Başlıksız Makâle

Şubat 08, 2013

 

Her yeni gün, taze bir başlangıçdır tabiat için... Ve bizler için... İyisi kötüsüyle, acısı tatlısıyla...  Hakk’ın rahmetine kavuşanlar bir yanda, ana rahminde bekleme süresini tamamlayıp dâr-ı dünya denen şu fâni sahneye merhaba diyen yenidoğanlar diğer yanda... Ezelden beri böyledir, ebede kadar da böyle dönecek bu devran. Hepimize sayılı verildiğini çoğu zaman görmezden geldiğimiz ve ömür denilen şu  tendeki can, hiç şüphe yok ki bir gün gelecek ölümü mutlaka tadacak. Son nefesimizi vermeden geriye dönüp de bakdığımızda gırtlağımızdan haram lokma geçmediğini söyleyebilyorsak şayet, işte o zaman gönül rahatlığı ile son nefesimizi verip, gözlerimizi kapatır ve huzur içinde Hak’ka yürüyebiliriz.

Değerli meklekdaşım Sayın Erol ERDEM’in 11 Mayıs 2012 tarihli ve “Astsubayların İntibak Yasasından Beklentileri Nedir?” başlıklı makâlesini okuyunca yıllardır aklımı meşgul eden bir soru, cevabını buluverdi. Makâlesinde bahsettiği konu, benim için taze bir başlangıca vesile oldu. Erol bey bu yazısında, mesleğin içinden gelen bir mağdur olarak bizzat yaşadığı haksızlıkları gündem etmiş ve bu haksızlıkların telâfi edilmesi hususundaki kendi fikirlerini sarahaten serdetmiş. Yazısında, “1992 yılından bu yana yarbay rütbesindeki subaylara ¼’ünden yani 1500 gösterge rakamından maaş ödendiğini, üstelik 1/3’ünü hiç görmeden 1/4’ne yükseltildiğini ve bu konuda hiçbir yasal düzenleme olmadığına" dikkat çekiyor.

Yazısına şöyle devam ediyor;

Astsubayların hakkı olan ¼ ‘üne karşı çıkan Genelkurmay Başkanlığı, söz konusu yarbay olunca onlara çok bonkör davranmışdır. TSK’nin 20 yıldır kanunda yeri olmamasına rağmen 1/4’ünden yarbaylara ödediği bu farklı ve haksız maaşlar geçtiğimiz günlerde Sayıştay denetimine takılmıştır. Sayıştay denetçilerinin bunun kanunsuz olduğunu söylemeleri üzerine apar topar hazırlanan 1/4’ü ile ilgili kanun teklifi astsubaylar da ilave edilerek MSB’lığına gönderilmiştir. Genelkurmay Başkanlığının, astsubaylar ile ilgili bildirisinin 6’ncı maddesinin birinci paragrafındaki adı geçen “Astsubayların 1’nci derecenin 4’üncü kademesine kadar yükselmesinin sağlanması,” ibaresinin altındaki gerçek budur.

İşte, gene bir zarf/mazruf örneği. Gene bir akıl değil fakat tilki kurnazlığı kokan tezgah. Uyku kaçıran, mide bulandıran cinsinden. 20 seneden beri durumu bilen zevatın kör bakdığı, bizlerden kimsenin farketmediği ve şeytanın bile aklına gelmeyecek bu haksızlığı ve hukuksuzluğu Sayıştay nihayet suçüstü yakalamış. Gözlerini kapatıp vicdanlarını karartarak ve daha da önemlisi Kanun’u iğdiş etmek bahasına yarbay lehine yapılan bu haksız ve hukuksuzluk tescil edilmiş. Bakalım Sayıştay’ın incelemesinden nasıl bir sonuç çıkacak.

Yarbay rütbesindeki subaylara 1992 senesinden beridir kanunsuz olarak ödenen bu konuya benzer bir hususu da ben gündem etmek istiyorum. Konu, üsteğmen terfileri ile ilgili. Özetle ifade etmek gerekirse, 926 sayılı TSK Personel Kanununda, subayların kıdemleri ilgili olarak kabul edilen Kanun maddesinde, üsteğmen/kıdemli üsteğmenler unutulmuş ya da başka bir şey(!) mevzu bahis.

