Ortaokul, 2 yıllık Sanat Enstitüsü, Lise, 1 yıllık Harpokulu, 2 yıllık Harpokulu ve 3 yıllık Harpokulu mezunu subayların hepsi 4 yıllık Harpokulu mezunu sayılmış ve ilk aylıklarını 8'inci derecenin 1'inci kademesinden almış sayılarak 45 yıl önce rütbelerine göre intibakları yapılmıştır.

Bu hak, Sınıf Okulu ve Yüksek Okul mezunu Assubaylara da verilerek Assubay Meslek Yüksek Okulu intibaklarının yapılması için yıllardan beri dilekçe vererek, miting yaparak ve dava açarak mücadele veriyoruz. Dilekçelerimiz yetkili makamlar tarafından değerlendirilmiyor ve mahkeme safhaları uzun sürdüğünden açtığımız davalar da uzun yıllardan beri sonuçlanmıyor.

Mağduriyetlerimizin asgari düzeye indirilmesi için yeni bir kanun çıkarılmasına lüzum yoktur. Hükümetimiz isterse Bakanlar Kurulunun alacağı bir kararla 5434 sayılı kanunun 70'inci maddesi değiştirilerek emekli aylıklarımızda arttırma yapılabilir.

5434 SAYILI KANUNUN İLGİLİ MADDESİ AŞAĞIDAKİ GİBİDİR.

Ek Madde 70 – (Ek :6/1/1992-KHK- 476/1 md.;Değişik:13/6/1994 -KHK-546/3 md.) Sandık iştirakçilerine ödenmekte olan;

a) Memuriyet taban aylığı ve kıdem aylığı tutarları ile,

b) (Değişik: 6/7/1995 KHK 562/14 md.) Zam, tazminat ve ödenekler ile benzeri ödemeler toplamına karşılık gelmek üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi en Yüksek Devlet memuru aylığı (ek gösterge dahil) brüt tutarının;

  • Ek göstergesi 8400 ve daha yüksek olanlarda % 240 ına,
  • Ek göstergesi 7600 (dahil) - 8400 (hariç) arasında olanlarda % 200 üne,
  • Ek göstergesi 6400 (dahil) - 7600 (hariç) arasında olanlarda % 180 ine,
  • Ek göstergesi 4800 (dahil) - 6400 (hariç) arasında olanlarda % 150 sine,
  • Ek göstergesi 3600 (dahil) - 4800 (hariç) arasında olanlarda % 130 una,
  • Ek göstergesi 2200 (dahil) - 3600 (hariç) arasında olanlarda % 70 ine
  • ve diğerlerinde % 40 ına

tekabül eden miktarı, emeklilik keseneğine ve kurum karşılığına tabi tutulur. (Değişik: 6/7/1995 KHK 562/14 md.)

Birinci fıkradaki oranları, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine ayrı ayrı veya birlikte üç katına kadar artırmaya, yukarıdaki ek gösterge gruplarını değiştirmeye ve personel kanunlarında yer alan ek göstergelerin artırılması halinde gruplardaki ek göstergeleri yeniden düzenlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

  • AÇTIĞIM DAVA KISMEN KABUL EDİLDİ.

İntibaklarımızla ilgili olarak açtığım davanın gerekçeli kararı bugün bana tebliğ edildi. Talebim kısmen kabul edilmiş, kısmen ret edilmiştir. Ret edilen kısım için temyiz hakkımı kullanacağım.

Kabul edilen kısımda ise, davamın bu bölümünün kabul edildiği açıkça yazılmış olmasına rağmen devam eden kısımlarında SGK uygulamasında sorun çıkabilecek anlam uyuşmazlığı vardır. Bugün, kanun gereğince kararı veren mahkemeden gerekli açıklama yapılmasını talep ettim. Açıklama cevabının kısa sürede bana tebliğ edilmesini bekliyorum.

Sayın Arkadaşlarım

Kabul edilen kısım için mahkemeden gerekli açıklama geldikten sonra 1'inci derecenin 4'üncü kademesindeki emekli ve muvazzaf assubaylar hariç olmak üzere tüm emekli ve muvazzaf assubay arkadaşlarımdan bazısı derece bazısı kademe yükselme hakkı kazanabilecektir.

Derece ve kademe yükselmesi hakkı her kişi için şahsa münhasır olmak üzere farklılık arz ettiğinden ve arkadaşlarımı yanlış yönlendirmek istemediğimden bu makalede daha fazla açıklama yapamıyorum.

Hepimizin medyadan takip ettiğimiz ve beklediğimiz kanuni düzenleme torba kanunlarla çıktığı takdirde birçok arkadaşımızın intibak sorunu çözülecek çözülmeyenlerin sorunları da benim mahkeme kararıyla çözülebilecektir. TBMM tatile gireceği 1 Temmuz tarihine kadar sabredip gelişmeleri bekleyeceğiz.

TBMM tatilinden sonra girişimde bulunacak ve kendi şahıslarına münhasır durumlarını öğrenmek isteyen arkadaşlarım aşağıdaki telefonumdan gerekli bilgiyi alabileceklerdir.

NOT:
  1. Arayan her arkadaşıma gerektiği kadar bilgi vereceğim, telefonumun lüzumsuz yere meşgul edilmemesi için lütfen kısa konuşalım.
  2. Gerektiğinde telefonumu kısa süreli kapatabileceğimden aramalarınızı tekrarlayınız.
  3. Telefon numaram: 0505 657 64 12

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Bir hukukçu titizliği ile DENİZLİ-ANKARA arasını adeta yol yapan özverili meslektaşımız Sn.İsmail TURAN'ın gayret ve başarıları her türlü takdirin üzerindedir. Haklarımızla  ilgili kararın i talep edilen  açıklaması gelince daha detaylı bilgi verilecektir. Emekli sandığına karşılıkları yatan hizmet maaş ve ikramiyede dikkate alınmasına rağmen derece ve kademeden sayılmayan FİİLİ HİZMET süreleri konusunda Sn.Turan'ın temyiz talebinin lehimize olmasını diliyor, site yönetimi ve sizler adına Sn.Turan'a emeklerinden dolayı bir kez daha minnet ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.  

SİTE YÖNETİMİ 

 

 

TSK’da, kurum ile çalışan personel arasında yakınlık oluşması, aidiyet duygusunu artırmak maksatlı olarak önemli günlerde personelin cep telefonlarına mesaj gönderilmesine başlanmış olduğunu öğreniyoruz.

İlk başlarda bayram kutlaması, trafik kurallarına dikkat edilmesi şeklinde başlamış olan mesaj gönderme işi daha sonra vefat eden personellerden Dayanışma Vakfı’na üye olmayanların ailesine bir ödeme yapılamaması üzerine bir astsubay ve bir uzman erbaş örneği verilerek personelin vakfa üyeliği teşvik edilmiş olduğu iddia edilmekte.

