Asubay Tefrikası 6-2, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-2

 

 

Asubay Tefrikası -6-nın birinci kısmını teşkil eden makâlemiz ile;

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının kimler olduğuna dâirAsubay Tefrikası 6-1, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Epeyi bilgi edinmiş idiniz.

Lâkin,

Kırmızı buğday niyetine tarladan değil fakat

Dağarımızdan binbir emek ile derleyip de

İrili ufaklı binlerce kelimeyi sabır değirmeninde şevk ile un eyleyerek

Bunca zamândan beri sinemde biriken ter ile yoğurdukdan sonra

Ekşi mayalı, mis kokulu çıtır ekmekler pişirip

Agaya beleş! düsturu ile kapınıza kadar bilâ ücret ulaşdırsak da

Varın, siz o makâlemizdeki kelimelerin hiçbirisine kulak asmayın!

Asubay Tefrikası -6-‘nın ikinci kısmını terkip eyleyen işbu makâlemizde,

Aslında bugün sâdece bir tek bilgi öğreneceksiniz, inşallah!

 

Asubay Tefrikası 6-2, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylığın teşkil edilmesindeki sinsi maksadı fâş eylemek, bu makâlemizin elbetde yegâne hedefi değildir!

Özü itibârı ile bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak tesmiye etdiğimiz askerlerin,

Memleketimizin en çok aldatılan vatandaşları olduğunu belgeleri ile gözler önüne sermek sûreti ile

Asubayların aldatılmasının perde arkasını tam olarak görmek

Ve dahi

Gedikli” isimi verilen asker sınıfının donanmamızda teşkil edilmesindeki gizli maksadı ortaya çıkartmak için yazdığımız bu makâlemiz aynı zamânda;

Astsubay” denilen asker sınıfının ordumuzda teşkil edilmesine karşı duran dar kapsamlı bir “reddiye”’dir.

 

*  *  *  *  *

 

Ellerini açıp başını göğe doğru çeviren Oğuz Kağan

İkibinikiyüzyirmibeş sene evvelinden şöyle duâ etdi;


Asubay Tefrikası 6-2_Bilge Kağan_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ulu Tengri! 

Gök Tengri!

Gözel Tengri;

Türk toprağında hürler yaşasın!

Ȃdâlet hüküm sürsün sâdece!

Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki

Fakirlik suç sayılsın!


 

Türk atası Oğuz Kağan; 


Kendi milletine hürriyet, adâlet ve zenginlik bahşetmesi için Gök Tengri’ye işde, böyle yalvardı!

 

 

 

 

*  *  *  *  *
 

 

 

Kendisini ziyârete gelen Romanya Dış Bakanı Vicktor Antonesko ve hanımı şerefine yemek vermek için

16 Mart 1937 Salı akşamı Ankara Park Otele giden Birinci Cumhurbaşkanı ATATÜRK,

Yemekler yenir iken sohbetin koyu bir deminde Romanya’lı misâfirlerine şöyle dedi. 

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_Kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

  • İkibin küsûr sene evvelinden Oğuz Kağan, kendi milletine “hürriyet, adâlet ve zenginlik” vaad etdi.

        Ve dahi

  • Seksen sene evvelinden Birinci Cumhurbaşkanı M. Kemâl ATATÜRK, kendi milletine “neşe” vaad etdi.

 

Peki,

Bizim devletimizin kimi adamları ve zâbitânı, “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere geçen asırlarda;

  • Neler vaad etdi?

       Ve daha da mühimi

  • Ne muâmelesi yapdı?

 

Bu suâllerin cevâbı da işbu makâlemizin “ast” başlıkları olacak, inşallah!

Asubay Tefrikas -6-‘nın ikinci kısmını terkip eden konumuza sayfalar dar geldi.

Bu sebepden dolayı ikinci kısmı üç “ast” başlık altında neşredeceğiz.

Bunlar;

  • Birinci kısımda, Donanma Ordumuzda Asubaylığının teşkil edilmesinin gizli maksadını,
  • İkinci kısımda, Havâî Ordumuzda Asubaylığın teşkil edilmesinin maksadını,
  • Üçüncü kısımda Berrî (Kara) Ordumuzda Asubaylığın tertip edilmesinin yürek burkan acı gerçeğini fâş eylecek,
  • Sonraki kısımlarda ise “külfetnimet” üleşimindeki akla ziyân rakamları vereceğiz, inşallah...

 

Eski Tüfek’den bugünlerde, buralarda öğreneceğiniz bilgiler karşısında

Şaşırmakdan da öte,

Afallayacaksınız!.. 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay dedikleri asker sınıfının ihtiyâçlar silsilesindeki yerini anlamak için

İltifât buyurursanız şâyet

Evvelâ Deniz Asubaylığının ordumuzdaki târihine doğru ve kısaca bir nazâr eyleyelim.

 

Genelkurmay Başkanlığı MSB diyor ki;

Berrî (Kara) Ordumuzu, M.Ö. 209 senesinde teşkil etdik.

 

Bahrî (Deniz) Ordumuzu, 1081 senesinde teşkil etdik. 

 

Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi, 1776 senesinde teşkil etdik.

Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiye”’yi de 1834 senesinde teşkil etdik. 

  

 

 Harp Okullarımız hizmete açılmadan evvel Osmanlı Ordularımızda iki sınıf asker mevcut idi;

 

  1. Nefer (Gönüllü/Kur’alı)  

 

  2. Zâbit (Alaylı)  

 

 

Aynı cümleden olmak üzere gene bu târihlere kadar komutanlarımızın hemen hepsi “alaylı” idi.

Erlikden terfili başkomutanlarımızın sevk ve idâre etdiği kara ve deniz ordularımız,

Asırlar boyunca zaferden zaferlere koşdu...

Üç kıtayı yurt, denizleri göl eyleyen devletimizin yüzölçümü, 21 milyon kilometre kareye kadar genişledi.

Fakat, şu tuhaflığa bakınız ki;

Avrupa devletlerinden örnek aldığımız “harp okullarının” memleketimizde açılması ile birlikde,

Berrî ve bahrî ordularımız, muharebelerde düşmân karşısında peşpeşe mağlub edilmeye başladı.

Ve bu sözde ve şâibeli “garblılaşma” neticesinde bir şey daha oldu;

Ordumuzda çok tehlikeli bir “sınıflaşma” ve “kastlaşma” başladı...

Açdığımız her yeni asker mektebi, kendine özgü yeni ve ayrı asker sınıfları doğurdu!

Er ve zâbit”’den müteşekkil Osmanlı Devletinin iki sınıflı kavi ordu yapısını

İlk defâ teşkil etdiğimiz “gedikli” sınıfı ile 1890 senesinde, Bahrî ordumuzda bozduk!

İlk defâ teşkil etdiğimiz “küçük zâbit” sınıfı ile de 1909 senesinde, Berrî ordumuzda bozduk!

Peki,

Ordularımızın iki sınıflı sağlam bünyesini bozmak bahâsına icâd etdiğimiz bu ara sınıf” askerleri,

Paslı bıçak gibi ordumuzun döşüne saplayan beyaz zâbitân heyetimizin,

Bu “ara sınıfları” peydahlamasındaki gizli maksadı ne idi?

 

*  *  *  *  *

 

Gülgûn şarap, gül kokulu güzeller, yeşil çimen, bir somun da ekmek dedin hep;

Ey Hayyâm! Sana ayyaş diyenler utansın! Sen, güzel adammışsın be!

 

Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;

Bana sapık, dinsiz der durursun.

Peki, ben ne görünüyorsam O’yum:

Ya sen? Ne görünüyorsan O musun?

 

*  *  *  *  *

 

Ordularımızdaki bu tehlikeli “kastlaşmanın” sebebini anlamak için

Evvelâ ordularımızdaki “sınıflaşmayı” ve bu sınıflaşmanın getirdiği “bölünmeyi” anlamalıyız!

Bölünmeyi iyi olarak anlar isek şâyet bölünmenin sebebi de kendiliğinden zuhûr eyleyecek, inşallah!

Ordumuzun kaşar dilimi gibi ince ince ve “sistemli” olarak sınıflara bölünmesini fâş eylemeye

Benim de eski bir mensûbu olduğum Donanmamız (Deniz Kuvvetleri) ile başlayalım...

 

*  *  *  *  *

 

A. Donanmada “Gedikli”, “Gedikli Zâbit” ve “Küçük Zâbit” Sınıflarının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

 

Donanmamıza “kastlaşma”  ve “bölünme” getiren ilk tâbirât da târih sırasına göre şunlar; 

 

Bu tâbirâtı donanma ıslâhımıza dâhil eden Nizâm/Kânunnâmeler de gene târih sırasına göre şunlar;

 

1. 1701 Donanma Kânunnâmesi,

2. 1792 Donanma Kânunnâmesi,

3. 1890 Gedikli sınıfı Nizâmnâmesi,

4. 1913 Efrâd, Küçük Zâbit ve Gedik Zâbit Nizâmnâmesi.

 

*  *  *  *  *

 

İsimlerini yukarıda zikretdiğimz Donanma Nizâmnâmelerini târih sırasına göre şöyle bir görelim hele!..

 

1701 Donanma Kânunnâmesi;

 

Bahriyemize özgü olan “gedik” tâbirine ben ilk kez, donanmamızın ilk kânunu olan 1701 Donanma Kânunnâmesinde rastladım. Bu kânunnâmede “nefer”, “aga”, “reis”, “ümerâ”, “zâbit”, “gedik” ve “donanma gedikli zâbitliği” tâbirâtı var. Bu dönemde donanmamızda mektep henüz yok idi. Mekteb olmadığı için gemi tayfasının handiyse tamâmı okuma-yazma dahi bilmiyor idi. Gemicilik mesleği “usda-çırak” esâsına göre ezbere öğreniliyor idi. 1701 Kânunnâmesinden de anlaşılacağı üzere “gedikli” ve “gedikli zâbit” tâbirâtının donanmamız ıstılâhına 1701 senesinde girdiğini görüyoruz. Bu kânunda ”gedik”lerin ne olduğu ve bu “gedik”lerde hangi “zâbit”’lerin görev yapacağı açıklanmış. Fakat o dönemde donanmamız tayfası arasında henüz belirgin bir “sınıflaşma” yok! Bir başka ifâde ile “gedik”lerde görev yapan “zâbit” tayfasının tamamı, tek sınıf olarak teşkil edildi. 

 

  • Gedikli zâbit” ve “zâbit” tâbirâtı, donanmamızda “devâmlı” (muvazzaf) olarak görev yapan tayfanın “sınıf” ismi oldu.
  • Gedik” tâbiri ise “zâbit”lerin yapdığı “görev(kadro) anlamında kullanıldı. 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Kölelikden terfili Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu dönemlerde donanma gemilerimizde en düşük rütbe ile göreve başlayan bir tayfa,

Kâbiliyetine ve celâdetine koşut olarak o gemiye “reis” olabiliyor idi.

Buna en güzel örnek ise “palabıyık” lakablı Cezâyirli Gâzi Hasan Paşa’dır.

Tekirdağlı bir tüccarın âzâd etdiği bir köle olan

Ve dahi

Cezâyir’deki korsan gemilerinde tayfalık yapdıkdan sonra

1761 senesinde Osmanlı donanmasında “kalyon kaptanı” olarak gemiciliğe başlayan Hasan,

Kaptan-ı Deryâ (Deniz Kuvvetleri Komutanı)’lığa kadar terfi edebilmiş idi.

 

*  *  *  *  *

 

Gedik” ve “gedikli” kelimelerinin anlamını öğrenmek için de sözlüğe bakdık!

TDK, ilk Türkce sözlüğünü 1944 senesinde neşretdi. Bu sözlüğümüze göre  “gedik” ve “gedikli” ne demek imiş, buyurun görelim;

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK Sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Hazır, TDK’ya gitmiş iken bir de “asubay” kelimesine bakalım dedik!

Çift “s” ile yazıldığına bakmayın siz!

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Evvelden Ahire Işıltılı Yansımalar_3_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Cumhuriyetimizi;

  • 1920 senesinde kurduk,
  • 1923 senesinde ilan etdik!
  • 1928 senesinde eski yazıyı terk etdik ve Türkce harfler ile yazmaya başladık.
  • ATATÜRK, o zamânki ismi Türk Dili Tetkik Cemiyeti olan TDK’yı 1932 senesinde teşkil etdirdi.
  • Fakat TDK, ilk Türkce sözlüğümüzü ancak ve lutfen 1944 senesinde neşredebildi.

 

 

"Asubay" kelimesini 1944 senesinde TDK sözlüğüne böyle çift “s” ile yazan gerzeklerin; 

  • ATATÜRK’ün 11 sene evvel hazırladığı rütbe isimleri kitabından,

Ve dahi

  • Aynı sene meriyyete koyduğu 2771 sayılı Ordu Dâhilî Hizmet Kânunundan haberi yok ki!

 

 

*  *  *  *  *

 

Gedikliler ve Ȃdem SERT isimli makâlemizde 17 Şubat 2017 Cumâ günü fâş eylemiş idik!Gedikliler ve Adem SERT; Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu hakikâti bugün burada bir kez daha tekrâr edelim. Gerek 1701, gerekse aşağıdaki bölümde bahsedeceğimiz 1792 Donanma Nizâmnâmelerinden ortaya çıkan çarpıcı hakikât şudur; 

Bugün “çavuş” ve “başçavuş” olarak bildiğimiz ve "astsubay" sınıfına özgü olan “rütbe isimleri”, bu kânunnâmelerde “gedikli zâbit” sınıfına dâhil olan tayfaları temsil ediyor idi. Bir başka ifâde ile Deniz Kuvvetlerimizde bugün “subay ve asubay” olarak bildiğimiz asker sınıflarının her ikisi de 1701 ve 1792 kânunlarına göre “gedikli zâbit” idi.

 

 

Bugünkü mevzuâtımızda “astsubay” dediğimiz biz askerlere

gedikli” diyerek tahkir ve tezyif etmeye yeltenen

târih câhili, yalancı, bölücü ve şerefsiz subaylarımız bu hakikâti öğrensinler!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

1792 Donanma Kânunnâmesi;

 

Osmanlı Donanmasına çeki düzen veren ikinci kânunnâme ise 1792 kânunnâmesidir. “Gedikli” kelimesine de ilk defâ bu kânunnâmede rastladım. 11 Temmuz 1792 târihinde meriyyete konulan bu kânunnâme ile donanmamızda ilk kez bir sınıflaşma başladı. Bunun sebebi de 1776 senesinde “hendesehâne” ismi ile ilk bahriye mektebinin teşkil edilmesi ile birlikde donanmamızda “mektebli zâbit” döneminin başlamasıdır. “Hendesehâne”den mezûn olan zâbitânın gemilerde göreve başlaması ile birlikde, donanmadaki tayfa sınıflarından birisi bu kez “zâbit” ya da “gedikli” olarak tesmiye edildi. Buradaki “gedikli” kelimesinin anlamı ise bugünkü “muvazzaf” kelimesinin ta kendisidir. 1792 Donanma Kânunnâmesi ile tayfalar, aşağıda görülen dört sınıfda tasnif edildi;

 

  • Birinci sınıf tayfa; “zâbitân” sınıfı olup geminin değişmez mürettebâtı idiler. “Gedikli” denilen bu sınıfdaki tayfa unvânları şunlar idi; birinci, ikinci, üçüncü reis; gemi hocası (kâtibi), vekilharç, gemi ağası, odabaşı, gemi başçavuş ve çavuşları, bölük çavuşları yerinde olan çavuşlar, serdümen, vardiyan; her batarya için bir sertop (baştopcu), her top için bir top kethüdası, topçu ustaları; kılavuz, cerrah, imam, ambarcı, kandilci, kalafatcı, burgucu, yelkenci, marangoz ve dalgıç. Bunlara “gedikli” sınıfı da denilirdi.
  • İkinci sınıf tayfa; Aylıkcı mariner (gemici)’ler idi.
  • Üçüncü sınıf tayfa; Taşra neferâtı (dışarı erleri) denilen eski levendlerin yerine geçen tüfekciler (silâh endazlar) olup bunlar da her kazadan birer “aga” ve iki “sancakdârı” ile birlikte gelir idi.
  • Dördüncü sınıf tayfa; Bâzı adalardan kayıkları ile katılan Rumlar idi. Osmanlı Donanmasında, hırıstiyanlar önemli bir yer işgâl etmekte idiler. Gemi ustalarının %95’i,  aylıkcı marinerlerin %75’i, topcu ve gemici erlerin yarısı hırıstiyan idi.

 

 Yukarıda söz etdiğimiz donanma tayfalarından;

Birinci sınıfa dâhil olanlar “gedikli (dâimî)” bugünkü anlamı ile “muvazzaf” tayfa,

Diğer üç sınıf ise “muvakkat (geçici/mevsimlik)” bugünkü anlamı ile “sözleşmeli” tayfa idi.

Gedik” ve “zâbit” kelimelerinin 1792 senesinden sonra meriyyete konulan nizâmnâmelerde “zâbit gediği” ve “gedikli zâbit” şekline tebdil olunarak bugünkü “gedikli zâbit” tâbirine evrildiğini görüyoruz.

 

*  *  *  *  *

 

Yeri gelmiş iken târih uğrusu zâbitânımızın yapdığı bir târih sahtekârlığını burada teşhir edelim. Bugün bildiğimiz “subay” sınıfının bir zamânlar “gedikli zâbit” olduğunu beyaz subaylarımız hep inkâr ederler. Bakınız, aşağıda iki kitabdan sayfalar var. Donanma gedikli zâbitliğinden bahseden soldaki kitab, bir doktora tezi olarak yazılmış. Bu bilim adamı, kaynak olarak aldığı makâlede ne gördü ise aynısını kitabına almış.

Fakat sağ tarafda gördüğünüz kitabı Genelkurmay Başkanlığımız, Naci ÇAKIN ve Nafiz ORHON isimli emekli iki zâbitine yazdırmış.

Şöyle bir mukâyese ediniz, bakalım!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Her iki kitabı yazan şahıslar, bu sayfalardaki bilgiyi, kendisi emekli bir bahriye zâbiti olan Safvet’in 1913 senesinde neşretdiği “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden almış.

Fakat beyaz zâbitân heyetimiz, nasıl da âdice bir “târih uğruluğu” yapmış, yukarıda siz kendiniz görünüz!

Okunuz, biliyorsunuz!Gedikli Erbaş Sahtekarlığı -1- Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Ordumuzun “Gedikli Erbaş” isimli asker sınıfı hakkında Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği tezgâhı Gedikli Erbaş

Sahtekârlığı isimli iki bölümlü makâlemiz ile 09 Ocak 2015 Cuma günü fâş eylemiş idik! 

Gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtının Türkce söz dağarımızdan silinmesi konusunda Türk Dil Kurumu ve Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği çok sinsi bir kumpas var ki, bu tezgâhı çevirenlerin etinden et kopartacağımızı da bilsinler!

 

*  *  *  *  *

Çavuş Mustafa Kemal_ Eski üfek Şükrü IRBIK

 

Çavuş Mustafa Kemâl! isimli makâlemizde 09 Mart 2016 Çarşamba günü ile fâş eyledik! Kara Harp Okulu talebelerine “sınıf çavuşu” ve “sınıf başçavuşu” gibi rütbeler veriliyor idi. 1889 senesinde Pangaltı’daki Harbiye Mektebine kayıt olduğu gün Mustafa Kemâl efendi de sınıfının “çavuşu” oldu.

Aynı durum Bahriye Mektebi (Deniz Harp Okulu)’nde de mevcut idi. 1897 senesinde yapılan bir düzenleme ile günlük faaliyetin müfredâta uygun olarak tatbik edilmesine yardımcı olması için her sınıfın kâbiliyetli talebeleri arasından birer “sınıf onbaşısı” ve “sınıf çavuşu” tefrik edilir idi. Beyaz subaylarımızın tertiplediği Deniz Harp Okulunun “resmî ve fakat düzmece târihcelerinde bunlardan tek kelime bahsetmezler.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz bilginin kaynağı da Şakir BATMAZ’ın 2002 senesinde hazırladığı şu doktora tezidir.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızın başına tüneyen soyu bozuk beyaz zâbitânımız;

Zamâna yayarak sinsice çıkardıkları elvân çeşit kânun ile

Donanma ordumuzu “sistemli” bir şekilde, birbirini anlamayan, sevmeyen ve güvenmeyen sınıflara böldüler.

Vatan hâini ve garbperest beyâz zâbitân heyetimizin sokduğu bu fitne ve irticâdan sonra

Osmanlı Donanması denizlerde bir daha gâlibiyet yüzü görmedi...

 

 Donanmamızın şanlı târihindeki o ihtişâmlı günlerine tekrâr dönmesinin biricik şart vardır;

Yekpâre ve sınıfsız orduyu esâs alan 1701 Donanma Kânunnâmesini ihyâ etmek! 

 

Donanma Gediklisine dâir olarak bu bilgiyi ben,

Kendisi de bir donanma zâbiti olan Safvet’in 1913 senesinde neşretiği “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden iktibâs eden kitaplardan aldım.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanma târihimiz hakkında çok kıymetli bilgiler ihtivâ eden ve eski türkce yazılmış 8 sayfalık bu makâleyi,

Bugüne kadar 105 sene geçmesine rağmen Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız bugüne kadar hâlâ Türkceye tercüme etmedi.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızın zâbit hâricindeki asker sınıflarını doğru ve tam olarak anlayabilmek için

Konuya girmeden evvel üç hususda doğru bilgileri fâş eyleyelim. Bu konularımızın başlıkları şunlar;

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

2. “Gedikli zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

3. “Küçük zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

 

*  *  *  *  *

 

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri; 

 

1792 kânunnâmesini hâriç tutar isek şâyet donanmamızda “gedikli” isimli asker sınıfı, ilk kez 1890 senesinde ihdâs edildi. 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, 1850’lerde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. Bunun sebebi de Osmanlı Bahrî ve Berrî ordularında kur’a esâsına dayalı “mükellef” askerliğin başlamasıdır. 

Osmanlı donanmasında 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, "mükellef" askerliğin ihdâs edilmesi ile birlikde 1846 senesinde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. İşde, bu sebepden dolayı 1890 senesine kadar Bahrî ordumuzda aşağıda gördüğünüz şu iki sınıf bahriye askeri mevcut idi;

 

1. Mükellef Er

 

2. Muvazzaf (Alaylı/Mektebli) Zâbit

 

 

Bu iki sınıf askerin bugünkü sınıflarını, biliyoruz; “Zâbit ve Er." 1890 senesinde meriyyete konulan nizamnâme ile,

Donanmamızda “zâbit ve efrâd arasında” olmak üzere “gedikli” ismi ile “orta kademe” yeni ve "üçüncü" bir asker sınıfı ihdâs edildi.

 

 Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1890 Nizamnâmesinin irâde buyurulması ile birlikde, bu seneye kadar donanmanın (dâimî, muvazzaf) askerlerini târif eden “gedikli” kelimesi yeni bir anlam kazandı. Beyaz zâbitân heyeti, “gedikli” kavramından “zâbit” rütbelerini ayırdı. Ve böylece zâbitân heyetimiz, “gedikli” olarak anılmakdan kurtuldu! “Gedikli” unvânını; tıpkı zâbit gibi muvazzaf olarak çalışan, zâbitin yapdığı her işi yapan hattâ yapmadığı işleri de yapan ve “çavuş, başçavuş” gibi rütbeleri de kapsayan bu yeni sınıf donanma askerlerinin sırtına yükledi. 1890 senesinde bu “gedikli” sınıfı, bugünkü anlamı ile “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. Bu sınıfın akibetini, makâlemizin aşağıdaki bölümlerinde anlatacağız.

