×

Uyarı

JUser: :_load: 6532 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

Sosyal medyada karşılaştığımız ve bizleri en çok üzen konulardan biri de, şahsımıza yapılan hakaretler, iftiralar. Özellikle, sahte hesaplar veya nadiren de olsa, gerçek hesaplar üzerinden ayarsızca yapılan hakaretleri, fütursuzca atılan iftiraları kesinlikle sineye çekmeyin. İki satır dilekçe ile en yakın Cumhuriyet Savcılığına müracaat edin. Bakın neler oluyor!

Kendini bulunmaz, erişilmez sanan koftiden kahramanlar, nasıl cezalar alıyor? nasıl adalete hesap veriyor? göreceksiniz! Tek sıkıntı, bu tip davaların uzun sürmesi ve epey zaman alması. Ancak yapanın yanına kar kalmadığını görünce, zaman mefhumu önemini yitiriyor.

Bu tip hakaret makinelerinin ortak özelliği; klavye başına geçince aslan kesilirler, ağzından çıkanı kulakları duymaz, uyarıları, ikazları dinlemezler, herşeyi yazabileceğini, kimseden korkmadığını söylerler. Hatta daha da küstahlaşarak hakaret ve iftiraların dozunu artırırlar.

Ancak, Yazdıklarına sahip çıkacak kadar mertlikleri ve cesaretleri olmayan bu tipler, ettiği hakaretler nedeni ile savcının veya polisin karşısına geçince nefesi kesiliyor, adeta süt dökmüş gibi oluyorlar. "Aman şikayetten vazgeç, yok alkollüydüm, yok eşim ile sorunum var, yok psikolojik sıkıntım var" gibi mazeretlere sığınarak, duygu sömürüsü yapmaya çalışırlar.

Bu tipler, karşısındakini çocuk veya saf sanıyor, Kendini savunmaya çalışırken "onu tanımıyorum, ismen duydum, facebook hesabım yok veya twitter kullanıcısıyım" gibi komik savunmalara girişiyorlar.

Onlara hatırlatmak lazım; Adam olan yazdığını inkar etmez, mertçe "ben yazdım" der!

Şahsen, hakkımda şikayette bulunanlar ile ilgili hiç bir yazımı "ben yazmadım mükü yazdı, hesabım hacklendi" veya "benim adıma sahte hesap açmışlar" gibi inkarcı savunmalar yapmadım. Hele hesabımı hiç kapatmadım. Her şey yerli yerinde duruyor. "Evet bu yazıyı ben yazdım, belgelerim şunlar dedim" ve hepsinden takipsizlik kararı çıktı.

Tabi sosyal medyada olunca, benzer olaylar bizim de başımıza geldi. Örneğin iş yargıya yansıyınca, yaptığını inkar eden birkaç kişiye sormak lazım?

Tanımadığın biri ile "abi beraber bir resim çektirelim" diyerek, Ankara da neden fotoğraf çektirirsin? veya Eskişehir de yine tanımadığım dediğin kişiye "Ersel'ciğim" diyerek fotoğraf çektirip, neden sohbet etmek istersin?

Peki hiç tanımadığın kişiyi, adına kayıtlı telefondan 2 yıldır defalarca arayıp, dakikalarca neden konuşursun? Yada bayramlaşma mesajlarını neden atarsın? Telefon döküm kayıtlarını da sahtekarlar hazırlamış herhalde? Onlarca emekli assubayın şahit olduğu bir durumu, bu kadar ispat ve delil var iken, inkar ederek paçanı kurtaracağını mı sanırsın?

Şimdi bunlara şunu sormak gerekir? Aynanın karşısına geçince kendi yüzünüze nasıl bakıyorsunuz? Ya eşinizin ya da çocuklarınızın masum yüzüne nasıl bakıyorsun? Armudun bile ilk hecesi "Ar" ile başlarken...

Kısacası, bazılarının sizlere, bizlere yaptığı hakaretlerin aynısını, hatta daha fazlasını, onlara bizler de yapabiliriz ama bu bizler için kazançtan çok kayıp olur. Onlardan farkımız kalmaz. Biz hiçbir zaman düşmanlarımızın bize karşı kullandıkları silahları kullanmayacağız. Çünkü bu silahlar, bizim elimizi süremeyeceğimiz kadar kirli ve korkakçadır.(*)

Bu konu da tek çare hukuk. Bu güruhun aklının başına gelmesi için, hapis cezası ve para cezası alması yeterli oluyor. Öyle ki bazılarına karakola veya savcılığa gitmesi bile kafi geliyor. Herkes yazdığının yaptığının bedelini hukuk karşısında gecikerek de olsa öder. Korkmayın ve hakkınızı arayın. En azından onlar kadar cesaretli olun. Unutmayın, zamanında sesinizi çıkarmazsanız, bir gün sizin de sesinizi keserler!

Dede Ersel AKSU

(*) S. Ali

Umur Talu 06.02.2015 tarihli “Kabza koltuk istikametinde, namlu masanın soluna paralel… Baş iki masa arasında, ayaklar soldaki duvar istikameti boyunca!” başlıklı yazısında Vedat Tanrıverdi Kd.Bçvş.un 11.11.2013’teki intiharına ilişkin 20.01.2015 tarihli Askeri Savcılık kararından, intihar vakasını ele almış durumda(1).

Emekli assubay, yazar Selçuk İçer de bu elim hadisenin 1 ve 2'nci günlerinde iki önemli yazı yazmıştı.

Umur Talu’nun yazısından alıntılar “tırnak içinde, yatay”, şahsımın ve Selçuk İçer’in yazıları (parantez içinde) belirtilerek, konuyu ele almaya çalışalım:

7.15: Sabah sporuna katılmak için spor kıyafetlerini giyip çıktı.

8.30: Eve döndü. Nöbetçi olduğu “işyeri”ne gitti. Evrakları Binbaşı’ya imzalattı.

(Hazırladığı yazıyı ilk amirine imza/parafe ettirdikten sonra evrakın sorumluluğu, takibi, varsa bir üst amire, arzı hazırlayandan sonraki ilk parafe parafe edene geçmeli, Binbaşımız evrakı alarak, silsileyi takip ettirmeliydi)

8.40: Evrakları Kurmay Yarbay’a götürdü. Yarbay birini imzalamadı, birinde düzeltme istedi.

(Vedat Kd.Bçvş. evrakı Kurmay Başkanına arza götürmemeliydi.)

Yarbay’ın yanından çıkınca Binbaşı’ya rastladı, “Ne oldu” sorusuna “Düzeltmeler yapıp tekrar götüreceğim” dedi.

(Özellikle de, düzeltme istenmesinden sonra amirleri devreye girip, birlikte düzeltme yapmalı, evrakı Kurmay Başkanına götürmeliydi.)

Çay ocağına Binbaşı ile gittiler. Düzeltmeler hakkında konuştular. “Akşam bölük nöbetçisiyim. Askerleri yatırıp ileriki tarihli işlerle ilgili çalışacağım” dedi.

 9.30: Yakın arkadaşı Başçavuş …’yi gördü. Arkadaşına göre “rengi soluk ve durgundu.” Arkadaşı “Kaça satıyorsun” dedi. “Neyi” diye sordu. Arkadaşı “Turşuyu” dedi. Cevap vermedi. “Arkadaşının yanağından makas alıp” gitti.

Arkadaşı onu şöyle anlattı: “22 yıllık arkadaşlığımız var. Astsubay okulunda beraber okuduk. İlk defa Kıbrıs’ta beraber çalışma imkânımız oldu. Aracımı 2 ay önce ona satmıştım. Sakin, efendi, mülayim, ağırbaşlı, beraberken konuşkandır. Birbirimize takılır, şaka yaparız. Olay sabahı normalden farklı ruh hali vardı. Şaka yapmama rağmen ruh halini değiştiremedim. Sıkıntısı var gibiydi.

Çay ocağından, görev yaptığı odaya gitti. Odada 7 personel daha görev yapıyordu ancak sadece biri odadaydı. O da çay ocağına gitti. Odada yalnız kaldı.

(Odada yalnız kaldığında muhtemelen, evrakı düzelterek tekrar Kurmay Başkanının yanına gidip- gitmemeyi, bu gitmelerin onun görevi olup olmadığını, neden sıralı amirlerinin arza gitmediğini, düşündü durdu. Ve yine muhtemelen, bu vahim sonuca göre, sıralı amirleri de uzun bir süre arzdan sakınmış da olabilirler. Kurmay Başkanı, belki de, yazıdaki düzeltme yoluyla şubesindeki sorumlu subaylarını yanına çekmek istemiş de olabilir.)