Vakıf yönetiminde etkin bir konumda bulunamayan, yönetimsel kararlarda yer alamayan ve bu nedenle vakıflara üye olmamayı tercih eden astlar konuyu Umur Talu’ya iletir. Haberdar olması üzerine; haksızlıklara, adaletsizliklere maruz kalanların basındaki sesi olmuş olan Haber Türk gazetesi yazarı Umur Talu 4 Aralık 2013 tarihli “Bana göre ölü soyuculuk!” başlıklı yazısında konuyu kendi penceresinden ele alması üzerine Genelkurmay Başkanlığı’nın “Astlık –üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve hareket…” suçlamasıya Umur Talu’yu mahkemeye vermiş olduğunu 11 Ocak 2014 tarihli “Kusursuz Genelkurmay’dan şahsıma suç duyurusu!” başlığıyla ele almış olduğu yazısından büyük bir üzüntüyle öğrenmiş olduk.

Şimdi, adalet arayan bizler; olaylar üzerine yazması en kolay bir ülkede(!) yaşarken, assubayların uğradığı adaletsizlikleri yıllardır yazdığı için, hatta astların kendisini arayıp dertlerine tercüman olmasını talep etmesinden dolayı, düşürüldüğü durum için Umur Talu’dan, özür mü dilemeliyiz? Yoksa ne yapmalıyız?

Astlar, varlığı görmezden gelinerek, devlet imkânlarında ötelenen astlar…

Astlar, nereye başvuracağını şaşırmış astlar…

Silsile yoluyla hak arayıp uğraşılan astlar…

BİMER’e derdini iletip derman bulamayan ve de niye başvurdun diye sorgulanan astlar…

AİHM’den adalet bulan astlar…

Anayasa Mahkemesi’nden adalet bulabildiği için Anayasa Mahkemesi üyelerinin Genelkurmay’da yemekle ağırlandığı ve belki de önlerinin kesilmeye çalışıldığı astlar…

***

İntiharları çoğunlukla borca ve ailevi sorunlara bağlanan astlar…

Bir insan intihar etmeden önce dışarıya hiçbir belirti vermez mi?

Hiç, herhangi bir şeye isyan eder şekilde tepki göstermez mi?

Hiç, dalıp dalıp gitmez mi?

Tüm bu belirtiler onca insan içinden birilerince ve amirlerince sorgulanarak danışmanlık hizmeti verildiği karşılıklı imzalarla belgelenmez mi?

İntiharları; borca ve ailevi sorunlara bağlamadan önce, amirlere sorulmaz mı? Sorunu varsa şimdi mi öğrendiniz. Neden şimdi bunları söylüyorsunuz. Nerde kaldı sizin amirliğiniz, denmez mi?

***

Devletler ancak adaletli hukuki kurallarla varlığını sürdürebilir. Adalet ise aynı zamanda vicdanlarda hissedilen bir duygudur. Akıl sahibi her insan bu duyguyu hissedendir.

Adaletsizlikten yola çıkılarak bir devlet sistemi oluşturulamaz. Gelin adaletsiz bir devlet kuralım dense, kimse onlara destek vermez.

Devletlerin kuruluşundaki en masum beklenti; birlikte adalet içinde olarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi ihtiyaçların ortak karşılanmasıdır. Devleti meydana getirenlerin en büyük beklentileri adalet içinde bir yaşamdır.

Coğrafi bilgilere göre, dünya üzerinde 36° -42° kuzey enlemleri ile 26°-45° doğu boylamları arasında yaşayan insanları; adaletsizliklere iten, insanları daima adalet arayışı içerisinde yaşatanlar ve kısacık yaşamı bu yolda harcatanlar kimlerdir?

36° -42° kuzey enlemleri ile 26°-45° doğu boylamları arasından diğer enlem ve boylamlarda yaşayan insanlara ne gibi evrensel kurallar ve insan yaşamını kolaylaştıran buluşlar sunulmaktadır? Bilen var mı?

Eğer bu enlem ve boylamlardan insanlığa bir şey sunulmamaktaysa bunun sebebi kimlerdir? Bunlar kimlerdendir?

***

Askeri Ceza Kanunu’nun 95’inci maddesinin ilgili bendi gereğince Milli Savunma Bakanı’nın izniyle mahkemeye verilmeden önce, Umur Talu’nun yazdıklarından yola çıkılarak tüm sistem gözden geçirilmeliydi. Kazanım bundaydı…

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Her kuruma örnek olduğunu muhtelif vesilelerle duyuran Türk Silahlı Kuvvetleri dışında, Türkiye’de,hâttâ kabile devletlerinde kendi personeline ön yargılarla sosyal, ekonomik ve insanî haksızlıklarda bulunan başka bir kurum var mıdır? Elbette yoktur!

Bizler, hiyerarşiye saygı içerisinde bu ülkeye ve orduya sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik. Verilen her görevi imkansızlıkları aşarak yerine getirdik, ama karşılığında hiyerarşi kılıfına sığdırılmış adeletsizlikten öte vicdansızlık sayılabilecek davranışlara maruz kaldık!

Yüreğinde adalet ve insan onuruna saygı olan birkaç gazetecinin başında gelen Cesur Yürek Sn.Umur TALU  dünkü yazısında Gazeteciler Günü'nü Genelkurmay'ın suç duyurusu ile kutladığını duyurmuştur!

Neymiş efendim; Sn.Talu “Astlık üstlük münasebetini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve hareketlerde bulunmuş!"

Ön yargı ile adaletsizliğe mahkum ettiğiniz personelin amir ve komutanlarına saygı duyacağını nasıl düşünebilirsiniz? Birlik ve kurumlarda bir anket yapın, subaylar dışında hiçbir personelin moral motivasyonunun, hizmet verimliliğinin geleceğe olan umudunun yok olduğunu, emeklilerin ise kurumlarına olan adiyet duygusunun çoktan bittiği gerçeğini göreceksiniz. Dileriz hatadan dönmenin fazilet olduğunu anlarlar ve bu olumsuzluklar giderilir. Aksi halde ordumuz sürekli kan kaybedecek ve bu huzursuzluklar bitmeyecektir. Bizler, sizlerin düşmanı değil bir emirle ölüme ve göreve gönderdiğiniz yardımcılarınızız. Genelkurmay II.Başkanının bizzat itiraf ettiği gibi bunca işsizliğe ekmeğin aslanın ağzında değil midesinde olmasına rağmen sözleşmeli erliğe alınacaklara 3500 TL maaş, elbise, yemek ve yatma yeri temin edilip, 3 yılda 250-300 bin liraya hayır demelerinin nedeni ordudaki adaletsizlik ve mobbingtir. Bunu neden görmezler?