 

*  *  *  *  *

 

1890 Nizamnâmesinde çok sayıda “gedikli” kelimesi var. Ve fakat “gedikli zâbit” tâbiri hiç yok! Bu nizamnâmeyi hazırlayan donanma zâbitân heyeti nuh demiş, peygamber dememiş. Ve “gedikli” kelimesi ile “zâbit” kelimesini bir kez bile olsun yanyana kullanmamışlar! Gerek 1701, gerekse 1792 Donanma nizamnâmelerinde Osmanlı Donanma gemilerininin “dâimî/muvazzaf” tayfasını târif etmek için “zâbit” kelimesi ile aynı anlamda kullanılan “gedikli” tâbirinin, 1890 nizamnâmesi ile sinsice bir “ameliyata” tâbi tutulduğunu ve “zâbit” tanımından dışlandığını görüyoruz.

1890 Gedikli Nizamnâmesinin bir özelliği daha var; “zâbit” anlamına gelen “gedikli” tâbiri ile “zâbit” tâbiri arasındaki anlam bağını kopartdılar! Osmanlı Donanmasında kullanılmaya başlandığı senelerden beri gemilerin devâmlı çalışan tayfasını târif etmek için hem “gedikli” hem de “zâbit” sözcükleri kullanılır idi.

Fakat 1890 Gedikli Nizamnâmesi ile;

  • Zâbit” kelimesinin, sâdece “subayı” târif edecek şekilde anlamının daraltıldığı,
  • Gedikli” kelimesinin de bu nizamnâme ile yeni tertip edilen ve “subay olmayan” donanma asker sınıfının adı olarak tefrik edildiği ortaya çıkıyor.

 

1890 Gedikli Nizamnâmesi ile böylece;

 

  • Zâbit” tâbiri; “mektebli, maaşlı ve muvazzaf” donanma askerini, bugünkü ismi ile “subayı”,
  • Gedikli” tâbiri ise; “mektebli, maaşlı, muvazzaf” ve fakat “zâbit olmayan" donanma askerini, bugünkü ismi ile “astsubayı” târif edecek şekilde tanzim edildiğini görüyoruz.

 

 Donanmamıza özgü tâbirât olan “gedikli” ve “zâbit” kelimeleri üzerinde yapılan “ameliyatı” şöyle özetlemek mümkün.

1701 senesinden beri donanmamızda anlamdâş olarak yek diğerinin yerine ya da birlikde kullanılan bu iki tâbiri donanma zâbitânımız, tam 190 sene sonra birbirinden ayırmış;

Ve dahi

  • Zâbit” kelimesini kendilerine yamamış,
  • Gedikli” kelimesini de kendilerinden olmayan ve yeni tertip etdikleri asker sınıfına bindirmiş!
 

*  *  *  *  *

 
Kıymetli meslekdaşım Ayhan BAYIRLI çok şaşıracak, farkındayım!Sayın Ayhan BAYIRLI'ya Reddiye, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Lâkin,

Hakikâtin er ya da geç, kendini teşhir etmek tıyneti vardır, değil mi?

Şahsen ben, hakikâtin kendisi olmasam da

O hakikâtin "sesi" olarak fâş eylemeye mecburum!

İşde,

Zamân, şimdi teşhir zamânıdır!

 

 Kânunnâmemize girdiği 1701 senesinden beri

Donanmamızda tam 190 sene birlikde yaşayan “gedikli zâbit” zencirini

Vatan hâini ve bölücü beyaz zâbitân heyetimiz, 1890 senesinde kırdılar.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Kırdıkları “Gedikli Zâbit” zencirinden de ortaya aslında;

tek gövdeli ve fakat iki başlı” şöyle iki sınıf asker çıkartdılar!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanmamızın beyaz zâbitân heyeti, derenin guşunu, o derenin daşı ile vurmuşlar! Helâl olsun vallahi!..

1890 Gedikli sınıfı nizamnâmesi ile donanmamıza kazandırılan(!) bir tâbir daha var; “sergedikli” ya da “başgedikli.” Gediklilerden fevkalâde hizmet edenlerin “sergedikli/başgedikli” rütbesine terfi ettirileceği, bu sayının da 10’u geçemeyeceği yazıyor. Bir başka ifâde ile “sergedikli/başgedikli” rütbesi, donanma “gedikli” sınıfına dâhil olan muvazzaf askerlerin en yüksek rütbesi idi.

 

*  *  *  *  *

 

2. “Gedikli Zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

 

Donanmamız “gedikli zâbit” sınıfı hakkında 1913 ve 1914 senelerinde olmak üzere iki kânun tertip edildi.

 

a. 1913 senesinde teşkil edilen Gedikli Zâbitlik;

Deniz Kuvvetlerimizde bugün “astsubay” unvânı ile bildiğimiz asker sınıfının, “resmî ve düzmece” târihcelerde 1890 senesinde teşkil edildiği söylenir. Bize de böyle yutdurmaya çalışırlar. Fakat asubaylığa nüve teşkil ilk mektebin târihini biraz daha gerilere götürmek mümkün. Deniz Kuvvetlerimizin “târih uğrusu” beyaz subayları bu hakikâti çok iyi bildikleri hâlde deniz asubaylığının târihini 1890 senesinden başlatırlar. Konuyu uzatmamak için ve “şimdilik” şerhi ile bu meseleyi bir kenara bırakalım. Ve Deniz Kuvvetlerimizin “resmî ve fakat uydurması” 1890 senesi ile yolumuza devâm edelim.

1890 senesinde teşkil edilen ilk “gedikli” sınıfının 1900’lü senelerde iflâs etmesinden sonra 1913 senesinde meriyyete konulan muvakkat (geçici) bir kânun ile “gedikli” sınıfı ikinci kez teşkil edildi.

c 1

 

1913 nizamnâmesi ile teşkil edilen “gedikli” sınıfı, “zâbit” sınıfına dâhil idi. Coni ordusunda “warrant officer” denilen asker sınıfının ta kendisi idi.

Bir senelik tecrübeden sonra, 1915 senesinde tatbikata konuldu. 1429 sayılı sayılı kânun ile de bu “gedikli zâbit” sınıfı 1929 senesinde lağv edildi.

Sebebi mi? Gâyet basit!

Beyaz zâbitân heyetimiz, gedikli zâbitânı kendileri için çetin bir rakip gördü de ondan...

İşde, belgesi...

 

İslâmiyeti kabul etdikden sonra bir gün Hz. Ömer (ra) şöyle der;

''Cahiliye döneminde yaptığım iki şey vardır ki hatırladığımda birisi beni güldürür, diğeri ise ağlatır!

 

  • Beni güldüren hâdise şudur; Her akşam kendi ellerimiz ile helvadan put yapar ve sonra da O’na tapar idik! Ertesi gün acıkınca da kendi ellerimiz ile yapdığımız o putu yer idik!''

 

  • Beni ağlatan hâdise de şudur; Kendi ellerim ile gömdüğüm kız çoçuğumu her hatırladığımda ise ağlarım!”

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bilge bir subay olan ve deniz târihimiz hakkında kıymetli kitaplar yazan emekli Tümamiral Afif BÜYÜKTUĞRUL;

  • Donanmamız bahriye gedikli zâbitliğin ilgâsı

     Ve dahi

  • Yerine ikâme edilen gedikli erbaşlık hakkındaki samimî fikirlerini 1967 senesinde şu sözler ile târihe kayıt etmiş.

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 .

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-2, Bahriye Gedikli Zabiti, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 Bugüne kadar yazdığı târihce kitaplarında kimi târihci asubay meslekdaşlarımızın bizlere;

 

Astsubay”,

 

Küçük zâbit

 

Ya da

 

Gedikli küçük zâbit

 

Diye yutdurmaya tevessül etdiği soldaki resimde gördüğünüz "ispaletli" ve "kılıçlı" bahriye askeri aslında,

Sayın BÜYÜKTUĞRUL’un 1967 senesinde yazdığı kitabın yukarıda gördüğünüz 52’nci sayfasında bahsetdiği

"Zâbit" sınıfına dâhil olan

Ve dahi

1492 sayılı kânun mucibince 1929 senesinde tasfiye edilen “bahriye gedikli zâbitliğinin” son temsilcisidir.

 

Bahriye gedikli zâbitlik konusunda bizim beyaz zâbitân heyetimizin yapdığı bu alicengiz oyununa bakınca,

Benim de aklıma şimdi, Hz. Ömer (ra)'in yukarıda okuduğunuz şu hazin kıssası geliverdi...

 

İngiliz Bahriyesi’nden aşırdıkları “Gedikli Zâbitliği” bizim beyaz zâbitân heyetimiz,

İyi taraflarını guşa çevirdikden sonra kendi bahriyemizde teşkil etdiler.

 

Fakat kendi elleri ile yapdıkları bu asker sınıfını beyaz zâbitânımız;

Sırf kendilerine rakip olarak gördükleri için gene kendi elleri ile yediler.

 

Sadr-ı âzam daşşağından düşme bizim bahriye zâbitânımız;

  • Kendilerine rakip gördüğü “Gedikli zâbitliği” subay sınıfından tasfiye etdiler,

       Ve dahi

  • Donanmanın zor ve çok tehlikeli işlerini de “gedikli” dedikleri asubayların döşüne yüklediler.

 

 İşde bu sebepdendir ki bahriye zâbitân heyetimiz;

 Dikensiz gül bahçesine çevirdikleri Deniz Kuvvetlerimizde

 1929 senesinden beri tam anlamı ile tatlı bir saltanât sürüyorlar... 

Asubay Tefrikası 6_2_ Beyaz Efendi Subay Kurnazo ve Kara Köle Asubay Kerizo_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

b. 1914 senesinde teşkil edilen "Küçük Zâbitlik" ve "Gedikli Zâbitlik"; 

 

1914 senesinde meriyyete konulan muvakkat (geçici) bir kânun ile Osmanlı Donanmasında;

Küçük zâbit” ve “gedikli zâbit” sınıfının her ikisi de ikinci kez teşkil edildi.

c 2a

 

Bir senelik tatbikatdan sonra 1915 senesinde meriyyete konulan yeni bir kânun ile 1914 nizamnâmesi tasdikan kabul edildi ve meriyül icraya konuldu.

c 3

Böylece hem küçük zâbit" sınıfı hem de “gedikli zâbit” sınıfı, “muvazzaf” birer asker sınıfı hâline getirildi. “Gedikli zâbit” sınıfı, aynı nizamnâme ile teşkil edilen “küçük zâbit” ve “mühendis” (teğmen)’in mafevki ve fakat “zâbit” sınıfının ise mâdûnu idi. Bir başka ifâde ile 1914 senesinde teşkil edilip 1915 senesinde “muvazzaf(dâimî) hâle getirilen “gedikli zâbit”, “zâbit” ile “küçük zâbit” arasında yer alıyor idi. Ve İngiliz Bahriyesindeki “warrant officer” denilen asker sınıfının aynısı idi. Çünkü Bahriyemiz, İngiliz Bahriyesinin kendi Deniz Harp Okulunda 1905 senesinde tatbik etmeye başladığı eğitim/öğretim müfredâtını 1909 senesinde aynen tatbik etmeye başladı. Ve hattâ Bahriye Mekteblerimize İngiliz hocalar ve müdürler tayin etdi. Deniz Asubaylığının 125’inci kuruluş sene-i devriyyesi vesilesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 2015 senesinde neşretdiği aşağıda gördünüz târihce’de bile bu önemli meseleyi doğru anlatamamışlar. “Gedikli zâbit”liğin, “küçük zâbit” (astsubay) olduğunu yazmış gerzekler.

1914 nizamnâmesi ile muvakkat (geçici) olarak teşkil edilip 1915 nizamnâmesi ile “muvazzaf” yapılan ve “zâbit” sınıfına dâhil olan “gedikli zâbit” sınıfı, donanmamızdaki mevcudiyetini 1929 senesine kadar devâm etdirdi.

Bu sene içinde kabul edilen yeni bir kânun ile;

  • Gedikli”
  • Gedikli zâbit”

         Ve

  • Küçük zâbit” sınıflarının hepsi birden lağv edildi.

 

1927 senesinde meriyyete konulan bu kânun ile donanmamızda bu kez de “gedikli küçük zâbit” ismi ile ve gene “zâbit ile efrâd” arasında “ortada sandık” vazife yapmak üzere bugünkü “asubaylığın” aynısı olan yeni ve uyduruk bir asker sınıfı teşkil edildi.

Bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak bildiğimiz asker sınıfı üzerinde oynanan ihânet oyunları bunlardan ibâret değil elbet. Kendilerinin hamallık olarak addetdiği ve yapmaya tenezzül etmediği işleri yapacak yeni asker sınıfları tertiplemekde zâbitân heyetimiz, hiç vakit kaybetmedi. 1927 senesinden sonra da başka isimler ile fakat gene aynı kokuşuk zâbit zihniyeti ile “ortada sandık” ve kendi görevlerini yapdıracak yeni ve uyduruk asker sınıfları peydahladılar.

Dedelerimizin Umûmî Harb dediği Birinci Cihân Harbi'ne iştirâk eden donanma “gedikli” ve “küçük zâbit”lerden düşmân eline  düşenler, kendi zâbitânlardan ayrıldı ve esir kamplarında efrâd (er) muamelesi yapıldı. Er ile birlikde aynı koğuşlarda kaldılar. Er maaşı ve er tayını aldılar. Birinci Cihân Harbi esnâsında taraf olduğumuz 1906 Cenevre ve 1907 La Haye Sözleşmesine göre “zâbit” hâricindeki askerlerin hepsine “er” muamelesi yapılıyor idi. Donanma “gedikli”, “küçük zâbit” ve “gedikli zâbit”lerimizden düşmân eline esir düşen var mı, ne hazindir ki bilemiyoruz.

Fakat “muvazzaf” olup da düşmân kampında “mükellef er” muamelesi gören Berrî (Kara) küçük zâbitânımız, yaşadıkları acı hâtırâları yazdılar. Rusya’ya esir düşen askerlerimize de imkânları daha iyi olan binâlarda esir tutulan kendi subaylarımıza “hizmet erliği” yapdırıldığını yazan kitaplar da var. Yeri gelmiş iken bu konu ilgili bir hâtıradan kısaca bahsedelim. Muhabere küçük zâbit olan Hamit ERCAN, Başçavuş rütbesindeyken hasta olduğundan dolayı yürüyemez. 1916 senesinde İngilizlere esir düşer ve Mısır’daki Belbis esir kampına kapatılır. Gönüllü olarak çalışmak isdediğini söyler. İngilizler Hamit ERCAN’ı, tamir için zâbitânımızın hapsedildiği Seydibeşir esir kampına  gönderir.

Küçük zâbit Hamit ERCAN, Seydibeşir zâbit kampında esir zâbitânımız için;

  • Kütüphâne olduğunu,
  • Sinema oynatıldığını

        Ve dahi

  • İçki satıldığını gördüğünden hayretle bahseder.

 

 Buraya kadar yudumladığımız sözün özü şudur;

Akıllı değil fakat kurnaz olan zâbitân heyetimiz, “semer vuracak eşşekleri” her devirde aradılar ve buldular.

 

*  *  *  *  *

 

Seccâde niyetine üsdüne secde edip de

Güzellerin gül kokulu göğsünde namaz kılan, sen, Hayyâm!

Farkında mısın?

Eşi, dosdu verdik birer birer toprağa;

Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.

Sen, yorgun eşşek, hâlâ bu kalleş çöldesin:

Sırtında bunca yük, yürü bakalım hâlâ!..

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylık târihi konusunda kalem oynatan meslekdaşlarımızın hepsi, donanmamızdaki bu “gedikli zâbit” sınıfını, “asubay” sınıfı olarak kabul etmek hatâsına düşüyorlar. Böyle yapmak ile de; akıllarını dinleyerek doğruyu arayıp doğruyu anlamak ve yazmak yerine o azıcık akıllarını da beyaz zâbitânımıza ödünç veriyor ve beyaz zâbitânımızın yazdığı ezberleme ve kuru sıkı târihin papağanı oluyorlar.

2. “Küçük Zâbit” sınıfının teşkili ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

Donanma ordumuzda 1890 senesinde teşkil edilen “gedikli” sınıfı, nizamnâmesinde sarahâtle ifâde edildiği üzere, “zâbit” değil idi. Bu “gedikli” sınıfı, bugün “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. 1890 senesinde ilk kez teşkil edien “gedikli” sınıfının 1900’lü senelerde iflâs etmesinden sonra 1914 senesinde çıkartılan muvakkat (geçici) bir kânun ile, efrâd ve zâbit sınıflarına ilâve olarak iki yeni sınıf asker teşkil edildi;

1. Küçük zâbit

2. Gedikli zâbit

Bu kânun ile tertip edilen “gedikli zâbit” sınıfını yukarıda bölümde izâh etdik. Gene aynı kânun ile teşkil edilen “küçük zâbit” sınıfı, “asubay” muâdili olarak donanmamızda ikinci kez ihdâs edildi. Bir senelik bir denemeden sonra 1915 senesinde muvazzaf (dâimî) hâle getirilen bu kânuna istinâden “küçük zâbit” sınıfı askerler, “gedikli zâbit” ile “efrâd” arasında görev yapacak idi. Bu “küçük zâbit” sınıfı da bugün “asubay” olarak bildiğimiz asker sınıfının ta kendisi idi.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızda bir zamânlar canı bahâsına vatan hizmeti görmüş; zâbitân heyetimizin yapmaya tenezzül etmediği sağlığa zararlı ve çok tehlikeli ileri yapmış “gedikli”, “gedikli zâbit” ve “küçük zâbit” sınıfları hakkında bu kısa, doğru ve son derece önemli bilgleri fâş eyledikden sonra; 

İmdi dönelim, bu üç sınıf bahriye askerinin ihdâs edilmesinin esbâb-ı mucibesine...

Buraya kadar verdiğimiz bilgiler ile bu ara sınıfların niçin teşkil edildiği konusunda belli bir fikriniz teessüs etmişdir, herhâlde.

Bildiğiniz üzere buhar makinesini İngilizler keşfetdi. İcâd etdikleri buhar makinesini İngilizler, 1850’lerden itibâren kendi donanma gemilerinde kullanmaya başladı. Bu vakde kadar yelken ile hareket ettirilen ahşap gövdeli gemiler, deniz harblerinde nal toplar oldu. Buhar teknolojisindeki bu başdöndürücü gelişmelerden dolayı; dönemin büyük devletleri, yelkenli ve ahşap gövdeli gemilerini buharlı gemiler ile değişdirmek için müthiş bir yarışa girmeye mecbur kaldı. Buhar makinesini ilk icâd eden millet, İngilizler olmuş idi. Buhar makinesini harb gemisine ilk tatbik eden millet de gene İngilizler oldu.

Buhar demek o vakitlerde kömür demek! Kömür demek; cehennem ateşi demek, insanın ciğerini çürüten toz demek, zehirli duman demek! Dünyânın buharlı ilk harb gemisi olan HMS Agamemnon’u İngilizler, 1852 senesinde hizmete aldılar ve sâdece 10 sene kullandılar. Bu gemiyi işletmek için çoğu elektrikci, motorcu, çarkcı, kazancı ve ateşci olmak üzere 860 “zâbit ve er”, geminin kazan dâiresinde hep birlikde ter döküyorlar idi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanmamızda, bugün hâlâ “muhabere” sınıfı subay yokdur.

Kara ve Hava Kuvvetlerimizde muhabere subaylarımızın yapdığı işin aynısını, Deniz Kuvvetlerimizde, telsizci asubaylarımız yaparlar.

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gedikli Erbaşları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Okuduğunuz şu kelimeleri sizlere üfüren Eski Tüfek Şükrü IRBIK da

Telsizciliği tam 30 sene icrâ eden bir donanma “gediklisi” idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gediklisi Şükrü IRBIK_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde,

İstanbul / Beylerbeyi Deniz Astsubay Hazırlama Okulu'ndan 1981 senesinde mezun olan

Ve dahi

1979-1980 senesi II-C sınıfı arkadaşlarım ve ben Şükrü IRBIK...

 

İlk resimdeki isimsiz öğrenci, bir üst devreden bizim sınıfa gelen İzmitli arkadaşım Tunay AKIN'dır.

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gediklisi _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İşde,

Deniz Astsubay Güverte Sınıf Okulundan 1982 senesinde mezun olan 92’nci dönem Deniz Astsubay Adayları...

 

Asubay Tefrikası 6-2_ 1982 devresi Deniz Telsiz Asubay Çavuş  Adayları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Lâkin;

Cumhuriyetimizin ilk senelerinde; telsiz, mayın, motor, elektriktorpido vs. meslekleri zâbitân heyetimiz icrâ ediyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Bahriye Telsiz Zabitleri_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat bu işleri kendilerine yakışdıramayann sadr-ı âzâm daşşağından düşme beyaz zâbitân heyetimiz,

Bu meslekleri zamân içinde “gediklilerin” döşüne yüklediler!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Deniz Asubaylığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İşde belgesi...

Yukarıda kapak resimini gördüğünüz Deniz Asubaylığı târihcesinin 54 ve 55’inci sayfalarında neşredilen makâlenin sahibi Abidin DAVER’dir. İstanbul Soğukçeşme (Kara) Askerî Rüşdiyesi mezunu olan DAVER, denizciliği seven ve "sivil amiral" olarak tanınan bir kişi idi. Bu sebepden dolayı bu makâlesinde dönemin donanma gedikli zâbitliği hakkında verdiği bilgiler bilen bir kişinin kaleminden dökülmüş gerçeklerdir.

Osmanlı saltanâtının Sadr-ı âzam daşşağından düşme bahriyeli beyaz zâbitân heyetimizin;

Kendileri gibi zâbit sınıfına dâhil olan gedikli zâbit dedikleri askerler hakkındaki gerçek düşünceleri

1918 senesinde işde, aynen aşağıda gördüğünüz gibi idi...

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Kendi yapdıkları bütün işleri sübyan gediklilerin döşüne yükleyen bahriyeli beyaz zâbitânımız artık bundan sonra;

  • Gemi güvertesinde ellerinde gezdirdikleri götlerini büyütecekler,
  • Yağ, pas, tuz, barut değmeyen nasırsız elleri ile oturdukları yerde terfi-i rütbe edecekler,

      Sonracığıma;

  • Babasının gemisine komutan, ya da paşa dedesinin Deniz Kuvvetlerine başkomutan filan olacaklar idi.

       Fakat

 

  • Bahtı yanık garip Anadolu çocukları ise 10, 15, 20 sene aynı yerde otlayacak idi...
  • Nasıl? Gözel mi?
  • K.K.K. iken Hulusi AKAR da 2014 senesinde asubay talebelerine Balıkesir’de aynısını demiş idi...

  • Kendi yapdıkları işleri gedikli dedikleri vatan evlatlarının döşüne yüklemek ile yetinmeyen sübyancı zâbitlerimiz;
  • 25 yaşındaki delikanlıların yapabileceği kadar ağır ve zor gemicilik ve askerlik işlerini de
  • Gedikli dedikleri 13 yaşındaki sübyan çocuklarımıza yapdırdı şerefsizler...