11.00: Çay ocağına giden Başçavuş döndü. Onu, sandalyesinde hafif aşağıya kaymış, başı sağ öne eğilmiş gördü. Yaklaşınca sol göğsü üstünde kırmızılık gördü. Omzuna dokunup “Vedat Abi” diye seslendi. Göğsündeki deliği ve masa üzerinde tabancayı gördü. Hemen sol çapraz odadaki kısım amiri Binbaşı ile Sağlık Binbaşı’ya bildirdi.

Üçü odaya geldi. Sağlık Binbaşı nabzı kontrol etti.  “Nabız alamıyorum” dedi. Binbaşı Tabip Üsteğmen’i arayıp ambulansla gelmesini istedi. Kurmay Yarbay’a bildirdi. Tabip Üsteğmen ambulansla geldi. Nabzı kontrol etti, kalp masajı yaptı. Birisi kurtarıcı soluk verdi.

11.15: Ölüm saatinin bu olduğuna karar verilip müdahaleye son verildi.

17.15: Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde otopsi: Ateşli silahla akciğer ve kalp yaralanması sonucu iç kanama.

***

Şimdi imza sırasında ve sonrasında olanlara ilişkin iletilenler yoluyla, yaşandığı iddia edilen ayrıntıları yazar Selçuk İçer’den okuyalım

(O birlikte o gün olan bitenden sonra İstanbul’da bir telefon çalar. Çalan telefon her yazısının altına telefon numarasını da ekleyen emekli assubay, yazar Selçuk İçer’indir. Selçuk İçer telefonunu açar, muhtemelen “buyrunuz” der, kişi olayı anlatır, dinler, not alır ve sonra 12 Kasım 2013 tarihli “ASSUBAYIN İNTİHAR SEBEBİ KURMAY BAŞKANI(MI) ?” (2) başlıklı, olaya ilişkin ilk ayrıntıları okuduğumuz bu yazıyı kamuoyuna duyurur.

İşte o yazı:

Assubay meslektaşımız Tugay Kurmay Başkanı tarafından 20 dakika süreyle makamında araçlarla (?) ilgili konuda tahkir taciz edilir hakarete maruz kalır olaydan 15 dakika sonra çalışma odasında silahıyla intihar eder yaşamına son verir. İddiaları ve aldığım duyumlar, araştırmalarım.. Hakaret, baskı, tehdit sözlü şiddet  ve  ölüm..

* * *

Tugay Kurmay Başkanının hakaretleri intihara sebebiyet verdiği iddiaları ve yaşananlar derinlemesine araştırılmalıdır…)

(12 Kasım 2013 tarihinde cenaze sevk edilmiş,)

Emekli astsubay, yazar Selçuk İçer’in telefonu yine çalar. Birşeyler anlatılır ve O, anlatılanları not alıp, 13 Kasım 2013 tarihli “KUR.YARBAY AHMET KÖSE VE ASSUBAYIN İNTİHARI” başlıklı bir yazı daha paylaşır kamuoyu ile. O da bu yazı:

(14.Zh.Tug. Kurmay Başkanı Kur.Yarbay "Ahmet KÖSE" Makamında Assubayı 20 dakika süreyle aralıksız tahkir ve taciz eden yüksek sesle hakaretler yağdıran hizmeti psikolojik işkenceye dönüştüren yarattığı bu ortamdan 15 dakika sonra çalışma odasında intihar eden Assubay.

Yaşanalar Sebep sonuç ilşkisi ve Kur.Yarbay Ahmet KÖSE.

İntiharı müteakip tanık olan bazı Assubaylara "Kur.Yarbay Ahmet KÖSE'nin bağırmasını, hakaretlerini duymadık bilmiyoruz, haberimiz yok baskıları, telkinleri, Yarbay Ahmet KÖSE’yi kurtarma operasyonu. Yarbay KÖSE'nin avaz avaz çıkan bağıran sesi koskoca Tugay Kh.Binasını inletmiş, ortalık yıkılıyor sen duymadım de baskıları gözdağı bilmem ne ,

Bir cana mal olunmuş Assubayın kanı hala odasında çoluk, çocuk perişan sen olayı kapatmak için oyun üzerine oyun peşindesin. “Duymadık deyin ha”, olur emredersin ...!

Assubay bugün toprağa verildi ocak söndü geride ana, baba eş ve çocuklar perişan. Yarbay Ahmet KÖSE hala görevinin başında Kurmay Başkanı Koltuğunda yaylanıyor sallanıyor çoluk çocuğu rahat ölen yok kalan yok dokunan yok  Assubayı ölümüne döven  diğer Kur.Albay gibi..Subaya gelince kanun yasa mahkeme hak getire..

Çevresinde Assubay karşıtı olarak tanınan Tugay Kurmay Başkanı  Kur.Yarbay Ahmet KÖSE  "O KANIN İÇERİSİNDE BOĞULACAK" hesabı legal olarak sorulacak. Assubaylar sahipsiz değildir...)

Yazar Selçuk İçeri arayan “kişi”ler acaba başka yerleri de aramışlar, olay hakkında bilgi “vermiş”ler midir? Peki, ifadeler sırasında bu “kişi”ler buhar mı olmuşlar? Nereye gitmişler? Bilgilerine başvurulmamış mı? Veya onlar olayı aydınlatmak için müracaatta bulunmamışlar mı? Veya onları susturmuş ise kim susturmuştur?

***

Yeminli ifadeler: Uyumlu, çalışkan, sakin, mülayim bir insandı. Kötü alışkanlıkları yoktu. Sadece borsada yatırım yapıyordu. Husumetli, kavgalı olduğu biri yoktu. Ölümünden önceki haftadan itibaren tabanca taşımaya başlamıştı. Kıbrıs’a alışamamıştı. Baskı yapıldığına, mobing uygulandığına, amirlerden hakaret içerikli söz işittiğine dair beyanı yoktu.

Sonuç: Silah kendinin. El kendinin. Mermi kendinin. Bir el atışla kendini yaralayarak kendi ölümüne sebep olduğundan şüphe yok. Bir kusurlu yok. Kovuşturmaya gerek yok. Emanete kayıtlı eşyalarının mirasçılarına teslimine…

***

Askeri Savcılık, Astsubay Vedat Tanrıverdi’nin, 40 yaşının dolmasına bir ay kala, 11 Kasım 2013’te Kıbrıs’ta “kışlada intihar”ına, bir yıl sonra, 20 Ocak 2015’te böyle “açıklık” getirdi.

O odalarda, o imzalarda ne olduğunu bilmiyoruz! Kıbrıs’ta bir süre önce bir astsubayın komutanı tarafından hakarete, darba uğradığını ama kendisi sürülürken komutanın paşa olduğunu, birkaç gün önce bir başka astsubayın daha intihar ettiğini biliyoruz.

İktidarın, asker intiharlarının araştırılmasını Meclis’te reddettiğini biliyoruz.

 “Mirasçılar” bir eşi, bir de küçük ikizleri!

Bu tebligat oğullarının neden intihar ettiğini sorgulayan “müştekiler”e, anne ve babasına!

Sabah sporu yapan, komutanların “çok şefkat, anlayış, nezaket” gösterdiği, çayını içip odasına giden bir insanın intiharını nasıl da açıklayıcı! “Kalp yaralanması” hariç!

Göreve başladıktan üç ay sonra intihar ile sonuçlanan bu elim hadise şunu da göstermiş oldu ki, assubay, karargâh çalışması dâhilinde hazırladığı yazısının imzasını da sıralı amiri yerine, son imzaya kadar kendisi arz etmekte. Günümüzde her şey uzmanlık dallarına ayrılmış halde. Konunun mobbing uzmanlarınca incelenip incelenmediğini ise bilmiyoruz.

Değerli Meslektaşlarım

65 yıldan beri süregelen Astsubayların mağduriyetlerinin giderilmesi için 2001 yılında hukuki dayanaklarını da sunarak mücadele başlatılması için TEMAD Genel Başkanlığına müracaat ettim. Teklifim ciddiye alınmadığı gibi dava açma safhasında da hukukçu olmadığım gerekçesiyle “kırıkçı ve çıkıkçı” ya bile benzetildim.

Başlattığım mücadelemde idari ve siyasi makamlardan sonuç alamayınca 2008 yılında haklarımızın bir kısmını da olsa mahkeme kanalıyla almaya karar verdim. Dava sürecinde bana büyük destek veren EMEKLİ ASSUBAYLAR ORG sitesi ile emekli ve muvazzaf Astsubay kardeşlerime minnettarım. Hepimizin bildiği gibi hak aramada hukuki süreç çok hassas bir konu olup en ufak bir hata hakların kaybedilmesine ve masraflara sebep olur.