Sayın Talu aşağıdaki linteki yazısında; Suç duyurusunda deniliyor ki “TSK hakkında çeşitli ifadelerin yer aldığı görülmüştür”; Yüzbinlerce askeri de TSK sayıyorsanız evet doğru nasıl horlandıklarını, aşağılandıklarını, nelere maruz kaldıklarını, neden bu kadar çok intihar ettiklerini, nasıl baskılar altında olduklarını yazıp duruyorum zaten. Fakat siz TSK derken Türk Silahlı Kast’ını kastediyor olmalısınız. Çünkü, hakları savunanların yanında değil onların karşısında bir suç duyurusu yazıvermişsiniz! Aynı tershane işçilerinin ölümlerini yazdığımda tershane patronlarının suçlaması gibi… Fakat sorun şu; siz de TSK'nın patronu değil memurusunuz! Mevzumuz tamamen ”üstün asta yaptıkları”  Tabii TSK ile tek haksızlık vakasını Balyoz,Ergenekon vb.davaları zanneden vicdan timsalleri de bunu anlamaz!...                                                                                                                

Değerli meslektaşlarımız, anlarlar mı anlamazlar mı adaleti sadece kendilerine gerektiğinde mi hatırlarlar bunu zaman gösterecek. Biz assubay ve aileleri cesur yürek Sn.Umur Talu’yu gönlümüzde adalet ve demokrasi kahramanı olarak abideleştirdik. 2007 yılındaki soruşturmaya gerek duyulmayan suç duyurusunda olduğu gibi sonuna kadar her türlü desteğimizle yanındayız. Kendisine, sizler adına duygularımızı aşağıdaki mektubumuzla bildirdik.                                       

Saygılarımızla

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

www.haberturk.com/yazarlar/umur-talu/911548-kusursuz -genelkurmaydan-sahsima-suc-duyurusu


Sayın TALU,

İnsanlık Tarihi baştan sona,  adalet arayanlarla, kendi çıkarlarını korumaya çalışan bilinçli vicdansızların mücadelesine ilişkin örneklerle doludur. Kendi iktidarlarını ya da kişisel çıkarlarını korumaya çabalayan evrensel adalet duygusundan yoksun kesimler, ya adil olmak yerine güç kullanarak, ya da kimi zaman dini, kimi zaman başka değerleri amaçlarına kalkan yaparak çıkarlarını-iktidarlarını koruma yolunu seçmişlerdir.

Gücünü adaletten almayan her sistem yıkılmıştır. Güneş batmayan İngiliz İmparatorluğunun mağrur ordu komutanlarının gücü, Hindistan'da elinde sadece bir asa ile dolaşan, yarı çıplak, yalın ayak bir ihtiyarı, GANDİ'yi yenmeye yetmemiştir.   Çünkü o, adaletten ve doğrudan yanaydı.. Gücünü elindeki silahtan değil, adaletten, adalete olan inancından alıyordu.

Emperyalist bir açlık içinde, Türk topraklarına kızıl arılar gibi üşüşen Avrupalı Emperyalistler, tüm silah üstünlüğüne, tüm sayısal üstünlüğe karşın  yoksul, silahsız ve yalnız Türk Halkı karşısında yenilgiyi kabullenmek zorunda kalmıştır.

GANDİ ve ATATÜRK...

Haksızlığa karşı verdikleri mücadele nedeniyle hâlâ hatırlanıyorlar. Yüzyıllar boyunca da hatırlanacaklar. Ama zalim ve kendi çıkarından başka bir derdi olmayan emperyalist güçlerin süslü üniformalar içindeki komutanları çoktan unutuldular.

Siz, sadece yüreğinizdeki adalet ve insan onuruna saygınız gereği tüm ezilenler gibi assubaylara da destek oldunuz. Sizin yazılarınızdan ders alıp güçlü ordunun adaletle mümkün olduğu gerçeğini göz ardı edenler  Ordumuzda subaylar dışında mutlu olan personel olmadığını görmezden geliyorlar;Bir anket yapsınlar görevdeki personelin hizmet verimliliği ve moral motivasyonunun emeklilerin aidiyet duygusunun kaybolmakta olduğunu göreceklerdir;                                                                                                                                                                                                                              

Bu vahim tablo karşısında başını taşa vurması gerekenler acaba sindirir miyiz umudu ile yargıya başvuruyorlar, eminiz ki 2007 yılındaki takipsizlik kararı ile yüzlerine vurulan hukuk gerçeği ile bir kez daha karşılaşacaklardır.

Sizi mahkemelere götürenler de inanın çok kısa zamanda unutulup gidecek...

Güçlüden yana olmak kolaydır, bu gün maalesef Türk Basınının yaptığı gibi... Ne çok renk yeşile dönüverdi! Ezilenden yana olmak zordur. Adaleti, evrensel adaleti savunmak her zaman zor olmuştur. Siz, zor olanı seçtiniz. Assubay camiası ve aileleri sizin adaletten yana ve insanca tavrınızı asla unutmayacaktır. Siz, bizlerin gönlünde abideleşen bir demokresi kahramanısınız.

Savcılığa suç duyurusunda bulunanlar siz değildiniz, sizin şahsınızda bizdik. Mazlumlar olarak, hepimiziz..

Size ulaştırılmak üzere sitemize ulaşan yüzlerce destek ve takdir yazılarının tümünü size göndermek ve zamanınızı almak yerine, tüm arkadaşlarımızın yüreklerine tercüman olduğumuz inancıyla  size sonsuz  desteğimizi minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz...

EMEKLİ ASSUBAYLAR

 

Çete: Yasal olmayan, adaletten uzak ortak bir amaca ulaşmak, haksız menfaatler elde etmek için kendi aralarında sıkı bir bağ bulunan, kararlarını sistemli olarak kendi kuşaklarına geçiren, yasal ortamlarda yasa dışı işler yapmak için bir araya gelmiş topluluk.

Çetelerin kendince dokunulmazlıkları vardır.

Yaşam tarzları bir nevi vahşi doğa yaşamını andırır.

Onların da, tıpkı, vahşi hayvanların idrarıyla belirlemiş oldukları alanları vardır.

Mensupları dışında kimseyi o alana sokmazlar.

Çeteler doymak nedir bilmezler.

Birse iki, ikiyse üç isterler...

İsterler ki her şey, her şeyin en iyisi onların olsun.

Gümünüzde uzmanlık alanlarına göre; uyuşturucu, kadın ticareti, para aklama, arsa-arazi, icradan ucuza mal kapatma, oto hırsızlığı, televizyon hırsızlığı, bilgisayar hırsızlığı, altın, pırlanta, ev-iş yeri soygunu yapan, din yoluyla para toplayan,  pek çok çete çeşitleri mevcut olduğunu dünya basınından izliyoruz.

Toplumlar içinde yaşayan bunca çete varken hiç devlet içinde çete olmaz mı?

Eğer bir devlet kuruluş amaçlarına bir türlü ulaşamıyorsa, hep gelişmekte olan ülke olarak anılıyor ve hatta bazen gerileyen durumuna düşüyorsa,  orada bir çete durumunun yokluğu iddia edilebilir mi?