Bir başka ifadeyle; 3/7/1975 ile 30/8/1981 tarihleri arasındaki tam 7 sene boyunda, bekleme süresini tamamlayan üsteğmenler, kanunsuz olarak kıdemli üsteğmenliğe terfi ettilerilmiş. Evet, duyduklarınıza inanın. Genelkurmay Başkanlığı tam yedi sene boyunca, üsteğmenleri hukuksuz olarak kıdemli üsteğmenliğe terfi ettirmiş. Çünkü 926 sayılı TSK Personel Kanunu’nun Rütbe kıdemini düzenleyen 140’ıncı maddesinde, üsteğmen/kıdemli üsteğmen kavramı tam 7 seneliğine yok.

Nasıl mı olmuş? İşte, buyurun;

Basliksiz-Makale-02

926 sayılı TSK Personel Kanun’una göre subay ve astsubayların rütbe kıdem terfileri, yukarıda gördüğünüz madde 140’a göre yapılır. 1923 sayılı Kanun ile 1975 senesinde yapılan değişiklikde, üsteğmen ve kıdemli üsteğmen ifadeleri yok. Bunun anlamı şudur; TSK’de üsteğmen rütbesinde subay yokdur ve dolayısıyla üsteğmen olmadığından üsteğmenlerin kıdemli üsteğmenliğe terfi etmesi de mevzu bahis olamaz. Kanun’daki bu yanlışlık ya da ne derseniz deyin, tam 7 terfi döneminde öylece kalmış. Tabii ki üsteğemler tıkır tıkır kıdemli üsteğmenliğe terfi ettirilmiş. Ta ki bu satırın hemen altında arz-ı endam eden 2642 sayılı Kanun ile 1982 tarihinde aşağıda gördüğünüz bir değişiklikle  bu durum düzeltilene kadar. (Bkz.↓).

Basliksiz-Makale-03

Unutmuşlar desek Kanundur, unutulur mu? Hatâ desek, Devlet unutur mu? Bu makâlenin müellifi unutdu deseniz, bu bir insanın unutkanlığı olur. Fakat Devlet unutur mu? Bir değil iki değil tam 7 sene devam eden bir Kanunsuzluk var ortada.  Söz konusu bu 7 sene içinde, TSK’de üsteğmenlik rütbesi yok desek, o da tutmuyor!. Yeterli şartları haiz olan üsteğmenler tıkır tıkır kıdemli üsteğmenliğer terfi ettiririldi. Peki, hangi Kanun’un hangi maddesine göre?...

Elde ettiğim bilgilerin doğru olduğunu teyit etmek için 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu Hakkı kapsamında Genelkurmay Başkanlığına bir dilekce verdim. Gönderdiğim dilekcemde aynen şöyle dedim;

  1. TSK’da subay “rütbe kıdem” terfileri ve “maaş intibakları” hangi kanunun hangi maddesine göre yapılmaktadır?
  2. 3/7/1975 ile 30/8/1981 tarihleri arasını kapsayan 7 terfi döneminde; nasıplarından itibaren 3 yılını tamamlayan ve gösterge tablosunun bir üst derecesine yükselmek için liyakatları üst makamlarca onanan üsteğmenler, kıdemli üsteğmenliğe terfi etmiş midir?
  3. Terfi etmişler ise “rütbe terfileri” ve “maaş intibakları” hangi kanunun hangi maddesine göre yapılmışdır?

21 Ocak 2013 tarihinde bana gönderilen cevapda aynen şöyle yazıyor;

... 3 Temmuz 1975-30 Ağustos 1981 döneminde yürürlükde bulunan 926 sayılı Kanun gereğince kıdemli üsteğmenliğe terfi şartlarını taşıyanlar terfi etmişlerdir.” İfadeye dikkat buyurunuz “... yürürlükde bulunan 926 sayılı Kanun gereğince kıdemli üsteğmenliğe terfi şartlarını taşıyanlar terfi etmişlerdir.