İş mahkemesinde açıp kazandığım intibak davasının konusu her emekli ve muvazzaf Astsubayın kendi öz geçmişiyle ilgili olduğundan yanlış anlaşılmaya sebep olmamak için sitede standart bir açıklama yapmadım.

Kazandığım davayla ilgili bilgi almak isteyenler, lütfen sitede yorum şeklinde soru sormasınlar. Bilgi almak isteyen emekli ve muvazzaf Assubaylar 16 Ağustos 2014 Cumartesi günü saat 14.00'dan itibaren aşağıdaki telefonumu açtıkları takdirde maaşlarının kaç lira artacağına dair kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim.

 

YÖNETİCİ AÇIKLAMASI : Değerli meslektaşlarımız, kazanılan bu davanın bizlere yansıması zamana dayalı bir konudur ve  bu yüzden Sn.Turan mahkeme kararını açıklamamış sizlere telefon numarasını vererek bilgilendirmiştir; hergün yüzlerce telefon alan Sn.Turan birkaç olumsuz görüşmeye rağmen ilgi ve desteğinize teşekkür etmektedir. Dava ile ilgili idari işlemler tamamlanmadan yanlış yorum ve istismarlara neden olmamak için şimdilik kararı açıkmamamayı uygun görmüştür. Gereksiz sorgulamaları önlemek adına Sn.Turan'ın telefon numarası silinmiştir. Bilgilerinize sunuyorum.

 

TSK’da, kurum ile çalışan personel arasında yakınlık oluşması, aidiyet duygusunu artırmak maksatlı olarak önemli günlerde personelin cep telefonlarına mesaj gönderilmesine başlanmış olduğunu öğreniyoruz.

İlk başlarda bayram kutlaması, trafik kurallarına dikkat edilmesi şeklinde başlamış olan mesaj gönderme işi daha sonra vefat eden personellerden Dayanışma Vakfı’na üye olmayanların ailesine bir ödeme yapılamaması üzerine bir astsubay ve bir uzman erbaş örneği verilerek personelin vakfa üyeliği teşvik edilmiş olduğu iddia edilmekte.

Vakıf yönetiminde etkin bir konumda bulunamayan, yönetimsel kararlarda yer alamayan ve bu nedenle vakıflara üye olmamayı tercih eden astlar konuyu Umur Talu’ya iletir. Haberdar olması üzerine; haksızlıklara, adaletsizliklere maruz kalanların basındaki sesi olmuş olan Haber Türk gazetesi yazarı Umur Talu 4 Aralık 2013 tarihli “Bana göre ölü soyuculuk!” başlıklı yazısında konuyu kendi penceresinden ele alması üzerine Genelkurmay Başkanlığı’nın “Astlık –üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve hareket…” suçlamasıya Umur Talu’yu mahkemeye vermiş olduğunu 11 Ocak 2014 tarihli “Kusursuz Genelkurmay’dan şahsıma suç duyurusu!” başlığıyla ele almış olduğu yazısından büyük bir üzüntüyle öğrenmiş olduk.

Şimdi, adalet arayan bizler; olaylar üzerine yazması en kolay bir ülkede(!) yaşarken, assubayların uğradığı adaletsizlikleri yıllardır yazdığı için, hatta astların kendisini arayıp dertlerine tercüman olmasını talep etmesinden dolayı, düşürüldüğü durum için Umur Talu’dan, özür mü dilemeliyiz? Yoksa ne yapmalıyız?

Astlar, varlığı görmezden gelinerek, devlet imkânlarında ötelenen astlar…

Astlar, nereye başvuracağını şaşırmış astlar…

Silsile yoluyla hak arayıp uğraşılan astlar…

BİMER’e derdini iletip derman bulamayan ve de niye başvurdun diye sorgulanan astlar…

AİHM’den adalet bulan astlar…

Anayasa Mahkemesi’nden adalet bulabildiği için Anayasa Mahkemesi üyelerinin Genelkurmay’da yemekle ağırlandığı ve belki de önlerinin kesilmeye çalışıldığı astlar…

***

İntiharları çoğunlukla borca ve ailevi sorunlara bağlanan astlar…

Bir insan intihar etmeden önce dışarıya hiçbir belirti vermez mi?

Hiç, herhangi bir şeye isyan eder şekilde tepki göstermez mi?

Hiç, dalıp dalıp gitmez mi?

Tüm bu belirtiler onca insan içinden birilerince ve amirlerince sorgulanarak danışmanlık hizmeti verildiği karşılıklı imzalarla belgelenmez mi?

İntiharları; borca ve ailevi sorunlara bağlamadan önce, amirlere sorulmaz mı? Sorunu varsa şimdi mi öğrendiniz. Neden şimdi bunları söylüyorsunuz. Nerde kaldı sizin amirliğiniz, denmez mi?

***

Devletler ancak adaletli hukuki kurallarla varlığını sürdürebilir. Adalet ise aynı zamanda vicdanlarda hissedilen bir duygudur. Akıl sahibi her insan bu duyguyu hissedendir.

Adaletsizlikten yola çıkılarak bir devlet sistemi oluşturulamaz. Gelin adaletsiz bir devlet kuralım dense, kimse onlara destek vermez.

Devletlerin kuruluşundaki en masum beklenti; birlikte adalet içinde olarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi ihtiyaçların ortak karşılanmasıdır. Devleti meydana getirenlerin en büyük beklentileri adalet içinde bir yaşamdır.

Coğrafi bilgilere göre, dünya üzerinde 36° -42° kuzey enlemleri ile 26°-45° doğu boylamları arasında yaşayan insanları; adaletsizliklere iten, insanları daima adalet arayışı içerisinde yaşatanlar ve kısacık yaşamı bu yolda harcatanlar kimlerdir?

36° -42° kuzey enlemleri ile 26°-45° doğu boylamları arasından diğer enlem ve boylamlarda yaşayan insanlara ne gibi evrensel kurallar ve insan yaşamını kolaylaştıran buluşlar sunulmaktadır? Bilen var mı?

Eğer bu enlem ve boylamlardan insanlığa bir şey sunulmamaktaysa bunun sebebi kimlerdir? Bunlar kimlerdendir?

***

Askeri Ceza Kanunu’nun 95’inci maddesinin ilgili bendi gereğince Milli Savunma Bakanı’nın izniyle mahkemeye verilmeden önce, Umur Talu’nun yazdıklarından yola çıkılarak tüm sistem gözden geçirilmeliydi. Kazanım bundaydı…

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Her kuruma örnek olduğunu muhtelif vesilelerle duyuran Türk Silahlı Kuvvetleri dışında, Türkiye’de,hâttâ kabile devletlerinde kendi personeline ön yargılarla sosyal, ekonomik ve insanî haksızlıklarda bulunan başka bir kurum var mıdır? Elbette yoktur!

Bizler, hiyerarşiye saygı içerisinde bu ülkeye ve orduya sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik. Verilen her görevi imkansızlıkları aşarak yerine getirdik, ama karşılığında hiyerarşi kılıfına sığdırılmış adeletsizlikten öte vicdansızlık sayılabilecek davranışlara maruz kaldık!

Yüreğinde adalet ve insan onuruna saygı olan birkaç gazetecinin başında gelen Cesur Yürek Sn.Umur TALU  dünkü yazısında Gazeteciler Günü'nü Genelkurmay'ın suç duyurusu ile kutladığını duyurmuştur!

Neymiş efendim; Sn.Talu “Astlık üstlük münasebetini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve hareketlerde bulunmuş!"

Ön yargı ile adaletsizliğe mahkum ettiğiniz personelin amir ve komutanlarına saygı duyacağını nasıl düşünebilirsiniz? Birlik ve kurumlarda bir anket yapın, subaylar dışında hiçbir personelin moral motivasyonunun, hizmet verimliliğinin geleceğe olan umudunun yok olduğunu, emeklilerin ise kurumlarına olan adiyet duygusunun çoktan bittiği gerçeğini göreceksiniz. Dileriz hatadan dönmenin fazilet olduğunu anlarlar ve bu olumsuzluklar giderilir. Aksi halde ordumuz sürekli kan kaybedecek ve bu huzursuzluklar bitmeyecektir. Bizler, sizlerin düşmanı değil bir emirle ölüme ve göreve gönderdiğiniz yardımcılarınızız. Genelkurmay II.Başkanının bizzat itiraf ettiği gibi bunca işsizliğe ekmeğin aslanın ağzında değil midesinde olmasına rağmen sözleşmeli erliğe alınacaklara 3500 TL maaş, elbise, yemek ve yatma yeri temin edilip, 3 yılda 250-300 bin liraya hayır demelerinin nedeni ordudaki adaletsizlik ve mobbingtir. Bunu neden görmezler?