 

İstanbul / Beylerbeyi’ndeki Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’na kayıt yapdırdığım 1978 senesi Eylül ayında

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK da 15 yaşında, Bahriyeli sübyan bir talebe idim.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ayaklarının altını öpdüğüm anam Şahinde IRBIK, yeğenim Ali Osman ŞAHİN ve ben Şükrü IRBIK.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat bizim 1982 devremizde 13 yaşında olan arkadaşlarım da var idi.

 

*  *  *  *  *

 

Muzaffer bir donanmaya mâlik olmak için teknolojinin dayatdığı tekâmülü inkâr etmenin artık imkânı yok idi. Osmanlı Devleti de maddî imkânlarını iyice zorlamak bahâsına bu yarışa girdi Buhar makineli ilk harb gemilerimizi, İngiltere’den satın almaya başladı. Dünyâda denizcilik konusunda yaşanan bu hızlı dönüşüm ve acımasız rekâbet, buharlı gemilerdeki yeni makineleri çalışdırabilecek uzman bir iş gücüne sahip olmayı dayatdı. 19. yüzyıl ortalarına doğru Osmanlı Donanmasındaki bu teknoloji devrimini yapacak “uzman emek gücü” mevcut değil idi. Çünkü buhar makinası imâl etmeyen ülkenin bu makinaları işletecek uzmanı da olamaz idi! Hâlihazırda donanmamızdaki gemilerde ona buna emir vermekden başka bir işe yaramayan mektepli bahriye zâbitân heyetimiz; donanmamıza yeni alınan buharlı gemilerin kömür ile çalışan makine dâiresine inmek isdemedi. Yağlı, isli, tozlu, dumanlı, gayri sıhhî ve bu çok tehlikeli işlerde çalışmaya tenezzül etmedi. Bahriye zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği bu ağır ve tehlikeli işleri yapacak, “uzman”, “ucuz” ve fakat “ara sınıf” emekci askerlere şiddetli bir ihtiyâç  zuhûr etdi.

Batının icâd etdiği teknolojinin getirdiği yeni işleri yapmak isdemeyen bizim beyaz zâbitân heyetimiz,

Tezgahladığı yeni ve ara sınıfı askere olan ihtiyâcı, bakınız kendi sözleri ile nasıl da mâsum ve mâkul gösdermeye tevessül etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Deniz Asubay Okulunun yukarıda gördüğünüz  târihcesinde; “Subaylar ile erbaş ve erler arasında görev yapacak “astsubay” sınıfına ihtiyâç duyulmuş!” diyorlar.

19

Bu ihtiyâcı “duyan” şerefsizler kimler idi? Böyle bir ihtiyâc olduğuna kim, ne zamân, nerede karâr verdi? Buhar makinesini icâd eden İngiltere’de ve Amerikan ordusunda, 1890 senesinde sâdece iki sınıf  asker var iken sen, üçüncü bir sınıf askere olan ihtiyâcı, nerenden uydurdun be şerefsiz?

Yukarıda gördüğünüz târihi yazan subaylarımız diyorlar ki; 1890 senesinde donanmamızda “erbaş” ve “astsubay” isminde asker sınıfları var imiş! Târih yazıyoruz diye üfürün bakalım dübürünüzden, üfürebildiğiniz kadar, nâmussuzlar!

Bu cümleyi yazan avanak subaylarımız;

1890 senesinde Türkce söz dağarımızda “erbaş” ve “astsubay” kelimelerinin mevcut olmadığının farkında bile değil!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Töre konuşunca han sükût eder! Târih uğrusu ve târih câhili” bu subaylarımız bilmez ki “erbaş” dedikleri tâbiri ATATÜRK’ün kendisi türetdi. Hem de 1890 senesinden tam 45 sene sonra, 2771 sayılı kânun ile taa 1935 senesinde...

Ayrıca

Haşmetli Kraliçenin donanmasında bugün bile hâlâ iki sınıf asker var;

 

1. Er,

 

2. Zâbit.

 

Sen, Donanmandaki üçüncü asker sınıfı olarak “astsubaylığı” 1890 senesinde nerenden uydurdun, be şerefsiz?

Ananızın çakır gözlü çocukları sizlersiniz öyle mi?..

 

Asubay Tefrikası 6-2_ İngiliz Bahriyesinde asker sınıfları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Tomi’lerin kıyâfetleri, işde bugün böyle!

Bizim her boku bilen bahriye zâbitânımız bir baksın hele!..

"Asubay" dedikleri "ortada sandık" bir asker sınıfı Tomi’lerde var mı imiş?

 

Asubay Tefrikası 6-2_ İngiliz Bahriyesinde asker sınıfları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz resimlerde bir şeye daha dikkat buyurunuz;

Bizim zottirik subayların “astsubay” dediği askere, bakınız, İngiliz Tomi’si ne diyor!

 

 

*  *  *  *  *

 

14 Haziran 1935 Cuma günü Reisicumhur K. ATATÜRK;

Cümhuriyet Ordusunu sâdece iki sınıf askerden teşkil etdi;

 

1. Erât

 

2. Subay 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Siz, ATATÜRK’ün askeri olduğunu söyleyen, bugünün zübük subayları;

Cümhuriyet Ordusuna;

 

  • Üçüncü,
  • Dördüncü,
  • Beşinci,
  • Altıncı,
  • Yedinci,
  • Sekizinci,

 

Sınıf askerleri sokuşdurmak hakkını kimden aldınız?

 


Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İngiltere’nin buhar makinesini icâd etdiği senelerde bizim donanma neferimiz okuma-yazma dahi bilmiyor idi. İşde, sırf bu “uzman” “ucuz” ve “ara sınıf” emek gücünü temin etmek üzere Donanma-yu Hümâyûn, 1890 senesinde; “zâbit” ile “efrâd” arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak “gedikli” isimli yeni bir asker sınıfı tertip etdi. Nizamnâmesini ise dört deveyi havutu ile bir lokmada yutması ile meşhur olan “yeyici” lakaplı Bozcaadalı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa hazırladı ve  padişaha arz eyledi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_Bozcaadalı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bahriye Mektebi ismi ile eğitim veren Deniz Harp Okulunda bu senelerde eğitim süresi sâdece 3 sene iken,

Gedikli sınıfının eğitim süresi tam 5 sene idi.

Donanma Gedikli Sınıfı; 

 

  • 5 senesi talebelik (neferlik)
  • 5 sene sıbyan efrâdlığı
  • 9 sene Gedikli olmak üzere toplam 14 sene donanma askerliği yapacak idi.

 

Talebe olarak gemide geçirilen beş senelik tâlim taallümden sonra gediklilerimiz; 

  • Tam 14 sene donanma gemilerinde mecburî hizmet edecek,
  • Bu süreyi “sağ-sâlim” tamamlayanlar ise “maaş bağlanmadan terhis edilecekler idi. 

 

Vay, anam babam, vay!.. Donanmamıza asker değil de sanki kendilerine köle alıyorlar be!

Ve böylece; 

  • Gediklilerimiz, 14 senelik mecburî hizmetleri süresince donanmanın en ağır ve çok tehlikeli işlerini yaparken
  • Zâbitân heyetimiz de gemi güvertesinde, ellerinde öte beri göt gezdirecek idi.

 

Gedikli mektebine evvela İstanbullu çocuklarımızı aldılar. Fakat İstanbulun gün görmüş cin göz çocukları, bu yemsiz zokayı yutmadı! Gemide eğitim veren mektebe talebe bulamayınca Donanma-yu Hümâyûnumuz, bu kez de taşradan fakir fukara çocuklarını devşirmeye başladı. Gedikli onbaşı oldukdan sonra içine düşdükleri tuzağı anladıklarında, babasının evinde yiyecek ekmeği bile olmayan köylü ve fakat cin göz çocuklarımız da Gedikli sınıfına rağbet etmediler.

1890 Nizâmnâmesine göre “Gedikli” sınıfının, “zâbit” sınıfına nakil ve tahvilleri kati’yyen câiz değil idi.

Beş senelik mükemmel bir tâlim taallümden sonra donanmamızda göreve başlayan

Ve dahi

Zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği

Ve fakat

Bahriye erlerimizin de yapamadığı ağır, tehlikeli ve karmaşık işleri yapan Gedikliler aslında;

  • Zâbitin yapdığı bütün işleri yapdığını
  • Efrâdın yapdığı bütün işleri de yapdığını
  • Fakat zâbit olmadıklarını görünce, donanma gedikli sınıfına talep bir anda dibe vurdu.

 

*  *  *  *  *

 

Bugün itibârı ile şöyle bir düşünsek!

Ordularımızda bugün subaylarımızın yapdığı hangi işleri, asubaylar yapamazlar?

Ya da meseleye mefhumu muhâlifinden bakalım ve şöyle bir suâl soralım!

Asubaylarımızın bugün yapdığı işlerden hangilerini subaylarımız yapamazlar?

Bu suâllerin bugün cevâbı ne ise, yüz sene evvel de aynen öyle idi...

 

 

*  *  *  *  *

 

1890 Nizamâmesinin son maddesi şöyle diyor idi; “Madde 29 — İleride icâbı hâle göre işbu nizamnâmenin “tevsi” veya “tâdili” zımnında lüzumu tahakkuk eden mevâddın derç ve ilâvesi câizdir.” Eldeki mevcut Nizamnâme, günün şartlarına göre değişiklik yapmaya cevâz verdiği hâlde bahriyeli zâbitân heyetimiz bu maddeyi, günün icâbına göre ne “tevsi” etdi ne de “tâdil”. Kendinden başkasına hayât hakkı tanımayan şerefsiz zâbitânımızın bu fesat tavrı yüzünden donanma gedikli sınıfı ölüme mahkûm edildi. Yirminci asırın başına geldiğimizde, donanmamızda mevcudu yedi yüz civârında olan gedikliler tamâmı, padişah irâdesi ile zâbit sınıfına nakledildi. Mektep gemilerine de yeni gedikli talebesi kayıt edilmedi.

Zâbit ile erat arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak bu yeni sınıf askerler, bugünkü anlamda “asubaylığın” aynısıdır. 1890 senesinde tâlim taâllüme başlayan Donanma Gedikli mektebi; bir senesi limandaki gemide, dört senesi de denizde gezen gemideki işinin başında olmak üzere toplam beş senelik mükemmel bir eğitimden sonra ilk mezûnlarını, gedikli onbaşı rütbesi ile 1895 senesinde verdi.

 

 Zâbit kadar eğitimli ve donanımlı olduğu hâlde;

 Zâbitin aldığı maaşın nısfını dahi alamadığından

 Ve dahi

 Zâbit olamadığından dolayı,

 Bahriye Gedikli sınıfına talep daha ilk senelerde birden dibe vurdu... 

 

O an mevcut olan 700 civârındaki Donanma Gediklisinin tamâmı, padişah irâdesi ile zâbitliğe nakledildi. Ve  akabinde, Donanma sefinesinde talim taallüm veren “Gedikli mektebi” kepenk indirdi. 1900 senesinin başlarında da Donanmanın ilk “gedikli” sınıfı tamâmen iflâs etdi.

Ve böylece Donanmamızda “zâbit ile nefer arasındaortada sandık” misâli görev yapmak üzere ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfı, şimdilik böylece iflâs etdi.

01 Nisan 1890 Salı günü meriyyete giren nizamnâmesinin ilgâ edildiğine dâir hiçbir belge bulamadım. Daha da hazini, gedikli sınıfı Nizamnâmesinin akıbetini, bugün Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız dahi bilmiyor!..

 

*  *  *  *  *

 

1890 senesinde ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfından farklı olarak,

Muvakkat (geçici) bir kânun ile “gedikli zâbitân” sınıfı 1913 senesinde ilk kez teşkil edildi. Bu “gedikli zâbitân” sınıfı, zâbit sınıfına dâhil idi. Fakat, kendi sınıfına dâhil olan “gedikli zâbitânı” bu kez de mektepli bahriye zâbitânı kendisine çetin bir rakip olarak gördü. Bu maya da tutmadı! Ve 1915 senesinde kabul edilen bir kânun ile, zâbit sınıfına dâhil olan bu “gedikli zâbit” sınıfı da lağv edildi.

Gelişen teknolojinin dayatdığı âlet, makina ve silâhları kullanmaya, bahriye zâbitânımız hâlâ istekli değil idi. Zâbitânın yapmayı hamallık addetdiği ve fakat efrada da yapdıramadığı işleri yapacak “orta kademe” bir asker sınıfına olan şiddetli ihtiyâç azalmak şöyle dursun iyice artmış idi. İngiltere’den satın aldığımız buharlı gemileri işletecek bahriyeli askerimiz yok idi. Bembeyaz bahriye elbesesini çıkartıp, yağlı tulumu giymek isdemeyen bahriyeli kurnaz zâbitânımız, kendilerinin yapması gereken işi yapacak “ortada sandık” bir asker sınıfını ikinci kez peydahlamakda gecikmedi. Bu şiddetli ihtiyâcı tedârik etmek üzere bu kez de 1914 senesinde muvakkat bir kânun tertip etdiler. Bu muvakkat kânun ile o târihde mevcut olan zâbit ve efrâda ilâve olarak iki yeni muvazzaf asker sınıfı birden teşkil edildi;

 

1. Küçük zâbit,

 

2. Gedikli zâbit.

 

Bir senelik bir sınamadan sonra 1915 senesinde tasdikân (aynen) kabul edilip meriyyet-ül icrâya konulan bu kânun ile ihdâs edilen donanma “küçük zâbitliği”, bugün bildiğimiz “asubay” sınıfının ta kendisi idi. “gedikli zâbit” denilen asker sınıfı ise zâbitin mâdûnu, fakat küçük zâbitin mafevki idi. Zâbit hâricindeki bütün askerlerin içine tıkışdırıldığı bu yeni kânun ile Bahriyemizde bir anda 4 sınıf asker peydâ oldu...

Bahriye zâbitân heyetimizin beceriksizliği, işbilmezliği ve en çok da hâinliklerinden dolayı donanmamız, batılı donanmalar karşısında mağlubiyetler aldıkca bahriyemizi çağın gereklerine göre tanzim etmeye çalışdık. Donanmamızı ıslah ederken de gidip düşmânımız olan devletlerden yardım devşirdik, iyi mi! Küffar deyip cihâd ilan etdiğimiz bu devletlerin aklı ile sıçmaya gidip kendi donanmamızı tanzim etmeye çalışdık.

  • Gedikli” ve “gedikli zâbit” sınıfları, bizim donanmamıza özgü unvânlar. Bu tâbirâtın donanmamız ıstılâhına ne zamân dâhil edildiğini yukarıdaki bölümde açıkladık.

 

  • Donanmamıza ait resmî evraklarda “küçük zâbit” tâbirine 1880’lerde rastlıyoruz. Donanmamızın bağrına paslı bir kama gibi saplanan ve “ortada sandık” gibi duran “küçük zâbit” (petty officer) tâbirini ise biz, 1880’li senelerde İngiltere’den aldık! İngiltere’den aşırdığımıza delil olarak da ben, 1881-1886 senelerinde Bahriye Nâzırlığı yapdırdığımız İngiliz çaşıtı Hobart Paşa’yı ileri sürüyorum. Aksini iddia eden var ise şâyet; “iddiâsını isbata dâvet ediyorum!

 

Türk donanmasının rûhuna uymayan bu iki sınıfdan birisi olan “gedikli zâbit” sınıfını, subaylarımız kendilerine çetin bir rakip gördüğü için kısa sürede lağv etdiler.

Fakat bahriyemizin beyaz zâbitân heyeti, kendi yapması gereken işleri sırtına yıkdığı “küçük zâbitliğe”, denize düşeninin yılana sarıldığı gibi sarıldı ve canı bahâsına idâme etdirdi. Menfaatperest zâbitânımızın bu tek taraflı tutumu yüzünden bugün yüzlerce sıkıntısı ile karşımızda duran onbinlerce “deniz asubayı” var.

Neticeten;

İstiklâl ve Çanakkale Harplerinde, birbirinden tamâmen farklı tam 4 sınıf bahriye askeri harb etdi;

 

1. Mükellef Efrâd (Er)

 

2. Muvazzaf Küçük Zâbit

 

3. Muvazzaf Gedikli Zâbit

 

4. Muvazzaf Zâbit

 

Kendilerinin yazdığı ya da kendi şakşakcılarına yazdırdığı kahramanlıklar ile süslü menkıbelerinde bahriye zâbitân heyetimiz; şan, şöhret ve şeref pâyelerini sâdece kendi hânelerine ganimet kayıt eder iken

Zâbit hâricinde kalan “muvazzaf küçük zâbit” ve “muvazzaf gedikli zâbiti” ise

Nefer (er) hânesine yazdılar ve bu donanma askerlerinin adından bile bahsetmediler. 

Nereden mi biliyorum?

Çünkü sordum,

 

Bugüne kadar İstiklâl Madalyası tevdi edilen;

a. Subay,

b. Astsubay,

c. Er ve Erbaş

 Sayısı ayrı ayrı olmak üzere nedir? 17.12.2013.

943 890 başvuru numarası ile mesajınız başarı ile iletilmiştir.Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz. 

 

Ve dahi

Muttali oldum! 

 

  

   MÜS.YRD.   :  32984417-1640- 980 -13/ASAL D.Loj.ve İd.Ş.                                                  02 Aralık 2013

(This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.)

 İLGİ :  26 Kasım 2013 tarihli elektronik postalarınız incelenmiştir.

 1. İlgi elektronik posta incelenmiştir.

 2. 4982 sayılı bilgi edinme hakkı kanunu ve kanuna ilişkin yönetmelik esasları gereği tarafınızca   istenilen bilgiler aşağıya çıkarılmıştır. Bu kapsamda;

   a.  Subay (Askerî memurlar dâhil) 16.647,

   b.  Astsubay/Erbaş ve er 120.869 olmak üzere

  toplam 137.516 kişi İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

 Rica ederim.

                                                                                                  İ M Z A L I D I R

                                                                                                   Nihat ÇAĞAN 

                                                                                                   Personel Albay

                                                                                                   ASAL D.Bşk.Yrd.

 

İşde,

Yukarıda görüyorsunuz!

 

*  *  *  *  *

 

1890 nizamnâmesinin “esbâb-ı mucibesi” yok!

Dönemin Bahriye Nâzırı Hasan Hüsnü Paşa güyâ kerem eyleyip bir emir buyurmuş!

Ve düşünüp tartışmadan donanmamızda “gedikli” isminde üçüncü bir asker sınıfını tertip etmişler.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yeyici, yutucu” Hasan Hüsnü Paşa’nın emir buyurup hazırlatdığı o nizamnâmenin son satırına bakıyoruz

Ve dahi

Orada şu şerhi görüyoruz;

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

26a

  

Devletin padişahı dururken, 

Sadr-ı Ȃzamı dururken,

Seraskeri dururken;

Bahriye Nâzırı bir zâbitin emir buyurup yeni bir asker sınıfı tertiplediğini söyleyen “târih câhili” zâbitân gürûhumuz,

Altı yüz seneden fazla yedi düvele nizâm veren Osmanlıyı, kabile devleti zannediyor zahir!.. 

Donanma Gedikli sınıfının teşkil edilmesi için Bahriye Nâzırı’nın emir verdiğini söyleyen târih soytarısı subaylarımız,

Demek ki nizamnâmesini görmedikleri Donanma “gedikli” sınıfı hakkında târih yazmaya tevessül etmişler!

Yazıklar olsun sizlere!.. 

Eski Tüfek de gemici tayfası idi, bilir bu işleri!

Senin Bahriye Nâzırı dediğin Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa,

Sultan II. Abdülhamid’den izin almadan değil yeni bir asker sınıfı tertiplemek,

Kumandanı olduğu sefinedeki helâya sıçmaya bile gidemez idi...

 

İşde isbatı;

 

Osmanlı Devletinin İlk Anakânunu olan Kânun-i Esâsî, 24 Aralık 1876 târihinde meriyyete konuldu.

 

Donanma Gedikli” sınıfının teşkil edildiği 1890 senesinde meriyyetde olan işbu Kânun-i Esâsi’nin

Yedinci Maddesi şöyle der;

 

 

Madde Yedi —  Vükelânın azil ve nasbı ve rütbe ve menasıp tevcihi ve nişan itâsı ve eyelâtı mümtazenin şerâiti imtiyaziyelerine tevfikan icrâyı tevcihatı ve meskûkât darbı ve hutbelerde namının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedât akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kânuniyenin icrâsı ve devairi idârenin muamelâtına müteallik nizâmnâmelerin tanzimi ve mücazaatı kânuniyenin tahfili veya affı ve meclisi umuminin akt ve tatili ve ledel iktiza heyeti mebusanın azası ve yeniden intihap olunmak şartile feshi hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir.

 

 

*  *  *  *  *

 

1915 Nizamnâmesi meclisde müzâkere edilmiş. Fakat maddeler üzerinde hiçbir tartışma yapılmamış. “Gedikli zâbit ve küçük zâbit” sınıfı donanmamızda niye teşkil edilmiş, belli değil! Maddeler okunmuş, mebuslar dinlemiş! Maddeler reye sunulmuş, mebuslar ellerini havaya kaldırmış! Hiçbir mebus, bir tek dahi olsa fikir beyân etmeden bu kânunu kabul etmişler!

 

*  *  *  *  *

 

Resmî(!)” târihcesine bakdığımızda bahriyeli subaylarımız, Deniz Kuvvetlerimizi 1081 senesinde teşkil etdiğimizi söylüyolar. Kurulduğu ilk günlerde donanmamızın doğru dürüst bir nizâmı olmadığını ve gemilerimizi “usda-çırak” esâsına göre idâre etdiğimizi de gene aynı subaylarımız söylüyor. Donanmamıza dâir ilk kânunnâmemizi, 1701 senesinde yazmışız. Bu kânunnâmede, gemideki işlerin kısmen de olsa bir düzene göre yapıldığını ve fakat tayfa arasında hâlâ bir “sınıflaşma” olmadığını görüyoruz. 1792 Kânunnâmesi ile gemi tayfası dört sınıfa tefrik edilmiş. Bu Kânunnâmenin tatbik edilmesi ile donanmamız tayfası arasında ilk kez “sınıflaşma” başlamış.

Teşkil edildiği ve “sınıfsız” olarak hizmet verdiği 1081 senesinden, gemi tayfasını ilk kez “sınıflara” böldüğümüz 1792 senesine kadar geçen 711 sene içinde Osmanlı Donanmasının en parlak ve muhteşem dönemlerini yaşadığını görüyoruz.

Donanmamızı utanç denizinde boğan donanma mağlubiyetlerinin başlangıç döneminin ise

Donanma tayfası arasındaki bu “sınıflaşma” ile başladığını bugüne kadar görebilen bir subayımız var mı acap?

 

 

  • 1788 Özi bozgunu,
  • 1807 İngiliz gemilerinin İstanbul’u kuşatması,
  • 1827 Navarin bozgunu,
  • 1853 Sinop bozgunu,
  • 1877-1878 Rus bozgunu.

 

 

 Deniz mağlubiyetlerimizden aklıma ilk gelenler...

Bütün bu deniz mağlubiyetlerini biz, bugün Deniz Harp Okulu isimi ile bildiğimiz mektebi açdıkdan sonra yaşadık!

