Dokuzun İkisi

Şubat 24, 2016
 
 
Hurûfât öğüten gara galemimin ucundan bugün buraya dökülecek

Eşi, menendi görülmemiş

Ve dahi

Ȃdi bir gasp hikâyesidir bu aslında...

Daha önce çok yapdılar!

Tırnakcılığı meslek edinmiş kimi zavallı subaylarımızın yapmayı mârifet bildiği bir işdir bu!

Öyle ince hesâplar yapmışlar ki!

Bir üflemeyle kırk deveyi bir iğne deliğinden aynı hamlede geçirmişler!

Ve dahi

Kıvrak bir kalem hareketiyle

Asubay çocuklarımızın “1 kademesini” kesip almışlar!

Anlayana aşk olsun hani!

Pontulunu indirmeden adamın gıçından donunu almak gibi bir şey bu vallahi!..

Hem derdindeyiz

Hem de deveyi değil fakat deve kervânlarını görüyoruz buradan görmesine de

Bu hususlarda zamân değirmeninde az çok saç-sakal ağartan birisi olarak

Eski Tüfek bile bunu daha yeni fark etdi.

 

Evlerini önü kerpiç sekisi

Yel esdikce gelir yârin kosu

Güzel kokulu yâr, sizin olsun da yiğitler!

Nereye gitdi Zühtü, şu bizim dokuzun ikisi?

 

TEMAD Muğla İl Başkanı Sayın Halil ERGENLİ

19’uncu muhtarlar toplantısının ertesi günü akşam vakdi arayıp da bahsedinceye kadar

Ben de tirene bakıyormuşum meğerse...

Birisini bitirmeden diğerini başlatsa da bu orostopolluğu yapanlar

Oturdukları o makâm goltuğunu kendilerine yâr,

Yapdıklarının da yanlarına kâr kalacağını zannetmesinler!

Hakkımızı tahakkuk etdirmek için

Şunu aslâ unutmasınlar ki

Onların hepsini sıçdığı yere gadar govalayacağız.

Hem bu dünyâda, hem de ötekinde...

 

*  *  *  *  *

 

  • Birinci derece,
  • Bekcilerimize 15 seneden beri verilen 100’lük,

 

Yarım yamalak da olsa bunlar hâlledildi bitdi, sıra şimdi de

Görev başlangıç derece/kademesinde deyip de

Biz Asubaylara yapılan haksızlıkdan da öte şu kalleşliği halletmelerini beklerken

Bir de gördüm ki

Son 12 seneden beri göreve başlayan Asubay çocuklarımızın

Meğerse 1 kademesini gasp ediyorlarmış!

Gasbetdikeri bu birer kademeyi, gasbedenler nerelerine sokuyorlar, kendileri bilir!

Fakat bugün burada biz, bu 1 kademeyi nasıl sokduklarını bileceğiz evvel Allah!

 

*  *  *  *  *

 

EYÜBOĞLU, sordu toprağa; “Tohum ile niçin uğraşırsın?”Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Toprak cevâbladı; “Sebebini, toprak olduğun zamân kulağına fısıldarım!”

Sebebini öğrenmek için EYÜBOĞLU, toprak olmayı beklese de

Eski Tüfek öyle yapmayacak!

Bu 1 kademenin gasp hikâyesini sizlere anlatmak için ucuzundan bir hikâye tertipleyip

2016 Zemheri ayının şu şitâ günlerinde kapınıza dayayacak, Evvel Allah...

 

*  *  *  *  *

 

Devlet memurlarını ilgilendiren 657 sayılı Kânun, 1965 senesinde meriyyete konuldu.

İşbu Kânun diyor ki; asker, bize bulaşmasın! Gitsin, kendi Kânununu kendisi yapsın!

.

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bizim askerimiz, daha doğrusu subaylarımız da öyle düşünmüş olmalı ki

Aradan iki sene geçdikden sonra

Biz askerleri ilgilendiren 926 sayılı kendi Kânununu meriyete koymuş.

İnsan, niye memur olur? Mâişetini kazanmak için!

Asker, niye mâişet isder? Midesi üzerinde yürür de ondan!

Ne dedi ÂKİF Mehmet, ekmek parası hususunda?

Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası

Dosdunun yüz karası, düşmânının maskarası...

Öyle mi? Öyle ya!

Peki, o zamân biz de ekmek paramızın peşine düşeceğiz, değil mi?

Devlet memurunun aldığını,

Kellesi koltuğunda vatan bekleyen askerinden esirgemek kimin haddi olabilir?

Alçakların,

Hâinlerin,

Kalleşlerin,

Nâmussuzların,

Ve bir de

Düşmânların...

 

Düşmânımın maskarası olmak yerine,

Eceli olmayı hassaten tercih ederim, o ayrı...

 

Fakat

Biz de ekmek paramızın peşine düşüp

Bu 1 kademe gasbını;

 

  • Kim,
  • Nasıl,
  • Nerede

      ve dahi

  • Ne zamân yapmış?

 

Gidip bir görelim hele canlar!

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1970

 

657 sayılı Devlet Memurları Kânununun meriyyete konulduğu 1965 senesinde,

Maaş derece/kademesini gösderen müşahhas bir çizelge yok idi. Elvân çeşitli maaşlandırma yöntemi vardı.

Aynı yerde, aynı işi yapan 5 memur, onbeş türlü maaş alıyor idi.

Devlet böyüklerimiz bu sakâmeti

Kânunu meriyyete koydukdan 5 sene sonra fark etdiler.

Ve dahi

1970 senesinde aşağıda gördüğünüz şu maaş derece/kademe çizelgesini ihdâs etdiler.

(1970/1327/9)

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu Kânunun dokuzuncu maddesi ile 657 sayılı Kânunun 36’ıncı maddesini değişdirip

Sekiz çeşit memur sınıfı ihdâs etdiler.

Bu sekiz sınıfın hepsinin de görev başlangıç dereceleri ayrı ayrı tesbit edildi.

Burada tesbit edilen derecelerde, görevin ehemmiyetine göre bâzı farklı kademeler de ihdâs edildi.

Bu sınıflara dâhil olan memurlardan bizi ilgilendiren ve hemen hepsinde aynı olup da

Kânunun bu maddesinde peşpeşe sıralanan ikisinin görev başlangıç derece/kademesi şöyle oldu;

Lise ve dengi okul mezûnlarının görev başlangıç derece/kademesi; 13/1,

4 seneden az yüksek öğrenim görenlerin görev başlangıç derece/kademesi; 10/1.

Bu Kânunun kabul edildiği senelerde,

Türkiye’de muadil okulların tamâmı en az 2 senelik eğitim veriyor fakat

Sâdece Asubay Sınıf Okulları 1 sene eğitim veriyor idi.

Asubay Sınıf Okulları, Devlet Memurları Kânunundaki bu hükümlerin hiçbirine uymuyordu.

Bir başka ifâde ile bizim okulların Türkiye’de eşi, benzeri, muadili ve emsâli yok idi. 

Aslında, Asubay Sınıf Okulları o târihde,

Türkiye’deki yerleşik eğitim düzeni içinde hiçbir Kânuna da sığmıyordu.

Bildiğimiz gibi, Türkiye’de önlisans düzeyinde eğitime en son başlayan okul da

Gene bizim Asubay Sınıf Okulları oldu.

Askerleri yeni Kânuna intibâk ettirmek üzere

Genelkurmay Başkanlığımız,

Kendi Kânunu olan 926’yı tâdil eden 1323 sayılı Kânunu 1970 senesinde devreye sokdu.

Var olsunlar,

Subay gardeşlerimizin işi rast gitdi... Herşey yerli yerinde, bir hamlede hâlledildi. Hiçbir subay mağdur edilmedi.

Fakat Asubay cenâhında işler öyle değildi. Çünkü yukarıdaki cümlemizde ifâde etdiğimiz gibi

Memurlar için hazırlanan o Kânunda Asubay Sınıf Okullarının adı bile yok idi.

Sağolsunlar,

Bu umarsız vaziyete gomutanlarımızın kurmay zekâsı çarçabuk bir çâre buldu...

Ve kendince bir “orta yol” peydahlayıp

1970 senesinde mezûn edilen Asubay Çavuşları 11’inci derece 1’inci kademeden göreve başlatdılar.

(1323/4)

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıdaki çizelgede “Astsubay Çavuş” şeklinde yazılması gereken rütbemizi

“Çavuş “ şeklinde yazanların, yazdıranların ve düzeltmeyenlerin;

Anasını, avradını, sülâlesini!!!

Burada dikkat etmemiz gereken husus şu;

Asubay Sınıf Okullarının o zamânlarda Türk eğitimi düzeni içinde emsâli olmadığı için

Asubaylara bu Kânun ile verilen 11/1 görev başlangıcını mukâyese imkânımız yok!

Hangi gerekceye istinâden 11/1 verildiğine Kânunlarda, zabıtlarda rastlayamadım.

Bilen varsa söylesin de öğrenelim.

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1974

 

Hem Başbakanlık hem de Millî Savunma Bakanlığı

Yukarıda gördüğünüz göreve başlangıç çizelgesini icâd etdikden 4 sene sonra

Bu kez de memurların tahsil düzeylerine mahsus olmak üzere görev başlama derece/kademesi için

“Ortak Hükümler” içeren aşağıda gördüğünüz çizelgeyi ihdâs etdi.

Bu Kânunda biz Asubaylar için önemli bir husus var. Dikkat ederseniz, Devlet Memurları Kânununda 1970 senesinde yapılan tâdil ile,

Asubay Sınıf Okullarını târif eden hüküm yok idi. Aradan geçen 4 senede bu eksikliği gördüler ve hemen telâfi etdiler.

Millî Eğitim Kânununa uymasa da

Asubay Sınıf Okullarını, işbu Kânuna uydurmayı başardılar.

Ve bu Kânuna, o vakitlerde bizi târif eden şu ibâreyi eklediler;  

Lise ve dengi okullar üstü bir yıllık meslekî veya teknik öğrenimi bitirenler.

Görev başlangıç derece/kademesini de 11/1 yapdılar. Bu hususa dikkat ediniz.

(1974/KHK-12/1)

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Burada çok önemli bir husus daha var;

Yukarıdaki çizelgeye göre tıpkı memurlar gibi

Asubayların da göreve 11/1’den başlaması gerekiyor idi. Çünkü Devlet Memurları Kânunu böyle diyor.

Fakat Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı yukarıdaki Kânun kabul edildikden 1 sene sonra

Aşağıda gördüğünüz 1923 sayılı şu Kânunu Meclisden geçirdi.

Bu Kânun ile Asubayların, emsâli memura göre “1 derece yukarıdan” göreve başlaması hükme bağlandı.

Buradan çıkarmamız gereken en önemli netice, işde şudur;

Asubaylar, emsâli devlet memurlarına göre “1 derece yukarıdan” göreve başlar.

Dikkat ediniz!

Sene, Kıbrıs Barış Harekâtının ertesi...

(1975/1923/37)

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Memur ya da Asubay olmak isdeyen bir gencimiz,

Elindeki diplomayı yukarıdaki şu çizelge ile kıyaslayıp

Hangi derece/kademeden göreve başlayacağını kendisi anlayabiliyor idi.

Yukarıdaki çizelgenin meriyyetde olduğu 1975 senesinde,

Asubay Sınıf Okullarının 1 senelik eğitim vermeye devâm etdiğini hatırlayınız.

1975 senesinde meriyyete konulan bu hüküm,

Bugüne kadar tâdilâta uğrasa da esâs olarak bugün aynen yürürlükde.

 

*  *  *  *  *

 

657 sayılı Devlet Memurları Kânununa 1975 senesinde yapılan başka bir tâdil ile

Bâzı memurların başlangıç kademesinde iyileşdirmeler yapıldı.

Bu tâdil neticesinde;

Biz Asubaylar için değişen bir şey olmadı. Görev başlangıç derece/kademesi gene 11/1.

Emsâli devlet memurlarına göre Asubayların “1 derece yukarıdan” göreve başlama hakkı muhâfaza edildi. 

(1975/1897/36).