Sayın Talu aşağıdaki linteki yazısında; Suç duyurusunda deniliyor ki “TSK hakkında çeşitli ifadelerin yer aldığı görülmüştür”; Yüzbinlerce askeri de TSK sayıyorsanız evet doğru nasıl horlandıklarını, aşağılandıklarını, nelere maruz kaldıklarını, neden bu kadar çok intihar ettiklerini, nasıl baskılar altında olduklarını yazıp duruyorum zaten. Fakat siz TSK derken Türk Silahlı Kast’ını kastediyor olmalısınız. Çünkü, hakları savunanların yanında değil onların karşısında bir suç duyurusu yazıvermişsiniz! Aynı tershane işçilerinin ölümlerini yazdığımda tershane patronlarının suçlaması gibi… Fakat sorun şu; siz de TSK'nın patronu değil memurusunuz! Mevzumuz tamamen ”üstün asta yaptıkları”  Tabii TSK ile tek haksızlık vakasını Balyoz,Ergenekon vb.davaları zanneden vicdan timsalleri de bunu anlamaz!...                                                                                                                

Değerli meslektaşlarımız, anlarlar mı anlamazlar mı adaleti sadece kendilerine gerektiğinde mi hatırlarlar bunu zaman gösterecek. Biz assubay ve aileleri cesur yürek Sn.Umur Talu’yu gönlümüzde adalet ve demokrasi kahramanı olarak abideleştirdik. 2007 yılındaki soruşturmaya gerek duyulmayan suç duyurusunda olduğu gibi sonuna kadar her türlü desteğimizle yanındayız. Kendisine, sizler adına duygularımızı aşağıdaki mektubumuzla bildirdik.                                       

Saygılarımızla

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

www.haberturk.com/yazarlar/umur-talu/911548-kusursuz -genelkurmaydan-sahsima-suc-duyurusu


Sayın TALU,

İnsanlık Tarihi baştan sona,  adalet arayanlarla, kendi çıkarlarını korumaya çalışan bilinçli vicdansızların mücadelesine ilişkin örneklerle doludur. Kendi iktidarlarını ya da kişisel çıkarlarını korumaya çabalayan evrensel adalet duygusundan yoksun kesimler, ya adil olmak yerine güç kullanarak, ya da kimi zaman dini, kimi zaman başka değerleri amaçlarına kalkan yaparak çıkarlarını-iktidarlarını koruma yolunu seçmişlerdir.

Gücünü adaletten almayan her sistem yıkılmıştır. Güneş batmayan İngiliz İmparatorluğunun mağrur ordu komutanlarının gücü, Hindistan'da elinde sadece bir asa ile dolaşan, yarı çıplak, yalın ayak bir ihtiyarı, GANDİ'yi yenmeye yetmemiştir.   Çünkü o, adaletten ve doğrudan yanaydı.. Gücünü elindeki silahtan değil, adaletten, adalete olan inancından alıyordu.

Emperyalist bir açlık içinde, Türk topraklarına kızıl arılar gibi üşüşen Avrupalı Emperyalistler, tüm silah üstünlüğüne, tüm sayısal üstünlüğe karşın  yoksul, silahsız ve yalnız Türk Halkı karşısında yenilgiyi kabullenmek zorunda kalmıştır.

GANDİ ve ATATÜRK...

Haksızlığa karşı verdikleri mücadele nedeniyle hâlâ hatırlanıyorlar. Yüzyıllar boyunca da hatırlanacaklar. Ama zalim ve kendi çıkarından başka bir derdi olmayan emperyalist güçlerin süslü üniformalar içindeki komutanları çoktan unutuldular.

Siz, sadece yüreğinizdeki adalet ve insan onuruna saygınız gereği tüm ezilenler gibi assubaylara da destek oldunuz. Sizin yazılarınızdan ders alıp güçlü ordunun adaletle mümkün olduğu gerçeğini göz ardı edenler  Ordumuzda subaylar dışında mutlu olan personel olmadığını görmezden geliyorlar;Bir anket yapsınlar görevdeki personelin hizmet verimliliği ve moral motivasyonunun emeklilerin aidiyet duygusunun kaybolmakta olduğunu göreceklerdir;                                                                                                                                                                                                                              

Bu vahim tablo karşısında başını taşa vurması gerekenler acaba sindirir miyiz umudu ile yargıya başvuruyorlar, eminiz ki 2007 yılındaki takipsizlik kararı ile yüzlerine vurulan hukuk gerçeği ile bir kez daha karşılaşacaklardır.

Sizi mahkemelere götürenler de inanın çok kısa zamanda unutulup gidecek...

Güçlüden yana olmak kolaydır, bu gün maalesef Türk Basınının yaptığı gibi... Ne çok renk yeşile dönüverdi! Ezilenden yana olmak zordur. Adaleti, evrensel adaleti savunmak her zaman zor olmuştur. Siz, zor olanı seçtiniz. Assubay camiası ve aileleri sizin adaletten yana ve insanca tavrınızı asla unutmayacaktır. Siz, bizlerin gönlünde abideleşen bir demokresi kahramanısınız.

Savcılığa suç duyurusunda bulunanlar siz değildiniz, sizin şahsınızda bizdik. Mazlumlar olarak, hepimiziz..

Size ulaştırılmak üzere sitemize ulaşan yüzlerce destek ve takdir yazılarının tümünü size göndermek ve zamanınızı almak yerine, tüm arkadaşlarımızın yüreklerine tercüman olduğumuz inancıyla  size sonsuz  desteğimizi minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz...

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Arkadaşlarımdan davayla ilgili telefonlar alıyorum.

Sayın arkadaşlarım, bildiğiniz gibi davalar uzun mesafeli bir maraton yarışı gibidir. Sonuçlanması için belirli etaplardan geçilmesi gerekiyor. Şahsî inancıma ve beklentime göre sona yaklaştık ve kazanacağız.

Her türlü gelişmenin anında yine bu sitede yayınlanacağını arkadaşlarımın tekrar bilgisine sunuyorum.

Saygılarımla.

AÇIKLAMA . Değerli meslekdaşlarımızdan konuyu bilmeyenler için küçük bir hatırlatma yapalım bizler görevde iken 1 yıllık hizmetimize ek olarak 3 ay FİİLİ HİZMET ZAMMI alıyoruz bunun karşılıkları kuruma yatırılıyor; 

Emekli olurken örneğin 20 yıl hizmetimiz karşılığı aldığımız 5 yıllık fiili hizmet süresine göre maaşımız ve ikramiyemiz 25 yıl üzerinden hesaplanıyor ama 25 yıllık hizmetin karşılığı olan derece ve kademeden değil 20 yılın karşılığında emekli ediliyoruz işte bu hukuka aykırıdır bu nedenle iş mahkemesindeki davamız Yargıtay aşamasındadır İnşallah kazanacağız kazanırsak fiili hizmet süresi kadar kıdem alacağız. Belirtilen dava bununla ilgilidir.

gnkurmay-cumhurbaskani-basbakan

Emekli astsubay Altıntaş, Koşaner'in istifasının ardından Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturan Orgeneral Necdet Özel'e 'Asker, arkadaşını satmaz' deyince mahkemelik oldu.

Alican Uludağ

Cumhuriyet/Ankara- Orgeneral Işık Koşaner’in istifasının ardından Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturan Orgeneral Necdet Özel’e çektiği telgrafta “Necdet Paşa maşallah soyadın gibi özelmişsin. Asker, arkadaşını satmaz” diyen emekli Astsubay Osman Altıntaş’a dava açıldı. “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” etmekle suçlanan Altıntaş’ın 2 yıla kadar hapisi isteniyor.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay, hükümet ile YAŞ’ta yaşanan terfi krizinin çözülememesi üzerine emekliliklerini isteyerek, görevlerinden ayrılmışlardı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan, bunun üzerine Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel’i önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, ardından Genelkurmay Başkanı Vekilliği’ne getirmişti. Ağustos ayındaki YAŞ toplantısında da Özel, Genelkurmay Başkanlığı’na asaleten atanmıştı.

Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanlığı görevini kabul etmesine sinirlenen emekli astsubay Osman Altıntaş, 27 Temmuz 2011 günü Çanakkele PTT Merkezi Müdürlüğü’ne başvurarak, Orgeneral Özel’e telgraf çekti. Ankara Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre Altıntaş, telgrafında Özel’e şu ifadelerle tepki gösterdi:

“Tayyip orduya el koydu, aradığı adamı buldu, ama hülle ile gelen hülle ile gider. Necdet Paşa maşallah soyadın gibi özelmişsin. Zıplayarak çıktın. İnşallah inişin öyle olmaz. Asker arkadaşını satmaz. Hani Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları kederde, tasada, kıvançta birdi. Bu sözlere artık kim inanır. Bir Arap atasözü okudum şöyle diyor: Makam oturana şeref vermez. Makamda oturan liyakatli ise, makamı şereflendirir. Görev talep edilmez. Görevi tayin edilir. Ya Hilmi Efendi gibi uydu olursun ya da seni de silkelerler. Merak etme yolda bırakanın yoldaşı olmaz.”

Genelkurmay Başkanlığı’nın suç duyurusunda bulunması üzerine, soruşturma başlatıldı. Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Orhan Kılıç’ın hazırladığı iddianamede, Osman Altıntaş’ın söz konusu sözlerle Orgeneral Özel’e “hakarette bulunduğunu” kaydetti.

Özel’in “Müşteki” sıfatıyla yer aldığı iddianamede, emekli astsubay Altıntaş’ın Türk Ceza Yasası’nın 125. maddesi kapsamında “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret etmek” suçundan cezalandırılması istendi. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülecek davada Altıntaş, üç aydan iki yıla kadar hapisle yargılanacak. İddianamede, hakaret suçunun kamu görevlisine yönelik olması gerekçesiyle cezanın alt sınırının bir yıldan az olmaması da talep edildi.

temyiz
Dava konusuyla ilgili mevzuat

5434 SAYILI KANUN:

Madde 32: Ağır, yıpratıcı, zehirleyici ve öldürücü işlerde çalışanlara, FİİLİ HİZMET ZAMMI verilerek fiili hizmetlerine eklenir. (Bu süre Astsubaylara ¼ oranındadır).

GEREKÇESİ: Emekli Sandığı kanunuyla tanınan haklara daha kısa sürede kavuşmalarını sağlamaktır.

MADDENİN YORUMU: Ağır, yıpratıcı, zehirleyici ve öldürücü işlerde çalışanların, emekliye ayrılabilme, derece ve kademe, ikramiye ve aylık yüzdelik oranı gibi haklara daha kısa sürede kazanmaları gerekir.

Madde 33: Fiili hizmet zamları, emekli muamelelerinde aynı fiili hizmet gibi hesaplanır.

MADDENİN YORUMU: Emekli Sandığına emekli keseneği (prim) ödeme, Emekli Sandığınca emekliye ayrılma hakkının olup olmadığının belirlenmesi, emekliye ayrılma hakkını kazanmışsa hangi dereceden emekli aylığının bağlanacağı, ne kadar emekli ikramiyesi ödeneceği, aylık bağlama oranının ne olacağının belirlenmesi gibi muamelelerdir.

Ek Madde 16: Aylıklarını personel kanunlarına göre alanların emekli keseneklerine; personel kanunlarına göre kazanılan RÜTBE, KIDEM, DERECE VE KADEMELERİNE ait göstergelerinin kat sayı ile çarpılması sonucunda bulunacak rakamlar esas alınır.

EK Madde 30: Emekli sandığı iştirakçilerinin aylık derece ve kademelerinin mevzuata uygunluğunu sürekli olarak inceler, eksik emekli keseneği ödeyenler varsa eksiklerini alır, fazla ödenenleri iade eder.

5802 SAYILI KANUN:

Madde 8: Astsubay Rütbeleri

Astsubay Çavuş, Üstçavuş, Başçavuş, Kıdemli Başçavuş, 1 Kademeli Kıdemli Başçavuş, 2 kademeli Kıdemli Başçavuş, 3 Kademeli Kıdemli Başçavuş, 4 Kademeli Kıdemli Başçavuş.

926 SAYILI KANUN:

Madde 77: Astsubay Rütbeleri.

  • Astsubay Çavuş
  • Kıdemli Çavuş
  • Üstçavuş
  • Kıdemli Üstçavuş
  • Başçavuş
  • Kıdemli Başçavuş

1.3.1975 tarihinde yürürlüğe giren 1923 sayılı kanunla yapılan değişiklikten sonraki 77. maddedeki rütbeler

  • Astsubay Çavuş
  • Kıdemli Çavuş
  • Üstçavuş
  • Kıdemli Üstçavuş
  • Başçavuş
  • Kademeli Başçavuş
  • Kıdemli Başçavuş
  • Kademeli Kıdemli Başçavuş
  • 2 kademeli Kıdemli Başçavuş
ÖNEMLİ NOT: 2009 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı kanunla getirilen rütbeler dava konusuyla ilgili olmadığından buraya yazılmamıştır.

Gösterge Tabloları

Madde 137: Subay ve Astsubay ve uzman çavuş ve uzman Jandarma çavuşlar aylıklarını rütbelerine göre alırlar.

30 Kasım 1970 ile 30 Ağustos1971 tarihleri arasında yürürlükte olan Geçici Astsubay Gösterge Tablosu

EK GEÇİCİ MADDE 5: Astsubayların 5802 sayılı Kanunla tespit edilmiş rütbe ve kademelerine göre gösterge tablosu ek geçici cetvelde gösterilmiştir.926 sayılı Kanunun geçici 16. maddesi esaslarına göre rütbe intibakları yapılıncaya kadar haklarında bu gösterge tablosu uygulanır.

Derece
Rütbeler
Göstergeler
4 IV. Kad. Kd. Bşçvş. 550 565 580 595 610 630 650
5 III. Kad. Kd. Bşçvş. 475 490 505 520 535 550 S65 580 595
6 II. Kad. Kd. Bşçvş. 400 415 430 445 460 475 490 505 520
7 I. Kad. Kd. Bşçvş. 350 360 370 380 390 400 410 420 430
8 Kd. Bşçvş. 300 310 320 330 340 350 360 370 380
9 Bşçvş. 250 260 270 280 290 300 310 320 330
10 Üçvş. 225 230 235 240 245 250 268 260 265
11 Çvş. 200 205 210 215 220 225 230 235 240
1323 sayılı kanun gereğince 31 Ağustos 1971 tarihinden 1 Mart 1975 tarihine kadar yürürlükte olan EK-V111 Astsubay aylık gösterge tablosu
Derece
Rütbeler
Gösterge
4-5 Kıdemli Baş çavuş 550 565 580 595 610 630
6-7 Başçavuş 475 490 505 550 565 580
8 Kıdemli Üstçavuş 350 360 370 400 415 430
9 Üstçavuş 300 310 320 330 340 350
10 Kıdemli Çavuş 250 260 270 280 290 300
11 Astsubay Çavuş 225 230 235 240 245 250
1923 sayılı kanun gereğince 1 Mart 1975 tarihinden sonra yürürlükte olan EK-V111 aylık gösterge tablos
Derece
Rütbeler
Gösterge
2 Astsb. II. Kad. Kıdemli Başçavuş 760 795 830 865 800 935
3 Astsb. Kad. Kıdemli Başçavuş 660 680 700 720 740 760 780 800
4 Astsb. Kıdemli Başçavuş 580 600 620 640 660 680 700 720
5 Astsb. Kad. Başçavuş 510 525 540 555 570 585 600 615 630
6 Astsb. Başçavuş 440 455 470 485 500 515 530 545 560
7 Astsb. Kıdemli Üstçavuş 390 400 410 420 430 440 450 460 470
8 Astsb. Üsçavuş 345 355 366 375 385 395 405 415 425
9 Astsb. Kıdemli Çavuş 300 310 320 330 340 350 360 370 380
10 Astsb. Çavuş 275 280 285 290 295 300 305 310 315
ÖNEMLİ NOT: HAZİRAN 2003 tarihinden sonra yürürlüğe giren astsubay aylık gösterge tabloları dava konusuyla ilgili olmadıkları için alınmamıştır.

Geçici Madde 15: Müktesep haklar

Subayların ve Astsubayların intibakları 137. maddesi esasları da dikkate alınarak yapılır.

Geçici madde:16 İntibaklar

Halen Silâhlı Kuvvetlerde görevli astsubayların rütbe intibakları, kanunun malî hükümlerinin yürürlüğe girdiği yılı takip eden yılın 31 Ağustos tarihinden itibaren aşağıdaki esaslara göre yapılır.