Donanmamızda “mektebli ilk sınıflaşma” 1890 senesinde oldu! Deniz Asubay Okulunun târihcesine bakdığımızda, Bahriye Nâzırı denen “yeyici ve yutucu” bir zâbitin emir verdiğini ve “mektebli gedikli” sınıfının ilk kez olmak üzere teşkil edildiğini görüyoruz. Nizamnâmesinde, “gedikli” sınıfı adını verdikleri askerlerin görev tanımları var. Fakat bu sınıfın teşkil edilmesinin “esbâb-ı mucibesi” (gerekcesi) yok! Çok tuhaf bir durum! Esbâb-ı mucibesi (gerekcesi)  olmayan kânun, gayri meşru demekdir!..

 

 

Deniz zaferlerimizden söz etmeye gelince;

Övüngen, böbürgen, sömürgen, semirgen ve kemirgen bahriye zâbitân heyetimiz kahramanlığı kimselere bırakmazlar! 

Fakat bu deniz zaferlerini kazanan tayfanın eğitimlerinin ne olduğuna ise hep kör bakarlar.

O muzaffer denizcilerimizin “okuma-yazma” dahi bilmediğini,

Ve dahi

Hemen hepsinin;

Alaylı”,

Gönüllü”,

Sokakdan toplama

 

Ya da

 

Köle” olduğunu ağızlarına dahi almazlar.

 

 

Deniz mağlubiyetlerimizden bahsederken de gene o aynı üfürükcü bahriye zâbitânımız;

Donanmamızı o harblerde sevk ve idâre eden zâbitân heyetimizin “mektebli” olduğundan tek kelime söz etmezler!

 

Beyaz zâbitân heyetimizin bizzat yazdığı

Veya

Devletin parası ile ısmarlama yazdırdığı sahte ve düzmece resmî târihimiz de

İşde, böyle zırvalar ile doludur.

 

*  *  *  *  *

 

Tam 10 sene devâm eden Birinci Cihân Hârbi, millet harbidir. Bu harbin gerçek kahramanı da Türk milletidir.

Ayrıca;

Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi açdığımız 1776 senesinden beri

Ve dahi

Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiyye”’yi hizmete açdığımız 1834 senesinden beri

Deniz ve Kara Ordularımız gâlibiyet yüzü görmedi...

 

*  *  *  *  *

 

15 Temmuz darbesinde bugün Coni’nin ayak izlerini arayanlar,

Gene ordumuzun içindeki subaylarımıza baksınlar!

Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan siz Coniperestiş Rüşdü’ler, zottirik Kenan’lar, etekli Doğan’lar, kıvrık Hüseyin'ler, molla İ. Hakkı’lar, kambur Yaşar’lar, köstebek Hilmi’ler, sucukcu Necdet’ler;

Kendi subayına taa 1952 senesinden beri Coni hurması yedirir ise şâyet

 

Asubay Tefrikası -6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

O hurmalar Harp Okullarımızda semirir, semirir, semirir,

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

2016 senesinin bir 15 Temmuz akşamı çıkar gelir

Ve dahi

Senin gıçını tırmalar!

 

*  *  *  *  *

 

Elde tesbih, dilde Allah, biteviye besmele çekiyorsun;

Ve fakat gene sen!

Kul hakkı yerken de besmele çekiyorsun ya! Yuf olsun senin soyuna!..

 

İçin temiz olmadıkdan sonra

Hacı, hoca olmuşsun, kaç para!

Hırka, tesbih, post, seccâde gözel;

Lâkin, Allah kanar mı, bunlara?

 

*  *  *  *  *

 

Sen, adam olmadıkdan sonra

Sen, adam gibi denizci yetişdirmedikden sonra

Zâbit olmuş, erbaş olmuş

Alaylı olmuş, mektebli olmuş

Demeki ki hiçbirisinin kıymeti harbiyesi yok!

 

 Deniz Kuvvetlerimizde “zâbit ile efrâd” arasına

üçüncü bir asker sınıfı olarak paslı kama gibi sokulan

gedikli

ya da

bugünkü ismi ile “astsubay” dediğimiz asker sınıfının

teşkil edilmesinin gizli maksadı meğerki ne imiş?

Donanmamız beyaz zâbitân heyetinin kendi saltanâtını devâm etdirmesi için;

Harb sanatının kendilerine tahmil etdiği ağır ve çok tehlikeli görevleri

Zâbit” olmayan ve “ortada sandık” bir asker sınıfının "döşüne" yüklemek!

 

(Devâm edecek)

 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

   

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası -3- Gölge Oyunu: Ordumuzda Asubaylar_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Gölge Oyunu

 

 

 

 

 Biz, gerçekden bir kukla sahnesindeyiz;

 Kuklacı, Coni usda; kuklalar da biz,

 Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer ikişer;

 Bitti mi oyun, sandıkdayız hepimiz!

 

*  *  *  *  *

 

Bir perde indirdiler gözümüze, âhiren

Bukağı da vurdular aklımıza, zâhiren

Bir gölge oyunu oynatıyorlar zihnimizde!

Bâzen seyirci, bâzen de oyuncuyuz, içinde!

 

Bir adam çıkdı ortaya ve şöyle dedi; “Dünyâ beş’den böyükdür!”

Kaddafi’den aşırma bu söz ile bu adam, güyâ dünyâya efeleniyor!

Sonra da dönüyor bu tarafa;

Böyük Türkiye afyonu ile milleti narkozluyor. Ve diyor ki “Ben, tek başıma dünyâdan böyüğüm!”

 

Bu adama değil! Çünkü O’nda hiç yok! Fakat bu adamın peşine düşenlere Allah akıl, iz’ân versin!

Ben de üç şey vereyim sana!

Bir daha düşün bakalım; kim, kimden böyük imiş!

 

IMF, UN, NATO...

 

Sen, Coni’nin tezgâhladığı uluslararası bu örgütlerin üçüne de üye misin?

Üyesin!

Öyleyse, şunu peşinen kabul ediyorsun demekdir; aslında sen, kocaman bir hiçsin!

Niye mi?

 

  • Mâliye’ni, Coni’nin patron olduğu IMF’ye bağlamışsın;
  • Dollar ile alıp dollar ile satıyorsun,

  • Millî gelirini söylerken, dollar diyorsun,

  • Evinin, işyerinin kirâsını, dollar ile ödüyorsun,

  • Evindeki ayakkabı kutuların, para kasaların, bankadaki hesâpların tıka basa dollar dolu,

  • Verdiğin bahşiş, aldığın haraç, ödediğin fâiz, yediğin rüşvet, dollar cinsinden,

  • Geceleyin garının goynunda bile dollar diye sayıklıyorsun!..

 

  • Vatandaşını, Coni’nin efendi olduğu UN’ye bağlamışsın;
  • • Bebene bezini, sütün tozunu; kadınına tamponu, kaputu; erkeğine colayı, gondom’u O veriyor!
  • Askerini de Coni’nin gomutan olduğu NATO’ya bağlamışsın;

       • Topunu, tüfeğini, mermini, mataranı, kasaturanı,

Ve dahi

  • Hattâ kaput bezini bile O veriyor!

 

Yalan mı?

 

*  *  *  *  *

 

Toprağına yüz sürdüğü anda Coni’nin önünde süt dökmüş “köle” olan bizim ekâbir gürûhu

Ekmeğini yediği, suyunu içdiği kendi toprağına ayak basınca hemen kendi insanına “efendi” oluyor!

Ülkemizi yöneten zevât, karısını boşayabilir de! Lâkin, dünyâ efendisi bu örgütlerden aslâ çıkamaz!

Omuzundaki yıldızları, forsundaki yıldızları, yakandaki yıldızları...

Geç gardeşim bunları, geç!

Ne imiş, öyleyse, gözlerimize çekilen yalan perdesinin ardındaki hakikât?

 

Dünyâ beş’den değil; Fakat Coni bugün, tek başına bütün dünyâdan böyük!

 

Sen de aslında; Coni’nin elindeki iplerin ucuna bağlanmış bir kuklasın, kukla!

Sen de aslında; Coni’nin elindeki kafesin içine tünemiş biçâre, besleme bir guşsun, guş!

Hem de kendi evinde, kendi koltuğunda, ve kendi yurdunda...

Gel, köftehorluk etme! Biz yemeyiz bunları... Buralarda efelenme!..

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhâne Parkında!

Hem sen bunun farkındasın, hem de Coni farkında!..

 

*  *  *  *  *

 Ey Hayyâm!

 

Varlığın sırları, benden;

Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben!

Bizimki perde arkasında dedi-kodu;

Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Kelime ekmeye, fikir tohumlamaya devâm ediyoruz!

Şu anda kıraat ediğiniz bölüm, makâlemizin üçüncü tefrikası... 

Başdan sona kadar tetebbu eyleyeceğimiz konu başlıklarını fâş eyledik!

 

“Bölüğün anası” kim imiş, kimlere “tampon” diyorlar imiş öğrendik!

 

  • Tonyukuk zamânında “başkomutan” anlamına gelen “çavuş” unvânını, aradan geçen 1.300 sene içinde çapsız subaylarımızın nasıl da “ayaklara” düşürdüğünün ibret dolu belgelerini gördük!

Asubay Tefrikası -3- Gölge Oyunu: Ordumuzda Asubaylar isimli bu üçüncü bölümde ise inşallah

  • Asubaylık denilen askerin iç ve dış hukûmuzdaki meşrûiyetinin,

Daha doğrusu gayri meşrûiyetinin izlerini süreceğiz.

  • Asubayız deyip üsdüne toz kondurmadığımız mesleğimiz asubaylığın

İç ve dış askerî hukûmuzdaki kepâze durumu konusunda “son sözü” söyleyeceğiz.

 

Öylesine bir müsâdeme-i efkâr vuruşmasıdır ki bu gördüğün!

Köle kalmayı savunan sansürcü ve idâre-i maslahatcılar ile

Köleliği berhevâ etmek isdeyen inkilâbcılar arasında...

Diller çözülüp, sözler söylenip, etekdeki daşlar dökülünce

Güneş gibi doğacak inşallah, barikâ-i hakikât!

 

 

*  *  *  *  *

 

 Ey Çadırcı!

 

Yaşamanın sırlarını bileydin

Ölümün sırlarını da çözerdin;

Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok;

Yârın, akılsız, neyi bileceksin?

 

*  *  *  *  *

 

Bu yazı tefrikamızda biz,

Kimi meslekdaşlarımızın bizden evvel yapdığı gibi kokuşmuş subay ezberi ile laflar geveleyip

Asubaylığın askerî târihimiz içindeki “gelişim evrelerini(!)” tetkik etmeyeceğiz!

 

  • Tezgâhladığı elvân türlü kânûnsuzluklar ile bölücü subaylarımızın
  • Ordumuzda meydâna getirdiği parçalanmayı, sınıflaşmayı ve cepheleşmeyi tetkik edeceğiz.
  • Coni ordusunda asubay var diyen subay ve asubaylarımızın bu ezberini kesin olarak bozacağız,
  • Üsdün ırk(!) olan hıristiyan batının vahşi ve ilkel dediği doğu uluslarını sömürmek için son 200 seneden beri tatbik etdiği “şarkiyât” siyâsetinin koçbaşı maskesiyle “böl ve yönet” faaliyetinin gönüllü erleri olarak belden gıvırmalı, göbekden beslemeli bizim garpmeşrep subaylarımızın yapdıklarını okuyacağız.
  • 1935 senesinde ordumuzda sâdece “2 sınıf” asker var idi. Bugüne kadar geçen 82 senede şerefsiz subaylarımızın ordumuza kelimenin tam anlamı ile nasıl “dokuz doğurtduğunu”,

Ve dahi

  • Bu sınıflaşmanın asubay denilen askerleri içine düşürdüğü “çâresizliği”

Ve daha da mühimi

  • Ordumuzu içine düşürdüğü “emir-gomuta zenciri bataklığını” gözler önüne sereceğiz, evvel Allah.

*  *  *  *  *

 

Devlet; Anakânûn ile teşkil edilir, Anakânûnu olduğu süre de yaşar!

Asker; midesi üsdünde yürür, gitdiği yere kendi kânûnunu da götürür!

 

Zottirik Kenân’ın 12 Eylül subay darbesi ile peydahladığı 1982 Anayasasının ikinci cümlesi şöyle der;

“Türkiye Cumhuriyeti bir hukûk devletidir.”

 

İkinci Halifemiz Hz. Ömer’in “El âdl-ü esâs ül mülk” vecizinin üzerine inşâ edilmiş bir devletden bahsediyor bu cümle, zâhiren. Ȃdâlet üzerine inşâ edilen bir devletde kânûnların da âdâlet (anayasa) üzerine inşâ edilmesi icâb ediyor. Ben de öyle olduğunu zannediyor idim. Bir gün dedim ki kendime... Askeriyemizin bugüne kadar meriyyete koyduğu temel idârî ve cezâ kânûnları da acap Anayasamıza göre mi inşâ edildi? İnşâ edilmediğini bugüne kadar defâlarca ve bizzat tecrübe etmiş idim aslında. Fakat gene de yanılmak umudu ile bir dilekce yolladım, Millî Savunma Bakanlığımıza. Dedim ki Bakanımıza; askeriyemizin temel idârî ve cezâ kânûnları, meşrûiyetini Anayasamızın hangi maddesinden alıyor?

 

KONU: Askerî Kânûnların Anayasa Dayanağı Hakkında.

İLGİ: (a) 2709 sayı ve 18/10/1982 târihli T.C. Anayasası

(b) 211 sayı ve 4/1/1961 târihli TSK İç Hizmet Kânûnu.

(c) 926 sayı ve 27/7/1967 târihli TSK Personel Kânûnu.

(ç) 1632 sayı ve 22/5/1930 târihli Askerî Cezâ Kânûnu.

(d) 6413 sayı ve 31/01/2013 târihli TSK Disiplin Kânûnu.

(e) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnu.

(f) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

1. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “IV. İdare, A. İdârenin esâsları, 1. İdârenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği” altbaşlığındaki 123’üncü maddesi birinci fıkrası; “İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu ve kânûn ile düzenleneceği” hükmünü âmirdir.


2. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” altbaşlığında yer alan onbirinci maddesi;
a. Birinci fıkrası “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idâre makâmlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olduğu,
b. İkinci fıkrası da “Kânûnların Anayasaya aykırı olamayacağı” hükümlerini âmirdir.

3. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların, Anayasanın yukarıda mezkûr hükümleri muvâcehesinde hazırlandığında şüphe yokdur. Ancak ne var ki söze konu bu askerî kânûnların metinlerinde, meşrûiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığına dair de hiçbir hüküm ya da atıf yokdur.


4. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların meşrâiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığını İlgi (e ve f) mevzuât muvâcehesinde tarafıma bildirmesini Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz eylerim. 05.02.2017.

1700171525

 

Yukarıda gördüğünüz gibi bu dilekceme cevâp verme süresi çokdan doldu. MSB’den ne ses var, ne de selen!..

Demek ki hukûk devleti olduğumuzu Anayasamıza yazmak ile iş bitmiyor! Riayet etmez isen şâyet Anayasa’nın bu emrinin hiçbir hükmü olmuyor. Bu emirlere riayet edecek haysiyetli ve şerefli devlet adamlarımızın da olması gerekiyor.

1071 senesinde bugün yaşadığımız toprakları yurt edindik. Evvelâ 1037 Selçuklu Devleti, akabinde 1299 Büyük Osmanlı Devleti ve nihâyetinde de 1923 Türkiye Cumhuriyeti Devletini teşkil etdik. 2.200 küsûr senelik askerlik, 600 küsûr senelik devlet, 150 senelik de Anayasa geleneğimiz var diye böbürleniriz! Fakat, bugün meriyyetde olan temel askerî idârî ve cezâ kânûnlarımızın Anayasaya göre meşrûiyeti yok! Yukarıdaki dilekcemde bahsetdiğim askerî kânûnların, Anayasamız nezdinde hiçbir kıymeti yok! Vardığım netice itibâriyle ben, bunu gördüm! Subay darbelerinin meş’um karanlığında tertiplenen bu kânûnlar ile ordumuzu teşkil ve terkip etmişler!

 

Fakat askeriyemizde kim ast olmuş? Üst kimdir? Kim, kaç para almış? Subay ne, Er kim? Bilen yok!

Çünkü Anayasamızda yok!

 

Bakınız,

Askerî Cezâ Kânûnumuzda idam cezâsı bugün bile hâlâ var. Bugüne kadar idam etdiğimiz askerleri, Anayasa’nın hangi maddesine göre idam etmişiz, belli değil. Çünkü Askerî Cezâ Kânûnunun Anayasa dayanağı yok! Uydurup uydurup yazmışlar! Sonra da meclisde ayartdıkları yardakcı, şerefsiz siyâsetcilere de bu yapdıklarını kânûn diye kabul etdirmişler.

Her 10 senede subay darbesi ile uyanan bizim memleketimizin 1982 senesinde kabul etdiği bir Anayasamız var.  Bu sözde “asker” Anayasamızda sâdece biricik “subay” kelimesi var. O da AYİM’in askerî hâkim subayı hakkında.

 

Ey vatandaşlar! Anayasamızda, askerliğe dâir bir tek hüküm yok!

Kimimiz “astsubay”,

Kimimiz “assubay”,

Eski Tüfek gibi nev zuhûr kimileri de ATATÜRK’e izâfeten haklı olarak “asubay” diye gıçımızı yırtıyoruz!

Fakat bu unvânların hiçbirisi Anayasamızda yok!

Açıp bakın, isderseniz!..

 

 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (1)(2)(3)

 

Kanun Numarası                        : 2709

Kabul Tarihi                               : 18/10/1982

Yayımlandığı Resmî Gazete       : Tarih : 9/11/1982      Sayı  : 17863 (Mükerrer)

Yayımlandığı Düstur                 : Tertip : 5                   Cilt   : 22           Sayfa : 3

 

Bu Kanunun yürürlükte olmayan hükümleri için bakınız

“Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri

Külliyatı”, Cilt 2 Sayfa : 1345

  • Subay kelimesi yok,
  • Astsubay, Assubay, Asubay kelimeleri yok,
  • Er ve Erbaşları da seçimlerde "rey pusulası" niyetine yazmışlar!

 

 

*  *  *  *  *

 

Biliyor musun, Çadırcı?

 

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;

Sana soracaklarım var, dedim!

Sen ki her bilginin temelisin,

Bana da yol gösdermelisin!

 

*  *  *  *  *

 

Coni Kim, Biz Kim?

 

Askerlik konusunda bizim Anayasamızda vaziyet, yukarıda söylediğim gibi; tam bir rezâlet!..

Fakat daha şunun şurasında 200 sene evvel teşkil edilen Coni’de durum nasıl dersiniz?

Coni kendi askerini;

 

  • Ne zamân,
  • Neye göre,
  • Nasıl târif etmiş?

Dünyâya sonsuz zenginlik vaad eden ve insan hakları pazarlayan Coni’de vaziyet nedir acap?

Bakınız, bizim gözümüze yalan perdesi çekdiren Coni, kendi memleketinde neler yapmış!

Coni kıt’asında 13 eyâlet önce birbirlerini öldürdü. Sonra da sağ kalanlar 15 Kasım 1777 târihinde bir araya geldi ve bir sözleşme imzâladı.

İsmine Konfederasyon Maddeleri dedikleri bu sözleşme, aslında Coni’nin ilk Anayasası.

Bu sözleşmeye göre Coni, kendi ordusunu “iki sınıf asker” üzerine teşkil edi;

 

1. Subay

 

2. Er

 

Emek verip Türkcesini yazdım!

Okuyanlar anlasın; bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777

 

Madde-IX

(...)

Kurultay hâlinde toplanmış Birleşik Devletlerin; kurultayın toplantıları arasındaki müddet zarfında toplanacak ve her devletin bir temsilcisinden teşekkül edecek "Devletler temsil heyeti" unvânı ile bir heyet  vücude getirmeğe ve kendi idâreleri altında Birleşik Devletlerin umumî işlerini tedvir için lüzumlu görülen diğer heyetleri ve mülki memuriyetleri ihdâs etmeğe; üyelerden birini başkanlık makâmına getirmeğe (hiç kimse üç senelik bir müddet zarfında bir yıldan fazla başkan vazifesini göremez); Birleşik Devletlerin âmme hizmetleri için tahsil edilmesi lâzım gelen para miktârını tesbit etmeğe ve bunların âmme hizmetlerine sarf edilmek üzere ne şekilde ödenek kayıt olunacağını tâyine; her devlete altı ayda bir borç alınan para veya çıkarılan tahvil miktârını gösteren bir cetvel göndermek sûretiyle borç para almağa ve Birleşik Devletlere ait tahviller çıkarmağa; gemiler inşâ etmeğe veya bunları silâhlandırmağa; kara ordularının mevcudunu tesbit etmeğe; her devletten o devletin beyaz ırka mensup nüfusiyle mütenasip asker toplamasını talep etmeğe (bu taleplere riâyet mecbûridir) iktidârları vardır. Böyle bir talep vukuunda, her devletin yasama organı alay subaylarını tâyin eder, asker toplar. Onları Birleşik Devletlerin hesabına, bir askere lâzım gelen şekilde giydirir, teslih ve teçhiz eder; bu sûretle silâhlandırılan, giydirilen ve teçhiz edilen subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir. Ancak, eğer heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler, bazı ahvâl ve şerâitten dolayı, bir takım devletlerin hiç asker göndermemesini veya kendi hissesine düşenden daha az göndermesini ve diğer bir devletin de kendi hissesinden fazla göndermesini uygun görürlerse, bu fazla miktar da, başlarında subayları olmak üzere, bu devletin asıl hissesine düşen asker miktarı gibi giydirilmiş, teçhiz ve teslih edilmiş olarak yollanacaktır. Yalnız eğer o devletin yasama meclisi bu fazla miktarın gönderilmesini kendi emniyetine uygun bulmazsa, bu takdirde emniyetini tehlikeye düşürmeden gönderebileceği miktarı toplayacak, başlarına subay tahsis edecek silâhlandıracak, giydirecek ve teçhiz edecektir. Bu sûretle teslih edilmiş, giydirilmiş ve teçhiz edilmiş subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir.

 


 

Bu da İngilizcesi

 

 Articles of Confederation, 15 November 1777

(Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777)

Article-IX

(...)

 
The united states in congress assembled shall have authority to appoint a committee, to sit in the recess of congress, to be denominated "A Committee of the States," and to consist of one delegate from each state; and to appoint such other committees and civil officers as may be necessary for managing the general affairs of the united states under their direction--to appoint one of their number to preside, provided that no person be allowed to serve in the office of president more than one year in any term of three years; to ascertain the necessary sums of money to be raised for the service of the united states, and to appropriate and apply the same for defraying the public expences to borrow money, or emit bills on the credit of the united states, transmitting every half year to the respective states an account of the sums of money so borrowed or emitted,--to build and equip a navy--to agree upon the number of land forces, and to make requisitions from each state for its quota, in proportion to the number of white inhabitants in such state; which requisition shall be binding, and thereupon the legislature of each state shall appoint the regimental officers, raise the men and cloth, arm and equip them in a soldier like manner, at the expence of the united states; and the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and quipped shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled: But if the united states in congress assembled shall, on consideration of circumstances judge proper that any state should not raise men, or should raise a smaller number than its quota, and that any other state should raise a greater number of men than the quota thereof, such extra number shall be raised, officered, cloathed, armed and equipped in the same manner as the quota of such state, unless the legislature of such state shall judge that such extra number cannot be safely spared out of the same, in which case they shall raise officer, cloath, arm and equip as many of such extra number as they judge can be safely spared. And the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and equipped, shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled.