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz Kânun hükmü,

Meriyyete girdiği 1975 senesinde biz Asubaylar için hiçbir anlam ifâde etmiyor idi.

Ne kadar önemli olduğu 2003 senesinde oraya çıkacak idi.

Bu çizelgede;

2 yıl süreli yüksek öğrenimi bitirenlerin görev başlangıç derece/kademesinin 10/2 olduğuna dikkat ediniz.

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 1982

 

Kenân’ın Hakkı, Kenân’a!

 

Aşağıdaki Kânun maddesinde gördüğünüz üzere

Emsâli devlet memuruna göre Asubayların 1 derece yukarıdan göreve başlama hakkına

1980 subay darbesinin başgomutanı

Zottirik Kenân bile dokunmaya cesâret edemedi...

. 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 2016

 

Bugünün târihi, 22 Ocak 2016.

Aşağıda gördüğünüz Kânun maddesini az evvel aldım.

Mâviye boyadığım satır, Asubay Sınıf Okullarının tâbi olduğu 2003 ve öncesi görev başlangıcını,

Sarı boyalı satır ise Asubay MYO’ların 2004 ve sonrası görev başlangıcını gösderiyor.

Buradaki durumu özetler isek şâyet;

Önlisans mezûnu memurun görev başlangıç derece/kademesi; 10/2 olduğundan dolayı

Önlisans mezûnu Asubay Çavuşun görev başlangıç derecesinin, memurdan “1 derece fazlası” olması gerekir.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1 sene eğitim veren Asubay Sınıf Okullarının tahsil süresinin 2003 senesinde 2 seneye yükseltilmesi ile

Görev başlangıç derece/kademesi 9/1 yapıldı.

Fakat aşağıda gördüğünüz Gösterge Çizelgesini hazırlayanlar çok önemli bir hususu;

Ya unutdular

Ya da canları Asubaylardan 1 kademe gasbetmek istedi.

Çünkü Gösterge Tablosunun ihdâs edildiği 1970 senesinden 2003 senesine kadar geçen 33 sene boyunca

Asubaylar, memurlara kıyâsen “1 derece (3 kademe) yukarıdan” göreve başlıyorlar idi.

Bugünlerde Huzur-Hakk’da hesâp vermekle meşgûl olan Zottirik Kenân bile buna itirâz etmedi. Bizim bildiğimiz kadarıyla Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânununun kabul edildiği 2003 senesinde;

Siyâsetciler ya da subaylar darbe de yapmadı...

Peki ne oldu da içeriden birileri Asubayın 1 kademesini sinsice gasp etdi?

2004 senesinde önlisans düzeyinde 2 senelik eğitim vermeye başlayan Asubay Okulu mezûnu Asubay Çavuşların,

1970 senesinden beri olduğu gibi memurlara kıyâsen gene “1 derece yukarıdan” göreve başlaması gerekiyor idi.

Bunun anlamı da şudur;

Önlisans neşetli Asubay Çavuşların 2004 senesinden itibâren dokuzun ikisinden göreve başlaması gerekir idi.

Çünkü;

657 sayılı Kânunun 36’ıncı maddesinin “Ortak Hükümler” cetveline göre

Önlisans mezûnu olan devlet memurlarının 1974 senesinden beri;

Görev başlangıç derecesi 10,

Kademesi de 2 idi.

2004 senesinden itibâren önlisans mezûnu olan Asubay Çavuşların,

1970 senesinden beri olduğu gibi memurlara kıyâsen gene “1 derece (3 kademe) yukarıdan” göreve başlaması gerekiyor idi...

Fakat öyle olmadı!..

Asubaya bir hak veriyorsan şâyet, mutlaka başka bir hakkı geri al ezberi burada da bozulmadı.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubayların;

Tahsil süresini 1 sene arttırdılar,

Fakat  görev başlama kademesini, 1 kademe azaltdılar...

Böylece, terâzinin kefelerini kendilerince aynı hizâya getirdiler.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Peki

 

Asubayların bu 1 kademe gasbını;

 

  • Kim,
  • Ne zamân

      Ve 

  • Nasıl kotardı?

 

*  *  *  *  *

 

SENE: 2003

 

Tahsil süresi 1 seneden 2 seneye terfi etdirilen Asubayların intibâkı

Aşağıda gördüğünüz 4861 sayılı Kânun ile

6 Haziran 2003 Cuma günü Meclisde kabul edildi.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

YÖK’e bağlı muadil okullara kıyasla

30 sene sonra meslek yüksek okul seviyesine terfi ettirilen Asubay Meslek Yüksek Okullarında

Artık önlisans seviyesinde eğitim-öğretim alacak Asubayların görev başlangıç derece/kademesi de

Yeni Kânuna göre intibâk ettirilecek idi.

Aşağıda gördüğünüz Kânun tasarısını zamânın Başbakanı Abdullah GÜL

Gereğini yapması için 11 Mart 2003 târihinde Meclis’e arz etdi.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşbu Kânun tasarısında Başbakan Abdullah GÜL,

Asubayların görev başlangıç derece/kademesini tesbit etmek için

Kendisinin de tâbi olduğu 657 sayılı Devlet Memurları Kânununa bakdı

Ve dahi

Tasarının Genel Gerekce kısmına yazdığı şu  cümleler ile

Asubay Çavuşlara

Lise üsdü iki senelik eğitim karşılığı olan onun ikisinin verilmesini öngördü.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Başbakan Abdullah GÜL’den sonra

Millî Savunma Bakanı Vecdi GÖNÜL aldı sazı eline

Ve dahi

O sazın bir tek teline bile dokunmadı...

Vecdi Bey,

Önlisans mezûnu olacak Asubayların görev başlangıç derece/kademe intibâkı konusunda

Dut yedi, Bülbül oldu...

Dönemin Genelkurmay Başkanı Köstebek Hilmi de susmayı tercih eyledi.

Bu Kânun tasarısı Meclis’de müzâkere edilirken sayın gomutanımız,

Garâhgâhdaki ete soğan doğramakla meşgul oluyor idi.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fazla mesâi yapdığı saatlerde ise

Angara'nın gâhı eğri, gâhı doğru olan

Tiren yolundan geçen tirenlere bakıyor idi.

 

*  *  *  *  *

 

Vecdi Bey ve Köstebek Hilmi, görüşlerini bildirmedikden sonra

Kânun tasarısı, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi...

Buradaki akıllı memurlar,

Vecdi Bey ve Köstebek Hilmi’nin bigâne ve divâneliğini hemen fark etdiler.

Ve dahi

Önlisans eğitimi karşılığı olarak Asubayların

Dokuzun birinden görev başı yapmasına karar verdiler.

Karâr verdiler vermesine de

Lise üsdü 1 sene tahsil yapan Asubaylar bu seneye kadar

Emsâli memurlara göre 1 derece (3 kademe) yukarıdan göreve başlıyor idi.

İyi,  gözel de Plan Bütcedeki can gardeşler!

Asubayların 1 kademesi durduk yerde nereye gitdi acap?

Bir bakın hele sağa, sola şöyle!..

Kıdemli binbaşı gardeşlerimizin cebinde olabilir mi?

 

2002 senesinden 2003 senesine kadar geçen 365 gün içinde

Asubayların durumunda ne değişdi de görev başlangıç derecesinden 1 kademe tenzil edildi?

İşde, bu suâli;

Bakanımız Vecdi, kimseye sormadı...

Gomutanımız Köstebek Hilmi de...

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Sizlerin de çok iyi bildiği üzere

Kânun yapma konusunda son söz, Plan ve Bütçe Komisyonu’nundur.

Önlisans düzeyinde eğitim-öğretim veren Asubay Meslek Yüksek Okulları mezûnu Asubay Çavuşlara

Dokuzun birinden görev yaptırmayı öngören Kânun tasarısı,

Tesâdüf müdür bilinmez, Plan Ve Bütçe Komisyonunda

Tasarının dokuzuncu maddesi olarak kabul edildi.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

926 sayılı Kânunun 137’inci maddesine merbut c bendine eklenen aşağıdaki cetvel ile

Asubayların “1 kademesinin gasbedilmesi” resmiyyet kazandı.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

SENE: 2016

 

2004 senesinden beri Asubaylar dokuzun birinden göreve başlıyor iseler şâyet biz bunu;

 Başbakan Abduldah GÜL’e değil,

 Millî Savunma Bakanı Vecdi GÖNÜL’e değil,

 Genelkurmay Başkanı Köstebek Hilmi’ye hiç değil,

 Fakat

 Plan ve Bütçe Komisyonundaki ehl-i vicdân ve akl-ı selim memurlara borçluyuz!

Bunu böyle belleyelim.

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ve dahi

Hiç şüphe yok ki bu işde resmen bir müktesep hak gasbı vardır.

Bu sebepden dolayı “yeni bir kademe isteği” söz konusu değildir.

“Gasbedilen 1 kademenin” sahibine iâdesi söz konusudur.

"Onun ikisi"nden başlamadığımıza sevinecek miyiz?

Ya da

"Dokuzun ikisi"ni alacak mıyız?

Buna, elbetde hak sahipleri karâr verecek...

Peki,

Gıllı gışlı işlerle gasp etdikleri “1 kadememiz” nerede?

Bir düşünün bakalım şöyle!

 

Başkan KESER ne demiş idi?..

 

 

Dokuzun İkisi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Kapak Resmi : (E) Dz.İda.Asb.Kd.Bçvş. Mustafa AYTAR

 

 

Varagele

Ocak 19, 2014

Çamaşır ipi değil şu yukarıdaki resimde gördüğünüz,

Çorap, don, göynek asılmaz!

Varagele derler ona.

Varagele!..

Bir denizci tâbiridir.

İki nokta arasında sağlam bir halat ger,

Bu halat üzerine hareketli bir makara koy,

O makaraya bir sepet veya sandalye bağla!..

Sonra da ister insan taşı,

İstersen eşyâ...

Sözlük anlamı böyle...

Okuduğunuz bu açıklamada bahsedilen “iki nokta”,

Biz denizciler için her hâl ve şartda “iki gemi” yi ifâde eder.

Başkasını bilmeyiz.

Hele hele sakın ola bir denizciye, Ankara’da varagele yapdım demeyin!

Tozutduğunuzu düşünebilir.

Denizde Varagele!..

Sitemizin kaytan bıyıklı İdarecisi Sayın Semih KOÇ da bahriyelidir.

Varegeleyi bilir.

Her iki gemi aynı istikâmet ve sâbit sürat ile yola devâm eder.

Denizde hareket hâlinde olan iki gemi arasında varagele tertibâtını kurarsın.

İkisi arasındaki mesâfe sâdece 10-15 metre.

120 metre boyunda, onbinlerce ton ağırlığında koca bir arabayı

Sanki garaja bırakan bir sürücü kadar mahir olmalısın.

Üsdelik arabanı bırakmak istedin garaj, yerinde durmuyor.

Hareket ediyor...

image006 
image007
image008
image003
image009
image010

Saatde 30 kilometre sabit hızla yürüyen bir garaja arabanızı park etdiniz mi hiç?

İki geminin denizde varagele yapması da işde böyle birşey...

Hızlı gitsen garaja çarparsın, halatı kopartırsın.

Yavaş gitsen arabayı garaja sokamazsın. Halat gene kopar...

*  *  *

Böylece alış-veriş başlar.

Bu gemi, ötekine bir şey gönderir.

Öteki gemi, berikine başka bir şey...

Herkes, kendi yediğinden misâli!..

Denizde ikmâl yapabilen deniz kuvvetlerine sahip ülke sayısı bugün bile iki elin parmaklarından çok değildir.

Bizim deniz kuvvetlerimiz, denizde ikmâl yapabilen beş on deniz kuvvetinden birisidir.

Devâm eden harekât için sâniyeler bile çok önemlidir.

Mazot, cebehâne, ekmek, su bitdiyse deponu  doldurmak için dünyanın öbür ucundan buraya gelemezsin.

Bu neviden ihtiyacını, harekât icrâ etdiğin mevkiide ikmâl etmelisin.