Ancak, astsubaylar haiz oldukları rütbe unvanlarına göre yapılacak intibakta, daha ast bir rütbenin unvanını alacak duruma düşerlerse, bunlar, haiz oldukları eski rütbe unvanlarını muhafaza ederler.

Bu gibi Astsubayların aylık intibakları ile rütbe yükselmeleri ve kademe ilerlemeleri intibak ettirildikleri yeni rütbelerine göre yapılır.

AÇILAN DAVA İKİ HUSUSTAN İBARETTİR

  • Fiili hizmet zamlarının derece ve kademelerde de sayılması
  • 5802 Sayılı kanundaki astsubay rütbelerinden 926 sayılı kanundaki astsubay rütbelerine geçiş ile ilgili intibaklar.
FİİLİ HİZMET ZAMLARIYLA İLGİLİ İDDİAM:

Ben emekli olduğumda, Emekli Sandığı yönetim kurulu şu muameleleri yaparak 73754 sayılı kararı almıştır.

  1. 25 yıl 8 ay fiili hizmetim ve 1 yıl da Kıbrıs görevimden dolayı itibari hizmetimle birlikte toplam olarak 26 yıl 8 ay hizmetimin olduğundan emekliye ayrılabilme hakkımın olduğunu kabul etmiştir.
  2. 2 nci derecenin 1 nci kademesinden % 76 oranında emekli aylığımın bağlanmasıyla 25 maaş emekli ikramiyemin ödenmesine karar vermiştir.

26 yıl 8 ay hizmetimin kabul edilmesi ve 25 yıl üzerinden emekli ikramiyemin ödenmesiyle % 76 oranında aylık bağlanması yukarıda madde metninde yazılan emekli sandığı kanununun 32 ve 33. maddelerine uygundur.

İştirakçilerin derece ve kademelerinin mevzuata uygunluğunu belirlemede asıl yetkili makam Ek- 30. madde gereğince Emekli Sandığıdır. 73754 sayılı emekli sandığı kararının incelenmesinde; 2. derecenin 1. kademesinden aylık derecemin belirlenmesi konusunda hiçbir görüşme ve müzakere yapılmadan K.K.K. lığından kendilerine gönderilen Hizmet Belgesindeki 2. derecenin 1. kademesinin doğru kabul edilerek karar alındığı anlaşılmaktadır. Bu kabul, Emekli Sandığının iştirakçilerinin derece ve kademelerinin mevzuata uygunluğunu incelemesine amir Emekli Sandığı kanununun EK-30. maddesine aykırıdır.

Fiili hizmet zam hakkı olanla olmayan ve aynı dereceden göreve başlayan iki memuru örnek olarak ele alalım. Emekliye ayrılabilme hakkı kazandıkları 25 yıl sonra zam hakkı olmayan 25 defa terfi edip zam hakkı olan da 20 defa terfi ettiği için zam hakkı olan 5 kademe eksik derecede kalmaktadır.

Zamların derece ve kademelerde sayılmaması, zehirleyici ve öldürücü işlerde çalışanların emekli sandığı kanunuyla tanınan tüm haklara daha kısa sürede kavuşmaları amacıyla fiili hizmet zammı verilmesine amir 32 ve 33 maddelere aykırıdır. Bu şekildeki uygulama, avantaj olarak kanunla verilen bir hakkın dezavantaja dönüştürülerek hak sahiplerinin aleyhine olarak yapılan haksız bir uygulamadır.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNUN SAVUNMA CEVABI

657 Sayılı devlet memurları kanunuyla 5434 sayılı Emekli Sandığı kanununda, fiili hizmet zamlarının derece ve kademe intibaklarında sayılmasına dair bir madde yoktur.

FİİLİ HİZMET ZAMLARI KONUSUNDA BİLİRKİŞİ RAPORU

Dava dosyasının incelenmesinde;

Fiili hizmet zammı fiil hizmetine eklenerek aylığı ödenmektedir.

Davacı, fiili hizmet zamlarının derece ve kademe intibakında da sayılması konusunda Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu davacının kurumu olan K.K.K. lığına sormuş alınan cevapta, derece ve kademede mevzuata aykırı bir durumun olmadığı bildirilmiştir.

657 ve 5434 sayılı kanunlarda fiili hizmet zamlarının derecelerde sayılmasına dair bir mevzuat yoktur. Davacının aylığı kanunlara uygun olarak ödenmeye devam edilmektedir.

BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZIM
  1. Sayın Bilirkişi hem, fiili hizmet zammı fiili hizmete eklenerek emekli aylığının ödendiğini, hem de fiili hizmet zamlarının derece ve kademelerde sayılması konusunda mevzuat olamadığını ileri sürülerek kendi içinde çelişkili rapor vermiştir.
  2. Fiili hizmet zamlarının derece ve kademelerde sayılmasına amir mevzuat, emekli sandığı kanununun 33. maddesinde vardır. Bu madde gereğince, fiili hizmet zam süresi kadar önce emekliye ayrılabilme ve emekli ikramiyesine hak edilmesine rağmen zam süresinin sayılmadan derece ve kademe belirlenmesi maddenin ruhuna aykırıdır.
5802 SAYILI KANUNDAKİ RÜTBELERDEN 926 SAYILI KANUNDAKİ RÜTBELERE GEÇİŞLE İLGİLİ İNTİBAK HAKKINDAKİ İDDİAM
  1. 5802 sayılı kanunla belirlenen astsubay rütbeleri 30 Kasım 1970 tarihine kadar ASLİ MAAŞ sistemine göre, 30 Kasım 1970 tarihinden 30 Ağustos 1971 tarihine kadar da GEÇİCİ ASTSUBAY AYLIK GÖSTERGE TABLOSUNDAKİ derece ve kademelere göre uygulanmıştır.
  2. 926 sayılı kanunun EK geçici 5. ve geçici 16. maddeleri gereğince 5802 sayılı kanundaki Astsubay rütbeleri ile geçici Astsubay aylık gösterge tablosu 31 Ağustos 1971 tarihinde yürürlükten kaldırılarak 926 sayılı kanundaki Astsubay rütbeleri ile EK- V111 Astsubay aylık gösterge tablosu yürürlüğe girmiştir.
  3. Geçici 15. madde gereğince müktesep haklara uyularak 137. madde esaslarına uyularak, geçici 16 madde gereğince de haiz olunan rütbe ünvanlarının muhafaza edilerek EK- V111 gösterge tablosundaki derecelere 31 Ağustos 1971 tarihinde intibakların yapılması gerekirdi.
  4. 31 Ağustos 1971 tarihinden sonraki tarihlerde birlik komutanlıklarım tarafından verilen elimde mevcut 3 adet belgede rütbemin düşürüldüğü ve düşürülen rütbemin derece ve kademesinden aylık aldığımı ileri sürerek Geçici 16 maddesinin anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştüm.

Dava açtıktan sonra müracaatım üzerine K.K.K. lığı tarafından 1 Nisan 2010 onay tarihli hizmet belgem tarafıma gönderilmiştir. Hizmet belgemi incelediğimde;

  • a. 30 Ağustos 1971 tarihine kadar gerek rütbemin gerek aylıklarımın kanunlara uygun olduğunu,
  • b. 31 Ağustos 1971 tarihi ile 30 Ağustos 1971 tarihleri arasında Kıdemli Başçavuş olan rütbemin 926 sayılı kanundaki rütbelere uygun derecemin ise EK-V111 gösterge tablosuna aykırı olduğunu,
  • c. 30 Ağustos 1972 tarihi ile emekli olduğum tarihe kadar olan sürede ise hem rütbemin hem de derecemin 926 sayılı kanundaki rütbelere hem EK- V111 gösterge tablosuna aykırı olduğunu gördüm.
  • d. Kanunlara aykırı olarak görev yaptığım komutanlıklarla K.K.K. lığınca birbirinden farklı iki kayıt tutulmuştur.
  • e. 31 Ağustos 1971 tarihinde 137, geçici 15 ve geçici 16. maddeler gereğince Kıdemli başçavuş rütbesine ve aynı tarihte yürürlüğe giren EK-V111 gösterge tablosundaki 5. derecenin 3. kademesine intibakımın yapılması gerekirdi.
  • f. Yürürlükten kalkan mevzuata göre, 31 Ağustos 1971 tarihinden emekli olduğum tarihe kadar 5802 sayılı kanundaki rütbelere ve 31 ağustos 1971 tarihinde yürürlükten kalkan geçici astsubay aylık gösterge tablosuna göre rütbe ve derece intibak işleminin yapılması kanunlara aykırıdır.
  • g. Kanunlara aykırı olan bu durumu ayrıca mahkemeye sundum.
RÜTBE VE DERECE İNTİBAKIMIN KANUNLARA UYGUN OLARAK;