Arab-ı kıptî şecaat arz ederken sirkatin söylemiş! Yürürlükdeki Kanunda üsteğmen kavramı yok ki kıdemli üsteğmenliğre terfi edebilsin. Astsubayların rütbesini tam olarak yazmayı beceremeyen hukukcu akıldanelerinin böyle bir gaf yapmasına şaşırmamak gerek. Sorduğum suale Genelkurmay Başkanlığımızın verdiği bu kaçamak cevabın düzeyini ve ciddiyetini de siz kârilerin engin ferasetine ve takdirine havale ediyorum.

Başlıksız Makale Eki Tüfek Şükrü IRBIKÖnce derece/kademe kurnazlığı, gösterge rakam bağnazlığı, ek gösterge rakam hilesi... Sonra, sicil notu sopası ve elvan çeşitli nice tazminat tezgahları... Her biri yağ akıtan dağlar, bal akıtan dereler oldu. Kendi döşedikleri yollardan çağıldaya çağıldaya kendilerine doğru akan bu nimet ırmakları sadece apoletli zevatın ayakları altına serildi son 60 seneden beri.

Hem bir yandan astsubayların hakkını gaspetdiler hem de  öte yandan Devletin Kanun’unu iğdiş etdiler.

Hapur hupur, tıka basa, aksıra tıksıra, ölünün mabadına pamuk tıkar gibi tıkıştır yağlı ballı kallavi lokmaları geniş gırtlağına, gözlerini kaçırarak gözlerimizden. Kar, yağarken tozar ne de olsa.

Muvazzafıyla emeklisiyle biz astsubaylar ise bu hudutsuz haksızlıklara, arsızca yapılan bu adaletsizliklere bunca zamandan beri maruz kaldık, hâlen de maruz kalıyoruz.

Bunları gördük, yaşadık.

Saraydan kız kaçırır gibi yetim yarbaylarımızı 1/3’ün üzerinden binbir hülle ile uçurup 1/4'üne kondurduklarını 20 sene sonra öğrendik. Sevgili üsteğmenlerimizi tam 7 terfi döneminde hukuksuz olarak “kıdemli” yaptıklarını da tam 38 sene sonra, şimdi keşfetdik.

Yol, yürüyenin; toprak, işleyenin; pusat, kuşananın; su, içenindi. Devlet böyüklerimiz öyle diyordu.

Biz de toprağı işledik, pusatı kuşandık. Suyu da taşıdık hani. Lâkin ne toprak bizim oldu, ne pusat...

Ne de ellerimizle taşıdığımız suyu içdik.

Nefes aldığımız şu demde cümleten muttali olduk ki Kanun da onu hoyratca çiğneyeninmiş. 

Sultan, mühürsüz; dilekce, pulsuz; göl, susuz; gül, dikensiz; bülbül, bağsız; tavşan dağsız; fiil, failsiz olmaz.

Makâle de başlıksız...

Dedem rahmetli birine hiddetlendiğinde; “oğul, gazzığa nazar eyle. Dananın oynaması gazzıkdandır” derdi. Bu dedemsözünün konumuzla âlâkası var mı, bilemedim.

Çok düşündüm. Bu makâlemin konusunu tam olarak açıklayabilecek nitelikde bir başlık bulamadım!..