Üsdelik,

İhtiyâcı neyse geminin istediğini sâdece beş on dakikada alıp-verip yoluna devam etmesi beklenir.

Dolmuş değil ki hemen kenara çekip işini göresin.

Kocaman gemi...

Dur desen, durması iki saat alır.

*  *  *

Varagele, tehlikeli ve zor bir işdir. Hiç ummadık kazâlar meydana gelebilir.

Gergin bir halat koparsa

Tırpanın ekini biçdiği gibi yakınındaki insanları ikiye bölebilir.

Oldu, gördüm!..

Halatın kopması, taşınan malzemenin denize düşmesi, indirirken kırılıp dökülmesi,

Hele bir de patlaması var ki,

Ne siz sual eyleyin ne de ben diyeyim.

Mecbûrî durumlarda başka çâre yokdur.

Yapmak zorundasın.

Azgın fırtına,

Dağ gibi dalgalar var.

Koca gemiyi defter yaprağı gibi kaldırıp kaldırıp anamın keçeye vurduğu tokaç gibi suya vuran kudurmuş rüzgârlar,

İnsanın kemiklerine kadar işleyen buzdan da soğuk havalar var...

Her zamân sütliman değildir!

Ne zamân ne yapacağını kesdiremezsin.

Deniz, kadına benzer,

Atamazsın, satamazsın

Başetmeyi bilmek gerek.

Dalgalı bir havada denizde hareketsiz kalan geminin Allah yardımcısı olsun!

Ceviz kabuğundan beter sallanır.

Serseri mayın gibi kontrolden çıkar.

image013

İkisi de tehlikelidir.

En iyisi, her iki gemi, aynı istikâmette ve aynı sürâtle hareket ederken varagele etmekdir.

Sağ tarafınızda temâşa etdiğiniz resimdeki sepetin içinde sulh zamânında takas edilenler;

Fındık fısdık, gazete, lasdik...

Harp zamânında ise

image012El, ayak, kol bacak... (Bkz.→)

Havilsiz olmak gerek!

Denizin hiç merhameti yokdur.

Zayıfları hemen yutar.

Kendine ait olmayanı da

Eninde sonunda kusar.

Daima en iyiye,

En güçlüye teslim olur.

Dedik ya, kadın gibidir!..

***

Deniz görevlerimizin temcid pilâvıydı varagele tâlimi...

Bahriyeli yârim var,

Gemilerde tâlim var,

Değil mi?..

Personel varagele mevkilerine diye başlayan ve yaz-kış, gece-gündüz, deniz-domuz demeden saatler süren varagele tâlimleri...

Her seyir esnâsında mutlaka bir kaç kere tâlim ederdik.

İşin içinde insan canı var,

Geminin selâmeti var.

Tatbik edesin ki gerçek ihtiyâc durumunda layıkıyla yapabilesin.

Hem, harb şaka kaldırmaz!

Mağlubiyetin bedeli ağırdır,

Eskeriyetle telâfisi de yokdur çünkü.

Bilmem ne denizinin bilmem ne bölgesinde olduğunuzu tahayyül edin.

Altınızda sâdece su var; sonsuz bir tuzlu su çölü çepe çevre kuşatmış sizi.

Üsdünüzde ise hava...

Deniz, yasdık,

Hava, yorgan niyetine...

Sol, sağ,

Ön, arka...

İskele, sancak,

Pruva, pupa...

Altınızdaki ve üstünüzdekinin aynısı...

Kuş uçmaz, kervân uğramaz diyârlar bile oralardan daha ehven.

Kaderimle başbaşa kalmışım.

Ne yol var ne de iz...

Kuş olup uçmaya tevessül etsem insan yaşayan en yakın kara parçasına vasıl olmaya mecâlim yetmez...

İmdat! Can kurtaran yok mu? desem kelime-i şahâdet getirip ruhumu teslim eylerim de kimseler duymaz...

Gemide çalışdığım yerin sol tarafı, cephane dolu. Değil bir gemi, koca bir şehri berhevâ etmeye yetecek kadar barut var.

Yatdığım yatağın hemen bir güverte altında geminin makineleri var. Her biri bina kadar büyük.

Sağ tarafımda, onlarca tanker dolduracak kadar büyük akaryakıt depoları... Orada geminin bir senelik nevâlesi yatıyor.

Her tarafımda içinden on binlerce volt geçen kablolar, buhar geçen, mazot geçen borular,

Harıl harıl işleyen cihazlar,

Homurdayan divâsa makineler...

Bu kadar yanıcı, yakıcı ve patlayıcı maddeyi dünyanın hiçbir yerinde bir arada göremezsin.

Yokdur çünkü!

Birbiriyle işbirliği içinde çalışan yüzlerce silah, makine, cihaz, âlet, edâvat...

Sâdece kendi çalışdığım telsiz kamarasındaki cihazları şöyle bir düşünüyorum da...

Bir gürültü vardır ki orada. Makine dairesinde çalışan arkadaşlarıma gıpta etdiğim zamanlar olmuşdur hani.

Hele bir de yazdığım ve okuduğum mesajlar...

Minder yapsam

Her T.C. vatandaşına bir adet bilâ bedel hediye etmeye kâfi gelir.

Ya da cilt yapdırsam,

Millî Kütüphânedeki kadar bir külliyât zuhur eder.

Görüneni görünmeyeni ile bunların içinde işleyen onbinlerce makine parçası, dişli, piston ve saire...

Tersanede inşâ aşamasında TCG ORUÇREİS harp gemisinde çalışdım.

Meşhur Beypazarı kurusu kalınlığında tam kırkbin kilometre bakır kablo döşedik...

İnsan vücudunda ne kadar damar, kılcal damar var ise bunun beş misli kablo bizim gemide vardı.

Buna ilâve olarak bir de bu geminin içinde can var, can!..

Onlarca, bazılarında yüzlerce...

Devletin onca paraya can verdiği gemi ve

Vatan görevini yapmak için canlarını dişlerine takmış vatan sevdâlısı denizci askerler...

Astsubay, subay...

Ve başımızın tacı, gözümüzün bebeği, anaların bize emânet etdiği,

Kınalı kuzular...

Hepimizin hayâtı incecik bir tele, aha şuncacık bir cıvataya, mercimek kadar bir pula; toplu iğne ucu kadar bir parçaya bağlı.

Olacak ise oluyor.

Mukadderât!

Herşey yolunda giderken

Birden bire makinelerden birisi bozuluyor.

İçinden tazyikli su, buhar, yağ, akaryakıt geçen bir boru patlıyor.

Bir kablo yanıyor...

Gemi, şamandıra gibi kalıyor tuzlu deniz çölünde...

Allah esirgesin!

Oldu,

Küçük bir kıvılcım,

Kocaman bir patlama demekdir.

Şuncacık bir cıvata,

Küçücük bir pul,

Saç kılı kadar ince bir kablo...

Neticesini kimse tahmin edemez!

Dünya’nın nısfını gezdim, gördüm. Kendi paramla gezgin olarak değil, ha! Nerede bu fukarada o para?.. Devlet görevi icâbı hani!..

Yabancı harp gemilerinde, kara birliklerinde yatdık, yedik, içdik. Çeşitli devletlere mensup her rütbeden askerle berâber çalışıp denizde kader ortaklığı yapdık.

Onlardan da dürüst, namuslu, temiz ve çalışkan o kadar subay, astsubay, er gördüm ki...

Her türden sayısız yerde; yabancı gemide ve askerî birlikde arızalar, kazâlar gördüm, yaşadım.

Fakat meydana gelen arızayı gidermek için hiçbir yerde, hiç kimsenin benim gemimdeki kadar gayretkeş davrandığına şâhit olmadım.

Bu farkı gözümle görmenin ve tecrübe etmenin bana verdiği hazzı burada tarif etmemin imkânı yok!..

Ne mutlu Türk Deniz Kuvvetlerine ki böyle eli öpülesi gerçek kahraman astsubayı, subayı, kınalı kuzuları var...

Hele bir de ansızın bir fırtına çıkıverir ki

Yer gök, birbirine karışır!

Dizginden boşanmış yılkı aygırı gibi

Söz geçirmenin imkânı yok!

Dinsizim diyeni otuzbeş saniyede kâbe görmüş hacıya çevirir!..

Gemide can var dedik ya!.. İnsanoğlu bu... Nerede ne olacağını kim bilebilir? Hastalanıyor!

Veya bir kazâya uğruyor. Yardım lâzım.

Gemiyi tâmir etmek lâzım! Vazife beklemez.

İnsanı tâmir etmek lâzım! Hastaneye yetiştirmek lâzım. Allah kuludur, eşi benzeri de yokdur.

Basdırıp parayı yerine yenisini satın alamazsın.

İşde, en sıkışdığın anda en yakınındaki bir gemiden yardım istersin.

Ya sen, onun olduğu yere gidersin,

Ya da o senin olduğun mevkiye gelir.

Bazen her iki gemi aynı mevkiide buluşmak üzere yol alırlar.

Yanyana gelince de hemen varagele donanımı kurulur ve alış-veriş başlar.

Biri, diğerine bir şey gönderir.

Diğeri, berikine başka bir şey...

Herkes, kendi istediğinden misâli!..

Bahsetmeye çalışdığım bu iki hususda yaşadıklarımı kâğıdın sırtına yüklemeye bir başlasam!..

Kağıt, rahmetli Sülük dedemin elma sirkesi küpü gibi çatlar,

Âhir ömrüm de kâfi gelmez!

Ankara Çölünde İşgilli Varagele!..

Denizde harekât icrâ eden iki gemi arasında malzeme veya insan takası için varagele yaparsın.

Peki, senin kurumuna ait olan bir mahkeme ile senin aranda bir şeylerin takas edilmesi için sen ne yaparsın?..

Senin elinde suâl vardır,

Cevâbını bilmek istersin.

Onun elinde de senin istediğin cevâp...

Sen, ona dilekce gönderirsin.

O da sana cevâp...

Olması beklenen bu.

Peki hakikâtde olan nedir?..

Çok yazdık, çok söyledik.

Artık sebebini fâş eyleyin dedik.

Kellim, kellim lâ yenfâ!

Bakdık, netice alamıyoruz.

Bu satırın müellifi olarak biz de başladık varageleye...

Hem de Ankara Çölünün göbeğinde

Hem de kendi mahkememiz ile

Hem de bilmem kaçıncı defa

Hem de en işgillisinden...

*  *  *

Bilginiz üzerine, devletden bilgi istemenin usûl ve esaslarını düzenleyen bir Kanun var. 09 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu. Bu Kanun’a istinâden her vatandaş, kendisini ilgilendiren konuda dilekce yazıp devletin ilgili kurumundan bilgi isteyebilir.(Bkz.↓)

 image016

Söze konu Kanun, devlet kurumlarına bir görev veriyor. Diyor ki, sana sorulan suallere cevâp vereceksin.(Bkz.↓)

 image018

Şu hususu da fâş eyleyelim. Suâle cevâp vermek istemeyen kurumlar, Kanun’un 25 inci maddesini bahâne ediyorlar. Fakat bu maddeyi iyi okumak lâzım. Hak sahibi olan bir kimsenin suâlinden kaçmaları mümkün değil. (Bkz.↓)

 image020

Yeri gelmişken peşinen diyelim. Dostlarımız, meslek usdalarımız bizi bilirler. 30 senelik muvazzaf astsubaylığımda tevbih cezâsı dahi almadım. 3 savunma verdiler. Yapdığım savunmayı okuyanlar; bana söylediklerini yutmak, verdiği savunmayı da yırtmak mecburiyetinde kaldılar.

Muvazzaf iken AYİM’e 7 davâ açdım. Birisini, haklı olduğum hâlde kaybetdim. Bu ifâde, bana değil fakat hâkim subay olan arkadaşıma aitdir.

Açdığım 6 davâyı da AYİM görüşmeyi reddetdi. Bunların hiçbirisi şahsımla ilgili değil. Kanunlarda gördüğüm yanlış, eksik, haksızlıkları konu eden davâlardır.

