1. Mükellef Nefer (Efrad, Er)

 

   2. Muvazzaf zâbit (zâbit vekili (asteğmen) dâhil bütün subaylar)

 

    İşde kânunu.

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

  1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK de

  1933 senesinde T.C Ordusunu iki sınıf asker ile teşkil etdi;

 

    1. Mükellef Nefer (Efrad, Er)

 

   2. Muvazzaf zâbit (zâbit vekili (asteğmen) dâhil bütün subaylar)

 

 

     İşde,

     1933 sene ve 2183 sayılı Askerî Cezâ Kânununa Müzeyyel Kânun’un TBMM zabıtı; 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

REFİK ŞEVKET B. (Manisa) — Efendim, bendenizin maruzatım esasa ait değildir. Çünkü müzakeresinde bulundum. Yalnız bunu müzakere edip çıkardıktan sonra Heyeti Umumiyeden bir karar çıktı. O kararla bunu telif etmek için encümen mazbata muharriri arkadaşımızın ve Müdafaai Milliye vekili arkadaşımızın nazarı dikkatlerini celbederim. Kelime tashihi meselesidir.

 

Birinci madde zâbitleri,

 

İkinci madde zâbitândan maada (başka, IRBIK) aksamı askeriyeyi ihtiva ediyor.

 

Bundan evvel jandarmaların kanununa ait bir tadilname geldi. O tadilname dolayısile Millî Müdafaa encümenimizin ve Dahiliye encümenimizin tetkikatı var, orada askerleri tasnif eder ve bu tasnifte müşterek noktai nazarlar gösteren iki kanundan bahsediliyor. 1111 numaralı kanunla (Madde-1. IRBIK). diğer bir kanun (1632, Madde-3. IRBIK). İkisi de bilhassa şu ifadeyi kullanıyor.

 

«Neferden zâbit vekiline kadar olanlara "efrat" denir.»

 

Binaenaleyh müşirden zâbit vekiline kadar - onlar da dahil - zâbit deniyor.

 

Askerlik teşkilâtı budur.

 

Binaenaleyh "neferin" içinde: Onbaşı, çavuş, küçük zâbit ve gedikli zâbitler dahil

olduğuna göre birinci maddenin ihtiva ettiği kısımdaki bu karar sarahaten göstermiştir ki küçük zâbit

tabirine "nefer de dahildir.

 

"Neferindahil olduğu bir zümreyi, yalnız zâbitâna mahsus olan bir zümre içine koymak;

 

  • Hem kabul ettiğimiz "taksimatı askeriyeye" uymaz,
  • Hem de onların haiz olduğu mevkie muvafık değildir.

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

  1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK de

  1935 senesinde T.C Ordusunu iki sınıf asker ile teşkil etdi;

 

  • Erât (Er)

 

  • Subay (Zâbit)

 

  İşde, kânunu… 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Türkiye Cumhuriyetini teşkil eden Kurucu Reisicumhur Mustafa Kemâl ATATÜRK; 

  1935 senesinde tasdik etdiği yukarıda gördüğünüz 2771 sayılı Kânunun,

   Aşağıda gördüğünüz dördüncü maddesi ile

   

    Cümhuriyet Ordusunu da;

   1. Muvazzaf "subay"

   2. Mükellef "erât" olmak üzere iki sınıf asker ile teşkil etdi.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  İki sınıflı askeri olan T.C Ordusuna ilk darbeyi

  ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 1960 darbeci subayları vurdu!

 

  Götlerinden uydurdukları ve “astsubay” olarak tesmiye etdikleri asker sınıfını da

  Darbeden sâdece sekiz ay sonra “üçüncü asker sınıfı” olarak ordumuzun demirbaşına kayıt etdiler.

  İşde, kânunu ...

 

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  NATO’da Kaç Sınıf Asker Var?

 

  Coni’nin kucağına oturan zamânın siyâsetcisi ve conisever kimi subaylarımızın pışpışlaması ile

  Meclise getirilen aşağıda gördüğünüz 5886 sayılı şu kânun

  Beyni midesine bağlı vekillerin gözünü kapatarak verdiği reyler ile Meclisden bir çırpıda geçirildi.

  Ve böylece Türkiye

  1952 senesinde NATO’nun doğu sınırlarını canı bahâsına bekleyen hasbi cendermesi oldu!

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  5886 sayılı kânunu imzâlamak ile Türkiye,

  İşbu Andlaşmaya taraf olduğunu bütün dünyâya ilân etdi.

  Bu irâdesinin tabii neticesi olarak Türkiye aynı zamânda;

  Türk Ordu teşkilâtını “2 sınıflı asker” üzerine tertip edeceğini de taahhüt etdi.

  NATO üyeliğini kabul etmekle birlikde Türkiye Devleti,

  NATO’da asker sınıflarını tesbit ve tefrik eden STANAG 2116’yı da kabul etdi.

  NATO üyesi ülke ordularının kendi iç hizmetlerine göre tasnif ve teşkil etdikleri elvan çeşit asker sınıfları,

  Bu Andıç ile NATO’da belli kurallarda eşitlenir.

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

  Sen;

  Kendi memleketinde,

  Kendi ordunda,

  Kendi sınıfına ve kendi rütbene ne dersen de!..

  Bu konular ancak senin memleketinde, senin ordunda ve sâdece seni ırgalar!..

  Lâkin,

  Nerede olursa olsun; NATO bayrağı altında içtima eyleyip de tekmil verdiğin dakikada

  Sen, susarsın!

  Coni ve Tomi’nin beygiri osdurur!

 

  

   Neticeten;

 

   1. Man (Er),

   2. Conscript (Celp eri),

   3. Drafted (Celp eri),

   4. Enlisted (Gönüllü er),

   5. Enlisted Man (Gönüllü er),

   6. Enlisted Member (Gönüllü er),

   7. Other Ranks (Öteki rütbeler),

   8. Petty Officer (Erbaş),

   9. Non Commissioned Officer (Erât)

 

 

  Kendi askerî mevzuâtında kullandığı bütün bu tâbirlerden Coni,

  Sizin “Subay” değil fakat “Er” olduğunuzu anlar.

  Bu tâbirlere “Asubay” anlamı yüklemek, câhil olanlara özgüdür.

  Fakat

  Bizim bu düşüncemiz Coni’nin nazârında hiçbir şey ifâde etmez.

  Ve züğürt tesellisinden başka bir işe de yaramaz.

  Çünkü her millet kendini, kendi töresi ve kendi kelime dağarı ile târif eder.

 

  Tabiat kânunudur; Oyunu kim kurarsa, kuralını da o koyar!

 

  NATO dediğimiz uluslararası askerî teşkilâtı tesis eden de,

 

  Bu teşkilâtın kuralını koyan da Coni’dir.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  NATO görevinde iken derecem OR-7 idi. İşde, sağ tarafda gördüğünüz üzere; Türk Asubayı olarak, bayrak töreninde Er Coniler ile birlikde defâlarca bayrakdâr oldum... Kendi bayrağımı taşımak benim için şereflerin en büyüğüdür, o başka!

  Fakat diğer ülkelerin OR-1, OR-2’leri ile birlikde yapdım bu görevi… Coniler için bir tuhaflık yok bu işde. OR-1 ile OR-9 arasında uygulamada hiçbir fark yokdur. Çünkü bu derecelerin hepsi Eratdır. Bana bu görevi veren kişi de aynı karagahda görev yapdığımız Türk Subayımız idi.

  Ben Eski Tüfek; NATO’da yardımcı oyuncuyu oynayan bir “Er” olarak söylüyorum!..

  Coni’nin kurduğu bu NATO oyununda, bizim ordumuza biçilen görev de Coni’nin uygun gördüğü “yardımcı oyuncuyu” oynamakdır. NATO görevine tefrik edilen subaylarımız da bu hakikâti bal gibi bilirler. Fakat esen yele göre ve işlerine nasıl gelirse öyle anlarlar. Bizzat kendim defâlarca şâhid oldum! Ne hazindir ki kimisi yutkunarak, fakat çoğu da “gönüllü” teslim olurlar bu hakikâte!..

  Bugün iç piyasada efelenen kimi subaylarımızın Coni karşısında süt dökmüş kedi gibi, el pençe divân durduğu günleri hatırlıyorum da...

  Bir insan nasıl bu kadar evrim geçirebilir? Hem şaşıyorum hem de gülesim geliyor!..

 

 

*  *  *  *  *

 

  Biz asubaylar kendimizi avutmayalım!

  Coni’de iki sınıf asker vardır; Subay ve Er.

  Hangi ülke olursa olsun "subay olmayan" her askeri Coni, “Er” olarak telâkki eder.

 

  NATO’da rütbelerini tefrik eden Andıç STANAG 2116’ya göre,

  Aslında bizim Genelkurmay Başkanlığımız da kendi Asubaylarını NATO’ya Erat olarak beyân ediyor.

  İşde isbatı.

 

  Erlerimiz, Uzman Erbaşlarımız ve Asubaylarımızın hepsi “Erat” torbasının içinde bir arada...

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Genelkurmay Başkanlığımızın NATO’ya beyân etdiği yukarıda gördüğünüz İngilizce çizelgenin,

  STANAG 2116’ya göre Türkcesi de şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


  İşde, burada gördüğünüz üzere,

  Subay gardeşlerimiz hâricinde kalan “diğer askerlerin” hepsini bu torbanın içine tepmişler!..

  Genelkurmay Başkanları da biz asubayları NATO’ya “Er” olarak pazarlamış!.

  Üsdelik Genelkurmay Başkanlığımız,

  Yukarıda gördüğünüz çizelge torbasına hukûkî dayanak olarak da TSK İç Hizmet Kânununu gösdermiş.

  Peki, TSK İç Hizmet Kânununda böyle bir sınıflandırma var mı, Sayın Başkanım?..

  Ne diyelim, helâl olsun sana vallahi...

  Uydurdukları bu nenni ile de son 65 seneden beridir bizi uyutmuşlar!

  Ya da biz asubaylar uyumuşuz!..

  Bu alavere dalaverede kim, kimi kandırıyor acap?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  Birleşmiş Milletler’de Kaç Sınıf Asker Var?

 

  İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan toplantı neticesinde,

  Üçüncü Cenevre Sözleşmesi olarak bilinen andlaşmayı

  59 ülke temsilcisi ile Türkiye, 12 Ağustos 1949 târihinde imzâladı.

 

  Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  Rana TARHAN isimli dişi hâriciyecimizin 1949 Cenevre Sözleşmesini imzâlaması ile

  Türkiye, işbu Sözleşmeye taraf olduğunu dünyâya ilân etdi.

  Genelkurmay Başkanlığımızın "astsubay" ismini verdiği "uydurukasker sınıfını teşkil etmesinden sâdece 2 sene sonra

  Devletimiz, 12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesini Meclis’de tek celsede görüşdü ve

  6020 sayılı kânun olarak 1953 senesinde onayladı...

  Kabul edildiği günden bugüne kadar tam 63 sene geçmesine rağmen

  Raflarda tozlanan bu kânunun bir tek kelimesine dokunan olmadı...

 

  Bunun anlamı şudur;

 

  Ey "tırnakastsubay meslekdaşlarım,

  Esir kampında düşmân eline "esir" düşdüğünüzde,

  "Etiniz" olan subaylarınızın aynı zamanda "kölesi" de olmaya hazırlanın!..

 

 

  Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Cenevre Sözleşmesi Nedir?

 

   İsviçre'nin Cenevre şehrinde kabul edilmiş dört adet muahededir. Uluslararası hukukta insan hakları üzerine yapılmış ve 1949 yılında imzâlanmış önemli sözleşmelerdendir. Uluslararası olan veya olmayan çatışma durumlarında silâhlı kuvvetler ve insanî yardım kuruluşlarının uyması beklenen kurallar silsilesini tesbit eder. 1859 senesinde yapılan Solferino Muharebesi'nde; harb eden ülkelerin, esir aldığı askerlere yapdığı vahşetden etkilenen Jean Henry Dunant'ın çabaları sonucunda oluşduruldu. Cenevre Sözleşmeleri, silâhlı çatışma hukuku veya harp hukuku olarak da bilinen uluslararası insanî hukukun ilk ve tek kaynağıdır.

 

   İşbu Sözleşmeler ve konuları şu şekildedir:

 

  Birinci Cenevre Sözleşmesi; harp eden silâhlı kuvvetlerin yaralı ve hastaların vaziyetlerinin ıslahına ilişkin sözleşme.

 

   İkinci Cenevre Sözleşmesi; silâhlı kuvvetlerin denizdeki hasta, yaralı ve kazâzedelerinin vaziyetlerinin ıslahına ilişkin sözleşme.

 

 

   Üçüncü Cenevre Sözleşmesiharp esirlerine yapılacak muameleye ilişkin sözleşme.

 

   Dördüncü Cenevre Sözleşmesi; harp zamanında sivillerin korunmasına ilişkin sözleşme.

 

 

 

  Biz, bugün bu makâlemizde, konumuz ile alâkalı olan üçüncü sözleşmeyi tetkik edeceğiz.

  Bu sözleşme ile harp esirlerine yapılacak muamele kuralları tesbit edilmiş.

  İşde, bu kurallardan üçü şöyle diyor;

 

  

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

Madde 44Harp esiri olan subaylara  rütbe ve yaşlarına göre gösterilmesi gereken hürmetle muamele edilecektir.

 

Subay kamplarının hizmetini temin etmek üzere, subaylarla mümasillerinin rütbeleri

gözönünde tutularak buralara aynı silahlı kuvvetlere mensup ve mümkün olduğu nisbette

aynı dili konuşan kâfi sayıda "esir askerler" (other ranks / diğer rütbeler) ifraz olunacaktır;

"bunlar” (orderlies / hizmet eri), başka hiçbir iş görmeye mecbur tutulmayacaklardır.

 

 

Subay yemeklerinin kendileri tarafından idare edilmesî hususunda her türlü kolaylık gösterilecektir.

 

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 44’üncü maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

   Esir kampında düşmân eline “esir” düşdüğünde, sen aynı zamânda

 

   “Silâh arkadaşım” dediğin subaylarının da “hizmet eri” ve kölesi” olacaksın!..  

 

 

 

 

Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

  

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

Madde 60  Esirleri elinde tutan devlet bilumum harp esirlerine aşağıda yazılı meblağların mezkûr devlet parasına tahvili suretiyle tesbit olunacak miktarda aylık bir maaş avansı ödiyecektir:

 

   Sınıf I - Çavuştan aşağı rütbedeki esirler: 8 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf II - Çavuş ve sair erbaş esirler: 12 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf IIIYüzbaşı rütbesine kadar subay esirler: 50 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf IV - Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki esirler: 60 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf V - General rütbesindeki esirler: 75 İsviçre Frangı.

 

 

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 60’ncı maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

   Düşmân “esir”  kampında

 

   Subay sınıfına dâhil olan “6 aylık asteğmen” bile  50 İsviçre Frankı maaş alacak

 

   Fakat


 

   50 senelik “astsubay” bile olsan da sen,  12 İsviçre Frankı maaş alacaksın!.. 

 

  

   

 

Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!.. 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

   

   *  *  *  *  *  

 

  

 

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

 

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

   Madde 97  Harp esirleri, inzibati cezalarını çekmek üzere hiçbir halde ceza müesseselerine (hapishaneler, cezaevleri, sürgün yerleri, ilâh) naklolunamıyacaklardır. İnzibati cezaların infaz olunacakları bilûmum binalar 25 nci maddede yazılı sıhhî  şartlara uygun olacaktır. Cezaya çarpılan harp esirlerine 29 ncu madde mucibince kendilerini temiz tutmak imkânı verilecektir.

 

   Subaylar, gedikliler ve erlerle aynı binalarda mevkuf tutulamıyacaklardır.

 

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 97’nci maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

   Düşmân “esir”  kampında

 

   Senin “etin” olan subaylar, “rahat odalardaviskilerini keyif ile yudumlar iken,

 

 

Subayın “tırnağı” olan sen "astsubayı" ise

 

Erlerimiz ile birlikde balık istifi aynı koğuşlara” kapatacaklar!..

 

  

 

 

 

 Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 *  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   27 Mayıs 1960 Cuma günü beyaz subaylarımız,

   Cumhuriyet târihimizin ilk “ subay darbesini ” yapdı.

   Yapdıkları bu subay darbesinin bir sene sonrasında, tam da sene-i devriyyesinde;

   27 Mayıs 1961 Cumartesi günü bu kez de

   Aşağıda gördüğünüz şu “ darbe Anayasası ”’nı hazırlayıp piyasaya sürdüler.

 

 

1961 ANAYASASI

 

   Kurucu Mecliste Kabul Tarihi : 27/5/1961

   Halkoyuna Sunulmak Üzere Tasarının Resmi Gazete ile İlanı : 31/5/1961

   Kanunun Resmi Gazete ile İlanı : 20/7/1961 / Sayı: 10859

   Kanun No: 334      Kabul Tarihi: 9/7/1961

 

 

   Bu darbe Anayasası’nın aşağıda gördüğünüz 65’inci maddesinde

   27 Mayıs darbesini tertip eden karanlık suratlı subaylarımız bütün dünyâya şu sözü vermiş idi;

 

 

II. TBMM’nin Görev ve Yetkileri

 

   b) Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma

 

   Madde 65- Türkiye Cumhuriyet adına yabancı Devletlerle ve milletlerarası kurullarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

(…)

   Türk Kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasına 1 inci fıkra hükmü uygulanır.

 

   Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

   

   Bunlar hakkında 149 uncu ve 151 inci maddeler gereğince Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

 

 

 

  *  *  *  *  *

 

   Tıpkı 16 Temmuz 2019 senesinin mübarek Cuma gününde yapdıkları gibi

   Kahraman Türk Ordusu maskesinin arkasına saklanan darbeci subaylar

   1960 senesi 27 Mayısının gene mübarek bir Cuma gününde bütün memleketde idâreyi ele aldılar.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

1961 TÜRKEŞ 6de36


 28 Mayıs 1960 Cumartesi günü sabah saat 04;30’da

 O dâvudî sesi ile darbe beyannâmesini radyoda okuyan

Darbeci Kara Piyâde Kurmay Albay Alpaslan TÜRKEŞ de

Şu sözü vermiş idi;

 

Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerine tamamıyla riayettir.

 

 

 

    Fakat;

   Dünyâ ve Türk milletinin gözünün içine bakarak verdiği sözü TBMM’de yalayan darbeci subaylarımız;

   Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerineriayet ” etmedi.

 

 

 

   Kendilerinin hazırlayıp meriyyete koyduğu “ 6 sınıflı asker teşkilâtını ” esâs alan 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu ile darbeci subaylar;

 

  • 1952 senesinde 5886 sayılı kânun ile Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin kabul edip meriyyete koyduğu ve “1951 Kuzey Atlantik Andlaşması (NATO)”’na merbut olarak “ 2 sınıflı ” asker teşkilâtı ihdâs eden STANAG 2116’yı

        Ve

  • 1953 senesinde 6020 sayılı kânun ile gene Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin kabul edip meriyyete koyduğu ve “ 2 sınıflı ” asker teşkilâtı ihdâs eden “1949 Cenevre Sözleşmesi”ni çöpe atdılar.

 

    Ve dahi

  • Kendilerinin hazırladığı 1961 Anayasası’nın 65’inci maddesini de gene bu darbeci subaylar posdallarının altında çiğnediler.

 

 


  *  *  *  *  *

 

   Darbeci subayların yapdığı

   Ve dahi

   Bir “darbe kânunu” olan 211 sayılı  TSK İç Hizmet Kânunu’nun

   Aşağıda gördüğünüz 111’nci maddesine göre

   Harb esirlerine yapılacak muamele konusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti,

   1953 senesinde Meclisden tek celsede geçirip meriyyete koyduğu ve

   6020 sayılı kânun ile kabul etdiği 1949 Cenevre Sözleşmesi harb hukukunu tatbik edeceğini taahhüt etdi.

 

 

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)

 

             Kanun Numarası                 : 926

             Kabul Tarihi                          : 27/7/1967

             Yayımlandığı R. Gazete   : Tarih  : 10/8/1967   Sayı : 12670

             Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5   Cilt : 6   Sayfa : 2352

 

   R) HARB ESİRLERİ VE MÜLTECİLER

   

   Madde 111 – Harb esirleri hakkında 6020 ve mülteciler hakkında da 4104 sayılı kanun hükümleri tatbik olunur. 

 

 

 

  *  *  *  *  *

 

   TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin aşağıda gördüğünüz 123’üncü maddesinde

   Harb hukukuna göre esir düşmüş “ asubaylar ” yok sayıldı.

   Subay yok ise şâyet, ordumuzun diğer askerlerin esir olmasının

   Genelkurmay Başkanlığımız nezdinde demek k, hiçbir kıymet-i harbiyesi yok!..

 

 

 

Resmî Gazete Târihi: 06.09.1961 Resmî Gazete Sayısı: 10899

 

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İÇ HİZMET YÖNETMELİĞİ

 

   7 - Esirlere karşı ve esirlikte hareket tarzı

   Madde 123 - Herhangi bir garnizonda muhtelif parçalara ayrılmış esir subaylardan her parçadaki en rütbeli veya kıdemli subay esir garnizonları kumandanlığı tarafından grup kıdemlisi tâyin edilmiş olmasa dahi esaretten dönüşte Millî Savunma Bakanlığına takdim edilmek üzere kendi grubundaki subaylar hakkında not tutmağa mecburdur. Bu notlar üzerine kabahat ve suçları anlaşılanlar hakkında kanuni muamele yapılır.

 

 

 

  *  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   27 Mayıs darbeci subaylarımızın tertip edip,

   1967 senesinde meriyyete koyduğu bir “ darbe kânunu ” olan

   926 sayılı TSK Personel Kânunu ile ordumuzdaki “ rütbe ” kavramı târif edildi.

   İşbu kânunun aşağıda gördüğünüz üçüncü maddesi ile

   Ordumuzda sâdece subay ve asubayların rütbesi olduğuna hükmedildi.

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu ile 1961 senesinde  4 çeşit rütbe  ihdâs edilmiş iken

   Aşağıdaki Personel Kânunu ile 1967 senesinde   2 çeşit rütbe  ihdâs edildiğini kimsecikler fark etmedi...

 

 

 

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)

 

             Kanun Numarası                 : 926

             Kabul Tarihi                          : 27/7/1967

             Yayımlandığı R. Gazete   : Tarih  : 10/8/1967   Sayı : 12670

             Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5   Cilt : 6   Sayfa : 2352

 

                                                                  III – Tarifler:

            

  Madde 3 – Bu kanunda yer alan bazı kavramların anlamları aşağıda gösterilmiştir:

 

  a) Rütbe: Subayların ve astsubayların ilk subaylığa veya astsubaylığa başlamada ve bekleme süreleri sonunda bu kanun gereğince kazandıkları askeri unvanlardır.

 

 

   Şimdi!

   Muhterem vatandaşlarım ve kıymetli Asubay Meslekdaşlarım;

   İşbu makâlemizin burasında bir çay molası verelim ve bir soluk alalım hele!..

   Zere bu satırlardan sonra duyacağınız hakikât, insanı beyin dumuruna uğratacak cinsden...

   1949 Cenevre Sözleşmesine göre subayların târifi gâyet olarak yapılmış.

   Bu sözleşmenin İngilizce metinindeki “ officer ” kelimesi de Türkceye hep “ subay ” olarak tercüme edilmiş.

 

   Fakat

   Aynı Cenevre Sözleşmesinin İngilizce metinindeki “ other ranks ” kavramını TSK Personel Kânununa uyarlar isek şâyet

   “ Diğer rütbeler ” kavramı içinde sâdece “ Asubay ” denen askerlerin olduğunu görüyoruz.

   Bugüne kadar kimselerin farketdirmediği

   Ve dahi

   Kimselerin de farkedemediği bu filfilli “ bit yeniğini ” ilk duyan ve dahi ilk bilenler siz oluyorsunuz, haberiniz olsun!

   Makâlemizin başında Asubayların hizmet eri olduğunu fâş eylemiş idik.

   İşde, burada öğrendiğiniz bu bilgi, az sonra bizleri,

   Asubayların “ hizmet eri ” olduğu gerçeğine götürecek...

 

  *  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

  

 

   Bizim oğlanların elebaşısı Zottirik Kenan’ın subay darbesini icrâ eylemesinden 2 sene sonra

   Vatandaşlarımızın büyük teveccühüne mazhar olan(!) 1982 Anayasası, hükümünü ele aldı.

 

 

 

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)

 

             Kanun Numarası                 : 926

             Kabul Tarihi                          : 27/7/1967

             Yayımlandığı R. Gazete   : Tarih  : 10/8/1967   Sayı : 12670

             Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5   Cilt : 6   Sayfa : 2352

                                                                  III – Tarifler:

            

    Madde 3 – Bu kanunda yer alan bazı kavramların anlamları aşağıda gösterilmiştir:

  a) Rütbe: Subayların ve astsubayların ilk subaylığa veya astsubaylığa başlamada ve bekleme süreleri sonunda bu kanun gereğince kazandıkları askeri unvanlardır.

 

 

   Bakınız, yeni Anayasamızın yukarıda gördüğünüz 90’ıncı maddesi ne diyor;

   “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

   “Kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

 

     Bu hükümden, şu neticeye kolayca varabiliriz;

  •     1949 Cenevre Sözleşmesi, kânun hükmündedir.

  •     1952 Kuzey Atlantik Andlaşması, kânun hükmündedir.

 

  •     Hattâ milletlerarası bu iki andlaşma, kendi kânunlarımızın bile üstündedir. Millî Savunma Bakanlığı’nın cüpbeli cingöz hâkim subayları ve Genelkurmay Başkanlığının kurnaz kurmay subayları bu gerçekleri göremiyor mu?


 

  • Yukarıdaki neticeler doğru mu? Doğru...

  • Türkiye, bu  andlaşma hükümlerine göre kendi hukukunu tanzim edeceğini bütün dünyâya taahhüt etdi mi? Etdi.

  • Uluslararası andlaşmalara riayet etmek bir devletin nâmusu mudur? Evet, nâmusudur?

  • Peki öyleyse, yukarıda mezkûr her iki andlaşma hükümlerine göre Türkiye’nin kendi ordusunu subay ve er olmak üzere 2 sınıf asker üzerine teşkil etmesi gerekir mi? Evet, gerekir...

 

     Mâdem uluslararası andlaşmalar bunları emrediyor da

    1961 senesinde kabul edilen edilen TSK İç Hizmet Kânunu’nda niye 6 sınıf asker var?

 

 

 

 

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İÇ HİZMET KANUNU (1)

 

          Kanun Numarası               : 211

          Kabul Tarihi                      : 4/1/1961

          Yayımlandığı R.Gazete     : Tarih : 10/1/1961   Sayı : 10703

          Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 4   Cilt : 1   Sayfa : 1008

 

    Madde 3 – Askerler ve rütbeler:

 

      a) Askerler:

 

     1. Er

     2. Erbaş

     3. Astsubay

     4. Askeri öğrenci

     5. Askeri memu

     6. Subay

 

 

 

   Şimdi burada ortaya çıkan netice şudur;

   Ordumuzda 1961 senesinde teşkil edilen 6 çeşit asker sınıfı konusunda

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu;

  • 1949 Cenevre Sözleşmesine

   Ve dahi

  • 1952 Kuzey Atlantik Andlaşmasına aykırıdır,

  • Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı bu andlaşmaları ihlâl ediyor,

  • Anayasa’nın 90’ıncı maddesini alenen ihlâl ediyor.

 

   1982 Anayasası’nın 90’ıncı maddesini alenen ihlâl etdiği gerekçesiyle

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânununun iptâlini talep edecek kadar

   Astsubayların ve TEMAD’ın aklı ve cesâreti var mıdır?

 

 

   Bu makâlemizin yukarı satırlarındaki bu akıl çelen hakikâtleri öğrendikden sonra;

 

  • Genelkurmay Başkanlarının, Millî Savunma Bakanlarını

 

  • Millî Savunma Bakanlarının, Başbakanları

 

  • Başbakanların da Türkiye Büyük Millet Meclisini,

  

  • Türkiye Büyük Millet Meclisinin de T.C Anayasası’nı aldatdığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

   T.C. Devletini temsil eden bu yasama ve yürütme kurumlarının hepsinin de birlik olup

 

  “ Astsubay ” dedikleri sen “ köle ” askeri 1961 senesinden beri aldatdığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen " köle astsubaya " yapıldığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

  *  *  *  *  *  

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

  

Kendisi alenen söylemese de meğerse

Bugünün Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR, Ermenistan konusunda "Târih Doktoru" imiş!..

Boğaziçi Ünüversitesine 2005 senesinde verdiği “Ermenistan’a Harbord Askerî Görevi; Bir Amerikan Hakikâtleri Tetkik Heyetinin Hikayesi ve Türk-Amerikan Münasebetlerine Tesiri” isimli “yama” doktora tezinde

Bakınız, Hulusi AKAR ne demiş;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıdaki kırmızı çerçeveler içinde gördüğünüz İngilizce kelimelerin anlamı da şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

 

İngilizce bilmeyen “astsubay” meslekdaşlarımıza bugün bir iyilik yapalım

Ve dahi

Yukarıdaki tezinde Hulusi AKAR’ın söz etdiği İngilizce “enlisted” kelimesinin Türkcesini

Genelkurmay Başkanımızdan öğrenelim.

 

 

2008 senesinde neşretdiği Türkce – İngilizce Müşterek Askerî Terimler Sözlüğünde

Genelkurmay Başkanımız,

Ordumuzda kullandığımız “Er” kelimesini İngilizceye şöyle tercüme etdi;

 

Er Enlisted man (EM)

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Dünün Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı,

  Bugünün de Millî Savunma Bakanı olan Hulusi AKAR hemen, şimdi aynaya baksın!

  Ve şu biricik suâlime cevâp versin;

 

  NATO’nun en büyük ortağı olan Amerikan Ordusunda 2 sınıf asker var da

 

  NATO’nun en büyük ikinci ortağı olan Türk Ordusunda niye 8 sınıf asker var?

 

 

 

*  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

  Bir var idi,

  15 Temmuz 2016 Cuma gününün hemen ferdâsında

  Birden bire yok oldu!..

 

  Bir zamanlar, Genelkurmay Başkanlığında bir “astsubay” kadrosu var idi!

  Bu kadroya tayin edilen “astsubaya” da

  Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet İlker BAŞBUĞ “Genelkurmay Başkanı Astsubayı” unvânını vermiş idi.

 

  15 Temmuz’u ganimete çevirmesini bilen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR, 2016 senesinde bu kadroyu feshetdi.

 

  İşde,

  Genelkurmay Başkanlığı karargâhında “Genelkurmay Başkanı Astsubayı” kadrosu mevcut iken,

  Bu kadroda meslekdaşımız Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun AĞPAK oturuyor idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

  Saatli Maarif takvimi 03 Nisan 2013 târihini gösderdiği Çarşamba gününde

  Genelkurmay Başkanlığımız, karargaha yabancı bir askeri dâvet etdi.

  Türk kamuoyundan gizlenen bu dâvetin misafiri olan asker,

  ABD Deniz Kuvvetlerinden Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr. idi.

 

  Almanya/Stuttgart’da konuşlu ABD Avrupa Komutanlığı EUCOM’un

  “Kıdemli Er”’i olan Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr. ;

 

  • Evvela Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL’in kahvesini içdi,

 

  • Akabinde “meslekdaşı” “Genelkurmay Başkanı AstsubayıAstsubay Kıdemli Başçavuş Harun AĞPAK’ı ziyâret etdi,

 

  • Nihayetinde de “Astsubay Üst Karargah Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiğimiz ucube mektebe gitdi.

 

  ABD Hava Kuvvetlerinden Binbaşı Elizabeth APTEKAR,

  EUCOM Kıdemli Er”’i Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr.’ın bu ziyâretini,

  ABD Avrupa Komutanlığına ait EUCOM isimli örütbağda 08 Nisan 2013 Pazartesi günü haber yapdı.

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Hava Binbaşı Elizabeth APTEKAR’ın 03 Nisan 2013 târihli başka bir haberinde

   EUCOMKıdemli Er”’i Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr.,

 

   Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL’in;

 

 

  • Astsubay Üst Karargah Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiği mektebe “akademi” dedi,

 

 

  • Genelkurmay Başkanı Astsubayı” dediği Astsubay Harun AĞPAK’a da “kıdemli er” dedi. 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Amerikalı “kıdemli erRoy memleketimize misafir olarak geldi.

  Akabinde

  Genelkurmay Başkanı Astsubayına ve AÜKHE’deki astsubaylarımıza “er” dedi ve gitdi!..

 

  “Genelkurmay Başkanı AstsubayıAstsubay Kıdemli Başçavuş Harun AĞPAK

  Ve dahi

  AÜKHE’ne iştirak eden astsubaylarımız,

  Kendilerine “er” diyen Amerikalı “kıdemli er” Roy’a itiraz edip de

 

  Hey, Roy! Ayıp ediyorsun! Biz, “astsubayız”, sen bize “er” diyemezsin dediler mi?

 

  Ya da

 

  AÜKHE’ne iştirak eden 100 astsubaydan birisi dahi olsa

 

  Kendilerinin aslında NATO’da “er” olduğunun farkında mı acap?.. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

  Amerikan, İngiliz, Alman ve Türk Orduları arasında,

  Yüksek okul seviyesinde “astsubay” denilen uyduruk bir asker sınıfına sahip tek ülke, Türkiyedir.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  1974 senesinden beri 45 senedir dilimize doladığımız “astsubay” meselesini anlamak için biz asubaylar,

  Bu biricik suâlin cevâbını verebilecek miyiz?

 

  Aşağıdaki çizelgede

  Son bir kaç senelik rakamlara göre

  NATO üyesi Amerikan, Alman ve İngiliz Ordularının asker sayısı hakkında çarpıcı bilgiler var.

 

  Bu bilgilerin hepsini bir arada ilk defâ sizler görüyorsunuz;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Hemen aşağıdaki çizelgede, bizim ordumuzun 2016 senesine ait mevcut çizelgesi var.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  İşde, görüyorsunuz!

  Coni, kendi subay ve er sayısını rütbelerine kadar ayrı olarak beyan ediyor.

  Fakat bizim ordumuzun mevcud çizelgesine bakdığınızda

  8 çeşit asker sınıfının sayısının toptan olarak yazıldığını görürsünüz.

  Bizim her boku bilen subaylarımız,

  “Mevcut” konusunda da toptancı ve tepeden inmeci kokuşmuş bir subay zihniyeti ile davranmışlar.

 

  Böyle davranıyorlar,

 

  Çünkü subay mevcudunu rütbelere göre tek tek yazsalar,

  Karagâhlarda ellerinde göt gözdiren palamut albayların sayısı ortaya çıkacak!

 

 

  Böyle davranıyorlar,

  Çünkü İngiliz, Amerikan ve Alman Ordularında bir tek albayın yapdığı işi,

 

  Bizim Türk Ordusunda tam 4 albay yapıyor!..

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

 

*  *  *  *  *

 

  Yukarıdaki 8 çeşit asker sınıfının resimli görüntüsünde ise

  Şöyle rezâlet bir manzara çıkyor ortaya!

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Subayımız ölmesin diye teşkil edilen bu 6 kademeli "tırnakdan" koruma duvarının

  Resimli görüntüsü de şöyle oluyor!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Yukarıdaki mevcudu grafiğe dökdüğümüzde ise

  T.C. Ordusunun asker sınıflarının birbirlerine göre yüzdelik dağılım oranı da şöyle oluyor…

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Makâlemizin yukarıdaki sayfalarında gördüğünüz üzere

Amerika, kendi ordusunu 1777 senesinde 2 sınıf asker üzerine teşkil etdi;

 

1. Er

 

2. Subay

 

Amerika’nın teşkil etdiği NATO’ya

Türkiye, kendi ordusunu Amerikan ordusu gibi teşkil etmek için üye oldu.

 

Fakat "astlarının emeği semiren" bizim sömürgen subaylarımız

NATO’ya göre 2 sınıf asker üzerine teşkil etmeleri gereken Türk Ordusunu

İşde, yukarıda gördüğünüz gibi tam 8 sınıf asker üzerine teşkil etdiler!..

 

 

*  *  *  *  *

 

  Subaylarımız filfilli yalanlar ile sokakdaki vatandaşlarımızı kandırıyor da!..

  Fakat biz asubaylar pekâlâ biliyoruz ki

  NATO’ya üye olduğumuz 1952 senesinde beri,

  Ordumuzun kullandığı tank, top, silah, uçak ve gemileri, biz Türkler yapmıyoruz!

  Coni, Tomi ve Hans yapıyor!

  Şu fakir milletin ekmeğinden, aşından kesdiğimiz vergiler ile de biz,

  Coni’den, Tomi’den ve Hans’dan satın alıyoruz hepsini.

  Bunun neticesi olarak da Coni’den satın aldığımız tank, top, silah, uçak ve gemileri,

  Coni kendi ordusunda kaç asker ile işletiyor ise

  Bizim ordumuzda biz de o kadar asker ile işletiyoruz.

  Bu sebepden dolayı orası Amerika, burası Türkiye demenin bir önemi yok!..

  Ordumuzdaki esas filim- fırıldağı bizim beyaz subaylarımız, subay sayısı konusunda çeviriyor!..

  Amerikan, Alman ve İngiliz Ordularında 18 subayın yapdığı işi,

  Bizim ordumuzda sâdece 8 subay yapıyor.

  Ordumuzda vaziyet gerçekden böyle midir?

  Yoksa 2 Türk subayı 1 Amerikan subayına mı bedeldir?..

  Bizim subaylarımız, Amerikan, Alman ve İngiliz subaylarından iki misli daha fazla mı çalışıyor acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

  Kıymetli okuyanlar, muhterem asubay meslekdaşlarım!

  Bugün burada soracağımız suâlin cevâbı,

  Aşağıda gördüğünüz şu grafiğin içinde gizli!

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Şimdi de,

  Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm, dokuzcu kısımının biricik suâlini soralım; 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  İşde hendek, işde deve!..

 

  Buyurun! Söz, sizde!..

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 


 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sahil Güvenlik Komutanlık BrövesiAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-7

 

 

 

   Ey muhtrem vatandaşlarım,

   Ey kıymetli meslekdaşlarım; İşitin bu sözlerimi!...

   Çünkü daha evvel hiçbir yerde duymadınız, görmediniz, okumadınız!

   Bugüne kadar da hiç kimse bilemedi ya da söyleyemedi bu hakikâti…

 Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   600 küsûr sene hüküm süren saltanât döneminde;

   Osmanlı devletinin avam (reaya) sınıfı, padişahlarımızın kulu, kölesi idi.

   Kendisinin “Zillullah-ı fi’l-arz” olduğuna inanan padişahımız “urun kellesini!” dedikde;

   Kelime-i şahâdet bile getiremeden o zavallı kulun kellesi hemen oracıkda urulur idi!..

 

   Cumhuriyet idâresi başladıktan sonra Türk Milleti;

   ATATÜRK sâyesinde padişahın kulu-kölesi olmakdan kurtuldu.

 

   Hâkimiyet, bilâ kayd ü şart milletin oldu!

   Millet; kendi akıbetine, kendi istikbâline sâhip çıkdı.

   Hür bir fert ve müstakil bir yurtdaş olarak

   T.C devletinin bütün haklarından eşit olarak istifâde etmeye başladı.

 

   Fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür hâkim ve savcıları olan Cumhuriyet mahkemelerinde

   Kendini müdafaa etmek hakkını elde etdi.

 

   En düşük dereceden devlet hizmetine giren bir vatandaş,

   Anayasamızdan neşet eden “kendini geliştirme hakkını” kullandı.

 

   Devletin  işcisi ve memuru olarak hem görevine devâm etdiler

   Hem de aynı zamânda yüksek tahsil yapdılar.

   Örnek mi?

   Devletde memur olarak çalışmaya başlayan

   Abdüllatif ŞENER ve Bekir BOZDAĞ bunlardan sâdece ikisi.

   Devletde maaşlı imamlık yapar iken birincisi siyâset, ikinci hukuk okudu.

 

   Bekci ise şâyet okudu ve polis olabildi.

   Hemşire ise şâyet okudu ve doktor olabildi.

   İmam ise şâyet okudu ve avukat oldu. Kaymakam, vâli olabildi.

   Amele ise şâyet okudu ve mühendis olabildi.

 

   Bunları yaparken de kimseden himmet, merhamet dilenmedi.

 

   Çevrenizdeki konu komşuya bakarsanız buna benzer örnekleri sizler de görebilirsiniz.

 

   Fakat

   İnanması pek zor olsa da Cumhuriyet idâresine geçiş,

   “Astsubay” denilen askerler üzerinde tam aksi yönde tesirler yapdı.

 

   Osmanlı Ordusundaki haklarını “astsubaylar”,

   Cumhuriyet döneminde bir bir kaybetmeye başladılar.

 

   İşde,

   Şimdi okuyacağınız Asubay Tefrikası’nın 6'ncı bölüm 7’nci kısımını teşkil eden bu makâlemizde inşallah

 

   “Astsubay” denilen askerlerin ATATÜRK sonrası Cumhuriyetinde gasp edilen bir hakkından söz edeceğiz…

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 2

   2016 senesine kadar

   Ordumuzu sevk ve idâre eden Genelkurmay Başkanlığımızın

   Bugün “astsubay” dediği askerleri;

   Deniz Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını burada belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6 3

   Hava Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını

   Burada belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6 4

   Kara Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını da

   Burada gene belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

   “Subaylığa nakil edilmek şartı” ile

   1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES’in

   5802 sayılı kânun ile teşkil etdiği “astsubay” dedikleri askerlerin

   “Sicilen subaylığa terfi” edilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlarımızın; 

Asubay Tefrikası 6 5

  • Hem Başbakan Adnan MENDERES’i,
  • Hem TBMM’yi,
  • Hem de “astsubay” dedikleri askerleri nasıl kandırdığını belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  *  

 

   27 Mayıs’ın karanlık suratlı darbeci subaylarınınAsubay Tefrikası 6 6

   1967 senesinde tertip etdiği 926 sayılı kânun ile

   Astsubayların “tahsilen subaylığa terfi” hakkını

   TBMM’de nasıl da hâince gasp etdiğini belgeleri ile isbat etdik!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm yedinci kısımını terkip edecek bu makâlemizde gene

   “Astsubay” ismi verilen köle askerlere atılan başka bir kazığı daha teşhir edeceğiz evvel Allah…

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   Bu makâleyi ben 2018 Kasım ayında yazmaya başladım.

   Fakat 2019 senesinin ilk ayı olan Ocak’da tamamlayabildim.

   1076 sayılı kânun makâlemizin bu kısımının konusu.

   ATATÜRK’ün 92 sene evvel yapdığı bu kânunun 2019 senesindeki son durumunu görüyorsunuz aşağıda.

   Temiz bir kâlp ve iyi niyet ile bakdığımda; gözlerini dünyâya yeni açmış bebek mâsumiyetine bürünmüş bir kânun gördüm karşımda.

   Fakat

   Subay var ise şâyet mutlaka bir çapanoğlu vardır içinde dedim kendi kendime.

   Çünkü bugüne kadar bu kâide hiç değişmedi!..

   Bilim aklı, sağlam bir vicdân ve hür bir irâde ile tetebbu edince de gördüm ki

   Hakikâten şeytânî bir hile gizlenmiş bu kânunun içine…

   İşde; sûreti, bebek mâsumiyeti ile bize bakan bu kânunun 2019 Ocak ayındaki tâze ekran görüntüsü!