 

 

İnsan için her şeyin başı, sağlık,

Devlet için de her şeyin başı, Anayasa...

1777 senesinde “iki sınıflı ordusunu” teşkil etdikden 10 sene sonra Coni, ilk Anayasasını hazırladı.

Kendi meclisinin (senato) “ordu teşkil etmek” hakkı olduğunu da bu Anayasa ile teslim ve tescil etdi.

Emek verip bu Anayasa’nın da Türkcesini yazdım!

Herkes okusun, anlasın,

Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 Eylül 1787)

Biz, Birleşik Devletler halkı; daha mükemmel bir birlik teşkil etmek, adâleti tesis etmek, dâhilî emniyeti sağlamak, müşterek müdafaayı temin etmek, umumî refâhı artırma; kendimizin ve ahfâdımızın hürriyetin nimetlerinden istifâde edebilmesi için işbu Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını ısdâr ve tesis eyliyoruz.

Madde-I

Bölüm 8

(…)

  • Savaş ilan etmek, silâhlı gemi kullanma ve karşılıkta bulunma konularında yetki mektupları vermek ve karada ve sularda ele geçirilenler ile ilgili kuralları koymak.

  • Ordular teşkil etmek ve bunları iâşe, ibâte etmek ve donatmak.

  • Bir deniz gücü teşkil ve idâme etdirmek.

  • Kara ve deniz kuvvetlernin idâre ve nizâmı için yönetmelikler neşretmek.

 

 

 

Bu da İngilizcesi...

 

 

THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

(BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 Eylül 1787)

 

Preamble (Başlangıç)

 

 

We the People of the United States, in Order to form a more perfect Union, establish Justice, insure domestic Tranquility, provide for the common defence, promote the general Welfare, and secure the Blessings of Liberty to ourselves and our Posterity, do ordain and establish this Constitution for the United States of America.

Article I (Article 1 - Legislative)

Section 8

11: To declare War, grant Letters of Marque and Reprisal, and make Rules concerning Captures on Land and Water.

12: To raise and support Armies, but no Appropriation of Money to that use shall be for a longer Term than two Years.

13: To provide and maintain a Navy.

14: To make Rules for the Government and Regulation of the land and naval Forces.

 

 

 

1787 Anayasası Madde-I, Bölüm-8 ile “ordu teşkil etme” hakkını ihrâz eden meclis “Başlık -10”  (Title-10) altında

Coni Silâhlı Kuvvetler Personel Kânûnunu terkip etdi. (US Code Title 10 – Armed Forces, dtd. Aug.10, 1956).

Ve 1956 senesinden beri bu kânûnun bir tek kelimesine dahi dokunmadı.

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

Chapter – I / Bölüm – I                                                                   Page 18 & 19

 

101. Definitions / Tanımlar;

 

(b) PERSONNEL GENERALLY. — The following definitions relating to military personnel apply in this title:

(b) Personel: Bu başlık altında sözü edilen askerî personel için aşağıdaki tanımlar geçerlidir.

 

(1) The term "officer/subay" means a commissioned or warrant officer.

 

(2) The term "commissioned officer/muvazzaf subay" includes a commissioned warrant officer.

 

(3) The term "warrant officer/gedikli subay" means a person who holds a commission or warrant in a warrant officer grade.

 

(4) The term "general officer/general" means an officer of the Army, Air Force, or Marine Corps serving in or having the grade of general, lieutenant general, major general, or brigadier general.

 

(5) The term "flag officer/amiral" means an officer of the Navy or Coast Guard serving in or having the grade of admiral, vice admiral, rear admiral, or rear admiral (lower half).

(6) The term "enlisted member / gönüllü er" means a person in an an enlisted grade.

(14) The term "medical officer/tabip subayı" means an officer of the Medical Corps of the Army, an officer of the Medical Corps of the Navy, or an officer in the Air Force designated as a medical officer.

 

(15) The term "dental officer/dişci subayı" means an officer of the Dental Corps of the Army, an officer of the Dental Corps of the Navy, or an officer of the Air Force designated as a dental officer.

 

 

 

İşde, gördünüz! Coni ordusunda sâdece iki sınıf asker var;

 

1. Subay

 

2. Er

 

*  *  *  *  *

 

Bir elde kadeh, bir elde Kur’ân

Bir helâldir işimiz, bir harâm!

Şu yarım yamalak dünyâda

Ne tam kâfiriz ne de tam müslümân!

 

*  *  *  *  *

 

1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

1935 senesinde bizim ordumuzda da sâdece “iki sınıf asker” var idi;

 

1. Er

 

2. Subay

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

İki sınıflı askeri olan ordumuza ilk darbeyi

ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 1960 darbeci subayları vurdu!

“Astsubaylar” dedikleri askerleri de

Darbeden bir sene sonra “üçüncü asker sınıfı” olarak ordumuzun demirbaşına kayıt etdiler.

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

 

Târih öğretmenimiz Albay Tahsin ÜNAL 1965 senesinde keşfetmiş idi;

Bölüğün Anası var idi nasıl olsa!..

Coni’den terfili, belden gıvırmalı, omuzu püsküllü beyaz subaylarımız,

Ordumuza “yeni asker sınıfları doğurtmaya” devâm etdiler.

 

*  *  *  *  *

 

Coni;

Kendi ordusunda sâdece “iki sınıf” asker tertipledi.

Bu asker sınıflarını da kânûn ve Anakânûnuna işde, böyle yazdı.

Fakat Conisevici bizim subaylarımız 1952 senesinden beri

Bizim gözümüze nasıl da yalan perdesi çekdiler!

Ve dahi 

Ordumuzun erlerini bakınız, nasıl da kaşar dilimi gibi “kıymık kıymık” kıydılar.

Ordumuzda bugün itibârı ile tam “6 sınıf da asker” var...

Biz susalım, belgeler konuşsun!

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski TüfekAsubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 Ordumuzda bugün; 

  • 10 farklı kânûna tâbi olan
  • Tam 6 sınıf asker var!

Ordumuzdaki Asker Sınıfları

 

 

1.  17.06.1926 târih ve 863 sayılı Ordu Zâbitân Heyetine Mahsus Terfi Kânûnuna tâbi Subaylar.

2.  16.06.1927 târih ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurler Kânûnuna tâbi (Asteğmenler) Subaylar.

3.  13.06.2001 târih ve 4678 sayılı TSK’de İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kânûna tâbi Subaylar.

4.  26.10.1963 târih ve 357 sayılı Askerî Hâkimler ve Askerî Savcılar Kânûnu tâbi Subaylar.

5.  02.07.1951 târih ve 5802 sayılı Astsubay Kânûnu birinci maddesi ile uydurulup 27.07.1967 târih ve 926 sayılı TSK Personel Kanunu Ek madde-21’e hapsedilen Asubaylar.

6.  13.06.2001 târih ve 4678 sayılı TSK’de İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kânûna tâbi Asubaylar.

7.  24.06.1965 târih ve 635 (yenisi 28.05.1988 târih ve 3466) sayılı Uzman Jandarma Kânûnuna tâbi Uzman Jandarma Erbaşlar.

8.  18.03.1986 târih ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kânûnuna tâbi Uzman Erbaşlar.

9.  10.03.2011 târih ve 6191 sayılı Sözleşmeli Er ve Erbaş Kânûnuna tâbi Sözleşmeli Erler.

10.  21.06.1927 târih ve 1111 sayılı Askerlik Kânûnuna tâbi vatana hizmet eden mükellef Erler.

 

Karârgâhındaki fitneci subayların dolduruşuna gelen sâbık Genelkurmay Başkanımız Sucukcu Necdet bey,

04 Mayıs 2012 Cuma günü biz asubaylara gönderdiği e-muhtırada bu asker sınıflarına şiddetli bir “vurgu” yapmış idi!

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

 

*  *  *  *  *

 

Ne doğurtkan subaylar imiş, bizim subaylarımız... Sanki kendi anaları doğuruyor!

Bugün itibâriyle ordumuzda birbirinden tamamen farklı tam 7 (yedi) sınıf asker görev yapıyor.

Bunların hepsi de muvazzaf. Bu sayıya sözleşmeli subay ve asubayı da dahil edersek sınıf sayısı 9 oluyor.

 

  • Her biri kendi sınıfı içine kapanmış,
  • Birbirinden tamamen kopartılmış,
  • Birbirini umursamayan, görmezden gelen,
  • Ve hattâ hem yukarıdaki muhtıranın ikinci madde, ikinci cümlesinde görüldüğü üzere
  • Hem de Mehmet Ali BİRAND’ın nakletdiğine göre birbirini anlamak isdemeyen tam 9 sınıf asker...

 

Başbakan Binali YILDIRIM_Asubay Tefrikası_3 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Sünepe gazeteci Mehmet Ali BİRAND’a, 1986 senesinde ne demişdi, saltanat sevdâlısı beyaz subaylarımız?

“... Herkesin okula girerken ne olacağı belli. Sonradan ortaya çıkan bir şey yok. Harp Okulları imtihanları herkese açık. Oraya başvursalardı...

Evet, bu subay gardeşlerimiz doğru söylemişler. Kocakafa Yaşar’dan beri Harp Okullarının kimlere açık(!) olduğunu 15 Temmuz’da gördü bu millet!

 

İşde, Necdet ÖZEL karargâhının kırkdüğüm “emir gomuta zenciri” 2014 senesinde şöyle görünüyor idi.

Bugün de aynen böyle görünüyor...

 

  Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

Şunca ömrün sahibiyim.

İntisâb-tekâüd gir-çık, tam 34 sene hizmet etdim ordumuza. “General/Amiral” unvânı ile bilinen bir asker sınıfına hiç rastlamadım oralarda!..

Genelkurmay Başkanımız Necdet Bey’e sordum. Böyle bir asker sınıfı hangi mevzuâtda yazıyor diye.

Biliniz bakalım, ne dedi Necdet Bey?..

 

*  *  *  *  *

 

Bizim şanlı ordumuza Conisevici subaylarımız tam “dokuz” doğurtdular!..

Fakat bakınız, 

Coni’de ve bizim de üyesi olduğumuz NATO’da rütbe ismi kaç dâne;

 

  • 9 Subay rütbesi
  • 9 Er rütbesi

Toplam 18 çeşit rütbe ismi

Aşağıdaki şu çizelge de bunu fıslıyor bize...

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

*  *  *  *  *

 

Bizim ordumuzda da 1935 senesinde

Sadece 2 sınıf asker var idi;

Dön, gel, şıhım dönelim bu yana!

Conisever subaylarımızın tezgâhladığı bizim ordumuzda şu gün itibâri ile

İşde, rütbe sayısı ve isimleri;

 

  • 15 çeşit subay rütbesi
  • 11 çeşit asubay rütbesi
  • 9 çeşit uzman Jandarma rütbesi
  • 1 çeşit uzman erbaş rütbesi

Toplam 42 çeşit asker rütbesi

 

(Sözleşmeli er rütbe ismi dâhil değil)

Ordumuzdaki “42 çeşit rütbe ismini” bu “6 sınıf askere” tevzii edersek şâyet

Şöyle rezâlet bir manzara çıkıyor ortaya;

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

1951 senesinde başlayan "gebelik-doğurganlık" sarmalı neticesinde ordumuz tam “dokuz” doğurdu!

Gahraman ordumuzda ne kadar da çok rütbe ismi var ya rabbim! Oku, oku minder yap hani!..

 

*  *  *  *  *

 

Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil!

Erdiğim sırları söylemek elimde değil!

Aklım, düşüncenin derin denizlerinden

Bir inci çıkardı ki delmek, elimde değil!

 

Senin elinde değil! Zâten niyetin de yok idi!

Lâkin, haberin olsun, Hayyâm; öyle adamlar var ki;

Hem o tarafda hem de bu tarafda

Güneşi kendi bokları ile sıvamak niyetindeler!

 

*  *  *  *  *

 

Devletimizin taraf olduğu 1949 Cenevre Sözleşmesi (III) ve

1952 NATO Andlaşmasına göre ordumuzdaki asker sınıflarını resimler isek şâyet

Ortaya şöyle rezâlet bir manzara zuhûr ediyor;

 

Hulusi Aga subaydır_Yap'!Yapdım gomutanım! Asubay Tefrikası_3 Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Şimdi,

Kuvvet Komutanlıkları MSB’ye bağlandı, “emir gomuta zenciri” gırıldı diye gıçını yırtan subay gardeşlerim

60 seneden beri ordumuzda peydahladığınız yukarıdaki şu “emir gomuta zencirine” bir bakın hele!

Bir zencirin halkası ne kadar fazla ise o zencirin kırılma ihtimâli de o kadar fazla olur.

Bölünerek kuvvetlenen bir ordu var mı, Allah aşkına şu dünyâda?

Kuvvet Komutanlıkları MSB’ye bağlandığı için “emir gomuta zenciri” gırıldı diyorsunuz da...

Emir gomuta zencirini siz her boku bilen kurmay subaylarımız, 60 sene evvel gırdınız zâten!

Ordumuzda “emir-gomuta zenciri” var mıydı ki bugün gırılsın?

Yuf olsun, sizin sıfatınıza!..

 

*  *  *  *  *

 

Coni vatandaşı için 1973 senesinden beri mükellef/mecburî (conscript/drafted) askerlik yokdur, gönüllü (volunteer/enlisted) askerlik vardır.

İkinci dünyâ harbinde bile Coni, sâdece gönüllü asker celb etdi.

Coni ordusu, vatandaşını dipcik-süngü zoruyla askere almaz.

Bizde olduğu gibi askerlik çağına gelenleri yakalamak için de kendi memleketinin sokaklarında erkek çocuk avına çıkmaz.

Kadın ya da erkek farketmez. 18-42 yaşları arasındaki her Ceni ve Coni, 2 ilâ 8 sene süreli olmak üzere kendisi gidip askere yazılır.

Subay olacaklar 12 hafta, Er olacaklar da 8 haftalık bir temel eğitimden sonra askerliğe başlar.

 

Coni ordusunda sâdece 2 sınıf asker vardır;

 

1- Subay (Officer)

 

2- Enlisted (Gönüllü Er)

 

Bizim sahtekâr subaylarımız ve dangalak Mehmet Ali BİRAND’ın dübürlerinden uydurduğu “assubay” isimli asker sınıfı, Coni’de yokdur. 4464 sayfalık Coni Silâhlı Kuvvetler Personel Kânûnunda “non-comsissioned officer” (muvazzaf olmayan subay) ibâresi sâdece iki kere yazılıdır. Bunlar da bir asker sınıfının ismi olarak değil fakat kânundaki belli kavramları tasrih etmek için izâhaten yazılmış.

 

Tam gönüllü ismini verdiği bu askerliği de;

 

Fakat hâl ve şerâit böyle olmasına rağmen

Yemin edip göreve başlayan Coni subay ve eratında,

Daha ilk senenin sonunda yaprak dökümü başlar;

 

  • Subayların %78’i,
  • Eratın ise  %94’ü emekli olmadan ordudan ayrılır.

Coni ordusunda mevki, makâm rütbe, kimsenin babasından mirâs beylik mal değildir.

Subayı da eratı da canı isdediği kadar vatanına, ordusuna hizmet eder.

İşde, görevde kalma süresini gösderen belge...

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

Coni ordusundaki er oranı kadar bizim ordumuzda asubay var. (Sb. %13, Er %87).

Çünkü Coni’de “asubay” denilen “ortada sandık” bir asker sınıfı yok!

Çünkü Coni’nin “er” dediği asker sınıfına bizim kurnaz kurmaylarımız “asubay” ismini vermiş! Bize de böyle yedirmiş!

Sâdece 2 aylık eğitim sonunda görevbaşı yapan Coni “eratının” görevini bizim ordumuzda 2 sene eğitim almış “asubay” dediğimiz askerler yapar.

Orduya gönüllü olarak giren Coni eratı da iki-dört senelik anlaşma ile görev yapar. Askerliğe devâm etdiği takdirde sonsuz ve dikey terfi etmek imkânı da cabası.

Bir zamânlar bizim ordumuzda olduğu gibi Kuvvet Komutanı, hattâ Genelkurmay Başkanı bile olur.

Coni ordusunda subaylar, orduyu terk eden usta eratın yerine gelen acemi eratı eğitmek için uykusuz geceler geçirir. Çünkü silâhını, uçağını, gemisini topunu tüfeğini teslim edeceği “asubayı” yokdur. Eratını ne kadar iyi eğitirse ordusu ve dolayısı ile kendisinin de o kadar başarılı olacağını iyi bilir. Coni subayının kendisi de o kadar rahat görev yapar. Bu sebepden dolayı acemi erini, subay kadar eğitim verdiği eratı eğitir.

Fakat “er” yerine “asubay” ismini verdiği askeri istihdam eden subaylarımız için bizim ordu, tam anlamıyla dikensiz gül bahcesi gibidir. 

  • Bir asubayı al
  • Bir iki sene eğit.
  • Evvelâ bir kânûn tezgâhla,

  •  Asubay dediğin askeri “ömür boyu çavuşluğa”

Ve

  • “15 sene mecbûrî hizmete” mahkûm et.
  • Dikey terfiyi de yasak et!
  • Sonra da atom pilli denizaltı gibi 15 sene boyunca kendi kendine çalışan atom askerin olsun!

Subay gardeşlerim! Vallahi helâl olsun sizlere!..

Bu hakikâtleri biz asubaylardan daha iyi bilen subay gardeşlerimiz, asubaylığı lağveder mi, Allah aşkına?

Son 60 seneden beri yaşadık ve gördük; aynı mevzide kalmaya devâm ederek mücâdele kazanılmaz! Binlerce senenin sınayıp onadığı değişmez ve kadim kuralıdır; baskın, basanındır! Asubay denilen uyduruk ve gayri meşrû asker sınıfının bugüne kadar hep aynı cepheden verdiği mücâdelesinde bir mevzi değişikliği yapmanın zamânı geldi. Küçük bir manevra yaparak başarıya giden en kısa yolu kolayca bulabiliriz.

Mensûbu olduğumuz asubaylık sınıfını mevcut kânunlar zemininde savunarak başarı elde edemeyeceğimizi artık anlamalıyız. Kendi mesleğimizi savunmak ve geliştirmek için harcadığımız her çabamız ile aslında subaylarımızın harladığı ve bizi yakıp kavuran ateşe kendi ellerimiz ile odun taşıyoruz.

Subaylar gibi asubaylar da 4 senelik okullarda lisans eğitimi alsın diyenler şu suâllerin cevâbını versinler;

1.Emeklilerimize bir soralım; dünyâya tekrâr gelseler, aynı şartlar altında görev yapmak koşulu ile acap yüzde kaçı gene asubay olmak isder? Hâl böyle iken 4 sene okuyan bir gencimiz, gidip de niye asubay olsun?

2.Haydi, düşdü, şaşdı ve asubay oldu diyelim! Subaylar, kendileri ile aynı haklara sahip başka bir asker sınıfına izin verir mi zannediyorsunuz? Bir ipde iki cambaz oynar mı, Allah aşkına?

3.Vermez ya! Subay gardeşlerimiz düşdü, şaşdı ve haydi izin verdi diyelim! Mâdem ki subaylar gibi 4 senelik eğitim alacak! Mâdem ki subayların sahip olduğu aynı özlük haklarına sahip olacak. Bir orduda birbirinden farklı iki asker sınıfı olmasını nasıl açıklayacağız? Subaylar ile aynı eğitimi almış, subaylar ile aynı haklara sahip asubayları olan bir tek ordu var mı, şu dünyâda? Ortaya atılan teklifin en azından kağıt üzerinde bir iler tutar bir tarafı olmalı, değil mi?

4.Asubaylığı icâd edenler, 1951 senesinden beri kânûnsuzluk yapıyorlar. Bugün asubay dediğimiz asker sınıfı, hem Anayasamıza hem de taraf olduğumuz milletlerarası andlaşmalara aykırıdır. 1949 Cenevre Sözleşmesine göre biz asubayları, esir kampında, subaylarımızın hizmet eri olarak çalışdıracaklar. Haydi, 80 milyon bir araya gelsin! Ve sözleşmenin bu maddesini değişdirsin! Ciğeriniz yeter mi? Hâl böyle iken hem iç hukûkumuza hem de dış hukûkumuza aykırı olan asubaylığın mevcûdiyetini bugün savunanlar da Asubaylığı icâd eden zorbaların yapdığı kânûnsuzluğa ortak oluyorlar. Mevcûd kânûnsuzluğu def etmek gibi elimizde çok sağlam ve meşrû bir tercih var iken bu kânûnsuzluğun devâm etmesini savunmak, akıllı adam işi olabilir mi?

5.Gayri meşrû ve uyduruk bir asker sınıfı olan asubaylığın bugünkü askerî mevzuâtımız içinde devâm etmesini isdeyenler aslında;

  • Asubayların sırtından rütbe, mevki, makâm ve servet devşiren subaylarımızın ekmeğine yağ sürüyor ve subaylarımızın bu saltanâtına, farkında olmadan hizmet ediyorlar,
  • Kendilerini yakıp kavuran cehennem ateşine kendi elleriyle odun taşıyorlar,
  • Subaylarımızın 1951 senesinden beri yapdığı kânûnsuzluğa da ortak oluyorlar.

*  *  *  *  *

 

Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;

Şu dünyânın sırrına ermişim az çok!

Derken, aklım geldi başıma, bir de bakdım:

Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok!

 

*  *  *  *  *

 

Sözün Doğrusu isimli makâlemizde 28 Mart 2016 Pazartesi günü İlk defâ neşretdiğimiz

Ve dahi

Astsubay Hakkında Herşey isimli kitabı için kıymetli meslekdaşım Oktay YILDIRIM’a ödünç verdiğim şöyle bir çizelge var.

Asubaylar lisans eğitimi alsın diye gıçlarını yırtan hamiyyetli, ferâsetli ve kariyerli meslekdaşlarım

Şu çizelgeye şöyle dikkatlice bir baksınlar hele!

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

Subayları zâten lisans mezûnu da

Öykündüğümüz Coni ordusunda lisans mezûnu eratın oranı ne imiş, bir görsünler!..

Nâfiledir! Asubay aramasınlar okyanus ötesinde!.. Çünkü, yok oralarda...

 

*  *  *  *  *

 

Coni ordusunda ve NATO’da sâdece “iki kademeli emir-komuta zenciri” var;

 

1-Emir veren: Subay

 

2-Emir alan: Er

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

*  *  *  *  *

 

Türk ordusunda ise tam “6 kademeli emir-komuta zenciri” var.

Ebemdedem kuşağı gibi maşşallah, her renk asker var içinde... 

 

1-Emir veren: Subay

 

2-Emir veren: Asubay

 

3-Emir veren: Uzman Jandarma Erbaş

 

4-Emir veren: Uzman Erbaş

 

5-Emir veren: Sözleşmeli Er ve Erbaş

 

6-Emir alan: Mükellef Er

 

 

Tuğla dizer gibi bütün askerleri dizmişsin üst üsde

En tepeye de oturtmuşsun beyaz bir  “efendi” subay.