İmdi, gönderdiğim dilekcelerin ve dilekcelerime verilen cevâpların varagele edildiği takas tiyatrosunu buyurun, berâber temâşa eyleyelim.

Çaylarınızı tazelemeyi unutmayın...

*  *  *

Bilginiz üzerine, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin biz astsubaylar hakkında buyurduğu bir kararı var.

Astsubayları devlet memur sınıfına sokan meşhur kararı.

Böyle bir karar verdiğinden kuşkumuz yok.

Biliyoruz...

Çünkü zamânın Başbakanı, Bahriyeden emekli subay Sn. Bülent ULUSU, Meclise verdiği Kanun tasarısında AYİM’in bu kararından bahsetmiş.

12 Eylül subay darbesi günlerinde, muhtemelen 1980-1981 tarihlerinde verdiği bu kararla AYİM, kendi parasıyla ve kendi namına yüksek tahsil yapan biz astsubayların maaş derece/kademe intibâkının 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri Sınıfına dâhil olan devlet memurlarıya aynı seviyeden yapılmasına hükmetdi.

Akabinde, Sn. Bülent ULUSU hükûmeti, AYİM’in bu kararını gerekce gösterip 926 sayılı TSK Personel Kanun’unun 137’inci maddesini hemen değiştirdi.

Bu çifte tezgâh ile önce;

  • Astsubaya verilen bir derece geri alındı,
  • Sonra, devlet memuru ile eşitlendi,
  • En sonunda da astsubayın intibâkını devlet memurunun bir alt kademesinden yapmak için tekrar Kanun çıkartdılar.

Ve o günden beridir kendi parasıyla yüksek tahsil yapan astsubaya, devlet memuruna verilen maaş intibâk hakkından bir derece eksik intibâk veriliyor.

 Devletin her memuruna verilen bu hakkı bugün hâlâ eksik olarak alan bir tek meslek var; biz astsubaylar.

AYİM’in tutduğu ve emekli subay Sn. Bülent ULUSU’nun vurduğu Kanun’un mağdurlarından birisi de şu lâkırdısını okuduğunuz bendenizdir. Binlerce meslekdaşım gibi ben de emekli bir astsubay olarak şu gün bile devletden hâlâ bir derece alacaklıyım muhterem yiğitler.

  • İntibâk konusunda astsubaylara yapılan haksızlığı İntibâkların Seyir Defteri isimli makâlemizde tafsilâtlı olarak tetkik edip ehl-i vicdân ademoğullarına fâş eyledik.
  • Kendisiyle henüz kimsenin müşerref olamadığı bu mahrem karar hakkında bildiklerimizi de Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay isimli makâlemizde mufassal olarak tetkik etdik.

Babamın babası rahmetli Hacı Sülük dedem, “Oğul; lafı az, elini uz tut. Peşrevi güreşden uzun olmasın!” derdi. Dedemin bu nasihatı kulağıma küpe olduğundan bu husuları burada çift dikiş yapmayalım.

İşde bu sebepden dolayı, okuduğunuz şu satırları yazan bendeniz de, beni mağdur eden bu kararın peşine düşdüm. Devletin ilgili kurumlarına bugüne kadar tam altı dâne pulsuz dilekce gönderdim.

İlk beş dilekceme verdikleri cevâplar aşağıda.

Altıncı ve sonuncu dilekcemi de gene bu makâlemde fâş edeceğim. Bu dilekceme ne cevâp vereceklerini ömrümüz vefâ ederse göreceğiz inşallah.

Denizde iki gemi arasında kurulan varagele donanımını

Biz, makâlemizin konusu icâbı

Ankara’nın iki semti arasında kurduk.

Bir ucunda Çankaya/ Merâsim Sokak,

Öbür ucunda Keçiören/Etlik...

Haydi hayırlısı...

Şimdi, yüksek müsaadenizle varagele sepetine bir göz atalım.

Bakalım Şükrü IRBIK ile Millî Savunma Bakanlığı ve AYİM arasında kurulan varagelede neler gitmiş, neler gelmiş.

Birinci Varagele;

Aşağıda gördüğünüz ilk dilekcemi, 22 Mayıs 2013 tarihinde BİMER’e gönderdim;

“926 sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

a. 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

b. Karar var ise tarihi ve sayısı nedir?”

Bu dilekcemi Millî Savunma Bakanlığı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ne tavassut etdi. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi de aşağıda gördüğünüz cevâbı gönderdi.

image022

İkinci Varagele;

Birinci suâlime AYİM kasden cevâp vermedi. Hâl böyle olunca aynı soruyu hâvi ikinci dilekcemi 06 Haziran 2013 tarihinde gönderdim.

Millî Savunma Bakanlığı dilekcemi gene AYİM’e gönderdi.

AYİM 14 Haziran 2013 tarihinde şu cevâbı verdi.

image024

Bir mahkeme tasavvur ediniz. Kendi kurumunda görevli bir vatandaş hakkında karar vermiş. Hakkında karar verdiği vatandaşın istediği karar metni, Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmesin.

Bu mahkeme nerede mi?

Ne yazık ki benim memleketimde.

Üstelik, benim teşkilâtımın mahkemesi...

Gönderdiğim birinci ve ikinci dilekceyi lutfen bir kez daha okuyunuz.

Ben, AYİM’e açdığım davâlara ait kararları istemiş miyim, varın siz kendiniz görünüz.

Üçüncü Varagele;

Üçüncü dilekcemi 24 Haziran 2013 tarihinde gönderdim.

Bu kez devreye AYİM’in amiri olan Millî Savunma Bakanlığı girdi. Sağolsun, bize esenlikler dileyen bir albayımız dilekcemize şu cevâbı verdi.

image026 

Bu cevâbı alınca sevindim. Umudum yeşerdi. Dedim ki nihâyet helâl süt emmiş bir subay çıkdı karşıma.

Fakat içimdeki şüpheyi de bir kenara koydum.

Eşe dosda, çoluğa çocuğa, toruna, torbaya, örütbağı bilen herkese haber uçurdum.

Hemen bakın dedim. Kendim de armut toplamadım bu arada.

Samanlıkda iğne aramakdan farklı değildi yapacağım iş.

Gece-gündüz,

Sabah-akşam...

Saatler, günler, haftalar...

Bulamadım.

Ulaşamadım...

Çünkü, Millî Savunma Bakanlığındaki görevli subayın bana verdiği cevâbın ne aslı vardı ne de asdarı...

Dördüncü Varagele;

Üçüncü dilekcemden de netice alamadım. Dördüncü dilekcemi 20 Ağustos 2013 tarihinde gönderdim.

Cevâp, gene Millî Savunma Bakanlığından geldi.

Bu kez Millî Savunma Bakanlığı, dilekcemi tekrar AYİM’e varagele etdi.

image028 

Millî Savunma Bakanlığı, bana gönderdiği birinci cevâbında verdiği sözü, susuz yutdu. Tükürdüğünü yaladı. Samimî olmadığı ortaya çıkdı. Pek tabidir ki biz burada, Millî Savunma Bakanlığının tüzel kişiliğine laf etmiyoruz. Ettirmeyiz de.

Lâkin, Millî Savunma Bakanlığını temsil eden subaylar devletin en itibarlı kurumlarını işde böyle kötü duruma düşürdüler.

Bezmedim, usanmadım. Mert insanların en az nâmert insanlar kadar cesur ve azimli olması gerektiğini biliyorum.

Beşinci Varagele;

Dördüncü dilekcem de dağ oldu, fare doğurdu. Sıra geldi beşinci varegeleye. Beşincisini de 4 Aralık 2013 tarihinde gönderdim.

Beşinci dilekcemde bu kez şöyle dedim;

1.Emekli bir astsubay olarak İlgi (a) Kanun ve ilgi (b) Yönetmelikden neşet eden hakkıma istinaden,

926 sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

a. 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

b. Karar var ise tarihi ve sayısı nedir?

şeklinde sualimi havi;

  • İlgi (c) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim birinci dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (ç) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” cevap vermedi.
  • İlgi (d) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim ikinci dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (e) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” ikinci kez cevap vermedi. Talep etdiğim karar metninin ne olduğunu gayet iyi bilen AYİM’in, muvazzaflığımda açdığım 6 davanın dilekcelerinin yaklaşık 20 sayfalık kâğıt nüshalarını hiç sebep olmadığı halde göndermesinin gerekcesi ne olabilir?
  • İlgi (f) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim aynı konuda gönderdiğim üçüncü dilekceme, bu kez Millî Savunma Bakanlığı, ilgi (g) evrak ile “Söz konusu karar metnine, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin resmî internet sitesinden ulaşabilirsiniz.” şeklinde cevap verdi. Yaptığım uzun süreli tetkik neticesinde söz konusu kararın AYİM internet sitesinde yayınlanmadığını tespit etdim. Demek ki bana verilen bilgi doğru değilmiş.
  • İlgi (ğ) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim dördüncü dilekceme ilgi (h) evrak ile Millî Savunma Bakanlığı, bu kez “Askerî Yüksek İdare Mahkemesi resmî internet sitesinde çeşitli konulara ilişkin AYİM kararlarına yer verilmiştir. Resmî internet sitesinde bulunmayan kararlar için Askerî Yüksek İdare Mahkemesine müracaat etmenizin uygun olacağı değerlendirilmektedir.” şeklinde farklı bir cevap verdi.

2.Zamânın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun imzalayıp Kanunlaşdırılması için Millî Güvenlik Konseyi Başkanlığına gönderdiği ilgi (ı) yazıda şöyle denilmektedir;

657 sayılı Devlet Memurları Personel Kanununun mali hükümlerine yapılan değişikliğe parelel olarak 926 sayılı T.S.K. leri Personel Kanununun ilgili maddesi ve bu maddeye bağlı gösterge tabloları değiştirilmekte fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların intibâkları ile ilgili olarak Askerî  Yüksek İdare Mahkemesinin verdiği karar doğrultusunda aynı maddeye açıklık getirilmekte ve Kanuna gösterge değişikliklerinden meydana gelecek farkın, ilk ay Emekli Sandığına kesilmeyeceğine dair bir ek geçici madde getirilmektedir.

3. Madde 2’de mezkur ifâdeden anlaşıldığı üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin; “Fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların maaş/derece intibâklarının, 657 Sayılı Devlet Personel Kanunu madde 36’da tanımlanan Genel İdare Hizmetleri Sınıfına göre yapılır.” şeklinde karar verdiği aşikardır. Bu karar yüzünden kendi param ile tamamladığım yüksek öğretim neticesi yapılan maaş derece/kademe intibâkımda bir kademe kayba uğratıldım. T.C. vatandaşı olan her memura verilen intibâk hakkı, astsubay olarak bana bir kademe eksik tahakkuk ettirildi. Bu mağduriyetimin sebebi de zamânın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun ilgi (ı) yazısında ifâde etdiği üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin “Astsubaylar, devlet memurudur” şeklinde verdiği mevzu bahis karardır.

4.Madde 2’deki ifâdeden anlaşılacağı üzere Meclis, astsubaylar hakkında çıkartacağı Kanun’a dayanak olarak Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin verdiği bu kararı esas almış.

5.Ben, 30 sene muvazzaflık hizmetimi müteakip 2011 senesinde Sahil Güvenlik Komutanlığından emekli olan bir astsubayım.

6.4982 sayılı Bilgi Edinme Kanun’u kapsamında yukarıda sorduğum soruya hemen her seferinde birbirinden farklı ve tutarsız cevaplar verildi. İnternet sitesinde var olduğu söylendi, fakat doğru olmadığı anlaşıldı. Ya da kanunsuz, gerekcesiz, maddesiz olarak talebim peşinen reddedildi. Bana bugüne kadar verilen cevapların hiçbir hukûkî değeri ve mesnedi yokdur. Benim talebimi ilgili mâkamlar, bugüne kadar alenen savsaklanmışdır.