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK 

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

mecburi-hizmet
1
  • a) 926 Sayılı personel kanununa göre, subay ve astsubaylar nasbedildikten itibaren 15 yıl fiilen hizmet etmedikçe görevlerinden istifa edemezler.
  • b) 5434 sayılı kanunun 32 ve 5510 sayılı kanunun 40. maddesine göre subay ve astsubayların her 360 gün fiili hizmetlerine fiili hizmet zammı olarak ayrıca 90 gün eklenir.
  • c) Bu kanunlara göre her yıl 3 ay fiili hizmet zammı eklenerek bir yıl (12 ay) hizmet 15 ay fiili hizmet sayıldığı için 12 yıl hizmet de 15 yıl fiili hizmet sayıldığından 926 sayılı kanunun şart gördüğü 15 yıllık çalışma yerine gelmiş oluyor. Bu gün kanunun yanlış yorumlamasıyla Subay ve Astsubayların mecburi hizmeti 15 yıl değil 18,5 yıl olarak uygulanmaktadır.
2
  • a) 5434 Sayılı kanunun 41. maddesi, fiili ve itibari hizmet süresi 25 yıl olanlara % 75 oranında emekli aylığı bağlanmasına,
  • b) 5510 sayılı kanunun 28. maddesi de 9000 gün prim ödeyenlerin ( yaş şartının yerine gelmesiyle) emekliye ayrılabilmelerine amirdir. a maddesine göre, (fiili hizmet zammı dahil) fiili hizmet + itibari hizmet ( kıbrıs ve diğer yurt dışı hizmetleri) toplamı 25 yıl olanlarla b maddesine göre bu hizmetlere uygun olarak toplam 9000 gün prim ödendiğinden astsubay arkadaşlarımın emekliye ayrılabilme hakları vardır. Bu güne kadar bize ezberletilen ve uygulanan, fiili hizmet zamlarının hesaba katılmadan fiilen 15 yıl sonra istifa edilmesiyle, Kıbrıstan kazanılan itibari hizmetlerimizin hesaba katılmadan 25 yıl hizmet edilmesiyle emekliye ayrılmamızdır.
3
  • Bu konu kanuni haklarımız hakkında arkadaşlarımızın bilgilendirilmesiyle ilgilidir. MUVAZZAF ARKADAŞLARIMIZIN BAŞTA 1. DERECEYE YÜKSELME OLMAK ÜZERE DİĞER HAKLARINI DA DİKKATE ALMALARI GEREKMEKTEDİR.
etme-bulma
TEMAD İZMİR GÖNÜLLÜLERİ Facebook sayfasından

"BAŞARILAR UZUN BİR MÜCADELENİN SONUNDA GELİR ARKADAŞLAR BU HER ZAMAN BÖYLEDİR... YAKINDA ALACAGIMIZ "GÜZEL" HABERLER BU UGURDA ÖN SAFLARDA GECE GÜNDÜZ CALIŞAN NE ZAMAN NEREDE OLMASINI BİLEN, KONULARA TAMAMEN HAKİM, TEMAD GENEL MERKEZDEKİ BİZLERİ TEMSİL EDEN ARKADAŞLARIMIZINDIR...!!!!

BU KONUDAKİ BİLGİLENDİRMELERİN BİR BÖLÜMÜNÜ SİZLERLE BURADA VE emekliassubaylar.org SİTEMİZDE PAYLAŞACAGIZ...

SAYGI VE SEVGİLERİMİZLE..."


Değerli arkadaşlarım

Yazmayı düşünmüyordum. Yukarıda yaptığım alıntıyı okuyunca başımdan 3 gün önce geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istedim.

Torunlarımı 3 gün önce okudukları İlköğretim Okuluna götürdüm ve kapıda "haydi canlarım iyi dersler, kendinizi koruyun ve kimseyle dalaşmayın" diyerek selametledim. Yanıbaşımda yaşlı, ama onurlu bir ses; "şimdiki çocuklar, özellikle de torunlar ne kadar şanslı değil mi?" dedi. Döndüm baktım, elinde 10-15 adet kalem ve 5-10 adet silgi tutan, sakalı hafif uzamış en az benim yaşımda, belki benden daha da yaşlı bir adam samimi ama yorgunluğu belli gözlerle bana bakıyor. Ben bakınca; "Bizim çocukluk dönemimizde giyecek ayakkabımız olmazdı. Yağmurda-çamurda-karda-kışta o halde ama cebimize bir simit parası koyabildilerse mutlu olarak okula giderdik ve o şartlarda da okuduk" diye devam etti. Ben de,"haklısınız;  ben köy çocuğuyum, İlk Okulu köyde okuduğumdan simitin de ne olduğunu bilmeden bitirdim" dedim. Sohbet böylece başladı.