   Bu mâsum sûretin arkasında gizli olan şeytânî suratı da makâlemizin aşağıdaki bölümlerinde göreceksiniz.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   1927 seneli bu kânundaki “gedikli küçük zâbit” denilen askerlerin

   2019 senesinde “astsubay” dediğimiz asker kişiler olduğunu hatırlatalım.

   Yeni adı ile 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kânununun

   Yukarıdaki çerçeve içindeki ikinci maddesinin sarı boyalı kısımlarını okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Kânunun bu hükmü, içinde yaşadığımız 2019 senesinde de aynı şekilde yürürlükde!..

   Fakat

   Uygulamaya bakdığımızda gedikli küçük zâbitlerin;

 

  • Yedek subay (ihtiyât zâbiti)

 Ve dahi

  • Yedek askerî memur yapılmadığını görüyoruz, biliyoruz.

 

   O vakit burada durmak ve şu suâli sormak geliyor aklımıza;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu suâllerin cevaplarını bulmak için

   Kandırmacalar foliminin 1909-1910 senelerine ait makarayı oynatmamız gerekecek.

   Senelerin, şâhısların ve kânunların şâhidliğinde bir folim bekliyor bizi bugün, evvel Allah.

   Haydi, Eski Tüfek! Bu kadar tıraş, Zemheri ayında cilde zarar…

   Oynat bakalım şu folimi!...

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

   Sene, 1910… Tıpkı 15 Temmuzcuların yapdığı gibi;

 

   31 Mart Vak’asını bahâne eden zâbitân, siyâset ve münevver gürûhu

   Osmanlı Devletini evvelâ yıkdılar!

   Sonra da Meclis-i Mebusân’ı, Meclis-i Ȃyan’ı, askerini ve devletin tekmil teşkilâtını ele geçirdiler.

   Bu darbeciler;

   Kukla olarak oynatacaklarını iyi bildikleri Sultan Mehmed Reşad’ı da padişah tahtına oturtdular.

   Saltanât başı ve başkomutanımız Sultan Mehmed Reşad idi.

   31 Mart darbecibaşı Müşir Mahmut Şevket Paşa;

   Meclisleri ilga edip kapılarına kilit vurmuş

 

   Ve dahi

   Tertip etdiği bir nizamnâme ile Berrî (Kara) Küçük Zâbitliği (Asubaylığı) 1909 senesinde cebren ve hile ile ihdâs etmiş idi.

   Kara ordumuzda ilk kez “küçük zâbit” yetiştirmek üzere teşkil etdiği Dersaadet Küçük Zâbit Mektebi;

   İlk mezun 173 "kıdemli küçük zâbiti" "kıdemli çavuş" rütbesi ile 1911 senesinde vermiş idi.

 

   Bir başka ifâde ile;

   1909 senesine kadar Berrî (Kara) ordumuzda “küçük zâbit” denilen köle askerler henüz mevcut değil idi.

   Çünkü

   Osmanlı padişahları, ordumuzda böyle “ortada sandık” bir asker sınıfını asla isdemiyorlar idi.

 

*  *  *  *  *

 

   1910 senesinde Osmanlı Devletinde iki kademeli bir meclis var idi;

 

1. Meclis-i Mebusân

 

2. Meclis-i Ȃyan

 

   Bizim padişahlarımız girişdiği harblerde muvaffak olmak için saray müneccimlerinden medet umar iken

   Avrupa devletleri akıllı bilim adamları ve zâbitânı sâyesinde sanayi devrimini çokdan başlatmış

   Ve dahi

   Dünyâyı sömürmek için ölümüne bir yarışa başlamışlar idi.

   Bu yarış öyle acımasız bir hızla artarak devâm etdi ki.

   Aklı başında devlet adamları ve subaylar eşi benzeri görülmemiş bir harbin mukadder olduğunu görebildiler.

 

   Bizim “mektebli” zâbitân heyetimiz ise;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Evvelâ 1908 İkinci Meşrutiyet İhtilâli,

  • Akabinde 1909 31 Mart Vak’ası,

  • Ahiren de 1913 Bab-ı Ȃli baskınından sonra “hasta adam” Osmanlı Devletini yıkdılar.

 

   Osmanlı Ordusunda tam anlamı ile bir cadı avı başladı.

   Zâten 31 Mart Vak’asından hemen sonra orduda müthiş bir tasfiye başlamış idi.

   Darbeciler, kendilerine karşı duran “mektebli” ve “kalın kafalı” dediği “alaylı” zâbitân heyetinin handiyse nıfsını ordudan tard etdiler.

   Geri kalan yarısının da rütbelerini tenzil etdiler.

   Tükenmiş Osmanlı Devletinin ölüsünü ele geçiren darbeci Mahmut Şevket Paşa ve dışarıdan beslemeli-feslemeli siyâsetciler,

   Başlamak üzere olan büyük harbe orduyu hazırlamak için peşpeşe kânunlar tertip etdiler.

   Ve bu kânunlar ile ordumuzda daha evvel mevcut olmayan iki yeni asker sınıfı teşkil etdiler;

 

    1. Küçük zâbitlik

 

    2. İhtiyât zâbitliği

 

   İşde bugün biz burada ihtiyât zâbitliği kânununa kalem batıracağız inşallah.

 

*  *  *  *  *

 

   Sözde 31 Mart Vak’asının efsane(!) komutanı Müşir Mahmut Şevket (KETHÜDAZȂDE) Paşa,

   Bu isyanı basdırmada gösderdiği kahramanlıkdan(!) dolayı hemen Harbiye Nâzırlığına terfi etdi.

 

 

   Orduyu Osmaniyi zapdu rapt altına alan Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa;

   “Küçük zâbit” ismini verdiği asker sınıfını Berrî (Kara) Ordumuzda ilk defâ olmak üzere 1909 senesinde teşkil etdi.

   09 Ekim 1909 târihli Dersaadet Küçük Zâbit Mektebi Nizamnâmesi Madde- 47’de şu hüküm var idi;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1909 senesinde küçük zâbitliği” icâd etmesinden aylar sonra Mahmut Şevket Paşa bu kez de

   1910 senesinde Avrupa’dan aşırma yeni bir “zâbit” sınıfı teşkil etdi.

   İhtiyât zâbitliği ismini verdiği bu yeni zâbit sınıfının meclislerde kabul edilen sekizinci maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1910 seneli İhtiyât Zâbitânı Kânununun,

   Yukarıdaki çerçeve içinde gördüğünüz sekizinci maddesini okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İhtiyât Zâbitânı Kânununun yukarıdaki çerçeve içindeki dokuzuncu maddesini okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Aşağıda gördüğünüz sarı çerçeve içindeki kânun maddesinde gizli olan çok önemli iki husus var;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

    Birinci husus şudur;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İkinci husus da şudur;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu bilgiyi ilk defâ burada sizler duydunuz.

   Bir de bugün kimler ve nasıl yedek subay (ihtiyât zâbiti) oluyor, ona bakın hele!

   Bırak gâzi olanı, hele şehid olanı!..

   1927 senesinden beri askerliğini “er” olarak yapmış bir tek Genelkurmay Başkanı mahdumu var mıdır acap?

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Osmanlı Berrî (Kara) Ordusunun “küçük zâbit” ismi verilen askerleri 10 sene başarılı hizmetlerinden sonra

   1910 seneli İhtiyât Zâbitânı Kânununa göre ihtiyât mülâzim sâni (asteğmen) oluyorlar idi.

   Bu uygulama, Osmanlı Devletinin teslim olduğu 1918 senesine kadar devâm etdi.

   Evvelâ teslim olan sonra da yıkılan Osmanı Devleti’nin mirâsı üzerine Cumhuriyeti kurduk ve ilân etdik.

   600 küsûr seneden beri padişahın kölesi olan reaya, Cumhuriyet ile birlikde fikri hür, vicdânı hür ve irfanı hür birer yurtdaş oldu.

   ATATÜRK gibi nâmuslu, âdil, basiretli, haksever ve halksever bir devlet adamının kılavuzluğunda medeniyete yürüyen millet;

   Eğitim, sağlık ve adâlet gibi temel vatandaşlık haklarından eşit olarak faydalanmaya başladı.

   İnsan haklarındaki bu tekâmül ve inkişâfdan T.C Ordusunun askerleri de nasiblerini aldılar.

   1927 senesinde TBMM,

   1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnunu meriyyete koydu.

   Aşağıda, bu kânunun birinci ve dördüncü maddelerini görüyorsunuz.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1076 sayılı kânunun yukarıda gördüğünüz birinci maddesini izah etmeye zannederim ki hâcet yok!

   Dördüncü maddesinin özeti de şöyle oluyor;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Her şey yerli yerinde… Kânunun muhtevasına bakdığımızda;

   1910 seneli kânuna göre gedikli küçük zâbitlerin  ihtiyât zâbitliğine  terfi etmesinin daha kolay hâle getirildiğini görüyoruz.

   Bu kânundan neşet eden hakkını kullanan gedikli küçük zâbitlerin, ihtiyât mülâzımlığına terfi edildiğine dâir belgeleri

   Makâlemizin ilerleyen bölümlerinde fâş eyleyeceğiz.

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   Kurucu Reisicumhurumuz ATATÜRK,

   1927 senesinde başka bir kânun daha meriyyete koydu.

   Mükellef askerlik hizmetini tanzim eden bu kânunun ismi

   Askerlik Mükellefiyeti Kânunu idi.

   Bu kânunun birinci maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   5802 sayılı Astsubay Kânununa göre;

   1951 senesinden beri “astsubay” dediğimiz asker sınıfı, işde tam da bu târife uymakdadır.

 

   Netice itibârı ile;

   Bugün “astsubay” dediğimiz asker kişiler aslında 1927 senesinden beri efrâd (erât)’dır.

 

   Yukarıda sizlerin de gördüğü üzere;

   Bu kânun, her erkek vatandaşın istisnasız olarak askerlik yapmasını emrediyor idi.

   Yeri gelmiş iken bir hakkı sâhibine teslim edelim.

   ATATÜRK’ün yapdığı bu kânunu ilk delen kişiler;

  • 1980 senesinin Cumhurbaşkanı emekli subay darbeci zottirik Kenan EVREN

        Ve dahi

  • Başbakan darbeci paragöz Turgut ÖZAL’dır.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   ATATÜRK’ün hazırladığı bu kânunun en önemli tarafı da şudur;

   1927 senesi itibârı ile T.C Ordusunda iki sınıf asker var idi.

   Bu kânuna göre “mükellef” askeri saymaz isek şâyet ordumuzda sâdece  muvazzaf zâbit  (subay) var idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   Askerlik Mükellefiyeti Kânununun Türk askerlik mesleğine getirdiği yeniliklerden birisi de

   Bu kânunun onbirinci maddesinde söz edilen “gönüllü askerlik” idi.

   Buradaki “gönüllü askerlik”, ABD ordusunun bugün uyguladığı “gönüllü” (enlisted) askerliğin ta kendisi idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   ATATÜRK dönemi Türk Ordusunda askerlere verilen haklar sürekli olarak inkişâf etdi.

   Cumhuriyetin kurucu irâdesi;

   Askerlik mesleğini câzip hâle getirmek için askerlere peşpeşe yeni haklar ve terfi fırsatları verdi.

   1927 senesinde gedikli küçük zâbitâna, ihtiyât zâbitânı olma hakkını vermişler idi.

   1932 senesinde bu kez de

   Bir kısım gedikli küçük zâbitâna askerî memurluğa nakil hakkı verildi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1931 sayılı bu kânun ile;

   Sıhhıye,

   Nalbant,

   Müzika,

   Tüfekci

   Ve emsâli meslek mensubu gedikli küçük zâbitler, yedinci sınıf ihtiyât askerî memurluğuna nakil edildi.

   (T)B.M.M Yüksek Reisliğine takdim etdiği kânunun esbâb-ı mucibesinde Başvekil İsmet (İNÖNÜ) şöyle dedi; 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

   1910 seneli İhtiyât Zâbitân Kânûnu

   Ve dahi

   1927 sene ve 1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnundan neşet haklarını kullanan gedikli küçük zâbitler, ihtiyât zâbitliğine (yedek subay) terfi etdiler.

   İşde;

   Bu gedikli küçük zâbitândan piyade gedikli başçavuş Hüseyin oğlu M. Kemal’in

   İhtiyât asteğmenliğine terfi etdiğine dair Reisicumhur M. Kemal ATATÜRK’ün 1937 senesinde imzâladığı kararnâme.

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1932 senesine vâsıl olduğumuz günlerde; ATATÜRK sonrası Cumhuriyetini idâre eden eşhâs şunlar idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   ATATÜRK vefat etdikden bir ay sonra TBMM, aşağıda gördüğünüz kânunu kabul etdi.

   Bu kânun;

  • 1927 senesinde kabul edilen 1076 sayılı kânun ile

  Ve dahi

  • 1932 senesinde kabul edilen 1931 sayılı kânun ile

 

   Gedikli küçük zâbitlere verilen ihtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını bir kerte daha ileriye götürdü.

 

   Önceki kânunlara göre “asteğmen” rütbesine nakil edilen gedikli küçük zâbitler;

   Bu kânunun meriyyete konulması ile bir rütbe yukarıdan olmak üzere artık “yedek teğmen” rütbesine nakil edilecekler idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu kânundaki “gedikli erbaş” tâbiri dikkatinizi çekmişdir.

   Gedikli küçük zâbitlikden bahseder iken “gedikli erbaş” nereden çıkdı diye haklı bir suâl sorabilirsiniz.

   Bunun sebebini öğrenmek için Çünkü Asubay isimli makâlemizi okumanızı tavsiye ederim. Bu, birinci husus...

   İkinci hususa gelince;

   Bu kânunun kabul edilmesinin asıl maksadı;

   Ordumuzun “mükellef asker” sınıfına dâhil olan “gedikli küçük zâbit” tâbirini “gedikli erbaş” olarak değişdirmek idi.

   Bunun ise uluslararası andlaşmalardan kaynaklanan haklı bir gerekcesi var idi.

   Çünkü

   Napolyon’un 1798 senesinde mükellef (mecburî) askerliği ihdâs etmesinden buyana

   Askerlik “mükellef vemuvazzaf” olmak üzere iki sınıf hâlinde teşekkül etmeye başlamış idi.

   Devletimizin taraf olduğu milletlerarası andlaşmara göre de askerlik iki sınıf olarak tekâmül etmiş idi.

   Bu andlaşmalardan birisi de 1929 Cenevre Sözleşmesi idi.

   Bu sözleşmeye göre harp esirlerine yapılacak muamele konusunda askerler iki sınıf hâlinde tasnif ediliyor idi.

   Bu asker sınıfları şunlar idi;

 

 images/stories/sukru-irbik/asubay-tefrikasi-6-7/36.jpg

   1949 senesinde teşkil edilen

   Ve dahi

   Türkiye’nin 1952 senesinde taraf olduğu NATO’ya göre de askerler yukarıda görülen iki sınıf hâlinde tasnif ve tefrik edilir.

   Bugün bizim ordumuzdaki “muvazzaf astsubay” ismi verilen

   Ve dahi

   Bu andlaşmalara göre aslında “mükellef asker” sınıfına dâhil olan uyduruk asker sınıfının kânunsuz oluşu,

   Hem de Anayasa’ya göre kânunsuz oluşunun temel kaynağı da işde, gene bu milletlerarası andlaşmalardır.

   Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için;

   Sözün Doğrusu

   Ve dahi

   Beterin Beteri isimli makâlelerimizi okuyunuz.

   3543 sayılı bu kânun için Başvekil Celal BAYAR’ın

   (T)BMM Yüksek Reisliğine takdim etdiği mucip sebep ise şöyle idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1910 seneli İhtiyât Zâbitân Kânûnu

   Ve dahi

   1927 sene ve 1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnundan neşet haklarını kullanan gedikli küçük zâbitler,

   İhtiyât zâbitliğine (yedek subay) terfi etdiler.

   İşde;

   Bu gedikli küçük zâbitândan piyâde gedikli başçavuş Eyüğ oğlu Ahmet AKINERİ’nin

   Yedek piyâde teğmenliğine terfi etdiğine dâir Reisicumhur İsmet İNÖNÜ’nün 1944 senesinde imzâladığı kararnâme.

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1950 senesi Mart ayına vâsıl olduğumuz günlerde devletin başında aşağıdaki devlet adamları oturuyor idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bingöl milletvekili Feridun Fikri DÜŞÜNSEL, 18 Şubat 1950 Cumartesi günü TBMM’ye bir kânun teklif verdi.

   “Gedikli” olarak söz etdiği askerler hakkında verdiği kânun teklifinin gerekcesi de şöyle idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fikri DÜŞÜNSEL’in yuvarladığı bu kânun teklifine,

   Dönemin Başbakanı Şemsi GÜNALTAY yolda bulmuş gibi sevindi. Hemen bir dilekce yazdı.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Gedikli Erbaş Kanun Tasarısı (1/732)

T.C.

Başbakanlık

Muamelât Genci Müdürlüğü

Tetkik Müdürlüğü

Sayı: 71 -1591    

                                                                                                                                  1.3.1950

 

Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına

 

   Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanan ve

   Bakanlar Kurulunca 28.11.1950 tarihinde Yüksek Meclise sunulması kararlaştırılan

   Gedikli Erbaş Kanunu tasarısı ile gerekçesinin ilişik olarak sunulduğunu saygılarımla arzederim.

   Başbakan

   Şemsettin Günaltay

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   Ve Başbakan GÜNALTAY, bu bu dilekcesini aşağıda gördüğünüz “gerekce” ile BMM’ye arz etdi.

 

Gedikli Erbaş Kanunu tasarısının gerekçesi

   1. Ordunun gedikli erbaş eksiği pek çok olup gedikli erbaş kaynaklarının bugünkü verimi ile bu ihtiyacın kısa zamanda tamamlanmasına imkân olmadığı, gedikli erbaşlığa istekli sayısının çok az bulunduğu görülmüş ve bunun sebepleri araştırıldığında;

Ortaokul öğrenimini bitiren ve daha yüksek öğrenime katılmak imkânı, fırsat ve gücünü bulamıyan gençlerin, daha çok Devlet memurluğunu tercih eyledikleri veya istikballerini, daha iyi bir şekilde sağlıyacak istikametlerde aradıkları anlaşılmıştır.

Çünkü, ortaokul mezunu Devlet memurları üç yılda bir terfi eylemekte, polislerin ve ortaokul öğrenimi üzerine bir meslek tahsili yapanların aylıkları 20 liradan başlamakta, baremin I. derecesine kadar yükselebilmekte, Devlet memurları 65 yaşına kadar memuriyete devam hakkına malik bulunmakta, gedikli erbaşların tâbi bulunduğu yaş haddi, evlenme ve başka türlü kayıt ve şartlara bağlı ve mahrumiyetlere mâruz bulunmamaktadır. Millî Eğitim Bakanlığının köy ve sanat enstitülerinin sağladığı istikbal de gedikli erbaşlara nazaran daha elverişli bulunmaktadır.

Bu sebeplerle; gedikli erbaşları meslekî ve hukuki yönlere yükseltmek ve kendilerini terfih eyliyerek gedikli erbaşlığa teşviki sağlamak için; gedikli erbaşlara, en az orta okul mezunu bir Devlet memur statüsü vererek aynı derecede öğrenim görmüş ve Devletin türlü hizmetlerinde çalışan memurlara eşit haklara sahip kılmak gerekli görülmüş (demek ki bu târihe kadar eşit haklar verilmiyor idi.Eski Tüfek) ve bu kanun tasarısı bu esasa göre hazırlanmıştır.

   2. Bu tasarının hazırlanmasında:

    a) Gedikli erbaşlara ait bütün mevzuatın bir kanun içinde toplanması

    b) Muhtelif sınıf gedikli erbaş okulları sürelerinin birleştirilmesi ve ortaokul öğrenimi üzerine bir yıllık staj ve iki yıllık bir meslek tahsili verilerek aylıklarının 20 liradan başlanması ve böylece muhtelif sınıf ve meslek gedikli erbaşları arasında eşitlik sağlanması,

    c) Gedikli erbaş aylıklarının birer derece yükseltilmesi dolayısiyle, sanat enstitülerinden çıkan gedikli erbaşların da üstçavuş olarak değil gedikli çavuş olarak çıkarılması ve eşitlik sağlanması,

    d) Gedikli erbaşların muadil tahsili Devlet memurları gibi her rütbede asgari bekleme süresinin üç yıl olması,

   e) Gedikli erbaşların temdit esası kaldırılarak, subaylar, gibi 15 yıl mecburi hizmete tâbi tutulması,

   f) Gedikli erbaşların yükselmelerinin, sicil ve ehliyet yoliyle bakanlıklarca yapılması,

   g) Gedikli erbaşların yükselmelerinin subaylar gibi her yılın 30 Ağustos Zafer Bayramı yapılması,

   h) Gedikli erbaşların aylıklarının ordunun diğer mensupları gibi ay başlarında teşmil edilmesi, 60 lira asli maaşa kadar yükseltilmesi,

   i) Çekilme veya emekliye çıkarılma suretiyle ordudan, ayrılan gedikli erbaşların yedek gedikli erbaşlığa nakilleri,

   Gibi önemli esasları ihtiva etmek ve başkaca müteferrik kısımlara da tasarıda yer verilmek suretiyle ilişik kanun tasarısı hazırlanmıştır.

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   Başbakan Şemsettin GÜNALTAY’ın bu dilekcesi aslında;

   “Gedikli” dediği köle askerlerin 1950 senesindeki perişân hâlini gösderen iyi bir itirâfnâmedir.

   Aynı zamânda burada dikkat çeken çok önemli husus da şudur. Bu tasarının gerekçesinde, “gedikli erbaş” dedikleri askerlere;

   1910 senesinde Padişah Sultan Mahmud Reşad

   Ve dahi

   1927 senesinde ise 1076 sayılı kânunun 4’üncü maddesi ile Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün verdiği,

   “İhtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkının” iptal edildiğine dâir bir tek kelime dahi yokdur.

   1076 sayılı kânunun dördüncü maddesinin iptâl edilmesi tam anlamı ile 5619 sayı ile kânuna aykırıdır.

   Netice itibârı ile;

   5619 sayılı kânunun 29’uncu maddesi ile iptal edilen “gedikli erbaşların

   “Yedek ihtiyât zâbitliği ve yedek ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını” iptal eden devlet adamları ve subaylar;

   Hem Padişah Sultan Mahmud Reşad’ın irâdesine

   Hem de Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün bu karârına meclis çatısı altında ihânet etdiler.

 

   Zâbit ile nefer arasında “ortada sandık bir asker sınıfı olarak teşkil edilen “kara küçük zâbitler”;

   Mektebden mezun oldukları 1911 senesinden, harbin sona erdiği 1920 senesine kadar geçen 10 senede

Zâbitimizin yerine ölmesi için neferimiz ile birlikde cephenin en önünde harbe sürüldü.

 

   Fakat

   Harb sona erdikden sonra Genelkurmay Başkanlığımızın beyaz subayları;

   Kara küçük zâbitleri kullanılmış kağıt mendil gibi bir kenara atdılar.

   Ve 1950 senesine vâsıl olduğumuz günlerden bir günde de

   “Gediki erbaş” isimini verdikleri kara küçük zabitlerin “yedek subaylığa terfi hakkını” işde böyle gasp etdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   1/732 sayılı Gedikli Erbaş Kânûn tasarısının 40’ncı maddesi olarak meclise gelen

   Ve fakat

   Millî Savunma Komisyonunun 29’uncu madde olarak aynen tâdil etdiği bu madde,

   Hiçbir gerekce gösderilmeden meclisde kabul edildi.

   Hem de bu celseye katılan 242 vekilin tamâmının reyi ile…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu tasarıdaki 29’ncu maddede söz edilen 1076 sayılı kânunun 4’üncü maddesinin ne olduğunu

   Bu maddeye kabul reyi veren 242 vekilden acaba kaç dânesi biliyor idi?

   Çünkü

   Bu kânun tasarısı için yapılan meclis müzâkerelerinde “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilen askerlerin

   “Yedek ihtiyât zâbit” ve “yedek askerî memur” olma haklarının iptal edildiğine dâir olmak üzere bir tek cümle bile söz edilmemiş!

 

*  *  *  *  *

 

   Bingöl milletvekili hukukcu Feridun Fikri DÜŞÜNSEL’in teklif etdiği

   Başbakan Şemsettin GÜNALTAY’ın meclise arz etdiği

   Ve dahi

   BMM’nin 1950 senesinde kabul etdiği 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânununun 29’uncu maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Sene 1953…

   Birinci “demir gırat” hükümeti devr-i icraatının üçüncü senesine vâsıl olmuş idi…

   Yarısı okuma yazma dahi bilmeyen “seçmen” vatandaşımız;

   Kendilerini idâre etmesi için devleti, aşağıda gördüğünüz şu “devlet adamları”nın ellerine teslim etmiş idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   TBMM, 10 Temmuz 1953 Cuma günü ictimâ eyledi.

   Gündem;

   Köy enstitüsü ve sanat enstitüsü mezunu vatandaşlara “yedek subaylık” hakkı verilmesi idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

   Bu rezil durumu ilk fark eden kişi Muğla vekilimiz Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU idi.

   Köy enstitüsü ve sanat enstitüsü mezunu vatandaşların,

   Askerlik mükellefiyetini “yedek subay” olarak yapması için bir kânun teklifi hazırladı.

   Ve bu kânun teklifi hakkında 1953 senesi 10 Temmuz’da o mübârek Cuma günü söz aldı.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Kore harbine iştirâk etmiş gâzi ve aynı zamânda emekli bir subay olan Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU;

   Konuşması esnâsında “yedek subaylık” konusunda meclisde şu sözlerini târihe şerh düşdü;

 

   1953_6137_B_106, 10.VII.1953 Cuma.

 

   NÂTIK POYRAZOĞLU (Muğla) — (…)

   Hemen hepiniz yedek subay olduğunuz için, memleketin bütün münevver kitlesi yedek subay olduğu için, bundan sonra da bu münevver kitle yedek subaylık vazifesini alacağı için, bugünkü statü üzerinde biraz konuşmak istiyorum.

   Müsaadenizi rica edeceğim.

   Çünkü millî ve mühim bir dâvadır. Beni dinledikten sonra siz de tahmin ediyorum, kaani olacaksınız ki

 

   Bugünkü yedek subay statüsü kökünden değişmesi icabeden bir statüdür.

 

   Medenî milletlerin, muharip milletlerin, modern ordulara sahip milletlerin ordularında bugün bizde mevcut yedek subay statüsü kalmamıştır.

 

 

   Muğla vekili Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU’nun konuşmasından sonra

   Aynı konuda başka bir vekil meclisde söz aldı; Ahmet Rıfat ÖZDEŞ.

   Kırşehir vekilimiz Ahmet Rıfat ÖZDEŞ de emekli deniz subayı idi…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Bu vekilimiz Ahmet Rıfat ÖZDEŞ de

   “Yedek subaylık” konusunda şu hakikâtleri târihe şerh düşdü;

 

 

 

   1953_6137_B_106, 10.VII.1953 Cuma.

 

   BÜTÇE KOMİSYONU ADINA RİFAT ÖZDEŞ (Kırşehir) — Muhterem arkadaşlar (…);

   Bugün Nâtık Poyrazoğlu arkadaşımızın söylediği gibi,

   asıl ve mühim olan, orduda “yedek subaylık” mefhumunu kaldırıp muvazzaf subaylık, personel subaylık koymak lâzımdır.

   Bu esas halledilmeye muhtaçtır.

 

   Ben bu mevzuda Millî Savunma Vekiline şükranlarımı arzederim, kendileri bu kanunu Teşrinievvele kadar yetiştireceğini komisyonumuzda vait buyurmuşlardı.

 

Bugün cari bulunan Yedek Subaylık Kanunu muazzam bir adaletsizliğe meydan vermektedir. (…)

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Biz bugün, 2019 senesinin birinci ayındayız.

 

   Her ikisi de emekli subay olan;

   Muğla vekili Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU

   Ve dahi

   Kırşehir vekili Ahmet Rıfat ÖZDEŞ’in,

   “Yedek subaylık” konusunda söylediklerinin üzerinden tam 66 sene deverân eyledi.

 

 

 

 

   “Yedek subaylık mefhumunu kaldırmak” için dönemin Millî Savunma Bakanı Ali Seyfi KURTBEK;

 

   1953 senesinden bugüne kadar çalışmayabaşlayalı tam 66 sene deverân eyledi.

 

 

  


   Selefi emekli subay Ali Seyfi KURTBEK’in 1953 senesinde başlatdığı bu çalışmadan

 

   Bugünün Millî Savunma Bakanı emekli subay Hulusi AKAR’ın haberi var mı acap?..

 

 

   

 

1953 Senesinden Beri;

 

  •  Medenî milletlerin,

  • Muharip milletlerin

 

  • Modern ordulara sahip milletlerin ordularında 

 

 

Yedek subaylık mevcut değil.

 

 

 

Bu can yakıcı hakikâti de

Meclisde söylendiği günden bugüne kadar geçen 66 sene sonra

İlk defâ işiten de bu makâleyi okuyan sizler oluyorsunuz!

   

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK 2019 senesinin Zemheri ayında soruyor!

 

Türkiye  Cumhuriyeti Devleti;

 

  •  Medenî bir millet ise şâyet,

 

  • Muharip bir millet ise şâyet,

  • Modern ordulara sahip bir millet ise şâyet,

 

 

      Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR,    

 

       Yedek subaylığı bugün hâlâ niçin lağvetmiyor?        

 

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Seneler, 27 Mayıs darbesine üç’ü gösderiyor idi!..

   Cumhurbaşkanı Mahmut Celâl BAYAR ve Başbakan Adnan MENDERES’in idâresindeki hükûmet,

   Coni’nin kucağına oturmuş,

   Zengin daha zengin olur iken

   Fakir, kuru soğana muhtaç olmuş idi.

   Vatandaş, akşam sofrasına ne koyacağını kara kara düşünür iken

   TBMM’de 1957 senesi bütçesi müzâkere ediliyor idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat ATATÜRK’den sonra ordumuzda yedek subaylık; 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Cumhurbaşkanları,
  • Başbakanlar,
  • Bakanlar,
  • Genelkurmay Başkanları,
  • Ordu komutanları
  • Kalınbok ekâbir takımı

  Ve dahi

  • Milletvekili mahdumları için kolay yoldan askerlik yapmanın adı oldu.

 

   Hattâ bu konuda vekiller TBMM’de birbirlerine girdiler.

   1957 senesine geldiğimizde TBMM’de mide bulandıran bir iddia ortaya atıldı.

   1957 senesi bütçesi için hazırlanan 6937 sayılı kânunun müzâkeresi esnâsında söz alan milletvekili Salâhattin TOKER,

   Başvekil Adnan MENDERES’in oğlunun askerliğini “yedek subay” olarak yapdığını söyledi.

   Üsdelik askerlik(!) süresi içinde Başvekilin oğlu, kıt’aya hiç gitmedi.

   Ve bu iddia karşısında şaşkın tavuğa dönen Başvekil Adnan MENDERES, dut yedi bülbül oldu!..

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   957—6937_1957 Bütçe Kanunu, İ: 46, 25.2.1957, C.1;

 

   SALÂHATTÎN TOKER (Devamla) — Muhterem arkadaşlar, NATO'nun bellibaşlı bir kaidesi de şudur: NATO devletleri askerî birliklerinin sayısını artırmadan evvel, kalitesini artırmalıdırlar.

   Kuvvetlerimizin kalitesinin yükseltilmesi bahsinde karşılaştığımız en büyük zorluk uzun hizmetli subay ve asstsubay ile teknisiyen darlığıdır. Bunun, sebebi; sivil sektöre nazaran, silâhlı kuvvetlerimizde ücretlerin çok düşük olmasıdır.

   Arkadaşlar, herkes bilmektedir ki, askerî mekteplere ve harb okullarına taliplerin sayısı maalesef azalmaktadır.

   Bundan başka, muvazzaf subaylar arasında ordudan ayrılanların sayısı bilhassa teknik sınıflarda çok fazladır.

   Hükümetin, gerek subaylık meslekine talebi çoğaltmak, gerek ordudan ayrılmaları önlemek için, alması gereken tedbirlerin başında enflâsyonu durdurmak gelmelidir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   

 

BAŞVEKİL ADNAN MENDERES (İstanbul) — Yok enflâsyon.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   SALÂHATTÎN TOKER(Devamla) — Bü­tün devlet hizmetleri gibi, enflâsyon, muvazzaf ordu mensuplarının da gelirlerini her yıl kemirmektedir. Muvazzaf subaylardan, bilhassa teknik bilgileri icabı, sivil sektörlerde iş bulmak imkânına kolaylıkla sahibolanların, bu durumda, pek sevdikleri mesleklerinden, sırf geçim mülâhazalariyle ayrılmak zorunda bırakılmaları, mesuliyeti tamamen bugünkü hükümete ait olan çok elem verici bir hâdisedir.

   Garnizon yakınlarında subay aileleri için evler inşasının plânlı bir surette, kısa zamanda tamamlanması ve bu evlerin subay ailelerine tahsis edilmesi zaruridir. Subayların bulundukları birçok garnizonlar, mektepten de mahrumdur. Subayların kız ve erkek çocuklarına yurtlar açmak suretiyle, mektep bulunan yerlerde, okumalarının temin edilmesi, zarureti vardır. Bu ev ve mektep kolaylıklarının, astsubaylara da teşmili lâzımdır.

 

   SELÂHATTİN TOKER (Devamla) — Yedek subaylar arasında, kıta hizmeti bakımından, hiçbir şekilde tefrik yapılmaması lâzımgeldiği kanaatindeyiz. Birtakım kimseleri, tercümanlıkta veya eski resmî vazifelerinde çalıştırarak fiilen askerlik yaptırmadan, vatani vazifelerini ifa etmiş saymak Anayasamızın icaplarına aykırıdır. Bâzı hariciyeci yedek subayların da NATO dairesinde çalışmak üzere Hariciye Vekâletine her nasılsa verildiği halde, aynı Vekâletin Ticaret Dairesinde, eski vazifelerinde istihdam edildiklerini ve hattâ hariçte bâzı dış temas ve konferanslara iştirak ettirildiklerini işitmekteyiz.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

DEVLET VEKİLİ VE MİLLΠMÜDAFAA VEKÂLETİ VEKİLİ ŞEMİ ERGİN (Manisa)Kimdir?

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

SELÂHATTİN TOKER (Devamla) — Başvekilin oğlu.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

MURAD ALİ ÜLGEN (Afyon Karahisar)  Hah... Şöyle söylesene.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   SALÂHATTÎN TOKER (Devamla) — Millî Müdafaa Vekâletinden, askerî hizmette, tefrika yaratıcı ve morali bozucu bu gibi yolsuzluklara sebebolan kimseler hakkında, her kim olurlarsa olsunlar, derhal kanuni takibata girişmesini talebederiz.

   Muvazzaf astsubaylardan, subaylığa geçemiyenlerin, kaldıkları başgedikli rütbesinde muntazaman terfih edilmelerinde fayda görürüz. Millî Müdafaa Vekâletinden, uzun hizmetli subay, astsubay ve teknisiyenlerin, mukavele ile temini yollarını araştırmasını istiyoruz.

   Muhterem arkadaşlar; Personel darlığının halli, her şeyden evvel, NATO'nun istediği gibi kalitenin sayıya tercih edilmesiyle mümkündür. Bu da, aslında NATO 'nun da 1954 te talebetmiş olduğu şekilde, birliklerimizin, ezcümle kadro ve kuruluşları bakımından, atom harbinin icaplarına uygun olarak, yeniden teşkilâtlandırılması ile kabil olacaktır.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Maşşallah! Allah, kem gözlerden esirgesin…

   27 Mayıs subay darbesinin hemen ertesinde

   Evinden picaması ile kaldırılıp getirilen Cemal Aga,

   Darbeci subaylarımızın teşkil etdiği darbe hükümetinin nerede ise “herşeyi” oldu.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   ATATÜRK;

   1927 senesinde Askerlik Mükellefiyeti Kânununu yapdı.

   Bu kânun ile, her erkek vatandaşa istisnasız olarak askerlik yapmak görevi verdi.

   Bu kânunun birinci maddesinde aynı zamânda ATATÜRK, şöyle dedi;

   Neferden zâbit vekiline (hariç) kadar olanlara efrad denir.

   Bu cümle ile ATATÜRK, T.C ordusunda iki sınıf asker olduğunu emretdi;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Fakat

   27 Mayıs darbesini yapan Coniperestiş karanlık suratlı subaylarımız,

   ATATÜRK’ün bu emrini de ayaklar altına aldı.

   Darbeyi yapdıkdan daha bir sene bile geçmeden bir kânun tertip etdiler. 211 sayılı bu kânuna TSK İç Hizmet Kânunu ismini verdiler.

   Ve bu kânunun 199’uncu maddesi ile 1111 sayılı Askerlik Mükellefiyeti Kânununun birinci maddesindeki

   “Neferden zâbit vekiline (hariç) kadar olanlara efrad denir” hükmünü iptal etdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Meclisde yapdıkları hile ile de bu darbeci subaylarımız;

   “Mükellef asker” olan “çavuşları” subayların dâhil olduğu “muvazzaf asker” sınıfına dâhil etdiler.

    Ve dahi

   “Mükellef asker” olan “çavuşların” sırtına “muvazzaf asker” olan subayların görevlerini yüklediler.

 

    Fakat

   “Muvazzaf subay” görevi yapdırdıkları “çavuşlara” hiç utanmadan “mükellef er” maaşı verdiler.

 

 

   Böyle bir kalpazanlığı da dünyâda yapan tek ordu, ne yazık ki sâdece ve hâlâ bizim ordumuzdur.

   Dünyânın bilmem kaçıncı ordusuyuz diye çemkirip caka satan beyaz subaylarımıza sesleniyorum;

   Ahlâk, akıl, vicdân, iz’an ve şeref sâhibi iseniz şâyet çıkın ortaya!

   Ve dahi

   Bu sahtekârlığı Eski Tüfek'e izâh edin!..

 

 

*  *  *  *  *

 

   Karavanam bakırdandırAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Yemen yolu çukurdandır

   Zenginimiz bedel verir

   Askerimiz fakırdandır.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Kurşun atanın da kurşun yiyenin de bir olduğu 1994 senesine vâsıl olduk, vesselâm!..

   Türkiye, ilk defâ olmak üzere dişi bir başbakana teslim edildi. Daha doğrusu, babası Çoban Sülü etdi.

   Üsdelik hem Amerikan ve hem de Türk vatandaşı olan bir dişiye…

   Başbakanı olduğu devleti kasdederek;

   “Dünyânın son sosyalist devletini yıkdık” diyecek kadar küstahlaşan Hallüsinasyoncu Tansu UÇURAN ÇİLLER;

69xBaşbakan koltuğunda manikür, pedikür ve sir ağda yapıyor

Bunları yapar iken de laf olsun torba dolsun diye “her aileye iki anahtar” veriyor(!) idi.

Başbakan Tansu UÇURAN ÇİLLER bunları yapar iken

Tosuncuklarından birisi olan büyük oğlu Mert UÇURAN ÇİLLER de

Deniz Kuvvetlerinde “yedek subay” dümeni ile “askerlik” yapıyor idi!..

Yedek subay adayı Mert UÇURAN ÇİLLER, SAS kursuna katıldı.

Fakat derslere bile girmeden kursu birinci olarak tamamladı.

Çünkü;

Bu kursu veren denizci yavşak subaylar; kursu birinci olarak tamamlayan “astsubayın” hakkını yediler.

Ve Yedek subay adayı Mert UÇURAN ÇİLLER’i birinci yapdılar.

Mert UÇURAN ÇİLLER iki kere bile denize dalmadan SAS olmuş idi de!..

 

   Peki,

   Yedek subay Mert, hakikaten askerlik yapıyor mu idi?.. 

   Bu suâlin cevâbını bulmak için;

   1994 senesinin “% 10’cu” vekillerin ihâle kovaladığı TBMM’ye kadar şöyle bir uzanmamız gerekecek.

    Rize milletvekiki Ahmet KABİL 06 Ekim Perşembe günü meclise bir soru önergesi verdi.

   Bu önergenin iki ve üçüncü sırasındaki sorular oldukca câlib-i dikkat idi. 

images/stories/sukru-irbik/asubay-tefrikasi-6-7/70.jpg

 

   Mükellef askerlik için Askerlik Şubelerine müracaat eden bu çocukların sınıflandırılmasının

   Bilgisayar ile yapılıp yapılmadığını anlamak isdeyenlerin işi zor değil.

   Aşağıda gördüğünüz sarmaş dolaş kuzu sarması misâli şu resimlere bakın, yeterli…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

   İkinci bin yılın birinci senesine vâsıl olduğumuz günlerde

   Devletimizin muhterem idâre heyeti aşağıda gördüğünüz şu zevâtdan mürekkep idi…

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

 

Şeyh Edebalı;

Osmanlı Devletinin kurucu padişahı ve dâmadı Osman Bey’e 700 sene evvel şöyle hasihât etdi;

 

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!

 

 

 

 

 

Fakat Devletimizin başına 50 sene tebelleş olan Çoban Sülü ise dün şunu itirâf etdi;

 

İnsanı öldür ki devlet yaşasın!

 

 

   İslamköylü Çoban Sülü;

   Föterini alıp 6 defâ gitmiş

   Fakat yedinci defâ gelişi muhteşem olmuş idi.

   Ve dahi

   Bu seferinde devletin en yüksek makâmı olan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna köskelmiş idi.

   Ülkemiz; devletin, devlet politikası olarak adam öldürdüğü günlere düşegelmiş idi…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Çoban Sülü ve sözde Kıbrıs Fâtihi Karaoğlan ECEVİT kafa kafaya verdiler

   Ve

   4551 sayılı kânun ile Askerî Cezâ Kânununda ve diğer kânunlarda geçen;

   “Başgedikli", "Gedikli" ve "Küçük Zabit" ibarelerini "Astsubay" olarak değiştirdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat

   Aynı kânunlarda geçen “gedikli küçük zâbit” ibâresine dokunamadılar!..

   Bunu yapmak için meclisde kimin nasıl kıvırtdığını öğrenmek için de Yalancının Mumu’nu tıklayın yeter.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   2019 senesinde ilk günlerini idrâk etdiğimiz Zemheri ayının şu günlerde kendi hükümünü sürdüğü gibi;

   1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kânununun aşağıda gördüğünüz ikinci maddesi

   Ve dahi

   Bu kânundaki “gedikli küçük zâbit” ibâresi bugün de aynı şekilde kendi hükümünü sürüyor...

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    Hukuken mevcut olsa da Yedek Askerî Memurlar ordumuzda bugün artık fiilen yok! 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bilim aklı, sağlam bir vicdân ve hür bir irâde ile tetebbu edince

   Bebek mâsumiyeti ile size bakan şu kânunun içine şeytânî bir hile gizlendiğini şimdi görebildiniz mi?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Sahi Güvenlik Komutanlığı brövesi_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

                   

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-4

Kasım 29, 2017

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -6-4-

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının

Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm birinci kısımında;Kapak-6-1

Asubay” dedikleri biz “ortada sandık” askerlerin

Ve dahi

Asubaylık sınıfının özlük hakları” konusunda;

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,

Ve dahi

  • Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre,

Asubayların taleplerinin neler olduğunu gördük!