Devletleri ele geçiren çetelerin en büyük özellikleri; ülkede yaşayan, kurumlarda çalışan insanların duygularını, inançlarını, emeklerini çıkarları doğrultusunda sömürerek kendilerine çıkar elde etmenin yanı sıra; adaletten yoksun yaşatmanın yanı sıra, insanları açlık ve yoksulluk sınırında yaşama itmeleridir.

Çeteler, kendilerinin dışındaki birlik içinde bulunan topluluklardan nefret eder hatta onlara bir nevi kin besler. Kendilerine direnç gösterici ortak kültür oluşturmamak için toplulukları bölmek ve devranlarını sürdürmek için her yolu mubah sayarlar. İşin acı tarafı, kültürel seviyesi düşük toplumlar çetelerin bu oyununa sık gelirler.

Devletlerdeki, devletin içine sızan, kendisini toplumdan yanaymış gibi göstererek gizlenmiş olan çeteler; ezici iktidarlarını sürdürmek, meydana getirmiş oldukları hukuksuzlukları, rantı, adaletsizlikleri sürdürmek için hemen hemen her kurumu etkileri altına alarak, elde etmiş oldukları üstün hakları kaybetmemek için adeta direnç gösteriler.

Çetelerce ele geçirilmiş devletlerin tipi özellikleri evrensel hukuk, adalet kavramlarından uzak birer kanun devleti oluşlarıdır. Hukuki yapılanmaları da buna göredir. Yargıda, kişilerin, toplulukların evrensel hakları yerine, devletinde geçerli olan, çetelerin etkileriyle hazırlanmış kanunlar yoluyla yargılanırlar.

Çetelerce ele geçirilmiş devletlerde; tüm toplum birleşerek çetelerle yüzleşmedikçe, devletin çetelerden kurtulması oldukça güçtür.

Hukuka, adalete riayet etmek için ille de yazılı bir kuralın olması da gerekmez, kültür sahibi insan olmak ve bunun farkında olmak yeterlidir.

Ekim ayının başlarında, Kuzey Kıbrıs’ta konuşlu 28’inci Mekanize Piyade Tümeni 230’uncu Mekanize Piyade Alayında görevli bir assubayımız, Alay Komutanı Kurmay Albay tarafından darp edildiğini iddia eder.

Haber Türk gazetesi yazarı Umur TALU 30 Ekim 2013 tarihinde “Esas duruşta dayak yemişsin... Bir de çikolata ye unut gitsin!” başlığıyla köşesinden yazdığında, konudan haberdar olmuş olduk...

İddia edildiği üzere üstelik de esas duruşta duran bir insana “kanun da, hukuk da benim” dercesine dayak atılabilmiş olması hukuk, kanun tanımamazlık değil de ne olabilir?

Assubaylar ve astlar yıllardır, hukukunun tanınmadığını, adaletsizliklere gark edildiklerini dile getiriyorken, iddia edildiği şekliyle, kamuoyunda infial yaratacak bir eyleme daha niçin girişilebilir?

TSK’da görevli olan her seçilmiş kişinin tek amacı olmalı. O da; TSK’yı yüceltici, dünya çapında güçlü kılıcı, kurum çalışanlarının mutluluğunu, huzurunu temin edici işler yapmaktır. Bunun dışındaki her şey, kurum personelini olumsuz etkiler ve kurumu güçsüz bırakır.

Kurumun güçsüz kalışının dünya çapında siyasi sonuçları da ortaya çıkabilir.

Başbakan Erdoğan’ın “müzik notası mı veriyorsunuz, ne notası” diyerek nota veremeyerek savuşturduğu, Amerikan askerlerince, Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayı bir yana; Talabani “Türkiye’ye bir Kürt kedisini bile teslim etmem” demişti ya, hiç düşündünüz mü, Talabani bu lafı ne hadle etti?

TSK, keyfi idarelerin olabileceği bir aile şirketi veya adaletsizliklerin hoyratça sergilenebildiği feodal yapıyı andırabilecek görüntü vermekten her daim kaçınmalıdır.

Hukuka riayetiyle, gelir adaletiyle, personellerinin birbirine karşı olan samimi ve içten davranışlarıyla örnek olması  gereken, Devletimizin en önemli kurumlarının başında, TSK gelmektedir.

TSK’yı yıpratıcı sonuçlara götürebilecek, kurum personelini ötekileştirebilecek duygular yaratıcı her uygulamanın ülke hayrına olmayacak sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır.

***

Gelelim TEMAD’ın 22 Ağustos 2013 günü yapmış olduğu Olağanüstü Genel Kurula.

2008 yılı seçimlerinin kaybedilmesine sebep olan, Yeni Oluşum Grubu’nda yaşanan kopuşlardı. Yeni oluşumdan koparak 2011 yılında TEMAD yönetimine gelen grup, yönetimde yaşamış oldukları anlaşmazlıklar nedeniyle 2013 yılı içinde bu defa kendi içinde kopuş yaşadı.

İş olağanüstü genel kurula kadar gitti.

Buraya kadar sorun yok, anlaşmazlık varsa seçime gidilir.

Sorun, olağanüstü genel kurul esnasında, yönetime aday olan kişilere söz hakkı tanınmasında sergilendiği iddia edilen tüzüğe aykırı olarak “söz hakkı süreleri”ne riayetsizlik ve üyelik aidatını zamanında yatırmadığı iddia edilen kişilerin yönetime seçilmesinde.

Ne acıdır ki, iddialar, burada da bir hukuk tanımamazlığı işaret ediyor.

Yani, hukuk, adalet peşinde koşanların kendi içlerinde hukuk tanımamış olabilmesi eylemi...

***

Yazıyı Sigismund Schlomo Freud’un iki veciz sözüyle bitirelim:

“Medeniyetin ilk şartı adalettir. “

“Bırakın adalet yerini bulsun; isterse kıyamet kopsun.”

Türkiye’de iç hukuk yollarını tüketen sivil ve asker şahıslar gün geçmiyor ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden dava kazanmasın.

Asker şahıslarla ilgili ilk olarak basına yansıyan, 1994 yılında Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde görev yapmaktayken amiri konumundaki yarbay tarafından “Emre itaatsizlik” suçu işlediği gerekçesiyle Üstçavuş A.D’ye verilen 21 günlük oda hapsi cezasının, iç hukuk yollarının tükenmesinden sonra AİHM’de sonuçlanmasıydı.

AİHM Kararı sonucu, 2005 yılında, yasal faizi hariç Türkiye, Üçvş. A.D.’ye 3 bin beş yüz avro tazminata mahkûm edilmişti.

Basına yansıyan şekliyle, Türk yetkililer dava hakkında şöyle savunma yapmışlar:

Üstlerin emirlerine itaat etmek, Askeri Ceza Kanunu tarafından öngörülen bir zorunluluktur. Bu nedenle de başvuranın tutuklu bulundurulmasının askeri disipline bağlı yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için gereklidir.