7.Bir astsubay olarak benim hakkımda verilen ve beni derinden mağdur eden bir kararın, AYİM’in ifâdesiyle “Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediğini” söylemek hiçbir hukuk kavramı ile izah edilemez. Böylesi bir cevap vermek, devleti temsil eden kurumların ciddiyetiyle bağdaşmaz. Benim hakkımda verilmiş bir kararı ben bilmeyeceğim de kim bilecek? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gizli celse tutanakları bile internet sitesinde bugün dünyanın istifâdesine sunulmuşken benim hakkımda verdiği kararı benden gizlemeye çalışan AYİM, bu durumu kime, nasıl izah edebilir?

8.Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 1980-1981 tarihleri arasında tesis etdiği anlaşılan bu doğrudan hükmün mağduru olan emekli bir astsubayım. Ve ömrümün son dönemini yaşadığım emekliliğimde dahi bu mağduriyetin sıkıntısını hâlâ yaşıyorum. Bu kararın doğrudan mağduru olarak da karar metninin muhtevasını bilmek en tabii hakkımdır. Ben, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin benim hakkımda verdiği ve 33 seneden beri beni derinden mağdur eden bu karar metnini ölmeden görmek istiyorum.

9.Bu cümleden olmak üzere;

  • İlgili makamlara gönderdiğim dördüncüsü olan işbu dilekceme, bir şikâyet olarak işlem yapılmasını ve
  • Madde 1’de sorduğum karar metninin bir nüshasının M.S.B tarafından Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. e-posta adresime gönderilmesini arz ederim. 04.12.2013.

Saygılarımla

Söylemezsem eksik kalır. Aşağıda gördüğünüz evrağı almak için Eskişehir’e gitmek zorunda kaldım. Cevâbı Ankara’daki adresime göndermelerini dilekceme yazdığım halde sağolsun AYİM, Eskişehir’deki adresimize göndermiş. Her zamanki posdacı gelir zarfı kayınanama bırakır giderdi. Bu kez acemi bir posdacı gelmiş. Şükrü IRBIK olmazsa vermem diye tutdurmuş. Ankara’dan Eskişehir Posdahânesine gidip zarfı kendim teslim aldım.

Git-gel Ankara-Eskişehir;

Tam 8 saat...

Olsun!

Hiç mesele değil!..

Yeşilleri, para sayma makinasında saymak zorunda kalan boynu eğri Gazcı Muammer’in oğlu Barış’da para, bizde vakit hudutsuz nasılsa...

İşin zırt dediği yer, mangır ile alâkalı...

Çam sakızı, çoban armağanı,

Töredendir, eli boş gidilmez ya!..

Gönlümüzden değil fakat cebimizden geçdiği kadarıyla ucuzundan hediye bir şekerleme.

Gidiş-dönüş tiren bileti,

Evden şipâriş verilen 3 porsiyon köfte,

2 EGO bileti,

1 simit...

Tabanvayla tepdiğim onca yol da bizden size helâl olsun gayrı...

Yukarıdaki evrağın şu tekâüt astsubaya yekûn mâliyeti TL cinsinden tam seksen dört lira elli guruş.

Sizin anlayacağınız aşağıdaki cevâbı aparmak bize tam 2 pazar parasına mâl oldu...

Bu Alicengiz oyununu bana oynayan AYİM’in saray soytarısı kılıklı hâkim subayları gıçlarına gınayı yaksınlar!..

Merâsim Sokakda çağıldayarak nazlı nazlı akan sular, astsubaylar mevzu bahis olunca hemen palta kesmez buz oluveriyor.

Fakat şunu asla unutmasınlar!

Rahmetli babamın anası, Küntüş lakâbıyla maruf merhum Emsâl ebem  şöyle dediydi; “Oğul; palta değmedik ağaç olmaz!

Bugün bizden esirgedikleri adâlet bir gün gelecek hâkim kılıklı o subaylara da lâzım olacak inşallah...

Bugün ellerinde biz astsubaylara salladıkları o palta bir vakit gelecek kendi bedenlerini de biçecek!..

*  *  *

Beşinci dilekcemde bu kez AYİM aldı sazı eline.

Bu cevâbı okuyanlardan bir ricam var; lutfen birinci madde ve üçüncü maddede söylenen ifadelere dikkatli bakınız.

Çünkü küpün çatladığı yer işde tam da bu maddelerde düğümlenmiş.

Kıymetli vakdinden bir kısmını ayırıp bu evrağın altına imza atmak zahmetine katlanan er kişi, hâkim kılıklı bir albay.

Üsdelik AYİM’in genel sekreteri.

image033 

Yukarıda gördüğünüz cevâbı tefsir etmeden önce Hocamıza kulak verelim hele bir!

Cingöz komşusu, telâş içinde koşdurup Hoca Nasreddin’in kapısını çalmış ve demiş ki;

  • Hocam, senden iki şey istiyorum!
  • Buyur, demiş hoca, söyle!
  • Hocam, senden  biraz para istiyorum. Biraz da zaman.

Delikli meteliğe telli kurşun atan Hoca’dan cevâp tez gelmiş;

  • Valla komşu birincisi yok! Olsa tükân senin... Fakat ikincisinden istediğin kadar vereyim sana!..

Valla muhterem okuyanlar, şu satırları dökdüren emekli astsubayın durumu da Hoca Nasreddin’in vaziyetinden ehven değil hani!

Kendisi fülûs ü ahmere muhtac;

Cep delik, cepken yırtık!

Ayakkabılarım üçüncü yarım pençeyle altıncı sonbaharını yaşıyor.

Çifte nalça da cabasından. Arnavut kaldırımı yollarda yürürken civar ahâlisi mahalleye beygir geldi zannedip bana doğru keskin bakışlar fırlatıyor.

Lâkin zamanın hesâbını soran yok bize şu günlerde.

Durmak yok! Ayakkabı kutularında yürütmeye!.. Affedersiniz, çifte nalçalı ayakkabılarla yürümeye devam dedik elbet.

Bu nâmertleri sıçdıkları yere gadar govalamazsam onlardan beter olayım!

Öyle de yapdım!

Dayadım altıncı dilekceyi burunlarına!

İLGİ:   

  • (a) 09 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.
  • (b) 19 Nisan 2004 tarihli ve 2004/7189 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik.
  • (c) 22 Mayıs 2013 tarihli, 454154 sayılı BİMER müracaatım.
  • (ç) Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 28 Mayıs 2013 tarih, GENSEK:2013/401/İda.İşl.Md. sayılı ve “BİMER” Müracaatı konulu cevabî yazısı.
  • (d) 06 Haziran 2013 tarihli ve 492386 sayılı BİMER müracaatım.
  • (e) Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 14 Haziran 2013 tarih, GENSEK:2013-454/id.Ks. sayılı ve “Şükrü IRBIK’ın BİMER Müracaatı Hk.” konulu cevabî yazısı.
  • (f) 24 Haziran 2013 tarihli ve 533000 sayılı BİMER müracaatım.
  • (g) Millî Savunma Bakanlığının 02 Temmuz 2013 tarih, MİY:74134058-1040-1975-13/Per.D.Per.Ynt.Ş. sayılı ve “Şükrü IRBIK” konulu cevabî yazısı.
  • (ğ) 20 Ağustos 2013 tarih ve 699795 sayılı BİMER Müracaatım.
  • (h) Millî Savunma Bakanlığının 13 Eylül 2013 tarih, MİY:74134058-1040-2685-13/Per.D.Per.Ynt.Ş. sayılı ve “BİMER Müracaatınız Hakkında” sayılı cevabî yazısı.
  • (ı) 4/5 Aralık 2013 tarih, 1023375, 1023376 ve 1027366 kayıt numaralı üç bölümlük BİMER dilekcem.
  • (i) Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 26 Aralık 2013 tarih, GENSEK:2013/933/İd.Ks. sayılı ve “Şükrü IRBIK’ın BİMER Müracaatı Hk.” konulu cevâbî yazısı.
  • (j) T.C. Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi Başkanlığının 16 Ekim 1981 tarih ve Sayı:101-995/06408 sayılı yazısı. (926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi, Bir Maddesinin Yürürlükden Kaldırılması ve Kanuna Dört Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Bütçe-Plan Komisyonu Raporu (1/252) (M.G.K. S. Sayısı:329).

1.Emekli bir astsubay olarak İlgi  (a) Kanun ve ilgi (b) Yönetmelikden neşet eden hakkıma istinaden,

926  sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

e.657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

f.Karar var ise tarihi ve sayısı nedir?

şeklinde sualimi havi;

  • İlgi (c) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim “birinci” dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (ç) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” cevap vermedi.
  • İlgi (d) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim “ikinci” dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (e) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” ikinci kez cevap vermedi. Talep etdiğim karar metninin ne olduğunu gayet iyi bilen AYİM, muvazzaflığımda açdığım 6 davaya ait karar dilekcelerinin yaklaşık 20 sayfalık kağıt nüshalarını hiç sebep olmadığı halde gönderdi.
  • İlgi (f) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim aynı konuda gönderdiğim “üçüncü” dilekceme, bu kez Millî Savunma Bakanlığı, ilgi (g) evrak ile “Söz konusu karar metnine, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin resmî internet sitesinden ulaşabilirsiniz” şeklinde cevap verdi. Yaptığım uzun süreli tetkik neticesinde söz konusu kararın AYİM internet sitesinde yayınlanmadığını tespit etdim. Demek ki bana verilen bilgi doğru değilmiş.
  • İlgi (ğ) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim “dördüncü” dilekceme ilgi (h) evrak ile Millî Savunma Bakanlığı, bu kez “Askerî Yüksek İdare Mahkemesi resmî internet sitesinde çeşitli konulara ilişkin AYİM kararlarına yer verilmiştir. Resmî internet sitesinde bulunmayan kararlar için Askerî Yüksek İdare Mahkemesine müracaat etmenizin uygun olacağı değerlendirilmektedir.” şeklinde farklı bir cevap verdi.
  • İlgi (ı) ile BİMER 1023375, 1023376 ve 1027366 kayıt numaralarıyla ve BİMER vasıtasıyla üç bölüm halinde gönderdiğim “beşinci” dilekceme ilgi (i) evrak ile Askerî Yüksek İdare Mahkemesi bu kez aşağıda mezkur cevabı verdi;
  1. Değerlendirilmek üzere ilgi (a) yazı Ek’inde gönderilen ilgi (b) dilekçe alınmıştır. Söz konusu dilekçeden “926 Sayılı TSK Personel Kanununa tabi olan astsubayların;

    A. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Tarif Edilen Genel İdare Hizmetleri Sınıfına Dahil Olduklarına Dair Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Tesis Ettiği Bir Karar Var Mıdır?

    B. Karar Var İse Tarihi ve Sayısı Nedir?” şeklindeki “bilgileri istendiği anlaşılmaktadır.
  2. Şükrü IRBIK’ın aynı mahiyetdeki ilgi (c) Dilekcesi, ilgi (ç) Ek’inde gönderilmiş, ilgi (d) ile kendisine bilgi verilmiştir.
  3. İlgi (b) başvurunun “açtığı davada hakkında verilen kararının, Mahkeme tarafından kendisine verilmediği izlenimi uyandıracak şekilde” kaleme alındığı görülmektedir. Başvuru sahibi Şükrü IRBIK’ın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açmış olduğu davalar neticesinde verilen Mahkeme kararları kendisine tebliğ edilmişdir. Tebliğ evrakları ilgili dava dosyasındadır. Buna rağmen, başvurusuna istinaden ilgi (d) Ek’inde bir kez daha gönderilmiştir.
  4. Son yapılan başvuru kapsamında Başvuru sahibi Şükrü IRBIK tarafından açılmış davalara ilişkin verilen kararlar üçüncü kez EK’te gönderilmiştir.”

2.Zamanın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun imzalayıp Kanunlaşdırılması için Millî Güvenlik Konseyi Başkanlığına gönderdiği ilgi (j) yazıda şöyle denilmektedir;

“657 sayılı Devlet Memurları Personel Kanununun mali hükümlerine yapılan değişikliğe parelel olarak 926 sayılı T.S.K. leri Personel Kanununun ilgili maddesi ve bu maddeye bağlı gösterge tabloları değiştirilmekte fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların intibakları ile ilgili olarak Askerî  Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM)’in verdiği karar doğrultusunda aynı maddeye açıklık getirilmekte ve Kanuna gösterge değişikliklerinden meydana gelecek farkın, ilk ay Emekli Sandığına kesilmeyeceğine dair bir ek geçici madde getirilmektedir.”