 

*  *  *  *  *

Kapak-6-2

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında;

Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “köle” asker sınıfının

Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli maksadını fâş eyledik!

 

 

Meğerse bahriye zâbitân heyetimizin kendileri “ gemi güvertesinde öte beri göt gezdirsin ” diye

Donanmamızda “gedikli” (asubay) olarak tesmiye etdikleri “ ortada sandık ” asker sınıfını teşkil etmişler!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, üçüncü kısımında;

kapak-6-3

Astsubay” denilen ve dahi seferdehizmet eri” olan asker sınıfının

Hava Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin kan dondurucu maksadını öğrendik!

 

 

  • Daha kısa sürede eğitildiğimiz için
  • Daha ucuza "mâl” olduğumuz için
  • Ve en korkuncu da
  • Beyaz zâbitin yerine ölmemiz için,
  • Biz küçük zâbitânı pilot yapmışlar!

 

  Pilot olduğumuz için; 

 

  Biz  küçük zâbitân  zannediyor idik kendimizi “ makbûl ”, 

 

  Meğerse olmuşuz beyaz zâbitânın yerine biz “ maktûl.

  

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin şimdi okuyacağınız altıncı bölüm, dördüncü kısımında ise;

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Akabinde de;

Berrî (Kara) küçük zabitliğin (Asubaylığın) M.Ö bilmem kaç senesinde teşkil edildiğini söyleyen lâhanacı bosdan danası târihcilerin

Bu ısmarlama ezberini külliyen ve ebediyyen bozacağız, inşallah! 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Ömer Hayyam_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ey, Çadırcı! İçdiğin şarap, sevdiğin güzel idi.

Gitdin câmiye, niyetin kilim aşırmak idi!

Lâkin, dilinden dökülen hiçbir kelâm yalan,

Sen de yalancı değil idin be!..

 

Senin garbî komşu memleketdeki her boku bilen kerizci beyaz zâbitân

Ve dahi bu beyaz zâbitânın kuyruğuna takılan küçük beyinli küçük zâbitân

Bak, Allah aşkına! Ne yalanlar üfürmüşler!

 

*  *  *  *  *

 

Berrî (Kara) Ordumuzda küçük zâbitliğin (asubaylığın) teşkil edilmesine kalem batırmadan evvel

Bu köle asker sınıfının târihcesi hakkında bir iki kelâm edelim.

Târihcesine bakdığımızda

Bugün Kara Harp Okulu ismi ile bildiğimiz okulun kuruluş senesinin belli olduğunu görüyoruz.

Nasıl olmuş ise olmuş, Kara Harp Okulumuz gökden zembille inmiş de!

Babalarının minderi kendinden yaylı fayton koltuğuna “cup” diye oturur gibi

1834 senesinde “şıp” diye “kurulmuş!

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara Harp Okulu Tarihcesi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Amma ve lâkin Kara Asubay Okulunun târihi söz konusu olunca

Kerâmeti kendinden menkul borazancıbaşılar hoşafın yağına buz tutdurmuşlar!

Kara Kuvvetleri EDOK Komutanlığının 2009 senesinde neşretdiği kitaba, öyle bokdan şeyler yazmışlar ki!

Mesnetsiz, asılsız ve yalan dolan bilgiler ile “târih yazdığını” zanneden

Ve fakat

Târih yapanlara” ihânet etdiğinin farkında bile olmayan bu lâhanacı bosdan danaları

Kara Asubaylığı târihi” konusunda bakınız, güneş görmemiş ne inciler üfürmüşler!

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara Astsubay Okulları Tarihcesi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara Astsubay Okulları Tarihcesi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Tarihi süreç içinde” okuma-yazma bilenlerden oluşturulan “astsubaylık müessesesi

 

 

 

Tarihin en eski döneminden itibaren var olan astsubay yetiştirme sistemi

 

 

Kara Kuvvetlerinin M.Ö. 209 senesinde teşkil edildiğini “şıp” diye biliveren müneccimbaşı subaylarımız

Astsubay” dedikleri asker sınıfının teşkil edildiği târihi söylemeye gelince dut yemiş garga guşu oluyorlar!

Bu kitabı yazan lâhana beyinli subaylarımız hem gelin hem de güvey olmuşlar!

Bilim adamlarımıza göre insanlığın başladığı târih bile belli.

Fakat ordumuzdaki asubaylığın ne zamân başladığını bilen yok!

Burada gevelediğin “târihî süreç” nedir? Ne zamân başladı? Sen, bu sürecin neresinde idin?

Târihin en eski dönemi” ne demek? M.Ö. mü, M.S. mi?

Böyle muğlak ifâdeler kullanan lâhana beyinli târihcilerimizin bu suâllere verecek cevâbı var mı?

 

*  *  *  *  *

 

MSÜ Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulunun örütbağda neşretdiği târihceye, bakınız neler yazmışlar.

 

 

Ordumuzun “orta” kademe yöneticileri ve teknisyenleri olan “astsubaylar

 

 

 

İlk başlarda; sürekli olarak aynı görevi yapan

ve bu nedenle bilgi ve becerisiyle sivrilmiş erbaşlarıngedikli” unvanı ile muvazzaf hizmete alınmalarıyla sağlanıyordu.

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ MSÜ Kara Astsubay Okulu Tarihcesi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İlk başlarda” tâbiri ile hangi târihi kasdediyorsun? M.Ö. mü? M.S. mi?

İlk başlarda” diye üfürdüğün o zamânda, sen nerede idin?

  • Orduda “astsubay” mı?
  • Kundakda “bebe” mi?,
  • Portakalda “vitamin” mi?
  • Senin baban, babanın babası, babanın babasının babası “nerede” idi?

Sen;

Subay yardımcısı” dediğin askerin târihcesini mi yazıyorsun?

Yoksa

Gözlüklü nene gibi dizinin dibine oturtduğun emzikli bebelere masal mı anlatıyorsun?

Ey bu cümleyi yazan “târihci” kardeşlerim benim!

Sen, târih nedir; ne ile beslenir, ne ile yaşar; nasıl yazılır, biliyor musun?..

 

*  *  *  *  *

 

İlim fukarası bu subaylarımızın yazdığı ucuz târihceye bakdıkdan sonra cezbeye tutulup da

Kendini târih yazmaya vakfeden bosdan bülbülü kimi asubay meslekdaşımız ise

Tıpkı lâhana beyinli bu subaylarımız gibi börkenekden öyle bir üfürmüşler ki!

 

 

   Tarihsel süreçte “gedikli” sınıfının ne zaman ve ne şekilde kurulduğu tarih olarak net değildir.

 

  

 

Asubay Tefrikası 6_4 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

Asubay Tefrikası 6-4_ Tarihci olduğunu zanneden soytarılar_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Böyle yalanlar üfürmek ile “târih” yazdığını zanneden bosdan bülbülü asubay meslekdaşlarımız

Kendisini köle yapdığı için beyaz efendisinin elini öpen “köle” durumuna düşdüklerini bilmiyorlar mı?

 

 

Subay okullarına sahte târihce düzmek için “yontulmamış yalanlar” söyleyen bosdan gargalarının

Asubay okullarının târihi konusunda böyle dübürden laflar üfürmesinin sebebini de

Eski Tüfek fâş eylesin sizlere;

Bugüne kadar kasden ve sahtekârlıklar ile tertip etdikleri binbür türlü kânun ile

Asubayları hem madden hem de mânen nefes alamaz duruma getiren şerefsiz beyaz subaylarımız,

Kendi hatâ ve günâhlarını, ne zamân başladığı bilinmeyen bir târihin sırtına yıkmak ve hedef sapdırmak isdiyorlar!

 

*  *  *  *  *

 

Bin dört yüz sene evvelinden Hz. Ali şöyle nasihât etdi bizlere; “İlim bir nokta idi, Onu câhiller çoğaltdı!

İşde, yukarıdaki sayfalarda kimlerin ne inciler yumurtaladığını gördünüz, okudunuz!

Berrî Küçük Zâbitliği (Kara Asubaylığı) konusunda da hakikât aslında “bir doğru” idi.

Onikinci havârinin İsa (as)’yı 30 gümüş dinara satdığı gibi

Akıl ve ilim fukarası subay ve asubay meslekdaşlarımız da

Kara Asubaylığı konusunda “bir doğruyu birçok yalana satdılar!

Kara Asubaylığı konusunda ağızlarını domaltarak kerâmet buyuran târih câhili subay ve asubay mesledaşlarımız;

Hz. Ali’nin bu sözünün ne kadar isâbetli bir tesbit olduğunu bir kez daha hatırlamamıza vesile oldu!

Asubay dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfına târihce düzme yarışında

Kimlerin ne bokdan inciler üfürdüğünü gördükden sonra

İmdi başlayalım Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, dördüncü kısımının konusuna...

 

*  *  *  *  *

 

Küçük Zâbitlik Avrupa Devletlerinde Niçin Teşkil Edildi?

Küçük zâbit isimli “ortada sandık” asker sınıfının Osmanlı Berrî Ordusunda teşkil edilmesinin sebebini anlatmadan evvel

Avrupa devletlerinde “küçük zâbitliğin” teşkil edilmesi hakkında kısa bilgiler verelim.

Zere;

Küçük zâbit asker sınıfının Avrupa Ordularında teşkil edilmesinin sebebini öğrenir isek şâyet

Bizim ordumuzda tezgahlanmasının sebebi de kendiliğinden ortaya çıkacak.

Avusturya, Almanya ve Fransa Orduları;

Zâbit ile er arasında yer almak üzere” kendi ordularında “küçük zâbit” ismini verdikleri yeni bir asker sınıfını

19’uncu asırın başlarında teşkil etdiler.

Çünkü;

Her üç devlet de bütün dünyâyı kendi sömürgesi yapmak isdiyor idi.napolyon

II. Frederick William’ın Prusya Almanya’sı

Ve dahi Napolyon Bonapart Fransa’sının bu asırda yapdıkları harblere bakdığımızda

Bu niyetlerini açıkca görebiliyoruz.

Allah’ın kendisini bütün dünyâyı Fransa’ya köle yapması için yaratdığına inanan

batonVe dahi 

Fransa’yı “topyekûn seferberliğe” hazırlayan Napolyon,

Ordusunun erlerini coşdurmak için şöyle dedi;

İnkilâp târihleri neferlerin çantasında dâima mareşallik batonu taşımışdır!

Bu sözünü unutmayan Napolyon;

Harblerde fedâkârlık gösderen neferlerini hemen mareşalliğe terfi etdirdi.

 

*  *  *  *  *

 

Asker kıral” olarak bilinen Prusya Almanya’sının kıralı II. Frederick William dafred

Ordusu için kânunlar yapdırdı. Askerine çok iyi maaşlar verdi, iâşenin en iyisini yedirdi, kıyâfetlerin en iyisini giydirdi. Silâhın en iyisi ile donatdı. Askerini çok seven bu kıral, boylu-poslu ve kuvvetli gençleri ailelerinden para ile satın aldı. Vermeyi kabul etmeyen ailelerin çocuklarını da zorla kaçırıp asker yapdı. Kendi yapdırdığı kânuna göre mahkemeye kadar giden ve aleyhine karâr vermesine rağmen mahkemeye saygı gösderen kıral, II. Frederick William’dır. “Berlin’de hâkimler var!” dedirten, bu kıraldır. Bilime, akıla ve kânuna her zamân saygı gösderen II. Frederick William, girişdiği bütün harbleri kazandı ve “hiç mağlup edilmeyen kıral” olarak târihe geçmeyi hak etdi.

 

*  *  *  *  *

 

Aynı dönemde bizim padişahımız III. Mustafa ise

Sarayındaki dalkavuk müneccimlerin üfürüklerine göre devleti idâre ediyor idi.ııı-mustafa

Kıral II. Frederick William’ın harblerdeki başarıları karşısında şaşkına dönen bizim padişahımız III. Mustafa;

En güvendiği veziri olan Ahmet Resmî Efendiyi elçi olarak Prusya’ya gönderdi

Ve dahi

Kıral II. Frederick William’dan üç müneccim isdedi.

III. Mustafa’nın maksadı;

 

  • Harpde muzaffer olmak için uğurlu günler tesbit etmek

Ve dahi

 

  • Ordusuna, muzaffer olacak iyi kumandan seçmek idi.

 

 

II. Frederick William, bizim padişahın bu gülünç isdeği karşısında çok şaşırdı fakat alay etmedi.

Harbde muzaffer olması için III. Mustafa’ya şu üç nasihâtı verdi;

 

 

 1. Târihi iyi bilmek ve târihde yaşanmış harblerden ders çıkartmak.

 2. İyi bir orduya mâlik olmak ve sulh vakdinde dahi muharebe zamânında imiş gibi tâlim etdirmek.

 3. Her dâim dolu bir hâzineye mâlik olmak.

 

 

Ve Kıral II. Frederick William, elçimiz Ahmet Resmî Efendiye şöyle dedi;

Git, III. Mustafa’ya evvelâ selâmımı söyle! Sonra da şöyle de; “İşde, benim üç müneccimim bunlardır.” 

 

*  *  *  *  *

 

Makâlemizin bu bölümünün konusu olmadığından ötürü 18’inci asır askerliğinden bahsetmeye gerek yok!

Çünkü bu asırda dünyâda “düzenli ordu” yok idi!

Olduğunu iddia eden ve “dünyânın ilk düzenli ordusunu M.Ö 209 senesinde kurduk” diyen de “dünyâda” sâdece bizim Genelkurmay Başkanlığımızdır.

 

  • Dünyânın ilk buhar makinesini, ilk motorunu sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyânın ilk barutunu, topunu, tüfeğini, atom bombasını sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyânın ilk uçağını, ilk füzesini sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyâ askerlik târihine geçecek kadar önemli bir tek icâdın var mı? Hayır!

 

O zaman kusura bakma sen, Genelkurmay Başkanı! "Aklın yok ise hakkın da yokdur!"

Bunları icâd edecek kadar aklı olmayan ordunun, “dünyânın düzenli ilk ordusunu kurma” hakkı da yokdur.

Kibir; kibirden daha çok cehâlet; cehâletden daha çok hamâset; hamâsetden daha çok hamakât!

Her boku kendilerinin bildiğini zanneden târihci zübük subaylarımıza sesleniyorum;

Eyi, gözel!

Asker, gitdiği yere kânunu da götürür! Kânun yok ise asker de yokdur!

 

 

 

Mâdem "dünyânın ilk düzenli ordusunu" sen kurdun!

"Düzen" demek "kânun" demekdir!

 Maçan yiyor ise şâyet ;

  • Kurduğun şu “düzenli ordunun kânununu” bana bir gösder hele!..

 

 

 

Mâdem “dünyânın ilk düzenli ordusunu" kuracak kadar aklın var idi!

Öyle ise Avrupa’lının, Amerika’lının ayağına gadar gidip de;

  • İç Hizmet Kânununu, niye Prusya’dan aldın?
  • Askerî Cezâ Kânununu, niye Fransa’dan devşirdin?
  • Askerî Harcırâh Kânununu, niye Almanya'dan ithâl etdin?
  • Deniz Harp Okulunu, niye çaşıt Fransız karacı subay Baron de TOTT kurdu diye zil takıp oynuyorsun?
  • Deniz Asubaylığını, niye İngiltere’den aşırdın?
  • Kara Harb Okulunu, niye Fransa’dan örnek aldın?
  • Hava Harp Okulunu, niye gitdin Amerika’dan getirdin?
  • Kara Asubaylığını; kimlerden, nasıl aşırdığını da ilk kez bu mâkelemizde fâş eyledik!

 


Bütün bu acı hakikâtler karşımızda sırıtırken sen hiç utanmadan, sıkılmadan diyorsun ki;

Dünyânın ilk düzenli ordusunu ben kurdum!” Yuf olsun, sizin ervâhınıza be!..

Kuduruk âşık âlemi kör, etrafındakileri de dört duvar zanneder imiş!

Dünyânın ilk düzenli ordusunu biz Türkler kurduk” diyecek kadar azgınlaşan zübük subaylarımızın da

Kuduruk âşıklar gibi o “incir çekirdeği” kadar akılları da başından uğramış zâhir!..

 

*  *  *  *  *

 

19’uncu asırın büyük bir bölümü, birbirinin topraklarını ele geçirmek isdeyen Avrupa devletlerinin kendi ordularını ve vatandaşlarını sürekli olarak “topyekûn seferberlik” hâlinde tutmalarına sebep oldu.

Avusturya, Almanya ve Fransa gibi Avrupa devletleri, dünyâyı sömürmek siyâsetinden 20’inci asırda da vazgeçmedi. İkincisinin çıkacağını bilemediğimiz için “Birinci Dünyâ Harbi”’ne “Harb-i Umumî ya da Büyük Hârp” dedik. Birincisi biteli daha 20 sene bile geçmemiş idi ki bu kez de aynı sömürgen devletler İkinci Dünyâ Harbinin müsebbibi ya da muhatabı oldular. Avrupa devletlerinin bu bitmek tükenmek bilmeyen “sömürgenlik” hırsı yüzünden 20’nci asırın ilk 50 senesi de tam anlamı ile gene “topyekûn seferberlik” hâlinde geçdi.

Bizim devletimiz İkinci Dünyâ Harbine girmedi. Fakat neticesi itibâri ile mağlub devletlerden bile daha ağır bedeller ödedik. BM ve NATO gibi milletlerarası sömürgen teşkilât, mağlub devletlerde bile yapamadığı sömürüyü ve hovardalığı bizim hâin subaylarımız ve hâin siyâsetcilerimiz vasıtası ile bizim memleketimizde yapdılar. 2016, 15 Temmuz subay darbesinden sonra Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkmasının açıkdan konuşulması, işde bu sömürünün ve hovardalığın açık bir emâresidir. Üsdelik de kendilerini iktidâra getiren Coniperestiş siyâsetciler söylüyor bu hakikâti...

Bu Avrupa devletlerinin “küçük zâbitliği” teşkil etmesinin esâs gâyesi de

Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın 1910 senesinde Meclis-i Ȃyan’da itirâf etdiği gibi;

Yaklaşan “topyekûn seferberlikde” ölecek zâbitin yerini hemen alacak yeni bir asker sınıfı teşkil etmek idi!

  • O dönemin ordularında erâtın tamâmı okuma-yazma bilmiyor idi.
  • Okuma-yazma bilen vatandaşlar ise her orduda zâbit oluyor idi.

Bu sömürgeci devletler işde bu maksatla ve sâdece “seferde” (harbde) görev yapmak üzere “küçük zâbitliği” teşkil etdiler.

Fakat bu devletlerin aristokrat ailelerine mensup beyaz zâbitânı da

Cephenin en önüne sürdükleri fakir ve köylü ailelerin çocukları olan “küçük zâbitânın” kendileri yerine kolayca öldüğünü fark etdi.

Bu fırsatı kendi lehine ganimete çeviren zengin ve aristokrat aile çocukları olan Avrupa’lı beyaz zâbitân da;

 

  • Sefere(harbe) mahsus olarak teşkil etdikleri

   Ve dahi

 

  • Küçük zâbit” dedikleri bu asker sınıfından harbden sonra da vazgeçemediler.

 

Bu sebepden dolayı Avusturya, Almanya ve Fransa Ordularındaküçük zâbitlik” bugün de hâlen mevcutdur.

 

*  *  *  *  *

 

C. Berrî (Kara) Ordumuzda Küçük Zâbit (Asubay) Sınıfının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

 

Şimdi gelelim “küçük zâbitliğin” bizim kara ordumuzda peydahlanmasına...

Ağacın kurdu, gövdesindedir!

Küçük zâbit ismini verdikleri askerleri aldatanlar da gene

Ağacın gövesindeki kurt misâli kendi ordumuzun zâbitânı oldu!

Çok örnek var. Fakat biz şimdilik sâdece üç zâbitin söylediklerini burada fâş eyleyeceğiz.

Târih sırasına göre bu zât-ı şahâneler şunlar; 

  • Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Bey; Taşlıca/Üsküp Mebusu.
  • Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa; küçük zâbitliğin mucidi.
  • Harbiye Nâzırı Müşir Enver Paşa; küçük zâbitlik hakkında laf geveleyen er kişi...
 

 *  *  *  *  *

 

Târih; 1909, 22 Kasım

 

Berrî (Kara) Ordumuzda Piyâde Binbaşı rütbesi ile görev yapıyor idi. O vakitlerde zâbitân heyetimiz, askerlik görevlerine ilâve olarak aynı zamânda mebus da seçilebiyor idi. Binbaşı Ali Vasfi Bey de bu hakkını kullandı. 1908 senesinde memleketi Taşlıca/Üsküp’den seçime girdi. Ve sâdece 21 rey alarak mebus seçildi. Sonra, Millî Müdafaa Encümeni Mazbata Muharriri olarak Meclisde göreve başladı.

Meclis-i Mebusân 22 Kasım 1909 Pazartesi günü içtimâ eyledi.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Gündem;

Osmanlı askerî târihinde ilk kez teşkil edilmesi tasarlanan İhtiyât Zâbitânlığı idi.

Aslında gündemde yok idi.

Fakat “Ömer diyecekmiş gibi” ağzını domaltan Ali Vasfi Bey,

Henüz üç ay evvel teşkil etdikleri Berrî (Kara)Küçük Zâbitliği” hakkında şu incileri dökdü;

Söylendiği, yazıldığı ve meclis kayıtlarına girdiği günden bu buyana bu kayıtları hiç kimse görmedi.

Bugüne kadar geçen 108 seneden sonra bu belgeyi,

İlk olarak sizler görüyorsunuz.

 

 

  Sayfa: 62

  ALİ VASFİ BEY (Taşlıca (Üsküp) Mebûsu (Devamla);

Şimdiye kadar bizde “küçük zabitlik” yoktu.

Vakıa Dahiliye Kanunnamemiz kırküç (Milâdî 1827. IRBIK) senesinde tercüme edilmiş kırkbeşte (Milâdî 1829. IRBIK) tadil edilmiş, yani Sultan Mahmut zamanında kabul edilmiş.

Bu nizamnamenin bazı yerlerinde “küçük zabit” tabiri vardır. Bunun aslı Fransızcadan tercüme edildiği için (sou-officier)’den aynen alınmıştır. Fakat orası bizde unutulmuş. Belki “onbaşı, çavuş, bölük emini” yerinde kullanılmıştır. Bundan dolayı şimdi “küçük zabit” tabirini kabul etmeli ve Ordu kabul etti.

Bugün her orduda hemen hemen Almanya tensikatının aynı caridir. Avusturya keza. Hep “küçük zabit” kadrosu vardır.

O orduların vakti hazarda en büyük ve mühim uzvu, cüz'ütâmı bölüktür. Bölükteki heyeti muallime, “küçük zabitan” heyetidir.

Küçük zabitan” efratla beraber yatarlar, onlarla beraber hem haldirler. Seviyei irfanları yekdiğerine daha karib (yakın) olduğundan, onun için kuvvei muavine ile talebe arasında bulunurlar.

Binaenaleyh bugün Ordu, hakikî bir terakki etmek için o mühim tensiki yapmak şartıyla “küçük zabitan” kadrosunu kabul etti.

Küçük zabitan” yetiştirmek için şurada bir mektep küşad edildi. “Küçük zabitan” kabul ediliyor, yetiştirilecektir. Şimdi Avrupa devletleri ne yapıyor? Bir defa hizmeti muvazzafai askeriye üç senedir, sonra bir de ihtiyat vardır. Beş sene bir “küçük zabit” manen, fıtraten, ahlaken tabiatı saniye hükmüne gelmiş silâh endazlıktan şöyle yıkanıp çıktıktan sonra talebeyi teşkil eden efrada karşı zabitlik haysiyetini, etvârını, evsafını takınabilir. Zabitin bulunmadığı bir zamanda gaybubetini (yokluğunu) hissettirmeyecek; efrad üzerine maddî tesir icra edilmek için bir defa sinnen (yaş olarak) azıcık ziyade olması lâzım gelir. "Küçük zabit” 28 yaşında olmalı. Hiç olmazsa celî (bilinen) bir tabirimizle «Ağabey» dedirtecek kadar olmalı. Bunların zaten tahsilleri; terbiyeleri iptidai olduğu haldekendileri müddeti medîde (uzun süre) ameliyat ve tecrübe görerek zabitleşmeli. Zabitlik, kendilerine kumandan vazifesi, tabiatı saniye hükmüne gelmeli. Fakat yirmisinden otuzuna kadar temini maişet edemeyeceğinden ondan sonra hiçbir iş tutamaz.

Fakat Şarkî Avrupa devletleri ne yapıyorlar? Bilfarz Almanya'da oniki senedir istikamet ve iffet dairesinde iktidar ve maharet göstererek, iyi muallim ve mürebbi olduğunu ispat ederek, bir çok efrad yetiştirerek bir gün şahadetname alacak olursa, ki biz bunu daha teklif etmiyoruz, çünkü bütçemiz fakirdir - kendisine senede bir defa zengin bir ordu, bin mark yani elli tane İngiliz lirası veriyor. Bu şahadetname ile polis memuriyeti, telgraf memurluğu ve posta memurluğu gibi hizmetlerde istihdam olunur. Bu hizmetinden istifade edilmek için kendisine her gün öğleden sonra ikişer saat müsaade olunur. Ait olduğu mevakii askeriyede isbatı vücut eder. Meselâ hukuk müntesibininden birisi her gün öğleden sonra iki saat ders alır, sonra dört senede bir şahadetname alıp devairi adliyede (adliye dâirelerinde) kâtiplikle vesair hizmetlerde istihdam edilir. Veyahut Polis Dairesine devam eder. Cezaya, kavanini adliyeye ait icabeden malumatı tederrüs eder. İşte Avrupa hükümetleri “küçük zabitana” böyle muaveneti nakdiye vesairede bulunur. Şimdi biz muaveneti nakdiyede bulunamayız. Komisyon burayı düşünmüş, teemmül etmiş (düşünmüş). Buraya konmamış, sonra bu kanunda böyle bir madde yoktur. Fakat Ciheti Askeriye, tabiî diğer bir kanun ile sureti saniyede bunu teklif eder, talep eder. Şimdi “küçük zabit” iyi bir muallim, mürebbi olabilmek için sekiz on sene işlemeli, yoksa yetiştiririz, terhis ederiz, vücudundan istifade edemeyiz. O noktai nazardan sair devletlerin oniki sene olduğu halde bizde on sene kabul edilmiş. O halde bu haddi asgarî diye telâkki edilmelidir.

 

 


Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Beyin yukarıda okuduğunuz itirâfından,

İşde, şimdi en az iki yeni şey daha öğrendiniz;

 

 

  1. Küçük zâbit denilen bu melâneti biz Türklerin, kimlerden ve ne zamân aşırdığımızı,

  2. Avrupada küçük zâbitlik ne imiş!

      Fakat bizim vatan hâini subaylarımız küçük zâbitliği ne yapmışlar!..

 

  

  • Sen git, küçük zâbit ismini verdiğin yeni bir asker sınıfı tertip et!
  • Sonra tut, bunu da Fransa’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan devşir!
  • Sen kendi küçük zâbitine; Almanya’nın kendi küçük zâbitine yapdırdığı bütün işleri fazlası ile yapdır.
  • Fakat Almanya’nın kendi küçük zâbitine verdiği hakların hiçbirisini sen, kendi küçük zâbitine verme!

Ben, Eski Tüfek Şükrü IRBIK buna; âdi, alçak ve hâince yapılmış bir şark kurnazlığı diyorum!..

İşde,

Küçük zâbitlik konusunda ordumuzun Diyârıbekir garpuzu gibi ikiye yarıldığı yer, tam da burasıdır.

Bu sakat, sapkın ve sürgün zâbit zihniyeti, bugün bile hâlâ aynen devâm ediyor.

Bu konuda söz değil fakat, bunu yapan şerefsiz zabitân heyetimize sülâle boyu öyle küfürler etmek isdiyorum ki!..

 

*  *  *  *  *

 

Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Bey’in bu konuşmasında bir kitabı dolduracak kadar ibret verici gerçek var.

Fakat makâlemizin dördüncü kısımını fazla uzatmamak için bu konuyu şimdilik kızağa çekiyorum.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu esrârengiz sakâmeti suâl eden bir dilekce yolladım meclise. Bakalım ne cevâp verecekler.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İşde,

Küçük zâbitlik konusunda yukarıda gördüğünüz incileri yumurtalayan mebus Ali Vasfi Beyin künyesi.

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Ali Vasfi Bey_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bir “zâbitden”, “zâbit olmayan askerler” hakkında başka ne bekliyor idi ki?

Ve dahi

Avrupa Ordularındaki küçük zâbitliği anlatırken Ali Vasfi Beyin konuşmasına dikkat etdiniz mi?

Kara Öğ. Albay Tahsin ÜNAL’ın asubaylığı târif ederken kullandığı kelimeleri hatırladınız mı?

 

*  *  *  *  *

 

Târih; 1910, Yaz aylarında bir gün.

 

Berrî (Kara) Ordumuzun küçük zâbitânını aldatanların en başında,

Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa var.

 

 

Çünkü, padişahın karşı koymasına rağmen,

Osmanlı Devletini yıkıp padişahı tahtından indiren ve küçük zâbitliği teşkil eden kişi, O!

  • Evvelâ, bu çok önemli hakikâti tesbit edelim.
  • Sâniyen, küçük zâbitliğin teşkili hakkında kısa ve fakat doğru bilgiler arz edelim,
  • Sâlisen de küçük zâbitânı aldatmak için bu zâbitin üfürdüğü yalanları ilk kez fâş eyleyelim...

 

Berrî (Kara) Ordumuzda bugün “asubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfı,

Aşağıdaki nizâmnâmesinde de görüldüğü üzere

Küçük zâbit” ismi ile 06 Ekim 1909 Çarşamba günü teşkil edildi.

Bu târihden evvel Osmanlı Kara ordusunda “Küçük zâbitlik” var idi diyen bosdan gargalarının gulağı çınlasın!

Bu asker sınıfının isminin önüne kendi akıllarınca “gedik” sıfatını ekleyen

Ve dahi

Mekteb isminin “gedikli” küçük zâbit mektebi olduğunu söyleyen karacı ve târihci(!) asubay meslekdaşlarımın da yüzleri kızarsın!

Resmî ve fakat sahte târihci subay tayfamızın gönüllü piyâdesi olan bosdan bülbülü bu meslekdaşlarımız,

Demek ki daha nizâmnâmesini bile görmeden, mezûnu oldukları mekteb hakkında târih(!) üfürmüşler!

 

 

Bizim zottirik subaylarımız daha gıdaklamadan “ortada sandık” bir asker sınıfı yumurtalıyor!

 

 

 

Bizim saftirik asubaylarımız da hidâyete erip “biz, ortada sandık yöneticiyiz!” diye piyasa yapıyor!

 

 

Ayıpdır! İnsanda biraz edep olur, hayâ olur!

Askerim diyor iseniz şâyet bu hasletlerden sizde kat kat fazlası olur, olmalıdır!

Akılları yetdiği kadarı ile hakikâti araştırıp doğru târih yazmak yerine

Bosdan danası târihci subaylarımızın dübürlerinden üfürdüğü yalana inanıyorlar.

Ve böyle davranmak ile de kendilerini köle yapan beyaz subaylarımızın elini, eteğini öpüyorlar!

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara köle asubaylar ve efendi beyaz subaylar_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Laklâkiyât yapan bu meslekdaşlarımızın bir hatâsı daha var.

Bu zevât diyor ki; ordumuzun sözüm ona “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı var imiş!

 

  • Osmanlı Ordusunda yok idi,
  • Bugün de Amerikalı Coni’de yok!
  • İngiliz Tomi’de yok!

 

Senin ordunda niye olsun? Bunu akıl eden birisi de hiç yok!..

Amerikalı Coni’ye ve İngiliz Tomi’ye kendi devletinin, kendi ordusunun verdiği kıymeti, hakkı hukûku

Sen, kendinden niye esirgiyorsun be adam? Yoksa sen de mi bir bozukluk var?

Biraz aklı olan bir insan;

Kendi kendine “ortada sandık” bir asker sınıfının kuluyum, kölesiyim der mi, Allah aşkına?

“Ortada sandık” bu asker sınıfının mensubu olmakdan memnun isen şâyet

Meydânlara doluşup salya sümük niye ağlaşıyorsun, be adam?

 

*  *  *  *  *

 

Gedikli erbaş” tâbiri hakkında üfürdüğü yalandan dolayı Asubay Tefrikası 6-3’de

Asubay neşetli Yrd.Doç.Dr.Hv.Öğ.Yarbay Osman YALÇIN’a kısa ve fakat unutamayacağı bir ders vermiş idik!

Bu kez de bu dördüncü kısımda “gedikli” tâbiri konusunda kendi meslekdaşımıza bir ders verelim.

Aşağıda görülen makâlesinde kıymetli bir meslekdaşımız;

Laf kıtlığında asma budamış!

Ve dahi

1909 senesinde açılan mekteb isminin “Gedikli Küçük Zâbitân İptidâî Mektebi” olduğunu yazmış!

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Bosdan danası tarihciler_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Târih yazıyorum diyerek alıp da kalemi eline yukarıdaki yazıda sözünü etdiğin;

  • Erbaş

Ve dahi

  • Gedikli Erbaş” tâbirinin

Türk askerî ıstılâhına ne zamân duhûl eylediğini biliyor musun sen?

Gedikli erbaş” tâbiri,

Askerî mevzuâtımıza ilk kez 2717 sayılı şu kânun ile 25 Mayıs 1935 Cumartesi günü hulûl eyledi.

Bu târihden evvel ordumuzda “erbaş” ve “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilmiş bir asker sınıfı yok idi.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay” dedikleri uyduruk asker sınıfı hakkında bu yalanı söyleyen meslekdaşlarımız, subaylarımızın kucağından insinler artık!

Bunu götlerinden uyduran hileci subaylarımızın ilimleri yetiyor ise şâyet, buyursunlar!

Eski Tüfek’in karşısına gelsinler hele!..

Ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı olduğu yalanını üfüren bu zübükler,

Kendi işlerini “asubay” dedikleri köle askerlerin sırtına yüklemeye çalışan kurnaz zâbitânın ta kendisidir.

Bu konuda da subaylarımızın papağanı olan meslekdaşlarımız,

Subaylarımızın bu yalanına çanak tutmak ile üç halt ediyorlar;

 

 

1.  Subaylarımızın uydurduğu ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı var yalanına ortak oluyorlar,

2. Gayri meşrû ve “ortada sandık” bir asker sınıfı olan “asubaylığı” meşrûlaşdırmaya yeltenen subaylarımızın fesat değirmenine su taşıyorlar.

3.  Ȃdî bir yalan söylüyorlar; Biraz araşdırmasını bilseler! Hele bir de okuduğunu anlayabilseler idi şâyet! Bu zevât; o vakitlerde donanma gemilerimizde en düşük rütbe ile göreve başlayan bir tayfanın, kâbiliyetine ve celâdetine koşut olarak o gemiye “reis” (komutan) olabildiğini görebilecekler idi.

 

 

Yeri gelmiş iken şu şerhi de buraya hakkedelim;

Subaylarımızın üfürdüğü gibi ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı yokdur. “Yönetici” dediğiniz o zikzikli şey, mahalle derneklerinde filan olur!

Kendilerini “orta düzey yöneticiliğe” lâyık gören “kes-yapışdırcı” meslekdâşlarıma buradan söylüyorum;

Ordumuzun bir tek şeye ihtiyâcı vardır; ölmeye ve öldürmeye her an hazır “subay ve erâta.”

Kendilerini ATATÜRK’den akıllı zanneden kurnaz ve fakat hâin ve fitneci subaylarımız ile

Bu kurnaz, hâin ve fitneci subaylarımızın eteğinde dolaşan “köle rûhlu meslekdaşlarım” biraz daha laklâkiyât yapsınlar bakalım. Bu konuda bugüne kadar söylediklerini de yalayıp yutmaya şimdiden hazır olsunlar!

 

*  *  *  *  *

 

İmdi teveccüh eyleyelim, küçük zâbitliğin Osmanlı Berrî (Kara) Ordusunda duhûl eylemesine...

Küçük zâbitân ismi verilen köle asker sınıfının tâlihsizliği 1909 senesinde kânunun kabul edildiği gün başladı.

Nizâmnâmesinin daha birinci maddesine “dâimî” kaydı düşülen “küçük zâbitân

Berrî (Kara) Ordumuzamenzil eşşeği” gibi rapdedildi.

Küçük zâbitânı” niçin “menzil eşşeği”ne benzetdiğimi de aşağıdaki sayfalarda belgeleri ile göreceksiniz.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bilirsiniz, harbde firâr eden asker, kurşuna dizilerek infâz edilir.

Firâr etse bedeli, Divân-ı Harp Mahkemesinde kurşuna dizilerek ölecek!

Hamiyyet gösderip yiğitce atılarak düşmân üsdüne! Bu kez de zâbitin yerine ölecek!..

Öyle bir asker sınıfı düşünün ki! Yürümeye mecbur edildiği her iki yolun sonunda da ölüme varsın!

İşde, ordumuzdaki "asubaylık" tam da bu demek oluyor...

 

*  *  *  *  *

 

Küçük Zâbit Mektebi ismi ile açılan mekteplerin kaderi de

Tıpkı Donanmagedikli” sınıfının kaderi gibi oldu.

Bu mekteplerden birisi olan Kasımpaşa’daki Dersaâdet küçük zâbit mektebi tâlime başlayalı daha bir sene bile olmamış idi.

Fakat mektebde er muamelesi gören cingöz talebeler, zâbit olmayacaklarını çokdan anlamışlar idi  bile...

Bu sebepden dolayı da küçük zâbit mekteplerine talep birden bire dibe vurdu... 

  • Parası olan talebeler mektebde geçirdiği her ay için 2 lira tazminât ödeyip mektebi terk etdi. 

    (1911 senesinde; 

    mülâzım 

    (teğmen) maaşı 2,5 lira, kıdemli çavuş 

    rütbesindeki küçük zâbitin aylık maaşı ise 2 lira idi.)

  • Ekserisi firâr etdi,
  • Kimisi de intihâr...

 

Azrâil (as)’in intihâr kisvesi ile can almak için buralarda kol gezmeye başladığı günlerden bir gün

Küçük zâbitliğin mucidi ve dönemin Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa, bu mektebe gitdi.

Mekteb bahcesinde içtimâ eylediği talebelere şunları vaad etdi;

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Harbiye Nazırı  Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Merdi kıptî gibi şecaat arz eyler iken sirkatin fâş eyleyen Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın

1910 senesi bütçe müzâkeresi esnâsında Meclis-i Ȃyan’da söylediği bu sözlerini

Aradan geçen 107 sene sonra

İlk gören ve ilk okuyan da gene sizler oluyorsunuz!

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Başbakan Binali YILDIRIM_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Zâbitânın tertip etdiği Birinci Dünyâ Harbinde ölmesi istenen askerler kim?

  • Küçük Zâbitân!

Gene zâbitânın tertip etdiği 2016, 15 Temmuz darbesinde ölmesi isdenen askerler kim?

  • Küçük Zâbitân!

Birisi zâbit, diğeri siyâsetci olan bu iki zevâtın

107 sene sonra söyledikleri arasında bir fark var mı, Allah aşkına?

 

 

Meclise peşpeşe kabul etdirdiği kânunlar ile

Alaylı zâbitânı” ordudan ihrâc eden 31 Mart zâbit darbesinin sahte kahramânı Mahmut Şevket Paşa’nın maçası tutuşdu!

Hudutlarımıza dayanan düşmânların sayısı karşısında dudağı uçuklayan Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa,

Hiçbir suçu olmadığı hâlde ordudan tard etdiği “alaylı zâbitânı” mum ile arar oldu!

Mektebli zâbitânı” ölümüne cephenin önüne sürmek isdemeyen paşamız; vatandaşın harp korkusunu ganimete çevirmesini bildi.

Ve dahi

Mektebli zâbitânın” yerine ölmesi için “mektebli küçük zâbitân” ismini verdiği yeni bir asker sınıfı teşkil etdi.

 

*  *  *  *  *

 

Der Saâdet Küçük Zâbit Mektebi;

  • 1901 senesinden beri İstanbul’da yaşayan

Ve dahi

  • Osmanlı Ordusunda Mekâtib-i Askeriye Umum Müfettişi (Askerî Mektebler Umum Müfettişi) olarak görev yapan Alman zâbit Bodo Friedrich Borries Von DİTFURTH Paşa’nın nezâretinde teşkil edildi.

Sanki mârifet imiş gibi Berrî (Kara) Küçük Zâbitliğin bizim ordumuzda teşkil edilişinin bokdan şerefini Mahmut Şevket Paşa’mıza yamamak isdeyen târih câhili zübük subaylarımız, bu hakikâtden niyeyse pek bahsetmezler. 

Der Saâdet Küçük Zâbit Mektebi isimli bu mekteb;

173kıdemli küçük zâbiti” kıdemli çavuş rütbesi ile 10 Temmuz 1911 Pazartesi günü ilk dönem olarak mezûn etdi.

Aşağıda;

Kağıthâne çayırında icrâ edilen ve Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın da iştirâk etdiği bu törene ait bir resim görüyorsunuz. 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Son padişahımız Sultan Vahdettin’in Başimamı Sadık Efendi’nin oğlu idi. Padişahın ikâmet etdiği Dolmabahce sarayının karşı sokağındaki konakda yaşıyorlar idi. Babasının namaz kıldırdığı camiye ve saraya gider ve Padişah Sultan Vahdetdin’i hemen hergün görür idi. Saray bahcelerinde padişah çocukları veliaht ve sultanlar ile oyunlar oynadı. 1909 senesinde 16 yaşında bir delikanlı iken Taksim Topcular Kışlası, Nişantaşı, Yıldız Sarayı ve Dolmabahce civârında cereyân eden 31 Mart Vak’asının sokak boğuşmalarına bizzat şâhidlik etdi.

 

  • Balkan Harbi,
  • Birinci Cihân Harbi,
  • Çanakkale Harbi,
  •  
  • Irak Cephelerindeki harblerde

Ve dahi

 

  • Sakarya Meydân Muharebelerinde harb etdi.

 

Bu harplerin hemen hepsinde yaralandı. Irak cephesinde harb ederken İngilizlere eşir düşdü. Hindistan’daki İngiliz esir kampına sürgün edildi.

Bu kampda tanışdığı Muhammed Ali isimli bir müslüman ile çalışarak Hintli müslümanları tek başına örgütledi. Pakistan devletinin kurulması ile neticelenen halk hareketine önderlik etdi.

Muhamed Ali isimli bu müslüman; 1947 senesinde Pakistan Devletini kuran ve ilk Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Ali CİNNAH idi. Küçük zâbit Nurettin Efendinin esir kampında müslümanlara yapdığı yardımları asla unutmadı. Pakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Muhammed Ali CİNNAH Türkiye’ye ilk gelişinde, İstanbul’da konakladığı otele merhum Nurettin PEKER’i dâvet etdi.Peker 2a Pakistan’ın kurulmasındaki emeklerinden dolayı kendisine hediyeler verdi ve yardımları için bir kez daha teşekkür etdi.

Der Saadet Küçük Zâbit Mektebinden kıdemli çavuş rütbesi ile 1912 senesinde mezun olan Nişantaşı’lı Kıdemli Küçük Zâbit Nurettin (PEKER) Efendinin başçavuş rütbesi ile 1914 senesinde çekdirdiği bir resimi.