Kanunun 137, geçici 15 ve geçici 16. maddeleri gereğince;

  • 31. 8. 1971 tarihinde rütbemin Kıdemli Başçavuşluğa, derecemin EK- V111 gösterge tablosuna uygun olarak 5. derecenin 3. kademesine,
  • 30. 8. 1972 tarihinde 4. derecenin 1. kademesine,
  • 30. 8. 1973 tarihinde 4. derecenin 2. kademesine,
  • 30. 8. 1974 tarihinde 4. derecenin 3. kademesine,

1923 sayılı kanunla 1. 3. 1975 tarihinden geçerli olarak Astsubay rütbelerine Kademeli Başçavuş, Kademeli Kıdemli Başçavuş ve 2. Kademeli Kıdemli Başçavuş rütbeleri, EK- V111 Aylık gösterge tablosuna da 3 ve 2. dereceler eklenmiştir. Buna göre 1. 3. 1975 tarihinde 5 yıllık Kıdemli Başçavuş olduğumdan,

  • 1. 3. 1975 tarihinde Kademeli Kıdemli Başçavuşluğa ve 3. derecenin 3. kademesine,
  • 30. 8. 1975 tarihinde 2. Kademeli Kıdemli Baş çavuşluğa ve 2. derecenin 1. kademesine,
  • 30. 8. 1976 tarihinde 2. derecenin 2. kademesine,
  • 30. 8. 1977 tarihinde 2. derecenin 3. kademesine,
  • 30. 8. 1978 tarihinde 2. derecenin 4. kademesine,

1. 3. 1979 tarihinden geçerli olarak 2260 sayılı kanun gereğince tüm devlet memurlarına 1 derece verilmiştir. 2. derecenin 4. kademesi ve daha fazlasında bulunan Astsubaylar 1. derecenin 4. kademesi hakkı kazandıklarından;

  • 1. 3. 1979 tarihinde de 1. derecenin 4. kademesine yükselip,
  • Bu derece ve kademeden emekli olmam gerekirdi.

Emekli Sandığı, düşük derece ve kademeye intibakın askeri personel kanununa ve emekli sandığı kanununun EK- 16. maddesine aykırı olduğu için emekli sandığı keseneklerinin (Primlerin) eksik ödendiğini EK- 30 madde gereğince düzelttirmesi gerekirdi.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNUN CEVABI

Hukuka aykırı bir durum yoktur.

BİLİRKİŞİNİN RAPORU

Askeri personelin aylıkları 926 sayılı kanun, bu kanunun değişiklikleri ve yönetmeliklerle belirlenir. Aylık artışları kanunla yapılır. Davacı 2009 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı er ve erbaş kanunu ile 2010 yılında yürürlüğe giren YAŞ kararları ile ilişiği kesilen subay ve astsubayların affına dair kanunda da davacının böyle bir hakkı yoktur. Ayrıca Anayasa'ya ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu gereğince o tarihte komutanlıklarına dava açması gerekirdi.

BİLİRKİŞİ RAPORUNA CEVABIM VE İTİRAZIM

Askeri Hizmet: Sosyal Güvenlik Kurumu ile hiçbir ilgisi olmayan ve İç Hizmet kanunuyla diğer Askeri kanunlarla belirlenen görev, disiplin, sicil, atış, tatbikat ve atama gibi görevlerden doğan hizmetlerdir. Askeri iş yerlerinde Komutanların emrinde geçen hizmetlerden doğduğu için ilk bakışta askeri hizmet gibi görünen fiili hizmet zamları ve emekli aylıkları Sosyal Güvenlik kapsamında olduğundan bu konudaki uyuşmazlıkların çözüm makamı 5510 sayılı kanunun 101. maddesi gereğince İş mahkemeleridir. Nitekim Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Hakkımda verdiği karar dava dosyasında mevcuttur. Yaş kararları ile ilişiği kesilenlerin affı ve askerlik kanunlarının dava konusuyla hiçbir ilgisi yoktur.

Kanunlara aykırı olarak yapılan intibakımla hem ben eksik aylık alıyorum hem de emekli sandığı eksik prim almıştır. BİLİRKİŞİ RAPORUNUN RET EDİLEREK, KONULARINDA UZMAN 3 KİŞİLİK YENİ BİR BİLİRKİŞİ RAPORUNUN ALINMASINI talep ettim.

MAHKEMENİN 7 TEMMUZ 2011 TARİHLİ ARA KARARI

Davacının 3 kişilik yeni bilirkişi talebinin reddine ve davacının itirazlarının dikkate alınarak aynı bilirkişiden EK RAPOR alınması.

BİLİRKİŞİNİN EK RAPORU

FİİLİ HİZMET ZAMMI KONUSUNDA

5434 sayılı kanunun 32. maddesi kimlere fiili hizmet zammı verileceğini, 33 ve 34 maddeleri de fiili hizmet zammının nasıl hesaplanacağı ve kurumların bu husustaki görevlerini belirlemiştir. Fiili Hizmet zamlarının derece ve kademelerde sayılacağına dair mevzuat yoktur.

RÜTBE VE DERECE İNTİBAKI KONUSUNDA

Askeri Yüksek idare Mahkemesinde dava açılması gerekir.

BİLİRKİŞİNİN SONUÇ OLARAK GÖRÜŞÜ

Görüş ve kanaatimde bir değişiklik yoktur.

EK BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZIM

FİİLİ HİZMET ZAMMI HAKKINDAKİ:

Fiili Hizmet Zamlarının derece ve kademelerde sayılmasına dair mevzuat, emekli sandığı kanununun 33. maddesinin 2. paragrafıdır. Sayın bilirkişi, 2. paragrafı dikkate almadan ve yok sayarak, dava konusuyla ilgisi olmayan 1. paragrafa göre rapor yazmıştır.

RÜTBE VE DERECE İNTİBAKI HAKKINDAKİ

Dava doğru mahkemede açılmıştır ve zaman aşımı yoktur. Eksik dereceye intibak aylıklarla ilgili olduğundan askeri hizmetle ilgisi yoktur, intibakın yapılışı kanunlara aykırı olarak yapılmasıyla hem ben eksik aylık alıyorum hem de emekli sandığı kanununun Ek- 16. maddesine aykırı olarak emekli sandığı eksik pirim almıştır.

SONUÇ olarak Sayın bilirkişi raporu kanunlara aykırı olduğundan itiraz ediyorum ve raporun yok sayılmasını talep ediyorum.

8. 12. 2011 TARİHİNDEKİ MAHKEME KARARI
Davanın reddine,
8 gün içinde Yargıtay da temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
Temyiz hakkının kullanılabileceği son tarih 16 Aralık 2011 tarihinde mesai bitimine kadardır.

Mümkün olduğu kadar kısa yazmaya çalıştım ama daha da kısa yazarsam konuyu tam olarak anlatamamış olurdum.

Sayın arkadaşlarım, temyiz hakkımı kullanacağım. Bilgilerinize ve yorumlarınıza sunuyorum. Teşekkürlerimle ve saygılarımla.

mahkeme-oyak

Ordu Yardımlaşma Kurumu rezervlerinin Nominal (sermayeyi temsil eden hisseler) değer üzerinden değil, tüm mal varlıklarının gerçek değeri üzerinden hesaplanması için açtığım davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ret edildiğini ve aynı mahkemede “Karar Düzeltme” talebinde bulunduğumu yayınlamıştım.

Ordu yardımlaşma Kurumu kanununda, ödediğimiz aidatların yıllık sadece % 5 faiz hesabıyla değerlendirileceği yazılıdır. Yönetim Kurulu ve genel kurulun onaylaması halinde daha fazla miktardan da hesap edilebileceği de ayrıca yazılıdır.

Biz paramızı 'bankaya faiz karşılığı yatırır gibi değil, risklerini ve avantajlarını taşıyan kimseler olarak' kuruma aidat ödüyoruz. Bankaya faizle para yatırıldığında, banka zarar da etse çok büyük kâr da etse alınacak faiz parası sabittir. OYAK rezervlerimiz, "kârı ve zararı üyelerine ait olduğundan hesaplamanın yıllık % 5 faiz olarak değil, gerçek değerler üzerinden hesaplanması gerekir" gerekçesiyle, Nisan 2010 tarihinde yapılan genel Kurul Kararının yürütmesinin durdurulmasını da içeren Genel Kurul kararının iptali davası açtım. İddiamda ayrıca 205 sayılı kanunun temsilciler kurulu, Genel Kurul ve Yönetim Kurulunu düzenleyen maddelerinin anayasaya aykırılığını da ileri sürdüm.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, davamı ret etti ama kararında anayasaya aykırılık iddiam konusunda hiçbir açıklama yapmadı. Ben de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 66/a maddesine uygun olarak, Anayasaya aykırılık iddiamın kararda karşılanmadığı gerekçesiyle, karar düzeltme talebinde bulundum.