Muhattabım; "ben emekliyim, hak ettiğim emekli maaşımın yarısını bana uygun görüyorlar, bu nedenle de maaşıma katkı için çalışmak, bir şeyler yapmam gerekiyor. Ben de bu işi yapmaya çalışıyor ve bir kaç kuruş maaşıma katkı yapıyorum. Bu Devlete 37 yıl Astsubay olarak hizmet ettim ve yaş haddinden emekli oldum" dedi. Şok olmuştum. "Ben de Emekli Astsubayım, ancak değil yaş haddini beklemek, hizmet süremi doldurduğum gün emeklilik dilekçemi koyarak, ayrıldım" diye geveledim. Branşınız neydi diye sordu benim cevabım üzerine "Bak dostum yaş haddini beklemeniz için, benim gibi sağlıkçı olmanız gerekir, bu da yetmez Askeri Hastanelerden başka bir yerde görev yapmış olmamanız gerekir. Ben, hep bu şartlarda görev yaptım. O zamanlarda Doktorlar Askeri Okullardan değil, sivil Ünüversitelerden yetiştiği için hepsi de, Doktorluk ve Subaylıklarının yanında İnsani değerlere de sahip olan insanlardı, ama şimdilerde onları da değişime uğrattılar" dedi. Konu dönüp-dolaşıp güncel olaylara, Silivri ve Hasdal'a geldi. "Bak arkadaşım, sana başımızdan geçen bir anımı anlatayım. Erzurum Asker Hastanesine bir gün kolunu kırmış bir Tümgeneral geldi. Ortapedi uzmanı, kırık kolun filminin çekilmesi için, Radyoloji servisine havale etmiş. Oradaki görevli arkadaşın üzerindeki beyaz gömleğin cebinin üstündeki rütbe işaretine bakmış."Sen Astsubaysın, benim filmimi çekemezsin, bana hemen bu işi yapacak bir subay çağır" diye böğürmüş. Bunun üzerine oradaki radyoloji teknisyeni arkadaşımız, aynı zamanda Radyoloji uzmanı da olan Baş hekime durumu anlatmış. Baş Hekim servise gelmiş ve Dünyayı ben yarattım havasındaki Generale, "bakın efendim, Filminizi benim çekmemi istemişsiniz, ancak ben Radyoloji uzmanıyım, bu Astsubay Arkadaşım da bu cihazların uzmanı, dolayısıyla, benim çekeceğim filim, bu işin uzmanı olan arkadaşımın çekeceği filim kalitesinde olmaz" demiş. Bunun üzerine General; "Ben anlamam ayarları o yapsın ama filmi sen çek" demiş. "Sonuçta ayarları Astsubay arkadaşımız yaptı düğmeye ise Baş Hekim bastı. Şimdi ben bunların neden yanında olayım. haksız mıyım?" dedi. Görüşmek umuduyla, hayırlı işler diyerek yanından ayrılırken bana; "Benim bu yaptığım işten utanma, çünkü utanması gerekenler bizler değiliz, ama gerçek utanması gerekenler halen bu durumun farkında değiller, şimdi de kendi dertlerine düştüler" dedi. İnanmayan arkadaşım varsa kendisi ile buluşturabilirim.

Bu hikayeyi dinleyince, gerek bizim sitemizde gerek başka ortamlarda Silivri ve Hasdal'a bir şekilde düşen Generalleri için ağıtlar yakan meslektaşlarım ve yazdıkları geldi gözümün önüne. Onların kendilerini anlatabildikleri gazeteleri, sözcülüğünü yapan köşe yazarları var. Girin Askerhaber.com sitesine bir bakın. Yazarlar aynen Askeri hıyararşide olduğu gibi rütbe sırasına dizilmişler. Kimisi eline kalem almış kendilerince yazdıklarından kan damlatıyor, onlar sonuna kadar haklı, karşılarında olanların hepsi haksız. Kimisi eline çuvaldızı almış, iğnenin ucunu olsun bırakın batırmayı kendisine öz eleştiri yapmak için çevirmeye bile gerek duymadan önüne gelen sallıyor. Yıldız parlatacak yorumları hemen yayınlıyorlar, ama azıcık aykırı olan yorumları görmezden geliyorlar. Yanlarına da bir Astsubay, bir Jandarma Uzman Çavuş bir de uzman erbaş almışlar, arada bir onların da yazılarını yayınlıyorlar. Astsubayların hakkını verin diye Genelkurmay'a açık mektup yazan Emekli Hv.Tuğgeneral sayın Hikmet Yavaş'ın o yazısından sonra taş çatlasın 2-3 yazısı daha yayınlandı, uzun süredir onun yazıları da yayınlanmıyor. Yani Astsubayların hakkı diyeni siliyorlar. Kendi yazdıkları kitaplarda, yine kendi kendilerini kahraman ve efsane Komutan olarak lanse ediyorlar ve yalnızca birbirlerini tanık gösteriyorlar.