Subayı;

Yedeksubaya emânet etmişsin,

Asubayın sırtına bindirmişsin!

Asubay dediğin “uyduruk ve köle asker” sınıfını da

Uzman erbaş’ın sırtına bindirmişsin!

Uzman erbaşı da ötekilerin sırtına...

Anan doğurmadı nasıl olsa! Astda kalanların da varsın, canı çıksın!

Teşbihde hatâ câizdir; it, ite; it de kuyruğuna...

T.C Devletinin kânunlarına göre Ordumuzdaki “6 çeşit asker sınıfı” şöyle görünüyor bugünlerde;

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

Nasıl, Hulusi? Gözel mi?

 

*  *  *  *  *

 

Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boşdur, boş!

Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut, hoş!

Şu durmadan kurulup dağılan kâinâtda;

Bir nefesdir alacağın, o da boşdur, boş! 

 

*  *  *  *  *

 

Türkiye’nin NATO’ya üye olduğu 1952 senesinden beri

Ordumuzun bölünüp parçalara ayrılmasının en kısa ve en çarpıcı özeti

İşde, yukarıda gördüğünüz şu resimdir.

Coni’den vesikalı her boku bilen kurmay subaylarımızın rütbe-i akılları

Ordumuzun “emir-komuta zencirini” işde, böyle kırkdüğüm hâline getirdi.

 

Allah, Peygamber aşkı için “bir yudum su getir” diye emir verse Hulusi AKAR!

O bir yudum su gelesiye kadar senin datlı canın çıkar.

 

Asubay Tefrikası-3_Gölge Oyunu; Ordumuzda Asubaylar_ Eski Tüfek

 

 

  

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

   

 

      Evvelki bölümleri okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sahil Güvenlik Komutanlık BrövesiAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  

 

Beterin Beteri!

Haziran 10, 2016

 

 

  Beterin beteri var,

  Hâline şükret sen ey, Türk Asubayı!

  NATO’da Erat oldun, olmasına da...

  Peki, şimdi de

  Hizmet eri olduğunun farkında mısın?

 

*  *  *  *  *

beterin beteri_ Ömer Hayyam_Çadırcı Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Varlığımız iki yokluk arasında, ey Çadırcı!

  Dünyâ, esen yel üsdüne kuruldu!.. 

  Çevrendekiler hiçdir, sen de bir hiçsin!

  Eski Tüfek de öyle!

  Lâkin,

  Saltanatcı paşalarımızın “statü hukuku” dediği şu nâmussuz agalık düzeni

  Neyin üsdüne kuruldu acap?..

 

*  *  *  *  *

 

 

  5802 sayılı Astsubay Kânununun 1951 senesinden beri “subay yardımcısı” dediği biz asubaylara;

 

Ø  1632 sayılı Askerî Cezâ Kânununu hâlâ "Gedikli Erbaş" diyor,farkındayız!

Ø2013 Karakış 15’de İkinci Başkan "Müdür" Yaşar Bey, Balçiçek'e "Çaycı" olduğumuzu söyledi, unutmadık!

Ø  2016 Mart 28’de neşretdiğimiz Sözün Doğrusu'nda

1951 senesinden beri biz Asubaylara NATO’da “Er” muamelesi yapıldığını fâş eyledik!

Çünkü statü hukuku yalanıyla bizleri afyonlayan Genelkurmay Başkanlarımız öyle buyurmuşlar!

Ø  Son tahlil de gene bu senenin Abrul ayında geldi. Bu kez de GATA’daki tabip subaylarımız;

     Biz Asubayların "Hamallık" yapabileceğine dair rapor verdi, unutmayacağız!.. 

 

 

  Asubay azâbda gerek diyen kaşalotların tenhâlarda neler tezgâhladığını da

  Yeri ve demi geldiğinde Osmanlı şamarı gibi yüzlerinde şaplatacağız evvel Allah! 

 

*  *  *  *  *

  Peki, 

  Beterin beteri var diyen Esengül’ün şarkısında söylediği gibi biz Asubaylar için

  Er olmakdan da beteri var mı dersiniz?

  Var, elbet Esengül!

  Olmasa idi şâyet

  Ne gerek vardı bu ömür değirmeninde kelâm-kalem-kâğıt ve mürekkep öğütmeye, şu iki yokluk arasında?

  Asubaydan hizmet eri olur muymuş canım diyenler, kulak kesilsinler!

  Olduğunu görecekler bugün burada, evvel Allah...

 

  *  *  *  *  *

 

 

        STANAG Nedir?

 

   STANAG (Standardization Agreement), NATO üyesi ülkelerin askerî alandaki temel kurallarını tesbit eden beyânnâmedir. Merkezi, Brüksel'dedir. NATO üyesi ülkelerin imâl etdiği bütün askerî malzemeler, teşkilât ve kadroları bu beyânnâme ile tesbit edilen evsâfa uymak zorundadır. Bu beyânnâmedeki açıklanan seviyeye ulaşması için ordusunu yenilemek isdeyen ülkelere, diğer ülkeler yardım eder. Bu yardım, malzemeyi doğrudan vermekten çok teknoloji, tecrübe ve bilgi alış verişi vasıtası ile yapılır. Balık vermek yerine balık yakalamayı öğretmek gibi... 

 

 

beterin beteri 3

 

  Coni’nin kendi töresine ve ihtiyacına göre tertip edip NATO’da piyasaya sürdüğü bu STANAG 2116’ya göre

  Subayın târifi belli... Ȃrife târif ne hâcet! Coni lirası gibi! Uzayda bile rağbet görüyor!

  Fakat “diğer rütbeler” cenâhında işler arapsaçı gibi!

  Çünkü subay hâricinde kalan askerlerin tamamını “diğer rütbeler” ismini verdiği torbanın içine tıkışdırmışlar. Bu torbadaki askerlerin hepsine birden Erat demişler. NATO’da kural böyle... Çünkü oyunu tertipleyen devletler oyunun kuralını da tesbit ediyor. Elin oğlu seni NATO’ya zecren üye yapmıyor. Sen, kendi ayakların ile tıpış tıpış gidip yalvara yakara üye olmuşsun bir kere!

  Hamama girmeye niyetin varsa terlemeye peşinen hazır olmalı, değil mi?..

  İşde,

  Genelkurmay Başkanlarımızın Asubay dediği biz askerleri

  STANAG 2116’ya göre NATO üyesi ülkelere 1952 senesinden beri “Erat” olarak beyân ediyorlar!

 

*  *  *  *  *

 

  İmdi gelelim ikinci meseleye

beterin beteri 4

 

  Biz, bugün bu makâlemizde, konumuz ile alâkalı olan üçüncü sözleşmeyi tetkik edeceğiz.

  Bu sözleşme ile harp esirlerine yapılacak muamele kuralları tesbit edilmiş.

 

*  *  *  *  *

 

  İmdi de

  Şâyet teveccüh buyurursanız

  Biz Asubayları Hizmet Erliğine tenzil ettiren kânun ve olaylar silsilesini târih sırasıyla görelim.

 

SENE: 1949

 

  İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan toplantı neticesinde,

  Üçüncü Cenevre Sözleşmesi olarak bilinen anlaşmayı

  Türkiye ile birlikde 59 ülke temsilcisi 12 Ağustos 1949 târihinde imzâladı.

beterin beteri 5

 

  Rana TARHAN isimli hâriciyecimizin 1949 Cenevre Sözleşmesini imzâlamasıyla

  Türkiye, işbu Sözleşmeye taraf olduğunu dünyâya ilân etdi.

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1951

 

  Genelkurmay Başkanlığımız, aşağıda gördüğünüz Astsubay Kânunu isimli şu kânun ile

  Astsubay ismini verdiği yeni bir uyduruk asker sınıfı ihdâs etdi.

 

beterin beteri 6

 

  Bu kânunun yukarıda gördüğünüz birinci maddesi

  1967 seneli TSK Personel Kânununda Ek madde-21 olarak bugün de hâlâ yaşamaya devâm ediyor.

  Ordumuzun Asubay denen asker sınıfı, 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde teşkil edildi. Bu sebepden  dolayı iç hukukumuzda Asubay denen bir asker sınıfı var. Genelkurmay Başkanlığı cenâhında vaziyet böyle görünüyor.

  Fakat NATO hukukunda Asubay denen böyle uyduruk bir asker sınıfı yok!

  Peki, devletimiz nezdinde ve devletlerarası hukukda Asubaylığın yeri var mı?

  Yok! Üzgünüm fakat tekrâr ediyorum. Devletlerarası hukukda Asubay denen bir asker sınıfı yok!

  Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı bu tutarsızlığın ve samimiyetsizliğin farkında mı acap?

  Yukarıda gördüğünüz kânuna göre “Subay yardımcısıdır” dediği Asubaylarını

  Uluslararası andlaşmalara göre “Erat” ve “Hizmet eri” olarak beyân eden Genelkurmay Başkanlığımızın bu tutarsızlığını ve samimiyetsizliğini ifâde edecek söz bulamıyorum!

  Yukarıda gördüğünüz kânun, asubayların subay yardımcısı olduğunu emrederken

  1952 Kuzey Atlantik Andlaşmasına göre “Er” olarak muamele yapılan

  Ve dahi

  1949 Cenevre Sözleşmesine göre de “hizmet eri” olarak muamale yapılan başka bir asker sınıfı yokdur bu dünyâda.

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1952

 

  Coni’nin kucağına oturan zamânın siyâsetcisi ve conisever kimi subaylarımızın pışpışlamasıyla Meclise getirilen aşağıda gördüğünüz 5886 sayılı kânun

  Beyni midesine bağlı vekillerin gözünü kapatarak verdiği reyler ile Meclisden bir çırpıda geçirildi.

  Ve 1952 senesinde NATO’nun doğu sınırlarını canı bahâsına bilâ bedel bekleyen cendermesi olduk! 

 

beterin beteri 7

 

  Rana TARHAN isimli hâriciyecimizin işbu sözleşmeyi imzâlamasıyla

  Türkiye, işbu Andlaşmaya taraf olduğunu dünyâya ilân etdi.

  NATO üyeliğini kabul etmekle birlikde NATO’da asker sınıflarını tesbit eden STANAG 2116’yı da kabul etdik.

 

beterin beteri 8

 

  Bu irâdenin neticesi olarak Türkiye aynı zamânda

  Türk ordu teşkilâtını yukarıda gördüğünüz 2 sınıflı asker üzerine tertip edeceğini de taahhüt etdi.

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1953

 

  Genelkurmay Başkanlığımızın Astsubay ismini verdiği asker sınıfını teşkil etmesinden sâdece 2 sene sonra

  Devletimiz, 12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesini Meclis’de tek celsede görüşdü ve

  6020 sayılı kânun olarak onayladı...

  Kabul edildiği günden bugüne kadar tam 63 sene geçmesine rağmen

  Raflarda tozlanan bu kânunun bir tek kelimesine dokunan olmadı...

 

beterin beteri 9

 

  İşbu Andlaşmayı Yüce Meclis’de tasdik etmekle Türkiye

  12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesine taraf olduğunu teyid etdi.

  Bu irâdenin neticesi olarak Türkiye aynı zamânda

  Türk ordusunu aşağıda gördüğünüz 2 sınıflı asker teşkilâtı üzerine tertip edeceğini de taahhüt etdi.

 

beterin beteri 10

 

beterin beteri_ Mehmet Şevki YAZMAN_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Cenevre Sözleşmesi Meclisde; Dışişleri, Millî Savunma ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyonlarında tek celsede görüşüldü ve kabul edildi. Milletvekillerimizin 2 sene evvel kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Astsubay kelimesi askerî mevzuâtımıza duhûl eylemiş idi. Millî Savunma Komisyonuna da emekli subay M. Şevki YAZMAN vekâlet ediyor idi. Fakat bu görüşmede, biz Asubayları ilgilendiren İngilizce kelimelerinin Türkceye tercümesine Millî Savunma da dâhil olmak üzere komisyonlardan hiç kimse itiraz etmedi...

Ve Sözleşmenin İngilizce metinindeki subay kelimesi hâricindeki kelimeler Türkceye şöyle tercüme edildi.

 

Beterin Beteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  Sözleşmenin kabul edildiği 1953 senesinden 2 sene evvel Astsubay kelimesinin mevzuâtımıza girmesine

  Ve dahi

  Millî Savunma Komisyonununda emekli bir subay olmasına rağmen

  Yukarıda gördüğünüz Türkce tercümede bir tek dahi Astsubay kelimesi olmadığına dikkat ediniz.

  6020 sayılı kânunun kabul edilmesiyle birlikde

  Yukarıda gördüğünüz “diğer rütbeleri” ve bunlardan birisi olan Asubayı târif eden Esir asker, bunlar, Erbaş, Gedikli ve Er unvanları askerî mevzuâtımıza dâhil edildi.

  Cenevre Sözleşmesi İngilizce metinin madde 44, üçüncü fıkrasındaki “orderlies” kelimesini Türkceye “bunlar” şeklinde çevirmek için eşşek değil fakat eşşekoğlu eşşek olmak lâzım, o ayrı

  Fakat

  Yüce Meclisimizin “orderlies” kelimesini Türkceye “bunlar” şeklinde tercüme etdiğine dikkat buyurunuz.

 

*  *  *  *  *

 

  Bir düşmeye gör, acıyan olmaz! 

  Hâlin nedir diye soranın olmaz!

  Cephede omuz omuza cenk edip

  Şehâdet şerbetini birlikde içdiğin subay gardeşin

  Esir kampında seni hizmet eri olarak kullanırsa şâyet

  Genelkurmay Başkanlığımızın 63 sene evvel imzâ atdığı kânuna göre

  Bunun günâhı olmaz!

 

*  *  *  *  *

 

  Uluslarası andlaşmaları imzâlayıp imzâlamamak her ülkenin kendi özgür irâdesine bağlıdır. Fakat andlaşmaya imzâ atdıkdan sonra artık şemsiye içeriye kaçmış demekdir! Çıkartmaya çalışdıkca acıtır!

  Peki,

  Cenevre Sözleşmesindeki bu anlamsız kelimeler niye değişdirilmemiş diyebilenler var ise şâyet

  Bu suâli Genelkurmay Başkanına ve Millî Savunma Bakanına sorsunlar!

  Üsdelik

  Taraf olunan uluslararası bir sözleşmede değişiklik yapmak, bizim memleketimizde Anayasa yapmakdan çok daha zordur. Çünkü teklif edilen bir değişikliği sözleşmeye taraf olan bütün ülkelerin kabul etmesi gerekir ki işde bu neredeyse imkânsız gibidir. 

  Hele Türkiye gibi son zamânlarda itibarı beş paralık edilen bir devlet böyle bir işi

  Sabah eli ıslak donunda uyanan şımşırık olmuş tâze ergen gibi ancak rüyâsında becerebilir.

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1960

 

  1960 subay darbesiyle subay gardeşlerimize birer “Hizmet Eri” hediye edildi...

  Böylece “Hizmet eri” tâbiri askerî mevzuâtımıza tekrâr zuhûr eyledi.

 

beterin beteri 13

  Genelkurmay Başkanlığımız, Başçavuş dedikleri askerlere, osduracak bir beygir vermeyi dahi çok görüyor idi. Çünkü ordumuzda beygir istihdam edildiği dönemlerde sâdece subaylarımızın at binmek hakkı var idi. Bu sebepden dolayı hizmet eri, sâdece subaylarımıza veriliyor idi... Ve bu hizmet erlerinin, subaylarımızın beygirleri ile ilgilenmesi gerekiyordu.

  Fakat

  İkinci Dünyâ Harbi hurdası olan Coni hibesi motorlu cemseler 

  O târihlerde beygilerin yerini çokdan almışdı bile.

  Bir başka ifâde ile ordumuzda osduracak beygir yok idi ki hizmet eri veresin!..

  Olsun, maksat beygir beslemek, at binmek ya da hizmet eri kullanmak değil idi zâten...

  Asıl gâye, bugün yapdıkları gibi sâdece subay gardeşlermize yeni bir tazminât daha vermek idi... 

  Çünkü at binmeyen ve hizmet eri isdemeyen subaylarımıza dahi hizmet eri tazminatı veriliyor idi...

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1961

 

  27 Mayıs subay darbesinden bir sene sonra 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu Meclis’de kabul edildi.

  Böylece, Türk ordusunun en şümullu idârî kânunu askerî mevzuâtımıza duhûl eyledi.

  İşbu kânun ile ordumuzda;

  6 sınıf “asker” ve

  4 sınıf “rütbe” ihdâs edildi.

 

beterin beteri 14

 

   İşde, 6 sınıf askerlerimiz, aşağıda;

 

beterin beteri 15

 

 

  Kabul edildiği günden bugüne tam 55 sene geçmesine rağmen

  Yukarıda gördüğünüz “asker sınıfı” sayısında ve aşağıda gördüğünüz “rütbelerde” hiçbir değişiklik yapılmadı.

 

beterin beteri 16

 

  TSK İç Hizmet Kânununun aşağıda gördüğünüz madde 111’e göre

  Harb esirlerine yapılacak muamele konusunda Türkiye

  1953 senesinde Meclisden tek celsede geçirip meriyyete koyduğu ve

  Aşağıda gördüğünüz 6020 sayılı kânun ile kabul etdiği 1949 Cenevre Sözleşmesi harb hukukunu tatbik edeceğini beyân etdi.

 

beterin beteri 17

 

*  *  *  *  *

 

  TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin aşağıda gördüğünüz maddesinde,

  Harb hukukuna göre esir düşmüş Asubaylar yok sayıldı.

  Ya subay ya da hiç!

  Subay yok ise şâyet,

  Diğer askerlerin esir olmasının Genelkurmay Başkanlığımız nezdinde bir kıymet-i harbiyesi yok demek ki... 

beterin beteri 18

 

*  *  *  *  *

 

  27 Mayıs 1960 Cuma günü darbeyi yapan beyaz subaylarımız,

  Yapdıkları bu darbenin bir sene sonrasında, tam da sene-i devriyyesinde;

  27 Mayıs 1961 Cumartesi günü bu kez de darbe Anayasası’nı hazırlayıp piyasaya sürdüler.

 

 

1961 ANAYASASI

 

     Kurucu Mecliste Kabul Tarihi : 27/5/1961

     Halkoyuna Sunulmak Üzere Tasarının Resmi Gazete ile İlanı : 31/5/1961

     Kanunun Resmi Gazete ile İlanı : 20/7/1961 / Sayı: 10859

     Kanun No Kabul Tarihi: 334 9/7/1961

 

 

  Bu Anayasa’nın aşağıda gördüğünüz 65’inci maddesi şöyle diyor idi;

 

 

   II. TBMM’nin Görev ve Yetkileri

    b) Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma

 

   Madde 65- Türkiye Cumhuriyet adına yabancı Devletlerle ve milletlerarası kurullarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

   (…)

   Türk Kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasına 1 inci fıkra hükmü uygulanır.

   Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

   Bunlar hakkında 149 uncu ve 151 inci maddeler gereğince Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. 

 

 

*  *  *  *  *

 

27 Mayıs darbeci subayı Kara Piyade Kurmay Albay Alpaslan TÜRKEŞ_ Beterin Beteri! Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

28 Mayıs 1960 Cumartesi günü sabah saat 04;30’da

O dâvudî sesi ile darbe beyannâmesini radyoda okuyan

Darbeci Kara Piyâde Kurmay Albay Alpaslan TÜRKEŞ de şöyle demiş idi;

 

  

 

 “Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerine tamamıyla riayettir.

 

 

 

   Fakat;

   Dünyâ ve Türk milletinin gözünün içine bakarak tükürdüğü sözü TBMM’de yalayan darbeci subaylarımız;

   "Birleşmiş Milletler Anayasası'na İnsan Hakları Prensiplerine "riayet" etmiyor"

   Ve dahi

   Kendilerinin hazırlayıp meriyyete koyduğu 6 sınıflı asker teşkilâtını” esas alan 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu ile;

  • 1952 senesinde 5886 sayılı kânun ile Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin kabul edip meriyyete koyduğu ve “2 sınıflı” asker teşkilâtı ihdâs eden “1951 Kuzey Atlantik Andlaşması (NATO)” ile bu andlaşmaya merbut STANAG 2116’yı

       Ve dahi

  • 1953 senesinde 6020 sayılı kânun ile gene Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin kabul edip meriyyete koyduğu ve “2 sınıflı” asker teşkilâtı ihdâs eden “1949 Cenevre Sözleşmesi”ni çöpe atıyor idi.

 

   Tuhaflığa bakınız ki;

   Bir yandan kendilerinin hazırladığı 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu ile ordumuzda “6 sınıfl asker” teşkil eden 27 Mayıs’ın darbeci subayları;

   Diğer yandan gene kendilerinin hazırladığı 1961 Anayasası’nın 65’inci maddesi ile “milletlerarası andlaşmaların kânun hükmünde olduğunu” söylüyor

   Ve dahi bu kez de

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu ile kendilerinin teşkil etdiği “6 sınıflı” askerî teşkilâtını gene kendileri ilğa ediyor idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1967

 

  1967 senesinde meriyyete konulan TSK Personel Kânunu ile ordumuzdaki “rütbe” kavramı târif edildi.

  İşbu kânunun aşağıda gördüğünüz üçüncü maddesiyle

  Ordumuzda sâdece subay ve asubayların rütbesi olduğuna hükmedildi.

 

beterin beteri 19

 

  Beterin Beteri isimli işbu makâlemizin burasında bir çay molası verelim ve bir soluk alalım hele!

  Zere bu satırlardan sonra duyacağınız hakikât, insanı beyin dumuruna uğratacak cinsden...

  1949 Cenevre Sözleşmesine göre subayların târifi gâyet açık olarak yapılmış. Bu sözleşmenin İngilizce metinindeki “officer” kelimesi de Türkceye hep “subay” olarak tercüme edilmiş.

  Fakat

  Gene aynı Cenevre Sözleşmesinin İngilizce metinindeki “other ranks” kavramını TSK Personel Kânununa uyarlar isek şâyet “diğer rütbeler” kavramı içinde sâdece "Asubay" denen askerlerin olduğunu görüyoruz.

  Bugüne kadar kimselerin farketdirmediği ve kimselerin de farkedemediği bu filfilli “bit yeniğini” ilk duyan ve dahi ilk bilenler siz oluyorsunuz, haberiniz olsun!

  Makâlemizin başında Asubayların "hizmet eri" olduğunu fâş eylemiş idik.

  İşde, burada öğrendiğiniz bu bilgi, az sonra bizleri Asubayların hizmet eri olduğu gerçeğine götürecek...

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1982

 

  Bizim oğlanların elebaşı Zottirik Kenan’ın subay darbesini icrâ eylemesinden 2 sene sonra

  Vatandaşlarımızın büyük teveccühüne mazhar olan(!) 1982 Anayasası, hükmünü ele aldı.

 

beterin beteri 20

 

  Bakınız, yeni Anayasamızın yukarıda gördüğünüz doksanıncı maddesi ne diyor;

  “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.”

  “kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

  Bu hükümden, kolayca şu neticeye varabiliriz;

  1. 1949 Cenevre Sözleşmesi, kânun hükmündedir.

  2. 1952 Kuzey Atlantik Andlaşması, kânun hükmündedir.

  3. Hattâ bu iki milletlerarası andlaşma, kendi kânunlarımızın bile üstündedir. M.S.B’nin cüpbeli cingöz hâkim subayları ve Genelkurmay Başkanlığımızın kurnaz kurmay subayları bu gerçekleri göremiyor mu?..