Buna karşılık AİHM şu gerekçeyi öne sürerek Türkiye’yi tazminat cezasına mahkûm etmişti:

Bu mahkûmiyet kararı, davaya bakmak için gerekli yetkiye sahip, yürütmeden bağımsız ve uygun yargı teminatlarını sunan yetkili mahkeme tarafından verilmelidir. Silahlı kuvvetler bünyesindeki normal yaşam koşullarından tamamen ayrılan bir kısıtlama olarak ortaya çıktığında, özgürlükten mahrum bırakılma Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)nin 5.Madde alanına girmektedir. Ayrıca söz konusu madde, devletin iç hukukunun cezai ya da disiplin alanına giren özgürlüğü kısıtlayışı her türlü mahkûmiyet kararına uygulanmaktadır.

Söz konusu askeri üstün, yetkisini askeri hiyerarşi içinde kullanabildiğine ve diğer üst makamlara bağlı bulunduğundan bağımsız olunmadığına vurgu yapılan AİHM kararında; “Sonuç itibariye A.D’nin tutukluluk hali, yetkili mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararından sonraki tutukluluk niteliğini taşımaktadır.” denilerek, adil ve bağımsız bir yargılama yapılmadığına dikkat çekilmekte.

Yeni disiplin kanununun hazırlanmasında AİHM’in asker kişilere yönelik vermiş olduğu kararlar dikkate alındığı, yetkili mercilerce beyan edilse de, oda hapsi cezası şekil değiştirerek “Göz Hapsi” ve “Hizmet Yerini Terk Etmeme” şeklinde uygulamalarla bir nevi devam ettirilmekte ve yine AİHM’in bağımsız olmadığına işaret ettiği Askeri Mahkemeler ise ne yazık ki kaldırılmamakta.

Hâlbuki hukuk eğitimi almış bir insanın hukukçu kimliğinden daha üstün bir kimliği olmamalı. Hele hele adli teşkilatlanmanın dışında bir rütbesi hiç olmamalı.

Geçen günler içerisinde AİHM bir karar daha açıkladı ve Türkiye'yi 12 bin avro tazminat ödemeye mahkûm etti.

31 Temmuz 2013’de basına yansıyan olay kısaca şu şekilde:

Diyarbakır Kocaköy'de, 13 Şubat 2004'te nöbet tutarken silahla yaralanan Asb.Çvş. C.T., kaldırıldığı Diyarbakır Asker Hastanesi'nde hayatını kaybeder. Ve konuyla ilgili davada Diyarbakır Askeri Savcılığı "takipsizlik" kararı verir.

Tunç ailesinin itirazı üzerine ek bir soruşturma yapan Diyarbakır Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesi Asb.Çvş.C.T.’nin "silahla oynarken kaza sonucu öldüğü" görüşüyle itirazı reddeder.

Bunun üzerine Tunç ailesi, söz konusu karara ilişkin, "askeri yargının bağımsız olmadığı ve soruşturmanın gerekli hassasiyetle yapılmadığı" iddiasıyla AİHM'e müracaat eder.

AİHM kararında, soruşturma tedbirlerinin, hızlı, uygun ve eksiksiz biçimde alınmasına, ailenin yargılamaya etkin olarak katılmasına rağmen "askeri mahkemenin gerektiği gibi bağımsız olmadığı" gerekçesiyle, AİHS’nin “Yaşama Hakkı”yla ilgili 2.Maddesini usul yönünden ihlal edildiğine hükmederek, Türkiye’nin, Tunç'un ailesine 12 bin avro tazminat ödemesine karar verir.

***

Yukarıda, asker kişilere yönelik AİHM’in vermiş olduğu iki kararı ele aldık.

***

Asker şahısların dışında, sivil yargı kurumlarında yargılandıktan sonra vicdanen huzur bulamayan sivil şahısların da AİHM’e müracaat ederek haklarını aradıklarına şahit olmaktayız.

Kimin ne zaman AİHM’e gideceği belli değil.

Sivil şahısların AİHM’e olan müracaatlarından birkaç örnek:

İstanbul Beşiktaş’da bir taksi şoförü ve AİHM:

28 Haziran 2013’de sokakta ve karakolda polis şiddetine maruz kalan taksi şoförü Böber 21 Nisan 2009’da Yargıtay’ın hakkındaki kararı onamasıyla, 06 Kasım 2009’da AİHM’e başvurur. Ve 11 Nisan 2013’de basına yansıdığı kadarıyla, AİHS’nin 3. Maddesindeki “İşkence Yasağı”nı ihlalden suçlu bulunan Türkiye, Böber’e toplam 21 bin 500 Euro tazminat ödemeye mahkûm edilir. (11 Nisan 2013/Milliyet)

Kadın eylemci ve AİHM:

Bir tekstil firmasında muhasebe memuru olarak çalışan Nergiz İzci, 6 Mart 2005’te Beyazıt’ta düzenlenen Kadınlar Günü eylemine katılır. Eylemde okunan basın açıklamasının ardından kalabalık dağılmaya başlarken polis biber gazı ve copla gruba müdahale eder. Polisin müdahalesinden İzci de etkilenir ve başına, yüzüne ve vücuduna aldığı darbeler sonucunda yere düşer. Polis İzci’yi yerde de copla dövmeye ve tekmelemeye devam eder. İzci, bu sırada küfür ve hakaretlere de maruz kalır.

Ağır şekilde dövülen ve yarı baygın halde yatan İzci’yi çevredekiler kaldırıp hastaneye götürür.

İzci, 11 Mart’ta savcılığa suç duyurusunda bulunur. Adli soruşturma sonucunda polislere dava açılır ve beş polis 5-10 ay arasında, bir polis de 21 ay hapis cezası alır ve cezaları ertelenir.

Vicdanen huzur bulamayan İzci, AİHM’e başvurur.

AİHM, Türkiye’nin AİHS’nin 3. Maddesindeki “İşkence Yasağı”nı ve 11. Maddesindeki “Toplantı ve Gösteri Özgürlüğü” ihlal ettiğine karar vererek, göstericilere karşı aşırı güç kullanıldığına ve barışçıl gösterilerde günlük hayat aksasa da polisin müdahale edemeyeceğine değinilir ve Türkiye’yi, İzci’ye 20 bin avro ödemeye mahkûm eder. (23 Temmuz 2013/Bianet)

***

Görüldüğü üzere askeriyle, siviliyle Türk halkı bir şekilde AİHM ile tanışmakta.

Vatandaşları AİHM’de hak arayan Türkiye, vatandaşlarına batı standartlarını içeren muamelelerde bulunacağını meclisinde kabul etmiş, halkına ve diğer devletlere bunları uygulayacağına dair adeta devlet sözü vermiş bir ülkedir.