Peker-1

  

  

Yukarıda gördüğünüz resimleri ve bu bölümdeki bilgilerin bir kısmını;

Piyâde Kıdemli Küçük Zâbit merhum Nurettin (PEKER) Efendi'nin oğlu olan

Ve dahi

16 Aralık 2016 Cuma günü kendisini evinde ziyâret etdiğim Sayın Orhan PEKER’den aldım.

Bu vesile ile kendisinin ellerinden hörmetle öpüyor, sağlık ve esenlikler temenni ediyorum.

 

*  *  *  *  *

 

Dönemin Harbiye Nezâreti;

  • 3 sene eğitim veren Küçük Zâbit İptidâî (İlkokul) Mektebinden neşet eden küçük zâbitânı 8 sene,
  • 2 sene eğitim veren Küçük Zâbit (Orta) Mektebinden neşet eden küçük zâbitânı da 6 sene mecburî hizmet ile cepheye sürdü.

Harbiye Nâzırı (Genelkurmay Başkanı) Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın

Berrî Ordumuzda “küçük zâbit” sınıfını teşkil etmekdeki “gizli maksadı”,

Meğerse “mektepli zâbitân” yerine cephede ölecek “ucuz” ve “küçük rütbeli” askerler tertip etmek imiş!

Cephenin en önünde, zâbit yerine ölüme sürüldüğünü gören küçük zâbitân, aldatıldığını anladı!

Ayrıca;

Berrî (Kara)  Küçük Zâbit Mektebi;

31 Martcı zâbitân heyetimizin bu sinsi maksadını bilen padişahın irâdesine rağmen tesis edildi.

Ve dahi

"Küçük Zâbit" ismini verdiği asker sınıfını darbeci zâbitân heyetimiz, Berrî (Kara) Ordumuzda gayri meşru olarak teşkil etdi.

İşde belgesi;

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Harbiye Nazırı  Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yukarıdaki bu belgeyi de

Söylendiği günden 107 sene sonra ilk gören gene sizler oldunuz!

Târihin başlangıcından beri küçük zâbitlik vardiyen bosdan danaları bunları iyi öğrensinler!

 

*  *  *  *  *

 

Târih; 1914, 07 Mayıs  

 

Dönemin Harbiye Nâzırı (Genelkurmay Başkanı) Müşir Enver Paşa,

İçtihâd dergisinden Doktor Abdullah CEVDET’e 07 Mayıs 1914 Perşembe günü bir mülâkat verdi.

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Harbiye Nazırı  Enver Paşa_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Mülâkat esnâsında muhabir Doktor Abdullah CEVDET, şöyle bir suâl tevcih etdi, Enver Paşa’ya;

 

 

Küçük zâbit mektebi açılmışdı;

  • Bu mekteblerden ordu merkezlerinde de açmak fikriniz yok mu?
  • Bundan ne derece istifâde idildi?
  • Orduda izrâsını tasavvur itdiğiniz ve şimdiden söyleyebileceniz ıslahât var mı, varsa nelerdir?

Harbiye Nâzırı Enver Paşa, şöyle cevâp verdi;

  • Küçük zâbit mekteblerinin fâidesi var. Yalnız onların maaşı 12 senelik bir müddet için aylık yalnız 200 guruş idi. Şimdi her 5 senede bir, maaşına 100 guruş zam itmek ve bu suretle 600 guruşa kadar yâni bir mülazım-ı sâni (üsteğmen) maaşına kadar çıkarmak için bir kânun yapıyoruz.
  • Küçük zâbit ne mikdar maaş almakda iken çıkarsa kendisine mülkiyede aynı maaşla memuriyyet bulmak için, Harbiye Nezâreti diğer nezâretler nezdinde tavsiyede bulunacak ve
  • Bunlardan "yemen", "asir", "hicaz" gibi, kur’a efrâdı mahallerinden alınmayan memleketlerdeki kıtaata, yalnız orada bulunduğu müddetce zâbit olmak ve
  • Avdet itdiği zamân yine küçük zâbit kadrosuna avdet itmek üzere gitmek isteyen küçük zâbitleri, zâbit yapub göndereceğiz.

 

 

Harbiye Nâzırı Enver Paşa küçük zâbitâna yukarıda gördüğünüz sözleri verdi.

Fakat 30 Ekim 1918 Çarşamba akşamı Osmanlı Devletinin teslim olması ile birlikde

Enver Paşa’nın verdiği bu sözlerinin hepsi suya düşdü!..

 

*  *  *  *  *

 

Târih; 1920, 04 Eylül  

 

1910 senesinde Meclis-i Ȃyan’da yapdığı konuşmasında Mahmut Şevket Paşa şöyle demiş idi;

Esnâyı seferde kesretli (çok) telefât (ölüm) vukû bulabilir. Bunun için de küçük zâbitân yetiştirmeli!”

31 Mart'ın darbecisi Mahmut Şevket Paşa’nın “zâbit” yerine “küçük zâbit” ölsün tuzağı çok iyi çalışıyor idi.

İstiklâl Harbinin en şiddetli günlerinde,

Teşkil edilmesinden 6 ay sonra Büyük Millet Meclisi 192 sayılı karârnâmeyi meriyyete koydu.

Bu karârnâmeye göre;ates hatti 1

Cephenin en önünde, düvel-i muazzâma gevuru ile göğüs göğüse cenk eden

Ve dahi

Ateş hattında” fevkalâde fedâkârlık gösderen küçük zâbitân,

Okuma-yazmasına bakılmadan zâbit vekilliğine (asteğmen) terfi etdirildi.

 

Gevur Napolyon;

Ateş hattına” sürdüğü kendi gevur neferine “mareşal batonu” vermiş idi.

 

 

 

Fakat bizim müslüman Müşir Mahmut Şevket Paşalarımız ise

Zâbitin yerine ölmesi için “ateş hattına” sürdüğü kendi müslüman küçük zâbitânına

Sâdece “zâbit vekilliği apoleti” verdi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Ne vaad etdiler? Ne yapdılar? 

 

 

Numara 170 - Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi

H. 21 Ramazan 1327- R. 22 Eylül 1325 (M. 05 Ekim 1909)

  Madde 47:  Küçük zâbit mekteblerinden veya alay mektebinden yetişerek kıt’ada toplam 9 sene hizmet etmiş olanlar polis, jandarma, saray, müze dâireleri muhafızlığı, koruculuk, tahsildârlık, şimendifer ve şirket idârelerinde, yol ve köprülerde, askeriyeye ait fabrika, fırın, anbarlarda ve dâirelerde kâbiliyetlerine göre istihdam olunurlar.

  12 sene hizmet etmiş olanlardan imtihanla liyâkatlarını ispatlayanlar yedek subaylığa nakil edilecekleri gibi genellikle en az 300 kuruş maaşlı memuriyetlere de tercihen tayin edilirler.

  Madde 48: 9 sene hizmet edenlerden işiyle gücüyle iştigal edemeyecek veya 30.maddede zikrolunan hizmetleri yerine getirecek kudreti olamayanlar maluliyetini beyan edenler son maaşları yarısı ile emekli edilirler, “diğerlerine” emeklilik verilmez.

  12 sene hizmet edenler genellikle son seneleri maaşlarını yarısı ile berâber her sene için maaşlarının 1/6 nisbetinde bir miktar ilâveyle emekli edilirler. Ancak 30’uncu maddede zikredilen maaşlı memuriyetlere tayin olunduklarında işbu emeklilikleri geçici olarak  kesintiye uğrar.

 

 

Yukarıda gördüğünüz Küçük Zâbit Mektebi Nizâmnâmesinin madde 48’i hakkında yeri gelmiş iken şu hususu söyleyelim. Madde 48’de “diğerleri” dedikleri küçük zâbitândan birisi de Gâzi Piyâde Pilot Küçük Zâbit Kıdemli Başçavuş Vecihi (HÜRKUŞ) Efendi idi. 1910-1918 seneleri arasında talebelik dâhil Kara Ordumuzda piyâde, tayyâre makinist ve pilot küçük zâbit olarak vatanına tam 10 sene hizmet eden Ali Fehamoğlu Vecihi Efendi de

  • İşde bu madde 48 yüzünden emekli olamadı
  • Ve dahi
  • Bir tek delikli guruş maaş bağlanamadan Berrî (Kara) Ordumuzdan terhis edildi.

Mondros Mütârekesini 30 Ekim 1918 Çarşamba günü imzâlayıp silâh bırakan Osmanlı Devleti,

İstiklâl Harbi süresince istihdâm etdiği İhtiyât Zâbitânını terhis etdi.

Terhis etdiği İhtiyât Zâbitânına birikmiş üç-dört aylık maaşını da peşin ödedi.

Fakat aynı dönemde harb edip aynı târihde terhis edilen küçük zâbitânâ

Devletimiz, delikli bir tek guruş vermedi...

 

*  *  *  *  *

 

Küçük zâbitsou-officier” unvânını,

Dâhiliye Nizamnâmesini aşırdığımız Fransa Kara Ordusundan 1830 senesinde ilk defâ tercüme etdik!

Fakat bu aşağılayıcı tâbire, Padişahlarımız ve Osmanlı Ordumuzda kimse itibâr etmedi.

  • Belgesini, yukarıdaki bölümde Mahmut Şevket Paşa’nın ağzından akdardık. Küçük zâbit unvânı 69 sene sonra tekrâr hortladı. İkinci defâ olmak üzere “unteroffizier” şeklinde, von Der Golç Paşa’nın tavsiyesi üzerine 1899 senesinde bu kez de Prusya Almanya’sından devşirdik.
  • Kara Ordumuzda ilk küçük zâbit mektebini 09 Eylül 1909 Perşembe günü hizmete açdık.
  • Hem ilk hem de ortaokul seviyesinde eğitim veren bu okullarımızdan ilk devre küçük zabit mezûnlarımızı da 10 Temmuz 1911 Pazartesi günü verdik.

Birinci Cihân Harbi ile dünyâyı ele geçirmeye daha 19’uncu asırın sonlarında karâr veren Prusya Almanyası;

  • Ordusunun vurucu gücünün erleri olduğunu
  • Ve dahi
  • Harbi kazanmak için erlerini iyi eğitmenin şart olduğunu biliyor idi.

 

Bu maksada mâtuf olarak da küçük zâbit mektebleri açdı. Zâbitleri kadar iyi eğitim verdiği küçük zâbitânına,

6 senelik hizmeti tamamlamaları karşılığında devlet dâirelerinde çok iyi ücretli memuriyetler veriyor idi.

 

 

06 Ekim 1909  târihli nizâmnâmesinde “küçük zâbitliğin” “dâimî” olarak teşkil edildiği yazıyor.

Fakat

Meclis-i Mebûsân’da bir sene sonra yapdığı konuşmasında Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa,

Kara küçük zabitliğinin “sefere” özgü olarak teşkil edildiğini itirâf ediyor.

Birbirini yalanlayan bu kıvırmalara bakdığımızda aslında

Kara küçük zâbitliği için Harbiye Nezâretinin ileri sürdüğü gerekcenin “çürük” olduğu ortaya çıkıyor.

 

 

*  *  *  *  *

 

1326 senesi Muvazenei Umumiye Kânunu Lâyihası müzakeresi esnâsında

16 Haziran 1910 Perşembe günü Meclis-i Mebûsân’da yapdığı konuşmada;

Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa şöyle dedi;

 

Esnâyı seferde kesretli telefât vukû bulabilir.

Bunun için de küçük zâbitân yetiştirmeli!”

 

 

Mahmut Şevket Paşa’nın bu cümlesinde de açıkca görüldüğü üzere

Bizim Ordumuzdaki küçük zâbitân sınıfı da aslında,

Kapıya dayanan birinci dünyâ harbi esnâsında cephede ölecek beyaz zâbitânın yerine

Ateş hattına sürmek üzere “muvakkat(geçici) olarak teşkil edilmiş idi.

Harbden sonra da lağv edilecek idi.

Fakat öyle yapmadılar!.. Beyaz zâbitân bu sözünden çark etdi!..

  • Kendileri yerine küçük zâbitânın gözünü kırpmadan öldüğünü gören beyaz zâbitân heyeti; harbden hemen sonra peşpeşe çıkartdığı kıvrak(!) kânunlar ile bu “muvakkat” sınıfı, “muvazzaf” yapıverdi.
  • Harp olunca, darp olunca “menzil eşşeği” gibi cephenin en önüne sürdükleri “küçük zâbitâna” bu kânunlarla vaad etdikleri hakların hiçbirisini de vermediler.
  • Osmanlı Devletinin imzâladığı Mondros Mütârekesine istinâden 1918 senesinde küçük zâbit mekteblerinin kapılarına kilit vurduk.
  • Hizmet verdiği 10 sene boyunca bu mekteplerden 3.110kıdemli ve kıdemsiz küçük zâbit” kıdemli çavuş rütbesi ile mezûn edildi.
  • Bu mektebdeki talebelerden bâzıları imtihân edildi ve zâbit tâlimgâhlarına gönderilerek zâbit oldular. Bu zâbitândan birisi de; Kasımpaşa Der Saadet Piyâde Küçük Zâbit Mektebinde talebe iken imtihân ile seçilerek 80 arkadaşı ile birlikde "zâbit tâlimgâhına" sevk edilen İsmail Hakkı SÜERDEM’dir.
  • Mahmut Şevket Paşa 1909 senesinde “Esnâyı seferde kesretli telefât vukû bulabilir!” demiş idi.

Bu sözü söyledikden 13 sene sonra;

1922 senesinde İstiklâl Harbi sona erdiğinde Mahmut Şevket Paşa’nın dediği oldu!

  • Beyaz zâbitânımızın yerine “mayın eşşeği” gibi “ateş hattına” sürülen bu küçük zâbitânın yaklaşık 1.800’ü, harbde zâbitânımızın yerine öldü.
  • Cepheden sağ olarak gelebilen 100 civârındaki küçük zâbitin çoğu ise zâbitliğe terfi ettirildi.
  • Bu küçük zâbitân öylesine kâbiliyetli idi ki! Tuğ, tüm hattâ korgeneral rütbesine kadar terfi etdiler.

Donanmamızın “gedikli”, “küçük zâbitânı” ve “gedikli zâbitânı” ile

Kara ordumuzun “küçük zâbitânı” öyle bedbaht asker sınıfları oldular ki

  • O zamânlarda kabul edilen kânunlarda bu iki sınıf asker, kimi zamân “zâbit” kabul edildi fakat zâbite verilen özlük haklarından mahrum bırakıldılar.

Mühendisin (Asteğmen) mâfevki (üsdü) olan bahriye gedikli zâbiti

1923 senesinde kabul edilen aşağıdaki şu kânunda “zâbit” sınıfına dâhil edilmedi. 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat yanlış hesâb, Bab-ı Ȃli’den döndü!

Cumhuriyetin kurucu ruhû, gedikli zâbitânın hakkını, gedikli zâbitâna teslim etdi...

Bahriye gedikli zâbitânının “zâbit” sınıfına dâhil olduğunu anladılar.

Ertesi sene kabul etdikleri 508 sayılı şu kânun ile bahriye gedikli zâbitânını, “zâbit” sınıfına dâhil etdiler. 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat “bahriye gedikli zâbitini” “zâbit” sınıfına dâhil edeli daha 3 sene olmamışdı ki bu sefer de

Aşağıda gördüğünüz şu kânun ile zâbit vekili (asteğmen) altındaki bütün askerleri “er” kabul etdiler.

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

18 Ekim 1907 târihli La Haye (The Hague) Sözleşmesine göre harbde esir edilen askerler, iki ayrı kampda hapsedildi;

 

1. Mükellef Efrâd, (diğer rütbeler)

 

2. Muvazzaf Zâbit

 

Esir düşen “kıdemli/kıdemsiz küçük zâbitânı” “erâtımız” ile aynı kamplara hapsetdiler. Zâbit olduğunu söyleyip zâbitân ile aynı kampa yerleşdirilen “küçük zâbitânı” düşmâna, önce kendi zâbitlerimiz ihbâr etdi ve zâbit kampından atdırdı!

Ruslara esir düşen piyâde küçük zâbit kıdemli çavuş Süleyman NURİ, bunlardan sâdece birisidir.

 

*  *  *  *  *

 

Bilen ile bilmeyen bir olur mu Allah aşkına?

Evvelâ harp okullarımızın müfredâtına bir bakın! Sonra da Asubay Okullarının müfredâtına...

Dört sene “harb sanatı” tahsil etmiş subay ile

Bir iki sene yarım yamalak “meslek” tahsil etmiş asubay, bilgi ve harb kıymeti bakımından aynı olabilir mi?

Dört sene eğitim almış bir subayımız ile bir iki sene eğitim verdiğimiz bir asubayımız arasında emir-komuta ve sevk- idâre bakımından en az yarı yarıya bir kıymet farkı olduğunu kim inkâr edebilir?

En az dört sene eğitilmiş bir subayımızın tâlim etdirdiği erâtımız ile

Bir iki sene eğitdiğimiz asubayımızın tâlim etdirdiği erâtımız arasında harb kıymeti bakımından en az yarı yarı fark olduğunu kim bilmiyor?

Muhtemel bir dünyâ harbinde muzaffer ordu olmak isdiyor isek şâyet

Bunu ancak, dünyânın en iyi tâlimini verdiğimiz erâtımız ile yapabiliriz.

Erâta dünyânın en iyi tâlimini de ancak dünyânın en iyi tâlimli subayı ile verebiliriz.

Tâlimgâhda erâtımıza harb sanatını öğreten zâbitânımızın karârgâhda masabaşı görevlere çekilmesi ile

Osmanlı Devletinin yıkılması arasında çok ciddi ve çarpıcı bir bağlantı olduğunu ilk söyleyen kişi de

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK oluyorum.

Buyursunlar! Osmanlı Devletinin çöküşünü bir de bu zâviyeden incelesinler.

Dört sene eğitim verdiğimiz subayımız karârgâhda öte beri göt gezdirirken

Erâtımıza harp sanatını öğretmek işini yarım yamalak tâlim verdiğin asubayın sırtına yıkan zihniyet kimdir?

Bu zihniyetin amacı nedir?

Dünyânın en iyi eğitimini verdiğimiz zâbitânımızın eğitdiği dünyânın en iyi erâtından müteşekkil bir ordu tasavvur edin hele! Peki, bunun böyle olmasını isdemeyen kimler olabilir, sizce?

Tâlimgâhda ter döküp erâtımızı harbe hazırlayan zâbitânımızı karârgâhda masabaşı görevlere çekenlerin; ordumuza ve devletimize ihânet etdiğini de gene ilk kez ben Şükrü IRBIK iddiâ ediyorum.

 

 

Bütün bu ihtimâlleri ortaya döken emekli SG asubayı ben Şükrü IRBIK,

Bugüne kadar inandığım doğrudan çark etmiş değilim!

Tam tersine, yukarıdaki cümlelerimde söylediğim her kelime,

Savunduğum hakikâte beni biraz daha yaklaşdırıyor.

Asubay Tefrikası -3-‘de

Dünyâ siyâsetinde iddiâsı olan ordularda, “astsubay” denilen “ortada sandık” bir asker sınıfı yokdur!

Asubay denilen asker sınıfı, devletimizin taraf olduğu;

  • 1952 NATO Andlaşmasına
  • Ve dahi
  • 1949 Cenevre Sözleşmesine aykırıdır!

Ben, ordumuzdaki “uyduruk” Asubaylık sınıfı lağv edilecek diyorum ve buna inanıyorum.

Aklı başında siyâsiler ve subaylarımızın devletimize ve ordumuza hâkim olduğu gün;

Beyaz subaylarımızın icâd etdiği ve “astsubay” dediği bu gayri meşrû asker sınıfını hemen lağvedecekler.

 

 

*  *  *  *  *

 

Kurtul artık dün gece içdiğin horoz kanı şarabın kemendinden,

Ve haber yolla bana Çadırcı, elâ gözlerine kurt dolanlardan!

 

Gözüm, kör değilsen, bunca mezârı gör;

Dünyâyı saran yalan dolanları gör;

Krallar, padişahlar çürüyüp gitmiş:

Elâ gözlerine kurt dolanları gör!

 

Asubay denilen vatan evlatlarına bu hâinlikleri yapanların elâ gözlerine kurtlar dolalı epeyi zamân oldu!

Lâkin

Mürteşi Müşirlerden İngiliz sevicisi zâbitânın çevirdiği bu kuyruklu yalan dolanların ceremesini

  • Deniz Ordumuzda 1890 senenesinden beri
  • Kara Ordumuzda ise 1909 senesinden beri

Asubay dedikleri askerler çekiyor!

 

*  *  *  *  *

 

 

Ȃrif olan adamın gözü gamaşmaz! 

10 Temmuz 2012 Salı gününden beri yazdığım makâlelerim ile

Asubayların özlük hakları mücâdelesini tâkip eden emekli bir asubay olarak şu hakikâti gördüm;

  • Duygu istismarı ile hedefine ulaşmaya çalışan insanların aslında,

Zayıf şahsiyetli ve âciz insanlar olduğunu fark etdim. Yorulmadan, emek vermeden kolay ve kısa yoldan peyniri kapmaya çalışırlar. Bir nevi dilencilik yaparlar!

  • Şahsiyetli insanlar ise;

Uzun ve meşakkâtli de olsa hedeflerine; emek, sabır, akıl ve hele de kânun ile ulaşırlar!

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Üç kısımdan mürekkep Asubay Tefrikası -6- isimli bu makâlemizde fâş eylediğimiz kânunlar ve belgelerden âşikâre gördüğünüz üzere;

 

  • Bahrî (Deniz) Ordumuzda 1890 senesinden beri,
  • Berrî (Kara) Ordumuzda 1909 senesinde beri,
  • Hava Ordumuzda ise teşkil edildiği 1949 senesinden beri,

Beyâz zâbitân heyetimiz Türk Ordusunun hizmet çarklarını;

Küçük zâbit” dedikleri “mektebli ve muvazzaf” askerlerin alın teri, emeği, kanı ve canı ile döndürüyor!

 

 

Müteakip bölümlerin birisinde gösdereceğiz!

İstiklâl Harbinde şehid olan “zâbit” ve “Er” sınıfına dâhil etdikleri “küçük zâbitân ile efrât” sayısı da

Bu gerçeği gâyet güzel isbâtlıyor!

 

*  *  *  *  *

 

Bugün, 29 Kasım 2017  

 

 

Her yalanın bir zevâli vardır!"

Târih yazıyorum diyerek kalemi kağıdı eline alan sözde târihci subay ve asubay meslekdaşlarımızın

Küçük zâbitlik” konusunda abdestsiz üfürdükleri yalanların zevâli de bugüne kadar imiş!

 

 

 

Yukarıda ilk defâ neşretdiğimiz belgeler tahdında

Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit”liğin teşkil edilmesinin

Târih dizini şöyle oluyor;

 

 

1. Târih: 1909, 31 Mart (Milâdî 13 Nisan) Salı;

 

 Meşrûtiyete karşı olan ve padişahlığı yeniden ihyâ etmek bahânesi ile

Ve aslında Osmanlı Devletini yıkmak isdeyen saltanâtperestiş mektepli beyaz zâbitân, siyâsetci, ve İngiliz muhibi vatan hâinlerinin tertiplediği

Ve dahi

Tıpkısının aynısını 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı bizzat yaşadığımız “isyân” başladı.

 

 *  *  * 

2. Târih: 1909, 06 Ekim Çarşamba;

 

Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit” ismi verilen “ortada sandık” yeni bir asker sınıfının Nizâmnâmesini Meclis-i Ȃyan kabul etdi.

 

 *  *  * 

 

3. Târih: 1911, 21 Ocak Cumartesi;

 

Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi isimli nizâmnâme Takvim-i Vekâi’de neşir ve ilam edildi.

 

 *  *  * 

 

4. Târih: 1911, 1o Temmuz Pazartesi;

 

Der Saadet Küçük Zâbit Mektebikıdemli çavuş” rütbesi ile 173 küçük zâbiti mezûn etdi. Demek ki ne imiş?

  • 10  Temmuz 1911 Pazartesi gününden evvel Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit” (asubay) isimli bir asker sınıfı mevcut değil imiş!
  • Küçük zâbitliğin târihini 10 Temmuz 1911 Pazartesi gününden evvele götüren bosdan danaları

Ve hattâ

  • 2009 senesinde neşretdiği kitabın “Ön Söz”’ünde “târihin eski döneminden itibaren “astsubaylık” var” diyerek işkembeden üfüren Kara Kuvvetleri EDOK Komutanlığı,

Bakalım şimdi ne halt edecekler!

 

 *  *  * 

 

5. Târih: 2013,  Aralık;

 

Kaynak : Kara Öğr. Albay Ali BAL, Der-Saadet (İstanbul) Piyâde Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit İptidaî Mektepleri, Askerî Târih Araştırmaları Dergisi Yıl:11, Aralık 2013, Sayı: 22, Sayfa: 47.

 

Dersaadet (İstanbul) Küçük Zâbit Mektebi;

 

  • 1909 senesinde hizmete açıldı,

 

  • İlk mezunlarını 1911 senesinde 173 kıdemli çavuş küçük zâbit olarak verdi,

 

  • 1921 senesine kadar tâlim ve taallüm faaliyetinde devam etdi,

 

     Ve dahi

 

  • Osmanlı Berrî (Kara) Ordusuna 546 kıdemli, 2.564 kıdemsiz olmak üzere toplam 3.110 küçük zâbit (astsubay) verdi.

 

Mükellefiyet-i Askeriyye Kânun-u Muvakkati mucibince

Sinn-i mükellefiyyete dâhil olarak Harbiye Nezâretinin taht-ı silâha celbetdiği 1312, 1313, 1314 ve 1315 tevellütlü talebelerden birkaç aylık tâlim ettirildikden sonra “zâbitin yerine ölmesi için” “küçük zâbit” unvânı ile cepheye sürülenlerin sayısını ise kimse bilmiyor. (MAZC, İ-44, 15 Mart 1333 (1917).

 

 *  *  * 

 

6. Târih: 1920, 14 Aralık Salı;

 

 82 sayılı Karâr ile (T)BMM, meclisde kabul etdiği kânunlara sayı (numara) vermeye başladı. Bu sebepden dolayı Meclis-i Ȃyan’da 06 Ekim 1909 Çarşamba günü kabul edilen Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi’nin sayısı (numarası) yokdur.

 

  

*  *  *  *  *

 

Târih; 1925, 12 Mart   

  • 1909 senesinden evvel Osmanlı Kara (Berrî) Ordusunda “Küçük zâbitlik” mevcut değil idi.
  • 1909 senesinde teşkil edilen Kara (Berrî) “Küçük zâbitliği” ise muvakkat (geçici) idi.

  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu günde de ordusunda muvazzaf “küçük zâbitlik” mevcut değil idi.
  • Hattâ, 1925 senesine kadar bile Türkiye Cumhuriyeti Ordusunda muvazzaf “Küçük zâbitlik” mevcut değil idi. 

Târihin en eski döneminden itibâren astsubay sınıfı var idi!” diyen lahâna beyinlilerin suratına bir tokat daha aşkedelim, buyurun!

Küçük zâbitlik” denen uyduruk ve ortada sandık asker sınıfının 1925 senesinde dahi ordumuzda mevcut olmadığına dâir

İşde, en yüksek devlet dâiresi olan T.B.M.M.’den resmî bir belge!

Hem de Müdafaai Milliye Vekili (Millî Savunma Bakanı) Ali Fethi Bey bizzat fâş eylemiş!..

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Târihciyim diyerek soytarılık yapan subay ve asubaylarımızda biraz şeref ve haysiyet var ise şâyet,

O şom ağızlarını domaltıp “küçük zabitlik” hakkında bundan kelli tek kelime söz etmezler, herhâlde!..

 

*  *  *  *  *

Ordu; dürüst ve âdil olduğu kadar güçlüdür!

 

Orduyu idâre edenler de; dürüst ve kânuna uygun iş yapdığı kadar saygı görür!

 

 

 Küçük zâbitân ismini verdiği asker sınıfı hakkında,

 Beyaz zâbitân heyetimizin  bugüne kadar söylediği yontulmamış yalanları

Ve dahi

Yapdığı akıla hayâle gelmez hâinlikleri okudukdan sonra;

  • Şimdi hak verdiniz mi, asubaylara niye “köle” dediğime?
  • Şimdi anladınız mı, asubaylığın niye “uyduruk” olduğunu?
  • Şimdi idrâk etdiniz mi, “asubaylığı” niye tertip etdiklerini?
  • Şimdi inandınız mı, asubayların niye “en çok aldatılan insanlar" olduğuna?..

 

brove

  

  

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

  

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Ey Çadırcı! Söyle bana;

Şu serviyle süsen niye dillere desdân?

Niye hep onlara benzetilir hür insan?

Birinin on dili var, boşboğazlık etmez,

Ötekinin yüz eli var, el açmaz ondan!

 

*  *  *  *  *

 

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının

Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, birinci kısımında;kapak-6-1

Asubayların özlük hakları konusunda;

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ile M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,

Ve dahi

  • Meselenin asıl muhatabı emekli ve muvazzaflarının gündemine göre,

Asubay taleplerinin neler olduğunu gördük.

 

*  *  *  *  *kapak-6-2

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında;

Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfının

Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli ve sinsi maksadını fâş eyledik!

Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa,

Gedikli” diye tesmiye etdiği bu “ortada sandık” sınıfı 1890 senesinde bahriyemizde niye teşkil etmiş idi?

Kazancı, çarkcı, ateşci, elektrikci, torpidocu gibi can tehlikesi olan ve insan sağlığına son derece zararlı bu meslekleri;

  • Zâbit” değil
  • Ve fakat “zâbitden başka

Ve

  • "Zâbit"den çok daha ucuza çalışdırılacak “başka bir asker sınıfı” yapacak
  • Hem de tıpkı “müebbet kürek mahkûmları” gibi, bu tehlikeli meslekleri, ömür boyu yapacaklar
  • Ve dahi
  • Bu tehlikeli

     meslekleri, ömür boyu yapar iken de

  • Zâbitin” yerine “gedikli" ölecek idi.

Bahriye zâbitân heyetimiz;

  • 1890 senesinden evvel, zâten "gemi güvertesinde göt gezdiriyor" idi,
  • Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ile, 1890 senesinden sonra da "gemi güvertesinde göt gezdirmeye" devâm edecek idi.

 

*  *  *  *  *

 

Altıncı bölümün şu anda okuduğunuz üçüncü kısımında;

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Üç vakde kadar neşredeceğimiz dördüncü kısmında ise inşallah,

Astsubay” sınıfının Kara Ordumuzda teşkil edilmesinin dehşet verici sebebini ifşâ edeceğiz!

 

*  *  *  *  *

 

Başbakanlıkda memur bir arkadaşım ile ferhande sohbet ederken kendisinden işitdim!

Rahmetli dedesi şöyle der imiş; “Kendi gelen, zemzem olur!

Kendimiz düşündük,

Kendimiz araşdırdık,

Kendimiz yazdık, çizdik!

Sonra da

Buralara kadar kendimiz geldik!

Yukarıdaki vecizin hükmü icâbı size de artık

Kendiliğinden gelen bu makâlemizi “zemzem” niyetine "içmek" kalıyor!..

 

*  *  *  *  *

 

Bilgelik çadırları dokudun mu? Dokudun!

Dert potasında yandın, kül oldun mu? Oldun!

Bir pula satdılar mı seni, kader çarşısında? Satdılar!

Ölüm cellâdı geldi, boynunu vurdu mu? Vurdu! 

Peki, sana kötü diyen var mı şu dünyâda? Var!

Aldırma be Hayyâm; sana kötü diyen, kendi hâline yansın!..

Çünkü;

Dünyâ üç beş bilgisizin elinde;

Onlarca her bilgi kendilerinde.

Üzülme; eşşek, eşşeği beğenir:

Hayır var, sana “kötü” demelerinde.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Bildiğiniz üzere Hava Kuvvetlerimiz, ilk üç kuvvet içinde en genç olanı...

Kuruluş târihi konusunda “târih uğrusu” havacı beyaz subaylarımız bir takım sinsi ve hâince dolap-tezgah çevirseler de

Hava asubaylığının teşkil edilmesindeki gizli maksatları hem çok kısa hem de çok çarpıcı...

Bu sebepden dolayı evvelâ hava asubaylığını anlatalım ve geçelim.

Çünkü Kara Asubaylığının tertip edilmesi konusunda kelimeleri epeyi yoracağız, inşallah!..

 

*  *  *  *  *

 

Askerî havacılığımızın filim makarasını günümüzden tam 101 sene öncesine sarmadan evvel

Filim yapımcıları

Ve hele de

Onların arkasına gizlenen beyaz subaylarımızın asubaylığa bakışını fâş eylemesi bakımından

Bu konuda çekilen iki filimden kısaca söz etmek isdiyorum.

Meraklıları bilir!  Askerî havacılığımızı anlatan, benim bildiğim önemli iki filim var;

Birincisi, 1963 senesinde çekilen “Şafak Bekcileri.

İkincisi de 2011 senesinde çekilen “Anadolu Kartalları.

Künyelerine bakdığımızda;

Bu filimlerin çekilmesinde zamânına göre hem çok para harcandığı

Hem de

Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın doğrudan ve çok önemli yardımları olduğunu görüyoruz.

Mekân tahsis etmiş, uçakları vermiş, hava üssündeki havacı askerleri bu filimlerde bilâ ücret oynatmış...

Daha ne yapsınlar ki?.. Hava Kuvvetleri Komutanının kendisi de filimde figüranlık yapacak değil ya!

Hele “Anadolu Kartalları”’nın bir oyuncu zümresi var ki!Asubay Tefrikası 6-3_ Şafak Bekçileri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Holivud filimlerine bile taş çıkartacak kadar kalabalık hani!

Hava Kuvvetlerimizin sözde 100’üncü kuruluş yıldönümü anısına çekilen bu filfilli filim için

Birileri tam 10.000.000 Coni Doları harcamış!

Ve dahi

Türk sinemasının o güne kadar çekilen “en pahalı filimi” olarak târih yazmışlar!

Fakat bu filimi, 1963 yapımı Şafak Bekcileri kadar bile seyretmeye giden olmamış!

Yapdığı hâsılât sâdece 5.810.196 Coni Doları...

Değirmenin suyu acap nereden geldi, agalar?..

3 milyon küsur Coni doları zarârı hangi aga, hangi paşa sineye çekdi acap?

Bu hakikât bir yana, biz gelelim bu filimlerde oynatılan havacı asubaylara...

 

Asubay Tefrikası 6_3 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_3 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şafak Bekcileri’ndeki "yarım kanat" KARADAYI;

  • Uçağı tâmir eder; gazını, tuzunu tamamlar, uçuşa hazırlar,
  • Uçuşa giden subayın kaskını taşır, emniyet kemerini takar,
  • Uçuşdan dönen subayı karşılar, kaskını, çantasını taşır.
  • Aklı başında pilot subaylarımız, babası yaşındaki asubaylara bugün bile "ağabey" diye hitap eder.
  • Fakat KARADAYI cip sürerken, yanında oturan çocuğu yaşındaki üsteğmen O’na bu filimde “Gazla KARADAYI!” diyebilir!
  • Ancak ne var ki bütün bunları yapan o asubayın bu filimde adı yok!
  • Canını emânet etdikleri bu asubaya, pilot subaylarımız sâdece “Soyadı” ile hitap eder. Emrindeki yeyit Er Memo da O'na “Başgediklim” der.
  • Pilot olmak için can atmış fakat olamamış "yarım kanatKARADAYI da bu filimde olmasa ki
  • O da subay olan kızı ve şehid pilot subay oğlu sâyesinde olmuş,
  • Bu filimde asubaylar yok zannedersin! Sanki Hava Kuvvetlerimizde subaylarımızdan başka asker yok!..

 

Bu filimi 27 Mayıs'ın karanlık suratlı darbeci subaylarının gölgesinde çeken Göksel ARSOY’a diyeceğimiz bir söz yok elbet!

Çünkü Göksel ARSOY, asker değildir. Babasının işci olarak çalışdığı Kayseri Hava üssünde doğmuş, havacılık sevgisi ile büyümüş. Üsdelik çok isdediği hâlde, babasının itirâzı üzerine pilot olamamış bir sinema oyuncusudur. Şafak Bekcileri'ni çekmesinin sebebi de işde, içinde ukde olan bu havacılık tutkusudur.

Bakırköylü Göksel bey, darbeci Muhsin BATUR’ların idâresindeki Hava Kuvvetlerimizin;

  • Asubayları adam yerine bile koymayan ceberrut

Ve dahi

  • Her boku bilen subaylarının tezgahlayıp eline tutuşdurduğu senaryoya göre filimini çekdi...

 

Burada sözümüz, "asubay" dedikleri "ortada sandık" askerlere, havacı zübük subaylarımızın bakış açısıdır elbetde.

Bu konuda bir hususu da yeri gelmiş iken burada anlatmayı kendime bir borç biliyorum.

Bu hâtırayı bana, 1951 neşetli Hava Makinist Asubay Sayın Ahmet KISA, bıldır anlatdı.

Asubay Tefrikası 6-3_ Hava Asubay Ahmet KISA_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Şafak Bekcileri filmi gösderilmeye başladığı senelerde Ahmet Bey, Bandırma Hava Üssünde görevlidir. Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de filimi seyreden asubay arkadaşları Ahmet beyi ararlar. Bu filimde, Asubayları tahkir ve tezyif eden sahneler olduğunu söylerler.

Ahmet Bey, mesleğine olan saygısından dolayı bu kötü muameleyi kabul edemez. Asubay arkadaşları ile bir araya gelir ve Bandırma Polis Karakoluna giderler. Komiser Muzaffer TUNÇBİLEK'den, bu filimin Bandırma sinemalarında gösderilmesini engellemesini isderler. Komiser Muzaffer, 27 Mayıs subay darbesinde subayların sillesini yemiş ve haksız yere hapis yatmış bir polisdir. Fakat hapisdeyken de asubayların çok yardımını görür. Bu sebepden dolayı asubaylara olan minnet borcunu ödemek isder. Hemen bekcileri odasına çağırır ve emir verir.

O senelerde Türkiye’de hâsılât rekoru kıran Şafak Bekcileri filminin

Bandırma’daki sinemalarda gösderilmesini böylece yasaklatır.

Bu vesile ile Aydın Efesi Sayın Ahmet KISA’ya selâm ediyor, ellerinden saygı ile öpüyorum.

 

*  *  *  *  *

 

Anadolu Kartalları isimli bu rezil filimde bakınız, "asubaylar" ne yapıyor;Asubay Tefrikası 6-3_ Anadolu Kartalları_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Uçağı tâmir eder; gazını, tuzunu tamamlar, uçuşa hazırlar,
  • Uçuşa giden subayın kaskını taşır, kemerini takar,
  • Uçuşdan salimen dönsün diye subayın arkasından dualar eder,
  • Uçuşdan dönen subayı karşılar, kaskını, çantasını taşır,
  • Geri dönmeyen pilotun dolabını boşaltır,
  • Yüzbaşının arabasını tâmir eder,
  • Üsteğmen, “makinist” dediği O’nu önce haksız yere "tersler."
  • Sonra da kendi kusurunu perdeleyip özür dilemekden kurtulmak için bir tepsi baklava ile gönlünü alır(!)
  • Bütün bunları yapan havacı asubayın adı sâdece “Şef” dir.
  • Subaylar için “gökyüzünde uçmak” âdetâ bir “kader” oluyor,
  • Asubaylara ise “ne olursan ol, gene gel!” dedirtiyorlar.

 

  • Bu filimde havacı asubaylara tam da “ikinci sınıf” bir “Polyannacılık” oynatmışlar. İsmini bile tefaffuz etmeye tenezzül etmedikleri “Genç Makinist Astsubay” Cem USLU’ya; “Sen de hiç uçmak isder miydin?” şeklinde ahmakca ve küstahca bir suâl soruyorlar sonra da aynı asubaya “çok, çok isderdim!” dedirtiyorlar.

 

  • Fakat “uçmayı çok isdeyen” bu havacı asubayı “uçakların görevden sapa sağlam dönmesine” râzı ediyorlar.
  • 119 dakikalık filimin sâdece 2 dakikasında asubay var. Bir dakikasında dallama bir subay, asubayı haksız yere azarlıyor. Diğer dakikasında ise gene aynı dallama subay, hıyarlığını kendince telâfi etmeye çalışıyor. Bu iki sahne ile seyircinin şuuraltına şu tehdit gönderiliyor; sopa da subayın elindedir, havuç da!..

  • Havacı subaylarımızın hepsi baş oyuncu olmuş! Filimin hangi karesine baksanız subay görüyorsunuz. Hava Kuvvetlerimizde sâdece subaylarımız var sanki. Subaylarımız doyasıya yiyor, kusasıya içiyor; çılgınca dans ediyor; delice seviyor, sevişiyor; koşuyor, uçuyor, vuruyor; yeri gelince de “makinist” dediği asubayına kızıp bağırmayı kendine hak biliyor...

  • Asubayları ise gabi, nobran, duygusuz; seveni, bekleyeni olmayan; subayın uçurduğu uçağı tamir edip uçağın gazı-tuzu, boku püsürü ile meşgul olan bir “makine” gibi tanıtmış şerefsizler...
  • Havacı asubaylar söz konusu olunca tam bir inkâr tezgâhı var burada. Bu filimde oynatdıkları asubayların hiçbirisine isimleri ile hitap etmemiş şerefsizler. Kimisi "Şef" demiş, kimisi de "makinist" demiş. Filimin sonunda gösderilen oyuncu isim lisdesinde bile asubayların adı yok! İsimlerini “Genç Makinist Astsubay”, "Naci Dizdar", “Astsubay Çavuş Dalaman”, “Bakım Astsubay Eskişehir”, Bakım Astsubay İzmir” şeklinde yazmış gerzekler...
  • Öyle ki, asubaya, vatan uğruna ölmeyi bile yasak etmişler! Vatan söz konusu olunca sâdece havacı subaylarımız ölüyor!
 

Hava Kuvvetlerimizin “makinist” ya da “şef” dediği "asubaylara" bakışını yansıtması açısından bakıldığında

 Anadolu Kartalları isimli bu kepâze filim, 48 sene evvel çekilen Şafak Bekcileri’nin bile çok gerisine düşmüş.

Hava Kuvvetlerimizde “kırık-dökük” de olsa bugünkü subay-asubay silahdaşlığını bile anlatamamış şerefsizler.

Seyirci sayısına ve hasılâtına bakdığımızda;

  • Bu filimin, Türk milletinin gönlüne ve rûhuna hitap edemediği,
  • Bu sebepden dolayı da vatandaşın Anadolu Kartalları’na hiç rağbet etmediği açıkca görülüyor!

 

1963 yapımı Şafak Bekcileri’nin bıyıklı KARADAYI”’sı ile

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

2011 yapımı Anadolu Kartalları’nın isimsiz ve bıyıksızŞef”inin

Bu memleketin topraklarındaki kaderleri

İtilen, kakılan, dövülen, yevmiyesi verilmeyen

Ve daha da kötüsü

Hep “olduğu yerde otlamaya mahkûm edilen

Sinemamızın unutulmaz sanatcısı Yadigar EJDER ile

 Hep “ikinci sınıf” ve “ucuz emekci” olmak konusunda birleşdi!..

Biliyorum;

Şafak Bekcileri ve Anadolu Kartalları isimli bu filimler hakkında ilk kez böyle yorumlar işitdiniz!

Bu tesbitleri de emekli SG asubay Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK gündeme getiriyorum...

Şafak Bekcileri’ni 1963 senesinde çekdiler,

Anadolu Kartallarını daha şunun şurasında 6 sene evvel, 2011 senesinde çekdiler.