 

beterin beteri 21

beterin beteri 22

 

  Şimdi burada,

  Ordumuzda 1961 senesinde teşkil edilen 6 çeşit asker sınıfı konusunda

  211 sayılı TSK İç Hizmet Kânununun;

  1949 Cenevre Sözleşmesine

  Ve dahi

  1952 Kuzey Atlantik Andlaşmasına aykırı hükümler içerdiğini söylesek, yalan mı olur?

  Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı bu andlaşmaları ihlâl etmiyor mu?

  Ya da 

  Anayasanın 90’ıncı maddesini alenen ihlâl etdiği gerekcesiyle TEMAD;

  211 sayılı TSK İç Hizmet Kânununun iptâlini talep eden bir dâva açsa ne olur? 

 

*  *  *  *  *

 

  Karârgâhındaki fitneci subayların dolduruşuna gelen Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Necdet ÖZEL,

  04 Mayıs 2012 Cuma günü bir Basın Açıklaması yapmış idi.

 

ek-001

 

  Kamu vicdânında “Asubaylara e-muhtıra” olarak yer alan yukarıda gördüğünüz açıklamanın ikinci maddesinde

  Necdet Bey, 8 sınıfa ayırdığı Türk Ordusundaki askerleri kendince şöyle tasnif ediyor idi;

 

  1. Subay

  2. Astsubay

  3. Sivil memur

  4. Uzman jandarma

  5. Uzman erbaş

  6. Sözleşmeli er

  7. Erbaş

  8. Er

 

ek-003

  Bu tesbitlerimizi ilk söyleyen biz,

  İlk duyan ve bilenler de sizler oluyorsunuz...

  Hayırlara vesile olur inşallah!

 

*  *  *  *  *

 

  Şimdi gelelim Hizmet eri olacak biz Asubaylara...

  1949 Cenevre Sözlemesinde bir kelime var; “orderlies”. Meclisimizde kabul edilen Türkce metinde, bu kelimeyi “bunlar” şeklinde Türkceye tercüme etdiler.

  Bizim vekillerin “bunlar” şeklinde tercüme etdiği kelimenin gerçek anlamı “hizmet eri” demek oluyor.

  İngilizce metinde “orderlies” şeklinde yazılan ve gerçek anlamı “hizmet eri” olan bu kelimenin Meclisde “bunlar” şeklinde Türkceye tercüme edilmesine Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığının da onay verdiğinde şüphe yok.

  Şu vakitden sonra ortaya çıkıp da pişmiş kelle gibi valla haberimiz yok, diyemez! 

 Beterin Beteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Şimdi, burada bir kurgu yapacağız. Hem de uluslarası andlaşmalar üzerine kurulu...

  Allah gösdermesin!

  Fakat dünyânın bin türlü hâli var. Memleketi idâre eden AKP’nin son 14 senede tatbik etdiği “sıfır sorun” siyâsetinin neticesi olarak içinde olduğumuz 2016 senesinde “sıfır komşu” noktasına geldik. Akrabalık bağımız olan sınırdaş devletler ile bile kanlı bıçaklı olduk! Hâl böyleyken bir vakit gelir, bu beceriksiz siyâsetci ve devlet memuru olduğunu ilan eden sünepe subaylarımız yüzünden ordumuz harbe girebilir. Subaylarımız ve asubaylarımız düşman eline esir düşebilir. Köstebek Hilmi Genelkurmay Başkanı iken 4 Temmuz 2003 Perşembe günü olmadı mı? Eline kelepçe vurup başına başına çuval geçirdiği ordumuzun en seçkin askerleri olan özel kuvvetler mensubu subay ve asubaylarımızı Coniler Irak’da esir almadı mı? İşde, böyle bir durumda, subay ve asubaylarımızın aynı yerde esir düşdüğünü farz edelim.

 

beterin beteri 24

 

  Genelkurmay Başkanları ve subay gomutanlarımızın hazarda “kahraman” dediği biz Asubaylar

  Sefer zamânı esir kampında

  •   Hem iç mevzuâtımıza
  •   Hem de 1949 Cenevre Sözleşmesine göre meşrû olarak

  Subaylarımızın yemeğini pişiren, çamaşırını yıkayan “Hizmet Eri” oluyoruz vesselâm!..

 

Beterin Beteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

  

                                                     Okumak için resimleri  tıklayınız!                                                        

         Sözün Doğrusu!                       Asubay mısın, Er misin?                           Açık Mektup!

sozun-dogrusu            asubay-misin              acik-mektup

 

Sözün Doğrusu!

Nisan 13, 2016

 

 

Kıymetli sınıf arkadaşım Sayın Özgün UYSAL’ın

Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlemize eklediği yorumunda temâs etdiği birkaç hususun doğru bilinmesi için bir açıklama yazmak ihtiyacı hâsıl oldu.

Bu fırsatı ganimete çevirmekde atik davranan TEMAD Muğla İl Başkanımız Sayın Halil ERGENLİ de erinmeyip

Taa oradan beni aradı ve “Yorumda kalmasın! Bu konu, kısa bir makâleyi ziyâdesiyle hak ediyor!” dedi.

Mâdem öyle! Al, sen yaz, Başkanım! dedim!

Bana ne! Sözü, sâhibi yazsın! dedi...

Eh, vaziyet böyle olunca da;

Tencereyi biz kaynatdık, sofrayı biz kurduk! Bizde yediniz, içdiniz, âfiyet olsun!

Zahmet olmaz ise şâyet şimdi

Haydi!

Sizde de gülüp oynayalım inşallah!

 

*  *  *  *  *

 

Bu makâlemizde;

Bizdeki ve Coni’deki asker teşkilâtına kısa bir dikiz atacağız.

Ak koyun, kara koyun neymiş? Şöyle bir görelim hele, değil mi yiğitler?

Peki, gidip de niye Atlantik ötesine öykünüyorsun diyenlere de şunu söyleyelim;

“Ordu ile küçük rütbelerden beri içten temâsı olan” bir mürşid bulduk kendimize...

Ve bakınız bu mürşid ne dedi 1925 senesinde;

Sözün Doğrusu_ATATÜRK_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK“Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya,

Mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz.” 

Çünkü, Subay gardeşlerimiz gibi

Biz Asubaylar da mesut ve müreffeh olmak olmak istiyorduk...

İşde, bu mecburiyetden yola çıkdık!

Ve dahi

Bu kutlu mürşidin 1926 senesinde bize armağan etdiği

Şu muhteşem tavsiyesinin ışığında yolumuzu bulmaya koyulduk!

“Biz, Garb medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.”

Bir de bakdık ki bu büyük mürşidin “medeniyet” dediği nurlu meşalenin

Garb da değil fakat bu kez Atlantik ötesinde harlandığını gördük!

İyi olan rağbet görür!..

Bünyemize uygun olduğunu anlayınca da

Hemen gidip aldık!

 

*  *  *  *  *

 

İltifât buyurursanız şâyet,

Kolay anlaşılması için meseleyi sâdeleşdirip

Kısa cümlelerden terkip etdiğimiz maddeler hâlinde açıklayalım.

1. Bizim ordumuzda, mükellef (parasız, mecburî) askerlik vardır.

Fakat başda subaylarımızın çocukları olmak üzere ekâbir gürûhunun mahdumları askerlikden kaçmak için her türlü dümeni, tezgâhı çevirirler.

“Askere gitmeyeceğim” diyen Rasim gibi omurgasız gazeteciler, çil çil Coni parasını M.S.B.’nin burnuna dayayıp da askerlik yapdım diyen cibilliyetsiz liboş zurnacılar, sürüsüyle minnoş topcular ve cins cins nonoş popcular...

“Daşşak kanseri oldum valla babacığım!” deyip de vatan görevinden sıyıran Burak oğlan... Ve daha niceleri...

Bahriyemizde askerlik yapdığı hâlde ve sanki çocuk doğurmuş gibi “Oğlum olsaydı askere göndermezdim!” diyen, hanımefendi(!) Bülent ERSOY’a ne demeli acap?

Sözün Doğrusu_Bahriye Eri Bülent ERSOY_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Basında şöyle bir haber duyduk!

Hollanda Şokda!...

Hollanda Genelkurmay Başkanının oğlu Üsteğmen Dennis, görevli olarak gitdiği Afganistan’da öldü...

Sözün Doğrusu_Hollanda Genel Kurmay Başkanı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Peki,

Bizim memleketimizde bugüne kadar vekil çocuğu ya da

Genelkurmay Başkanı çocuğunun askerde şehit olduğunu işitdiniz mi, Allah aşkına?..

Bu hususda Türkiye şu güne kadar hiç “şok” oldu mu acap?..

Bugün itibâriyle,

Şu anda ordumuzda vatanî görevini yapan çocuklarımızdan daha fazla sayıda asker kaçağı var, bu memleketde... Dünyâda böyle bir ordu daha bulamazsınız!

 

Mükellef (mecburî) asker sayımız 325 bin,

Kaçakların sayısı 520 bin!..

Sözün Doğrusu_520.000 asker kaçağı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Memleketimizde yarım milyondan fazla gencimiz arâzi olmuş da kimsenin umurunda değil!

“Paralı” dedikleri askerliği 1000 Coni lirasına düşürdüler. Fakat gene de M.S.B’nin kapısını çalan yok!

Sözün Doğrusu_MSB paralı askerlik_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Peki, bir Genelkurmay Başkanı çıkıp da “Yahu bizim çocuklar askerden niye kaçıyor?” diye sormaz mı? Sormaz, çünkü en başda kendi çocuklarını askerlikden kendileri kaçırırlar da ondan...

Fakat Coni ordusunda, bizde olduğu gibi “Mükellef” (parasız, mecburî) askerlik yokdur. Coni’de “Gönüllü” (paralı) askerlik esâsdır. Bir başka ifâde ile sokakda yakaladığı her Coni’ye döve döve askerlik yapdırmazlar. Şâyet Coni’nin işine gelirse, gönlü isderse askerlik yapar. Bunun neticesi olarak da Subaylar “Paralı muvazzaf” asker, Subay hâricindekilerin tamamı ise “Paralı gönüllü” askerdir.

 

 

 

İşde, 2013 senesi itibâriyle,

Coni ordusununda 18 seneye kadar hizmet eden Subay ve Eratın çıplak maaşları...

Sözün Doğrusu_Coni askerinin maaş bordrosu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

İşde, 2013 senesi itibâriyle,

Coni ordusununda 40 seneye kadar hizmet eden Subay ve Eratın çıplak maaşları...

Sözün Doğrusu_Coni askeri maaş bordrosu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Coni, Kendi Subay ve Erat’ına verdiği maaşı dünyâ âleme yiğitce fâş eyliyor.

Çünkü yüzlerini kızartacak bir ayıpları yok! Aldıkları belli, verdikleri belli...

Bizim Subaylarımız ve Asubaylarımızın son 10 senede aldığı maaşları sormuşdum Necdet Beye. Kulakları çınlasın! Açıklamaya yüreği yetmedi.

Fakat 1949 senesinden beri Subay ve Erat’ının son 60 senede aldığı maaş listesini Coni’nin sayfasından aldım.

İsdeyen varsa hepsini gönderebilirim.

 

*  *  *  *  *

 

2. Bizim ordumuzda hem Subaylar hem de Asubaylar “Muvazzaf”, rahmetli Hacı Sülük dedemin deyişiyle “Mektebli ve maaşlı” askerdir. Bu çok önemli hususu göz ardı eder isek şâyet her iki ordudaki askerî teşkilâtı kıyaslamak ve doğru anlamakda ciddî hatâlar yaparız.

Peki, “Muvazzaf asker” nedir?

Muvazzaf asker; “Aldığı belli süreli eğitimin karşılığı olarak belli bir maaş ile ve belli süre mecburî hizmet eden asker” demekdir.

Sözün Doğrusu_Şehit olduk_Gazi olduk_ Açlık sınırında boğulduk_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKBizim ordumuzda, şu târih itibâriyle biz Asubaylar için;

“Ön lisans” seviyesindeki eğitimin süresi 2 sene, 

Bu eğitimin bedeli olan “mecburî hizmet” süresi 10 sene,

Muvazzafının maaşı  “yoksulluk sınırının altında”,

Emeklisinin maaşı da sağ tarafdaki resimde görüldüğü üzere her dâim “açlık sınırının altındadır”.

 

*  *  *  *  *

 

3. Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlemizde de gösderdiğimiz üzere Coni ordusunda iki sınıf asker vardır; Bunlardan birisi “Muvazzaf” asker, öteki de “Gönüllü” askerdir. Bunların her ikisi de paralı askerlik yapar.

a. “Muvazzaf”askerler; Subaylar (Comissioned Officers). Muvazzaf (Commissioned) sıfatı, bu askerlerin, “komuta etme” yetkisine sahip olduğunu ifâde eder. Subay tefrik edemediği komutanlık görevleri için Coni, akıllıca bir ara yol bulmuş. Erat’dan terfi ettirdiği askerlerden, Gedikli Subay (Warrant Officer) ismini verdiği “ikinci bir subay sınıfı” teşkil etmiş.

Burada şu tesbiti yapmalıyız! Mevcudu ne olursa olsun! Komuta etmek, askerlik sanatının bir askere tahmil etdiği en büyük salâhiyyet ve en büyük ayrıcalıkdır. Komuta etmek demek, tıpkı Atatürk’ün yapdığı gibi, emrindeki askerlere “ölmeyi ve öldürmeyi” emretmek hakkına sahip olmak demekdir. Bizim ordumuzda da komutanlık yapan çok sayıda Asubayımız var. Fakat hem subay yardımcısı hem de muvazzaf oldukları ve komutanlık yapdıkları hâlde bizim Asubaylarımız, bizim ordumuzda subay sınıfına dâhil edilmezler. Bu durumu gidip Coni’ye söyleseniz, hem size inanmaz! Hem de aklı almaz!..

b.“Gönüllü”askerler;Erat (Enlisted). Komuta etme” yetkisi yokdur. Bu sınıfa dâhil olan askerlere Muvazzaf olmayan (Non Comissioned) denilmesinin yegâne sebebi, “komutanlık yetkisi” olan Subaylardan tefrik etmek içindir. İşde isbatı..

 

Sözün Doğrusu_Coni ordusundaki asker sınıfı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

*  *  *  *  *

 

4. Yukarıdaki resimde gördüğünüz üzere Coni ordusunda;

a. ”Muvazzaf” askerlerin hepsi Subaydır (Comissioned Officer). Subaylar, Harp Okullarından neşet eder. Bir başka ifâde ile Subaylar, “Mektepli ve maaşlıdır”. Gönüllü Er’likden terfi ederek muvazzaf subaylığa geçen Warrant Officer (Gedikli Subaylar) da muvazzaf sınıfa dâhildir. Ve bu Subaylar, A.B.D Başkanının imzâladığı berat ile göreve başlarlar.

b. “Muvazzaf olmayan”, eski tâbir ile “Alaylı” denilen “Gönüllü” askerlerin tamamı ise Eratdır (Enlisted). Bizim ordumuzda Memedimiz maaş almaz, bir simit parası kadar harçlık çok bile ona!.. Fakat Coni’nin Subayı da Eratı da maaşlıdır.

Coni’de Erat’ın göreve başlaması, tayin ve terfileri Kuvvet Komutanlığının tensibine tâbidir. Tıpkı bizim ordumuzda Asubaylarda olduğu gibi... 

İki elleri kanda olsa bile Cumhurbaşkanlarımız yeldir yepelek her sene mutlaka Harp Okulları diploma törenine gidip mezûn Teğmenlerimize diplomalarını verirler. 

Sözün Doğrusu_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat Asubaylığın icad edildiği 1951 senesinden beri

Asubayların diploma törenine bugüne kadar gitmeye tenezzül eden bir Cumhurbaşkanı gördünüz mü, siz?

Cumhurbaşkanlarını Asubayların diploma törenine götürmeyen kimdir acap?

Peki, bunun sebebini düşündünüz mü hiç?..

 

*  *  *  *  *

 

5. Coni ordusunda, Vietnam savaşının sona erdiği 1973 senesinden beri gönüllü askerlik vardır. Ve şu târihe kadar, gönüllü askerlik yapmak isdeyen Conilerin sayısı, ihtiyaçdan hep fazla oldu. Bir başka ifâde ile bizde olduğu gibi sokakda yakaladığı her Coni’ye zorla askerlik yapdırmıyorlar. Karşılıklı bir rızâ ve tercih söz konusu onlarda...

Sözün Doğrusu_Frederick William_III_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKConi’nin kendi Eratına verdiği özlük haklarını şu memleketde bizim ordu verse hani beşikdeki çocuğumuz bile Er olmak isder... Şartları, imkânları, özlük hakları tatmin edici düzeyde olduğu için de gönüllü sayısı, Coni ordusunun ihtiyacından her zamân fazla oluyor. Çünkü hem muvazzaf asker olan Subaylar hem de gönüllü asker olan Erat, çil çil doların hatırına askerlik yapar. Çünkü Prusya’nın muhteşem asker kralı I. Frederick William’ın dediği gibi “Asker, midesi üzerinde yürür!”. Şartları iyi olunca da bu kez Coni Subayları, gönüllü olanların içinden kendi istediğini, beğendiğini seçiyor. Tıpkı karpuz seçer gibi... Seçilen bu gönüllü askerlerin; sürekli, şeffâf ve dikey terfi hakkı var. Bugüne kadar neşretdiğimiz makâlelerde bunları defâlarca yazdık! Gönüllü olarak askerliğe başlayan Er Coni, belli şartları yerine getirmek koşuluyla Subay, Kuvvet Komutanı ve hattâ Genelkurmay Başkanı bile olabiliyor orada. Hattâ oldular bile... 

Fakat 30 senelik meslek hayâtında bizim Asubay Memed ise bir arpa boyu dahi yol alamıyor. Asubay başla, 30 sene dirsek çürüt, ömrünü törpüle ve gene Asubay olarak emekli ol! Üsdelik maaşın da muvazzaf iken aldığın maaşa göre yarı yarıya azalır! Coni’de ise emekli maaş hesâbı basitdir; “ Subayı da Er’i de son maaşı ile emekli olur!” Bizim ordumuzda sâdece subay gardeşlerimizde olduğu gibi... Aklın, vicdânın, günümüz insan hakları ve askerlik anlayışının kabul edebileceği bir şey değil! Tam anlamıyla bir nevi kölelik bu... Genelkurmay Başkanı Hulusi AKAR, iki sene evvel şöyle dediydi; “Subay subaydır, astsubay astsubaydır. İkisinin de ayrı bir mesleği ve ayrı bir görevi vardır. Bunlar karıştırılmasın!”

Peki, “Seri Paşam!” Birbirine karışdırmayalım da!..

İkibin sene evvel doğduğu Hindistan’da bile insanların bugün artık tahammül edemediği kast düzeninden bir farkı var mı, senin söylediğin bu sözün Allah aşkına?

“Parasız askerlik” demek olan “Mükellef askerlik” şöyle dursun,

Bizdeki paralı askerliğin bugün geldiği durumu, buyurun İkinci Başkan Yaşar GÜLER’in ortaya dökdüğü incileri kendi ağzından işitelim;

Maaşı 2 katına çıkarsak da paralı askerliğe talep yok!

Zengin olsaydım ben de asker olmazdım!

Paralı asker bulamıyoruz!

Ayda 3 bin 600 lira almaları öngörüldü. Hudutta 5 yıl görev yapacak, işi bitince 63 bin TL tazminat alacak. Hiçbir masrafı yok. Küçük bir hesaba göre 250-300 bin TL kazanacak. 3 yıl boyunca çağrı yapıldı... Pekiyi kaç kişi başvurdu? 2 bin 300.

 

Sözün Doğrusu_Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar GÜLER_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bugün itibâriyle Genelkurmay İkinci Başkanlık koltuğunda oturan ve kendisi de  Asubay çocuğu olan Orgeneral rütbesindeki bir subay bile hâlinden şikâyetci ise şâyet

Ordumuzun “Ast” kademelerinde ezilen, horlanan; bırakın şerefli bir asker alarak muamele görmeyi, insan yerine bile konulmayan “diğerlerinin” hâli pür melâlini varın siz tahayyül edin.

Bunu da gördük memlektede...

Şu fakir milletin avuç dolusu parasını çarçur edip oraya buraya reklam veriyorlar.

Ve diyorlar ki;

Onurunla çalış, Hayaline ulaş!

Hani, vatan borcu nâmus borcu idi?

Vatan borcu dediğiniz askerliği reklamlara düşüren kimlerdir? 

Sözün Doğrusu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK
3600 lira verdiğin hâlde asker bulamıyorsun. Ve bunun suçunu, askerlikden soğutduğunuz vatan çocuklarına atıyorsun...
Ev sahibinin hiç mi suçu yok, Allah aşkına?

Türkiye Türkiye olalı askerlik bu kadar zelil duruma düşmedi.

Aç bî ilaç sokaklarda gençliğini çürüten çocuklarımız,

İşsiz kalmak bahasına asker olmak isdemiyorsa çocuklarımızı mukaddes vatan hizmetinden soğutan kimdir?

Peki,

Ordumuzun içine düşürüldüğü bu dipsiz fesat sarmalının,

Bu “Astda” kalanın canı çıksın tutumunun,

“Biz başız; siz .ötsünüz” diyen bu tahkir edici zihniyetin sorumlusu kim?

Çocuklarının vatanseverlik hasletini yok eden subayları olan bir ordunun başka düşman neyine gerek?

 

*  *  *  *  *

 

6. Coni Ordusunda Asubay okulu yokdur. Çünkü onlarda Asubay denen asker sınıfı yokdur. Vatanî görev için yazılan gönüllü askerlerin hepsine birden Enlisted (Gönüllü yazılmış Erat) denir. Eratın hepsi eski tâbirle Alaylıdır. Bunlardan istekli olanlar, sözleşmelerini temdit edebilirler. Bizdeki sözleşmeli Erat da çok şükür temdit edebiliyor. Tabi ki ömür boyu Er olarak kalmaya mahkûm edilerek... Fakat Coni ordusunda Erat, gerekli koşul ve sınavları vererek sürekli ve dikey olarak terfi edebiliyor. Ve Subay sınıfı demek olan “Muvazzaf” sınıfına geçebiliyorlar.

Bizde her niyeyse subaylarımız ölesiye kadar askerlik yapmak ister. 12 Eylül 1980 Zottirik Kenan darbesinden sonra ilk defâ olmak üzere ikinci ikrâmiyeyi verdiler, Subay gardeşlerimiz gitmedi...

Gene OYAK târihinde ilk defâ olmak üzere OYAK üyeliğini emeklilikde de devâm ettirmek için OYAK Kânununa milletin gözü önünde tecâvüz etdiler, Subaylarımız gene emekli olmak istemiyor!..

Subaylar hâricinde kalan “diğerlerinin” durumu ise belli... Kaçan kaçana...

Sözün Doğrusu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Fakat Atlantik ötesinde hem subaylar hem de Erat için ömür boyu askerlik yapmak diye bir şey yokdur. Ne ordu askerine muhtaçdır ne de asker orduya...