Ne zaman yaşadıkları olayları iyisiyle-kötüsüyle ama tüm gerçekçiliğiyle bizim meslektaşlarımız da kaleme almaya başlarlar, biz o zaman haklarımıza kavuşuruz. Değilse Gazete haberlerinde okuduğumuz gibi, mahkemeye düştüklerinde ve sıkıyı görünce; "Raporu imzalamış olmam, içeriğini onayladığım anlamına gelmez" diyerek vermiş oldukları emirlerin bile arkasında duramayanların yönettiği Genelkurmay'dan, sorunlarımızı çözmesini beklemek, en hafif deyimiyle kocaman bir HAYALCİLİKTİR! Bizim sorunlarımızı siyaset çözecektir.

Saygılarımla.

Mustafa Savaş Evran
İzmir

ustunlerin-hukuku
 
Değerli arkadaşlarım,
2010 yılında Anayasa'nın bazı maddeleri değiştirildi ve halk oyuna sunuldu.

İktidar partisi;

  • Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü egemen kılınacak.

dedi! Muhalefet ise;

  • "Bu değişiklik Hukukun üstünlüğünü değil, üstünlerin hukukunu egemen kılmak için çıkartılıyor.

dedi. Halk, hukukun üstünlüğünün kazanmasını tercih etti. Peki şimdi ne oldu?

Hem iktidar, hem muhalefet hepsi birlikte üstünlerin hukukunda karar kıldılar. Menfaatleri ortak. İstikbale yönelik. Kimsenin kimseye meydanlarda diyeceği bir söz olmasın diye de ortak hareket edilmesi gerekirdi. Öyle de yaptılar zaten. Demokrasi, hukuk, adalet, hakkaniyet, insaf, vicdan insanlık vız geldi, tırıs gitti..

Basında ise, bu dönemde en iyi para getiren iş şakşakçılık oldu! Söz konusu olan menfaat olunca tarafsızlık ve halkın doğru haber alma hakkı bir yana, utanma duygusu bile yok oldu.

Vekillerimizi, danışmanlarını, kamu üst düzey yöneticilerimizi besleyip, lüks içinde yaşatabilmemiz için daha çoook borçlanıp daha çok harcamamız gerekecek. Yaptığımız her harcama ile bu lüks yaşantıya yardımcı olmamız lazım! Politikacılarımız seçim dönemlerinde tekrar meydanlara çıktıklarında çılgınca destekleriz.

Bize hep kaynak sorununu ileri sürmüşlerdi.. Özellikle kaynak sorununu ileri sürenlere sormak lazım. Kaynak üst tarafta bu şekilde paylaşılırsa, alttakilere kalır mı? Kalsa bile vermek istenir mi? Kaynağın adil paylaşımını bu zihniyettekiler gönüllü olarak yaparlar mı? Sorun burada işte. Açıkça ve mertçe kaynak sorunu yerine adil paylaşım problemimiz var. Size vermek istemiyoruz deselerdi daha doğru olacaktı. Bu bir duruştur. Şahsen ben saygı ile karşılardım...

  • Asgari ücrete aylık 19 TL.
  • Kamu görevlilerine % 3 ya da % 4 olmasına dahi karar veremedikleri için belirsizlik halen sürmektedir.
  • Milletvekili danışmanlarına maaşları bir çırpıda 5400 TL'sı!
  • Üst düzey kamu yöneticilerinden en az alanına 4680 TL!
Emekli vekillerimize 8000 TL. 2020 yılına kadar Cumhurbaşkanı maaşının % 62'si oranında maaş, 2 yıl milletvekilliği yapanlar bu maaşı almaya müstahak görülmüş, milletvekilliği döneminde emeklilik hakkını kazanamayanların 4 yıl süresince primlerinin devlet tarafından ödenmesi kararlaştırılarak yasal hükme bağlanmıştır.