Her iki filim arasında tam 48 sene “zamân” farkı var. Bu süre içinde dünyâlar yıkıldı, yeni dünyâlar kuruldu.

Ve fakat

Asubaya biçilen gömlek ve revâ görülen muâmele hususunda

Her iki filimi çeken ve çekdiren şerefsiz zihniyetler arasında en ufak bir fark var mı,

Onu da siz söyleyin gayrı!..

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylar hakkında böyle muzâhir sözler etdiğim içinAsubay Tefrikası 6-3_ Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Beni, asubayları savunan bir asubay zannetmeyin sakın!

Çünkü değilim! 

Bu konuda bugüne kadar epeyi söz söyledim.

Bugün mevcut olan vatan hâini zihniyetden bir şey talep etmiyorum!

Ordumuzun “astsubay” dediğimiz askerleri,

Anayasamıza göre gayri meşrûdur, gayri kânûnidir.

Bu “uyduruk ” ve “ortada sandık”  asker sınıfı bir an evvel ilgâ edilmelidir.

Bu hakikâti, belgeleri ile birlikde yiğitce söyleyen ilk asubay da gene ben Eski Tüfek Şükrü IRBIK oldum.

19 Ağustos 2016 Cuma günü neşretdiğim Açık Mektup isimli makâlem ile de

Bu fikrimi dosda, düşmâna alenen ilan etdim.

 

*  *  *  *  *

 

Beyaz zâbitân heyetimiz;

Şafak Bekcileri ve Anadolu Kartalları isimli filimlerde asubaylara yapdıkları muamelenin aynısını

Ve hattâ

Daha kötüsünü 1916 senesinde yapdılar.

Yapdıkları bu şerefsizliği de 1969 senesinde yazdıkları bir kitapda itiraf etdiler.

Makâlemizin bu kısmında ele alacağımız “pilot küçük zabitlik” konusunda biz,

İşde, bu kitaba kalem batıracağız, inşallah.

 

*  *  *  *  *

 

Havâî (Kara Havacılık) Ordumuzda “Pilot Küçük Zâbit” Sınıfının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

 

Kuvvâ-î Havâiyyemizde “küçük zâbit” denilen asker sınıfından “pilot” yetişdirilmesinin sebebini anlamak için fazla yorulmadık!..

Çünkü

Merd-i kıptî şecaât arzederken sirkatin fâş eyler imiş ya!..

Genelkurmay Başkanlığımız işde, tam da böyle yapmış!

Lâkin,

Bu kan donduran “sirkati” fâş eylemeden evvel

Askerî havacılığımız hakkında kısa bilgiler arz edelim.

 

*  *  *  *  *

 

Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın târihcesine bakarsanız, kuruluş senesinin 1911 olduğunu görürsünüz.

İngiliz milletinin buhar gücünü keşfetmesi ile başlayan dünyâyı sömürme yarışı,

Buhar makinesinden çok daha verimli ve kullanışlı olan “içden yanmalı motorun” icâd edilmesi ile birlikde

Çok daha yeni ve çok daha acımasız bir nitelik kazandı...

Pistonlu motoru icâd eden Amerika ve Avrupa devletleri;

Ȃdem baba - Havva anamızdan beri insanlığın en büyük hayâlinden birisi olan uçmayı mümkün hâle getirdi. Avrupalı insanların “havadan ağır makine” ismini verdiği piston motorlu uçağı;

  • Dünyâda ilk imâl eden

Ve dahi 

  • Bu makineyi 1903 senesinde ilk uçuran millet, Amerika oldu.

*  *  *  *  *

  • Dünyâda motorlu ilk uçağı imâl eden devlet, ABD
  • İmâl etdiği uçağı dünyâda ilk uçuran devlet, ABD
  • Uzaya ilk kez insan gönderen devlet, ABD
  • İcâd etdiği günden beri kendi uçağını kendisi imâl eden devlet, gene ABD

   Ve fakat

  • Kendi Hava Kuvvetleri Komutanlığını ABD, ancak 1947 senesinde teşkil edebildi.

Çünkü bu seneye kadar girdiği iki Dünyâ Harbinde de askerî havacılık faaliyetlerini, Amerika’nın kara ordusu deruhde etdi.

Üsdelik Amerika,

Kendi müstakil hava kuvvetleri komutanlığını da ancak 1947 senesinde, şu kânun ile teşkil etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

  Bölüm 201.

   (a) Savunma Bakanının başkan olduğu Millî Askerî Teşkilât kurulmuşdur.

   (b) Bu kânunun ikinci maddesi ile teşkil edilen diğer bütün kurum ve kuruluşları ile birlikde Millî Askerî Teşkilât;

        Kara  Kuvveti, Deniz Kuvveti ve Hava Kuvveti Bakanlıkları’ndan müteşekkildir.

 

*  *  *  *  *

 

Elin gevuru;

Kendi hava kuvvetlerini teşkil etdiği târihde; kendi imâl etdiği “jet motorlu” uçakları uçuruyor idi...

Fakat bizim her boku bilen hâin ve beyaz zâbitân heyetimiz ise;

Hava kuvvetlerimizi kurduğu târihde; masabaşında kendi imâl etdiği “kağıtdan uçakları” uçuruyor idi!..

İçinde yaşadığımız 2017 senesinde de durum hâlâ aynı değil mi?..

 

*  *  *  *  *

 

Yüzbaşı Fesa ve Mülazim-ı evvel Yusuf Kenan beyleri pilotluk eğitimine gönderdiğimiz

Ve dahi

Havacılıkda Avrupa’nın en ileri devleti olduğunu zannetdiğimiz Fransa bile

Kendi “müstakil hava kuvvetlerini” 1934 senesinde kabul etdiği "kânun" ile ancak teşkil edebildi.

Lâkin gel gör ki;

Uçak imâl etmek şöyle dursun,

Satın alıp uçurduğumuz uçağın tekerinin cıvatasını bugün bile imâl edemeyen ahlâksız hava subaylarımız ise

Bizim “müstakil” hava kuvvetlerimizi taa 1911 senesinde teşkil etmişler(!) Helâl olsun vallahi!..

Üsdelik,

  • Devletimizin padişahı sarayda oturur iken,
  • Sadr-ı Ȃzamı Sadâretde durur iken,

Harbiye Nâzırlığındaki bir Paşa’nın imzâladığı bir kağıt parçası ile...

Bu soysuzlar, Osmanlı Devletini babalarının çift öküzlü çiftliği zannediyorlar, zâhir!..

Yalan söylemenin de bir haddi, hududu olur da!..

Fakat hava kuvvetleri komutanlığımızın böbürgen ve fakat böbürgen olduğundan daha fazla sömürgen;

Kurnaz ve fakat kurnaz olduğundan daha fazla ahmak subayları,

Hava Kuvvetlerimizin kuruluş târihi konusunda had, hudud tanımamışlar!

27 Mayıs subay darbesinin karanlık ve kapuska kokulu rüzgârı ile ayakları yerden kesilen havacı subaylarımız,

Masaya yumruğu vurmuşlar

Ve dahi

Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın 1911 senesinde teşkil edildiğine emir-gomuta zenciri içinde karâr vermişler. Bu kepâzelik şimdilik bir kenârda dursun!

Biz şimdi gelelim, yirminci asırın ilk senelerinde Osmanlı Kara Ordusunun havâî faaliyetlerine...

Kara Ordumuzda “küçük zâbit” denilen “ortada sandık” asker sınıfını, 1909 senesinde teşkil etdik.

Zere,

Asker, gitdiği yere kendi kânununu da götürür! Kânunu yok ise şâyet asker de yokdur, askerlik de yokdur.

 

Zâbitân heyetimizin “resmî târih” deyip bugüne kadar üfürdüğü ısmarlama, düzmece ve ucuz yalanlarını;

 Ortaya dökdüğümüz bilgilerin göz kamaşdıran ışığının zifiri zulmeti şerham şerham yırtdığı gibi

Kerâmeti kendinden menkul kimi târihcilerin bugüne kadar yazdığı düzmece kitapları yırta yırta geliyoruz!

 

Ağızlarını domaltarak; “1909 senesinden evvel kara ordumuzda küçük zâbitlik var idi” diyen “târih soytarısı” subay ve asubay meslekdaşlarımız, bugüne kadar tükürdüklerini yalamaya şimdiden hazır olsunlar!..

Asubay Tefrikası 6’nın bundan sonrakini terkip edecek dördüncü kısımında;

Töre konuşacak, Han susacak!

1909 senesinden evvel Kara Ordumuzda “küçük zabit” denilen asker sınıfının mevcut olmadığını

Bugüne kadar hiç görmediğiniz ve bilmediğiniz belgeler ile isbat edeceğiz, evvel Allah!..

 

*  *  *  *  *

 

Hava  Ordumuzda “küçük zabit” dedikleri “ortada sandık” cinsinden asker sınıfının teşkil edilmesinin menhûs maksadını teşhir etmeden evvel,

Târih konusunda bir iki kelâm kaynatmaya mecbûr kaldım.

  • Ahmet Târık TEKCE'siz filim,

 

  • Kitapsız ilim olmaz derler!..

 

Fakat bu vecize mefhûmu muhalifinden bakdığınızda, dünyânız değişebilir.

İlimsiz kitap yazan kimi târih soytarıları;

Bildiğimiz hakikâtleri, insanlığı kandırmak ve aldatmak için kullanmakdan utanmıyorlar.

Bu sebepden dolayı ATATÜRK’ün târih konusunda irâd etdiği birkaç vecizini bu sayfaya misâfir edeceğim.

 

*  *  *  *  *

 

Târihimizi çarpıtarak kendilerine yağlı bir kemik bulmaya çalışan târih soytarıları

Evvelâ, ATATÜRK’ün çakmak çakmak yakan şu gözlerinin içine bir baksınlar!..

Asubay Tefrikası 6-3_ Kurucu Cumhurbaşkanı ATATÜRK_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Ve dahi

Akabinde de

Târih konusunda söylediği şu vecizleri bir okusunlar hele!..

“Herhangi bir târihi elinize aldığınız zamân, onun gerçeğe uygun olup olmadığına inanmak için istinad etdiği kaynak ve belgeler araştırılır. Bizim şimdiye kadar doğru bir millî târihe mâlik olamayışımızın sebebi târihlerimizin, hakikî okuyucuların belgelere dayanmaktan ziyâde ya birtakım meddahların veya birtakım kendini beğenmişlerin hakikât ve mantıktan uzak sözlerinden başka kaynak bulamamak bedbahtlığıdır.”

Birinci Cumhurbaşkanı Gâzi Mustafa Kemal, 1924.

 

 

*  *  *  *  *

 

Târih ne güzel aynadır!

İnsanlar, özellikle ahlâkda gelişmemiş kavimler, en büyük mukaddes mefhumlar karşısında bile hasis duygulara tâbi olmaktan nefislerini menedemiyor. Târihin sinesine geçen büyük hâdiselerde, bu hâdiseler içinde âmil ve fâil olanların hâl, hareket ve muameleleri onların ahlâk seviyelerini ne de açık gösterir.”

Kaymakam (yarbay) Mustafa Kemal, Anafartalar, 1915.

 

*  *  *  *  *

 

Becereksizliğini itiraf et, pişmân olma!

Sonradan uydurma bir eser vücuda getirerek ertesi gün pişman olmaktansa, hiçbir eser vücuda getirmemek, beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir.

 Birinci Cumhurbaşkanı Gâzi Mustafa Kemal, 1931.

 

*  *  *  *  *

 

Ey Hayyâm! Sen hakikâtsin, lâkin sözlerin yalan!

Tıpkı sen gibi, Havacı Osman hakikât, lâkin sözleri yalan!

 

Ne bilginler geldi, neler buldular!

Mumlar gibi dünyâya ışık saldılar,

Hangisi yarıp geçdi bu karanlığı?

Bir masal söyleyip uykuya daldılar!

 

*  *  *  *  *

 

ATATÜRK’ün târih konusunda irâd etdiği muhteşem sözlerinden sâdece bir ikisini sizlere hatırlatdıkdan sonra

İmdi, bu sözleri kim için söylediğini görelim.

ATATÜRK’ün unvânını taşıyan Gâzi Üniversitesinin neşretdiği bir dergi var. Senede iki kere neşredilen ve ismi “Gâzi Akademik Bakış” olan bu dergide bilim adamlarımız makâle neşrediyorlar.

Aşağıda söze konu bu derginin örütbağdaki sayfasını görüyorsunuz.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  

Birinci Cumhurbaşkanımız ATATÜRK’ün yukarıdaki bölümde okuduğunuz vecizlerinin bugün birinci muhatabı, Osman YALÇIN isimli havacı bir subaydır. “Gâzi Akademik Bakış” isimli derginin Aralık 2015 sayısında, Osman YALÇIN isimli “târih kasab”ı havacı öğretmen subayımız, bir makâle neşretdi;

Türk Hava Kuvvetleri Tarihinde Hava Okulu ve Harp Okuluna Geçiş Süreci.”

Aşağıda gördüğünüz bu makâlesinde havacı Osman YALÇIN, iki hususda iki ucuz yalan yumurtalamış;

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Hava İkmal Asubay üfürükcü Osman YALÇIN_Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

Birinci yalan yumurtası; Hava Harp Okulunun 1951 olan kuruluş senesini, 1912 senesine tebdil etmek isdiyor. Havacı Osman, bu konuda savcı olmuş, suçlamış; hâkim olmuş, hüküm vermiş! Bu “târih sapıklığını ve uğruluğunu” şimdilik bir kenâra bırakıyorum.

  • İkinci yalan yumurtası da şu; 1916 senesinde Berrî (Kara) Ordumuzda “gedikli erbaş” denilen bir asker sınıfı mevcut imiş! Biz bu makâlemizde işde, “gedikli erbaş” tâbiri konusunda havacı Osman YALÇIN’ın burnunu sürteceğiz!..

*  *  *  *  *

 

Osman YALÇIN isimli hava öğretmen bu beyaz subayımızın, kendinden olmayan “diğer” sınıf askerlere bakışını, bugüne kadar yazdığı makâlelerinden biliyoruz. Fırsatını bulsa “asubay” kelimesini sözlüğümüzden kazıyıp atacak kadar mutaassıb birisidir kendisi.

Fakülte mezûnu, sonradan görme havacı Osman öğretmen;

  • Vecihi HÜRKUŞ’un “kara piyâde küçük zâbit” olduğunu bilemeyecek kadar câhil

Ya da

Biliyor ise şâyet,

  • Bu hakikâti söyleyemeyecek kadar da fesat, bağnaz, gâfil ve ödlek bir beyaz subayımızdır!

Târih şuurundan mahrum olması, "târih uğruluğu" yapmak için yanıp tutuşması bir yana; 

Elinden gelse, kendisinden başka askerlere bir yudum su vermeyecek tıynetde

Ve dahi

Diğerleri gibi her boku bildiğini zanneden öğretmen bir subayımızdır. Allah böylelerini düşmânımıza bile vermesin.

Yukarıda gördüğünüz makâlesinde Havacı Osman YALÇIN, 2015 senesinde şöyle üfürmüş;

 

  • Bu yıllarda (1916) önemli bir farklılık da pilot eğitiminde subayların yanında “gedikli erbaş”lara da eğitim verilmesi olmuştur.
  • Bunun Türkiye için doğruluğu, üzerinde tartışılmaya değer bir hususdur.”

 

 

Gedikli erbaş” dediği askerlerin “pilot” yapılmasını tartışmak, Havacı Osman’ın boyunu aşar!

Çünkü

"Gedikli erbaş" (küçük zâbit)’ların pilot yapılmasına karâr veren 1916 senesinin Karacı zâbitân heyeti,

Havacı öğretmen Osman YALÇIN’dan çok daha akıllı insanlar idi.

Masa başında oturup 101 sene geriye bakıp da târih(!) yazdığını zanneden bu beyaz subayımızın kendisi,

İstiklâl Harbinde portakalda vitamin bile değil idi.

Fakat

O günleri yaşayan dedesinden harbin ne demek olduğunu dinleyecek kadar akıllı olsa idi

Ve hele de

Genelkurmay Başkanlığının biraz sonra fâş eyleyeceğmiz kitabını okusa idi şâyet

Böyle, börkenekden külsüz üfürmez idi...

Doçent Doktor unvânı taşıyan “kitaplıOsman YALÇIN, 

1916 senesinde Osmanlı Ordusunda “gedikli erbaş” isimli bir asker sınıfı “mevcut olduğunu” iddia ediyor. Ben de Osman YALÇIN’ı bu iddiasını isbata dâvet ediyorum.

Sâhil Güvenlik Komutanlığı emeklisi asubay olan ben, “kitapsızŞükrü IRBIK ise

1916 senesi Osmanlı Ordumuzda “gedikli erbaş” isimli bir asker sınıfı “mevcut olmadığını” iddia ediyor

Ve dahi

Bu iddiamı da kânun ile bugün, burada isbat ediyorum.

Gedikli erbaş” tâbiri;

Osmanlı askerî mevzuâtına 2717 sayılı şu kânun ile ilk kez 25 Mayıs 1935 Cumartesi günü hulûl eyledi.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Aşağıda gördüğünüz “erbaş” kelimesini de Birinci Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK,

Gene 1935 senesinde bizzat terkib etdi.

Havacı Öğretmen Osman, biliyor musun bu hakikâti?

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

*  *  *  *  *

 

Yrd.Doç.Dr.Hv.Öğ. Yarbay Osman YALÇIN’ı tanıyanlar, bu adama söylesin!

1935 senesinden evvel ordumuzda “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilmiş bir asker sınıfı yok idi.

Farkında olmaması anlarız,

Bilmemesini de...

Eğer bilmiyor ise şâyet,

Bilmediği bu hakikâti ben Sâhil Güvenlik Şükrü IRBIK; bugün burada, Havacı Osman YALÇIN’ın burnuna dayıyorum. Nedâmet getirsin ve bu hakikât karşısında eğilsin!

Fakülte mezunu olmasına rağmen subaydan daha da subay rengine boyanan

Ve dahi

Subay olduğu için Osman YALÇIN, bir asubaya teşekkür edemez, bunu biliyorum.

Çünkü hakkı, sâhibine teslim etmek, ancak bilim ahlâkı olan insanların işidir.

Fakat makâlemizin hemen altına bu konudaki nedâmetini itiraf etsin!

Aksi takdirde, “gedikli erbaş” kelimesi konusunda “yalancı” yaftasını boynuna kendisi takacak.

Ve dahi

Söylediği bu ucuz yalan, Havacı Öğretmen Osman YALÇIN’ın peşini bırakmayacak, haberi olsun!..

 

*  *  *  *  *

10

 

Gedikli erbaş” tâbirinden söz açılmış iken söyleyelim.

Gedikli erbaş asker sınıfının ordumuza gayri meşrû olarak sokuşdurulmasının sebebini öğrenmek isder ise şâyet

İki bölümden mürekkep şu makâlemizi okumasını Havacı Öğretmen Osman’a tavsiye ederim; “Gedikli Erbaş Sahtekârlığı

 

*  *  *  *  *

 

Bugün, 29 Ekim 2017 Pazar. Saat, 01:20

Bu kısımdaki bilgileri buraya, bugün ekledim.

Yrd.Doç.Dr.Hv.Öğ. Yarbay Osman YALÇIN’ın kim olduğunu az evvel öğrendim.

Meğerse “târih uğrusu" bu subayımız,

Hava Asubay Sınıf Okulu ikmâl sınıfından 1990 mezûnu tâze bir meslekdaşımız imiş!

Kendisi gizlemiş! Fakat, bu hakikâti biz burada fâş eyliyoruz!

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Hava İkmal Asubayı Üfürükcü Osman YALÇIN_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK



Hava İkmâl Asubay Osman YALÇIN,

 

Okumuş, subay olmuş! Kendisini tebrik ederim.

Ancak ne var ki bu “eski asubay”, “yeni subay” arkadaşımız,

Bilim adamı olamamış!

Hava Harp Okulunun 1951 olan kuruluş senesini 1912 senesine tebdil etmekdeki hırsına bakılırsa,

Yrd.Doç.Dr. Osman YALÇIN, Prof. olmayı kafasına koymuş!

Fakat bu arkadaşımızın

Yalanlar ile, yanlışlar bir yere kadar gidebileceğini anlamasının vakdi geldi!

Subaylığa terfi etmiş “sâbık bir asubay” olarak;

Daha kendi aslının târihini bilmeden

Hava Harp Okulu’na “sahte târih” düzmeye tevessül edersen, işde böyle madara olursun! 

Şunu da söylemeye mecburum; Koz, kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş!

Aslını inkâr edenin akıbeti berbâd olur!

Böyle de bir durum var burada.

Yazık, sana Osman YALÇIN!

Hem de çok yazık!

 

*  *  *  *  *

 

Târih uğrusu zâbitân heyetimiz inkâr etmeye çalışsa da

Aradan geçen tam 101 sene sonra

Târihin bir hakikâti daha inşallah

Ayna olup bize işin aslını gösderecek!

Ordumuzun zâbitân heyeti de târihimiz konusunda böyle idi. Bizlere de kendi uydurdukları düzmece târihi yedirdiler.

Fakat bu yalanları bugün artık yemiyoruz.

Ve uydurdukları bu sahte târihlere karşılık olarak

Bilimin aydınlık tokadını bu zâbitân heyetimizin suratlarına birer birer aşkediyoruz!

Nasıl mı?

Şöyle;

1911 senesinde kurulduğunu üfürdükleri “hava kuvvetlerimizin” o zamândaki ismi, Tayyâre Komisyonu idi. Harbiye Nâzırlığına merbut bir şubedeki masabaşında oturan bu komisyonun üyeleri, yapdıkları kağıtdan uçakları uçuruyorlar idi... Osmanlı Devletini yıkan 31 Martcı Mahmut Şevket Paşa’nın Harbiye Nâzırlığına denk gelen bu senelerde, havâî faaliyetlerimizi Berrî (Kara) Ordumuzun askerleri icrâ ediyorlar idi.

Bir başka ifâde ile, Avrupalı Tomi’ler, Amerikalı Coni’ler;

  • Her gün yeni ve daha vurucu uçaklar imâl edip
  • Yeni pilotlar yetişdirirken
  • Bizim “Tayyâre Komisyonu”nun papatya falına bakan zâbitân heyeti,

Coni’nin ve Tomi’nin yazdığı havacılık kitaplarını daha tercüme etmek ile meşgul oluyorlar idi...

 

*  *  *  *  *

 

Nereye baksanız görürsünüz!

İlk pilotlarımız Mülâzım bilmem kim, Yüzbaşı filan fısdık diye dağa-daşa, gaba gumaşa yazarlar.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

Târihden şan, şöhret kahramanlık pâyesi aşırmaya,

Devletden madalya, maaş, terfi kapışmaya gelince gözlerini kan bürüyen hâris ve beyaz zâbitân heyetimiz,

Acap hiç merâk buyurdunuz mu?

O vakitler “küçük zâbitân” dedikleri “asubayları”, niye “pilot” yapdılar?

 

*  *  *  *  *

 

Küçük zâbit” dedikleri askerleri 1916 senesinde “pilot” yapmaya karâr vermelerinin esbâb-ı mucibesini anlayabilmek için

İltifât buyurursanız şâyet,

1910’lu senelerin havacılığına şöyle bir nazâr eyleyelim.

İnsanoğlunun “havadan ağır makine” dediği uçağı icâd etdiği günlerde

Havacılık çok tehlikeli bir meslek idi...

Uçmayı anlamak, uçağı öğrenmek ve tekâmül etdirmek için yapılan denemeler esnâsında

Avrupa ve Amerika’da ölen mucit ve askerlerin sayısı belli değildir.

Uçakları sınadıkları meydanlar, düşen uçaklarda ölenlerin cesetleri ile dolu idi. Kurban Bayramında açık salhâneye dönen memleketimiz Türkiye’dekine benzer manzaralar var idi, oralarda.

Aynı senelerde, uçak imâl edeyim derken bizim memleketimizde bir tek vatandaşımız ya da askerimiz ölmedi. Tıpkı bugün cep telefonu, bilgisayar vs.’de hazıra konduğumuz gibi

O senelerde de havacılığı Coni ve Tomi, icâd etdi, biz Türkler de hazıra konduk!

Ben kendimi bildim bileli “kendi uçağını kendin yap” deyip dururuz.

Bugün, içinde yaşadığımız 2017 senesinde bile "kendi uçağımızı hâlâ kendimiz yapamıyor isek" şâyet,

Aslında bu konuda kelimeleri isrâf etmeye hiç lüzum yok demekdir.

1910’lu senelerde ilk uçağı icâd eden ve uçuran Coni’ler ve Tomi’ler,

Bu tuhaf makinenin askerî maksatlar ile bir silâh olarak kullanılacağını çokdan idrâk etmişler idi bile...

Bizim Harbiye Nâzırımız da Avrupa’daki bu gelişmeleri öküz-tiren mesâbesinde seyrediyor idi. 1911 senesinde “Tayyâre Komisyonu”’nu kağıt üzerinde teşkil etmek ile ahmak zâbitân heyetimiz,

Hava kuvvetlerimizi” kurduklarını zannetdiler!

Fakat “çocuk doğurmak” ile “çocuk evlad edinmek” aynı şey olabilir mi, Allah aşkına?

İlmini bilmediğin, imâl etmediğin uçağı uçurmak, bu senelerde çok tehlikeli bir iş idi. Tıpkı bugünkü trafik kazası haberleri gibi o senelerin gazeteleri de uçak kazasından söz eden haberler ile dolu idi. Avrupa’da, Amerika’da o senelerde havalanan uçakların çoğu tecrübesizlikden ya da arıza sebebi ile düşüyor idi. Henüz paraşütün dahi bilinmediği bu dönemde uçak yere düşünce de içindeki “pilotlar” ölüyor idi. Bu sebepden dolayı da bu senelerde uçak uçurmak mârifet ve fakat mârifetden daha çok cesâret isdeyen, yürek isdeyen bir iş idi. Kendi uçağımızı kendimizin yapması gerekdiğini anlayacak kadar da hamiyyetli ve akıllı zâbitimiz yok idi.

İşde,

Harbiye Nâzırlığımızın omuzu püsküllü garpperestiş zâbitân heyeti;

Avrupa’nın “doğurduğu” havacılığı, tıpkı "evlatlık edinir" gibi, 

Osmanlı Devletinin çil çil altın lirası ile  bu şartlar altında Avrupa’dan “satın almayı” mârifet belledi.

 

*  *  *  *  *

 

İmdi gelelim,

Harbiye Nâzırlığımızın “küçük zâbit” dediği askerleri “pilot” yapmasının pinhân-ı esbâb-ı mucibesine...

Asubayların bir zamânlar ordumuzda “pilotluk” yapdığından söz edilince, aklımıza hemen Vecihi gelir.

Öyleyse,

Osmanlı Kara Ordusundaki “küçük zâbit” sınıfının “ilk pilotu” olan Vecihi hakkında kısa bilgi verelim.

 

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Kara Pilot Küçük Zabit Başçavuş Vecihi Efendi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Vecihi (HÜRKUŞ), 1895 senesinde Üsküdar’da dünyâya geldi.

15 yaşındayken, 1910 senesinde Dersaadet (İstanbul) (Berrî) Küçük Zâbit (Orta) Mektebine kayıt yapdırdı.

12 Ağustos 1912 Pazartesi günü bu mektebden, üçüncü dönem olarak mezûn oldu.

Vecihi efendi 17 yaşında iken

Piyâde küçük zâbit onbaşı” rütbesi ile Berrî (Kara) Ordumuzda takım komutanı olarak göreve başladı.13

Yukarıda gördüğünüz tavsırı;

Piyâde Küçük Zâbit merhum Nurettin PEKER’in oğlu Sayın Orhan PEKER’i ziyâret etdiğim 16 Aralık 2016 Cuma günü kendisinden aldım.

Balkan Harbine gönüllü olarak giden Piyâde Küçük Zâbit Onbaşı Vecihi efendi;

Bolu Alayı Gerede Taburu 2’inci Bölüğünde,

Kırklareli, Pınarhisar, Saray ve Çatalca’da takım komutanı olarak görevler yapdı.

Pekiyi,

Üsküdar’lı Vecihi efendi, havacı mı idi?

El cevâp! Hayır, havacı değil idi.

Çünkü; O senelerde Osmanlı Devletinde Hava Kuvvetleri olarak bilinen bir kuvvet komutanlığımız yok idi.

1913 senesinde  Ordumuzda ilk kez başlayan havacılık faaliyetlerinde

Küçük zâbit Vecihi efendi,çavuş” rütbesi ile "gönüllü olarak" görev aldı.

Kısa süreli makinist eğitiminden sonra 1914 senesinde Bağdat Cephesi 7’inci Ordu, 2’inci Tayyâre Bölüğünde “uçak makinisti” olarak göreve başladı.

Mayıs 1915 senesinde, “çavuş” rütbesindeyken Yeşilköy Hava Mektebinde "gönüllü olarak" “pilotluk” eğitimine başladı.

Pilotluk eğitimini başarı ile tamamlamasının akabinde “başçavuş” rütbesine terfi eden Vecihi efendi, Aralık 1916’da Kafkas Cephesi 7’inci Tayyâre Bölüğüne “pilot” olarak tâyin edildi. Cephede ve düşmân mevziileri üzerinde ve gerisinde başarılı keşif-gözetleme ve muharebe uçuşları yapdı.

26 Eylül 1917 Çarşamba günü Rasıdı Yüzbaşı Şükrü (KOÇAK) efendi ile bir Rus uçağını düşürdü. 08 Ekim 1917 Pazartesi günü uçurduğu keşif uçağı ile Rus av uçağını it dalaşına zorladı. Bu vuruşma esnâsında pilot Vecihi, başından yaralandı ve Erzincan Ovasına inmeye mecbur kaldı. Burada Ruslara esir düşdü ve Hazar Denizindeki Nargin Adasına sürgün edildi. Aşağıda, Vecihi efendiyi, esir kampında Rus askerler ile çekdirdiği zoraki hâtıra tavsırında görüyorsunuz.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Kara Pilot Küçük Zabit Başçavuş Vecihi Efendi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

  Pilot küçük zâbit başçavuş  Vecihi efendi, kendisinin “zâbit” olduğunu zannediyor idi.

 Çünkü;

 Birliğindeki “zâbit” sınıfından gomutanları O’na, “zâbit” olduğunu söylemişler

 Ve dahi 

 Takım komutanlığı görevini tevdi edip kurbanlık koyun gibi Vecihi'yi cephenin en önüne sürmüşler idi... 

 Osmanlı Devletinin de imzâlayıp taraf olduğu 1907 La Haye Sözleşmesine göre kampda esirler;

  • Er" (soldier) ve "zâbit” (officer) olmak üzere iki sınıfda ibâte ve iâşe ediliyor, 
  • Zâbite "oda" veriyor 

Fakat

  • Zâbit hâricindeki askerlerin hepsi "koğuş"larda tutuluyor idi.

 

 Harb esirlerine yapılacak muamele konusunda

   İçinde yaşadığımız 2017 senesinde de durum hâlâ aynıdır!

 

"Subay yardımcısı" olduğunu zanneden "Asubayların" 

Haberi olsun!

 

 

 Hazar Denizinin ortasında yer alan ve zehirli yılanları ile meşhur Nargin Adasına vardığında

 Sorgu esnâsında künyesini soran Rus kamp komutanına Vecihi efendi, kendisinin “zâbit” olduğunu söyledi.

 Bu beyânına istinâden de Vecihi’yi, “zâbitânımızın” kaldığı bir "odaya" yerleşdirdiler.

 Fakat buradaki bizim beyaz “zâbitânımız”, Vecihi’nin “zabit” olmadığını Ruslara ihbâr etdiler.

 Bu gammazlık üzerine Rus kamp komutanı;

 Aynı kampda esir olan “küçük zâbit” Süleyman NURİ’ye yapdığı gibi,

 “Küçük zâbit” Vecihi efendiyi de “zâbitânımızın” kaldığı "odadan" çıkartdı ve erâtımızın kaldığı "koğuşa" gönderdi.

 

Birinci Cihân Harbi esnâsında dünyânın dört bir yanına sürgün edilen Osmanlı askerlerinin içindeki binlerce “ihtiyât zâbitimiz” de düşmân esir kampı komutanlarının kafasını karışdırdı. Sorguları esnâsında kendilerinin Osmanlı Devleti Berrî Ordusunda "ihtiyât zâbiti” olduğunu söyleyen askerlerimizin, 1907 La Haye Sözleşmesine göre “zâbit” mi “er” mi olduğunu muhâsım devletler tefrik edemedi. Çünkü askerimizi esir eden bu devletlerde “ihtiyât zâbiti” denilen “uyduruk” bir asker sınıfı mevcut değil idi! Bu sebepden ötürü esir edilen “ihtiyât zâbitimize” esir kamplarında “er” muamelesi yapdılar.

Fakat hukukcu olan ve 1907 La Haye Sözleşmesinden haberdâr olan kimi “ihtiyât zâbiti” buna itirâz etdi. Muhâsım devletler, içinden çıkamadıkları bu durumu, Osmanlı Devletine bildirdi.

Harbiye Nâzırlığımız, bu devletlere peşpeşe gönderdiği “yıldırım” telgraflar ile;

  • Osmanlı Devleti BerrȊ Ordusundaki “ihtiyât zâbitânın” tamamının “zâbit” sınıfına dâhil olduğunu

Ve dahi

  • 1907 La Haye Sözleşmesine göre bunların hepsine “zâbit” muamelesi yapılmasını talep etdi.

Zâbit” olduğunu zanneden Osmanlı Berrî Ordusu “küçük zâbitânının” aynı konudaki talebi karşısında ise

Zâbit” olduğunu söyledikleri Vecihi’yi cephenin en önüne süren “zâbit” gomutanları,

Dut yemeden bülbül oldu!

 

Nargin adasındaki esir kampından kaçmayı başaran Vecihi efendi, İran üzerinden yürüyerek; yalın ayak başı gabak bir şekilde 13 Mayıs 1918 Pazartesi günü memleketine geri geldi. Bunu yapan bir zâbitimiz olsa idi şâyet Genelkurmay Başkanlığımız bu kaçış konusunda şimdiye kadar yüzlerce tefrikalık kahramanlık hikâyeleri düzdürür idi.

Fakat “zâbit” olmadığı için Vecihi’nin bu muazzam kaçış mâcerâsını

Fesat küpü ve beyaz “zâbitân heyetimiz" bugün bile utanmadan hâlâ inkâr etmeye çalışır.

İran sınırından başlayıp Anadolu’yu, şarkdan garba kadar başdan başa yürüyerek kateden Vecihi efendi, İstanbul’a geldi ve Millî Mücâdeleye bırakdığı yerden devâm etdi. Bu ilimizin müdafaasını deruhde eden 9’uncu Tayyâre Bölüğünde “kıdemli başçavuş” rütbesi ve "avcı pilot" unvânı ile görevine tekrâr başladı.

30 Ekim 1918 Çarşamba günü Mondros Mütârekesini imzâlayan Osmanlı Devleti, Birinci Cihân Harbinde mağlup ilan edildi. Ordumuz silah bırakdı ve askerimiz terhis edildi.

31 Aralık 1919 Perşembe günü seferberlik sona erdirilince, 6 senelik mecburî hizmetini tamamlayan Vecihi efendi

  • Gâzi” unvânı

    Ve dahi

  • Pilot küçük zâbit kıdemli başçavuş” rütbesi ile Berrî (Kara) Ordumuzdan terhis edildi.

 

*  *  *  *  *

 

    •   

     

    Vecihi HÜRKUŞ hakkında bugüne kadar yazılan kitapların hiçbirisinde, 

    Aşağıda gördüğünüz şu bilgilerin hepsini birarada bulamazsınız;

    • 2 senesi, Der Saadet Küçük Zâbit Mektebi'nde “talebe” olarak, (1910-1912)
    • 1 senesi “piyâde küçük zâbit onbaşı” rütbesi ile takım komutanı olarak cephede, (1912-1913)
    • 1 senesi Yeşilköy Hava Mektebinde “uçak makinist” eğitiminde, (1913)
    • 1 senesi cephede muharip “uçak makinisti” olarak (1914)
    • 1 senesi gene Yeşilköy Hava Mektebinde “pilotluk” eğitiminde, (1915)
    • 1 senesi Nargin kampında “esir” olarak, (1917)
    • 3 senesi de muharip “avcı pilot” olmak üzere cephede, (1916, 1918-1919).

     

  • Birinci Cihân Harbi ve İstiklâl Harbinde vatanına canı bahâsına 10 sene hizmet eden Vecihi efendi,

 

  • Emekli olamadan

Ve dahi

  • Beş guruş ikramiye dahi almadan

 

1919 senesinde Berrî (Kara) Ordumuzdan terhis edildi...

 

Çünkü,

1909 Nizamnâmesine göre mecburî hizmetinden sonra ayrılan "küçük zâbitânın" emekli olma hakkı yok idi.

  • TBMM’nin üç takdirnâme ile taltıf etdiği ilk ve tek Türk vatandaşı olan,
  • İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen,Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK
  • Dünyânın “gelmiş geçmiş en çok uçan pilotu” unvânı verilen,
  • Türk havacılık târihinde “ilk uçak düşeren pilot” unvânını ihraz eden

  • Gâzi pilot küçük zâbit kıdemli başçavuş” unvânı ile terhis edildiği gün
  • Vecihi efendinin cebinde 5 guruş parası yok idi!..

Tıpkı,

Sokakda donarak öldüğü o soğuk Mart gecesinin sabâhında,

Cebinden 5 guruş para çıkmayan “üçüncü sınıf sinema emekcisiYadigar EJDER gibi...

Ey Ali Fehamoğlu gâzi pilot küçük zâbit kıdemli başçavuş Vecihi HÜRKUŞ!

Duy beni!

Bu vatan topraklarında senin ve Yadiğar EJDER’in kaderi

Varlıkda değil fakat yoklukda birleşdi!

Evvela rûhunuz şâd olsun,

Sonra da haberiniz...

 

*  *  *  *  *

 

Üsküdar’lı “pilot küçük zâbitVecihi ile biz asubaylar haklı olarak gurur duyarız.

O’ndan sitâyiş ile bahsetmeyi de kendi mesleğimiz için bir iftihâr vesilesi biliriz!

Peki, 

  • Küçük zâbitVecihi efendininpilot” olabilmesinin,

Daha doğrusu,

  • Pilot” olmasına o zamânki zâbitân heyetinin izin vermesinin sebebi ne idi, hiç düşündünüz mü?
  • Enişdesi Miralay Kemâl Beyin iltimâsı ile mi “pilot” oldu, yoksa?
  •  
  • Gel, Vecihi;

  Mâdemâki "bir adım öne çıkdın! ve "gönüllü oldun!

  Zâbitân heyetimiz gibi sen de bu vatanın yiğit bir evlâdısın!

  Al sana bir mektep! Oku ve pilot ol!

 

 

  • Sonra da al sana bir uçak;

Tıpkı zâbitânımız gibi,

 Sen de bu aziz vatana, bu yüce millete kanın ile, canın ile hizmet et, demiş olabilirler mi?

 

Zâbitân heyetimiz bu kadar mert, bu kadar cömert, bu kadar alicenâp, bu kadar vatansever mi idi?

Şan, şöhret paypaylamaya gelince gözlerini kan bürüyen bizim beyaz zâbitân heyetimiz

Piyâde küçük zâbit çavuşVecihi efendiyi;

Evvelâ niye “tayyâre makinisti”,

Akabinde niye “pilot” yapdılar dersiniz?..

 

*  *  *  *  *

 

Beyaz zâbitân heyetimiz “kışlada öte beri göt gezdirir” iken

Piyâde küçük zâbitVecihi efendinin “pilot” yapılmasının sebebi ne idi acap? 

Uçması için imâl edilen uçaklar, o senelerde uçmakdan daha ziyâde düşüyor idi.

Pilot için uçmak, uçak havalandıkdan iki dakika sonra mutlak ölüm demek idi!..

Bu sebepden dolayı Harbiye Nâzırlığımız, “pilot” yapacak “gönüllü zâbit” bulamadı.

Kahramanlık söz konusu olunca mangalda kül bırakmayan zâbitân heyetimizin maçası, “pilot” olmayı yemedi!..

Yürek, bilek, celâdet ve hamiyyet isdeyen böylesi tehlikeli bir görevde

Ve dahi

Harbiye Nâzırlığımızın böyle çâresiz kaldığı zor bir zamânda

Üsküdar’lı Ali Fehamoğlu piyâde küçük zâbit çavuş Vecihi efendi,

Ölüme meydân okudu,

Ve 

Bu aziz vatanı canı bahâsına müdafaaa etmek için “bir adım öne” çıkdı!

Ve dahi

Berrî (Kara) Ordumuzda hizmet etmek üzere “gönüllü pilot adayı” oldu!

 

 

*  *  *  *  *

 

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,

Binbir derde düşer, canlarından bezerler.

Öyleyken, ne tuhafdır, yine de övünür,

Onlar gibi olmayana adam demezler.

 

*  *  *  *  *

 

23 Temmuz 1919 Çarşamba günü

Erzurum Kurultayını küşâd ederken Mustafa Kemâl, şu harika vecizi söyledi;

Târih her milletin kanını, hakkını, mevcudiyetini hiçbir zamân inkâr edemez!”

Bizim bu makâlemize konu etdiğimiz hususda da

Târih, bir milletin değil fakat

Küçük zâbit denilen askerlerin kanını, hakkını ve mevcudiyetini inkâr edemedi.

Tam 101 sene evvel târihde vuku bulan

Ve dahi

Tam 48 sene evvel târih kitabında ölüm uykusuna yatırılan bir hakikât daha

Bugün, burada

Eski Tüfekin kaleminde tekrâr hayât buldu!

 

*  *  *  *  *

 

Uğruların vay hâline!..

Târih, böyledir işde!

Eğrisi ile doğrusu ile bir gün gelir, kendini teşhir eder!

27 Mayıs subay darbesinin hava gazı ile cezbeye tutulup

Şöhret orgazmı olan beyaz zâbitân heyetimiz,

Genelkurmay Başkanlığının arşivindeki belgeleri incelediler

Ve dahi

1969 senesinde bir kitap neşretdiler.

Bu kitabın adı “Birinci Dünya Harbi - IX’uncu Cilt, Türk Hava Harekâtı

Târih yazar uzmanı dedikleri Em.Hv.Kur.Alb. İhsan GÖYMEN’e yazdırdıkları işbu kitabı;

  • Genelkurmay Harp Târihi Başkanlığının yetkili komisyonları inceledi

Ve dahi

  • Yayınlanmasını uygun gördü!

Bu kitabda yer alan bilgilerin ve hakikâtin asıl sâhibi Genelkurmay Başkanlığımız oluyor.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Genelkurmay Başkanlığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bu kitabın aşağıda gördüğünüz sayfalarında,

Vecihi (HÜRKUŞ) efendi’nin unvânının “pilot astsubay” olduğunu söylemişler. Târihi inkâr edecek değiller ya! Öyle de yapmışlar.

Ancak ne var ki Genelkurmay Başkanlığımızın üfürdüğü bu iki kelimede bile bir yanlış var.

O da şudur;

Pilot” tâbiri doğru da. Bu senelerde ordumuzda “astsubay” olarak tesmiye edilmiş bir asker sınıfı yok idi ki!