3.Madde 2’de mezkur ifadeden anlaşıldığı üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin; “Fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların maaş/derece intibaklarının, 657 Sayılı Devlet Personel Kanunu madde 36’da tanımlanan Genel İdare Hizmetleri Sınıfına göre yapılır.” şeklinde karar verdiği aşikardır. Bu karar yüzünden kendi param ile tamamladığım yüksek öğretim neticesi yapılan maaş derece/kademe intibakımda bir kademe kayba uğratıldım.

4.T.C. vatandaşı olan her memura verilen intibak hakkı, astsubay olarak bana bir kademe eksik tahakkuk ettirildi. Bu mağduriyetimin sebebi de zamanın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun ilgi (j) yazısında ifade etdiği üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)’nin “Astsubaylar, devlet memurudur” şeklinde verdiği mevzu bahis karardır.

5.Madde 2’deki ifadeden anlaşılacağı üzere Meclis, astsubaylar hakkında çıkartacağı Kanun’a dayanak olarak Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)’nin verdiği işbu kararı esas almış.

6.Ben, 30 sene muvazzaflık hizmetimi müteakip 2011 senesinde Sahil Güvenlik Komutanlığından emekli olan bir astsubayım. Sicil numaram 1982-2085’dir.

7.4982 sayılı Bilgi Edinme Kanun’u kapsamında yukarıda sorduğum soruya hemen her seferinde hem Millî Savunma Bakanlığı hem de Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) birbirinden farklı ve tutarsız cevaplar verdi. Yukarıdaki satırlarda bilgisini verdiğim üzere İnternet sitesinde var olduğu söylendi, fakat doğru olmadığı anlaşıldı. Ya da kanunsuz, gerekcesiz, maddesiz olarak talebim peşinen reddedildi. Bana bugüne kadar verilen cevapların hiçbir hukûkî değeri ve mesnedi yokdur. Benim talebimi hem MSB hem de AYİM bugüne kadar alenen savsakladı.

8.AYİM’in ilgi (i) cevabının birinci maddesindeki ifadeyle üçüncü maddesinde mezkur ifade okunursa şâyet bu savsaklama rahatlıkla görülebilir.

9.İlgi (ı) ile yapdığım “beşinci” müracatıma AYİM’in ilgi (i) ile verdiği cevabının birinci maddesinde dilekcemin konusu hakkında “anlaşılmıştır” şeklinde doğru ve yerinde bir sonuca ulaşan hukukcunun, aynı yazının üçüncü maddesinde ilk kararının tam aksi yönde bir “izlenime” ulaşmasını hukuk kavramlarıyla izah etmenin imkânı yokdur. Anlamak fiilin temelinde akıl, vicdan vardır. İzlenim eyleminin temelinde ise kuşku! İnsan, kuşku ile yaşayamaz! Aklının vicdanın kontrolünden çıkıp kuşkunun girdabında savrulmaya başlayan hukukcunun işi kolay değildir.

10.Hukukcu, müsbet delilleri aklının ve vicdanın tahtında değerlendiren ve anlayarak karar veren kişidir. AYİM, İlgi (i) yazısının birinci maddesinde bu somut hakikate ulaşmayı başarmışdır. Ancak ne yazık ki üçüncü maddede vasıl olduğunu ifade etdiği ve benim talebimle hiç ilgisi olmayan “izlenim” denizinde boğulmuşdur. İlgi (i) yazının birinci maddesindeki kararıyla aklının ve vicdanının sesini dinleyen hukukcumuz üçüncü maddede mezkur “izlenime” vasıl olması için epeyi ter dökmüş olmalıdır.

11.İlgi (i) cevâbî yazısında mesnetsiz bir “izlenim”e saplanarak dilekcemi savsaklayan Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin ilgi (j)’de mezkur delilden tek bir kelime dahi bashetmemesi dikkat-i şâyan bir durumdur.

12.Ayrıca, bir davanın aynı kararlarını AYİM’in ilgi (i) ile üçüncü defa göndermesinin sebebini ben anlayamadım. Beşinci dilekcem olan ilgi (ı) dikkatli okunursa bu dilekcemde ve bugüne kadar verdiğim dilekcelerimin hiçbirisinde AYİM’e açdığım davalardan bahsetmedim ve bu davalara ait mahkeme kararını talep etmedim. Hiçbir zaman talep etmediğim söze konu karar metinlerini bana üçüncü kere gönderenler devletin 13 sayfa yazı kağıdını, dövizle satın alınan mürekkebini, bir adet madenî kağıt mandalını, 5 lira 50 kuruşluk posta pulunu ve bir zarfını üçüncü defa isrâf etdiler.

13.Bir astsubay olarak benim hakkımda verilen ve beni derinden mağdur eden bir kararın, AYİM’in ifadesiyle “Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediğini” söylemek hiçbir hukuk kavramı ile izah edilemez. Böylesi bir cevap vermek, devleti temsil eden kurumların ciddiyetiyle bağdaşmaz. Benim hakkımda verilmiş bir kararı ben bilmeyeceğim de kim bilecek? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gizli celse tutanakları bile internet sitesinde bugün dünyanın istifadesine sunulmuşken benim hakkımda verdiği kararı benden gizlemeye çalışan AYİM, bu durumu kime, nasıl izah edilebilir?

14.Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 1980-1981 tarihleri arasında tesis etdiği anlaşılan bu doğrudan hükmün mağduru olan emekli bir astsubayım. Ve ömrümün son dönemini yaşadığım emekliliğimde dahi bu mağduriyetin sıkıntısını hâlâ yaşıyorum. Bu kararın doğrudan mağduru olarak da karar metninin muhtevasını bilmek en tabi hakkımdır. Ben, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin benim hakkımda verdiği ve 33 seneden beri beni derinden mağdur eden bu karar metnini ölmeden görmek istiyorum.

15.Bugüne kadar gönderdiğim aynı konudaki 5 dilekcemdeki müracaatımı etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak konusunda iyi niyetli davranmayan AYİM, bu menfi tutumuyla İlgi (a) Kanun’un “Bilgi Verme Yükümlülüğü” alt başlıklı beşinci maddesini alenen ihlâl etmişdir.

16.Yukarıda arz etdiğim vaziyet muvacehesinde;

  • İlgili makamlara aynı konuda gönderdiğim işbu “altıncı dilekceme” şikâyet olarak işlem yapılmasını,
  • İşbu dilekcemin, işlem yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da iletilmesini,
  • AYİM’e açdığım davaların karar metinlerini hiç istemedim. İstemiyorum. Bir daha göndermeyiniz.
  • İşbu dilekcemin ilgi (j) kapsamında tekrar incelenmesini ve 6 dilekcemde altıncı kere sorduğum aşağıda mezkur iki sualimin cevaplandırılmasını;

926 Sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

a.657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

b.Şâyet AYİM’in böyle bir kararı var ise karar tarihi ve sayısı nedir?”  05.01.2014.

8 ayda,

5 varagele!

Benden AYİM’e 3 varagele...

2 varagele de Millî Savunma Bakanlığına.

Etdi 5...

Altıncı varagele, benden...

O da yolda!..

Karşılık olarak;

AYİM’den içi boş 3 varagele sepeti,

Biri yalan, ikisi de dolan olmak üzere...

2 varagele de Millî Savunma Bakanlığından bana.

Benim gönderdiğim varagelede aynı suâl var.

Bana gelen varagelede;

Hakkın yok, veremeyiz,

İnternet sitesinde var, git oraya bak!

Orada yokmuş!

Dön, kafanı AYİM’e vur.

Guzuyu, bilerek gurdun inine yolla!..

Bana gelen varagele sepetinde,

Sâdece sepet havası var.

Dam ardını dolan da gel, var!..

*  *  *

Ben, emekli bir astsubayım!

Aynı zamanda T.C. vatandaşı.

Üsdelik, mağdur bir vatandaş!

Kendi teşkilâtımın adamlarının(!) mağdur etdiği bir vatandaş...

Haymatlos değilim en nihâyetinde!..

mehmetcik-anzavurÇanakkale Harbinde,

Mehmetciğin

Anzak gâvuruna gösderdiği merhameti

Bizim silâh arkadaşlarımız

Bize göstermiyor.

Herkes gibi ben de birinci sınıf bir vatandaşım!

Cumhurun başkanı ve Baş vekil öyle demiyor mu?

Yerim, yurdum belli hani...

Ben, vatandaş olma şuuru ile hakkımın peşine düşdüm.

Kanun’dan neşet hakkıma istinâden dilekcemi yazdım.

Karardan doğrudan mağdur olan bir astsubay olarak AYİM’in benim hakkımda verdiği karar metnini talep ediyorum.

T.B.M.M.’nin gizli celse tutanakları, örütbağda cümle âlemin istifâdesine açıldı. Merak ediyorsan sen de bak!.

T.C. Ordusu’nun en mahrem yeri olan kozmik odasına bile girdiler. Ne var ne yok bakdılar, öğrendiler.

Hem de diplomat lakabıyla maruf Genelkurmay Başkanının ıslak imzalı izni ile...

Fakat astsubayları 35 senedir mağdur eden AYİM’in bu kararına biz giremedik, öğrenemedik.

Bir denizci astsubay olarak rüyâmda görsem inanmazdım.

Fakat AYİM ve Millî Savunma Bakanlığı birlik olup benim hayâlimi hakikâta çevirdi.

İki gemi arasında ve denizde yapılan varagele tâlimini

AYİM ve Millî Savunma Bakanlığı birlik olup

Emekli Astsubay Şükrü IRBIK’a

Ankara Çölünün göbeğinde yapdırdı.

varagele

Hem de işgillisinden...

Bir ucunda AYİM ve Millî Savunma Bakanlığı,

Öteki ucunda Şükrü IRBIK...

Denizci arkadaşlarıma söylemeyin.

İnanmazlar...

Size müfteri,

Bana meczup diyebilirler.

*  *  *

Altıncı dilekcenin neticesini almadan bu makâleyi niçin neşretdiğimi sual eyleyenler olacakdır.

Cevâbımız bir nakil kıssa olsun gene...

Hz. Ömer’in oğlu, bir gün babasının Hilâfet makâmına kadar gitdi.

Ve dedi ki;

 “Babacığım! Senelerden beri giydiğim hırkam artık bana küçük geliyor. Hem o kadar partal oldu ki sokağa çıkamıyorum. Arkadaşlarımın yanına gitmeye utanıyorum. Ne olur bana yeni bir hırka al!..

Babası, oğlunu şöyle başdan aşağı bir süzdü. O güne kadar hiç farketmediği bu hakikât karşısında yüreği ezim ezim ezildi. Elini hemen kuşağındaki kesesine atdı. Kese, bomboş... Can pâresi oğluna verecek bir dirhem parası yok!

Dinimizin ikinci Halifesi Hz. Ömer, aldı guş tüyünden galemi eline, daldırdı hokkanın içine...

Ve ceylan derisinden mamûl kağıdın üzerine şunları yazdı;

Defterdâr hazretleri! Bir sonraki maaşımdan mahsup etmek üzere bana 5 dirhem borç vermenizi ricâ ederim.

Mektubu itina ile dürdü, belini bağladı ve oğluna verdi.

Sonra dedi ki;

Oğlum! Al bu mektubu. Götür, Defterdâr hazretlerine ver.

Oğlu, babasının mektubunu aldı ve sevinçle Defterdârın odasına koşdu. Kapısını çalıp içeri girdi. Babasının mektubunu Defterdâra verdi.

Mektubu okuyan Defterdâr, Hz. Ömeri’n gönderdiği mektub kağıdını ters çevirip arkasına şunları yazdı;

Ya, Hazreti Ömer! Gelecek ayın maaşını alasıya kadar yaşayacağına dair bana bir senet gönder, istediğin parayı sana hemen vereyim!...

Tekâüt dediğin de kim ki?