Anayasa hükmüne göre TBMM’de kabul gören sözleşme/andlaşmalar T.C. kanunlarından üstündür:

T.C. 1982 Anayasası 

II. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri

D. Milletlerarası  andlaşmaları uygun bulma

MADDE 90- Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası  andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

Hukuksuzluk, çağdaş insanî değerlere saygısızlık değişik alanlarda, üstelik de devlet eliyle görmezden geliniyorsa topyekûn bir deşiğim gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkmakta. Değişimi halkın mı, yoksa devleti idare edenlerin mi gerçekleştireceğini zaman gösterecek.

Yazımızı gelişmekte olan Türkiye’yi AİHM tazminatlarına boğan idarecilere bir teklifle bitirelim.

Anlaşılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi sizler için çağ dışı hususları içeriyor. O halde o sözleşmeleri iptal ediniz ve Askeri Mahkemeler benzeri olarak diğer meslekler için de;

Taksici Mahkemesi,

Eylemci Mahkemesi,

Eğitimci Mahkemesi,

Esnaf Mahkemesi,

Polis Mahkemesi,

Köylü Mahkemesi,

Milletvekili Mahkemesi vs. de kurun da tam olsun bari...

İçinde bulunduğumuz Mart ayı Türk Milleti için anlamlarla dolu. Geçmişte, bir yenilgi sonrası dört yüz yıl kalınan Ergenekon’dan, toparlanılarak çıkış ve dünyanın en gelişmiş ordularına karşı kazanılan Çanakkale Deniz Zaferi bu ay içerisinde.

Çanakkale Zaferi, tam bağımsızlığa gidiş yolunda, Mustafa Kemal için adeta bir güç kaynağı olmuş.

***

Çanakkale’yi terk etmek zorunda kalsa da düşman, yurdun genelinden hiç de kolay gitmemiş…

Her yerde devam eden kurtuluş mücadelesi binbir zorluklar altında yürütülmüş. Öyle zamanlar olmuş ki düşmanı protesto etmek amaçlı olarak “Kahrolsun İşgal” sloganı atmak dahi yasaklanmış. Olay şöyle:

Erzurum’dan gelmiş olan Heyeti Temsiliye Sivas’tadır. Yurdun dört bir yanı düşman işgali altında ve Halk “Kahrolsun işgal” şeklinde slogan atar. Bunu duyan Dâhiliye Nazırı Damat Şerif Paşa Sivas Valisi Reşit Paşa’ya aynen şu telgrafı yazar: “Kahrolsun işgal diye bağırmak, bağırılmış olsa bile bunun gazetelerde yayımlanmış olması ve benzer yazılar, hükümetimizin bugünkü siyasetine uygun değildir. Gerekli tedbirin alınması ve bir daha bu tür nahoş olaylara sebebiyet verilmemesi.”(1)

Bu telgraf, bana, nedense, 2012 yılı 29 Ekim “Cumhuriyet Bayramı”na halkın katılımını türlü yöntemlerle kısıtlayan, yollarda alıkoyan, bayram kutlamalarında ise halkın üzerine su, biber gazı gibi şeylerin sıkılmasına, jopla yaralanmasına mahal veren genelgeyi çağrıştırdı.

Ve yine, nedense, yukarıdakine benzer kısıtlamaları içeren bir genelgenin; binlerce insanın katledilmesine, şehit edilmesine, gazi olmasına, acılar yaşamasına, ülkeyi dışa bağımlı tutmasına ve borç batağına sürüklenmesine sebep olmuş olan terörist liderinin posterlerinin taşındığı, yüzleri maskeli olanların zafer işareti yaptığı Nevruz Kutlamalarına yönelik yayımlanmadığını, görmekteyiz.

Acaba neden?

Son yıllarda yürütülmekte olan Balyoz, Ergenekon gibi çoğu asker, bilim insanı, yazar gazetecilerin yargılanmakta olduğu davalara ilişkin önemli safhalara ait açıklamalar, önemli günlerde kamuoyuna yansıtılmakta. Dört yıldır görülmekte olan Ergenekon Davası’na ilişkin iddianame 18 Mart günü toplumla paylaşıldı.

Ergenekon, bir savaş sonrası, Türklerin dört yüz yıl kaldığı yerin adı. Ve buradan çıkış tüm Türk dünyasında, Mart ayı içerisinde “Bahar Bayramı” olarak kutlanmakta.  Ayrıca, bu ay içerisinde, yedi düveli hezimete uğratan, dünya savaşının seyrini değiştiren, süresini uzatan, bir zamanlar Osmanlı’ya “Hasta Adam” diyen Rusya’nın rejimlerini değiştirmesine, İngiliz hükümetinin istifasına, mazlum milletlerin uyanmasına sebep olan “18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi” de var.

Normalde, önemli toplumsal olayların önemine binaen, radyolarda, televizyonlarda, evlerde yapılan sohbetlerde toplumsal bilinci, tarih bilincini, dayanışmayı artırıcı konulardan bahsedilmesi gerekirken –ki yabancı ülkeler bunu böyle yapmaktadır- başka bir zaman yokmuşçasına, insanların önüne farklı gündemler sunuluverilmekte.

Tarihsel olayların dışında, basın, yayın yoluyla toplumda gündem yaratılan olaylarla ilgili olarak bir “WİKİLEAKS Belgesi”ne bakalım:

“…(Türk Generaller) AKP’den seçilmiş Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan menfaatlerinin korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşu sahiplenilmelidir.

Muhalif orgeneraller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler…  Erdoğan kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Ortadoğu ve Irak dâhil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir… Ancak Türk Ordusu’ndaki üst rütbeli subaylar tarafından engellenmek istenmekteyiz.

Amerikan menfaatlerine karşı çıkan
Org. Aytaç Yalman, Org. Şener Eruygur, Org. Çetin Doğan, Org. Hurşit Tolon, Org. Fevzi Türkeri, Org. Tuncer Kılınç, Org. Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi her an muhtıra verebilirler. Bu bakımdan değerlendirildiğinde güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı teyidi alınmıştır.”(2)

Güncel olaylar, tarihle bağlantılıdır.

Orhan Kaya

  1. Nurten Arslan, Küçük Anılarda Büyük Sırlar, Dönemeç, 4.Kitap, sa.520, Mavi Kuş Yayınevi, 2.Baskı, Ankara, 2008
  2. Barış Pehlivan, barış terkoğlu, Sızıntı, Wikileaks’te Ünlü Türkler, sa.178, Kırmızı Kedi yayınevi,, 3.basım, İstanbul, 2012

Sayın Arkadaşlarım,

Bildiğiniz gibi açtığımız dava önce Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde daha sonra İdare Mahkemesi'nde “görevsizlik” sebebiyle ret edilmişti. Daha sonra İş Mahkemesi'nde açtığım dava mahkemenin yetki alanında görülerek 2 sene boyunca görüşüldükten sonra “RET” kararı verilmesi üzerine İş Mahkemesi kararının “BOZULMASI” talebiyle temyiz etmiştim.

  • UYAP tarafından aldığım bilgilendirmeye göre YARGITAY İş Mahkemesi'nin kararını “GÖREVSİZLİK YÖNÜNDEN BOZMUŞTUR".