Siz beyaz zâbitân heyeti;

Bu kitabı yazan(!) “albayİhsan GÖYMEN’den bahserderken “miralay” diyor musunuz? Demiyorsunuz!..

Öyle ise şâyet, 1917 senesinden bahsederken de;

1909 Nizamnâmesine tevfikan “küçük zâbit” dediğiniz Vecihi efendi’ye de siz, “astsubay” diyemezsiniz!

Terbiyesizliğin âlemi yok!

Hangi renk ve cinsden olursa olsun, her guş, kendi yuvasına aitdir!

Sen, bu yuvanın garga guşunu alıp kendi keyfine göre şu gartal guşunun yuvasına goyamazsın!

Kendi zamânına ait olan bir tâbiri, başka bir zamân zarfında da kullanamazsınız!

Bu cümleden olmak üzere,

Her tâbir, kendi zamân zarfında mazrûfdur!

Bu sözü ilk kez, Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK söylüyorum! Bilmeyenler de ilk kez öğrensin!..

Astsubay” dedikleri bu “ortada sandık” ve “ucube” tâbiri Genelkurmay Başkanlığımızın sahtekâr subayları, 1951 senesinde uydurdular. Bunu da öğrensinler artık!..

1969 senesinde yazdığın kitapda şâyet sen 1917 senesinden bahsediyor isen;

Vecihi efendi’ye “astsubay” değil fakat ”küçük zâbit” demeye mecbursun.

Bu ince mevzuyu bir kenâra bırakalım

Ve dahi

Aşağıdaki şu sayfada yazılan acı ve fakat bir o kadar da dehşet verici bilgilere bakalım.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Genelkurmay Başkanlığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu makâlemizin asıl konusu,

Aşağıda gördüğünüz şu sayfada gizli...

 

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Genelkurmay Başkanlığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Münevver dediğin O’dur ki;

Herkesin okuduğunu okuya

Ve fakat

Herkesin okuduğundan, hiç kimsenin anlayamadığını anlayabile!

 

 

Aslında bu kitabı yazdıran ödlek zihniyetin burada itirâf etmekden korkduğu bir hâkikat daha var;

 

Pilot olmaya isdekli ve yürekli “zâbit” bulamadıkları için,

 

“Küçük zâbit” ve erâtımızdan gönüllü pilot adayı almakdan başka çâreleri kalmamış idi...

 

 

1916 senesine kadar sâdece zâbitândan pilot yetiştiriyorlar idi.

Düşen uçaklarda da tabii olarak hep zâbitimiz şehid oluyor idi.

Genelkurmay Başkanlığımızın 1969 senesinde yazdığı kitabın yukarıdaki sayfasında gördüğünüz bu cümleler,

Aynı zamânda şu acı hakikâtin itirafıdır; 

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Genelkurmay Başkanlığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Bize yıllardır yedirilen bir ezberi daha bugün, burada bozduk evvel Allah!..

"Makbûl" asker olduğumuz için “pilot” yapmamışlar Asubayları!

Biz “küçük zâbitân” kendimizi;

Çevirdiğimiz askerî havacılık foliminin “esas oğlanı” zannediyor idik!

Ne acıdır ki;

Tehlikeli sahnelerde zâbitân heyetimizin yerine “ölmesi” için oynatdığı “ikinci sınıf figüran” imişiz meğerse!..

 

*  *  *  *  *

 

Makbûl mü yâ Rab, yoksa maktûl mü?

 

11 Temmuz 2017 Salı günü neşretdiğimiz

Asubay Tefrikası 4: Erlikden Harp Okulu Komutanlığına isimli makâlemizde şöyle demiş idik;

Türk Ordusunun asubay denilen askerinin kellesi,

Subayının kellesinden daha mı ucuz?”

 

  •  

    Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

     

  •  Hakikât öyle imiş!..

 

 

Biz " asubaylar ";

Pilot olduğumuz için zannediyor idik kendimizi " makbûl ”

 

 

 

Meğerse biz " küçük zâbitân "

 

 Olmuşuz zâbitin yerine " maktûl..."

 

 

brove

 

 

  

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

  

   

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-2, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-2

 

 

Asubay Tefrikası -6-nın birinci kısmını teşkil eden makâlemiz ile;

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının kimler olduğuna dâirAsubay Tefrikası 6-1, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Epeyi bilgi edinmiş idiniz.

Lâkin,

Kırmızı buğday niyetine tarladan değil fakat

Dağarımızdan binbir emek ile derleyip de

İrili ufaklı binlerce kelimeyi sabır değirmeninde şevk ile un eyleyerek

Bunca zamândan beri sinemde biriken ter ile yoğurdukdan sonra

Ekşi mayalı, mis kokulu çıtır ekmekler pişirip

Agaya beleş! düsturu ile kapınıza kadar bilâ ücret ulaşdırsak da

Varın, siz o makâlemizdeki kelimelerin hiçbirisine kulak asmayın!

Asubay Tefrikası -6-‘nın ikinci kısmını terkip eyleyen işbu makâlemizde,

Aslında bugün sâdece bir tek bilgi öğreneceksiniz, inşallah!

 

Asubay Tefrikası 6-2, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylığın teşkil edilmesindeki sinsi maksadı fâş eylemek, bu makâlemizin elbetde yegâne hedefi değildir!

Özü itibârı ile bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak tesmiye etdiğimiz askerlerin,

Memleketimizin en çok aldatılan vatandaşları olduğunu belgeleri ile gözler önüne sermek sûreti ile

Asubayların aldatılmasının perde arkasını tam olarak görmek

Ve dahi

Gedikli” isimi verilen asker sınıfının donanmamızda teşkil edilmesindeki gizli maksadı ortaya çıkartmak için yazdığımız bu makâlemiz aynı zamânda;

Astsubay” denilen asker sınıfının ordumuzda teşkil edilmesine karşı duran dar kapsamlı bir “reddiye”’dir.

 

*  *  *  *  *

 

Ellerini açıp başını göğe doğru çeviren Oğuz Kağan

İkibinikiyüzyirmibeş sene evvelinden şöyle duâ etdi;


Asubay Tefrikası 6-2_Bilge Kağan_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ulu Tengri! 

Gök Tengri!

Gözel Tengri;

Türk toprağında hürler yaşasın!

Ȃdâlet hüküm sürsün sâdece!

Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki

Fakirlik suç sayılsın!


 

Türk atası Oğuz Kağan; 


Kendi milletine hürriyet, adâlet ve zenginlik bahşetmesi için Gök Tengri’ye işde, böyle yalvardı!

 

 

 

 

*  *  *  *  *
 

 

 

Kendisini ziyârete gelen Romanya Dış Bakanı Vicktor Antonesko ve hanımı şerefine yemek vermek için

16 Mart 1937 Salı akşamı Ankara Park Otele giden Birinci Cumhurbaşkanı ATATÜRK,

Yemekler yenir iken sohbetin koyu bir deminde Romanya’lı misâfirlerine şöyle dedi. 

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_Kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

  • İkibin küsûr sene evvelinden Oğuz Kağan, kendi milletine “hürriyet, adâlet ve zenginlik” vaad etdi.

        Ve dahi

  • Seksen sene evvelinden Birinci Cumhurbaşkanı M. Kemâl ATATÜRK, kendi milletine “neşe” vaad etdi.

 

Peki,

Bizim devletimizin kimi adamları ve zâbitânı, “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere geçen asırlarda;

  • Neler vaad etdi?

       Ve daha da mühimi

  • Ne muâmelesi yapdı?

 

Bu suâllerin cevâbı da işbu makâlemizin “ast” başlıkları olacak, inşallah!

Asubay Tefrikas -6-‘nın ikinci kısmını terkip eden konumuza sayfalar dar geldi.

Bu sebepden dolayı ikinci kısmı üç “ast” başlık altında neşredeceğiz.

Bunlar;

  • Birinci kısımda, Donanma Ordumuzda Asubaylığının teşkil edilmesinin gizli maksadını,
  • İkinci kısımda, Havâî Ordumuzda Asubaylığın teşkil edilmesinin maksadını,
  • Üçüncü kısımda Berrî (Kara) Ordumuzda Asubaylığın tertip edilmesinin yürek burkan acı gerçeğini fâş eylecek,
  • Sonraki kısımlarda ise “külfetnimet” üleşimindeki akla ziyân rakamları vereceğiz, inşallah...

 

Eski Tüfek’den bugünlerde, buralarda öğreneceğiniz bilgiler karşısında

Şaşırmakdan da öte,

Afallayacaksınız!.. 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay dedikleri asker sınıfının ihtiyâçlar silsilesindeki yerini anlamak için

İltifât buyurursanız şâyet

Evvelâ Deniz Asubaylığının ordumuzdaki târihine doğru ve kısaca bir nazâr eyleyelim.

 

Genelkurmay Başkanlığı MSB diyor ki;

Berrî (Kara) Ordumuzu, M.Ö. 209 senesinde teşkil etdik.

 

Bahrî (Deniz) Ordumuzu, 1081 senesinde teşkil etdik. 

 

Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi, 1776 senesinde teşkil etdik.

Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiye”’yi de 1834 senesinde teşkil etdik. 

  

 

 Harp Okullarımız hizmete açılmadan evvel Osmanlı Ordularımızda iki sınıf asker mevcut idi;

 

  1. Nefer (Gönüllü/Kur’alı)  

 

  2. Zâbit (Alaylı)  

 

 

Aynı cümleden olmak üzere gene bu târihlere kadar komutanlarımızın hemen hepsi “alaylı” idi.

Erlikden terfili başkomutanlarımızın sevk ve idâre etdiği kara ve deniz ordularımız,

Asırlar boyunca zaferden zaferlere koşdu...

Üç kıtayı yurt, denizleri göl eyleyen devletimizin yüzölçümü, 21 milyon kilometre kareye kadar genişledi.

Fakat, şu tuhaflığa bakınız ki;

Avrupa devletlerinden örnek aldığımız “harp okullarının” memleketimizde açılması ile birlikde,

Berrî ve bahrî ordularımız, muharebelerde düşmân karşısında peşpeşe mağlub edilmeye başladı.

Ve bu sözde ve şâibeli “garblılaşma” neticesinde bir şey daha oldu;

Ordumuzda çok tehlikeli bir “sınıflaşma” ve “kastlaşma” başladı...

Açdığımız her yeni asker mektebi, kendine özgü yeni ve ayrı asker sınıfları doğurdu!

Er ve zâbit”’den müteşekkil Osmanlı Devletinin iki sınıflı kavi ordu yapısını

İlk defâ teşkil etdiğimiz “gedikli” sınıfı ile 1890 senesinde, Bahrî ordumuzda bozduk!

İlk defâ teşkil etdiğimiz “küçük zâbit” sınıfı ile de 1909 senesinde, Berrî ordumuzda bozduk!

Peki,

Ordularımızın iki sınıflı sağlam bünyesini bozmak bahâsına icâd etdiğimiz bu ara sınıf” askerleri,

Paslı bıçak gibi ordumuzun döşüne saplayan beyaz zâbitân heyetimizin,

Bu “ara sınıfları” peydahlamasındaki gizli maksadı ne idi?

 

*  *  *  *  *

 

Gülgûn şarap, gül kokulu güzeller, yeşil çimen, bir somun da ekmek dedin hep;

Ey Hayyâm! Sana ayyaş diyenler utansın! Sen, güzel adammışsın be!

 

Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;

Bana sapık, dinsiz der durursun.

Peki, ben ne görünüyorsam O’yum:

Ya sen? Ne görünüyorsan O musun?

 

*  *  *  *  *

 

Ordularımızdaki bu tehlikeli “kastlaşmanın” sebebini anlamak için

Evvelâ ordularımızdaki “sınıflaşmayı” ve bu sınıflaşmanın getirdiği “bölünmeyi” anlamalıyız!

Bölünmeyi iyi olarak anlar isek şâyet bölünmenin sebebi de kendiliğinden zuhûr eyleyecek, inşallah!

Ordumuzun kaşar dilimi gibi ince ince ve “sistemli” olarak sınıflara bölünmesini fâş eylemeye

Benim de eski bir mensûbu olduğum Donanmamız (Deniz Kuvvetleri) ile başlayalım...

 

*  *  *  *  *

 

A. Donanmada “Gedikli”, “Gedikli Zâbit” ve “Küçük Zâbit” Sınıflarının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

 

Donanmamıza “kastlaşma”  ve “bölünme” getiren ilk tâbirât da târih sırasına göre şunlar; 

 

Bu tâbirâtı donanma ıslâhımıza dâhil eden Nizâm/Kânunnâmeler de gene târih sırasına göre şunlar;

 

1. 1701 Donanma Kânunnâmesi,

2. 1792 Donanma Kânunnâmesi,

3. 1890 Gedikli sınıfı Nizâmnâmesi,

4. 1913 Efrâd, Küçük Zâbit ve Gedik Zâbit Nizâmnâmesi.

 

*  *  *  *  *

 

İsimlerini yukarıda zikretdiğimz Donanma Nizâmnâmelerini târih sırasına göre şöyle bir görelim hele!..

 

1701 Donanma Kânunnâmesi;

 

Bahriyemize özgü olan “gedik” tâbirine ben ilk kez, donanmamızın ilk kânunu olan 1701 Donanma Kânunnâmesinde rastladım. Bu kânunnâmede “nefer”, “aga”, “reis”, “ümerâ”, “zâbit”, “gedik” ve “donanma gedikli zâbitliği” tâbirâtı var. Bu dönemde donanmamızda mektep henüz yok idi. Mekteb olmadığı için gemi tayfasının handiyse tamâmı okuma-yazma dahi bilmiyor idi. Gemicilik mesleği “usda-çırak” esâsına göre ezbere öğreniliyor idi. 1701 Kânunnâmesinden de anlaşılacağı üzere “gedikli” ve “gedikli zâbit” tâbirâtının donanmamız ıstılâhına 1701 senesinde girdiğini görüyoruz. Bu kânunda ”gedik”lerin ne olduğu ve bu “gedik”lerde hangi “zâbit”’lerin görev yapacağı açıklanmış. Fakat o dönemde donanmamız tayfası arasında henüz belirgin bir “sınıflaşma” yok! Bir başka ifâde ile “gedik”lerde görev yapan “zâbit” tayfasının tamamı, tek sınıf olarak teşkil edildi. 

 

  • Gedikli zâbit” ve “zâbit” tâbirâtı, donanmamızda “devâmlı” (muvazzaf) olarak görev yapan tayfanın “sınıf” ismi oldu.
  • Gedik” tâbiri ise “zâbit”lerin yapdığı “görev(kadro) anlamında kullanıldı. 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Kölelikden terfili Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu dönemlerde donanma gemilerimizde en düşük rütbe ile göreve başlayan bir tayfa,

Kâbiliyetine ve celâdetine koşut olarak o gemiye “reis” olabiliyor idi.

Buna en güzel örnek ise “palabıyık” lakablı Cezâyirli Gâzi Hasan Paşa’dır.

Tekirdağlı bir tüccarın âzâd etdiği bir köle olan

Ve dahi

Cezâyir’deki korsan gemilerinde tayfalık yapdıkdan sonra

1761 senesinde Osmanlı donanmasında “kalyon kaptanı” olarak gemiciliğe başlayan Hasan,

Kaptan-ı Deryâ (Deniz Kuvvetleri Komutanı)’lığa kadar terfi edebilmiş idi.

 

*  *  *  *  *

 

Gedik” ve “gedikli” kelimelerinin anlamını öğrenmek için de sözlüğe bakdık!

TDK, ilk Türkce sözlüğünü 1944 senesinde neşretdi. Bu sözlüğümüze göre  “gedik” ve “gedikli” ne demek imiş, buyurun görelim;

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK Sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Hazır, TDK’ya gitmiş iken bir de “asubay” kelimesine bakalım dedik!

Çift “s” ile yazıldığına bakmayın siz!

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Evvelden Ahire Işıltılı Yansımalar_3_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Cumhuriyetimizi;

  • 1920 senesinde kurduk,
  • 1923 senesinde ilan etdik!
  • 1928 senesinde eski yazıyı terk etdik ve Türkce harfler ile yazmaya başladık.
  • ATATÜRK, o zamânki ismi Türk Dili Tetkik Cemiyeti olan TDK’yı 1932 senesinde teşkil etdirdi.
  • Fakat TDK, ilk Türkce sözlüğümüzü ancak ve lutfen 1944 senesinde neşredebildi.

 

 

"Asubay" kelimesini 1944 senesinde TDK sözlüğüne böyle çift “s” ile yazan gerzeklerin; 

  • ATATÜRK’ün 11 sene evvel hazırladığı rütbe isimleri kitabından,

Ve dahi

  • Aynı sene meriyyete koyduğu 2771 sayılı Ordu Dâhilî Hizmet Kânunundan haberi yok ki!

 

 

*  *  *  *  *

 

Gedikliler ve Ȃdem SERT isimli makâlemizde 17 Şubat 2017 Cumâ günü fâş eylemiş idik!Gedikliler ve Adem SERT; Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu hakikâti bugün burada bir kez daha tekrâr edelim. Gerek 1701, gerekse aşağıdaki bölümde bahsedeceğimiz 1792 Donanma Nizâmnâmelerinden ortaya çıkan çarpıcı hakikât şudur; 

Bugün “çavuş” ve “başçavuş” olarak bildiğimiz ve "astsubay" sınıfına özgü olan “rütbe isimleri”, bu kânunnâmelerde “gedikli zâbit” sınıfına dâhil olan tayfaları temsil ediyor idi. Bir başka ifâde ile Deniz Kuvvetlerimizde bugün “subay ve asubay” olarak bildiğimiz asker sınıflarının her ikisi de 1701 ve 1792 kânunlarına göre “gedikli zâbit” idi.

 

 

Bugünkü mevzuâtımızda “astsubay” dediğimiz biz askerlere

gedikli” diyerek tahkir ve tezyif etmeye yeltenen

târih câhili, yalancı, bölücü ve şerefsiz subaylarımız bu hakikâti öğrensinler!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

1792 Donanma Kânunnâmesi;

 

Osmanlı Donanmasına çeki düzen veren ikinci kânunnâme ise 1792 kânunnâmesidir. “Gedikli” kelimesine de ilk defâ bu kânunnâmede rastladım. 11 Temmuz 1792 târihinde meriyyete konulan bu kânunnâme ile donanmamızda ilk kez bir sınıflaşma başladı. Bunun sebebi de 1776 senesinde “hendesehâne” ismi ile ilk bahriye mektebinin teşkil edilmesi ile birlikde donanmamızda “mektebli zâbit” döneminin başlamasıdır. “Hendesehâne”den mezûn olan zâbitânın gemilerde göreve başlaması ile birlikde, donanmadaki tayfa sınıflarından birisi bu kez “zâbit” ya da “gedikli” olarak tesmiye edildi. Buradaki “gedikli” kelimesinin anlamı ise bugünkü “muvazzaf” kelimesinin ta kendisidir. 1792 Donanma Kânunnâmesi ile tayfalar, aşağıda görülen dört sınıfda tasnif edildi;

 

  • Birinci sınıf tayfa; “zâbitân” sınıfı olup geminin değişmez mürettebâtı idiler. “Gedikli” denilen bu sınıfdaki tayfa unvânları şunlar idi; birinci, ikinci, üçüncü reis; gemi hocası (kâtibi), vekilharç, gemi ağası, odabaşı, gemi başçavuş ve çavuşları, bölük çavuşları yerinde olan çavuşlar, serdümen, vardiyan; her batarya için bir sertop (baştopcu), her top için bir top kethüdası, topçu ustaları; kılavuz, cerrah, imam, ambarcı, kandilci, kalafatcı, burgucu, yelkenci, marangoz ve dalgıç. Bunlara “gedikli” sınıfı da denilirdi.
  • İkinci sınıf tayfa; Aylıkcı mariner (gemici)’ler idi.
  • Üçüncü sınıf tayfa; Taşra neferâtı (dışarı erleri) denilen eski levendlerin yerine geçen tüfekciler (silâh endazlar) olup bunlar da her kazadan birer “aga” ve iki “sancakdârı” ile birlikte gelir idi.
  • Dördüncü sınıf tayfa; Bâzı adalardan kayıkları ile katılan Rumlar idi. Osmanlı Donanmasında, hırıstiyanlar önemli bir yer işgâl etmekte idiler. Gemi ustalarının %95’i,  aylıkcı marinerlerin %75’i, topcu ve gemici erlerin yarısı hırıstiyan idi.

 

 Yukarıda söz etdiğimiz donanma tayfalarından;

Birinci sınıfa dâhil olanlar “gedikli (dâimî)” bugünkü anlamı ile “muvazzaf” tayfa,

Diğer üç sınıf ise “muvakkat (geçici/mevsimlik)” bugünkü anlamı ile “sözleşmeli” tayfa idi.

Gedik” ve “zâbit” kelimelerinin 1792 senesinden sonra meriyyete konulan nizâmnâmelerde “zâbit gediği” ve “gedikli zâbit” şekline tebdil olunarak bugünkü “gedikli zâbit” tâbirine evrildiğini görüyoruz.

 

*  *  *  *  *

 

Yeri gelmiş iken târih uğrusu zâbitânımızın yapdığı bir târih sahtekârlığını burada teşhir edelim. Bugün bildiğimiz “subay” sınıfının bir zamânlar “gedikli zâbit” olduğunu beyaz subaylarımız hep inkâr ederler. Bakınız, aşağıda iki kitabdan sayfalar var. Donanma gedikli zâbitliğinden bahseden soldaki kitab, bir doktora tezi olarak yazılmış. Bu bilim adamı, kaynak olarak aldığı makâlede ne gördü ise aynısını kitabına almış.

Fakat sağ tarafda gördüğünüz kitabı Genelkurmay Başkanlığımız, Naci ÇAKIN ve Nafiz ORHON isimli emekli iki zâbitine yazdırmış.

Şöyle bir mukâyese ediniz, bakalım!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Her iki kitabı yazan şahıslar, bu sayfalardaki bilgiyi, kendisi emekli bir bahriye zâbiti olan Safvet’in 1913 senesinde neşretdiği “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden almış.

Fakat beyaz zâbitân heyetimiz, nasıl da âdice bir “târih uğruluğu” yapmış, yukarıda siz kendiniz görünüz!

Okunuz, biliyorsunuz!Gedikli Erbaş Sahtekarlığı -1- Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Ordumuzun “Gedikli Erbaş” isimli asker sınıfı hakkında Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği tezgâhı Gedikli Erbaş

Sahtekârlığı isimli iki bölümlü makâlemiz ile 09 Ocak 2015 Cuma günü fâş eylemiş idik! 

Gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtının Türkce söz dağarımızdan silinmesi konusunda Türk Dil Kurumu ve Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği çok sinsi bir kumpas var ki, bu tezgâhı çevirenlerin etinden et kopartacağımızı da bilsinler!

 

*  *  *  *  *

Çavuş Mustafa Kemal_ Eski üfek Şükrü IRBIK

 

Çavuş Mustafa Kemâl! isimli makâlemizde 09 Mart 2016 Çarşamba günü ile fâş eyledik! Kara Harp Okulu talebelerine “sınıf çavuşu” ve “sınıf başçavuşu” gibi rütbeler veriliyor idi. 1889 senesinde Pangaltı’daki Harbiye Mektebine kayıt olduğu gün Mustafa Kemâl efendi de sınıfının “çavuşu” oldu.

Aynı durum Bahriye Mektebi (Deniz Harp Okulu)’nde de mevcut idi. 1897 senesinde yapılan bir düzenleme ile günlük faaliyetin müfredâta uygun olarak tatbik edilmesine yardımcı olması için her sınıfın kâbiliyetli talebeleri arasından birer “sınıf onbaşısı” ve “sınıf çavuşu” tefrik edilir idi. Beyaz subaylarımızın tertiplediği Deniz Harp Okulunun “resmî ve fakat düzmece târihcelerinde bunlardan tek kelime bahsetmezler.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz bilginin kaynağı da Şakir BATMAZ’ın 2002 senesinde hazırladığı şu doktora tezidir.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızın başına tüneyen soyu bozuk beyaz zâbitânımız;

Zamâna yayarak sinsice çıkardıkları elvân çeşit kânun ile

Donanma ordumuzu “sistemli” bir şekilde, birbirini anlamayan, sevmeyen ve güvenmeyen sınıflara böldüler.

Vatan hâini ve garbperest beyâz zâbitân heyetimizin sokduğu bu fitne ve irticâdan sonra

Osmanlı Donanması denizlerde bir daha gâlibiyet yüzü görmedi...

 

 Donanmamızın şanlı târihindeki o ihtişâmlı günlerine tekrâr dönmesinin biricik şart vardır;

Yekpâre ve sınıfsız orduyu esâs alan 1701 Donanma Kânunnâmesini ihyâ etmek! 

 

Donanma Gediklisine dâir olarak bu bilgiyi ben,

Kendisi de bir donanma zâbiti olan Safvet’in 1913 senesinde neşretiği “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden iktibâs eden kitaplardan aldım.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanma târihimiz hakkında çok kıymetli bilgiler ihtivâ eden ve eski türkce yazılmış 8 sayfalık bu makâleyi,

Bugüne kadar 105 sene geçmesine rağmen Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız bugüne kadar hâlâ Türkceye tercüme etmedi.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızın zâbit hâricindeki asker sınıflarını doğru ve tam olarak anlayabilmek için

Konuya girmeden evvel üç hususda doğru bilgileri fâş eyleyelim. Bu konularımızın başlıkları şunlar;

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

2. “Gedikli zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

3. “Küçük zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

 

*  *  *  *  *

 

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri; 

 

1792 kânunnâmesini hâriç tutar isek şâyet donanmamızda “gedikli” isimli asker sınıfı, ilk kez 1890 senesinde ihdâs edildi. 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, 1850’lerde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. Bunun sebebi de Osmanlı Bahrî ve Berrî ordularında kur’a esâsına dayalı “mükellef” askerliğin başlamasıdır. 

Osmanlı donanmasında 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, "mükellef" askerliğin ihdâs edilmesi ile birlikde 1846 senesinde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. İşde, bu sebepden dolayı 1890 senesine kadar Bahrî ordumuzda aşağıda gördüğünüz şu iki sınıf bahriye askeri mevcut idi;

 

1. Mükellef Er

 

2. Muvazzaf (Alaylı/Mektebli) Zâbit

 

 

Bu iki sınıf askerin bugünkü sınıflarını, biliyoruz; “Zâbit ve Er." 1890 senesinde meriyyete konulan nizamnâme ile,

Donanmamızda “zâbit ve efrâd arasında” olmak üzere “gedikli” ismi ile “orta kademe” yeni ve "üçüncü" bir asker sınıfı ihdâs edildi.

 

 Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1890 Nizamnâmesinin irâde buyurulması ile birlikde, bu seneye kadar donanmanın (dâimî, muvazzaf) askerlerini târif eden “gedikli” kelimesi yeni bir anlam kazandı. Beyaz zâbitân heyeti, “gedikli” kavramından “zâbit” rütbelerini ayırdı. Ve böylece zâbitân heyetimiz, “gedikli” olarak anılmakdan kurtuldu! “Gedikli” unvânını; tıpkı zâbit gibi muvazzaf olarak çalışan, zâbitin yapdığı her işi yapan hattâ yapmadığı işleri de yapan ve “çavuş, başçavuş” gibi rütbeleri de kapsayan bu yeni sınıf donanma askerlerinin sırtına yükledi. 1890 senesinde bu “gedikli” sınıfı, bugünkü anlamı ile “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. Bu sınıfın akibetini, makâlemizin aşağıdaki bölümlerinde anlatacağız.

 

*  *  *  *  *

 

1890 Nizamnâmesinde çok sayıda “gedikli” kelimesi var. Ve fakat “gedikli zâbit” tâbiri hiç yok! Bu nizamnâmeyi hazırlayan donanma zâbitân heyeti nuh demiş, peygamber dememiş. Ve “gedikli” kelimesi ile “zâbit” kelimesini bir kez bile olsun yanyana kullanmamışlar! Gerek 1701, gerekse 1792 Donanma nizamnâmelerinde Osmanlı Donanma gemilerininin “dâimî/muvazzaf” tayfasını târif etmek için “zâbit” kelimesi ile aynı anlamda kullanılan “gedikli” tâbirinin, 1890 nizamnâmesi ile sinsice bir “ameliyata” tâbi tutulduğunu ve “zâbit” tanımından dışlandığını görüyoruz.

1890 Gedikli Nizamnâmesinin bir özelliği daha var; “zâbit” anlamına gelen “gedikli” tâbiri ile “zâbit” tâbiri arasındaki anlam bağını kopartdılar! Osmanlı Donanmasında kullanılmaya başlandığı senelerden beri gemilerin devâmlı çalışan tayfasını târif etmek için hem “gedikli” hem de “zâbit” sözcükleri kullanılır idi.

Fakat 1890 Gedikli Nizamnâmesi ile;

  • Zâbit” kelimesinin, sâdece “subayı” târif edecek şekilde anlamının daraltıldığı,
  • Gedikli” kelimesinin de bu nizamnâme ile yeni tertip edilen ve “subay olmayan” donanma asker sınıfının adı olarak tefrik edildiği ortaya çıkıyor.

 

1890 Gedikli Nizamnâmesi ile böylece;

 

  • Zâbit” tâbiri; “mektebli, maaşlı ve muvazzaf” donanma askerini, bugünkü ismi ile “subayı”,
  • Gedikli” tâbiri ise; “mektebli, maaşlı, muvazzaf” ve fakat “zâbit olmayan" donanma askerini, bugünkü ismi ile “astsubayı” târif edecek şekilde tanzim edildiğini görüyoruz.

 

 Donanmamıza özgü tâbirât olan “gedikli” ve “zâbit” kelimeleri üzerinde yapılan “ameliyatı” şöyle özetlemek mümkün.

1701 senesinden beri donanmamızda anlamdâş olarak yek diğerinin yerine ya da birlikde kullanılan bu iki tâbiri donanma zâbitânımız, tam 190 sene sonra birbirinden ayırmış;

Ve dahi

  • Zâbit” kelimesini kendilerine yamamış,
  • Gedikli” kelimesini de kendilerinden olmayan ve yeni tertip etdikleri asker sınıfına bindirmiş!
 

*  *  *  *  *

 
Kıymetli meslekdaşım Ayhan BAYIRLI çok şaşıracak, farkındayım!Sayın Ayhan BAYIRLI'ya Reddiye, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Lâkin,

Hakikâtin er ya da geç, kendini teşhir etmek tıyneti vardır, değil mi?

Şahsen ben, hakikâtin kendisi olmasam da

O hakikâtin "sesi" olarak fâş eylemeye mecburum!

İşde,

Zamân, şimdi teşhir zamânıdır!

 

 Kânunnâmemize girdiği 1701 senesinden beri

Donanmamızda tam 190 sene birlikde yaşayan “gedikli zâbit” zencirini

Vatan hâini ve bölücü beyaz zâbitân heyetimiz, 1890 senesinde kırdılar.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Kırdıkları “Gedikli Zâbit” zencirinden de ortaya aslında;

tek gövdeli ve fakat iki başlı” şöyle iki sınıf asker çıkartdılar!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanmamızın beyaz zâbitân heyeti, derenin guşunu, o derenin daşı ile vurmuşlar! Helâl olsun vallahi!..

1890 Gedikli sınıfı nizamnâmesi ile donanmamıza kazandırılan(!) bir tâbir daha var; “sergedikli” ya da “başgedikli.” Gediklilerden fevkalâde hizmet edenlerin “sergedikli/başgedikli” rütbesine terfi ettirileceği, bu sayının da 10’u geçemeyeceği yazıyor. Bir başka ifâde ile “sergedikli/başgedikli” rütbesi, donanma “gedikli” sınıfına dâhil olan muvazzaf askerlerin en yüksek rütbesi idi.

 

*  *  *  *  *

 

2. “Gedikli Zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

 

Donanmamız “gedikli zâbit” sınıfı hakkında 1913 ve 1914 senelerinde olmak üzere iki kânun tertip edildi.

 

a. 1913 senesinde teşkil edilen Gedikli Zâbitlik;

Deniz Kuvvetlerimizde bugün “astsubay” unvânı ile bildiğimiz asker sınıfının, “resmî ve düzmece” târihcelerde 1890 senesinde teşkil edildiği söylenir. Bize de böyle yutdurmaya çalışırlar. Fakat asubaylığa nüve teşkil ilk mektebin târihini biraz daha gerilere götürmek mümkün. Deniz Kuvvetlerimizin “târih uğrusu” beyaz subayları bu hakikâti çok iyi bildikleri hâlde deniz asubaylığının târihini 1890 senesinden başlatırlar. Konuyu uzatmamak için ve “şimdilik” şerhi ile bu meseleyi bir kenara bırakalım. Ve Deniz Kuvvetlerimizin “resmî ve fakat uydurması” 1890 senesi ile yolumuza devâm edelim.

1890 senesinde teşkil edilen ilk “gedikli” sınıfının 1900’lü senelerde iflâs etmesinden sonra 1913 senesinde meriyyete konulan muvakkat (geçici) bir kânun ile “gedikli” sınıfı ikinci kez teşkil edildi.

c 1

 

1913 nizamnâmesi ile teşkil edilen “gedikli” sınıfı, “zâbit” sınıfına dâhil idi. Coni ordusunda “warrant officer” denilen asker sınıfının ta kendisi idi.

Bir senelik tecrübeden sonra, 1915 senesinde tatbikata konuldu. 1429 sayılı sayılı kânun ile de bu “gedikli zâbit” sınıfı 1929 senesinde lağv edildi.

Sebebi mi? Gâyet basit!

Beyaz zâbitân heyetimiz, gedikli zâbitânı kendileri için çetin bir rakip gördü de ondan...

İşde, belgesi...

 

İslâmiyeti kabul etdikden sonra bir gün Hz. Ömer (ra) şöyle der;

''Cahiliye döneminde yaptığım iki şey vardır ki hatırladığımda birisi beni güldürür, diğeri ise ağlatır!

 

  • Beni güldüren hâdise şudur; Her akşam kendi ellerimiz ile helvadan put yapar ve sonra da O’na tapar idik! Ertesi gün acıkınca da kendi ellerimiz ile yapdığımız o putu yer idik!''

 

  • Beni ağlatan hâdise de şudur; Kendi ellerim ile gömdüğüm kız çoçuğumu her hatırladığımda ise ağlarım!”

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bilge bir subay olan ve deniz târihimiz hakkında kıymetli kitaplar yazan emekli Tümamiral Afif BÜYÜKTUĞRUL;

  • Donanmamız bahriye gedikli zâbitliğin ilgâsı

     Ve dahi

  • Yerine ikâme edilen gedikli erbaşlık hakkındaki samimî fikirlerini 1967 senesinde şu sözler ile târihe kayıt etmiş.

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 .

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-2, Bahriye Gedikli Zabiti, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 Bugüne kadar yazdığı târihce kitaplarında kimi târihci asubay meslekdaşlarımızın bizlere;

 

Astsubay”,

 

Küçük zâbit

 

Ya da

 

Gedikli küçük zâbit

 

Diye yutdurmaya tevessül etdiği soldaki resimde gördüğünüz "ispaletli" ve "kılıçlı" bahriye askeri aslında,

Sayın BÜYÜKTUĞRUL’un 1967 senesinde yazdığı kitabın yukarıda gördüğünüz 52’nci sayfasında bahsetdiği

"Zâbit" sınıfına dâhil olan

Ve dahi

1492 sayılı kânun mucibince 1929 senesinde tasfiye edilen “bahriye gedikli zâbitliğinin” son temsilcisidir.

 

Bahriye gedikli zâbitlik konusunda bizim beyaz zâbitân heyetimizin yapdığı bu alicengiz oyununa bakınca,

Benim de aklıma şimdi, Hz. Ömer (ra)'in yukarıda okuduğunuz şu hazin kıssası geliverdi...

 

İngiliz Bahriyesi’nden aşırdıkları “Gedikli Zâbitliği” bizim beyaz zâbitân heyetimiz,

İyi taraflarını guşa çevirdikden sonra kendi bahriyemizde teşkil etdiler.

 

Fakat kendi elleri ile yapdıkları bu asker sınıfını beyaz zâbitânımız;

Sırf kendilerine rakip olarak gördükleri için gene kendi elleri ile yediler.

 

Sadr-ı âzam daşşağından düşme bizim bahriye zâbitânımız;

  • Kendilerine rakip gördüğü “Gedikli zâbitliği” subay sınıfından tasfiye etdiler,

       Ve dahi

  • Donanmanın zor ve çok tehlikeli işlerini de “gedikli” dedikleri asubayların döşüne yüklediler.

 

 İşde bu sebepdendir ki bahriye zâbitân heyetimiz;

 Dikensiz gül bahçesine çevirdikleri Deniz Kuvvetlerimizde

 1929 senesinden beri tam anlamı ile tatlı bir saltanât sürüyorlar... 

Asubay Tefrikası 6_2_ Beyaz Efendi Subay Kurnazo ve Kara Köle Asubay Kerizo_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

b. 1914 senesinde teşkil edilen "Küçük Zâbitlik" ve "Gedikli Zâbitlik"; 

 

1914 senesinde meriyyete konulan muvakkat (geçici) bir kânun ile Osmanlı Donanmasında;

Küçük zâbit” ve “gedikli zâbit” sınıfının her ikisi de ikinci kez teşkil edildi.

c 2a

 

Bir senelik tatbikatdan sonra 1915 senesinde meriyyete konulan yeni bir kânun ile 1914 nizamnâmesi tasdikan kabul edildi ve meriyül icraya konuldu.

c 3

Böylece hem küçük zâbit" sınıfı hem de “gedikli zâbit” sınıfı, “muvazzaf” birer asker sınıfı hâline getirildi. “Gedikli zâbit” sınıfı, aynı nizamnâme ile teşkil edilen “küçük zâbit” ve “mühendis” (teğmen)’in mafevki ve fakat “zâbit” sınıfının ise mâdûnu idi. Bir başka ifâde ile 1914 senesinde teşkil edilip 1915 senesinde “muvazzaf(dâimî) hâle getirilen “gedikli zâbit”, “zâbit” ile “küçük zâbit” arasında yer alıyor idi. Ve İngiliz Bahriyesindeki “warrant officer” denilen asker sınıfının aynısı idi. Çünkü Bahriyemiz, İngiliz Bahriyesinin kendi Deniz Harp Okulunda 1905 senesinde tatbik etmeye başladığı eğitim/öğretim müfredâtını 1909 senesinde aynen tatbik etmeye başladı. Ve hattâ Bahriye Mekteblerimize İngiliz hocalar ve müdürler tayin etdi. Deniz Asubaylığının 125’inci kuruluş sene-i devriyyesi vesilesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 2015 senesinde neşretdiği aşağıda gördünüz târihce’de bile bu önemli meseleyi doğru anlatamamışlar. “Gedikli zâbit”liğin, “küçük zâbit” (astsubay) olduğunu yazmış gerzekler.

1914 nizamnâmesi ile muvakkat (geçici) olarak teşkil edilip 1915 nizamnâmesi ile “muvazzaf” yapılan ve “zâbit” sınıfına dâhil olan “gedikli zâbit” sınıfı, donanmamızdaki mevcudiyetini 1929 senesine kadar devâm etdirdi.

Bu sene içinde kabul edilen yeni bir kânun ile;

  • Gedikli”
  • Gedikli zâbit”

         Ve

  • Küçük zâbit” sınıflarının hepsi birden lağv edildi.

 

1927 senesinde meriyyete konulan bu kânun ile donanmamızda bu kez de “gedikli küçük zâbit” ismi ile ve gene “zâbit ile efrâd” arasında “ortada sandık” vazife yapmak üzere bugünkü “asubaylığın” aynısı olan yeni ve uyduruk bir asker sınıfı teşkil edildi.

Bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak bildiğimiz asker sınıfı üzerinde oynanan ihânet oyunları bunlardan ibâret değil elbet. Kendilerinin hamallık olarak addetdiği ve yapmaya tenezzül etmediği işleri yapacak yeni asker sınıfları tertiplemekde zâbitân heyetimiz, hiç vakit kaybetmedi. 1927 senesinden sonra da başka isimler ile fakat gene aynı kokuşuk zâbit zihniyeti ile “ortada sandık” ve kendi görevlerini yapdıracak yeni ve uyduruk asker sınıfları peydahladılar.

Dedelerimizin Umûmî Harb dediği Birinci Cihân Harbi'ne iştirâk eden donanma “gedikli” ve “küçük zâbit”lerden düşmân eline  düşenler, kendi zâbitânlardan ayrıldı ve esir kamplarında efrâd (er) muamelesi yapıldı. Er ile birlikde aynı koğuşlarda kaldılar. Er maaşı ve er tayını aldılar. Birinci Cihân Harbi esnâsında taraf olduğumuz 1906 Cenevre ve 1907 La Haye Sözleşmesine göre “zâbit” hâricindeki askerlerin hepsine “er” muamelesi yapılıyor idi. Donanma “gedikli”, “küçük zâbit” ve “gedikli zâbit”lerimizden düşmân eline esir düşen var mı, ne hazindir ki bilemiyoruz.

Fakat “muvazzaf” olup da düşmân kampında “mükellef er” muamelesi gören Berrî (Kara) küçük zâbitânımız, yaşadıkları acı hâtırâları yazdılar. Rusya’ya esir düşen askerlerimize de imkânları daha iyi olan binâlarda esir tutulan kendi subaylarımıza “hizmet erliği” yapdırıldığını yazan kitaplar da var. Yeri gelmiş iken bu konu ilgili bir hâtıradan kısaca bahsedelim. Muhabere küçük zâbit olan Hamit ERCAN, Başçavuş rütbesindeyken hasta olduğundan dolayı yürüyemez. 1916 senesinde İngilizlere esir düşer ve Mısır’daki Belbis esir kampına kapatılır. Gönüllü olarak çalışmak isdediğini söyler. İngilizler Hamit ERCAN’ı, tamir için zâbitânımızın hapsedildiği Seydibeşir esir kampına  gönderir.

Küçük zâbit Hamit ERCAN, Seydibeşir zâbit kampında esir zâbitânımız için;

  • Kütüphâne olduğunu,
  • Sinema oynatıldığını

        Ve dahi

  • İçki satıldığını gördüğünden hayretle bahseder.

 

 Buraya kadar yudumladığımız sözün özü şudur;

Akıllı değil fakat kurnaz olan zâbitân heyetimiz, “semer vuracak eşşekleri” her devirde aradılar ve buldular.

 

*  *  *  *  *

 

Seccâde niyetine üsdüne secde edip de

Güzellerin gül kokulu göğsünde namaz kılan, sen, Hayyâm!

Farkında mısın?

Eşi, dosdu verdik birer birer toprağa;

Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.

Sen, yorgun eşşek, hâlâ bu kalleş çöldesin:

Sırtında bunca yük, yürü bakalım hâlâ!..

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylık târihi konusunda kalem oynatan meslekdaşlarımızın hepsi, donanmamızdaki bu “gedikli zâbit” sınıfını, “asubay” sınıfı olarak kabul etmek hatâsına düşüyorlar. Böyle yapmak ile de; akıllarını dinleyerek doğruyu arayıp doğruyu anlamak ve yazmak yerine o azıcık akıllarını da beyaz zâbitânımıza ödünç veriyor ve beyaz zâbitânımızın yazdığı ezberleme ve kuru sıkı târihin papağanı oluyorlar.