Coni Eratı en yüksek derece olan E-9’a sâdece 20 senede terfi eder. Ve son maaşı üzerinde emekli olup askeriyeden çıkar... Orduya, 18 yaşında girerseniz 38 yaşında emekli olursunuz... Yeni Kânuna göre ise bizimkilerin 55 yaşına kadar çalışması bekleniyor. Bu Kânuna evet diyet kaşalotlar, kelle koltukda görev yapan askerleri memur zannediyor zâhir!..

 

*  *  *  *  *

 

7. Coni ordusunun Subay adayları “Akademi” denilen Harp Okullarında eğitilirler. Coni ordusunun Eratı da mesleğinin belli bir aşamasında “Akademi” ismi verilen ve ülke içi ve dışında hizmet veren 30 okulda eğitilirler.

Sözün Doğrusu_U.S Army Sergeants Major Academy_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Akademiye tefrik edilen Erat, Subaylara verilene yakın derecede eğitim alır. Akademiden aldıkları diplomalar da sivil hayatda iş bulmalarına çok yardımcı olur.

Üsdelik “İstikbâl için bugünün komutanlarını yetişdiren” bu Er Akademilerin;

Talebeleri,

Öğretmenleri

Ve tabii olarak Komutanları bile Er’dir.

Üsdelik bu akademilere Coni Genelkurmay Başkanı bile haberli ve dâvetli olarak ancak desdur ile girebilir!

Fakat bizim Genelkurmay Başkanı, AÜKH denilen okulu basar ve kendisi gibi subay olan komutanını hesâba çeker.

Ve dahi gazetede okuduğumuza göre

Sınav ile seçip aldığı Asubayı da intihara cebredebilir!..

Sözün Doğrusu_U.S Army Sergeants Major Academy_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKConi ordusunda hem Subayların hem de Eratın “Kurmayı” vardır. Fakat bizim ordumuzda Eratımız şöyle dursun, Astsubay dedikleri askerler bile “Akademide” okuyamaz. Bizim ordumuzda “Akademide” okumak hakkı, bu memleketimizin “beyaz insanları” olan subaylarımıza özgüdür. “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri” ismini verdikleri ve subayların markajında eğitim veren uyduruk kaydırık okul, Asubayların neyine yetmiyor ki?!!

Gazeteye verdiği mülakâtda Yaşar GÜLER bakın ne diyor;

Biz gariban çocuklarız,

Aramızda sosyete falan yoktur,

Anadolu’nun bağrından gelen çocuklarız hepimiz.

Sözün Doğrusu_Fakir çocuğu Orgeneral Yaşar GÜLER_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Evet, kendisi de Asubay çocuğu olan Yaşar GÜLER, burada doğruları söylüyor. Asubay olan babasının, çoğu Asubay gibi görevdeyken yaşadığı bütün itilmelere kakılmalara kendisi de mâruz kalmış mıdır? Bunları herhâlde en iyi kendisi bilir!

Fakat Harp Okuluna girip oranın ekmeğini yeyip suyunu içdiğinin ertesi günü “Gariban” olduğunu, “Anadolu’nun bağrından geldiğini” ve en önemlisi de “Asubay çocuğu olduğunu” hemen unutmuşdur. “Zengin olsaydı” dediği babasının Emekli Asubay olduğunu, Yaşar GÜLER kamuoyu önünde kaç kere söylemişdir? Ve daha da hazin ve acı olanı ise hakikâten “gariban” olan, hakikâten “Anadolu’nun bağrından gelen” Asubaylara efendilik taslayıp “Çaycı” yakışdırmasını yapabilmişdir. Peki, aslını inkâr edene ne denir? Bu örnek, halkın bağrından koparılan çocuklarımızın Harp Okullarında nasıl da beyin ameliyatından geçirilip aslını inkâr etmeye ve astına karşı acımasızca davranmaya zorlandığının en açık isbatı değil midir?

Bizim memleketimizde vaziyet böyle!...

İmdi dönelim Atlantik ötesine!

Coni Genelkurmay Başkanı, kendi Er’ine; “Oku, kendini gelişdir! Subay ol, benim yerime geç!” diyor. Bugünün Genelkurmay Başkanı Hulusi AKAR Kara Kuvvetleri Komutanı iken kendi Asubayına ne diyor peki? “Astsubay, Astsubaydır! Oturun oturduğunuz yerde!“ İşde, elin Genelkurmay Başkanı gevur Coni ile bizimkiler arasındaki en temel fark da budur! Otel ayısı lakaplı milletin vekili Mustafa TAŞAR’ın, pazarda içi boş file ile dolaşan anası yaşındaki Anadolu kadınına “Otlayın otladığınız yerde!” demesinden bir farkı var mı bunun, Allah aşkına?

 

*  *  *  *  *

 

8. Bugün bizim ordumuzda Asubay dediğimiz askerlerin tamamı ön lisans; yarısı da Subaylarımız gibi lisans mezûnudur. Hattâ 4 senelik lisans mezûnu olan çocuğumuza Asubay Okullarında bir de 2 senelik önlisans eğitimi verip toplam 6 senelik eğitimden sonra sen Asubay oldun diyoruz. Dünyâda eşi benzeri olmayan, işkence gibi bir şeydir bu.

Fakat Harp Okullarımızda okuyan bir başka çocuğumuza da 4 senelik eğitim verip sen Subay oldun diyoruz. Buna silâh arkadaşlığı diyenin aklından zoru vardır derim de... Bu rezâleti, bu kepâzeliği akıl ile, bilim ile anlamak ve anlatmak mümkün değildir. Üsdelik lisans mezûnu Asubayların oranı her sene artıyor. Atatürk, “Komutanlar, mâdunlarından yüksek ve âlim olmalıdır” dedi. Fakat bugünkü geldiğimiz noktada "bizim ordumuzun mâdunları, komutanlarından daha yüksek ve âlim”. Dünyâ orduları içinde tahsil düzeyi en yüksek Asubaylar Türk Ordusunda desek herhâlde yanlış olmaz! Fakat Coni ordusunun Eratının yarısı doğru dürüst okuma yazma dahi bilmez. Yüksek okul mezûnu oranı ise sâdece yüzde 5’dir. İşde sırf bu sebepdendir ki Coni’nin kendi dilinde verdiği meslek kurslarının hemen hepsinde bizim Asubaylar birinciliği toplayıp gelirler.

 

Sözün Doğrusu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

9. Bizim ordumuzun Subay olmayan en kıdemli askeri, Genelkurmay Başkanlığında görevlidir. Unvânı da “Genelkurmay Başkanlık Asubayı”dır.

Peki, Coni ordusu Genelkurmay Başkanlığının “Subay olmayan en kıdemli askerinin” unvânı nedir? Genelkurmay Başkanlık Kıdemli Er’idir. Dikkat ediniz, bu asker, Asubay değil fakat Er’dir. Bu “En Kıdemli Er”’in İngilizce unvânı “Senior Enlisted”dir. Bu ibâre Türkcemizde “Kıdemli Er” anlamına gelir. İşde Belgesi!..

Başka söze hâcet var mı?

Sözün Doğrusu_JCOS_ Senior Enlisted_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda tavsırını gördüğünüz Genelkurmay Başkanlık Kıdemli Er’i, özgeçmişinde yazdığı üzere, Coni Kara Kuvvetlerine “Onbaşı” (Specialist) rütbesiyle gönüllü olarak yazılmış bir Er’dir.

 

 

*  *  *  *  *

 

Türk askeri olarak sen kendine isder “Şah” de isder “Padişah”... Bu rütbe ve kavramlar ancak seni ilgilendirir.

Fakat

Harâm lokmasına teşne olup da

Zıkkımlanmak için misâfir olarak sofrasına oturmuş isen şâyet!

Ev sahibi Coni seni;

  • Hem sofrasında istediği yere oturtur ve sana kendi istediğini yedirtir
  • Hem de seni, kendi icâd etdiği rütbe ve kavramlar ile yaftalar!

Nasıl mı? İşde, bakınız şöyle!

Coni Avrupa Komutanlığının aşağıdaki örün sayfasında gördüğünüz üzere

2013 senesinde Genelkurmay Başkanlığımızı ziyâret eden Coni Deniz Kuvvetleri Kıdemli Eri

Bizim subaylarımızın “Genelkurmay Başkanlık Asubayı” dediği meslekdaşımız Asubay Harun AĞPAK’dan

Niçin “Genelkurmay Başkanlık Kıdemli Eri” olarak bahsetdi dersiniz?..

Bizim kendi kânunlarımızda Er, Erbaş, Uzman Çavuş ve Astsubay dediğimiz asker kişilerin hepsi

Coni’nin gözünde sâdece Er’dir.

Sözün Doğrusu_ Genelkurmay Başkanlık Asubayı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Aynı haberin devâmında Coni Deniz Kuvvetleri Kıdemli Eri’nin

Bizim “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiğimiz uyduruk okuldan da “Akademi” olarak bahsetdiğine bâhusus dikkat buyurunuz.

sozun-dogrusu-dd-2

 

Bu iki yüzlü ve belden kıvırmalı tavırın iç yüzünü öğrenmek için

Şöyle bir dilekce gönderip sordum bu incelikleri... Bakalım ne cevâp verecekler.

KONU: Bâzı Türkce Askerî Terimlerin İngilizce Tercümesi Hakkında.

İLGİ: (a) (http://www.eucom.mil/media-library/photo/24821/fleet-master-chief-petty-officer-roy-m-maddocks-jr-spoke-with-more-than-100-students-of-the-sixth-class-at-the-sergeants-major-academy) bağlantısında münteşir haber.

(b) Deniz Kuvvetleri Komutanlığının https://www.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=39&dil=1 bağlantısında münteşir Kuvvet Astsubayı tanıtım sayfası.

(c)  4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunu.

(ç)2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânununun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

1. İlgi (a)’da mezkûr haberde, ABD Deniz Kuvvetleri Kuvvet Kıdemli Er’i Roy M. Maddocks JR.’ın 03 Nisan 2013 târihinde Genelkurmay Başkanlığımızı ziyâret etdiğinden ve söze konu şahısın AÜKHE eğitimi alan 100’den fazla Astsubayımıza bir konferans verdiğinden bahsedilmektedir.

2. Aynı haberde Genelkurmay Başkanlığımızın;

a. “Genelkurmay Başkanlık Astsubayı” dediği Astsubaydan “Senior Enlisted Leader”,

b. “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi” (AÜKHE ) ismini verdiği okuldan da Kıdemli Er MADDOCKS’un “Akademi” olarak bahsetdiği görülmektedir.

3. İlgi (a)’da mezkûr ve yukarıdaki madde 2’de verdiğim bilgiler muvacehesinde benim suâllerim şöyledir;

a. İlgi (a)’da mezkûr haberde, “Genelkurmay Başkanlık Astsubayı” için kullanılan “Senior Enllisted Leader” ve “AÜKHE” için kullanılan “Akademi” tâbirleri konusunda Genelkurmay Başkanlığımız ne düşünmektedir?

b. Genelkurmay Başkanlığımızın;

b.1  Genelkurmay Başkanlık Astsubayı” ismini verdiği unvânın İngilizce tercümesi nedir?

b.2. “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi” (AÜKHE ) ismini verdiği okulun İngilizce tercümesi nedir?

c. Genelkurmay Başkanlığımız; Deniz Kuvvetleri Komutanlığının İlgi (b)’de münteşir örün sayfasında yapdığı gibi, Genelkurmay Başkanlık Astsubayı için kendi resmî örün sayfasında tanıtıcı bir sayfa tahsis etmeyi düşünmekte midir?

4. Yukarıda mezkûr madde 3’de tevcih etdiğim suâllerimi İlgi (c ve ç) mevzuât kapsamında cevâplamasını Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz ederim. 17.05.2016.

572511

 

Ayrıca,

Coni Genelkurmay Başkanı;

Kendi Kuvvet Kıdemli Erbaş’ına güvenip, onları yirmibin kilometre öteden kendi başına ülkemize gönderirken

Ordusunu ve kendi canını teslim etdiği Asubaylarına güvenemeyen sâbık Genelkurmay Başkanımız Necdet Bey

Yüzbin Asubay arasından seçip kendi karargâhına celp etdiği sâdece 100 Asubayını markaja alması için

İkisi karacı birisi havacı olmak üzere 3 subayını da telekulak olarak Asubayların arasına kışkışladığını fark etdiniz mi?..

Sen, kendi Asubayına güvenemiyorsan şâyet Necdet Bey,

Canını emânet etdiğin o Asubayın, sana niye güvensin?..

 

*  *  *  *  *

Sözün Doğrusu_ Enlisted ranks and insignia_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

10. Coni ordusunda Subay rütbeleri, “Subay” anlamına gelen (Officer) OF rumuzu ile ifâde edilir.

Gönüllü Erat’ın rütbesi de “Enlisted” şeklinde yazılır. “E” harfi ile ifâde edilir. Enlisted kelimesi aslında rütbe değildir ve maaşa esâs teşkil eden Grade/Dereceyi gösderir.

Gönüllü Eratın derecesi; en küçük olan E-1’den başlar ve en yüksek olan E-9’da biter. Bu derecelerin hepsi de “Erat” (Enlisted)’dır.

Ülkeler arasında rütbe denkliği temin etmek üzere NATO’da ise Gönüllü Eratın rütbesi, “OR” (Other Ranks) ibâresi ile başlar. Bu rumûz, “Diğer Rütbeler” mânâsına gelir. İlk derece OR-1, son derece ise OR-9’dur. Bu sınıfa dâhil askerlerin tamamı da yukarıda izah etdiğimiz üzere, gönüllü askerlerden müteşekkil Erat’dır.

STANAG 2116’ya istinâden sâdece NATO’da kullanılmak üzere, OR-5 ile OR-9 arasındaki bölüme “Non Commisioned Officer” denir. Coni’lerin rütbesi hususunda bizimkilerin kafasının basmadığı esâs nokta, işde tam da burasıdır. Bu derecelerin hepsinin “Erat” (Enlisted) olduğunu her niyeyse görmezden gelirler. “Enlisted” kelimesini Türkceye “Astsubay” şeklinde çevirenlerin aklından zoru olduğunu, hattâ aklının olmadığını söyleyebilirim.

Fakat,

Coni’nin Erat dediği “Non Comissioned Officer” ibâresini Türkceye “Astsubay” şeklinde tercüme edenler;

Ya câhildir, bunu anlarım...

Ya da gâfildir ki işde, burada ciddî bir niyet ve zihniyet meselesi var demekdir...

 

*  *  *  *  *

 

Otomobil sanayiinde kabul görmüş çok doğru bir veciz vardır; “Mercedes ve diğerleri

Bu veciz sözün arkasındaki müşahhas hakikât, askerlikde de aynen variddir.

Şöyle ki;

NATO üyesi ülke ordularının kendi iç hizmetlerine göre tasnif ve teşkil etdikleri elvan çeşitli allı morlu asker sınıfları,

Bir andlaşma ile NATO’da belli kurallarda eşitlenir. Bu andlaşmanın ismi STANAG 2116’dır.

 STANAG 2116

NATO standardization agreement

(Edition 5)

NATO codes for grades of military personnel

     Annexes : (Ekler)

A. NATO Codes for Officer Personnel Army

A. Subay Askerlerin NATO Rumûzu

B. NATO Codes for Non-Officer Personnel Army

B. Subay Olmayan Askerlerin NATO Rumûzu

 

Yukarıdaki şu çerçevenin içinde gördüğünüz üzere

Ve dahi

Tıpkı Coni ve Tomi Ordularında olduğu gibi,

Coni ve Tomi’nin teşkil etdiği NATO ordusunda da iki sâdece sınıf asker vardır;

 

1. Subay

 

 2. Subay olmayan (Diğer Rütbeler)

 

*  *  *  *  *

 

Sen;

  • Kendi memleketinde,
  • Kendi ordunda,
  • Kendi sınıfına ve kendi rütbene ne dersen de!

Bu konular ancak senin memleketinde, senin ordunda ve sâdece seni ırgalar!..

Lâkin,

Nerede olursa olsun; NATO bayrağı altında içtima eylediğin dakikada

Sen susarsın!

Ve dahi

Coni ve Tomi'nin beygiri osdurur!

Neticeten;

 

a. Enlisted,

 

b. Other Ranks,

 

c. Petty Officer,

 

ç. Non Comissioned Officer

 

Kendi askerî mevzuâtında kullandığı bütün bu tâbirlerden Coni, sizin “Subay” değil fakat “Er” olduğunuzu anlar. Bu tâbirlere “Asubay” anlamı yüklemek sâdece bize özgüdür. Fakat bizim bu düşüncemiz Coni’nin nazârında hiçbir şey ifâde etmez. Ve züğürt tesellisinden başka bir işe de yaramaz. Çünkü her millet kendini, kendi değerleriyle, kendi kelime dağarı ile târif eder.

Tabiat kânunudur; Oyunu kim kurarsa, kuralını da o koyar!

NATO dediğimiz uluslararası askerî teşkilâtı tesis eden de bu teşkilâtın kuralını koyan da Coni’dir.

Sözün Doğrusu_CPO Şükrü IRBIK, Color bearer_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKNATO görevindeyken derecem OR-7 idi. İşde, sağ tarafda gördüğünüz üzere; Türk Asubayı olarak, bayrak töreninde Er Coniler ile birlikde defâlarca bayrakdâr oldum... Kendi bayrağımı taşımak benim için şereflerin en büyüğüdür, o başka! Fakat diğer ülkelerin OR-1, OR-2’leri ile birlikde yapdım bu görevi. Coniler için bir tuhaflık yok bu işde. OR-1 ile OR-9 arasında uygulamada hiçbir fark yokdur. Çünkü bu derecelerin hepsi Eratdır. Bana bu görevi veren kişi de aynı karagahda görev yapdığımız Türk Subayımız idi.

NATO’da yardımcı oyuncuyu oynayan bir “Er” olarak söylüyorum!.. Coni’nin kurduğu bu NATO oyununda, bizim ordumuza biçilen görev de Coni’nin uygun gördüğü “yardımcı oyuncuyu” oynamakdır. NATO görevine tefrik edilen subaylarımız da bu hakikâti bal gibi bilirler. Fakat esen yele göre ve işlerine nasıl gelirse öyle anlarlar. Bizzat kendim defâlarca şâhid oldum! Ne hazindir ki kimisi yutkunarak, fakat çoğu da “gönüllü” teslim olurlar bu hakikâte!..

Kendimizi avutmayalım!

Coni’de iki sınıf asker vardır; Subay ve Er.

Hangi ülke olursa olsun Subay olmayan her askeri Coni, “Er” olarak telakki eder.

NATO’da rütbeleri tefrik eden STANAG 2116’ya göre,

Aslında bizim Genelkurmay Başkanlığımız da kendi Asubaylarını NATO’ya Erat olarak beyân ediyor.

İşde isbatı.

Erlerimiz, Uzman Erbaşlarımız ve Asubaylarımızın hepsi “Erat” torbasının içinde bir arada...

Sözün Doğrusu_NATO Rank Equivalent chart_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Genelkurmay Başkanlığımızın NATO’ya beyân etdiği yukarıda gördüğünüz İngilizce çizelgenin,

Türkcesi de şöyle oluyor;

sozun dogrusud8

Sözün Doğrusu_Asubay Rütbe İsimleri_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde, burada gördüğünüz üzere,

Subay gardeşlerimiz hâricinde kalan “diğer askerlerin” hepsini bu torbanın içine tepmişler!..

Üsdelik Genelkurmay Başkanlığımız,

Yukarıda gördüğünüz çizelge torbasına hukûkî dayanak olarak da TSK İç Hizmet Kânununu gösdermiş.

Peki, TSK İç Hizmet Kânununda böyle bir sınıflandırma var mı, Sayın Başkanım?..

Ne diyelim, helâl olsun vallahi...

Uydurdukları bu nenni ile de son 65 seneden beridir bizi uyutmuşlar!

Ya da biz uyumuşuz!..

Bu alavere dalaverede kim, kimi kandırıyor acap?..

 

sozun dogrusud7

 

*  *  *  *  *

 

Sayın Subay gomutanım, sen kehellik etmeyip tomar tomar Kânunlar tertiplemişsin!

Ve demişsin ki;

Astsubay dediğiniz uyduruk asker sınıfı, 5802 sayılı Kânuna tâbi,

Uzman Erbaşlarımız, 3269 sayılı Kânuna tâbi,

Sözleşmeli Erlerimiz, 6191 sayılı Kânuna tabi,

Vatan görevini yapan Er’imiz, 1111 sayılı Kânuna tâbi...

Ve sen, her biri ayrı Kânunlara tâbi bu 4 ayrı asker sınıfının hepsini bir torbanın içine dolduruyorsun!

Ve hemen koşup gidip Coni’ye tekmil veriyorsun!

Ve bu askerlerin hepsi de “Erat” diyorsun...

Ve M.S.B. ve Genelkurmay Başkanlığında oturan sizler;

Bayramda, seyrânda,

Ve hele de

Şehit tabutunun başında tesbih dânesi gibi saf saf dizilip

Ve o şehide “olmayan hakkınızı” helâl ederken,

Kahraman Asubayım, benim diyerek timsah gözyaşları döküyorsun!...

 

*  *  *  *  *

 

Hulâsa; motorlu araç dünyâsında meşhur bir söz vardır; Mercedes ve diğerleri...

Bu sözü askerliğe uyarlar isek şâyet,

Coni ordusunda da iki sınıf asker vardır;

 

a. Subay

 

b. Er

 

Kimi Subaylarımızın ağzını domaltarak “Arkadaşlar! Biz, bir aileyiz” demesine hangi Asubay inanıyor acap?

sozun dogrusud6

 

Doğru yargı ve doğru karâr, ancak doğru bilgi üzerine inşâ edilebilir. Bu cümleden olmak üzere; doğru yargı ve doğru karâr verebilmek için bizim ordumuzda ve Coni ordusunda mevcut askerî teşkilât, yukarıda verdiğim bilgiler ışığında değerlendirilmelidir.

Yalancının Mumu’nda teşhir etdik!

Askerî Cezâ Kânununda Gedikli Erbaş tâbiri hâlâ duruyor! Kasden ve bilerek iptâl etmediler!

Sözün doğrusu;

Hem bugünkü Askerî Cezâ Kânununa göre,

Hem Coni nazârında,

Hem de kendi subaylarımızın nazârında 

Asubay dedikleri biz askerler aslında Erat’ız vesselâm!..

 

brove

 

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Okumak için resimleri tıklayınız.

Beterin Beteri

beterin-beteri

 

  

 

 

Asubay mısın, Er misin?

asubay-misin

 

 

 

 

 

Açık Mektup!

acik-mektup

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 97. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Çarşamba, 28 Ekim 2020
nevzat yüksel
MESLEKTAŞLARIMIZA ÇAĞRIMIZDIR; #AstsubaylaraSözVerdiniz TWEET-TAG ÇALIŞMASI Tarih: 30 EKİM 2020 Cuma Akşam Saat: 19:00?da.
Pazartesi, 26 Ekim 2020
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
ASSUBAYLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN Göreve ve ölüme gönderirken hatırlayacaksın, şehit cenazelerinde övgüler dizeceksin, Assubay olmadan ordunun olmayacağını gözardı edeceksin ama hakkı hukuku esirgiyeceksin, bu nasıl bir zihniyet nasıl bir peygamber ocağı? 17 Ekim TEMAD'IN kurulușunu ve Assubaylar gününü buruk bir şekilde kutluyoruz; dileriz sağduyu adalet vicdan üstün ...
Cumartesi, 17 Ekim 2020
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