Bir ayağı kıyıda,

Diğerinin basdığı yer belli bile değil!..

Azrâil Aleyhisselâmın alıcı guşlar gibi tepemde dolanıp fırsat kolladığının farkındayım...

Varagele başlayalı bugüne kadar nur topu gibi tam yedi dâne 30 gün birbirini kovalayıp deverân eyledi...

Ayandon Fırtınasıyla meşhur şu ayı da sayarsak sekizincisi hükmünü edâ ediyor.

Can dostlarım beni bağışlasınlar!

AYİM’in bana vereceği son cevâbı bekleyecek kadar ömrümün olduğuna dair senet veremem size!..

*  *  *

Evliya Çelebi, vakdin bir behrinde gezmiş dolaşmış Memâlik-i Şahâne-i Osmaniyye’nin bir diyârını.

Misâfir edildiği o diyârda yemiş içmiş!

Sormuş, soruşdurmuş, ölçüp tartmış ora insanlarının ayarını, kuturunu, hamurunu.

Bir gün dost meclisinde sormuşlar!

Ya, Çelebi, nasıl buldun bizim buraları diye!

Çelebi bu,

Re -Te - Ee mi?..

Doğruyu söylemesi beklenir.

Çelebi hemen yapışdırmış cevâbı;

Memleket mükemmel,

Lâkin, ahalisi puşt!..

*  *  *

Yiğit meslekdaşlarım;

Altıncı varagele ile gönderdiğim altıncı dilekcem şu an kucaklarında...

Bakalım bu kez ne yumurtalayacaklar?..

Gardeş, siz astsubaylardan 30 senedir sakladığımız AYİM kararı işde, şu sarı zarfda mazruf, derler mi?

Bir orostopolluk daha yapacaklarına dair pek kuvvetli bir hissiyât rask ediyor göynümün köşe bucaklarında!..

Çelebi Mehmed’in sözünü etdiği adamların bazılarının da Merâsim Sokak civârında volta atdıkları söyleniyor.

Doğru mu acap?

Lâkin puştun sayısını bilen yok oralarda!

Bir tek ehl-i şeref çıkar mı o sokakdan?

Göreceğiz!..

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

Cumhuriyetimizin doksanıncı yılının ikinci ayının ikinci haftasıydı. Günün adını ne siz sorun ne de ben dile vereyim. Ne önemi var ki? Hava; açık, güneşli, pırıl pırıl... Vakit, şemsin bize tam tepemizden bakdığı dem. Pastırma yazı biteli epey oldu buralarda. Ankara’nın o kurşun gibi ağır meşhur ayaz, soğuk kış günlerinden eser yok. Bugünlüğüne de olsa yalancı bahar nevinden bir hava söz konusu bugün burada anlayacağınız. İnsanın gönlünü tazeleyen serin ve hafif bir rüzgâr esiyor ki anlatılır gibi değil.

Sinek siğse, iki katre su düşse; yollar göl olur, dere olur. Üç lapa kar yağsa yollar, izler kaybolur, yürünmez yaşadığımız şehirde. Aldığımız aylık, yaşadığımız senenin rakamlarıyla emsal olsa da vakit zenginiyiz kendi çapımızda. Sıhhatimiz de çok şükür yerinde. Zaman, müsait. Zemin kuru. Hava bedava, yol beleş, şems bilâ ücret. En azından şimdilik... Yürümek fiiline özne olacak ve yürümeye teşne iki fail de hazır olunca geriye kuvveden fiile geçmek kalıyor gayrı.

Haydi biraz yüreyelim dedim hanıma. Daha beş dakika bile geçmemişdi ki kendimizi sokakda bulduk. Yürüdüğümüz mevkiden, 950 râkımlı tepenin hemen arkasında, Ankara ahalisinin hâl-i pür melâline mahzun belki de biraz öfkeyle bakan Elmadağ silsilesini tarassut edebiliyoruz. Başı karla kaplı... Başı dumanlı... Başı, bugünlerde siyasette döndürülen fesat dolapları yüzünden epeyi karışık...

Nereye gidelim diye sormadık birbirimize. Ayaklarımız nereye, biz oraya! Yürürken önünden geçdiğimiz bir dükkanın tabelasındaki ısıölçere şöyle bir bakış atdım. Sıcaklık 14 derece. Zaman zaman öyle tatlı ve insanı ferahlatan hafif ve serin bir rüzgâr esiyor ki tarif etmenin imkânı yok. Dulda bir yerde durunca güneş insanın yüzünü yakıyor. Fakat rüzgâra doğru yürüyünce lâtif ve serin bir duygu insanı çepeçevre sarıp sarmalıyor. Ne sıcak ne de soğuk... Ya da hem sıcak hem de soğuk. Ankara’nın donduran kuru kışıyla ve kavuran susuz yazıyla mukayase edilirse cennetten çıkıp da gelivermiş bir hava.. Tıpkı ipek eldivenli eliyle insanın yüzünü okşayan güzel, zarif bir kadın gibi...

Çocukken anamım, bacılarımın ve bibilerimin, ebelerimin elinden tutardım. Sizlere ömür bibilerim ve ebelerim yıllar önce rahmetli oldu. Anamın ve bacılarımın elini hâlâ tutarak yürürüm. Bu alışkanlığım evlendikten sonra da devam ediyor. Yürürken eşimin ve çocuklarımın ellerini tutarım. Eşime dostuma da her zaman tavsiye etmişimdir. Eşinizin ve çocuklarınızın elinden tutarak yürüyün diye. Çünkü, hissetmek, dokunmak güzeldir; sevgiyi besler, büyütür ve insandan insana aktarır.

İnsanı sınırlayan, inatcı bir burgaç gibi içine çeken, sarıp sarmalayan işlerden âzade olmak ne güzel bir his, ne harika bir duyuş! Hür olmanın tadı bambaşka... Yürümek, gideceğin istikamete karar vermek; sağa yürürken sola dönmek, olmadı geriye dönüp o tarafa yürümek hem de aylak aylak. Ya da hemen oraya oturup mola vermek gönlünce, sınırsızca, kimseye hesap vermeden...

Hem yürüyoruz hem de aklımıza geldiği gibi konuşuyoruz bunca yıldır kahrımı çeken kader arkadaşımla. Her telden her dilden. “Emekli olmadan önce yürürken peşinden yetişemezdim. Rahvan at gibi koşardın da b.kun seyrek düşerdi. Bakıyorum şimdi ahesde çekiyorsun kürekleri denizci”, dedi bana. Şöyle bir düşündüm, doğru söylüyordu. Görevdeyken her şey ölçülü, miatlı, sınırlı, sayılı, hesaplıydı. Şu saatte işe başlarsın, şu saatte bitirirsin. Toplantıya giriş saatin saniye şaşmaz. Çıkış saatini ise sadece yaradan bilir. Evrağa şu vakde kadar cevap yazarsın. Hattâ işe başlama saati bellidir, herkes bilir de görevin ne vakit sona ereceği çoğu zaman kainat sırrıdır. Eh, bir raddeye kadar öyle de olması gerekiyor. Ne de olsa askerlik zor zanaat. Hakkını vererek çalışıp devletin vakdini, cereyanını, suyunu, mesaisini, malzemesini, yetimin hakkını yerli yerinde, layığınca değerlendirmek lazım. Biz de öyle yapdık. Lâkin şimdi kızakdayız. İşin çokluğundan lokmaları çiğnemeden, ölünün mabadına pamuk tıkar gibi ağzımıza tıkıştırıp tüm tüm yuttuğumuz dönem geride kaldı. Artık koşturmaya, zaman ile yarışmaya, insanları peşinden sürükler gibi götürmeye ya da birilerinin peşinden sürüklenmeye hâcet yok. Avare avare, aylak aylak yürü... Gün yirmidört saat, zaman ise çantada keklik.

Neredeyse hiç mola vermeden üç saate yakın bir süre yürümüşüz. Önünden geçdiğimiz bir simitci fırınından kavrulmuş susam kokusu çalındı burnumuza birdenbire. Hemen içeri girip birer gevrek apardık. Sonra oturup yemek için yakın civarda bir çardak bulup içine çöreklendik. İnsan böğründen üşür derler. Güneşi pupadan alacak şekilde oturduk. Dut yaprağını kıtır kıtır kemiren ipekböceğine nispet yaparcasına biz de başladık gevrekleri çıtırdatmaya ucundan kenarından. Bir zaman sonra bitişik çardakdaki konuşmaya kulak misafiri olduk kerhen. Bizim akran dört beş vatandaş bir araya gelmiş de meclisi kurmuşlar bile... Sohbetin bir deminde içlerinden kurnazca bakışı olanı diğerine şöyle dedi “Siz kaçın kaçından emeklisiniz?” Sorunun muhatabından isteksiz ve kısa bir cevap geldi “Birinci dereceye bile düşemedim. Üçüncü şark sırası gelince basdım istifayı.” Bu soru bana gayet bildik geldi. Hafifce o tarafa dönüp sohbet ehlinin sıfatına bir bakış fırlattım usulünce. Hiçbirinin simâsına âşina değildim. “Kaçın kaçı” faslı bitip de askerlik anılarını yâd etmeye başlayınca hepsinin biz emekli astsubaylaran birileri olduğu gerçeği fâş ediverdi kendiliğinden.

Astsubayların birinci derece dördüncü kademeye yükselme hakkını elde edişinin macerasını Dönme Dolap isimli makâlemde ele almış ve başlangıç ve bitiş derece/kademeleri konusunda astsubaylara yapılan haksızlıkları gündeme taşımışdım. Bu haksızlıklara ilave olarak emekli astsubayları kaşar dilimi gibi ince ince birbirinden ayıran “emekli derece ve kademeleri” konusunu ise bu yazımda ele almak üzerime farz oldu gayrı.

Yukarıdaki satırda okuğunuz şu “kaçın kaçı” sorusunun bu dünyada bir tek muhatabı var can dostlarım; bizler, yani emekli astsubaylar. Aynı Kanuna tâbi olarak sınava girip kazanmışsın. Aynı okula kayıt olmuşsun. Aynı okulun aynı sınıfında, yan yana okumuşsun! Aynı sene mezun olup aynı derece kademeden memuriyete başlamışsın. Üstelik aynı süre görev yapıp aynı sene emekli olmuşsun. Erken terfisi, nasıp kaybı, kendi nam ve hesabına üstelik kendi parasıyla okuyanı, okumayanı... Boynu devrilesice muhannet statü hazretleri biz astsubayları salam dilimi gibi ince ince doğrayıp yegân yegân tefrik etmiş. Herbirimizi farklı derece ve kademeden emekli etmiş. Gel de hayra yor bu rüyayı! Gel de “biz, bir aileyiz” martavalına inan!

Devlet memuru olup da devletinden maaş alan hiçbir çalışanı ve emeklisi böylesi aşağılık bir muameleye tâbi tutulmadı. Böyle hudutsuz, böyle ahlaksız bir zulüm görmedi. Aynı cephede sırt sırta harp ettiğimiz apoletli zevat da böyle bir sorunun muhatabı olmadı ezelden beri. Çünkü hepsi ezelden beridir birin dördünden emekli edildi. Üstelik ballı börekli tazminatları kesilmeden ve maaşları fazla tıraşlanmadan.(bkz.)

Peki, o çardakda sorulan suali siz emekli astsubay meslekdaşıma şu fakir sorsaydı, cevabınız ne olurdu?  

  • Siz, kaçın kaçından sınız?
  • Dördüncü dereceden?,
  • Üçüncü dereceden?,
  • İkinci derecenin bilmem kaçıncı kademesinden?,
  • Birinci dereceden?,
  • Birinci derece üçüncü kademeden?,
  • Birinci derece dördüncü kademeden mi?

Bana derece/kademeni söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!

Emekli matematik öğretmeni olan dostum ile oturmuş sohbet ediyoruz. Laf döndü, dolaşdı gene tekaüt maaşlarına geldi. Sohbetin bir deminde hemen söze girip dedi ki; “Bugüne kadar emekli aylığını sorduğum albayların hepsinden aynı rakamı alıyorum. Fakat, kardeşim hangi emekli astsubaya sorsam, her biri farklı bir rakam veriyor. Sahi, siz astsubayların emekli aylığı ne kadar Allahaşkına?"