2. “Küçük Zâbit” sınıfının teşkili ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

Donanma ordumuzda 1890 senesinde teşkil edilen “gedikli” sınıfı, nizamnâmesinde sarahâtle ifâde edildiği üzere, “zâbit” değil idi. Bu “gedikli” sınıfı, bugün “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. 1890 senesinde ilk kez teşkil edien “gedikli” sınıfının 1900’lü senelerde iflâs etmesinden sonra 1914 senesinde çıkartılan muvakkat (geçici) bir kânun ile, efrâd ve zâbit sınıflarına ilâve olarak iki yeni sınıf asker teşkil edildi;

1. Küçük zâbit

2. Gedikli zâbit

Bu kânun ile tertip edilen “gedikli zâbit” sınıfını yukarıda bölümde izâh etdik. Gene aynı kânun ile teşkil edilen “küçük zâbit” sınıfı, “asubay” muâdili olarak donanmamızda ikinci kez ihdâs edildi. Bir senelik bir denemeden sonra 1915 senesinde muvazzaf (dâimî) hâle getirilen bu kânuna istinâden “küçük zâbit” sınıfı askerler, “gedikli zâbit” ile “efrâd” arasında görev yapacak idi. Bu “küçük zâbit” sınıfı da bugün “asubay” olarak bildiğimiz asker sınıfının ta kendisi idi.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızda bir zamânlar canı bahâsına vatan hizmeti görmüş; zâbitân heyetimizin yapmaya tenezzül etmediği sağlığa zararlı ve çok tehlikeli ileri yapmış “gedikli”, “gedikli zâbit” ve “küçük zâbit” sınıfları hakkında bu kısa, doğru ve son derece önemli bilgleri fâş eyledikden sonra; 

İmdi dönelim, bu üç sınıf bahriye askerinin ihdâs edilmesinin esbâb-ı mucibesine...

Buraya kadar verdiğimiz bilgiler ile bu ara sınıfların niçin teşkil edildiği konusunda belli bir fikriniz teessüs etmişdir, herhâlde.

Bildiğiniz üzere buhar makinesini İngilizler keşfetdi. İcâd etdikleri buhar makinesini İngilizler, 1850’lerden itibâren kendi donanma gemilerinde kullanmaya başladı. Bu vakde kadar yelken ile hareket ettirilen ahşap gövdeli gemiler, deniz harblerinde nal toplar oldu. Buhar teknolojisindeki bu başdöndürücü gelişmelerden dolayı; dönemin büyük devletleri, yelkenli ve ahşap gövdeli gemilerini buharlı gemiler ile değişdirmek için müthiş bir yarışa girmeye mecbur kaldı. Buhar makinesini ilk icâd eden millet, İngilizler olmuş idi. Buhar makinesini harb gemisine ilk tatbik eden millet de gene İngilizler oldu.

Buhar demek o vakitlerde kömür demek! Kömür demek; cehennem ateşi demek, insanın ciğerini çürüten toz demek, zehirli duman demek! Dünyânın buharlı ilk harb gemisi olan HMS Agamemnon’u İngilizler, 1852 senesinde hizmete aldılar ve sâdece 10 sene kullandılar. Bu gemiyi işletmek için çoğu elektrikci, motorcu, çarkcı, kazancı ve ateşci olmak üzere 860 “zâbit ve er”, geminin kazan dâiresinde hep birlikde ter döküyorlar idi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanmamızda, bugün hâlâ “muhabere” sınıfı subay yokdur.

Kara ve Hava Kuvvetlerimizde muhabere subaylarımızın yapdığı işin aynısını, Deniz Kuvvetlerimizde, telsizci asubaylarımız yaparlar.

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gedikli Erbaşları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Okuduğunuz şu kelimeleri sizlere üfüren Eski Tüfek Şükrü IRBIK da

Telsizciliği tam 30 sene icrâ eden bir donanma “gediklisi” idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gediklisi Şükrü IRBIK_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde,

İstanbul / Beylerbeyi Deniz Astsubay Hazırlama Okulu'ndan 1981 senesinde mezun olan

Ve dahi

1979-1980 senesi II-C sınıfı arkadaşlarım ve ben Şükrü IRBIK...

 

İlk resimdeki isimsiz öğrenci, bir üst devreden bizim sınıfa gelen İzmitli arkadaşım Tunay AKIN'dır.

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gediklisi _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İşde,

Deniz Astsubay Güverte Sınıf Okulundan 1982 senesinde mezun olan 92’nci dönem Deniz Astsubay Adayları...

 

Asubay Tefrikası 6-2_ 1982 devresi Deniz Telsiz Asubay Çavuş  Adayları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Lâkin;

Cumhuriyetimizin ilk senelerinde; telsiz, mayın, motor, elektriktorpido vs. meslekleri zâbitân heyetimiz icrâ ediyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Bahriye Telsiz Zabitleri_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat bu işleri kendilerine yakışdıramayann sadr-ı âzâm daşşağından düşme beyaz zâbitân heyetimiz,

Bu meslekleri zamân içinde “gediklilerin” döşüne yüklediler!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Deniz Asubaylığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İşde belgesi...

Yukarıda kapak resimini gördüğünüz Deniz Asubaylığı târihcesinin 54 ve 55’inci sayfalarında neşredilen makâlenin sahibi Abidin DAVER’dir. İstanbul Soğukçeşme (Kara) Askerî Rüşdiyesi mezunu olan DAVER, denizciliği seven ve "sivil amiral" olarak tanınan bir kişi idi. Bu sebepden dolayı bu makâlesinde dönemin donanma gedikli zâbitliği hakkında verdiği bilgiler bilen bir kişinin kaleminden dökülmüş gerçeklerdir.

Osmanlı saltanâtının Sadr-ı âzam daşşağından düşme bahriyeli beyaz zâbitân heyetimizin;

Kendileri gibi zâbit sınıfına dâhil olan gedikli zâbit dedikleri askerler hakkındaki gerçek düşünceleri

1918 senesinde işde, aynen aşağıda gördüğünüz gibi idi...

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Kendi yapdıkları bütün işleri sübyan gediklilerin döşüne yükleyen bahriyeli beyaz zâbitânımız artık bundan sonra;

  • Gemi güvertesinde ellerinde gezdirdikleri götlerini büyütecekler,
  • Yağ, pas, tuz, barut değmeyen nasırsız elleri ile oturdukları yerde terfi-i rütbe edecekler,

      Sonracığıma;

  • Babasının gemisine komutan, ya da paşa dedesinin Deniz Kuvvetlerine başkomutan filan olacaklar idi.

       Fakat

 

  • Bahtı yanık garip Anadolu çocukları ise 10, 15, 20 sene aynı yerde otlayacak idi...
  • Nasıl? Gözel mi?
  • K.K.K. iken Hulusi AKAR da 2014 senesinde asubay talebelerine Balıkesir’de aynısını demiş idi...

  • Kendi yapdıkları işleri gedikli dedikleri vatan evlatlarının döşüne yüklemek ile yetinmeyen sübyancı zâbitlerimiz;
  • 25 yaşındaki delikanlıların yapabileceği kadar ağır ve zor gemicilik ve askerlik işlerini de
  • Gedikli dedikleri 13 yaşındaki sübyan çocuklarımıza yapdırdı şerefsizler...

 

İstanbul / Beylerbeyi’ndeki Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’na kayıt yapdırdığım 1978 senesi Eylül ayında

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK da 15 yaşında, Bahriyeli sübyan bir talebe idim.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ayaklarının altını öpdüğüm anam Şahinde IRBIK, yeğenim Ali Osman ŞAHİN ve ben Şükrü IRBIK.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat bizim 1982 devremizde 13 yaşında olan arkadaşlarım da var idi.

 

*  *  *  *  *

 

Muzaffer bir donanmaya mâlik olmak için teknolojinin dayatdığı tekâmülü inkâr etmenin artık imkânı yok idi. Osmanlı Devleti de maddî imkânlarını iyice zorlamak bahâsına bu yarışa girdi Buhar makineli ilk harb gemilerimizi, İngiltere’den satın almaya başladı. Dünyâda denizcilik konusunda yaşanan bu hızlı dönüşüm ve acımasız rekâbet, buharlı gemilerdeki yeni makineleri çalışdırabilecek uzman bir iş gücüne sahip olmayı dayatdı. 19. yüzyıl ortalarına doğru Osmanlı Donanmasındaki bu teknoloji devrimini yapacak “uzman emek gücü” mevcut değil idi. Çünkü buhar makinası imâl etmeyen ülkenin bu makinaları işletecek uzmanı da olamaz idi! Hâlihazırda donanmamızdaki gemilerde ona buna emir vermekden başka bir işe yaramayan mektepli bahriye zâbitân heyetimiz; donanmamıza yeni alınan buharlı gemilerin kömür ile çalışan makine dâiresine inmek isdemedi. Yağlı, isli, tozlu, dumanlı, gayri sıhhî ve bu çok tehlikeli işlerde çalışmaya tenezzül etmedi. Bahriye zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği bu ağır ve tehlikeli işleri yapacak, “uzman”, “ucuz” ve fakat “ara sınıf” emekci askerlere şiddetli bir ihtiyâç  zuhûr etdi.

Batının icâd etdiği teknolojinin getirdiği yeni işleri yapmak isdemeyen bizim beyaz zâbitân heyetimiz,

Tezgahladığı yeni ve ara sınıfı askere olan ihtiyâcı, bakınız kendi sözleri ile nasıl da mâsum ve mâkul gösdermeye tevessül etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Deniz Asubay Okulunun yukarıda gördüğünüz  târihcesinde; “Subaylar ile erbaş ve erler arasında görev yapacak “astsubay” sınıfına ihtiyâç duyulmuş!” diyorlar.

19

Bu ihtiyâcı “duyan” şerefsizler kimler idi? Böyle bir ihtiyâc olduğuna kim, ne zamân, nerede karâr verdi? Buhar makinesini icâd eden İngiltere’de ve Amerikan ordusunda, 1890 senesinde sâdece iki sınıf  asker var iken sen, üçüncü bir sınıf askere olan ihtiyâcı, nerenden uydurdun be şerefsiz?

Yukarıda gördüğünüz târihi yazan subaylarımız diyorlar ki; 1890 senesinde donanmamızda “erbaş” ve “astsubay” isminde asker sınıfları var imiş! Târih yazıyoruz diye üfürün bakalım dübürünüzden, üfürebildiğiniz kadar, nâmussuzlar!

Bu cümleyi yazan avanak subaylarımız;

1890 senesinde Türkce söz dağarımızda “erbaş” ve “astsubay” kelimelerinin mevcut olmadığının farkında bile değil!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Töre konuşunca han sükût eder! Târih uğrusu ve târih câhili” bu subaylarımız bilmez ki “erbaş” dedikleri tâbiri ATATÜRK’ün kendisi türetdi. Hem de 1890 senesinden tam 45 sene sonra, 2771 sayılı kânun ile taa 1935 senesinde...

Ayrıca

Haşmetli Kraliçenin donanmasında bugün bile hâlâ iki sınıf asker var;

 

1. Er,

 

2. Zâbit.

 

Sen, Donanmandaki üçüncü asker sınıfı olarak “astsubaylığı” 1890 senesinde nerenden uydurdun, be şerefsiz?

Ananızın çakır gözlü çocukları sizlersiniz öyle mi?..

 

Asubay Tefrikası 6-2_ İngiliz Bahriyesinde asker sınıfları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Tomi’lerin kıyâfetleri, işde bugün böyle!

Bizim her boku bilen bahriye zâbitânımız bir baksın hele!..

"Asubay" dedikleri "ortada sandık" bir asker sınıfı Tomi’lerde var mı imiş?

 

Asubay Tefrikası 6-2_ İngiliz Bahriyesinde asker sınıfları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz resimlerde bir şeye daha dikkat buyurunuz;

Bizim zottirik subayların “astsubay” dediği askere, bakınız, İngiliz Tomi’si ne diyor!

 

 

*  *  *  *  *

 

14 Haziran 1935 Cuma günü Reisicumhur K. ATATÜRK;

Cümhuriyet Ordusunu sâdece iki sınıf askerden teşkil etdi;

 

1. Erât

 

2. Subay 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Siz, ATATÜRK’ün askeri olduğunu söyleyen, bugünün zübük subayları;

Cümhuriyet Ordusuna;

 

  • Üçüncü,
  • Dördüncü,
  • Beşinci,
  • Altıncı,
  • Yedinci,
  • Sekizinci,

 

Sınıf askerleri sokuşdurmak hakkını kimden aldınız?

 


Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İngiltere’nin buhar makinesini icâd etdiği senelerde bizim donanma neferimiz okuma-yazma dahi bilmiyor idi. İşde, sırf bu “uzman” “ucuz” ve “ara sınıf” emek gücünü temin etmek üzere Donanma-yu Hümâyûn, 1890 senesinde; “zâbit” ile “efrâd” arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak “gedikli” isimli yeni bir asker sınıfı tertip etdi. Nizamnâmesini ise dört deveyi havutu ile bir lokmada yutması ile meşhur olan “yeyici” lakaplı Bozcaadalı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa hazırladı ve  padişaha arz eyledi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_Bozcaadalı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bahriye Mektebi ismi ile eğitim veren Deniz Harp Okulunda bu senelerde eğitim süresi sâdece 3 sene iken,

Gedikli sınıfının eğitim süresi tam 5 sene idi.

Donanma Gedikli Sınıfı; 

 

  • 5 senesi talebelik (neferlik)
  • 5 sene sıbyan efrâdlığı
  • 9 sene Gedikli olmak üzere toplam 14 sene donanma askerliği yapacak idi.

 

Talebe olarak gemide geçirilen beş senelik tâlim taallümden sonra gediklilerimiz; 

  • Tam 14 sene donanma gemilerinde mecburî hizmet edecek,
  • Bu süreyi “sağ-sâlim” tamamlayanlar ise “maaş bağlanmadan terhis edilecekler idi. 

 

Vay, anam babam, vay!.. Donanmamıza asker değil de sanki kendilerine köle alıyorlar be!

Ve böylece; 

  • Gediklilerimiz, 14 senelik mecburî hizmetleri süresince donanmanın en ağır ve çok tehlikeli işlerini yaparken
  • Zâbitân heyetimiz de gemi güvertesinde, ellerinde öte beri göt gezdirecek idi.

 

Gedikli mektebine evvela İstanbullu çocuklarımızı aldılar. Fakat İstanbulun gün görmüş cin göz çocukları, bu yemsiz zokayı yutmadı! Gemide eğitim veren mektebe talebe bulamayınca Donanma-yu Hümâyûnumuz, bu kez de taşradan fakir fukara çocuklarını devşirmeye başladı. Gedikli onbaşı oldukdan sonra içine düşdükleri tuzağı anladıklarında, babasının evinde yiyecek ekmeği bile olmayan köylü ve fakat cin göz çocuklarımız da Gedikli sınıfına rağbet etmediler.

1890 Nizâmnâmesine göre “Gedikli” sınıfının, “zâbit” sınıfına nakil ve tahvilleri kati’yyen câiz değil idi.

Beş senelik mükemmel bir tâlim taallümden sonra donanmamızda göreve başlayan

Ve dahi

Zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği

Ve fakat

Bahriye erlerimizin de yapamadığı ağır, tehlikeli ve karmaşık işleri yapan Gedikliler aslında;

  • Zâbitin yapdığı bütün işleri yapdığını
  • Efrâdın yapdığı bütün işleri de yapdığını
  • Fakat zâbit olmadıklarını görünce, donanma gedikli sınıfına talep bir anda dibe vurdu.

 

*  *  *  *  *

 

Bugün itibârı ile şöyle bir düşünsek!

Ordularımızda bugün subaylarımızın yapdığı hangi işleri, asubaylar yapamazlar?

Ya da meseleye mefhumu muhâlifinden bakalım ve şöyle bir suâl soralım!

Asubaylarımızın bugün yapdığı işlerden hangilerini subaylarımız yapamazlar?

Bu suâllerin bugün cevâbı ne ise, yüz sene evvel de aynen öyle idi...

 

 

*  *  *  *  *

 

1890 Nizamâmesinin son maddesi şöyle diyor idi; “Madde 29 — İleride icâbı hâle göre işbu nizamnâmenin “tevsi” veya “tâdili” zımnında lüzumu tahakkuk eden mevâddın derç ve ilâvesi câizdir.” Eldeki mevcut Nizamnâme, günün şartlarına göre değişiklik yapmaya cevâz verdiği hâlde bahriyeli zâbitân heyetimiz bu maddeyi, günün icâbına göre ne “tevsi” etdi ne de “tâdil”. Kendinden başkasına hayât hakkı tanımayan şerefsiz zâbitânımızın bu fesat tavrı yüzünden donanma gedikli sınıfı ölüme mahkûm edildi. Yirminci asırın başına geldiğimizde, donanmamızda mevcudu yedi yüz civârında olan gedikliler tamâmı, padişah irâdesi ile zâbit sınıfına nakledildi. Mektep gemilerine de yeni gedikli talebesi kayıt edilmedi.

Zâbit ile erat arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak bu yeni sınıf askerler, bugünkü anlamda “asubaylığın” aynısıdır. 1890 senesinde tâlim taâllüme başlayan Donanma Gedikli mektebi; bir senesi limandaki gemide, dört senesi de denizde gezen gemideki işinin başında olmak üzere toplam beş senelik mükemmel bir eğitimden sonra ilk mezûnlarını, gedikli onbaşı rütbesi ile 1895 senesinde verdi.

 

 Zâbit kadar eğitimli ve donanımlı olduğu hâlde;

 Zâbitin aldığı maaşın nısfını dahi alamadığından

 Ve dahi

 Zâbit olamadığından dolayı,

 Bahriye Gedikli sınıfına talep daha ilk senelerde birden dibe vurdu... 

 

O an mevcut olan 700 civârındaki Donanma Gediklisinin tamâmı, padişah irâdesi ile zâbitliğe nakledildi. Ve  akabinde, Donanma sefinesinde talim taallüm veren “Gedikli mektebi” kepenk indirdi. 1900 senesinin başlarında da Donanmanın ilk “gedikli” sınıfı tamâmen iflâs etdi.

Ve böylece Donanmamızda “zâbit ile nefer arasındaortada sandık” misâli görev yapmak üzere ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfı, şimdilik böylece iflâs etdi.

01 Nisan 1890 Salı günü meriyyete giren nizamnâmesinin ilgâ edildiğine dâir hiçbir belge bulamadım. Daha da hazini, gedikli sınıfı Nizamnâmesinin akıbetini, bugün Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız dahi bilmiyor!..

 

*  *  *  *  *

 

1890 senesinde ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfından farklı olarak,

Muvakkat (geçici) bir kânun ile “gedikli zâbitân” sınıfı 1913 senesinde ilk kez teşkil edildi. Bu “gedikli zâbitân” sınıfı, zâbit sınıfına dâhil idi. Fakat, kendi sınıfına dâhil olan “gedikli zâbitânı” bu kez de mektepli bahriye zâbitânı kendisine çetin bir rakip olarak gördü. Bu maya da tutmadı! Ve 1915 senesinde kabul edilen bir kânun ile, zâbit sınıfına dâhil olan bu “gedikli zâbit” sınıfı da lağv edildi.

Gelişen teknolojinin dayatdığı âlet, makina ve silâhları kullanmaya, bahriye zâbitânımız hâlâ istekli değil idi. Zâbitânın yapmayı hamallık addetdiği ve fakat efrada da yapdıramadığı işleri yapacak “orta kademe” bir asker sınıfına olan şiddetli ihtiyâç azalmak şöyle dursun iyice artmış idi. İngiltere’den satın aldığımız buharlı gemileri işletecek bahriyeli askerimiz yok idi. Bembeyaz bahriye elbesesini çıkartıp, yağlı tulumu giymek isdemeyen bahriyeli kurnaz zâbitânımız, kendilerinin yapması gereken işi yapacak “ortada sandık” bir asker sınıfını ikinci kez peydahlamakda gecikmedi. Bu şiddetli ihtiyâcı tedârik etmek üzere bu kez de 1914 senesinde muvakkat bir kânun tertip etdiler. Bu muvakkat kânun ile o târihde mevcut olan zâbit ve efrâda ilâve olarak iki yeni muvazzaf asker sınıfı birden teşkil edildi;

 

1. Küçük zâbit,

 

2. Gedikli zâbit.

 

Bir senelik bir sınamadan sonra 1915 senesinde tasdikân (aynen) kabul edilip meriyyet-ül icrâya konulan bu kânun ile ihdâs edilen donanma “küçük zâbitliği”, bugün bildiğimiz “asubay” sınıfının ta kendisi idi. “gedikli zâbit” denilen asker sınıfı ise zâbitin mâdûnu, fakat küçük zâbitin mafevki idi. Zâbit hâricindeki bütün askerlerin içine tıkışdırıldığı bu yeni kânun ile Bahriyemizde bir anda 4 sınıf asker peydâ oldu...

Bahriye zâbitân heyetimizin beceriksizliği, işbilmezliği ve en çok da hâinliklerinden dolayı donanmamız, batılı donanmalar karşısında mağlubiyetler aldıkca bahriyemizi çağın gereklerine göre tanzim etmeye çalışdık. Donanmamızı ıslah ederken de gidip düşmânımız olan devletlerden yardım devşirdik, iyi mi! Küffar deyip cihâd ilan etdiğimiz bu devletlerin aklı ile sıçmaya gidip kendi donanmamızı tanzim etmeye çalışdık.

  • Gedikli” ve “gedikli zâbit” sınıfları, bizim donanmamıza özgü unvânlar. Bu tâbirâtın donanmamız ıstılâhına ne zamân dâhil edildiğini yukarıdaki bölümde açıkladık.

 

  • Donanmamıza ait resmî evraklarda “küçük zâbit” tâbirine 1880’lerde rastlıyoruz. Donanmamızın bağrına paslı bir kama gibi saplanan ve “ortada sandık” gibi duran “küçük zâbit” (petty officer) tâbirini ise biz, 1880’li senelerde İngiltere’den aldık! İngiltere’den aşırdığımıza delil olarak da ben, 1881-1886 senelerinde Bahriye Nâzırlığı yapdırdığımız İngiliz çaşıtı Hobart Paşa’yı ileri sürüyorum. Aksini iddia eden var ise şâyet; “iddiâsını isbata dâvet ediyorum!

 

Türk donanmasının rûhuna uymayan bu iki sınıfdan birisi olan “gedikli zâbit” sınıfını, subaylarımız kendilerine çetin bir rakip gördüğü için kısa sürede lağv etdiler.

Fakat bahriyemizin beyaz zâbitân heyeti, kendi yapması gereken işleri sırtına yıkdığı “küçük zâbitliğe”, denize düşeninin yılana sarıldığı gibi sarıldı ve canı bahâsına idâme etdirdi. Menfaatperest zâbitânımızın bu tek taraflı tutumu yüzünden bugün yüzlerce sıkıntısı ile karşımızda duran onbinlerce “deniz asubayı” var.

Neticeten;

İstiklâl ve Çanakkale Harplerinde, birbirinden tamâmen farklı tam 4 sınıf bahriye askeri harb etdi;

 

1. Mükellef Efrâd (Er)

 

2. Muvazzaf Küçük Zâbit

 

3. Muvazzaf Gedikli Zâbit

 

4. Muvazzaf Zâbit

 

Kendilerinin yazdığı ya da kendi şakşakcılarına yazdırdığı kahramanlıklar ile süslü menkıbelerinde bahriye zâbitân heyetimiz; şan, şöhret ve şeref pâyelerini sâdece kendi hânelerine ganimet kayıt eder iken

Zâbit hâricinde kalan “muvazzaf küçük zâbit” ve “muvazzaf gedikli zâbiti” ise

Nefer (er) hânesine yazdılar ve bu donanma askerlerinin adından bile bahsetmediler. 

Nereden mi biliyorum?

Çünkü sordum,

 

Bugüne kadar İstiklâl Madalyası tevdi edilen;

a. Subay,

b. Astsubay,

c. Er ve Erbaş

 Sayısı ayrı ayrı olmak üzere nedir? 17.12.2013.

943 890 başvuru numarası ile mesajınız başarı ile iletilmiştir.Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz. 

 

Ve dahi

Muttali oldum! 

 

  

   MÜS.YRD.   :  32984417-1640- 980 -13/ASAL D.Loj.ve İd.Ş.                                                  02 Aralık 2013

(This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.)

 İLGİ :  26 Kasım 2013 tarihli elektronik postalarınız incelenmiştir.

 1. İlgi elektronik posta incelenmiştir.

 2. 4982 sayılı bilgi edinme hakkı kanunu ve kanuna ilişkin yönetmelik esasları gereği tarafınızca   istenilen bilgiler aşağıya çıkarılmıştır. Bu kapsamda;

   a.  Subay (Askerî memurlar dâhil) 16.647,

   b.  Astsubay/Erbaş ve er 120.869 olmak üzere

  toplam 137.516 kişi İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

 Rica ederim.

                                                                                                  İ M Z A L I D I R

                                                                                                   Nihat ÇAĞAN 

                                                                                                   Personel Albay

                                                                                                   ASAL D.Bşk.Yrd.

 

İşde,

Yukarıda görüyorsunuz!

 

*  *  *  *  *

 

1890 nizamnâmesinin “esbâb-ı mucibesi” yok!

Dönemin Bahriye Nâzırı Hasan Hüsnü Paşa güyâ kerem eyleyip bir emir buyurmuş!

Ve düşünüp tartışmadan donanmamızda “gedikli” isminde üçüncü bir asker sınıfını tertip etmişler.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yeyici, yutucu” Hasan Hüsnü Paşa’nın emir buyurup hazırlatdığı o nizamnâmenin son satırına bakıyoruz

Ve dahi

Orada şu şerhi görüyoruz;

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

26a

  

Devletin padişahı dururken, 

Sadr-ı Ȃzamı dururken,

Seraskeri dururken;

Bahriye Nâzırı bir zâbitin emir buyurup yeni bir asker sınıfı tertiplediğini söyleyen “târih câhili” zâbitân gürûhumuz,

Altı yüz seneden fazla yedi düvele nizâm veren Osmanlıyı, kabile devleti zannediyor zahir!.. 

Donanma Gedikli sınıfının teşkil edilmesi için Bahriye Nâzırı’nın emir verdiğini söyleyen târih soytarısı subaylarımız,

Demek ki nizamnâmesini görmedikleri Donanma “gedikli” sınıfı hakkında târih yazmaya tevessül etmişler!

Yazıklar olsun sizlere!.. 

Eski Tüfek de gemici tayfası idi, bilir bu işleri!

Senin Bahriye Nâzırı dediğin Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa,

Sultan II. Abdülhamid’den izin almadan değil yeni bir asker sınıfı tertiplemek,

Kumandanı olduğu sefinedeki helâya sıçmaya bile gidemez idi...

 

İşde isbatı;

 

Osmanlı Devletinin İlk Anakânunu olan Kânun-i Esâsî, 24 Aralık 1876 târihinde meriyyete konuldu.

 

Donanma Gedikli” sınıfının teşkil edildiği 1890 senesinde meriyyetde olan işbu Kânun-i Esâsi’nin

Yedinci Maddesi şöyle der;

 

 

Madde Yedi —  Vükelânın azil ve nasbı ve rütbe ve menasıp tevcihi ve nişan itâsı ve eyelâtı mümtazenin şerâiti imtiyaziyelerine tevfikan icrâyı tevcihatı ve meskûkât darbı ve hutbelerde namının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedât akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kânuniyenin icrâsı ve devairi idârenin muamelâtına müteallik nizâmnâmelerin tanzimi ve mücazaatı kânuniyenin tahfili veya affı ve meclisi umuminin akt ve tatili ve ledel iktiza heyeti mebusanın azası ve yeniden intihap olunmak şartile feshi hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir.

 

 

*  *  *  *  *

 

1915 Nizamnâmesi meclisde müzâkere edilmiş. Fakat maddeler üzerinde hiçbir tartışma yapılmamış. “Gedikli zâbit ve küçük zâbit” sınıfı donanmamızda niye teşkil edilmiş, belli değil! Maddeler okunmuş, mebuslar dinlemiş! Maddeler reye sunulmuş, mebuslar ellerini havaya kaldırmış! Hiçbir mebus, bir tek dahi olsa fikir beyân etmeden bu kânunu kabul etmişler!

 

*  *  *  *  *

 

Resmî(!)” târihcesine bakdığımızda bahriyeli subaylarımız, Deniz Kuvvetlerimizi 1081 senesinde teşkil etdiğimizi söylüyolar. Kurulduğu ilk günlerde donanmamızın doğru dürüst bir nizâmı olmadığını ve gemilerimizi “usda-çırak” esâsına göre idâre etdiğimizi de gene aynı subaylarımız söylüyor. Donanmamıza dâir ilk kânunnâmemizi, 1701 senesinde yazmışız. Bu kânunnâmede, gemideki işlerin kısmen de olsa bir düzene göre yapıldığını ve fakat tayfa arasında hâlâ bir “sınıflaşma” olmadığını görüyoruz. 1792 Kânunnâmesi ile gemi tayfası dört sınıfa tefrik edilmiş. Bu Kânunnâmenin tatbik edilmesi ile donanmamız tayfası arasında ilk kez “sınıflaşma” başlamış.

Teşkil edildiği ve “sınıfsız” olarak hizmet verdiği 1081 senesinden, gemi tayfasını ilk kez “sınıflara” böldüğümüz 1792 senesine kadar geçen 711 sene içinde Osmanlı Donanmasının en parlak ve muhteşem dönemlerini yaşadığını görüyoruz.

Donanmamızı utanç denizinde boğan donanma mağlubiyetlerinin başlangıç döneminin ise

Donanma tayfası arasındaki bu “sınıflaşma” ile başladığını bugüne kadar görebilen bir subayımız var mı acap?

 

 

  • 1788 Özi bozgunu,
  • 1807 İngiliz gemilerinin İstanbul’u kuşatması,
  • 1827 Navarin bozgunu,
  • 1853 Sinop bozgunu,
  • 1877-1878 Rus bozgunu.

 

 

 Deniz mağlubiyetlerimizden aklıma ilk gelenler...

Bütün bu deniz mağlubiyetlerini biz, bugün Deniz Harp Okulu isimi ile bildiğimiz mektebi açdıkdan sonra yaşadık!

Donanmamızda “mektebli ilk sınıflaşma” 1890 senesinde oldu! Deniz Asubay Okulunun târihcesine bakdığımızda, Bahriye Nâzırı denen “yeyici ve yutucu” bir zâbitin emir verdiğini ve “mektebli gedikli” sınıfının ilk kez olmak üzere teşkil edildiğini görüyoruz. Nizamnâmesinde, “gedikli” sınıfı adını verdikleri askerlerin görev tanımları var. Fakat bu sınıfın teşkil edilmesinin “esbâb-ı mucibesi” (gerekcesi) yok! Çok tuhaf bir durum! Esbâb-ı mucibesi (gerekcesi)  olmayan kânun, gayri meşru demekdir!..

 

 

Deniz zaferlerimizden söz etmeye gelince;

Övüngen, böbürgen, sömürgen, semirgen ve kemirgen bahriye zâbitân heyetimiz kahramanlığı kimselere bırakmazlar! 

Fakat bu deniz zaferlerini kazanan tayfanın eğitimlerinin ne olduğuna ise hep kör bakarlar.

O muzaffer denizcilerimizin “okuma-yazma” dahi bilmediğini,

Ve dahi

Hemen hepsinin;

Alaylı”,

Gönüllü”,

Sokakdan toplama

 

Ya da

 

Köle” olduğunu ağızlarına dahi almazlar.

 

 

Deniz mağlubiyetlerimizden bahsederken de gene o aynı üfürükcü bahriye zâbitânımız;

Donanmamızı o harblerde sevk ve idâre eden zâbitân heyetimizin “mektebli” olduğundan tek kelime söz etmezler!

 

Beyaz zâbitân heyetimizin bizzat yazdığı

Veya

Devletin parası ile ısmarlama yazdırdığı sahte ve düzmece resmî târihimiz de

İşde, böyle zırvalar ile doludur.

 

*  *  *  *  *

 

Tam 10 sene devâm eden Birinci Cihân Hârbi, millet harbidir. Bu harbin gerçek kahramanı da Türk milletidir.

Ayrıca;

Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi açdığımız 1776 senesinden beri

Ve dahi

Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiyye”’yi hizmete açdığımız 1834 senesinden beri

Deniz ve Kara Ordularımız gâlibiyet yüzü görmedi...

 

*  *  *  *  *

 

15 Temmuz darbesinde bugün Coni’nin ayak izlerini arayanlar,

Gene ordumuzun içindeki subaylarımıza baksınlar!

Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan siz Coniperestiş Rüşdü’ler, zottirik Kenan’lar, etekli Doğan’lar, kıvrık Hüseyin'ler, molla İ. Hakkı’lar, kambur Yaşar’lar, köstebek Hilmi’ler, sucukcu Necdet’ler;

Kendi subayına taa 1952 senesinden beri Coni hurması yedirir ise şâyet

 

Asubay Tefrikası -6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

O hurmalar Harp Okullarımızda semirir, semirir, semirir,

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

2016 senesinin bir 15 Temmuz akşamı çıkar gelir

Ve dahi

Senin gıçını tırmalar!

 

*  *  *  *  *

 

Elde tesbih, dilde Allah, biteviye besmele çekiyorsun;

Ve fakat gene sen!

Kul hakkı yerken de besmele çekiyorsun ya! Yuf olsun senin soyuna!..

 

İçin temiz olmadıkdan sonra

Hacı, hoca olmuşsun, kaç para!

Hırka, tesbih, post, seccâde gözel;

Lâkin, Allah kanar mı, bunlara?

 

*  *  *  *  *

 

Sen, adam olmadıkdan sonra

Sen, adam gibi denizci yetişdirmedikden sonra

Zâbit olmuş, erbaş olmuş

Alaylı olmuş, mektebli olmuş

Demeki ki hiçbirisinin kıymeti harbiyesi yok!

 

 Deniz Kuvvetlerimizde “zâbit ile efrâd” arasına

üçüncü bir asker sınıfı olarak paslı kama gibi sokulan

gedikli

ya da

bugünkü ismi ile “astsubay” dediğimiz asker sınıfının

teşkil edilmesinin gizli maksadı meğerki ne imiş?

Donanmamız beyaz zâbitân heyetinin kendi saltanâtını devâm etdirmesi için;

Harb sanatının kendilerine tahmil etdiği ağır ve çok tehlikeli görevleri

Zâbit” olmayan ve “ortada sandık” bir asker sınıfının "döşüne" yüklemek!

 

(Devâm edecek)

 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

   

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-1

Eylül 28, 2017

 

 

15 Temmuz Vak’asının ikinci sene-i devriyyesinin üçüncü ayını teneffüs etdiğimiz şu günlerde

08 Mart 2017 Çarşamba günü bismillah vira kalem! deyip yazmaya başladığımız Asubay Tefrikasında

Kağıt-kalem meyânında rakamları birer ikişer öğütdük!

1, 2, 3, 4, 5 derken,

Şimdi sıra geldi 6’ya...

Haydi hayırlısı! Allah, devâmını getirmeyi nasip etsin, inşallah...

 

İlk 5 tefrikaya isim bulmakda epeyi zorlanmış idim!

Fakat altıncı makâlenin ismi, daha yazmaya başlamadan evvel dilimin ucunda bekliyor idi...

 

Asubay okuluna girdiğimiz ilk günden,

Emekli olmak için son mesâimizi yapdığımzı güne kadar

Ve dahi

Emekli olduğumuz ilk günden

Emekliliğimizin şu son gününe kadar en çok tekrâr etdiğimiz o kelime,

Beş altı kısımı dolduracak Asubay Tefrikası-6’nın başlığı olmak için

Senelerden beri yalvarıyor idi bana...

  • Aldatılmak

Ya da

  • Kandırılmak!

 

Bu konu ile bağdaşdırmak için örnek bir şahsiyet ararken de

Türk sinemasının bahtsız ve ucuz emekcisi Adnan AYBERK geldi aklıma...

Adnan AYBERK ile asubaylar arasındaki benzerliği de

Makâlemizi okuyanlar anlayacak, inşallah.

 

*  *  *  *  *

 

Bugünün askerî, idârî ve cezâî kânunlarımıza göre “Astsubay” dediğimiz biz asker kişilere; 

  • Kimlerin, hangi sözleri verdiğini,
  • Ve bu sözlerden yerine getirilmeyenlerin nasıl savsaklanıp unutdurulduğunu, 
  • Bu sözler ile verilen hakların ise nasıl gasp edildiğini de 

Asubay Tefrikası -6-‘nın müteakip kısımlarında fâş eyleyeceğiz, evvel Allah...

 

*  *  *  *  *

 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -1- ismini verdiğimiz bu tefrikamızın

Biricik hedefi şudur

Asubay denilen biz askerlerin

Ve dahi

Asubaylık sınıfının özlük hakları konusunda;

 

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,
  • Ve dahi
  • Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre,
  • Asubaylığın taleplerinin neler olduğunu göreceğiz! 

Bu taleplerin tahakkuk ettirilmesi konusunda

İlgili tarafların bugüne kadar neler yapdığı da kendiliğinden ortaya çıkacak...

 

*  *  *  *  *

 

Mahlası, Yâdigâr idi!..

Doğurduğu gün anası O’nu, yâdigâr olsun diye babasına,

Babası da yâdigâr olsun diye devletine, milletine emânet etdi...

Vücud olarak, beden olarak eşi benzeri görülmemiş bu Sivas’lı,

İri kıyım ve yiğit bir çocuk idi!

Büyüyünce, karnını doyurmak için

Gurbetci babası ile birlikde Alamanya’ya gitdi. Tersanede çalışdı, çok iyi para kazandı.

 

Fakat, memleket hasreti ağır basınca, bir de gönlünde yatan aslan kükremeye başlayınca

Babasının yanından firâr etdi ve İstanbul’a geldi.

Sivas’da, çocuk iken çekirdek satdığı sinemalarda filimlerin sihirine kapılmış idi bir kere...

Bu sebepden dolayı ya nasib deyip, 16 yaşında Yeşilçam Sokağın yolunu tutdu.

Sinemacıların deyimi ile söyler isek; star, jön; figüran... Yadiğar, bunlardan üçüncüsü idi...

Seyircinin gözünde kahramanların böyük görünmesi için dayak yemesi isdenen adam idi!

Türk sinemasının ikinci, üçüncü sınıf yüzlerce sanatcı ve ucuz emekcisinden birisi oldu...

Baş oyuncu denen cüce adamlar, filimlerde bu dev adamı hep madara etdiler!

Oynadığı filimlerin çoğunda, aslında gerçekden dayak yedi; ağzı, burnu kırıldı...

Sinemada onu seyredenler güler iken, O aslında hep ağlayan adam oldu!

Rint bir şahıs idi! Çevresindekilerin adam alıp adam satdığı para denen şeye hiç önem vermedi...

Çok mihnet çekdi! Fakat kimseye de minnet etmedi. O’nun için varsa yoksa sinema ve seyircileri idi.

Etme, Hayyâm! Gel, dinle Eski Tüfek'i!

 

Girme, şu alçakların hizmetine;

Konma sinek gibi, pislik üsdüne.

İki günde bir somun ye, ne olur!

Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.

 

 

 

 

  

*  *  *  *  *

 

Bâzen Gaffur oldu, bâzen Mazlum!

Dokuzyüz küsûr filimde oynadı. Fakat oynadığı filimlerin afişlerine çoğu kez O’nun adını bile yazmadılar.

Sinemayı hiç kimse O’nun kadar sevmedi. Ömrünü sanata adadı, sahnede yaşadı.

 

Fakat belediyeye ait bir bankın üzerinde soğukdan donarak öldü!

Soğuk bir kış gecesi İstanbul; şarap, çalgı, çengi, kumar ve cimâ yorgunluğunun derin uykusunda iken

Taksim Meydânındaki belediyeye ait bankın üzerinde koca bir adam,

Daha 40 yaşında iken Mart ayının dördünde son uykusuna yatdı!

 

Yeşilçam'ın dev adamı Adnan AYBERK_Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ücretini ödeyemediği için otelden atıldığı o gecenin ayaz soğuğunda,

Sabaha kadar sokaklarda âvâre dolaşdı.

Canlı iken O’nu oralarda, o sokaklarda kimseler tanımadı!

O son gün;

Bir akşam kahvehânesine girip bir bardak çay içecek bir lirası bile yok idi cebinde!..

Lâkin,

Sabah erkenden Gezi parkını temizlemeye gelen belediye çöpcüleri, O’nun ölüsünü orada hemen tanıdı!

Soğukdan kaskatı, mosmor kesilmiş o koca adam,

Bizleri gâh güldüren, gâh ağlatan

Fakat her dâim düşündüren filimlerin vazgeçilmez figüranı,

Yeşilçam’daki isimi ile Yâdigâr EJDER idi...

Altın kâlpli dev adamın ölümünü o günkü boyalı matbuât, şu kara ve koca harfler ile duyurdu; 

Ünlü oyuncunun yürek burkan ölümü!"

 

Dev Adam Yadigar EJDER_Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asıl ismi Adnan AYBERK olan

Ve

Filimlerinde Gaffur ya da Mazlum lakabı ile evimize misâfir etdiğimiz Yâdigâr EJDER,

Ehl-i dil, ehl-i edep, ehl-i nâmus, mütevazı ve rint bir sinema emekcisi idi...

Hiç evlenmedi!

Parayı pulu gözü görmedi hiç. Şan, şöhret peşinde de koşmadı... Bir lokma, bir hırka dedi hep!..

Tek derdi; bir tas sıcak bir çorba, sıcak bir oda, sıcak bir yatak idi...

Bunları da bu millet ve bu devlet çok gördü O’na...

 

Sinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından geçinip servet kazandılar.Yadigar EJDER_Adnan AYBERK_ Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Fakat

O, kimsenin sırtından geçinmedi, kimsenin hakkını yemedi!

Kimseyi de kandırmadı, aldatmadı...

 

Birkaç aylık otel borcu,

Belki de mahalle esnafına bir yüz lira veresiye bırakdı arkasında, hepsi o kadar!

Kaç filimde oynadığı,

Nerede, ne zamân ve nasıl öldüğünü dahi bilen olmadı...

Öldüğü gün cebinde beş kuruş parası bile olmayan altın kâlpli bu dev adama

Allah’dan bugün bir kere daha rahmet ve merhâmet dileyelim.

Mekânın cennet olsun inşallah, Mazlum!

 

*  *  *  *  *

 

Eyvâh, Kandırıldık!

 

Yenilen pehlivân, güreşe doymazmış deriz! Güreş de pehlivân da bize has ıstılâh olduğuna göre hiç şüphe yok ki bu atalar sözünü, biz Türkler türetmiş olmalıyız.

 

Fakat bu atasözüne son zamânlarda çetin bir rakip çıkageldi; “Aldatılan, aldatılmaya doymazmış!

Atalarımızın güreşde sırtı yere gelen pehlivânlar için söylediği bu söz, kendi dönemini aşdı ve

Şu günlerde milletimizin çok geniş bir kısmının hâl-i pür melâline tercümânlık eyler oldu...

 

Maçam yemedi,

 

Yüreğim yetmedi,

 

  • Ciğerim yetmedi,
  • Bilgim yetmedi,

En mühimi de

 

  • Aklım yetmedi, demenin adı

 

 

Vallahi kandırıldım!”, “Billahi aldatıldım!” oldu...

Devletin kasasınden bol sıfırlı haram lokmaları midene indirirken,

Askeriyenin kesesinden çok yıldızlı haksız terfileri omuzuna bindirir iken,

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK, senin yanında yok idim!