  • Amacım, 'hukuk yoluyla gerekli kanuni şartların doğmasıyla' üyelerinin ödedikleri aidatları oranında söz sahibi olabilecekleri OYAK Genel Kurulunun yaratılmasıdır.

Tüm Banka, Holding ve şirketlerin en yetkili kurulları, bu tüzel kişiliklerin maddi varlıklarında payı olanların payları oranında oy sahibi oldukları genel kurullarıdır. SGK (Emekli sandığı, Bağ Kur ve SSK) gibi kuruluşlar birer devlet kurumu olduğu ve üyelerine yapılacak her türlü yardımın ve ödemenin devletten yapılmasından kanunla düzenlenmektedir. Bu sebepten yetkili kurullarının ataması özel kanunlara tabidir. Bu durum tüm dünyada böyledir.

Kaldı ki 205 sayılı kanunda ödenen para emekli maaşı olarak tanımlansa da, ödenen para her yıl bilanço kârının yarısının üyelere 4 taksitte ödendiği temettüdür. Şirketlerde ise temettüler peşin olarak bir seferde üyelerine ödenir ve sermaye artırımı yapılacaksa tamamı üzerinden yeni hisse verilir. Tamamen üyelerinin aidatlarıyla var olan ve zorunlu üyeliğe dayanan OYAK benzeri hiçbir kurum demokratik ülkelerde olmadığı gibi yanılmıyorsam sadece İran'da var imiş.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi karar düzeltme talebimi haklı görürse davayı kazanacağım, haksız görürse 6 ay içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açacağım.

Arkadaşlarımın bilgisine sunuyorum.

hala-susacakmisinizSaygıdeğer arkadaşlarım,

29 Ağustos 2009 tarihindeki yazımın bir bir bölümünde "Varlığını bizlerin aidatlarına borçlu olan OYAK bizi bir mendil gibi buruşturup kapının önüne koydu. Yeniden üye olmamız ve üyelere hisse senedi verilmesi sağlanmalıdır  ama, TEMAD sessiz!" dedim.

Vay, sen misin bunu yazan? Ne yalancılığımız kaldı, ne muhalifliğimiz, ne de toplumu yanıltmış olmamız!  Yetmedi, üyelerine "herkes kendi davasını kendi açsın" diye harika bir çözüm bulan TEMAD hukukçuları, haklar için hukuka gitmenin gerektiğini  unutup, beni dava etmekle tehdit ettiler !..

Çok korkmama rağmen işkembeyi küberadan atıp kimseyi yanıltmadığımı, haşa haddimizi bildiğimizi ama gerçekler konusunda suskun kalmanın etik anlayışımıza uymadığını düşünerek, TEMAD’a  kendi sitesinden ve bu siteden yanıt verdim.

AİHM dava dilekçenizde iki gerekçeniz var:
  • Türkiye'de adil yargılama yapılmamıştır.
  • OYAK iştiraklerinde Assubaylar temsil edilmiyor.

Bunu ben uydurmadım, referans verdiğiniz TEMAD dergisinde siz belirttiniz!

Şimdi Genelkurmay  "7 emekli Assubay atadım, dava gerekçesi geçersizdir" derse...

Dava düşer mi? Elbette düşer.

Dava dilekçenizde özür dilememi gerektiren  'yeniden üyelik ve tüm üyelere hisse senedi verilmesi talebi' var mı? YOK!

"Dava gerekçesi hangi temellere dayandırıldı bize açıklayın. Davanın kabul ediliş tarih ve numarasını verin" dedik; hâlâ ses YOK! Ne bekliyorsunuz?

Ya beni haksız eleştiri ve toplumu yanıttığım  için dava edeceksiniz...

Ya da "biz hata yaptık. Özür dileriz" deme olgunluğunu göstereceksiniz !..

"Sizden toplum adına açıklama bekliyorum";

Diye 10 MART 2010 tarihinde ikici kez  yazdığımı hatırlayacaksınız ama yine yanıt vermemekte direniyorlar . Bu kez sanal destekçilerinin de sesi çıkmıyor! NİÇİN ?

"Haklarımızı hukukta arayalım. Bunun için TEMAD yönetimine ihtiyaç duydukları gerekli maddi desteği sağlarız" diye başlattığımız kampanyayı yine TEMAD engellemedi mi?

Çünkü, yönetimin bizlerin sorunlarını önemsemek, çözüm bulmak gibi bir misyonu yok! Kaldı ki, TEMAD hiç bir şubesininin görüşünü almadan, OYAK iştiraklerinin yönetim ve denetim kurullarına isim bildirip, genel sekreterini OYAK ASLAN ÇİMENTO’ya atanmasını sağlayarak davanın aleyhimize dönmesine neden olmadı mı?

OYAK, SAYIMIZLA ORANTILI OLARAK ATAMA YAPMADIĞI MÜDDETÇE BU ÇÖZÜM DEĞİL, KANDIRMACADIR.

OYAK yönetimini AİHM'ne dava eden TEMAD’ın gerekçelerini yukarıda yazdım. TEMAD açtığı davada hisse senedi konusunu gündeme getirdi ise ısrarlı taleplerimize rağmen dava dilekçesini niçin yayınlamıyor? Bu devlet sırrımı? Açılan bir dava dilekçesinin içeriğini her TEMAD üyesinin öğrenmeye hakkı vardır.

Yaptığımız hiç bir çalışmaya destek vermeyen, önerilerimize sessiz kalan bu yönetim kimi temsil ediyor? O göreve bizleri temsil etmek için kendileri gönüllü olmadılar mı? O görevde kalma mecburiyetleri mi var?..

Sn.Turan bu sessizlik karşısında dava açtığı zaman, niçin "bu konuyu biz zaten dava ettik, sizin dava açmanıza gerek yok" açıklaması yapmıyorlar? Dava dilekçesini bizlere açıklamazlarsa bu toplumun oyalandığı ve kandırıldığı konusunda endişelerimizde haklı olduğumuz kesinleşecektir...

BİZLERİN AİDATLARI İLE KURULAN ŞİRKET KÂRLARININ TAMAMI DOĞAL OLARAK BİZE NEMA OLARAK ÖDENMEDİ. BÜYÜK BÖLÜMÜ YENİ YATIRIMLARDA KULLANILDI. BU NEDENLE, TÜM ÜYELERİN KURUM İŞTİRAKLERİNDE HAKLARI OLDUĞUNDAN HER ÜYEYE KATILIMLARI NİSPETİNDE HİSSE SENEDİ VERİLMELİ, DİLEYEN BİRİKİMLERİNİ KURUMDA DEĞERLENDİREBİLMELİDİR...

TEMAD, açılan davada bu talebin yapıldığını belirtmediği için Sn.İ.Turan tarafından bu konuda açılan dava AYİM tarafından ret edilmiştir. Bu sonucu bekliyorduk. Ancak, konuyu Anayasa Mahkemesi'ne ve AİHM götürmek için iç hukuk yollarının tükenmesi gerektiğinden, açılan bu dava için AYİM karar düzeltme talebinde bulunulması gerekiyor(düzeltme talebinde bulunulmuştur). Sn.Turan’ın zamanı ve emeğinin yanında, bu davanın giderlerine katkıda bulunmamızın görev olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda birçok arkadaşım gönüllü olarak destek vermek istediklerini belirttiler. Kendilerine müteşekkiriz.

Sitemizin ve kişilerin yasa gereğince yardım toplama yetkisi yoktur. Gerçi bu yardım değil kendi davamız için bir yardımlaşmadır. Gönüllü destek olmak isteyen arkadaşlarımız Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adresine mesaj gönderirlerse kendilerine hesap numarasını ve bilahare hesapla ilgili ayrıntılı bilgiyi sunacağız.

Haksızlıklara sessiz kalmak haksızlık kadar suçtur. Kendisine saygısı gereği haksızlıklar karşısında mücadele eden meslekdaşlarıma en iyi dileklerimle sevgi ve saygılar sunuyorum.

Sayfa 1 / 2
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