Yargıtayın gerekçeli kararı İş Mahkemesi kanalıyla tarafıma resmen tebliğ edilecektir.

Amacım kararın bozulması yönündeydi, şayet İş Mahkemesi'nin kararı “ONANSA” idi davayı kaybetmiş olacaktık. Bu duruma göre yeni bir hak kazandık.

Şimdiden her türlü hazırlığa başladım. Hakkımın kesin kullanılış şeklini gerekçeli kararın tarafıma tebliğ edilmesinden sonra belirleyip siz arkadaşlarıma anında bilgi sunacağım.

Saygılarımla.

Assubaylar, yarım asra varan hak arayışı mücadelelerini her alanda sürdürmekte. Neredeyse hemen hemen her an, bir assubayımız, mağduriyetini gazetelerde, sosyal medyada, internet sayfalarında –artık BİMER hariç- dile getirmekte. Yazılar yazmakta, mektuplar kaleme almakta.

Bu arada, ülkenin siyasi gündemi de yoğun bir şekilde akıp gitmekte;

Türkiye; Millet, millet denilip de Milletin adının bir türlü telaffuz edilmediği, Türklüğün ayaklar altına alındığı bir dönemden geçiyor. Hâlbuki adsız millet olmaz, olunmaz.

İş, gazetelerde yer alan Türk kelimelerine kadar uzadı…

Son olarak, iş, Avrupa baskısının basılmasıyla birlikte, 8 Kasım 1949 tarihinde Hürriyet Gazetesi adının yanında yer alan “Türkiye Türklerindir” ifadesine kadar dayandı.

Talepleri, bir zamanlar Osmanlı’yı işgal eden yedi düvelle uyuşan PKK ile yeni başlayan çözüm sürecine katkı olması adına, Hürriyet’de yer alan “Türkiye Türklerindir” sloganının “Türkiye, Türkiye halklarınındır” şeklinde değiştirilmesi, BDP milletvekilini Sırrı Sakık tarafından dile getirildi.

Diğer tarafta, hadi, subay darbe yapar, diyelim, örnekleri var;  darbe yapacağı söylenen sivil memur ve assubaylar dahi 4-5 yıl süren uzun tutukluluk süresinden sonra 16 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve PKK, onları, içeri ben attırdım demiş.

Ve, Atatürkçü, ulusal düşünceye sahip, yazılarıyla gerçekleri ortaya koymaya, ülke üzerinde dönen dolapları deşifre etmeye çalışan Hürriyet Gazetesi yazarı, Yılmaz Özdil, yine generallerin içeri alındığı bir günde, 28 Şubat 2013 günü Milliyet Gazetesi’nde “İmralı Zabıtları” başlığı ile yer alan yer alan Namık Durakan’ın haberini okumakta olduğu sırada telefonu çalmış.

Yılmaz Özdil’i hayretler içerisinde bıraktığı 01 Mart 2013 tarihli yazısından anlaşılan bu anı, kendi kaleminden okuyalım:

“Apo’nun mektubunu okuyorum.

Herkes iyi bilmeli ki, üst düzey savaş söz konusudur.

Şimdiye kadar yaşananlar...

Devede kulak kalır” diyor.

Başbakan’ın, çekilsinler onlara karışmayız demesiyle olmaz, tek taraflı çekilme olmayacak, parlamento kararıyla çekilme olacak, TBMM onaylayacak” diyor.

İslamcıların rüyasını gerçekleştirdik, iktidarı AKP’ye altın tepside sunduk, AKP’yi 10 yıldır ayakta tutan benim, Tayyip bey’in başkanlığını destekleriz, ittifaka gidebiliriz” diyor... Sonra da ilave ediyor: “Benimle oyun oynanmayacağını AKP’ye iyi anlatın!

Bu iş başarısız olursa, 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne eskisi gibi savaşacağız” diyor.

Tam o sırada...

Telefonum çaldı.


Açtım.

Genelkurmay’dan arıyorlar.

İletişim Daire Başkanı.

Hayırdır?

Yılmaz Özdil’in facebook sayfasında emekli bi astsubayın mektubu yayınlanmış...


E-ee?

O astsubayın hukuki sorunları varmış, mektubunda genelkurmay’a giydiriyormuş, genelkurmay başkanımız hem rencide olmuş, hem de o mektubun benim facebook’umda yer almasına çok üzülmüş.

İzah ettim...

Necdet bey’i sevmem, sevmediğimi de zaten köşemde yazıyorum, el âlemin mektubuyla niye lafı dolandırayım? O mektuptan haberim bile yok. Çünkü, o facebook sayfaları bana ait değil... Devamlı mahkemeye veriyoruz, kapattırıyoruz, kapattığımız gün yenisini açıyorlar. Sadece Hürriyet’in hazırladığı facebook sayfam var, onda da sadece köşe yazılarım yayınlanıyor. Gerisi sahte.

İzah edemediğim ise, şu...

Apo mektup yazıyor, dediklerim harfiyen yapılmazsa, alayınızı oyarım, memleketi komple kabristana çeviririm diyor...

Bizim genelkurmay, çakma feysbuk’larda mektup kovalayıp, rencide oluyor, darılıyor öyle mi?”

***

Özdil’in, Genelkurmay’dan, generallerin tutuklanmasına tepki beklediği, gibi, bir sonucu, bu yazısından çıkarmak mümkün. Fakat, genelkurmayın tepkisinin, uğradığı haksızlıklar sonucu, erken yaşta emekli olmak zorunda bırakılan J.Kd.Bşçvş.Fikret Özdemir’in, Yılmaz Özdil’e yazdığı mektuba olduğu ortaya çıkınca, henüz okumamış olduğu mektuptan da böylelikle haberdar olmuş oluyor. Ve o mektup gündemde yerini buluyor…

İşte o mektup: Emekli Jandarma Astsubay Fikret ÖZDEMİR'den Yılmaz ÖZDİL'e Mektup

Ben emekli Jandarma Astsubay Fikret ÖZDEMİR.

Sizin büyük bir hayranınızım ve bütün yazılarınızı  mutlaka okuyorum, düşünce ve görüşlerinize de aynen katılıyorum. 22.02.2013 tarihli yazınızı okuduktan sora size bu yazıyı  yazıp yazmama konusunda çok düşündüm ve sonunda yazmaya karar verdim. O kadar doluyum ki nereden başlayacağımı ve hangisini yazacağımı bilemiyorum. Keşke imkânım olsa da bunları size birebir anlatabilsem.

Öncelikle belirtmek isterim ki ülkesi için 20 yıl hizmet etmiş ve bu süre içerisinde dört defa şark görevi olmak üzere 12 defa eşya taşımış biri olarak, amacım Türk Silahlı Kuvvetlerini karalamak veya eleştirmek asla değildir ve olamaz. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve ülkenin düşürüldüğü durumdan en az sizin kadar ben de rahatsızım.