Lâkin;

Berâber yürüdünüz sizler o yollarda hep,

Berâber ıslandınız sizler, yağan o yağmurda be!..

 

Yaprağını yerken; kıtır, kıtır!

Sapına gelince, meee! Öyle mi?..

 

 

Özellikle yirmibirinci asırın ilk senelerinden itibâren memleketimizde

Nezle mikrobu gibi sürat ile yayılmaya başlayan “aldatma/kandırma” hastalığı,

Yukarıdan aşağıya doğru herkesi sarmaya başladı…

İmam, bilerek ve isdeyerek osdurunca,

Cemaat de hem sıçdı, hem de sıvadı...

Memleketimiz, aldatılanlar kumpanyasının açık sahnesi olmaya başladı.

 

 Kandırıldım_Aldatıldım yalanları_Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan olduğu dönemde defalârca söyledi; “Ben dahi aldatıldım!

Cumhurbaşkanı oldukdan sonra da şöyle dedi; “Şahsım başda olmak üzere bütün ülke aldatıldı!

Belediye başkanlarını, devlet bakanlarını, polisleri, her rütbeden subayları, asubayları, sanatcıları cemaatler aldatdı.

Cüppeli hocayı da Lüpcü Fadıl aldatdı!

Şahsınız başda olmak üzere bütün ülke aldatıldı da! Cebinizden delikli bir guruş paranızı mı kapdırdınız?

Her zamân olduğu gibi yenilen yutulan, har vurulup harman savrulan vatandaşın parası oluyor hep...

Gözümüzün görmediği,

Ve hattâ

Gönlümüzün de katlanmadığı hâlde "aldatan-aldatılanlar folimi", tam gaz devâm ediyor memleketimizde;

 

 

Ȃmir, memurunu,

  • İşveren, işcisini,
  • İmam, cemaatini,
  • Öğrenci ile hocası birbirini,
  • Karı-koca, yek diğerini,
  • Esnâf, veli nimeti olan müşderisini,
  • Arkadaşlar, birbirini,
  • Askerde üst’ler, ast’ını,

Kandırıyor, aldatıyor...

 

 

15 Temmuz gecesi maskeler de düşdü, takkeler de!..

Bunları 15 Temmuz 2016 Cuma gününden sonra gördük, duyduk, öğrendik!

Bu konuda bakalım daha neler duyup göreceğiz.

 

Siyâsetciler de seçmenlerini 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat dokuzu beş geçeden beri kandırıyor.

Farz edelim ki suç, aldatanlarda...

Peki, aldatıldığını söyleyenlerin hiç suçu yok mu? Küllükde dolaşmayanın ayağına bok bulaşır mı?

Aldatılanlar kumpanyası oyuncularının hâl-i pür melâli bu minvâl üzere de...

Taa bin dört yüz sene evvelinden bize nasihât edip “Mü'min, aynı delikten iki defa ısırılmaz!diyen kim?

Biz, kimin ümmetiyiz, Allah aşkına?

Siyâsetcisinden, subayından bu devlet adamları aldatıldığını söylüyor da

Aslında aldatılanlar, neticede hep biz vatandaşlar değil miyiz?

Aldatıldığını söyleyen ve fakat aslında vatandaşı aldatan bu devlet adamları ölüp gidince arkasından biz vatandaşlar “Allah rahmet eylesin!” demeye isdekli miyiz?

Ya da

Merhûm Yâdigâr EJDER için gönlümüzde hissetdiğimiz rahmet ve merhâmet duygusunu

Aldatıldım diye yalanlar üfüren bu insanlar için de acap hissedebilecek miyiz?

Yâdigâr EJDER, ömrünü hasretdiği sinema sanatından, karnını bile doyuramadı.

Öldüğü gün cebinden kefen parası dahi çıkmadı!..

Kimsenin sırtından geçinmedi, kul hakkı yemedi, kimseyi de aldatmadı...

Ölüm haberini “Yâdigâr EJDER’in yürek burkan ölümü” diye duyuran gazeteler utansın!

Yürek burksa da ölümü, Allah’ın huzuruna mâsûm bir insan olarak çıkdı, bu dev adam.

Mekânı cennet olsun! 

 

*  *  *  *  *

 

Ey şarapperest Çadırcı! Neredesin sen, şimdi? 

Bilmez misin ki;

 

Niceleri geldi, neler isdediler;

Sonunda, dünyâyı bırakıp gitdiler;

Sen hiç ölmeyecek gibisin, değil mi?

O gidenler de hep senin gibiydiler!

 

 

*  *  *  *  *

 

Peki,

Aldatıldıklarını söyleyen

Ve fakat aslında biz vatandaşları aldatan devlet zevâtının ölümü nasıl olacak acap?

Gazeteler, bu zevâtın ölüm haberlerini nasıl duyuracak?

Bu insanlar, yapdıkları haksızlıkların hesâbını Hakk’ın huzûrunda nasıl verecekler?

Ve

Biz vatandaşlar, bizleri idâre etdiğini zanneden bu “kandırılmış” zevâtın ardından

Bir Elhâm okumaya isdekli miyiz?

 

*  *  *  *  *

 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askerleri; Asubaylar!

 

Boğa, boynuzundan; yiğit, sözünden tutulur ya!

Konu aldatılmak ise şâyet, verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusudur.

Verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusu ise şâyet

O zamân orada verilmiş söz ya da talep var demekdir.

Peki,

Asubaylığa taraf olanların gündemindeki talepleri nedir?

Şimdi bu talepleri, yorumsuz olarak akdaralım sizlere.

Asubaylar hakkındaki talepler lisdesini derlemeye TEMAD ile başladım.

TEMAD’ın Basın-Yayın ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımıcısı Sayın Adnan AYVACI’ya bir e-mektup gönderdim.

Dedim ki Başkanım; TEMAD’ın gündemindeki asubay talepleri nelerdir?

 

 Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Sağolsunlar, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Adnan AYVACI hemen cevâp gönderdi...

TEMAD’ın gündeminde ki Asubay talepleri şunlar imiş;

 

TEMAD’ın Gündemindeki Asubay Talepleri

TEMAD'ın gündemi hakkında

AA

Adnan AYVACI <This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Reply|

21 Şubat 2017, Salı 1:54 PM

To: Şükrü IRBIK (This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Merhaba Sayın Şükrü IRBIK,

TEMAD’ın kısa, orta ve uzun vâdede tahakkuk ettirmek üzere gündeminde olan taleplerini size bildiriyorum

Astsubay Sorunları Ana Başlıkları;

Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan ve halen görev yapan Astsubaylarımızın sorunlarına ve beklentilerimize ilişkin taleplerimiz aşağıda sunulmuştur.

 

 

1-Görev ve Makam Tazminatları

 

2-Göreve başlangıç derecesinin 9/1i yerine diğer memurlarda olduğu gibi 9/2 den başlatılması 

 

3-Emekli maaş bağlama yüzdelerinin artışının düzenlenmesi

 

4-Personel kadro düzenlenmesinin yapılması

 

5-Disiplin kanununun İnsan hakları ve Anayasaya göre yeniden düzenlenmesi

 

6-Astsubay yetiştirme okul seviyesinin ön lisans (2 yıllık meslek yüksek okulları) düzeyinden lisans (4 yıllık yüksek okul) düzeyine yükseltilmesi.

 

7-Tüzüğümüzde de belirtildiği üzere, üyelerimizin ihtiyacı olan huzur evi, yurt v.s gibi hizmetleri yapabilmek amacıyla gerekli olan mali imkanlara kavuşabilmek için, kooperatiflere iştirak etmek/kurmak,  şirketler kurmak/işletmek ve vakıflaşmak arzumuzla ( üye aidatları ve düzensiz bağışlar ile bu hizmetleri yapabilmenin zorluğu ortada olduğundan dolayı) çalışmalarımızı sürdürmek.

 

Selam ve sevgilerimizle

Adnan AYVACI

TEMAD Gen.Bşk.Yrd.(Bas:Yay veTantm.sorumlu)

 

 

 

Yukarıda gördüğünüz üzere, “temsil makâmı” olan TEMAD’ın gündeminde 7 maddelik bir talep listesi var.

 

*  *  *  *  *

 

Asubay meselesinin önemli taraflarından birisi de emekli asubaylar.

Bu konuda ortaya dökülen beyânlara bakdığımızda

Emekli asubaylarımızın 3 maddelik kısacık bir talep listesi olduğunu görüyoruz.

 

Emekli Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri

1. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2)

2. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50)

3. Tazminât.(7 çeşit tazminât)

 

Talep listesindeki maddeler itibârı ile asubaylıkdan beklentisi en az olanlar taraf, emekli asubaylar. 

 

Sâdece 3 maddelik bu talebleri yerine getirmek ile İcrâ mâkamı olan Genelkurmay Başkanlığı ve MSB,

Yüzbin emekli asubayı, sokaklardan evlerine gönderebilir.

 

Fakat bunu yapmıyorlar ise şâyet o vakit biz de şu suâli sormalıyız;

 

Eşi, çocuğu, gelini, torunu ve akrabası ile sayısı bir milyon civârında olan emekli asubayların sokaklarda dolaşıp;

  • Açlık sınırında yaşıyoruz diye ilenmesinden,
  • Polisler ile şehir meydanlarında köşe kapmaca oynamasından,
  • Ölüm orucuna yatmasından kimler memnun oluyor acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubayların talepleri söz konu edilince her niye ise Genelkurmay Başkanlığımız;

Yapacaklarından daha ziyâde yapdıklarını piyasaya sürmeyi tercih ediyor.

Bu basit “beyin yıkama” yöntemi ile; 

  • Hem züğürt tesellisi niyetine umut pazarlıyor,
  • Hem de fazla diretirseniz bu verdiklerimizi de elinizden alırız diyerek aba altından sopa gösderiyor.

 

Bu basit alicengiz oyunları bir yana;

İçinde yaşadığımız 2017 senesinde,

Asubaylara dâir olmak üzere “icrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığımızın gündeminde

Sâdece 3 maddelik bir ”sistemli” çalışma(!) lisdesi olduğunu görüyoruz.

 

Genelkurmay Başkanlığının Gündemindeki Asubay Talepleri

 

Görev Tazminâtı; Sâdece subaylarımıza vermek üzere 1989 senesinde icâd etdiler. (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

 

Silâhlı Kuvvetler Hizmet Tazminâtı; Genelkurmay Başkanlığımız 2011 senesinde icâd etdi.  (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

 

Görev başlangıc derece/kademesi; 9/1 yerine 9/2 olması. Asubayların eğitim süresini 2002 senesinde bir seneden iki seneye yükselttiler. Verilen bu bir senelik hak; muâdili devlet memurlarına kıyâsen  asubaylara, 1 senelik hak kaybı olarak aynı sene geri döndü!

 

 

 

Genelkurmay Başkanlığının bugün hâlâ “çözmeye(!)” çalışdığı yukarıda gördüğünüz 3 meselenin üçünün de

Gene zamân içinde çıkartdığı kânunlar ile Genelkurmay Başkanlığının doğurduğu meseleler olduğunu görüyoruz.

Yukarıda gördüğünüz 3 madde, bugün Genelkurmay Başkanlığının gündeminde olan konular.

Genelkurmay Başkanlığının bir de görmediği(!) maddeler var ki bunları da gene kendileri doğurdular;

 

  • Makâm tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 1982 senesinde doğurdular.
  • Temsil tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 2000 senesinde doğurdular.
  • Kadrosuzluk Tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek, üzere 1993 senesinde doğurdular.

 

Şimdi, ehl-i akıl bir insan olarak ben Şükrü IRBIK,

Aklımın emrine râm olup burada şöyle düşünmeye mecburum;

Asubaylara “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı”, Genelkurmay Başkanlığının gündeminde bile yok!

Demek ki Türk Ordusunda makâm, temsil ve kadro hakkı sâdece subaylarımıza özgü.

 

Peki, öyle olsun!

O zamân da şu suâlin cevâbını versinler;

Subaylarımız, kânun peydahlıyor ve diyorlar ki asubay denilen asker kişiler, “subay yardımcısıdır”. Şu anki mevzuâta göre sâdece subaylarımıza özgü olan “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı” almayan asubaylar, nasıl oluyor da “subayların yardımcısı” olabiliyorlar?

 

*  *  *  *  *

 

Asubayların talepler lisdesini konuşmaya devâm edelim...

Asubay meselesi konusunda en dertli zümrenin, muvazzaf asubaylar olduğu görülüyor.

Çünkü en yüklü talep listesi, muvazzafların elinde. 24 maddelik bu liste, asubayların taleplerinin tamâmını kapsamıyor elbetde. Bu lisdeye yeni talepler ilâve edilebilir...

Bugün itibârı ile tahakkuk etdirilen haklarımızı lisdeye dâhil etmediğimizi söylemeye hâcet olmasa gerekdir.

 

Muvazzaf Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri

1. Birinci derecenin dördüncü kademesine yükselme sorunu. (2012/ öldüre öldüre bitirdiler. Onun da içi boş)

2. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2).

3. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50).

4. Tazminât haklarımız. (7 çeşit tazminât).

5. Asubay sınıf okulu mezûnlarının intibâk sorunu (2016/öldüre öldüre bitirdiler)

6. Askerî hastanelerde utanç verici sınıf ayrımı (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî hastaneleri Genelkurmay Başkanlığının elinden aldı.)

7. Askerî mahkemelerde görülen dâvalarda asubay kıyımı. (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî mahkemelerin kapısına kilit vurdu.)

8. Lojman tahsisinde orantısız tahsis.

9. İçhizmet Kânunu ve Askerî Cezâ Kânununda asubay aleyhine işletilen hükümler.

10. Günlük yaşantıya müdâhale eden emir komuta zenciri ve görev anlayışı.

11. OYAK. (Aidât öderken var, yönetimde yok sayılan sınıf asubaylar)

12. Orduevi, sosyal tesis ve askerî kamplarda adâletsiz tahsisler ve uygulamalar.

13. Kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışan asubaylara kademe verilmesi.

14. Asubay Meslek Yüksek Okullarının lisans seviyesine yükseltilmesi.

15. TSK’da görev yaparken hasta olarak sağlığını kaybedenlerin mağdur edilmesi.

16. Çağdışı orduları andıran şekilci uygulamalar. (Tam kanat – kırık kanat kepâzeliği, kılıçlı – tüfekli bölücüğü)

17. İki dudak arası mesâi kavramı değiştirilmeli, âmirin başına buyrukluğuna son verilmelidir.

18. 1 sene okuyana da 8 sene okuyana da aynı hizmet süresi. Mecburî hizmet, tahsil süresi ile orantılı olmalıdır.

19. TSK’dan ayrılışlar kolaylaştırılmalıdır.

20. Asubayların meslekî memnuniyeti için çalışma şartları iyileşdirilmeli, erken emeklilik önlenmelidir.

21. Asubaylıkdan subaylığa terfi kuralları şeffâflaştırılmalı, idârenin sınırsız takdir hakkı kısıtlanmalıdır.

22. İlk rütbemiz olan “Astsubay Çavuş” ibâresinden “Astsubay” kelimesinin iptâl edilmesi.

23. Meslek unvânımız “Astsubay” kelimesinin, ATATÜRK’ün türetdiği şekili olan “Asubay” yapılması.

24. Kışlada, cephede kahraman; esir kampında hizmet eri muâmelesi. (Bu maddeyi Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlesi ile 09 Mart 2017 târihinde asubayların gündemine ilk dâhil eden kişi, Şükrü IRBIK’dır.)

 

*  *  *  *  *

 

Bugün Astsubay olarak bildiğimiz meslek sınıfı, 1951 senesinde teşkil edildi.

Asubaylara yeni haklar veriyoruz diye subaylarımızın piyasaya sürdüğü her yeni kânun aslında,

Asubayların aleyhine yeni ve daha büyük haksızlıklar doğurdu!

Peki,

Asubayların talepleri konusunda tarafların bu kadar farklı gündeme sahip olmasının sebebi nedir sizce?

Dokuz sınıf askeri olan bir orduda; alın terinin karşılığını âdil bir şekilde dağıtmak mümkün olabilir mi?

Kendilerinden başka diğer sınıflardaki askerlerin rütbesini dahi bilmeyen subaylarımız;

Bu askerlerin dertlerinin ne olduğunu nasıl bilsinler ki?

Sistem bütünlüğü içinde çalışıyoruz!” diyen subaylarımız doğru söylüyor!

 

 Asubay Tefrikası 6_1_ Genelkurmay Başkanlığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Çünkü;

Sistem bütünlüğü içinde çalışarak(!)” ordumuzu gene

Sistem bütünlüğü içinde!” parçalayıp kıymık kıymık "kastlara" böldüler.

Sıkıntıları çözüyoruz diyen vatan hâini subaylarımız,

Yeni sıkıntılara kapı aralayan yeni asker sınıfları doğurtdular ordumuza!

 

Şu gün itibârı ile ordumuzda tam sekiz çeşit akser sınıfı var!

Böyle bir manzarayı Aristo bile hayâl edemez idi!..

 

TSK asker mevcudu_ Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Ordumuzdaki “asker sınıfları” için Genelkurmay Başkanlığımızın statü” dediğine lutfen dikkat buyurunuz.

 

*  *  *  *  *

 

1950 senesinden beri rütbe takan orgenerallerimiz, salon subaylarıdır!

 

Ellerine yağ-pas, enselerine güneş, postallarına çamur değmez!

 

Alıp tüfeği eline,

Koşup hudut boyuna,

Yatıp çamurlu sipere boylu boyuna,

Düşmâna kendisi kurşun atacak değil, herhâlde!

Eli tetikde, gözü ufukda düşmân gözleyen Mehmedciğimize 

 

Ateş! diye emir verse, Seri paşa Hulusi;

 

Asubay Tefrikası 6-1_Ateş! Ateş etdim gomutanım! Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

O ateş emri, O mehmedciğe gidesiye

Ve dahi

O Mehmetcik, o tetiği çekesiye kadar

O düşmân, senin o datlı canına ot tıkar be!

 

*  *  *  *  *

 

Kör Bakan İnsanlar, Fil ve Asubaylık!

Asubaylık konusunda söz söyleme hakkı olan 4 taraf var;

 

1. Muvazzaf Asubaylar

 

2. Emekli Asubaylar

 

3. TEMAD (Temsil Makâmı)

 

4. Genelkurmay Başkanlığı/MSB (İcrâ Makâmı)

 

Fakat gelin görün ki asubaylığın taleplerini çözmek şöyle dursun,

Asubayların taleplerinin ne olduğu konusunda her bir taraf, farklı bir telden kendi nağmesini çalıyor!

 

TEMAD Muğla İl Başkanı Halil ERGENLİ_ Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

 

 

İnsan olmanın temel şartı ve en büyük fâzileti,

Hakkını arayacak kadar cesûr ve haysiyetli olabilmekdir.

Hakkını almak, bu yolda mücâdele etmek de cesâretli ve haysiyetli insanların işidir!

 

Aç köpek, (karnını doyurmak için) fırın duvarını yıkıyor ise şâyet,

Aç insan, (karnını doyurmak için) fırın duvarını niye yıkmasın?..

 

Açlık sınırında yaşayan asubayların, köpek kadar aklı ve haysiyeti yok mudur ki hakkını aramasın?

Hakkını almak için mücâdele eden asubayları kınayanlar, önce dönüp kendilerine baksınlar;

 

Bu zât-ı muhteremlerin ya karınları tokdur, açlık sınırında yaşayan asubayların hâlinden anlamaz,

Ya da

Bu zevâtın aç köpek kadar bile aklı ve haysiyeti yokdur!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylık meselesine taraf olanların

Asubaylığı anlamak ve târif etmek konusunda içine düşdükleri

Ve dahi

Yukarıda gördüğünüz “başıbozukluğu” ve “kavram kargaşasını” anlatacak bir resim arar iken,

Aşağıda gördüğünüz şu sessiz(!) çizgi-resimi keşfetdim!

Bir de siz bakın hele!..

 

 Tarafların asubay meselesini tarif edişi_ Asubay Tefrikası 6-1_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubaylar konusunda söz hakkı olan taraflardan her biri

Gündüz vakdi kör gözlüğü takıp da bakdıkları asubaylığı

Kendi görmek ve anlamak isdediği şekilde gördü, anladı ve târif etdi.

Fakat bu taraflardan hiçbirisi asubaylığın hem iç hem de dış hukûkumuza göre

 

  • Gayri meşrû 

Ve dahi

 

  • Gayri kânûnî olduğu fark edemedi!..

*  *  *  *  *

 

Yadigar EJDER_Adnan AYBERK Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIKSinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.Adnan AYBERK Yadigar EJDER_Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından servet kazandılar.

Ömrünü hasretdiği Yeşilçam Sokakda karnını bile doyuramayan Yadigar Ejder,

Hep “üçüncü adamı” oynadığı Türk sinemasının “ucuz emekcisi” idi!

 

 

*  *  *  *  *

 

Canını fedâ etdiği Türk Devletinden ve ordusundan;Zengiin olan asker de olmaz şehit de olmaz! Asubay Tefrikası 6_1 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Karnını bile doyuramayan,
  • Hep itilip kakılan, oyalanan,
  • Avutulan,

Ve

  • En çok da aldatılan asubayları ise

Türk Ordusunun hep “ikinci sınıf” muamele gören “fakir ve ucuz emekcisi” oldu!

 

 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

   

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

 

Asubay Tefrikası -3- Gölge Oyunu: Ordumuzda Asubaylar_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Gölge Oyunu

 

 

 

 

 Biz, gerçekden bir kukla sahnesindeyiz;

 Kuklacı, Coni usda; kuklalar da biz,

 Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer ikişer;

 Bitti mi oyun, sandıkdayız hepimiz!

 

*  *  *  *  *

 

Bir perde indirdiler gözümüze, âhiren

Bukağı da vurdular aklımıza, zâhiren

Bir gölge oyunu oynatıyorlar zihnimizde!

Bâzen seyirci, bâzen de oyuncuyuz, içinde!

 

Bir adam çıkdı ortaya ve şöyle dedi; “Dünyâ beş’den böyükdür!”

Kaddafi’den aşırma bu söz ile bu adam, güyâ dünyâya efeleniyor!

Sonra da dönüyor bu tarafa;

Böyük Türkiye afyonu ile milleti narkozluyor. Ve diyor ki “Ben, tek başıma dünyâdan böyüğüm!”

 

Bu adama değil! Çünkü O’nda hiç yok! Fakat bu adamın peşine düşenlere Allah akıl, iz’ân versin!

Ben de üç şey vereyim sana!

Bir daha düşün bakalım; kim, kimden böyük imiş!

 

IMF, UN, NATO...

 

Sen, Coni’nin tezgâhladığı uluslararası bu örgütlerin üçüne de üye misin?

Üyesin!

Öyleyse, şunu peşinen kabul ediyorsun demekdir; aslında sen, kocaman bir hiçsin!

Niye mi?

 

  • Mâliye’ni, Coni’nin patron olduğu IMF’ye bağlamışsın;
  • Dollar ile alıp dollar ile satıyorsun,

  • Millî gelirini söylerken, dollar diyorsun,

  • Evinin, işyerinin kirâsını, dollar ile ödüyorsun,

  • Evindeki ayakkabı kutuların, para kasaların, bankadaki hesâpların tıka basa dollar dolu,

  • Verdiğin bahşiş, aldığın haraç, ödediğin fâiz, yediğin rüşvet, dollar cinsinden,

  • Geceleyin garının goynunda bile dollar diye sayıklıyorsun!..

 

  • Vatandaşını, Coni’nin efendi olduğu UN’ye bağlamışsın;
  • • Bebene bezini, sütün tozunu; kadınına tamponu, kaputu; erkeğine colayı, gondom’u O veriyor!
  • Askerini de Coni’nin gomutan olduğu NATO’ya bağlamışsın;

       • Topunu, tüfeğini, mermini, mataranı, kasaturanı,

Ve dahi

  • Hattâ kaput bezini bile O veriyor!

 

Yalan mı?

 

*  *  *  *  *

 

Toprağına yüz sürdüğü anda Coni’nin önünde süt dökmüş “köle” olan bizim ekâbir gürûhu

Ekmeğini yediği, suyunu içdiği kendi toprağına ayak basınca hemen kendi insanına “efendi” oluyor!

Ülkemizi yöneten zevât, karısını boşayabilir de! Lâkin, dünyâ efendisi bu örgütlerden aslâ çıkamaz!

Omuzundaki yıldızları, forsundaki yıldızları, yakandaki yıldızları...

Geç gardeşim bunları, geç!

Ne imiş, öyleyse, gözlerimize çekilen yalan perdesinin ardındaki hakikât?

 

Dünyâ beş’den değil; Fakat Coni bugün, tek başına bütün dünyâdan böyük!

 

Sen de aslında; Coni’nin elindeki iplerin ucuna bağlanmış bir kuklasın, kukla!

Sen de aslında; Coni’nin elindeki kafesin içine tünemiş biçâre, besleme bir guşsun, guş!

Hem de kendi evinde, kendi koltuğunda, ve kendi yurdunda...

Gel, köftehorluk etme! Biz yemeyiz bunları... Buralarda efelenme!..

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhâne Parkında!

Hem sen bunun farkındasın, hem de Coni farkında!..

 

*  *  *  *  *

 Ey Hayyâm!

 

Varlığın sırları, benden;

Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben!

Bizimki perde arkasında dedi-kodu;

Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Kelime ekmeye, fikir tohumlamaya devâm ediyoruz!

Şu anda kıraat ediğiniz bölüm, makâlemizin üçüncü tefrikası... 

Başdan sona kadar tetebbu eyleyeceğimiz konu başlıklarını fâş eyledik!

 

“Bölüğün anası” kim imiş, kimlere “tampon” diyorlar imiş öğrendik!

 

  • Tonyukuk zamânında “başkomutan” anlamına gelen “çavuş” unvânını, aradan geçen 1.300 sene içinde çapsız subaylarımızın nasıl da “ayaklara” düşürdüğünün ibret dolu belgelerini gördük!

Asubay Tefrikası -3- Gölge Oyunu: Ordumuzda Asubaylar isimli bu üçüncü bölümde ise inşallah

  • Asubaylık denilen askerin iç ve dış hukûmuzdaki meşrûiyetinin,

Daha doğrusu gayri meşrûiyetinin izlerini süreceğiz.

  • Asubayız deyip üsdüne toz kondurmadığımız mesleğimiz asubaylığın

İç ve dış askerî hukûmuzdaki kepâze durumu konusunda “son sözü” söyleyeceğiz.

 

Öylesine bir müsâdeme-i efkâr vuruşmasıdır ki bu gördüğün!

Köle kalmayı savunan sansürcü ve idâre-i maslahatcılar ile

Köleliği berhevâ etmek isdeyen inkilâbcılar arasında...

Diller çözülüp, sözler söylenip, etekdeki daşlar dökülünce

Güneş gibi doğacak inşallah, barikâ-i hakikât!

 

 

*  *  *  *  *

 

 Ey Çadırcı!

 

Yaşamanın sırlarını bileydin

Ölümün sırlarını da çözerdin;

Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok;

Yârın, akılsız, neyi bileceksin?

 

*  *  *  *  *

 

Bu yazı tefrikamızda biz,

Kimi meslekdaşlarımızın bizden evvel yapdığı gibi kokuşmuş subay ezberi ile laflar geveleyip

Asubaylığın askerî târihimiz içindeki “gelişim evrelerini(!)” tetkik etmeyeceğiz!

 

  • Tezgâhladığı elvân türlü kânûnsuzluklar ile bölücü subaylarımızın
  • Ordumuzda meydâna getirdiği parçalanmayı, sınıflaşmayı ve cepheleşmeyi tetkik edeceğiz.
  • Coni ordusunda asubay var diyen subay ve asubaylarımızın bu ezberini kesin olarak bozacağız,
  • Üsdün ırk(!) olan hıristiyan batının vahşi ve ilkel dediği doğu uluslarını sömürmek için son 200 seneden beri tatbik etdiği “şarkiyât” siyâsetinin koçbaşı maskesiyle “böl ve yönet” faaliyetinin gönüllü erleri olarak belden gıvırmalı, göbekden beslemeli bizim garpmeşrep subaylarımızın yapdıklarını okuyacağız.
  • 1935 senesinde ordumuzda sâdece “2 sınıf” asker var idi. Bugüne kadar geçen 82 senede şerefsiz subaylarımızın ordumuza kelimenin tam anlamı ile nasıl “dokuz doğurtduğunu”,

Ve dahi

  • Bu sınıflaşmanın asubay denilen askerleri içine düşürdüğü “çâresizliği”

Ve daha da mühimi

  • Ordumuzu içine düşürdüğü “emir-gomuta zenciri bataklığını” gözler önüne sereceğiz, evvel Allah.

*  *  *  *  *

 

Devlet; Anakânûn ile teşkil edilir, Anakânûnu olduğu süre de yaşar!

Asker; midesi üsdünde yürür, gitdiği yere kendi kânûnunu da götürür!

 

Zottirik Kenân’ın 12 Eylül subay darbesi ile peydahladığı 1982 Anayasasının ikinci cümlesi şöyle der;

“Türkiye Cumhuriyeti bir hukûk devletidir.”

 

İkinci Halifemiz Hz. Ömer’in “El âdl-ü esâs ül mülk” vecizinin üzerine inşâ edilmiş bir devletden bahsediyor bu cümle, zâhiren. Ȃdâlet üzerine inşâ edilen bir devletde kânûnların da âdâlet (anayasa) üzerine inşâ edilmesi icâb ediyor. Ben de öyle olduğunu zannediyor idim. Bir gün dedim ki kendime... Askeriyemizin bugüne kadar meriyyete koyduğu temel idârî ve cezâ kânûnları da acap Anayasamıza göre mi inşâ edildi? İnşâ edilmediğini bugüne kadar defâlarca ve bizzat tecrübe etmiş idim aslında. Fakat gene de yanılmak umudu ile bir dilekce yolladım, Millî Savunma Bakanlığımıza. Dedim ki Bakanımıza; askeriyemizin temel idârî ve cezâ kânûnları, meşrûiyetini Anayasamızın hangi maddesinden alıyor?

 

KONU: Askerî Kânûnların Anayasa Dayanağı Hakkında.

İLGİ: (a) 2709 sayı ve 18/10/1982 târihli T.C. Anayasası

(b) 211 sayı ve 4/1/1961 târihli TSK İç Hizmet Kânûnu.

(c) 926 sayı ve 27/7/1967 târihli TSK Personel Kânûnu.

(ç) 1632 sayı ve 22/5/1930 târihli Askerî Cezâ Kânûnu.

(d) 6413 sayı ve 31/01/2013 târihli TSK Disiplin Kânûnu.

(e) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnu.

(f) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

1. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “IV. İdare, A. İdârenin esâsları, 1. İdârenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği” altbaşlığındaki 123’üncü maddesi birinci fıkrası; “İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu ve kânûn ile düzenleneceği” hükmünü âmirdir.


2. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” altbaşlığında yer alan onbirinci maddesi;
a. Birinci fıkrası “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idâre makâmlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olduğu,
b. İkinci fıkrası da “Kânûnların Anayasaya aykırı olamayacağı” hükümlerini âmirdir.

3. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların, Anayasanın yukarıda mezkûr hükümleri muvâcehesinde hazırlandığında şüphe yokdur. Ancak ne var ki söze konu bu askerî kânûnların metinlerinde, meşrûiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığına dair de hiçbir hüküm ya da atıf yokdur.


4. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların meşrâiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığını İlgi (e ve f) mevzuât muvâcehesinde tarafıma bildirmesini Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz eylerim. 05.02.2017.

1700171525

 

Yukarıda gördüğünüz gibi bu dilekceme cevâp verme süresi çokdan doldu. MSB’den ne ses var, ne de selen!..

Demek ki hukûk devleti olduğumuzu Anayasamıza yazmak ile iş bitmiyor! Riayet etmez isen şâyet Anayasa’nın bu emrinin hiçbir hükmü olmuyor. Bu emirlere riayet edecek haysiyetli ve şerefli devlet adamlarımızın da olması gerekiyor.

1071 senesinde bugün yaşadığımız toprakları yurt edindik. Evvelâ 1037 Selçuklu Devleti, akabinde 1299 Büyük Osmanlı Devleti ve nihâyetinde de 1923 Türkiye Cumhuriyeti Devletini teşkil etdik. 2.200 küsûr senelik askerlik, 600 küsûr senelik devlet, 150 senelik de Anayasa geleneğimiz var diye böbürleniriz! Fakat, bugün meriyyetde olan temel askerî idârî ve cezâ kânûnlarımızın Anayasaya göre meşrûiyeti yok! Yukarıdaki dilekcemde bahsetdiğim askerî kânûnların, Anayasamız nezdinde hiçbir kıymeti yok! Vardığım netice itibâriyle ben, bunu gördüm! Subay darbelerinin meş’um karanlığında tertiplenen bu kânûnlar ile ordumuzu teşkil ve terkip etmişler!

 

Fakat askeriyemizde kim ast olmuş? Üst kimdir? Kim, kaç para almış? Subay ne, Er kim? Bilen yok!

Çünkü Anayasamızda yok!

 

Bakınız,

Askerî Cezâ Kânûnumuzda idam cezâsı bugün bile hâlâ var. Bugüne kadar idam etdiğimiz askerleri, Anayasa’nın hangi maddesine göre idam etmişiz, belli değil. Çünkü Askerî Cezâ Kânûnunun Anayasa dayanağı yok! Uydurup uydurup yazmışlar! Sonra da meclisde ayartdıkları yardakcı, şerefsiz siyâsetcilere de bu yapdıklarını kânûn diye kabul etdirmişler.

Her 10 senede subay darbesi ile uyanan bizim memleketimizin 1982 senesinde kabul etdiği bir Anayasamız var.  Bu sözde “asker” Anayasamızda sâdece biricik “subay” kelimesi var. O da AYİM’in askerî hâkim subayı hakkında.

 

Ey vatandaşlar! Anayasamızda, askerliğe dâir bir tek hüküm yok!

Kimimiz “astsubay”,

Kimimiz “assubay”,

Eski Tüfek gibi nev zuhûr kimileri de ATATÜRK’e izâfeten haklı olarak “asubay” diye gıçımızı yırtıyoruz!

Fakat bu unvânların hiçbirisi Anayasamızda yok!

Açıp bakın, isderseniz!..

 

 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (1)(2)(3)

 

Kanun Numarası                        : 2709

Kabul Tarihi                               : 18/10/1982

Yayımlandığı Resmî Gazete       : Tarih : 9/11/1982      Sayı  : 17863 (Mükerrer)

Yayımlandığı Düstur                 : Tertip : 5                   Cilt   : 22           Sayfa : 3

 

Bu Kanunun yürürlükte olmayan hükümleri için bakınız

“Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri

Külliyatı”, Cilt 2 Sayfa : 1345

  • Subay kelimesi yok,
  • Astsubay, Assubay, Asubay kelimeleri yok,
  • Er ve Erbaşları da seçimlerde "rey pusulası" niyetine yazmışlar!

 

 

*  *  *  *  *

 

Biliyor musun, Çadırcı?

 

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;

Sana soracaklarım var, dedim!

Sen ki her bilginin temelisin,

Bana da yol gösdermelisin!

 

*  *  *  *  *

 

Coni Kim, Biz Kim?

 

Askerlik konusunda bizim Anayasamızda vaziyet, yukarıda söylediğim gibi; tam bir rezâlet!..

Fakat daha şunun şurasında 200 sene evvel teşkil edilen Coni’de durum nasıl dersiniz?

Coni kendi askerini;

 

  • Ne zamân,
  • Neye göre,
  • Nasıl târif etmiş?

Dünyâya sonsuz zenginlik vaad eden ve insan hakları pazarlayan Coni’de vaziyet nedir acap?

Bakınız, bizim gözümüze yalan perdesi çekdiren Coni, kendi memleketinde neler yapmış!

Coni kıt’asında 13 eyâlet önce birbirlerini öldürdü. Sonra da sağ kalanlar 15 Kasım 1777 târihinde bir araya geldi ve bir sözleşme imzâladı.

İsmine Konfederasyon Maddeleri dedikleri bu sözleşme, aslında Coni’nin ilk Anayasası.

Bu sözleşmeye göre Coni, kendi ordusunu “iki sınıf asker” üzerine teşkil edi;

 

1. Subay

 

2. Er

 

Emek verip Türkcesini yazdım!

Okuyanlar anlasın; bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777

 

Madde-IX

(...)

Kurultay hâlinde toplanmış Birleşik Devletlerin; kurultayın toplantıları arasındaki müddet zarfında toplanacak ve her devletin bir temsilcisinden teşekkül edecek "Devletler temsil heyeti" unvânı ile bir heyet  vücude getirmeğe ve kendi idâreleri altında Birleşik Devletlerin umumî işlerini tedvir için lüzumlu görülen diğer heyetleri ve mülki memuriyetleri ihdâs etmeğe; üyelerden birini başkanlık makâmına getirmeğe (hiç kimse üç senelik bir müddet zarfında bir yıldan fazla başkan vazifesini göremez); Birleşik Devletlerin âmme hizmetleri için tahsil edilmesi lâzım gelen para miktârını tesbit etmeğe ve bunların âmme hizmetlerine sarf edilmek üzere ne şekilde ödenek kayıt olunacağını tâyine; her devlete altı ayda bir borç alınan para veya çıkarılan tahvil miktârını gösteren bir cetvel göndermek sûretiyle borç para almağa ve Birleşik Devletlere ait tahviller çıkarmağa; gemiler inşâ etmeğe veya bunları silâhlandırmağa; kara ordularının mevcudunu tesbit etmeğe; her devletten o devletin beyaz ırka mensup nüfusiyle mütenasip asker toplamasını talep etmeğe (bu taleplere riâyet mecbûridir) iktidârları vardır. Böyle bir talep vukuunda, her devletin yasama organı alay subaylarını tâyin eder, asker toplar. Onları Birleşik Devletlerin hesabına, bir askere lâzım gelen şekilde giydirir, teslih ve teçhiz eder; bu sûretle silâhlandırılan, giydirilen ve teçhiz edilen subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir. Ancak, eğer heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler, bazı ahvâl ve şerâitten dolayı, bir takım devletlerin hiç asker göndermemesini veya kendi hissesine düşenden daha az göndermesini ve diğer bir devletin de kendi hissesinden fazla göndermesini uygun görürlerse, bu fazla miktar da, başlarında subayları olmak üzere, bu devletin asıl hissesine düşen asker miktarı gibi giydirilmiş, teçhiz ve teslih edilmiş olarak yollanacaktır. Yalnız eğer o devletin yasama meclisi bu fazla miktarın gönderilmesini kendi emniyetine uygun bulmazsa, bu takdirde emniyetini tehlikeye düşürmeden gönderebileceği miktarı toplayacak, başlarına subay tahsis edecek silâhlandıracak, giydirecek ve teçhiz edecektir. Bu sûretle teslih edilmiş, giydirilmiş ve teçhiz edilmiş subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir.

 


 

Bu da İngilizcesi

 

 Articles of Confederation, 15 November 1777

(Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777)

Article-IX

(...)

 
The united states in congress assembled shall have authority to appoint a committee, to sit in the recess of congress, to be denominated "A Committee of the States," and to consist of one delegate from each state; and to appoint such other committees and civil officers as may be necessary for managing the general affairs of the united states under their direction--to appoint one of their number to preside, provided that no person be allowed to serve in the office of president more than one year in any term of three years; to ascertain the necessary sums of money to be raised for the service of the united states, and to appropriate and apply the same for defraying the public expences to borrow money, or emit bills on the credit of the united states, transmitting every half year to the respective states an account of the sums of money so borrowed or emitted,--to build and equip a navy--to agree upon the number of land forces, and to make requisitions from each state for its quota, in proportion to the number of white inhabitants in such state; which requisition shall be binding, and thereupon the legislature of each state shall appoint the regimental officers, raise the men and cloth, arm and equip them in a soldier like manner, at the expence of the united states; and the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and quipped shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled: But if the united states in congress assembled shall, on consideration of circumstances judge proper that any state should not raise men, or should raise a smaller number than its quota, and that any other state should raise a greater number of men than the quota thereof, such extra number shall be raised, officered, cloathed, armed and equipped in the same manner as the quota of such state, unless the legislature of such state shall judge that such extra number cannot be safely spared out of the same, in which case they shall raise officer, cloath, arm and equip as many of such extra number as they judge can be safely spared. And the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and equipped, shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled.

 

 

İnsan için her şeyin başı, sağlık,

Devlet için de her şeyin başı, Anayasa...

1777 senesinde “iki sınıflı ordusunu” teşkil etdikden 10 sene sonra Coni, ilk Anayasasını hazırladı.

Kendi meclisinin (senato) “ordu teşkil etmek” hakkı olduğunu da bu Anayasa ile teslim ve tescil etdi.

Emek verip bu Anayasa’nın da Türkcesini yazdım!

Herkes okusun, anlasın,

Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 Eylül 1787)

Biz, Birleşik Devletler halkı; daha mükemmel bir birlik teşkil etmek, adâleti tesis etmek, dâhilî emniyeti sağlamak, müşterek müdafaayı temin etmek, umumî refâhı artırma; kendimizin ve ahfâdımızın hürriyetin nimetlerinden istifâde edebilmesi için işbu Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını ısdâr ve tesis eyliyoruz.

Madde-I

Bölüm 8

(…)

  • Savaş ilan etmek, silâhlı gemi kullanma ve karşılıkta bulunma konularında yetki mektupları vermek ve karada ve sularda ele geçirilenler ile ilgili kuralları koymak.

  • Ordular teşkil etmek ve bunları iâşe, ibâte etmek ve donatmak.

  • Bir deniz gücü teşkil ve idâme etdirmek.

  • Kara ve deniz kuvvetlernin idâre ve nizâmı için yönetmelikler neşretmek.

 

 

 

Bu da İngilizcesi...

 

 

THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

(BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 Eylül 1787)

 

Preamble (Başlangıç)

 

 

We the People of the United States, in Order to form a more perfect Union, establish Justice, insure domestic Tranquility, provide for the common defence, promote the general Welfare, and secure the Blessings of Liberty to ourselves and our Posterity, do ordain and establish this Constitution for the United States of America.

Article I (Article 1 - Legislative)

Section 8

11: To declare War, grant Letters of Marque and Reprisal, and make Rules concerning Captures on Land and Water.

12: To raise and support Armies, but no Appropriation of Money to that use shall be for a longer Term than two Years.

13: To provide and maintain a Navy.

14: To make Rules for the Government and Regulation of the land and naval Forces.

 

 

 

1787 Anayasası Madde-I, Bölüm-8 ile “ordu teşkil etme” hakkını ihrâz eden meclis “Başlık -10”  (Title-10) altında

Coni Silâhlı Kuvvetler Personel Kânûnunu terkip etdi. (US Code Title 10 – Armed Forces, dtd. Aug.10, 1956).

Ve 1956 senesinden beri bu kânûnun bir tek kelimesine dahi dokunmadı.

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

Chapter – I / Bölüm – I                                                                   Page 18 & 19

 

101. Definitions / Tanımlar;

 

(b) PERSONNEL GENERALLY. — The following definitions relating to military personnel apply in this title:

(b) Personel: Bu başlık altında sözü edilen askerî personel için aşağıdaki tanımlar geçerlidir.

 

(1) The term "officer/subay" means a commissioned or warrant officer.

 

(2) The term "commissioned officer/muvazzaf subay" includes a commissioned warrant officer.