Önce arkadaşıma şöyle öfkeli bir bakış fırlattım. Fakat akabinde farkına vardım. Arkadaşım böyle bir sual sormakda yerden göğe kadar haklıydı. Emekli astsubaylardan hangisinin ne kadar emekli aylığı aldığını emekli bir astsubay olarak inanın ben de bilmiyorum. Sahi, biz astsubaylar ne kadar emekli maaşı alıyoruz?

Konu astsubaylar ise şayet soru aynı fakat cevabı elvan çeşitli... Dördüncü dereceden emekliysen takriben 1.350 TL, birinci derece dördüncü kademeden emekliysen 1.900  küsür TL alırsın. Emekli astsubayların kâhir ekseriyeti dördüncü, üçüncü ya da ikinci dereceden emekli edilmiş. Her devlet memurunun yükselebileceği en yüksek mertebe olan birinci derecenin dördüncü kademesi bildiğiniz üzere astsubaylardan tam 50 sene esirgendi. Bu cümleden olmak üzere ¼’den emekli olan astsubay sayısı iki elinizin parmaklarından belki biraz fazladır.

Peki, ya subay? O, ezelebed birinci derece dördüncü kademeden... Bir başka ifadeyle, beşikden mezara en üst dereceden emekli!.. Emekli olduğu halde sanki hâlâ görevdevmiş gibi, çalışırken aldığı bilmem kaç türlü tazminatı da ilave edince bu makâlenin yazıldığı gün itibariyle emekli muhterem bir albayım 4.500 TL civarında maaş alıyor. İster bu sene emekli olsun ister 50 sene önce emekli olsun. Yoldan geçen hangi emekli albayıma sorarsanız sorun, söyleyeceği emekli aylığı miktarı aynıdır.

Ne diyelim;

Helâl-i hoş olsun bu naz.
Götür hepsini hapur hupur,
Albayım, sana bu maaş bile az(!)..

Zulüm ve tahakküm devam etse bile haksızlık ebediyen devam edemez. Bu hakikati herkes yaşayıp görecek. Türkiye Cumhuriyetinin en büyük teşkilatı olan Türk Silahlı Kuvvetlerini idare edenler bunu artık anlasınlar. Böylesi büyük bir teşkilatın en altında meydana gelen küçük bir aksaklık kanser gibi eninde sonunda bu teşkilatın bütün hücrelerine bulaşarak Genelkurmay Başkanını da rahatsız edecek, koltuğunu sallayacak. Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepesini işgal edenler artık bu hakikatı görmeli ve 60 seneden beri astsubayları perişan eden bu maaş derece/kademe, intibak ve emekli maaşı tahakkuk oranındaki kepazeliğe hemen son vermelidir.

kenan-evrenGenelkurmay Başkanı, MGK Başkanı, Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı hatta bizim mahallenin muhtarı sıfatıyla bu memlekette bir zamanlar icra-i sanat eyleyen “bizim çocukların başı” darbeci zottirik, devr-i iktidarında buruşuk gerdanını kıvıra kıvıra ne demişdi? “Başçavuş bile olsa benim teğmenimden fazla maaş alamaz!” Son otuz senede astsubay maaşlarının subay maaşları karşısında sürekli olarak geriye götürülmesinin birinci derecedeki müsebbibi işde sağ tarafda tavsırını gördüğünüz bu zat-ı şahanedir kıymetli yiğitlerim!. Her emekli subay gibi kendisi de 1989 senesinden beri tam 24 senedir ¼’ünden emekli maaşı alıyor. Astsubaylardan 40 sene esirgediği bu birin dördü çeşmesinin suyundan bakalım daha kaç tas içecek?

Türkiye Cumhuriyeti’ni esir aldığı dönemde, zamanın NATO Genel Sekreteri Alexander HAIG’in sözüne inanacak kadar saftirik davranıp Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne evet diyecek kadar aptalca davranan netekimci zottirik meğerse bu konuda doğru söylemiş. Otuz küsür sene önce serdetdiği bu söz ne yazık ki hâlâ geçerli... Kendisi şu sıralarda Azrail ile pazarlık yapmakla meşgul. Fakat ekdiği bu nifak tohumu karargâhlarda hâlâ yeni fitneciler, yeni müritler ve zehirli meyveler peydahlıyor.

Subay zevatının ezelden beri kaçın kaçından emekli olduğu yüzündeki kocaman gülücükden belli; birin dördünden!

Sen, ey muhterem emekli astsubayım! Ya sen, kaçın kaçından emeklisin?..

brove

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş

unity

Aldığımız haberlerin aslı çıkarsa, lojmanlarda, ordu evlerinde, kamplarda, çocukların oyun alanlarında, servislerde ve derecelerde General, Subay, Astsubay ve Uzman çavuş ayırımının sona ereceği anlaşılıyor.

Ayırımlardan biri; ortaokul, sanat okulu, lise, bir, iki, üç ve dört yıllık harp okulu, harp akademisi, iki yıllık yüksek okul, üç yıllık, dört yıllık, beş yıllık, altı yıllık, yedi yıllık fakülte ve ayrıca doktorlar gibi ihtisas görülen üniversite bölümlerinden mezun albay ve generaller vardır.

Astsubaylarla uzman çavuş ve emeklileri de subaylarda olduğu gibi ortaokul, lise, sınıf okulu, yüksek okul ve üniversite mezunudurlar.

Subaylar için ve uzman çavuşlar için bir adet aylık gösterge tablosu olmasına rağmen astsubaylara ait tam 4 adet aylık gösterge tablosu vardır.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde doğası gereği yetki, sorumluluk ve özlük hakları rütbelere göre belirlendiğinden subayların hepsi 8. dereceden başlar ve ¼'üne kadar yükselir.

Uzman çavuşlar da üniversite mezunu bile olsalar ortaokul mezunu muamelesi görerek derece ve kademe alırlar.

Astsubay ve emeklileri ise sanki Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu değiller de rütbeleri yokmuş gibi rütbe bekleme sürelerine ve mezun oldukları okullara göre bölük pörçük edilmiş 4 adet gösterge tablosundan derece alırlar. Üstelik 2003 yılından önceki muvazzaf ve emekli Astsubaylar ortaokul veya üniversite mezunu da olsalar EK-V111 gösterge tablosuna göre derece almaktadırlar.

Problemin kökten çözümü astsubayların da bir adet gösterge tablosu olması veya liseden sonra bir veya iki yıllık sınıf okulu mezunu olanların Astsubay Meslek Yüksekokulu astsubaylar gibi intibaklarının yapılmasıdır.

TEMAD Genel Başkanı'mızın dikkatine sunulur!

dava

Değerli arkadaşlarım

Bilirkişinin raporunu mahkemeye sunmasıyla dava 7 Temmuz 2011 tarihinde 13. İş Mahkemesinde görüldü. Dava dilekçeme ek dilekçe ile sunduğum ve 1971 yılında tüm Astsubaylar gibi benim de rütbemin Kıdemli Baş Çavuşluktan Kıdemli üst çavuşluğa usulsüz olarak düşürüldüğünü, bu mağduriyetimin de dikkate alınarak ve fiili hizmet zam hakkımın da hesaba katılmasıyla yapılacak yeni intibakım sonucunda 1. derecenin 4. kademesine yükseltilmemi talep etmiştim. Bu rütbe düşürme iddiamı kazandığım takdirde 1970 ve daha eski nasıplı tüm Astsubaylar yıllarına göre ayrıca derece ve kademe yükselmesinden istifade edecekler.

Bilirkişi verdiği raporda; "fiili hizmet zamlarının derece ve kademelerde sayılacağına dair bir hüküm olmadığından sayılamayacağını, rütbe düşürme işleminin de o zaman bağlı komutanlığa dava açılması gerektiği" gerekçesiyle rapor yazmıştır.

İş Mahkemesi idari bir mahkeme değil bir hukuk mahkemesidir, zaman aşımı konusu idari davalar gibi 60 gün ile sınırlı değildir. Süre ne olursa olsun hak iddia edilebilir kazanılırsa ancak 5 yıldan önceki birikmiş para alacakları zaman aşımına uğrar 5 yıldan bugüne kadar olan para alacakları alınabilir. Ayrıca kanunlara aykırı olarak rütbe düşürme işlemi aylık ödemesiyle ve pirim ödemesiyle ilgili olduğundan Emekli sandığı kanununun EK- 30. maddesine göre alışılmış ve ezberletilmişin aksine olarak komutanlıklarla değil doğrudan emekli sandığı ile ilgilidir.

Ben bilirkişi raporunun aksine olarak, fiili hizmet zamlarının derece ve kademelerde de sayılması yönünde kanunun olduğunu, emekli sandığı kanununun 33. maddesinin gayet açık ve anlaşılır olduğunu belirttim. Bilirkişinin görüşü yönünde düşünsek bile;

  • Normal olarak 20 yılda emekli olunamayacağını,
  • Sağlık ve diğer mazeretleri sebebiyle 20 yılda emekli olanların aylıklarının % 70 oranında olduğunu,
  • Emekli ikramiyelerinin 20 maaş katı olduğunu
belirttim.
  • İşte tüm bunların emekli sandığı kanununun 33. maddesi gereğince fiili hizmet zamlarının emekli muamelelerinde fiili hizmet gibi sayılacağı hükmüne göre, ¼ oranında fiili hizmet zammı hakkı olan bir memurun 20 yıl hizmeti sonunda 20 + 5= 25 yıl hizmet yapmış oluğundan normal olarak emekli olabildiğini,
  • % 75 oranında emekli aylığı, 25 maaş katı emekli ikramiyesi aldığını, fiili hizmet zam hakkı olmayan memurun 25 yılda kazandığı derece ve kademe hakkıyla da eşitlenmesi için aylık derece ve kademelerin belirlenmesinde fiili hizmet zamlarının da hesaba katılması gerektiğini,

Yazılı olarak ileri sürerek itiraz ettim ve raporun yok sayılarak, konularında uzman üç kişilik başka bir bilirkişi tarafından rapor hazırlanmasını, bilirkişi heyeti lüzum görürse benimle görüşebilmesi, soruları olursa açıklama yapmama izin verilmesini veya müphem kalmış hususları açıklaması için en az bir bilirkişinin gelecek duruşmada hazır bulundurulmalarını teklif ettim. Artık mahkemedeki haklarımızı, mahkeme kabul eder, ret eder düşüncesine kapılmadan suç olmayan her şeyi söylememiz gerekmektedir.

Hâkim benim son teklifimi ret etti. Ancak itirazlarım konusunda açıklayıcı bir rapor için aynı bilirkişinin yeniden Ek Rapor hazırlaması kararıyla duruşmayı 8 Aralık 2011 tarihine bıraktı.

Sayın arkadaşlarım, hâkimin aynı bilirkişinin EK rapor vermesi kararının bizim için çok iyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü Bilirkişi ek raporunda, benim itiraz ettiğim hususları ikna edici bir şekilde açıklama yapması gerekmektedir. İkna edici ve kanunlara uygun bir açıklamaya girmeden ilk raporunda olduğu gibi, fiili hizmet zamlarının derece ve kademelerde sayılacağı konusunda bir kanun yok dediği takdirde, bu rapor 33. maddeye aykırı olacak hem beni hem de mahkemeyi ikna edemeyecektir.

Duruşmadan sonra aynı gün yeni bilirkişi ücretini mahkeme veznesine yatırdım.

Mahkemenin 8 Aralık 2011 tarihinde sona erip lehimize bir karar verileceği yönündeki beklentim devam etmektedir. Aksi halde yolumuz Yargıtay ve AİHM kadar devam edecektir.

Saygılarımla.

NOT: Sayın arkadaşlarım avukat konusunda duyarlı ve iyi niyetli arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Dava sırasında avukatın yapabileceği hukuki işlemleri tam olarak yaptığıma inanıyorum ve avukat ihtiyacı duymuyorum.
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