İlgili yazınızı okuduktan sonra benim suçum neydi diye kendi kendime sordum. Yazınızda mektubu yazan kişiye yalan da olsa bir suç isnat edildi, sahta de olsa deliller sunuldu, ifadesi alındı, hâkim karşısına çıkarıldı ve yargılandı. Bizlere ise hiç söz hakkı tanınmadan ifademiz alınmadan sırtımıza tebeşirle yazılan rakam kadar hapis cezaları verildi. Düşündüm bizim tek suçumuz astsubay olmaktı ve vatanını sevmekti.

Ellerinizden öper iki kızım var. İlk şark görevine gittiğimde (1987) biri üç yaşında, diğeri altı aylıktı. Olağanüstü hal yeni ilan edilmiş teröristlere üç beş  çapulcu gözüyle bakılıyordu. Zaten terörist gruplar da çok kalabalık değil en fazla 5-6 kişilerdi. İşte bu günlerde benle ilgisi olmayan olaydan dolayı bana ceza verilmek istendi ve savunmam alındı. Yaptığım savunma sonunda ceza gerektirecek bir durumun olmadığı  görülünce, görevler ceza olarak verilmeye başlandı ve benim için kötü günler başlamıştı.

Bulunduğum il Bingöl görevim ise Komando Tim Komutanı  idi. Uyduruk görevlerle araziye gönderiliyor ve iki ay boyunca dağda bırakılıyordum. İki ayda bir bir hafta gelip tekrar gidiyordum. Siz hiç çocuğunuzun sizi yabancı sanıp ağlayarak sizden kaçmasını yaşadınız mı? Ben bunu defalarca yaşadım. Diyebilirsiniz ki görev kardeşim yapacaksın. Tamam, onu da kabul ettik katlandık yaptık. Ama üç yıl olağanüstü hal bölgesinde görev yapıp, batıda bir yıl tutulduktan sonra tekrar olağanüstü hal bölgesine hem de şubat ayında tayin edilmeme ne diyeceksiniz. Biz aile değil miyiz, bizim çocuklarımız çocuk değil mi? Biz onları ağaç kovuğundan mı aldık.

Bütün zor şartlara rağmen yine de isyan etmeden kimseye karşı gelmeden, çocuklarımı 5 yıllık ilkokulu üç ayrı ilde okutarak, onlara çocukluklarını yaşatamadan, hastalandıklarında yanlarında olamadan büyüttüm ve 2000 li yıllarda mesleğimin sonlarına geldim. Bu sırada çocuklarım büyüdü ve lise çağındayken yine bir tayin şoku yaşadım. Tayinim Şırnak'a çıkmıştı. Ben oraya ailemi nasıl götüreceğimi düşünürken bir şok daha yaşadım. Beni Şırnak'a 5 saatlik mesafede bulunan Beytüşşebap-Boğazören Karakol Komutanlığına vermişlerdi. Atandığım karakolun kadrosuna göre komutanı üsteğmen olması gerekiyordu. Ancak kritik bir yer olduğu için ve benim tecrübeli olduğum gerekçesi ile aile bütünlüğüm hiç dikkate alınmadan, çocuklarımın gidebileceği bir okul olmayan yere atamam yapıldı. Yaptığım itirazlar ve askeri mahkemeye açtığım davalar sonuçsuz kalınca, 2003 yılında hizmet süremi doldurup yaş sınırını beklemek üzere erkenden 3/2 derecesinden emekli olmak zorunda kaldım. Zor şartlarda çocuklarımı okuttum ve biri kamu yönetimi mezunu diğeri matematik öğretmeni oldu.

Askeri mahkemeye açtığım davada haklılığımı  ve atamanın geri alınmasının gerektiğini belgeleriyle ve Anayasa hükmüyle ispatladığım halde geri almadılar. Ne zaman ben TSK’dan ayrıldım ondan sonra usulen davayı karara bağladılar.

O zaman da çok düşündüm. Görüştüğüm avukatlar yüzde yüz haklı olduğumu bu davayı daha ileriye taşımam gerektiğini söylediler. Ancak ben bu ülkeyi ve TSK’yı onlardan daha çok sevdiğim için bu olayı Avrupa’ya taşımadım. Belgelerim hala elimde duruyor, eğer dikkatinizi çekerse ve isterseniz gönderebilirim.

Çok vaktinizi almak ve başınızı ağrıtmak istemem ama küçük bir olay daha anlatmak istiyorum. Bütün bunlara diyebilirsiniz ki; kardeşim askerlik zor tabi sana zorla mı yaptırıyorlar? Askerlik elbette zor ama kuralsız olmasını gerektirmez. Askerlikte uzun saçın cezası o zamanlar 3 gün oda hapsi idi. Alay Komutanı sabah yaptığı içtimada saçı uzun olan Astsubayın ifadesini alıp ceza vermek yerine, saçlarını kendi eliyle makasla rastgele kesti ve koca alayın önünde Astsubayın onurunu, gururunu ayaklar altına aldı.

Zamanın Bölge Komutanı tarafından, 10 dakika içerisinde hiçbir soru sorulmadan, ifadem alınmadan 5 gün oda hapsi ile cezalandırıldım ve affedildim. Söyleyin bana böyle bir yetki hangi dünya liderinde veya hâkiminde var.

Başta da dediğim gibi o kadar doluyum ki burada size yüzlerce olay anlatabilirim. Ancak fazla zamanınızı almak istemiyorum.

Kendi kurumu içerisinde adalet, hak, hukuk ve kanun tanımayanlar, söz konusu kendileri olunca adaletten, kanundan, hukuktan bahsetmeye başladılar. Aile bütünlüğüne önem vermeyenler, kaynanasının cenazesinde aile bütünlüğünden, eşinin doğumu için izin isteyen personele sen mi doğuracaksın diyenler, çocuk sevgisinden bahseder oldular.

Sizden ricam eğer yine oraya ziyarete giderseniz, kendilerine bir sorun ve doğru söylemelerini isteyin. Hiç savunma bile almadan kaç kişiye ceza verdiniz. Ceza verdiğiniz astlarınız suçlarını biliyor muydu? Atama yaparken insanların aile bütünlüğünü  düşündünüz mü? Adaletten bahsetmek, size lazım olunca mı  aklınıza geldi?

Sözlerimi bitirirken, umarım TSK’lerine karşı bu yapılanları onayladığım gibi bir anlam çıkmamıştır. Söylediklerimin tüm TSK için geçerli olmadığını, içerisinde çok değerli ve mümtaz insanlar barındırdığını belirtmek isterim.

Ben sizinle tanışıp konuşmayı eskiden beri çok isterdim. İnşallah bu yazı bir vesile olur ve sizinle tanışma imkânı bulurum. Görüşmek dileğiyle iyi günler diler,

Saygılar sunarım..

Fikret ÖZDEMİR

 

Sayfa 1 / 3
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