Türk Parlamenterler Birliği Başkanı, yapılan “kıyak” emekli düzenlemesi ile ilgili sorulan bir soruya karşılık;

  • “Bizler sıralamada 38. sıradayız. Emekli askeri ve mülki personele bakın. Onların durumları bizden daha iyi. Biz aslında önceki statümüze geri öndük “

diyor. Adam gerçekten haklı. Çünkü nasıl olsa Meclis ve üst düzey yöneticiler, kendi aralarında özlük haklarını düzenleme konusunda yarışa girdiler. Bir kesime 2. tur iyileştirmeyi 631 sayılı KHK ile yaptığı için geride kalmış oldular. Elitler arasındaki sıralamada kimse kimseden geride kalmak ister mi?

Halkımız, önce hastane muayene katılım paylarını, sonra reçetelerinde her kalem ilaç için 1 liralarını, harcayacakları her kuruştan vekillerimize ve onların uygun gördükleri kesimlere verilmek üzere vergilerini aksatmadan ödemek zorundadırlar. Hukukçular;

  • “Yasa koyucu dahi temel hukuk ilkeleri ve Anayasa'yla belirlermiş adaletten ve hukuk düzeni bilincinden uzaklaşıldığında o devletin SOSYAL HUKUK DEVLETİ olma özelliğinin geçersiz olduğunu”

söylemektedir. Yani "devlet yok hükmündedir" diyor. Bu tanıma ve yapılan bu uygulamalara baktıklarında, vicdanları ile baş başa kaldıklarında gerçekten bu tanımın doğru olduğunu düşünüyorlar mı acaba? Bu tanım doğru ise, 19-50 TL. arasında zam yapmayı düşündükleri büyük toplum kesimlerinin alın teri ve göz nurunu düşünerek haram sözcüğü çağrışım yapıyordur her halde!

Makam, mevki, temsil, kadrosuzluk tazminatı alıp, kamu arazisinde yaptırılan lüks konutlarda oturan, zırhlı ya da lüks arabalara binen, asla geçim sıkıntısı nedir bilmeyen, kendi sınıfına, ya da kendisine oy verdiklerini düşündükleri kesimleri koruyup kollayan, diğerlerini yok sayıp, orta çağ zihniyeti ile bakan büyüklerimiz, bu gidişler gidiş değil. Mazlumun ahını almamalısınız. Sadece tarihe bakın ve sizin gibi yapanların sonlarının nice olduğunu, nasıl anıldıklarını görüp ibret almanız gerekir.

Biz assubaylar ise hak ettiğimiz derece ve kademeler verilmediği gibi, kamu personeli arasında adeta ayrımcılığa tabi tutulmuş, sahipsiz, hukuk ve adalete güveni kalmamış, zul içinde, olan biteni hayret ve dehşetle izler durumdayız. Yalvararak el avuç açarak hak alınamayacağını biz de bir gün öğreniriz sanırım. Bize hak ettiklerimizi vermek istemeyenlerin yaptıkları açıklamalarda sık sık şunu tekrarlıyorlar. “Assubaylar hallerinden memnundur. Yalnızca bir avuç azınlık var. Onlar şikayetçi. Onlar da dışarıdan okul bitirdikleri için hak talep ediyorlar” deniyor.

Sorumluluk mevkiinde olanların, kendi menfaatlerini bölüşmemek uğruna bir milletin 3000 yıllık var olma nedeni olan ordusunun büyük bir kısmını uyduruk bahanelerle nasıl zillet içinde bırakıldığı, bu yetkililer açısından ibret ve hayret verici olmaktadır.

Mücadele ile hak kazanılmayacağını düşünen meslektaşlarıma acizane bir tavsiyem var. Gelişmiş toplumlarda hak arayan insanların, mücadele evrimlerini bir kenarda tutalım. Belgeselleri dikkatle izlesek dahi, haklı olunca, aynı amaç uğruna birlikte hareket edince, kararlı bir mücadele verilince, nasıl başarılacağının örneklerini görür, belki bizler de kendi açımızdan ibret alırız. Farklılıklarımızı bir tarafa bırakarak, asker olarak birlikte hareket etmenin ne anlama geldiğini bizlerden daha iyi bilen topluluk olmaması gerekir.Saygılarımla.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